karadenizolay
2012-08-04 22:10:58

Nalıncı Baba

Osman AYÇİÇEK (Müstear Sakibey SERMEST )

info@karadenizolay.com 04 Ağustos 2012, 22:10

Sultan Murat Han o gün bir hoştur. Telaşeli görünür. Sanki bir şeyler

söylemek ister sonra vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz

hiç değil. Veziriazam Siyavuş Pasa sorar:



- Hayrola efendim, caninizi sikan bir şey mi var?



- Aksam garip bir rüya gördüm.



- Hayırdır inşallah?..



- Hayır mi ser mi öğreneceğiz.



- Nasıl yani?



- Hazırlan, dışarı çıkıyoruz.



.....



Ve iki molla kılığında çıkarlar yola.



Görünen o ki padişah hâlâ gördüğü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri

iyi

bilir. Seri, kararlı adımlarla Beyazıt'a çıkar, döner Vefa'ya,

Zeyrek'ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha bir

dikkatle bakınır. iste tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine

batar.

Sorarlar;



- Kimdir bu? Ahali:



- Aman hocam hiç bulaşma, derler. Ayyaşın mey husun biri iste!..



- Nerden biliyorsunuz?



- Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz.



Bir başkası tafsilata girer;



- Biliyor musunuz, der. Aslında iyi sanatkardır. Azaplar carsısı'nda

çalışır. Nalının hasını yapar... Ancak kazandıklarını içkiye, fuhuşa

harcar. Hem sise şişe şarap taşır evine, hem de nerde namlı mimli kadın varsa

takar peşine..



Hele yaşlının biri çok öfkelidir.



- isterseniz komşulara sorun, der. Sorun bakalım onu bir cemaatte gören

olmuş mu?..



Hasılı, mahalleli döner ardını gider. Bizim tebdili kıyafet mollalar

kalırlar mı ortada!..



§



Tam vezir de toparlanıyordur ki padişah yolunu keser:



- Nereye?



- Bilmem, bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.



- Millet bu, çeker gider. Kimseye bir şey diyemem... Ama biz gidemeyiz,

şöyle veya böyle tabamızdır. Defini tamamlasak gerek.



- iyi ya, saraydan birkaç hoca yollar kurtuluruz vebalden.



- Olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha.



- Peki ne yapmami emir buyurursunuz?



- Mollalığa devam... Naaşi kaldırmalıyız en azından.



- Aman efendim, nasıl kaldırırız?



- Basbayağı kaldırırız işte.



- Yapmayın etmeyin sultanim, bunun yıkanması paklanması var. Tekfini,

telkini...



- Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasil hane bulmalıyız.



- şurada bir mahalle mescidi var ama...



- Olmaz, vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin?



- Ne bileyim, Ayasofya'dan Süleymaniye'den, en azından Fatih

Camii'nden...



- Ayasofya ile Süleymaniye'de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem.

Ama Fatih Camii'ni iyi dedin. Hadi yüklenelim...



§



Ve gelirler camiye.



Vezir sağa sola koşturur, kefen tabut bulur.

Padişah bakır kazanları vurur ocağa... Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki,

naaş ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur aydınlanır alnında. Yüzü

sâkilere benzemez. Hem manâlı bir tebessüm okunur dudaklarında.



.....



Padişahın kani ısınmıştır bu adama, vezirin de keza... Meçhul nalıncıyı

kefenler, tabutlar, musalla tasına yatırırlar. Ama namaz vaktine hayli

vardır daha...



Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır.



- Sultanim, der. Yanlış yapıyoruz galiba...



- Nasıl yani?..



- Heyecana kapıldık, sorup soruşturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim

bilir belki hanimi vardır, belki yetimleri?..



- Doğru, öyle ya, neyse... Sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp

geleyim.



Vezir cüzüne, tespihine döner, padişah garip maceranın başladığı

noktaya koşar.



§



Nitekim sorar soruşturur. Nalıncının evini bulur.



Kapıyı yaslı bir kadın acar. Hadiseyi metanetle dinler. Sanki bu vefatı

bekler gibidir.



- Hakkini helal et evladım, der. Belli ki çok yorulmuşsun. Sonra eşiğe

çöker, ellerini yumruk yapar. şakaklarına dayar... Ağlar mı? Hayır. Ama

gözleri kısılır, hatıralara dalar belki. Neden sonra silkinip çıkar

hayal dünyasından...



- Biliyor musun oğlum? Diye dertli dertli söylenir...

Bizim efendi bir âlemdi, vesselam... Aksamlara kadar nalın yapar...

Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin;

elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi

helaya!..



- Niye?



- Ümmeti Muhammed içmesin diye...



- Hayret...



- Sonra, malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi. Ben sizin

zamanınızı satın aldım mı? Aldım, derdi. Öyleyse simdi dinlenesiniz

gerek... O çeker gider, ben menkıbeler anlatırdım onlara... Mızraklı ilmihal.

Hücceti İslam okurdum...



- Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki...



- Milletin ne sandığı umurunda değildi. Hoş, o hep uzak mescitlere

giderdi.



Öyle bir imamın arkasında durmalı ki, derdi. Tekbir alırken Kabe'yi

görmeli...



- Öyle imam kaç tane kaldı simdi?



- iste bu yüzden Nisanci'ya, Sofulara uzanırdı ya... Hatta bir gün;



- Bakasın efendi, dedim. Sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular kötü

belleyecek. inan cenazen kalacak ortada...



- Doğru, öyle ya?..



- Kimseye zahmetim olmasın, deyip mezarını kendi kazdı bahçeye. Ama ben

üsteledim. is mezarla bitiyor mu, dedim. Seni kim yıkasın, kim

kaldırsın?



- Peki o ne dedi?



- Önce uzun uzun güldü, sonra;



- Allah büyüktür hatun, dedi. Hem padişahın işi ne?



§



Allah tealinin öyle kulları vardır ki, halk onları bilmez.



Hoş, bazen kendileri de makamlarının farkında değillerdir. Hulus-u kalp

ile boyun büker ümmeti Muhammed'e, halifeyi Müslimline dua ederler.

Samimi niyazları ile zırh olurlar sultana... Bir seher vakti gözyaşı ile

yapılan dua, binlerce topun yapamadığını yapar. Kralları yıkar, kaleleri

parçalar.



iste NALINCI BABA o adsız sansız Allah dostlarından biridir.



Asıl adi Muhammed Mimi Efendi'dir. Bergama'lıdir.



1592 yılında vefat etti. Cenaze hizmetlerini bizzat padişah gördü. Ve

mübareği evine defnetti. Kabri üzerine bir kubbe, içine bir çeşme

koydurdu. Dahası bir tekke ile yaşattı adını. Türbesi Unkapanı'nda,

Cibali Tütün Fabrikası'nın arkasında, Harabzade Camii karşısındadır.





.....Bu ibret verici hikayeyi okuduk, simdi bir düşünelim o insanlar

nasıl yaşıyor muş, biz nasıl yaşıyoruz? Gecen zamanın bizlerden ne kadar

çok şeyi alıp-götürdüğünü açık-seçik olarak görüyoruz.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.