,
Baki yolculuğuna çıkmadan bu işi halletmeliydi. Eğer onu bu dünyaya getirdi ise hayatını garanti altına almak zorunda idi. Rahmetli karısının ona en güzel emaneti ve hatırası idi. Onun sarı dalgalı ve uzun saçlarına her bakışında kırk beş yıl öncesinde çeşme başında tebessümle kızaran yanakları hatırlıyordu. On yedisindeki kızının hali karısının gençliğine benziyordu. Hayattaki tek çocuğuydu.
Ölümden korktuğu yoktu, yalnız yavrusunun geleceği bütün korkulardan daha korkutucu, daha öldürücü idi. Yazın sıcaklığına rağmen hafifçe esen yelde üşümeye başlayan zayıf vücudunu robdöşambr’ una sıkıca sardı.
Koca köyün sulaklarının çoğu onundu, tepeleri çevirip bir peştamal gibi saran buğday tarlaları, beş bin ayakta kavağı vardı. Bütün mal varlığına o kadar göz dikilmişti ki leş kargaları gibi gecelerin sabahına dek tünedikleri dallardan ağızlarının suyu akarak kanlı gözleriyle kanı çekilmiş yüzündeki tek hareketli gözlerinin de kapanmasını bekliyorlardı. Bütün bunların başında bir hata yapıp da aldığı ani kararla binlerce kez pişman olup evlendiği genç karısı idi. İlk karısı bir melek gibi , bu ikincisi tam aksi, ruhsuz, bencil, gözünü para hırsı bürümüş yanlışlıkla yaratılmış bir şeytandı. Önüne getirdiği her yemeği ecel diyerek yer
zehirlenmediğini anlayınca içinden bu öğünü de atlattık diye dua ederdi. Böyle bir insanın eline körpecik yavrusunu bırakamazdı. İki gün olmadan nazlı çiçeğini soldurur, buruşturur öldürürdü. Zalimlik, hainlik onun için meziyetti zavallı hanımı öldükten sonra hizmetçilik yaptığı bu eve hanım olarak gelmişti, sinsice yaptığı bir planla bunu başarmıştı. Köyün bir serserisiyle ilişki kurup beni bey iğfal etti diye köyü ayağa kaldırıp nihai emeline ulaşmayı başarmış on yıl gibi bir süredir de hayalini kurduğu hayatın tadını çıkarıyordu. Yıllardır kendisinden nefret ettiği için elini bile sürmemiş, yaşı iyice geçtiğin de ise devamlı uzak kalmıştı. Bunca serveti bu hain insanın emrine bırakmak düşüncesi onu çileden çıkarıyordu. Malı değil de küçük kızına bir şey yapmasından korkuyordu. Yapacağından çok emindi. Buna bir hal çaresi bulmak lazımdı.
Vicdanı rahattı yıllardır kendisine yaptığını mezarında bile unutamazdı, hem bunların intikamını alacak hem kızının geleceğini garanti altına alacaktı. İçinden Allah’ım beni affet diye dua ediyordu.
Bütün mirasını kızına bırakırsa bu şeytan kadın ona bunu bırakmayacağını biliyordu.Tek çaresi vardı ve bunu o fazlasıyla hak ediyordu. Eden mutlaka bulurdu. Onu yine kendi nefsiyle vuracaktı.
Yarın şafakta kalkar kasabaya gider bunu hallederim diyerek yerinden hafifçe doğrulup ağır ağır ayağa kalktı.Kavaklar altından geçerek su kenarına indi. Küçük kırkır kuşlarının sesi suyun şırıltılarıyla karışıp tatlı bir musiki oluşturuyordu. İçinden bu dünyanın nimeti herkese yeter ama herkes kendi hakkına kanaat getirirse diye geçirdi.
Yavaş adımlarla ilerlediği su kenarında önünde evin köpeğinin yalayıp attığı kemiğin üzerine üşüşmüş karıncaların büyük bir iştahla kemiğin üzerinde arta kalanları yemeye çalışmasını seyretti. Herkes rızkı kadarını yiyebilir idi, insanlar ne kadar uğraşsalar da bunu değiştiremez.
Etrafını çevirmiş yaşlısı, genci odayı doldurmuş kadınlara karşı sahte göz yaşları döküyordu. Tıpkı bir timsah gibi avını yakalayıp öldürürken akıttığı göz yaşları gibi sadece göstermelikti. İki saat sürecek bir senaryoydu bu. İçinden nihayet sonuncu emeline ulaşmıştı. Yıllardır göz koyduğu o altın kolyeye sahip olacaktı. Üç yüz grama yakın, altından, işlemeli, parıl parıl kolye artık onundu.
Hazin bir yolculuktu bu köyde seveni çoktu gerçek üzülenlerde bunlar oldu, hepsinin içinden aynı düşünce geçiyordu, zavallı kazandı ama hain kadının eline kaldı bütün servet keşke kazanmasa idin bütün hepsini omuzlar üzerinde uzandığı karanlık kutudan duyuyordu kimsenin göremediği, görse de bir mana veremeyeceği bir tebessüm kanı çekilmiş dudakların da hakimdi.
Akşam oldu herkes kendi evine gitti. Sahte göz yaşlarına artık ihtiyacı kalmamıştı, yatak odasının yanında bulunan rahmetlinin odasına ilk defa girdi bir an oda ordaymış gibi hissetti korkuyordu da sanki yakalanacakmış gibi. Kendi kendine o artık öldü ve yıllardır hayalini kurduğun hanımın kolyesine az sonra sahip olacaksın. Duvara gömülü duvarın anahtarının nerde olduğunu biliyordu.Pencerenin üstünde duran terekteki eski kitapları karıştırınca bulması zor olmadı. Heyecanla anahtarı kilide yerleştirip çevirdi, gıcırtılarla aralandı ve beze sarılı kolyeyi aldı. Bezin ucunu açtığında içinden parlaklığı gitmesin diye sevgili kocam ilaçlamış herhalde. Kuşluk vaktinin ışığına rağmen hala kalmamıştı. İçeriye giren hizmetçi kızın gözleri mosmor surata takılınca köyü çevreleyen tepelerde canhişar bir feryat defalarca çarpıp kayboldu.