YÖK ya da YOK!

 
TBMM'de salt Meslek liseleri ve YÖK ile ilgili 10 maddelik bir yasa değişikliğinin yapılmasıyla kıyamet koparıldı adeta.Gündem İmam-Hatip Yasası adı altında günlerce işgal edildi. düşünen düşünmeyen,daha önce konuşan yada zaten hiç susmayanlar ve de susması gerekenler, maalesef gereğinden fazla konuştu ve de istedikleri gibi Cumhurbaşkanını etki altında bırakarak, yasanın 4 maddesinin veto edilmesini sağladılar. 
 
Helal olsun o konuşanlara ve veto'yu sağlayanlara!
Ne dediler," normal liselilerin önünü kesiyorlar","düz liselilerin hakkını yiyorlar" vs. Ama suskun çoğunluk, yine sustu.Ortam daha da gerilmesin diye sustu. Susmanın bir "erdem" olduğu vakurluğunu takındı ve konuşmadılar. Demediler ki," bir milyon 200 bin meslek liselinin hakkı gasp edildi, yıllardır o çocukların hakkı yendi" demediler.Diyemediler, sırf bu ülkede gerginlik olmasın diye. Mutlu azınlık,mutsuz olmasın diye kendi mutluluklarından taviz verdiler. kıt kanaat okutabildikleri çocuklarının istikbali bahasına bunu yaptılar.
 
Kimi bu haksızlıkların hesabını mahşer gününe ertelerken kimileri de, belki de haklı olarak ülke birlik ve bütünlüğünün dirlik ve saadetine helal getirmemek adına yaptı bunu ama nereye kadar?
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in söz konusu yasanın 4 maddesini veto etmiş olmasının hukuki yönüne "makuldür" diyebildi belki ama ya siyasi boyutuna ne diyecek? Bu Veto gerekçelerin de hiç mi mantığın itiraz edeceği bir bakış yok. Tarafsız bir gözle bakıldığın da mesela, laiklik vurgusu yapılırken, aynı ülkede değil de sanki farklı bir ülkedeki bir icraattan söz eder gibi değil miyiz? Yani, 1998 yılından evvelki laiklik ile 2004 Türkiye'sinde ne değişmiştir de laiklik vurgusu farklılık arz eder hale gelmiştir?
Yani devlette devamlılık vardır da, bu ülkenin en tepesindeki Cumhurbaşkanlarının o devamlılık ilkesine sadakatların da mı bir farklılık söz konusudur. Yani şimdiki cumhurbaşkanı mı daha önceki cumhurbaşkanları mı bu ülkede devamlılık ilkesine ters hareket etmiş de kararlarında farklılıklar oluşmuştur.
Bir meslek lisesi öğrencisi velisinin dershaneye ödediği bir milyar 500 milyon liralarının hiç zayi olacağı düşünülmeden, o velinin hangi şartlarda çocuğunu geleceğe hazırlama kaygısı güttüğü düşünülmezken, neden mutlu azınlığın tahakkümüne devlet devamlılığı kurban edilmektedir bunu içime sindiremiyorum bende, gerisi hikaye zaten.
 
Hem hukuktan,Adalet'ten, evrensel insan haklarından söz edeceksiniz hem de bu ülkede asıl adaletsizliği,eşitsizliği,hukuksuzluğu tesis etmek adına her türlü argümanı sarf edeceksiniz.Bunu nasıl kendinize hak olarak görebiliyorsunuz?
Alın size Kürtçe dilin öğrenilip öğrenilemeyeceği tartışmalarında izlenen tavıra bir bakın, TRT'ye yayın izni veriyorsunuz ama hangi lehçede olması gerektiğini o dili öğrenmek isteyenler değil de siz karar vereceksiniz, olacak iş mi? Güya serbestlik getiriyorsunuz ama kendinizle dalga geçilecek bir "yasakçı" zihniyetinizi orada da tüm dünyaya gösteriyorsunuz,yazık değil mi? 
Öyle bir iş yapın ki, başkaları size gıpta edebilsin. Adam kürt’çe yayını 24 saat yapsa, hangi lehçede yaparsa yapsın, izleyeni varsa neden sınırlıyorsunuz ki? Radyodan kürt’çe yayın yapacaksa kaç kişi dinleyecekte kürt sempatizanı olacak ve bu ülkenin bölünmez bütünlüğü tehlikeye girecek diye korkuyorsunuz?Bırakın gölgelerden korkmayı artık, Dünya nerde biz nerdeyiz. 
Belki çok iyimserim ama devir onu gerektiriyor artık, evet düşmanımıza bile güvenmek zorundayız ki rahat uyuyabilelim artık. şüpheci ve korkulu bir yaşam nereye kadar? "korkunun ecele faydası olur mu?"
Artık insan üzerinde korkular ve bir takım vehimler üreterek mutlu bir yaşam sağlanamaz insanlara, bir insanın ömrü 60-70 yıl ve bırakın bu insanlar artık kardeşçe yaşasın şu kısacık ömürlerini, birilerinin vehmine kurban edilmesin insanlar!
 
İlk kez bu ülkenin başbakanı G-8'ler zirvesine "özellikli" ülke statüsünde davet ediliyor.Elin yabancıları, bu ülkenin kadrini ve kıymetini çok daha iyi takdir ederken, adamlar hala Londra'da "Türkiye değil sen yıkılacaksın" diye pankart açıp, bu ülkenin başbakanına hakaret edebiliyor.O zihniyet tir ki; bugün, meslek liseleri mezunlarına sözde gasp edilmiş haklarının bir kısmını iade edecek olan bir yasanın vetosunu sağlıyorlar.Sözde diyorum tabi, yapılan yasa "fincancı katırları ürkmesin" yasasıydı. Sanki çok düzgün bir yasaydı meslek liseleri lehine, sanki o meslek liseliler bunu çok benimsemişlerdi. Hayır, istenen yasa değildi. kadük bir yasaydı ama ona bile tahammül gösterilmemesi, yakışıksızdı. Şimdi bu iktidar, ne pahasına olursa olsun Cumhurbaşkanı Necdet Sezer'in veto gerekçelerini dikkate alarak, aynı yasayı Anayasaya aykırı olmayacak şekilde düzeltip, aynı kararlılıkla yeniden görüşüp, derhal çıkarmalıdır.Sağa sola bakmaya gerek yok hem de . 

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.