Mesut Yılmaz ANAP’ın başına geçmesiyle Özal misyonundan partiyi saptırmaya başlamıştır.Bu değişim seçimlerde, sandığa ANAP’ın erimesi olarak yansımıştır.Yılmaz’la girilen üç genel seçimin sonunda ANAP meclis dışında kalmıştır.
Mesut Yılmaz’ın başkanlığı döneminde 1997 de Refah-Yol hükümetinin “modern darbe” ile alaşağı edilmesi ile oluşan ara dönemde, üstlendiği görev ANAP’ın kuruluş felsefesi ile tamamen tezat oluşturmuştur.Bir takım zorlamalarla oluşturulan CHP destekli azınlık hükümetinin Başbakanı olarak Özal’ın kemiklerini ve Türk halkının büyük çoğunluğunun vicdanlarını sızlatmıştır.Türkiye’de solun hayal edipte bir türlü gerçekleştiremediği icraatlar sözde sağcı bir hükümete yaptırılmıştır.Bu dönemde Yılmaz ,Özal’ın da önemli katkı sağladığı bir çok demokratik kazanımların yok edilmesinin altına Başbakan olarak imza atmıştır.
28 Şubat kararlarını hayata geçirmekte önemli rol üstlenen, Mesut Yılmaz’ın gerçek kimliğini Türk halkı iyi tanıdığından 2002 yılındaki genel seçimde kendisini parlamento dışına itmiştir.Türk Bank ihalesindeki şaibeden dolayı yüce divanda yargılandığı davadan “Rahşan affı” olarak bilinen erteleme yasasından faydalanarak sıyırmıştır.Hemşerilerinin şefkatine sığınarak 2007 seçimlerinde bağımsız milletvekili olarak meclise girmiştir.
Anayasa mahkemesindeki yargılamadan kurtulduktan sonra bir takım siyasi girişimleri olmuştu.O zaman Yılmaz’ın tek şansının sol seçmende olacağını ifade etmiştim.Çünkü CHP destekli azınlık hükümetindeki icraatları ile sol kitleleri çok memnun etmişti.Tahmin ettiğimiz gibi ne eski partisinin başına geçebilmiş, nede yeni bir oluşuma önderlik yapabilmişti.Çünkü Türk seçmeninin çoğunluğunu oluşturan muhafazakar-demokrat kitlelerin Yılmaz’a güvenmeleri artık mümkün değildir.
Mesut Yılmaz siyaseti dizayn etmeye çalışan “toplum mühendisleri” için iyi bir malzemedir.Bu realiteyi bilen Yılmaz’ın, Türkiye’deki son siyasi ortamdan faydalanarak acaba yeni bir 28 Şubat tekrarı yaşayabilirmiyim? Ümidini taşıdığını görmekteyiz. AK Parti kapatma davası ile ilgili Avrupa parlamentosunda yaptığı konuşmada niyetini ortaya koymuştur.Yurt dışındaki bu konuşma ile Türkiye’deki bir takım çevrelere “vereceğiniz göreve hazırım, 10 yıl önce ne isem ,bugünde aynı konumdayım”” mesajını vermiştir.
Siyasette hiçbir şansı olmayan Yılmaz’ın “kaybedeceğim bir şey yok” mantığı ile bir defa daha şansını denemek istediği görülmektedir.Fakat , uzun yılların siyasetçisi olmasına rağmen Türk halkındaki değişimi görememektedir.Avrupa Parlamentosundaki konuşması ile sağ seçmenin değil ancak sol seçmenin memnuniyetini kazanacağını acaba algılayamıyor mu?Eğer Baykal’a alternatif olma niyeti varsa doğru yolda olduğunu söyleyebilirim.Fakat bu söylemleri ile Özal misyonunun seçmeninden ümidi varsa bu nafile bir çabadır.Son 4 genel seçimde sandıktan çıkan seçmen tercihlerini iyi analiz ederse tabloyu daha net göreceğini umuyorum.
Sayın hemşerimiz Yılmaz’ın yılların siyasetçisi olmasına rağmen; Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde Ağar ile Mumcu’nun tavırlarına ve kendi icraatlarına halkın sandıkta verdiği cevabı hala daha algılayamaması çok düşündürücü ve üzücüdür.
Bu haber 507 defa okunmustur.