Yevmiyelerini verdun mi Neriman?

 M. Kemal AYÇİÇEK – 14 Mayıs 2012 

Fenerbahçe ile Galatasaray arasında oynanan şampiyonluk maçına öylesine kilitlenmişler ki, Trabzon’da Yenimahalle’deki (Faroz’un yan üst mahallesi) kıraathaneler de boş sandalye kalmamış, millet hem kapıda hem de ayakta. İstanbul’dan gelmiş davetiyeler var elimde, o semtte oturan bir tanıdığa vermem gerekiyor, hemen bakkala soruyorum, bakıyor o davetiye vermem gereken kişi, maçı ayakta seyredenlerden biri. Kısa bir süre de ben orada şampiyonluk maçına bakıyorum, sahada gerginlik var. Kıraathane de bir uğultu, herkes yanındaki ile saha içi olaylarını tartışıyor. Ayrılıyorum oradan..
Trabzon’da bugüne kadar görmediğim bir ilgi var Fenerbahçe- Galatasaray maçına, tabi beklenti Galatasaray’ın Fenerbahçe’yi çok net bir skorla, yani 5-0 yenerek, şampiyonluk kupasını Şükrü Saraçoğlu stadında alması ve böylece Galatasaray’ın Şampiyon olması..  internet’ten maçları izleyenlerden birinin bu maçı internetten izlemek için dakikalarca verdiği mücadeleyi seyrediyorum,  beş dakika kadar seyrediyor da ama yayınlar, internetten de kesiliyor. Sonra da yayıncı kuruluşa verip veriştirince anlıyorum internetten maç izleyemediğini..
İstanbul’daki derbi maç devam ederken ben yol alıyorum, mahalleye geldiğimde de bir sessizlik var, böylesi sessizlikleri Trabzonspor’un maçlarının olduğu günlerden de biliyorum, belli ki herkes, maça kilitlenmiş. Ben genellikle doksan dakikacılardanım, nasılsa maç bitecek ve nasılsa skoru öğreneceğim. Bunun için öyle TV’ler karşısında oturup saatlerce maç seyredip, stres yapmanın pek anlamlı olduğuna inanmıyorum. 
Eve geldiğimde zaten internetten hele de Twitter’dan maç naklen yayınlanır gibi özetler veriliyor. Artık orada takılıyorum ama orada kavga var. Ne hakaretler, ne giydirmeler, pozisyonların yorumları, akıl almaz bir hırs, iddia, meydan okuma derken maç bitiyor. Tam o sıra telefonum çalıyor, Şampiyon kim diye soruyor, o da benim gibi maçlara mesafeli bakan bir arkadaşım, silahlar atılmış, korna sesleri duyuyormuş ama kimin Şampiyon olduğunu anlayamamış, bana soruyor. Galatasaray dedim, o da cıyak cıyak bağırmaya başladı ama o Trabzonsporlu  birisi değildi. Baktım ki aynı kafadayız.
Twitter’daki yazışmaları izlerken, bir Fenerbahçeli, oradan Trabzonsporlulara da değil Trabzonlulara laf atınca da ona cevap verdim. Aynı adam kalktı, “hiçbir Trabzonlu, Fenerbahçeli biri ile yan yana maç izleyebilir mi?” gibi bir laf etti. Belli ki yeni yetme Fenerbahçelilerden biri. Şu İddiaların olmadığı, yani spor’un spor olduğu yıllarda Trabzonsporlularla Fenerbahçeliler kol kola maça giderlerdi. Trabzonsporlular, sadece Trabzon’da da değil, Türkiye’nin her yerinde ve maç yapacağı her takımın taraftarı ile kol kola maçlara gitmiştir, yine de girer. Fakat, ne zaman ki işin içine internetten de kolayca oynanabilen  İddia ve bahisler girdi, işte orada film koptu. Yani Spor’un kumarlaştırılması, cepheleri ve tarafları net ayırdı. Futbol, spor olmaktan çıktı, bir Dünya kumarı haline getirildi. Zaten benim de spora saygım, bu nedenle azaldı ve artık “oyun” dedim geçtim. Çünkü, spordaki ter ve emek Ahlak, yerini salt çıkar ve menfaatlere, iddialara ve kumara bıraktı, ben onun nesine saygı duyacağım artık.
Nitekim, Fenerbahçe ve Galatasaray maçının berabere bitmesi ve ardından Galatasaray’ın şampiyon olmasının ardından, Şükrü Saraçoğlu’ndaki Fenerbahçelilerin sandalyeleri söküp, polise saldırması, ardından petrol ofisleri içinde polis otolarının önce ters döndürülmesi, ardından da birinin ateşe verilmesi, ülkenin farklı kentlerinde bıçaklı saldırılar, kızgın Fenerbahçelilerin İstanbul’da cam, mekan dağıtmaları neyin ürünüdür. Kim bilir İddia oynayıp, ne kadar para kaybetmişlerdir ki o insanlar, bu kadar kontrolsüz ve de isyan noktasına gelebiliyorlar. Bu insanları o hale getiren ruh halini, salt bir maçta alabilmeleri mümkün değildir. Galatasaray’ın şampiyonluk kupasını saatler sonra bir takım müdahalelerden sonra alabilmesi, herkesin şapkasını önüne alıp, düşünmesi gereken bir olaydır.
Futbolu öyle hale getirdiler ki, siz sıradan bir insan olarak her hangi bir maça gitmeye kalksanız, normal bir trübün bileti alamıyorsunuz. İlla o takımlardan birinin taraftarı olmak zorundasınız. Öyle saçma şey olur mu? Trübünleri bölerseniz, yok takımların sahalarını ayırırsanız o zaman “her horoz kendi çöplüğünde öter” durumunu oluşturursunuz. Spor, sahalarda yapılır, o sahalar, Yok Fenerbahçe, yok Galatasaray, yok Beşiktaş, yok Trabzon sahası olmaz. Stadlar, takımların  stadı olmamalı, stadlar milletin stadları olmalı. Herkes, her istediği maça, dilediği şekilde gidebilmeli. Siz stadları ayırarak, zaten taraftarları kamplaştırmışsınız. Bunun 1980 öncesi Türkiye’de şehirlerin ve mahallelerin belli gruplarca ele geçirilmesinden ne farkı var? Bu fikirleri verenler yoksa o 80 öncesi Türkiye’yi dizayn edenler midir?
Yevmiyelerini verdun mi Neriman?
Bizim Hüseyin amca, durmadan Fıkra üreten bir insan gibidir. Gelini Neriman, bağ bahçe yapmış, fasulyeler dikmiş, ter akıtmış, onca zaman harcamış tarlasına bir düzen vermiş ama son yıllarda sayıları hızla artan yaban domuzları, bunun tarlasına müptela olmuş. 
Bir hafta sonra gitmiş ki, tarlasında eşilmedik bir ocak başı kalmamış, fasulyelerinden eser yok, diktiği ne varsa her birinin yok olduğunu görmüş, küplere binmiş. Artık öylesine kızmış ki domuzlara Neriman,  gözü artık kayın peder filan da görmüyor , ağzına ne geliyorsa domuzlara saydırmaya başlamış. Söylenmiş söylenmiş ama onun söylenmesinin bitmediğini gören kayınpederi Hüseyin amca müdahale etmek zorunda kalmış. 
Hüseyin amca, 
“Domuzlar o kadar çalışmış, sen onlara yevmiye verdin mi Neriman?”  diye sormuş
 Neriman zaten kızgın,  gayri ihtiyari 
“yook vermedim, felan olsun başlarına niye yevmiye verecedum” demiş.
Hüseyin amca bu sefer de, 
“E gızma, sabırlı ol Neriman madem yevmiyelerini vermedun domuzlar yevmiye almaya gelurler, sabırlı ol bekle, ne diyeceksen bir daha gelduklerin de o zaman onlara dersun, sabırlı  ol, şimdi daha bişe dema” 
Neriman olayı anlatırken, “ama foduk foduk etmişler, ne ekmişsem gitmiş onu bulmuş, köklerinden çıkarmışlar, o domuzlara ben kızmayayım da kim gizsun. Onca emeğim boşa gitmiş, verduğum emeğe mi, çektiğim eziyetlere mi hangi birine yanayım” diyip gülüyor.
Fıkra değil tabı ama Karadeniz de fıkralar da böyle yaşanılan olaylardan doğuyor, kalın sağlıcakla.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.