Türklüğümüzle övünmeyelim mi?
M. Kemal AYÇİÇEK – 12 Ekim 2009
Şimdi eğri oturup, elleri vicdanlara koyup, Dünya’ya baktığınızda, Türkiyeli olmakla, Türk olmakla insanın övünesi geldiği zaman bunu yapmamalımıyız? Tüm Dünya, yenibaştan şekillendirilirken, o şeklin verilmesinde rol alan bir ülkenin vatandaşı olarak, göğsümüzü gererek, Türklüğümüzle övünmeyecekmiyiz?
Tutturdular, “yandaş medya” ayakları diye bir şey, buda aslında bilinçli yapılan bir saptırmadan ibaret bir şey. Adam, İstanbul’da istiklal caddesinde kalkıyor, önüne gelene kamera tutup, gecenin bir vakti ipe-sapa gelmez diyaloglar(!) kurgularıyla haber yapıp, bunları yayınlayarak “gazetecilik” yapacak, biz sadece orada mağdur edilen vatandaşları ya da sanatçıları aşağılayacağız(!). İyi medya olabilmek adına yapacağız bunu öylemi? İnsanların özel hayatlarının tam ortasına girecek ve oradan haber yapacaksak, biz iyi(!) gazetecilerden olacağız. Benim başıma geldi, 12 yılımı verdim “yandaş medya” olmayan medyaya, o zamanlarda laik(!)tim, sonra karadenizolay’a geçip, iki yıl yazı işleri müdürlüğü yapınca, ne irticacılığımiz kaldı, ne müslümanlığımız ne de insanlığımız. Hatta numaradan, şimdinin “yandaş medyası” sayılan birilerine kimlik zayi ilanı verdim, aynen “kimliğim kaybolmuştur” diye ilan bile koydular. Başımıza gelmeyen kalmadı. Kendi meslek kuruluşumuz bile bir kez olsun, “gel hele, sen üyemizsin, ne oldu, hele bir anlat, varsa yapabileceğimiz bir şey, yapalım” bile demediler.
Bırakın onları cemiyetin iki yıl başkanlığını yapan güya yakın arkadaşım da olan sözde dostum, o başkanlığı dönemin de bir kez bile aramıyor, başkanlıktan ayrıldıktan sonra da “sen üyemiydin ki?” diye de güya hayretlerini ifade edebiliyor. Sanki hiç başka kongrelerde aynı safta yer almamış, desteklediğimiz adayla cemiyet seçimlerini az farkla da olsa kaybetmemişiz gibi davranabiliyor, onca yıllık birlikteliği unutabiliyor(!)
Kop dağına “dur yolcu anıtı” yaptılar, Bayburt’un ortasına elinde sazıyla bir dede heykeli koydular, Muhabirimi gecenin yarısında bir sivil araca koyup, eşek sudan gelinceye kadar dövdükten sonra belki de “öldü” diye, Çoruh nehrine attılar, onun hesabını da bana sordular. Başbakana bende kızıyorum, hem de nasıl kızıyorum ama bunu yazıya dökemiyorum. Sanıyorlar ki, elinde kalemi olan her şeyi yazabiliyor. “özgürlük” deniliyor da ondan kızıyorum, hala onca yıldan sonra hala bir insan “yazsam mı acaba”larda kalabiliyorsa, bu onun acizliğinden değil, başına gelenlerden aldığı derslerden olsa gerek. Onun için Başbakan ne zaman “özgürlük” dese, sinirlerim tepeme çıkıyor(!) Yok hala bir özgürlük, onun için şu adına önce “kürt açılımı”, sonra “demokratik açılım” ve son olarak da “milli birlik projesi” denilen o açılımı heyecanla bekliyorum. Gerçi o da gerçekleşse, biz hala çocuklarının isimlerini bile babasının yanında söyleyemeyen bir töreden geliyoruz, öyle her aklımıza geleni de geldiği gibi yazıya dökecek konumda değiliz.
Xihalife diye bir site var, burası da aslında sosyal bir paylaşım sitesi. Bu sosyal paylaşım siteleri her ne kadar aşk-meşk işleriyle bilinse de orası öyle değil. Blog veya fotograflarınız veya bir mesajınız oluyorsa oradan aktarıyorsunuz. Mesela İsrail zumlu ile ilgili gönderileriniz itibar görmüyor, ona müdahale edebiliyorlar ama diğer Dünya meselelerine pek ses çıkarmıyorlar. Pakistan Peşaver’den bir pilot, Prince nicki ile mesajlar atıyor. Orada Türkiye’nin “Müslümanların merkezi” oldu diyebiliyor. Sadece Birleşmiş Milletlerdeki rolü ile değil, G-20 içinde yer alması, daha geçen hafta Dünya sermayedarlarının İstanbul’daki zirvesindeki mesajlarıyla da tüm Dünya’da sözü dinlenen ülke oldu. Son olarak Türkiye ile Ermenistan ülkeleri arasında protokol imzaları da bizim Türk olmakla övünç duymamızı gerektiren önemli bir adım oldu.
“Türk”lük, bizim vatandaşlık bağımız, Türkiyelilik’tir bu “Türk”lükten anladığım, yoksa etnik anlamda “Türk”lük ifadesi olarak hiçbir zaman anlamadım, anlayamam da zaten. Bu ülkede yaşayan herkes “Türk”tür zaten ama etnik kökeni farklıdır, banane veya kime ne bundan? Yani, Türkiye’nin Dünya’daki konumu artık farklı, ben bununla övünç duyuyorum.Bunu yazmakla kime ne “yağcılığı” yapmış oluyorum? Var mı sıkıntı? Ha sıkıntılar yok mu? Var tabi, hem de nasıl ama o sıkıntıların kaynağı olarak kalkıp, bugün direk hükümeti hedef alırsak orada haksızlık yaparız. Bu ülkede daha düne kadar insanlar, kendi ana dillerini bile konuşamaz durumdalardı. En iyi ben bir şiirle yazımı noktalayayım. Kalın sağlıcakla.
“Tanrı Katına
Yerleri gökleri yaratan Tanrı
Sana, Sen`den şikayetim var benim
Hakim-i mutlaksın haktır kararın
Anlatayım hayallerimi gör benim
Bir gönül verdin ki oldum esiri
Bulur kusursuzda yüzbin kusuru
Biri bire bölsen çıkar kesiri
Bu gidişle iflah olmam zor benim
Üfledim ötmedi aşkın düdüğü
Aşamadım arpa boyu gediği
Bana çirkin elin güzel dediği
Ya aklım yok, ya gözlerim kör benim
Yalanı gerçekte saklanmış gördüm
Gündüzlerde gece, yazda kış gördüm
Hayat diye verdiğini düş gördüm
Tüm nedenler benliğimi yer benim
Hava gurbet toprak gurbet su gurbet
Alev alev sardı beni bu gurbet
Esas derdim ne sıladır ne gurbet
Dost ufuklar düşünceme dar benim
Abdurrahim Karakoç”
Not: Bu yazım aynı zaman da www.karadenizolay.com , www.kuzeyhaber.com , www.24haber.net ve Hizmet Gazetesi’nde yayınlanmıştır.(mka)
Bu haber 580 defa okunmustur.