Düzköy’den geçerken bir dükkanın televizyonundaki alt yazıyı okudum, “Genel Kurmay Başkanı istifa etti” diyordu. Yanımdaki Eminbey’e söyledim, “yapma ya” dedi, ardından da bıyıklarını düzeltti, “Demek Başbakan dik durdu, eğilmedi, boyun eğmedi, helal olsun. Vay be, ne günlere geldik, bu müthiş bir şey” diyiverdi. Radyo’dan dinleyelim bari dedik ama olmadı, radyo çekmiyor. El bilgisayarından ayrıntılara bakalım dedik, bu kez de , “kuvvet komutanları istifa etti, ayrıntılar gelecek” diyordu..”başbakan, programlarını iptal etmiş” ama biz yolumuza devam ettik.
Ankara’da nelerin olup bittiğini eskisi kadar olmasa da merak ediyor insan ama o eski Türkiye’de değildik, o nedenle de sadece “vay be” diyerek neler olabileceği üzerinde konuşmaya başladık. Geçmişte de YAŞ toplantıları yaklaşınca gündem oraya kilitlenir, işte görev alacak komutanlar alternatifleri ile bir dizi senaryolar yazılır, çizilir ve gündem özellikle askerle dolup taşardı. Türkiye’nin değişmez gündemi, Ağustos öncesi ve sonrası ile iki ay bu Yüksek Askeri Şura olurdu. Sanki bu YAŞ toplantıları vatandaşı çok da ilgilendiriyormuş gibi dayatılırdı böyle gündem.. sıradan vatandaş olarak bana hep garip gelirdi bu toplantılar. Tıpkı 28 şubat 1997’deki o “Postmodern darbesi” günlerindeki o bir takım askerlerin, bu ülkenin hukukçularından, üniversitelerine bir çok kesime “brifing” adı altında yaptıkları toplantılar gibi..
Eminbey, bir lise müdürü İstanbul’da..Facebook’a mobilden fotoğraf yüklüyor, sünnet olmuş bir yeğeninin şapkası ile çekilmiş bir fotoğrafı da vardı, “onu da at” dedim, hatta ısrarcı da oldum. Attı fotoğrafı, Facebook’tan o fotoğrafa birlikte bakarken, “burada insan olmuşsun işte” dedim. “ne yani insan değimliydim ki?” diye sordu, “yok, sana öyle demedim, bu fotoğrafınla insansın dedim, diğer fotoğraflarında hep müdürsün de” diye de ekledim. Sünnet şapkası ile olan fotoğrafının yayınlanmasını istemiyordu. O alışmıştı, Devlet memuru pozlarına aşınaydı, kafasında hep kendini, topluma karşı “sorumluluk bilinci” ile hapsetmiş ve kendini de kilitlemişti! Ben o kilidi açmasına katkı sundum, ilk kez sünnet şapkalı fotoğrafını, kendisi yayınlayarak, o “devlet memuru kaygısı”ndan uzaklaştı, bana göre ilk kez “sivil”, yani “insan” oluverdi!
Daha önce bir yazı yazmıştım, “polisler insan mı” diye, yine aynı konuyu işlemiştim ama o yazıma yapılan bir yorum da, “polisler insan değil de sen insan mısın?” diye soruyordu. Demek anlatmak istediğimi ya tam anlatamamış, ya da yanlış anlaşılmıştım! Demem o ki, bir görev alanı olan herkes, Asker, polis, zabıta, gazeteci veya başkan, her nerede olunursa olunsun, insanlar belli görevlerde kendilerini o görevlerine öylesine kaptırıyor ki, üzerindeki elbisenin tesiri belki etkisi ile, “insan”lığını unutup, o görevinin gerektirdiği karaktere bürünüveriyor. O zaman da bu durumu, hiçbir görevi olmayan, yani tüm “görev”lerin kendileri için yapıldığı sıradan insanlara, yani sivillere ters geliyor!. Hani “kendini beğenmiş”, “yüksek dağları ben yarattım”, “burnundan kıl aldırmıyor”.. vs gibi terimler, bu tip “görev”liler için kullanılır.
Genel Kurmay başkanı ve kuvvet komutanlarının “emeklilik” istemiş olmaları, farklı yüzlerin aynı üniformaları giyecek olmasından başka anlam taşır mı biz siviller için? TSK’daki kadro değişikliklerinden sivillere ne? O YAŞ toplantılarının özel gündem olması değil haber olması bile gerekmez bence.. Kızımın düğününde bana takım elbise giydirmeye kalktılar, kravat, gömlek. Kırmayayım dedim, giydim ama iki dakika sonra çıkarıverdim. Ben ben olmaktan çıkmış gibiydim, rahat olamayacağıma karar verip, takım elbise giymedim, ne Trabzon’da ne Ankara’da..Bunu , “ama saygısızlık değil mi diğer insanlara, böyle ciddi bir gün de” dedilerse de, yapmacık olmamak adına “rol yapamam” dedim, kabul etmedim. Şimdi giyilen tüm üniformalar, resmi kıyafetler, görev elbiseleri, veya resmi görevlerde giyilen takım elbiseler, hep birer “görev”lendirilmişler için zorunlu olabilir ve o elbiselerin onlar için veya kurumları için bir anlamı vardır, benim için hiçbir anlam ifade etmezler! Yani sivil vatandaşı, kimin nasıl ne giydiği ilgilendirmez. Sivilliğin görevlilikten ayrıldığı yer burasıdır, sivil insanlar için “hür general” ifadesinin kullanılır olması da bundandır.
Biz Hür Generalleri ilgilendiren, tüm resmi görevlerdeki insanların görevlerini yaparken kendilerini önce “insan” olarak görebilmemizi sağlamalarıdır(!). Yoksa görevlerindeki duruşları, bizi ilgilendirmez. O duruşları, kendi sicil amirlerini ilgilendirir. Yoksa “sivil”ler adına hizmet etmek üzere, devletten maaş alıp, aynı sivillere hava atma, çaka satma, efelenme, hor görme, hakir görme, aşağılama, fişleme, andıçlama, tuzak kurma, hesap sorma, dağa kaldırma, kaçırma, sövüp sayma hakkı gibi görmemelidir. Bu ülke de sanki tüm bunlar olmuyormuş gibi halkı hala “anlamaz” sanma gafletinde olanlar, kendilerince bu ülkeye hala gündem dayatmaya devam ediyor. Halk, Navigasyon’lu araçlarla hangi yolda polis radarı var bunu bilerek gidiyor karayollarında artık. Eski Türkiye’nin pabucu dama atıldı. Eskiden belki “görev”ler, görevlilerin “önce görev, sonra insan” ilkesine uygun yürütülüyordu ama artık, “önce insan, sonra görev” ilkesinin geçerli olduğu bir Türkiye’deyiz. Bunu bu ülkenin “sivil”leri anladı , artık “görev”lilerinin de anlaması ve uygulaması zamanıdır.
Bu arada Ramazan ayınız mübarek olsun. Kalın sağlıcakla.
