ABD Başkanı Obama’nın Türkiye ziyareti
M. Kemal AYÇİÇEK – 8 Nisan 2009
ABD Başkanı Barack Hüseyin Obama’nın Türkiye ziyareti sırasında çeşitli platformlarda verdiği mesajlar tartışılıyor. Olayı herkes, kendi cenahından yorumluyor. Gerçekte Obama’nın amacı neydi? Hep alıştığımız, kuşkucu bakış tarzımızla “bizden çok şeyler istemiştir, kaybımız çok olacak, göreceksiniz” mantığını haklı kılacak bir durum söz konusu bile değildir. Obama, bir önceki ABD Başkanı Bush’un dinlememekte direndiği Türkiye’ye aslında bir derin özür ve gelecekte de güven telkin etmiş ve “kritik ortaklık” adımını atmıştır.
Bugüne kadar hiçbir ABD başkanının olmadığı kadar tüm ziyaretlerinin Türkiye başta olmak üzere Dünya kamuoyuna canlı yayınlarla mesajlar verdiği bir gezi olmamıştır. Gerek bilişim çağının teknolojik imkanlarının gelişmişliği ve gerekse yayıncı kuruluşların çok donanımlı oluşları sayesinde ABD başkanı Barack Hüseyin Obama’nın ziyaretini sadece gazeteciler ve diplomatlar değil tüm Dünya canlı yayınlarla izlemiştir. Artık günümüz şartlarında verilen tüm mesajların, orasından burasından kırıntılanarak, toplum üzerinde bir takım şüphe ve vehimlere yol açacak yorumlar, eskiden olduğu gibi yapılamayacak. Yapılsa da zaten yapanların hangi amaçla bu yorumları yaptıkları sırıtacaktır.
Devletlerarası resmi müzakereler hariç, gezi ayrıntılarıyla kamuoyunun gözleri önünde cereyan etmiş ve yakın bir zamanda kamuoyu yoklamalarında Türkiye halkının yüzde 50’lere düşen ABD desteği, Obama’nın iki günlük Türkiye ziyaretinde yüzde 80’ler üzerindeki desteğe ulaşmıştır. Öyleki, Obama’nın İstanbul’da Ayasofya Müzesi ve Sultan Ahmet camii ziyaretlerinden sonra Tophane-i Amire'de öğrencilerle buluşması ve orada insanlar arasında daha iyi iletişim kurulmasının, yanlış anlamaların üstesinden geleceğini ifade etmesi ve gençlerin politikaya girmesini önermesi başlı başına bir değişim ve gençliğe güvenin ifadesidir.Ayrıca, gençlerle buluşmasında “ezana yarım saat var, ezandan önce bitirmeliyiz” şeklindeki ayrıntıyı ifadesi, inanca olan saygısının yapmacık olmadığının bir kanıtı gibiydi.
Barack Hüseyin Obama’nın hem beden dilini ve hem de yaptığı konuşmalardaki “insana saygı”yı ön plana alan kullandığı sözcükleri, belki bizim karakterimize uygun ifade tarzı da kendisine inanılırlığı artırmıştır. ABD başkanı, eski başkan Bush’un tam aksine bir profil çizerken, gençlerden birinin “Abd’deki liderlerde simalar değişir ama kafalar değişmez, aslında sizin de bush’tan pek farklı olmadığınıza ne dersiniz?” şeklindeki sorusuna, Obama’nın “uygulamalarımızla bunu görürsünüz. Liderler arasında fark var mıdır, yok mudur görürsünüz” cevabı bile iyi niyet ve dürüst bir politikacı imajını ortaya koymuştur.
ABD Başkanı Barack Hüseyin Obama, bir önceki başkan George w.Bush’un Irak’ın işgal edilmesi olayı başta olmak üzere bölgedeki politikalarında kulak verip, dinleme zahmetine bile katlanmadığı Türkiye’ye aslında dolaylı bir “özür dileme” ve bundan sonra Afganistan, Pakistan, Ortadoğu, Irak, İran, İsrail-Filistin, Türki cumhuriyetler, Kafkaslar ve hatta Rusya ve Avrupa konusunda da her türlü problemi, birinci derecede paylaşacağı bir patner olarak kabul ettiğini ilan için Türkiye’ye gelmiştir. ABD başkanı Obama, Türkiye’nin Dünya’daki konumunu nihayet tam olarak algılamış olarak, Türkiye’nin liderliklerine özellikle bu coğrafyada muhtaç olduğunun farkındalığı ile “kritik ortaklık” ifadesini kullanmış ve konumuna uygun ağırlıkla mesajları tüm Dünya’ya açıkça ilan etmiştir.
ABD, Türkiye’yi tıpkı kendisi gibi görüp, bundan sonraki özellikle Orta Asya, Orta Doğu, İran, Irak, İslam alemi ve Kafkaslardaki politikalarında öncelikli “güven ülkesi” olarak kaydetmiştir. “kendisi için istemediğini başkası içinde istememe” mantığını Obama, İran ile ilgili bir soruda ortaya koydu. Gençlere özellikle eski kuşakların bazı alışkanlıklardan kurtulmakta zorlandığını ve yeni neslin bu tarz koşullanmışlıklar arasında boğulmaması gerektiğini ifade etmesi de Obama’nın tüm sorunlara nasıl yaklaşım göstereceğinin bir işareti değimliydi? Kısaca ABD başkanı Barack Hüseyin Obama, tamda günümüz Dünya’sının beklentilerine uygun bir dil kullanan, Dünya’nın ihtiyaç duyduğu bir liderlik profilini çizdi. Ayrıca, Dünya’nın “jandarması” olmadıklarını, “bir elin nesi var iki elin sesi var” düsturu ile Dünya sorunlarının üstesinden gelinebileceğinin bilincindeki bir lider tipini çizdi. Türkiye’de nasıl Tayyip Erdoğan’ın belki bilmeyenlerce yadırganan “Kasımpaşalılık” diye niteledikleri doğal ve tabiliğini, şimdi tüm Dünya, Barack Hüseyin Obama’nın şahsında görüyor. Olması gerektiği gibi, rolsüz ve de sade ve gerçekte bir insanın olması gerektiği haliyle bir liderlik. Gurur ve kibirden uzak, akil ve de mantıklı ve makul, ben merkezlilikten ziyade “biz” diyebilen bir liderlik Obama’nın ki. Sanırım Dünya’nın da tüm ülkelerinde aynı hasletleri taşıyan liderlere ihtiyacı var. Ve böylesi liderliklere de ülkeler, ancak halkları isterse kavuşabilecekler.
ABD Başkanı Barack Hüseyin Obama’yı hep birlikte izledik. Şimdiye kadar hiç görmediğimiz bir liderlik vizyonu çizerken, bize iğne batırırken kendine de çuvaldızı batırmayı ihmal etmediğini gördük. Belki de bizim hoşumuza giden yanı da buydu. Zaman zaman söylemlerine kızanlarımız olmuş olabilir, bizi tesir ve etki altına almak için böyle yaptı denebilir ama Obama’nın Türkiye gezisini yakından izleyenler, neyi niçin ve ne kadar yerinde kullandığını da anlamışlardır. Burada Obama’nın söylemlerinden ve de ifadelerinden çok farklı anlamlar çıkararak, tıpkı geçmişteki gibi gelecekle alakalı bir takım komplo teorileri üretmeye gerek yok. Her şey eskisinden olmadığı kadar ayan beyan ortada ve milletin gözünün önünde olmaktadır. Afganistan konusunda Türkiye’den asker de istenecekse ve ama bizim komutanlarımızın nezaretinde askerimiz o coğrafyalara gidecekse bundan gocunmamıza gerek yok ki. Askerimiz zaten her gittiği yerde risk altındadır. Kendi ülkemizde bile askerimiz risk altında değil midir? Şu unutulmamalı, silahın olduğu her yerde her zaman risk vardır. Öyle değil mi?
Kısaca ABD Başkanı Barack Hüseyin Obama, Türkiye’den tüm Dünya’ya, “bundan sonra bu coğrafyanın, ABD’si sizsiniz.Türkiye’dir. Ama eski ABD’si değil yeni ABD’sisiniz, size güveniyoruz. Ceddinizden aldığınız derslerle mi, adalet duygularınızla mı hangi ahvalde olursa olsun bu coğrafya’da siz artık sizindir. Ben sadece istediğiniz zaman yanınızda olacağım”mesajı vermiştir. Yani salt, Türkiye’nin yüzde 98’i müslümandır, aman buradan İslam alemine “şu mesajı da vereyim” kaygılarından ötedir ABD’nin Türkiye’ye biçtiği misyon.
Ha şimdi benim için “ne yalaka adam ya, nasılda Obamacı olmuş” diyenlerinizi duyar gibiyim, hayır ben ABD’ci değilim ama ben bugün ABD Başkanı Barack Hüseyin Obama’nın eski ABD başkanlarına oranla çok doğru bir insan olduğuna inanmakla, Rusya’nın da en az ABD’nin yeni lideri gibi insanlarının bol ve güvenilir insanlar olduklarına inanıyorum. Burada şucu veya bucu olmak önemli değil artık Dünya, bir köy oldu. Bu alem de tüm insanlığın huzur ve saadetini düşünen, barış ve kardeşliklerin dil, din, ırk,renk gibi ayrımcılıkları içermeyen her türlü insanı düşünüşün ve insanca yaşamın olması için çaba sarfeden liderlerden yanayım. Dünya’daki haksızlıkların, zulmün dizginlenmesi ancak böyle liderler sayesinde giderilebilir diye düşünüyorum.Bu vesileyle Barack Hüseyin Obama’yı başkan seçen tüm ABD’lileri de başkan Obama’nın şahsında tebrik ediyorum. Kalın sağlıcakla.
Not: Bu yazım aynı zamanda www.karadenizolay.com , www.kuzeyhaber.com ve Hizmet Gazetesi’nde yayınlanmaktadır.
Bu haber 533 defa okunmustur.