Hürriyet, hiçbir Gazetenin şimdiye kadar yapmadığını belki yaptı ve 72 saat da olsa üç kişilik ekibi ile bir güzel umre yaparak, bunu yazı dizisi halinde yayınlamaya başladı. Başlangıçta Ahmet Hakan Coşkun, “Ertuğrul Özkök’le Umreye gidiyoruz” diye yazdı da haberimiz oldu. Ardından gerçektende geziyi yaptı döndüler. Şimdiye kadar bir çok gazetede “umre” yazıları yazıldı ama o yazılar benimde ilgimi çekmiyordu. Ama bu sefer, Umre yazılarını bende okuyorum ve sanki bende onlarla, Mekke’yi, Kabe’yi gezmiş gibi oldum.
Belki de hep aynı cenahtan yazarlar veya muhabirlerin umre veya Hac ile ilgili yazıları, günü kurtarma yazısı olarak algılanıyor veya mevsimsel öneminden dolayı ilgi çekebiliyordu. O da tanıdık, bildik biriyse yazar, onun gözüyle görüyordunuz. Ama gazeteler, zaten öyle bir yere daha çok muhafazakar yönü önde olan elemanlarını gönderiyor, o gelen mübarek te kendi cenahından olaya bakıyor ve kendince belki verdiği emeği anlatıyordu ama bunu ya haber dilinde veya belli bir disiplinde aktarınca da pek ilgi çekici yazı olmuyordu, belki de bana öyle geliyordu. Ama, Türkiye’nin en önemli gazetesinin, bir başka deyişle “Amiral gemisi” olarak lakaplandırılan Hürriyet Gazetesi’nin Genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök ve gözde yazarlarından Ahmet Hakan Coşkun’un böylesi bir geziyi birlikte yapıp, bunu yayınlıyor olmaları belki de bir ilk oldu Türkiye’de.
Seven sevmeyen, çeken çekemeyenleri vardır herkesin mutlaka ama sevseniz de sevmeseniz de bir Gazetenin en üst düzeydeki yöneticisi ile böylesi bir gözlemi aktarıyor olmaları, elbette takdir edilecek önemli bir hizmettir. Bugüne kadar yazılan yazılar da mesela Ali Bulaç’ın normalde “Bizim Peygamberimiz” yazı dizisi içindeki yazılarını ilk kez yazıyor değildi, ama o’nun yazılarını farklı yayınlarda okumakla Hürriyet’teki yazı dizisi içinde okumak bile başlı başına olay oldu. Yazıların hep “dine zarar verme” kaygılarıyla yazılıyor olmalarıydı belki, ilgi ve dikkat çekiciliği Hürriyet’teki kadar etkili olmamıştı. O muhafazakar yazarlarında umre yazılarına bakmışlığım elbette vardı ama böylesine açık ve net, neyin ne olduğunu pek anlayamıyordum. Ama şimdi Hürriyet’teki yazı dizisi ile sefa ile Merve arasındaki tepelerin düzlenmişliğini, o üçyüz metrelik alanda sakatlar için ayrılmış özel bölümdeki insanların çilesini hiç bu yazıları okuyuncaya kadar aklıma bile getirmemiştim.
Özgürce inanmak ve o inancın gereğini özgürce yerine getirebilmek insana keyif verir tabiî ki, ama bizde babadan kalma bir inanç dayatması, işin manevi zevkini de alamamayı beraberinde getiriyor. Aslında güzel olan dinimizin güzelliklerinin bile belki farkına varamıyoruz. Nasıl bir ruh halidir, Kabe’nin ilk görülmesindeki huşu..Siz ne kadar anlatırsanız anlatın, insanoğlunun aklı gözünde oluyor. Göz görmeden, anlatılanlar salt dini terimlerle sınırlandırılınca bu yeterince anlatılamıyor demek ki. Bugüne kadar yazılan yazılarda genelde bu ruhanı yönlerin, yazarın kendi iç dünyasını aktarımına dönüştüğü için belki Hürriyet’teki “ Peygamber’in izinde” yazı dizisi kadar etkili olmuyordu.
Şimdi daha önce umre yazıları yazanlar, veya o mübarek topraklara gitmiş ve oralardan aktarım yapanların bu yazı dizisini benim gibi önemsemeyebilirler. Ama şu unutulmasın, Kabe evet aynı Kabe’dir, Mekke evet aynı Mekke’dir ama ifadeler, anlatımlar o topraklara hiç gitmemiş insanlara yönelik değilse bunun ne önemi vardır. Önemli olan, hiç gitmeyen insanlara o Umre’nin anlatılmasındaki etki, bireylere kendi mantık ölçülerinde veriliyorsa ve o topraklara gitmeyen insanlar, okuduğu yazılarda yazanla birlikte olabiliyorsa zaten amaç da odur. Yoksa birilerine yamanmak adına yazı dizilerini konu edinmek iş değildir. Umre yazısını Milli Gazete de okumakla Hürriyet’te okumak arasında dağlar kadar fark vardır. Öyle yazılar vardır ki, belli bir gruba hitap eder de toplumun genelini dikkate almaz. Sadece Müslüman okurlara yazı yazılır. Oysa yazılarda tüm insanlığa yazılmalıdır. Hangi konuda olursa olsun, salt Müslümanlar dikkate alınıp Umre yazısı yazılırsa onunda çok cazip yanı olmaz. Muhafazakar kesimde de Genel yayın yönetmenlerinin yazıları olmuştur ama onlar, yazıları yazdığında ihramlı fotoğraflarıyla ön plana çıkarlarken, Ertuğrul Özkök ve A. Hakan Coşkun’un 72 saatlik gezisinden poz veren görüntüler, ön planda değildir. “bana burada fotoğraf çek” dedirtecek görüntülerden uzak, gerçekten bir gezi yazısı dizi haline getirilmiş ve mesela “milyonlarca çadırın kurulduğu” Mina yerine “mega çadırkent” ifadesi ile olayın aktarılması, yalınayak gezilmesine rağmen ayakların kirlenmemiş olmasının anlatımı da ön yargısız sade bir bakışın sonucudur.
Kim ne derse desin Hürriyet, “Peygamber’in izinde” yazı dizisi ile önemli bir Gazetecilik yapmıştır. Belki bu umre yazısından dolayı önümüzdeki yıllarda Türkiye’den Umre’ye gitmek isteyenlerde artacaktır. Bu yazı dizisinden dolayı Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök başta olmak üzere, A. Hakan Coşkun ve Ali Bulaç’ı tebrik ediyorum. Onlar sayesinde ben de sanki umre yapmış gibi oldum. Sadece Hürriyet’te değil İHA’dan Osman Akın’ın mesela “Kur’anın indiği mağarada Türk izi” haberindeki “oflu yunus” fotoğrafı, işin magazin yönü açısından önemsediğim bir başka olaydı. Hürriyet’te Umre dizisi başlamadan Taraf Gazetesi’nce “Umre’yi bizden okuyun” haberi de Gazetecilikteki rekabet açısından hoş olan bir yayındı, onları da kutluyorum. Belki öylesine bir rekabetle “Umre” gündeme gelmemiş olsaydı, bu yazı dizilerini okumuyor olacaktık, iyi ki meslekte rekabette var, güzel farklı çalışmalar da. Kalın sağlıcakla.
Not. Bu yazım aynı zaman da www.karadenizolay.com , www.24haber.net ve Hizmet Gazetesi’nde yayınlanmaktadır. 8 eylül 2009
Bu haber 523 defa okunmustur.