Karadenizolay
Ana sayfa Galeri Fotoslayt Videolar Bölge E-bilet Medya Anketler Sitene ekle Haber ara Rss
English Deutsch arabic russian azerbaijani spanish chinese français japanese Georgian persian

Translater

Translate for your language

Gazeteleri okuyabilirsiniz

Kurbanlık bir "Öküz" oldum!

M.Kemal AYÇİÇEK

14.Kasım.2010, 11:27

M.Kemal AYÇİÇEK

 

 

M. Kemal AYÇİÇEK- 14 Kasım 2010

Kars’tan, Ağrı’dan, Erzurum veya Bayburt’tan, ya da Kelkit’ten, Erzincan’dan veya Artvin’den, ya da Samsun’dan veya Merzifon’dan olmadı Trabzon’dan, Rize’den, Giresun ya da Ordu’dan, Tokat veya Gümüşhane’den ne fark eder işte bindirdiler bir kamyona..Kamyon kasasını tıkış tıkış doldurmuşlar, öylesine sıkışık durumdayız ki, daha hareket eder etmez omuzlarımız birbirine değerken, derilerimiz ısınmaya başladı. bazılarını tanıyorum ama tanımadıklarım çok aralarında. 2 yaşın altında hiç kimse yok aramızda..hemen yanımda durana sorum, “nereye gidiyoruz, var mı bir bilgin?” diye..”mööö” dedi sadece ama anladım. İstanbul diyordu bizim dilimizde..bende zaten tahmin ediyordum bunu.

Önce sevindim, ne yalan söyleyeyim çünkü  İstanbul’a ABD (Teksas, Alabama ve Washington eyaletleri hariç), Brezilya (Parana bölgesi hariç), Uruguay, Arjantin (Corrientes ve Misiones bölgeleri hariç), Yeni Zelanda, Avustralya, İzlanda, Norveç, Estonya, Litvanya, Letonya ve Macaristan, Yeni Zelanda ve Avusturalya’dan  Angus, Hereford, Simmental, Charolais, Limousin ve Brown Swiss ırkı anguslar varmış, belki onları görür de arkadaş oluruz hani diye sevindim. Pazarda  insanlar konuşurlarken kulak misafiri olmuştum, adamlar bizim İstanbul’da daha iyi insanlara satılabileceğimizi bu yüzden bizi böyle kamyonlara doldurup götüreceklerini anlatıyorlardı birbirlerine..

Biraz yapılıyız tamam ama bu yapılı olmak öyle kamyon kasasında rahat olduğumuz anlamına gelmesin. Esas yolculuk çilesini biz çekiyoruz. Çok ter döktük. Bizi taşıyan kamyon şöförü, bizim patronla sıkı fıkı ama bizimle ilgilendiği yok. Hatta bir defa geldi, kamyonun arka kapağından şüphelenmiş, elinde bir çekiçle kapaklara vurdu gitti. Ya bunlar aç mıdır, susuz mudurlar diye sormadı bile. Bizim patrona gelince atmış kuru çayırları ortamıza, zaten sıkışıklıktan  kimin ne yediği belli değildi. Ben heyecandan yemedim bile. Sadece yanımdaki Nazlıgül’ün ısrarına dayanamadım ve bir öğün ona eşlik ettim o kadar.

Bayağı  bir yol gittik, gece oldu, tekrar gündüze döndü ama  sonunda geldik. Artık istanbul’dayız ama o da ne ben memleketteyken bizim sahipler televizyon seyrederlerken ben de kapının önünden geçerken şöyle bir göz atmıştım, Avrasya maratonu koşuluyormuş ve İstanbul’da Boğaz köprüsü  az daha yıkılıyormuş sallantıdan diye duymuş, orada ben de o köprüyü görmüştüm ama bize İstanbul dediler ama o köprüyü geçmedik. Acaba gerçekten İstanbul da mıyız ondan da kesin emin değilim kısaca. İstanbul'un Anadolu yakasındayız anladığım kadarıyla..

Bizi bir pazaryerine getirdiler. Hani İstanbul beyefendilerinin huzuruna..kalabalık insanlar, kimileri arkadaşları ile konuşuyor. “Bundan iyi kurban olur, ama kaça verirler ki?” diye önce birbirlerine soruyor, sonra bizim patrona yanaşıyorlar. Patronla konuşurlarken ben de dikkatle izliyorum onları, el sıkışıyorlar bir iki sallayıp bırakıyor, sonra da sırt dönüp gidiyor İstanbul beyefendileri..Ama pazarlıkların benim üzerime döndüğünü adım gibi anlıyorum. Bu İstanbul beyefendilerinin Pazar gezilerini adım adım izlemedim gerçi ama orada kaldığım bir haftalık sürede anlayabildiğim kadarıyla, o eski anlatılan “İstanbul beyefendi”liğinden bir eser kalmamış. Güya o bahsettiğim ama benim göremediğim İstanbul Beyefendileri, aslında Avrupa yakasındalarmış meğer!

Neden derseniz, çoğunluğunun burnu havalarda. Kurban diye baktıklarında da tıpkı Ankaralıların kapı önlerine çektikleri otomobillerle birbirlerine üst sınıflık havası basma olayı gibi, şimdi İstanbullular da kurbanlık seçimiyle bunu yapıyorlar. Neymiş efendim, Adı Musa olan birisi diğerine anlatıyordu, geçen yıl 7 ortak almışlarmış da mahalledeki en büyük kurbanı onlar kesmişmiş de bu yıl da en büyük kurbanı kendilerinin kesmesi gerektiğini, bunun için de o yabandan gelen güya bizden daha cüsseli bir Angus alacaklarını söylüyorlardı. O Musa dediğim adam Avrupa yakasında oturuyor ama Trabzonlu, Trakya’da gezmedik yer bırakmamış yerli mal almak için, burnundan soluyordu nerdeyse o kadar öfkeli. Hatta , “komunistler yapmaz bunların yaptığını” diyerek hükümete de gönderme yapıyordu. Neden Anadolu’dan gelen hayvanların, yanı bizim Avrupa yakasına sokulmayışımıza sinirlenmişti. Allah’dan yurt dışından gelen hayvanlar, İstanbul’un Avrupa yakasında kaldı da bu tarafa gönderilmedi de bizim de havamız oldu pazarda, yoksa bizim cüssemizin de para edeceği yoktu galiba..

Ankara’da daha otoparklar moda olmamışken herkes otomobilini evinin önündeki kaldırımlara çekerdi, hala çekenler var gerçi. Daha sonraları bu otomobiller, özellikle Ankaralı ev hanımlarının bir numaralı konuşma malzemesi olur, gün akşama kadar o mahallenin en lüks otomobilinin sahibinden söz ederler, böylece de bir sınıf farklılığı ve üstün olma hevesi, oturulan evlere, semtlere sıçradı.iş çığırından çıktı artık, bahçeli villalardan havuzlu villalara geçiş böylece hızla yayıldı. Şimdi aynı şeyi bu insanlar, kurbanlıklar için de yapıyor ve adeta sidik yarıştırıyorlar.

Güya kurban, bir ibadet ama artık ibadet olmaktan çıkmış bir bidat, bir gösteriş, bir üst sınıflılık gibi yarışa döndürülmüş durumda. İşte biz de bunlara böylece alet oluyoruz ama bu bizim elimiz de değil. Elimizde olsa kesinlikle memleketten bile yola çıkmazdık. “Allah” adına  yola çıkmaya razı olduk ama bulunduğumuz pazarı gördükten sonra keşke gelmeseydim, kamyona bindirirlerken kaçsaydım diyorum kendi kendime. Döndüm yanımdaki siyah olan arkadaşıma dedim ki, bu insanların ibadet anlayışları da paralarına göre şekillenmiş, ben böyle göstermelik ibadetlere alet olacak kadar budala değilim, gel birlikte  kaçalım..Ben bizim patronu atlatırdım rahat ama o yanaşmadı. Meğer annesiyle beraber gelmişlermiş pazara, onu bırakmak istemedi belki de.

İstanbul’a gelirken mutlu olmuştum ama bu ortamı gördükten sonra ne İstanbul’un o efsaneler gibi anlatılan ne “İstanbul beyefendi”lerinden görebildim ne de gerçekten ibadet olsun diye Kurban seçenler. Adam geldi, bir enseme, bir baldırıma, bir de karnımın altına el attı, sonra kalktı bir de dişlerime baktı sonra da patronla “canlı kaç kilo gelir” diye göz kararı tartmaya, sonra da hesap makinası çıkardı cebinden çarptı, böldü, dudak büktü, “ooohoo fazla fazla” dedi, bırakıp gitti. Adam kilomun 15 liraya geldiğini söylenerek gitti yanımızdan. Karşı yakada canlı kilo fiyatı 9 liraya geliyormuş diye duydum ama o Musa denilen adam bunun da aldatmaca olduğunu yoksa ithal hayvan geldi diye fiyatların düşmediğini ve aksine zenginlerin piyasaya yön verdiğini söyledi. onu da o adamdan duydum, onun yalancısıyım. Aslında bizim patron işi bilmiyor, bakıyorum çevremde başka illerden gelmiş cinsdaşlarımızın sahipleri, koşturuyor, bağırıyor ama bizim patron bekliyor ki biz para edelim. Bizim açlıktan sesimiz çıkmıyor ki bağıralım ama bizim patronda o anlayış nerde?

Kurban ya da değil fark etmiyor, bu insanların eline Allah düşürmesin, düşünce fark etmiyor, nasılsa mazallah kesip kesip yiyorlar. Zaten dedemi de, babamı da, annemi de tüm sülalemi de kesmiş yemişler! Şimdi sıra bizde..Yani ben hani en azından biz “ibadet” bahanesi ile satılıyoruz ve öyle kesileceğiz bunu biliyoruz da keşke işte tam da gerçekten bir “ibadet” duygusu ile hareket eden bir insanın eline düşebilsek de biz de verdiğimiz cana “feda olsun” diyebilsek diyorum , ama gördüğüm manzara tam da bunun aksini söylüyor. Sadece buna üzülüyorum, yoksa nasılsa bu insanların elinde ya kasaplarca ya da mezbahalarda vahşi usullerle kesilmek var. En azından tesellimiz, kesilirken üzerimizde o 7 ortaktan en az birisinin gerçekten niyetinin kabulüne mazhar olmak tek tesellimiz oluyor. Her ne kadar “öküz”de olsam, iyi bayramlar diliyorum, ey insanlar alemi! Öbür tarafta nasıl olsa görüşeceğiz! O, Allah, bizim de Allah’ımız sonuçta.. kalın sağlıcakla

Not: Bu yazım aynı zaman da www.karadenizolay.com , www.kuzeyhaber.com ve Hizmet Gazetesi’nde yayınlanmıştır.(mka)

 

 

 

 

Bu haber 621 defa okunmustur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Karadeniz nasıl yeşil kalıyor sanıyorsunuz?21.Mayıs.2012

GALERİ

Yorumsuz

Yorumsuz!

ANKET

Demiryolu, Trabzon'a hangi güzergahtan gitmeli?





Tüm Anketler

önerilen linkler

yöresel

Alexa Certified Traffic Ranking for www.karadenizolay.com

memleket gazeteni oku

Subscribe in a reader

Copyright©Tüm hakları saklıdır.Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.karadenizolay.com Sadece İnternet Üzerinden Yayın yapmaktadır. 2003- 2012 Haber Merkezi iletişim e-mail: info@karadenizolay.com
RSS Kaynağı | iletişim | künye | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapy: MyDesign Haber Sistemi