,

Babalarını salak yerine koyanlar

 M. Kemal AYÇİÇEK- 26 Aralık 2011

Karadenizli erkeklerde, ya da daha da açıkçası Karadenizli babalarda çocuk nazlatma, gelenek ve göreneklere göre zamanında ters düşerdi ya, o nedenle Karadenizli babalar, pek çocuk sevmekten anlamazlar.  Genelle yapmıyorum ama genelde bu böyledir. Çocuğunu sever gibi görünen babalar, toplumda pek hoş karşılanmazlardı. Tabi bizim çocukluk yıllarımızda bu böyleydi. 
Şimdilerde de yine bizim kuşak babalar, yani 60’lı, 70’li yılların çocukları olan bizim kuşaktan söz ediyorum, çocukları sevmenin iyi  ve artık eskisi gibi de olumsuz karşılanmaması üzerine çocuklarını sevmeyi, eşlerinden yani kadınlardan çalarak yapıyorlar, ya da yapmaya kalkıyorlar. Kendileri olarak değilde, eşlerinden, annelerinden veya yakınları teyzelerinden çalma bir sevgi ile çocuklarını sevmeye kalkıyorlar. İşte o zamanda baltayı taşa vuruyorlar, çünkü sevecekleri çocukların gözünde bu sefer de “aptal” veya “salak” baba yerine konuluyorlar, bunun farkında değiller.
Yusuf daha iki yaşında bir çocuk. Anne ve babası ona karşı sanırsınız ki Adolf Hitler..daha iki yaşındaki çocuğa, “dur”, “sus”, “yapma”, “etme”, “onu eline alma”, “koy onu yerine”, “kıracaksın” diye  çocuğu terbiye etme yerine neredeyse emir yağdırma yarışına girerken, Yusuf’un her ikisini de sallamadığını gördüm. Yusuf, anne ve babası ile dalga geçercesine onları ti’ye alıyor ve o kendince onları makaraya sarıyor. Anne ve baba, çocuk üzerindeki hakları(!) gereği sanki hele bir de misafiri bahane ederek çocuğa yüklendikçe yükleniyorlar. Misafirlikten çıkıyorum o zaman tabi, çocuktan yana taraf olmak zorunda kalıyorum.  Bir süre sonra o anne bana, “sen çocuklarına bu yaşlardayken dediğin gibi mi davrandın?” diye soruyor, “evet” diyorum.
O anne ve baba, çocukları “çocuk” sanıyor ve öyle davranıyorlar hala, bende buna isyan ediyorum. Evet pedagog değilim ama empati yapan herkes, hele bu devirde iki yaşındaki bir çocuk olsa elinden televizyon kumandasının alınmasına isyan etmez mi? O çocukta aynısını yapıyor ama bu abartılı bulunabiliyor. Bir süre sonra bakıyorum, o bizim kuşaktan olan baba, çocuğuna “babasi, yapma onu” diyor, dilini kırarak, hani çocukların güya daha iyi anlayabildiği bir dilmiş gibi ama Yusuf tabi yemiyor bu numarayı da, babasına bakıyor, sonra da kafasını önüne eğiyor ve şöyle diyordur, “ne salak bir baba, az önce bana sus, dur derken sanki aynı adam değildi ama güya sanki beni burada keriz yerine koyup, dilini yumuşatıp, beni kandıracak aklı sıra, yer miyim ben senin o dil kırmalarını, benimle peltek konuşmalarını, sen beni ne sanıyorsun? Sanki anlamıyorum güya beni kafaya alacak diye dilini mahsus kırıyor, bu aptallık değil de nedir?” diyordur. Ben onları seyrederken, Yusuf’un babasına onları söylediğini anlayabildim. Başka şeylerde düşünmüştür kim bilir ama onu da zamanla anlarız zaten.
Hani Karadenizli babaların sevgiyi çaldığından söz ediyordum ya işte o sevgi denen şeyde o babaların tıpkı kadınlar gibi çocuklarına karşı dillerini peltekleştirip, güya çocuğun seviyesine inerek konuşuyormuş gibi yapmalarıdır. Çocuk sevgisinden anlayabildikleri, dilini peltekleştirip, kelimeleri de yuvarlayarak, yarı yutarak konuşmalarıdır. Çünkü çocuk sevmenin gerçekten acemisidirler. Çünkü hala, kendi çocuğunu severken, nazla tırken başkalarının onları görüp, yadırgayabileceğinden çekiniyorlar. Hala kendi çocukluklarındaki o sevgiyi saygısızlık olarak gören bir kültürün, bir geleneğin sürdüğünü sanıyorlar. Bu sadece çocuklar için değil ki, ben ilkokul’da bir kızı seviyordum diye okul müdürünün odasına çağrılıp, tehdit edildiğimi hiç unutmadım ki. Karadeniz de “sevmek” adeta suç gibi görülürdü, töre öyleydi. Sevgiye saygı yoktu, şimdi aynı şey çocuklara uygulanıyor. Hala babalar, kendi çocuklarını kendi babalarının önünde sevmekten çekiniyor, hala bir kaygı taşıyor hala kendi çocuklarını candan değil de işte öylesine “seviyormuş gibi” gözükmek için yapıyor. Ne garip bir durum değil mi? 
Oysa Karadenizliler, gurbette sevginin alasını yapabiliyorken kendi topraklarında hala bu kaygıları yaşıyor ve yaşatmaya çalışıyor. Yusuf’un babasına dedim ki, “sen sen ol, bundan böyle Yusuf’a tıpkı ağabeyi Mustafa ile nasıl konuşuyorsan öyle, insan gibi konuş. Çocuğu, çocuk sanma, o bir insan ve sen de normal bir insan gibi gör ve  dilini kırarak, peltek konuşarak, çocuğun gözünde kendini aptal konumuna düşürme”. O anda bana tepkisi ne oldu biliyor musunuz, “hemi la”. Yaa “he laaa” dedim bende. Sonra Ben çocukları hiçbir zaman “çocuk” diye görmedim, bu nedenle de ben sevmeyi anne veya teyzemlerden de çalmadım, çocuklara rol yapmadım. Çocuklara rol yapanlara, o dilini peltekleştirerek konuşanlara hep karşı çıktım, çünkü yanlış yapıyorlar. Çocuklara, sanki insan değil de başka bir varlıkmış gibi davranıyor, kendilerini değiştirerek çocukları, kandırmaya çabalıyor. Oysa çocuklar tüm bunların farkındalar ve kendilerine böyle davranan başta babaları olmak üzere herkesi “salak” veya “aptal” diye belliyorlar.
Ne yazık ki Karadenizli babaların bir handikabı vardır, genelinde tabi normallerini tenzih ediyorum. O da çocuklarının bir türlü büyüdüklerine inanmamalarıdır. Yani kendisi 70 yaşına da gitse, çocuğu 50 yaşında da olsa o çocuğunun hala aklının bazı şeyleri saramayacağını, onun hala çocuk olduğunu ve kendisinin düşündüğünü oğlunun düşünemeyeceğini ve yanlış yapacağını sanır. Bu Karadenizli babaların en büyük zaafıdır. Çocuklarının adam olduğuna pek inanmak istemezler, bu yüzden çocuklarının fikrini almaz, hep bildiklerini yaparlar. Çocuklarına fikrini  sormaz, ya da danışmazlar. Onların gözünde karadenizli çocuklar, hiç büyümez ve de kendileri var oldukları sürece de adam olamazlar. Durum böyle olunca da Karadenizli babalar, kendileri ölmeyince çocukları adam olamayınca da öldüklerinde de çocuklarının adam olduklarını görememiş olurlar. Böyle Karadenizli babaların çocukları nasıl sevebileceğini düşünebiliyor musunuz? Şimdi o iki yaşındaki Yusuf’un babasını “aptal” veya “salak” yerine koymuş olmasında bir haksızlık var mı? İşte o yüzden bende Yusuf’un yanındayım. Kalın sağlıcakla.
Bu arada Rahmetli Başbakanlardan Merhum Adnan Menderes’in oğlu, saygı duyduğum değerli insan Aydın Menderes’in vefatına derinden üzüldüm. Kaza yaptığı sırada ABD’deki tedavi sürecinde de dualarımız onunla olmuştu, Allah gaAni gani rahmet eylesin ve sevenlerine ve aziz Türk Milletinin başı sağ olsun.
YORUM EKLE