M.Kemal AYÇİÇEK - 21 Ocak 2007 Pazar Ahlanıp vahlanmalara yarayacak her şeyi zaten herkes yazdı, olayı sıcağı sıcağına değerlendirenlerin tamamını okuduysanız eğer zaten kendiniz bu ülkede nelerin olup olmadığını da anlamışsınızdır. Tabi bunu okuyup yazmayı bilenler değil ama güya okuyup yazdıkları halde anlamayan küçük beyinler için tekrarlama gereği duyuyorum.Çünkü, kolayca manüpile edilebilen “edilgen” beyinliler alemindeyiz!. Olayları veya kişileri kendi anlamak istedikleri gibi duyanlar ve görenler için elbette bu benzetme, birilerine yaranma, kendini bir şey sanma sevdalısı zavallılar için yani..
Bir yakınım var, teyze oğlum. Bir eşi bir babası ve kendisi..Trafik kazası geçirmiş,beyninin yarısı alınmış, bir gözünü kaybetmiş ve psikolojisi de biraz bozulmuş raporlu ama aklı başında ve hala aynı Asım ağabey. Ağır ağabeylerden değil, iyi bir ağabey. Yanıma geldi, sıkıntılıydı. Babası da beyin kanaması geçirmiş 78 yaşlarında ama ona canları gibi bakıyorlar. Ondan yana dertli, “babam bir yerde ‘bana on günlük yemek yediriyorlar’ demiş, bu da yayılmış köye tabi, ben babama on günlük yemek neden yedireyim ki” diyor.
Canı sıkılmış, takılmış kafasına tabi.
Ardından devam ediyor, “sordum babama, sana biz on günlük yemek mi veriyoruz da sen böyle demişsin diye, ama inkar etti, ‘demedim’ dedi, iki gün sonra da ‘ha ben şöyle demiştim, bana bir öğünde on günlük yemek yedirmeye çalışıyorlar’ yani kahroldum, nasıl bizim için böyle derler diye haksız mıyım? Baksana bu milletin ağzına sakız olmak ne kadar kolay değil mi” diyor, başlıyoruz gülmeye tabi..
Yapılan aslında babanın daha güzel beslenmesine destek olmak ama topluma yansımasına bakıldığında tamda umulanın aksine etki edecek bir olay oluveriyor. Neden? Anlatan mı, dinleyen mi, bu dinlediğini farklı yansıtan mı ararsın ne ararsan var bu toplumda. Yaşamadıklarını belki de duyduklarıyla fantezi haline getirip şekillendirip sunan tipler alemindeyiz.
Bu ülkede hele bir de eliniz kalem tutuyor ve hasbelkader birilerinin el ve eteklerini öperek bir yerlere geldiyseniz tamda bu tiplerdensinizdir.! Bunları her yerde hatta ekranlarda da sık sık görürsünüz, olduklarının tam aksini yansıtarak hatta, insan ve hem de insanın da mükemmelinden bu ülkenin birinci sınıf insanlarından sayarlar kendilerini. Ben ötekilerden sayılırım onlara göre! Tıpkı Hrant Dink gibi.!
Bir hakim dosyayı okumadan mahkum kararı veriyor, itiraz ediyorsunuz bu kez de , "hım afedersiniz çok yoğundum da dosyaya bakamadan imzalamışım" diyebiliyor. Yahu mahkumiyet kararı veriyorsun be, bu kadar mı kolay bu hukuk denen şey, bu kadar mi basit, bu nasıl hukuk, bu nasıl adalet diye insanın kahredesi geliyor. Bunları yaşamayanlar bilemez ve zaten onlar yazamazlar da!. O bilmeden ama başkalarının dediklerini yazanların bu ülkenin demokrasisi, insan hakları, bireysel hak ve özgürlükleri, fikir hürriyeti, inanç hürriyeti veya azınlık haklarına saygı duyulması gibi kavramlarla hiç mi hiç alakaları yoktur. Onlar sadece kazanılmış hakların üzerinde kendi sefalarını sürmekten anlarlar.
Hrant Dink, işte böyle bir ülkede vuruldu ve yırtık ayakkabısıyla caddeye serildi. Haince, alçakça, zalimce, şerefsizce, onursuzca, haysiyetsizce, hayvanca bir duyguyla belki. Oysa hiç ama hiç kimseye kem gözle bakmayan saf ve tertemiz yüreklice sevdalansan bile ülkene, insanına, toprağına, bayrağına, dinine, imanına yine yok onlar istemezlerse sen de ne iman ne namus ne şeref bırakılmaz ve sen tu ka ka edilenlerden olursun sadece bu toplumda, maalesef. Bunu yaşadı Hrant Dink, bunu aynen olmasa da bende yaşadım ve hala yaşıyorum tıpkı “güvercin” gibi.
Farklı fikirlere, farklı inançlara, farklı renklere tahammül edemeyen edilgen beyinliler, kendilerini darı ambarının sahibi sananlar bu ülkenin beyazları ne yazık ki, ne yazık ki tüm değişen yasalar hala değiştiremedi bu bakışı, bu anlayışı. Elbette değişim sürecindeyiz elbette kısa zamanda çok işlerin yapılması kafaları basmayanları algılama güçlüğüne soktu. Belki de aymazlıkları bundandır, hala değişimi göremeyen at gözlüklerinden kaynaklanıyordur tüm bu tavırlar!
Sanki dünyaya kendi istekleriyle, tercihleriyle, bulundukları ülkelere, cinslere, ırklara, dinlere ve renklere sahip olarak gelebilme şansları varmış gibi, olduklarını bir üstünlük vasfı olarak görüp, ötekilere karşı adeta savaşırcasına bir inatla karşı koymak ne ahmakça değil mi? Sanki onların gezegeni farklı, sanki onlar için “akıl” akil değilmiş gibi, ne kadar kötü bir durum değil mi? Aslında ve ne kadar zavallıca değil mi? Düşünsenize Allah’ı sadece kendi Allahınız kabul etmek ve başkalarının o’na sahip çıkmasına karşı gelmek gibi bir şey değil mi bu?
Hrant Dink, evet Ermeni ve farklı dinden ama TÜRK VATANDAŞI bir Gazeteci.. Haince katledilmiş ve şimdi cenazesi kalkıyor, bunu duyan okumuş yazmışlığı olmayan bir kadın, “hınk” deyip iç çekerken, siz ona “Allah rahmet etsin” deyince, buna itiraz geliyor! “Olmaz o’na rahmet okunmaz” mış, neden peki? O Hıristiyan mış! İyi de Hıristiyan’ın Tanrısı bizim Allah’ımız değil mi? Bu Allah’ı sahiplenmek değil de nedir, öyle bir anlayış olur mu? İşte bu ülkenin beyazları(!) da tıpkı bu Allah’a ipotek koyan bağnazlar kadar yobaz ve de irticacıdirlar!
Bende Hz Ali’nin “Haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır” sözünden yola çıkarak, susmama hakkımı sarsılmış olmama rağmen ülkemiz Demokrasisine güvenerek, hukukun üstünlüğünün eş, dost ve ahbap-çavuş ilişkisinin üzerinde ve gerçek düzeyine erişeceğine olan inancımla dile getirmeye çalışıyorum.
Hrant Dink’e sıkılan kurşunlar elbette ülkemizin huzuruna, Dünya’daki prestijine, saygınlığına ve Cumhuriyetimize, Demokrasimize, Hukukumuza, İnsan Hakları alanındaki gelişmelere sıkılmış kurşunlardır. Gazeteci Hrant Dink’in belki sağlığında yazdıklarıyla olamadı ama ölümüyle bu ülkenin çağdaş uygarlık düzeyine ulaşması için hayırlı sonuçlara vesile olmasını umuyor, o’nu katleden içerde veya dışarıdaki mıhrakları nefretle kınıyorum. Dink’e Allah’dan rahmet diliyor, ailesi başta olmak üzere ülkemiz insanına başsağlığı diliyorum. Kalın sağlıcakla.
Bu haber 506 defa okunmustur.