Köye, acemi bir Azrail düşmüş!
M. Kemal AYÇİÇEK- 5 Nisan 2010
Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu (TRT), “TRT El Türkiye” adıyla yeni bir kanalla da imza attı. Bir dönemlerde “Arapça” okuduğu için aşağılananların var olduğu bu ülkede, o günün hakir görülmüşlerine “Bu ülkede Arapça televizyon yayınları olacak” dense kimse inanmazdı sanırım, TRT Şeş’te olduğu gibi. Kürtçe yayınlardan sonra şimdi de Arapça kanalı, “TRT El Türkiye” yayına başladı. Bu TRT Fazla oluyor galiba, bu gidişle tüm Dünya dillerince yayınlar da nerdeyse “Google Translate” ile yarışta adeta, belki de onu bile sollayacak!
Arapça yayın ama tüm Müslüman ülkelere yönelik yayın yapacak ve 350 milyon insana ulaşacak. TRT El Türkiye yayınları ile şüphesiz ki Türkiye’nin o ülkelerdeki yanlış anlamaları, veya aracılıklı anlatımlarındaki yanlış bilgilendirmeler de ortadan kalkacak ve o ülkelerdeki insanlar, birinci elden Türkiye’nin yayınlarını kendileri birebir izleme fırsatı bulacak. Nasıl insanlar için “Bir yabancı dil, bir insandır” denirse, farklı her dildeki yayınlarda ülkeler için bir Türkiye, iki Türkiye belki üç, Dört Türkiye diye devam edecek.
İlgilenirsiniz veya ilgilenmezsiniz belki ama ben TRT’yi Türkiye’nin sesi olarak çok önemsiyor ve de yakından izliyorum. Öteden beri izliyorum. TRT-1, TRT Haber, TRT-3, TRT-4, TRT-Türk, TRT-Avaz, TRT-Anadolu, TRT-6 (şeş), TRT-Belgesel, TRT-Müzik ve TRT El Türkiye(Arapça) TV yayınlarının yanında 18 de Radyo kanalı ile hizmet alanını nerdeyse tüm Dünya’yı kaplar hale gelmesi, Elbette Türkiye’nin “dil”i olarak Dünya’da da yansımasını bulacaktır. Böylesi bir yayın politikasının elbette geçmişteki yayın politikalarıyla bu kurumu çok daha itibarlı ve de çok daha büyük sorumluluk altına soktuğu bir gerçektir. Buna cesaret edebiliyor olmalarından dolayı hem başta Başbakan Erdoğan olmak üzere, Basın-Yayın Enformasyon’dan sorumlu, dolayısıyla TRT’den sorumlu Başbakan yardımcısı Bülent Arınç ve tabiî ki de TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin’i tebrik ediyorum.
Ha kimi Twitter’ciler, “Arapça kanal da nerden çıktı, iyi da bende Almanca yayın istiyorum” gibisinden eleştirel yaklaşımlarda bulunuyorlar. “El Tayyip” diyerek, güya başbakan Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’yi farklı yönlere götürme gayretlerinin bir parçası gibi algılayıp, öyle kanaat belirtiyorlar. Ben onların kaygılarını anlamakla, fikirlerine kesinlikle katılmıyorum. Sadece onların yetiştiği belli bir kültür alt yapısından kaynaklanan, “kendinden başkasına güvenmeyeceksin” jargonlu, kaprisli ve de Dünya’da “sadece ben” merkezli bir hayata bakışın temelsiz yaklaşımlarından kaynaklanan belli dar düşünce kalıplarının esiri oldukları kanaatindeyim. Düşünsenize, İngilizce ve Almanca dersleri bu ülkede yabancı dil sayılırken, Arapça ancak “aşağılık bir dil” gibi görülmüş ve yabancı dil tercihlerinde Arapça, “dil”den bile sayılmamıştır! Oysa bu ülke de bile Arap kökenli Türkiye vatandaşları özellikle Şanlı Urfa, Mardin, Gaziantep, İskenderun, Hatay, Adana ve o bölgelerimizde fazlasıyla vardır.
Kaldı ki Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, TRT’nin bunlarla da kalmayacağını ve Farsça ve İngilizce yayın yapan kanal hazırlıklarının da sürdüğünü söylemiştir. Tabiî ki, Türkiye gibi bir Dünya ülkesinden de kendi vatandaşları bir yana, Dünya’ya kendini ikinci eller üzerinden değil de kendi sesi ve farklı dillerdeki kanallarla anlatması, Türkiye’nin hem itibarını ve hem de bölgedeki gücü ve etkinliğini artıracaktır. Zaten Türkiye, böylesi bir politikayı şimdiye kadar uygulamamış olmasıyla hata yapmıştır. Türkiye’de TRT’nin o eski hali, hani dil derslerinden sınıftan kaçan veya yabancı dil derslerinden hoşlanmayıp da bir turistle karşılaştığında ezim-büzüm olanların bu hallerini bir başkasına anlatırken, “Ben niye onun dilini konuşacağım, o benim dilimi konuşsun, o Türkiye’ye gelmiş” gibisinden efelenen tiplere benzemiyor muydu? O yüzden TRT’nin böylesi Dünya ile Entegre olabilen yayıncılık anlayışını önemsiyor, ülkem adına mutlu oluyor ve kutluyorum.
Köye bir Acemi Azrail düşmüş!
Trabzon’un Araklı ilçesinde eski adıyla Aho, şimdiki adıyla da Ayvadere köyü var. Orada son günlerde gün yok ki bir cenaze kalkmasın köyden. Köyden “moruk” lakabıyla anılan Muammer Akdemir, matrak birisi.. sabahın köründe ilçeye inmiş ve dükkanını yeni açan esnafa arkadaşına selam vermiş.
Esnaf ona:
“Hayırdır, sabahın erken bu saatinde ne işin var burda, evden mi kovdular?” diye sormuş.
Derin bir iç çekmiş ve ardından, “Hiç sorma , bizim köye acemi bir Azrail düşmüş, Yaşlı, genç, kadın demiyor, önüne geleni götürüyor. Bende sabah namazını camide kıldım, kaçtım köyden. Ne olur ne olmaz, tutar beni de götürür, neme lazım. Kaçayım da canımı kurtarayım bari dedum, geldum ne etseydum hemi?” karşılığını vermiş..Kalın sağlıcakla.
Not: Bu yazım aynı zaman da www.karadenizolay.com , www.karadenizolay.net , www.kuzeyhaber.com , www.24haber.net ve Hizmet Gazetesi’nde yayınlanmaktadır.(mka)
Bu haber 518 defa okunmustur.