<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel>
    <title>Karadenizolay</title>
    <link>https://www.karadenizolay.com/</link>
    <description>Karadeniz&amp;#039;den Dünya&amp;#039;ya farklı bir bakış &amp;amp;  arinuk haberler.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.karadenizolay.com/rss" type="application/rss+xml" rel="self"/>
    <language>tr_TR</language>
    <copyright>Copyright 2026, Karadenizolay</copyright>
    <lastBuildDate>Fri, 15 May 2026 14:25:10 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <item>
      <title><![CDATA[Söğütlü vadisi ve vadinin kadınları!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/gezigozlem/sogutlu-vadisi-ve-vadinin-kadinlari-h439.html</link>
      <description><![CDATA[Söğütlü Vadisini bir sayfaya sığdırmak mümkün değildir. Kocaman bir kitap olacak kadar özelliği var bu vadinin. Hele ki Trabzon’un 1929 yılında ilk elektrik santralının kurulduğu Visera, şimdiki Işıklar köyünün eteklerinden geçen Söğütlü Deresi, kendi başına bir kitap olacak kadar Cumhuriyet tarihinin bir parçası olursa.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yöremiz, yüreğimiz: Trabzon’un yaşayan, köyleşen şehirleri.</p>

<p>SÖĞÜTLÜ VADİSİ&nbsp;</p>

<p></p>

<p><strong>Mehmet Nuri Sunguroğlu</strong>&nbsp; -11 Mart&nbsp; 2023</p>

<p></p>

<p></p>

<p>İlk defa 1971 yılında gitmiştim Söğütlü Vadisinden yukarı doğru. Düzköy’e gidecektim. Tütün tarlalarının arasından kıvrılarak geçen stabilize yollardan geçerek varmıştım Düzköy’e.&nbsp;</p>

<p>Tüm Akçaabat gibi Söğütlü vadisi de tütün ekimine bağımlı olan insanların yaşadığı köylerdi. Bu köyler, şimdiki gibi neredeyse zincirleme birbirine yakın değildiler. Evler tipik Karadeniz mimarisi ve ahşap binalardan oluşuyor, köyler şimdiki kadar şenlik olmayıp, her evin yanında, iplere dizili tütünlerin kurumayı bekleyen tütün damları vardı.&nbsp;</p>

<p>Tütüne bağımlı olan yöre halkı gurbete gidemiyor, alternatif olacak başka ürünleri de düşünmüyordu. Sonra tütün yasağı geldi ve o çileli, yerlilerin, “14 aylık ürün” dedikleri tütün ekilmez oldu. Tütün satışıyla ellerine geçen tomar paralar da yoktu artık. Söğütlü Vadisinin erkekleri gurbetin yolunu ararken, kadınları kazmaya sarılarak 1800 yıllarından, —tütün ekimi— öncesi var olan ama unutulan farklı ürünleri yeniden ekmeye başladılar.&nbsp;&nbsp;<img alt="sogutlu vdisi" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/sogutluvadisi1.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 505px; height: 640px;" /></p>

<p><strong>Dün, 11 Mart günü geçtim Vadiden. Çal Mağarasına gidiyorum.</strong></p>

<p>Sahilden ayrıldıktan sonra sanki zincirleme, birbirine bağlı köylerin aralarından geçerek Çal Mağarasına gittiğimde 52 yıl önceki hatıralarım gözümün önüne geldi. Her ne kadar şimdilerde mahalle olarak tanımlanıyor olsa da köy karakterlerini korumuşlardı. Değişen, zenginleşerek yaratılan mimari yapıların yöreye verdiği görünüm köyleri şehirleştirememişti, ama şehri köyleştirmeyi başaran insanların emeğiydi.</p>

<p>Tarlaları bellenmiş, otu çalısı temizlenmiş ve her tarlanın bir tarafında çiçekleriyle baharı müjdeleyen erik ağaçlarının yarattığı atmosfer görmeye değerdi. Kıştan kalan lahana bahçeleri tazeliğini koruyacak kadar yemyeşildiler.&nbsp;</p>

<p>30 km’lik yol boyunca, insanları şehre inmeye zorlamayan mağazalar vardı. İnşaat malzemesinden alın da tarımı destekleyecek ne varsa bu mağazalarda istiflenmiş alıcısını bekliyordu; sanki Değirmendere veya Moloz gibi.&nbsp;</p>

<p>Çal Mağarası yokuşunda, üçüncü virajın dönemecinde pütürce esen rüzgârın arasından süzülen duman küçücük semaverin bacasından çıkıyordu. Durduğumda “hoş geldiniz ağabey” diyerek arabaya yaklaşan Kenan, 7’ci Sınıf öğrencisiydi. Semavere üfleyen kardeşi Elif ise 4’cü sınıfa gidiyordu. Belli ki yaz aylarından kalan bu çay büfesinde çay yaparak ailenin ekonomisine katkı sağlıyorlardı. Babası duvarcı olan çocukların ağabeyleri İstanbul’da gurbetteydi. Öyle söyledi Kenan. Elif ise, ablasının evde olduğunu anlatırken bir taraftan da semavere odun ekliyordu.</p>

<p>Çocuklara veda ederken neler geçmedi ki aklımdan. Bu yaşta sorumluluğu öğrenen bu çocuklar, Söğütlü Vadisinin geleceğinin kaderinin nasıl olacağını anlatıyordu bizlere.&nbsp;</p>

<p>Evet… Kadınıyla, erkeğiyle, çocuklarıyla çalışkan, özgüvenli ve bir o kadar da onurlu insanların yaşadığı Vadi, Söğütlü Vadisi.&nbsp;</p>

<p>Ne demiştik… <strong>Trabzon’un yaşayan, köyleşen şehirleri, Söğütlü Vadisi…</strong></p>

<p><strong>Mehmet Nuri Sunguroğlu&nbsp;</strong></p>

<p>Not:&nbsp;</p>

<p>1) Özellikle: Tarladan gelen kadınlar ricamı kırmayarak resim çekmeme izin verdikleri için kendilerine ne kadar teşekkür etsem az gelir. Böyle çalışkan ve özgüvenli insanların başı yere eğilmez.&nbsp;</p>

<p>2) Söğütlü Vadisini bir sayfaya sığdırmak mümkün değildir. Kocaman bir kitap olacak kadar özelliği var bu vadinin. Hele ki Trabzon’un 1929 yılında ilk elektrik santralının kurulduğu Visera, şimdiki Işıklar&nbsp;köyünün eteklerinden geçen Söğütlü Deresi, kendi başına bir kitap olacak kadar Cumhuriyet tarihinin bir parçası olursa.&nbsp;&nbsp;<br />
Hayırlı Pazarlar…</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/gezigozlem/sogutlu-vadisi-ve-vadinin-kadinlari-h439.html</guid>
      <pubDate>Sun, 12 Mar 2023 20:24:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2023/03/sogutlu_vadisi_h439_1ce18.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Kes sesini, caminin kapısından içeride benim sözüm geçer, siz dışarıda konuşursunuz”!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/sizden-gelen/kes-sesini-caminin-kapisindan-iceride-benim-sozum-gecer-siz-h437.html</link>
      <description><![CDATA[Bir gün Kars’ın Susuz ilçesinde; yine köyümüzden Susuz ilçe müftüsü olan bir komşumuzu ziyaret etmek için yola koyulur. Kars’a geldiklerinde gece yarısıydı. Mevsim kış olup her taraf karla kapalıydı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">“Kes sesini, caminin kapısından içeride benim sözüm geçer, siz dışarıda konuşursunuz”!</span></span></span></p>

<p></p>

<p><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">&nbsp;YUSUF HOCA</span></span></span></strong></p>

<p><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Mehmet Nuri Sunguroğlu &nbsp;(Araştırmacı,yazar)</span></span></span></strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Bir köy düşünün ki, bakkalı yok, kahvesi yok, muhtar odası yok, okulu yok, suyu, yolu yok.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Sonra düşünün ki bu adı geçen köyün yetecek kadar yolu, üç bakkalı, üç terzihanesi, komşuların oturup konuşacağı cami yanında kahve misali dükkanları, okulu, öğretmenleri, berberi, demircisi; yetmedi, bir de İslam’ı ilim yuvası vardı. "Tüm bunlar vardı, vardı!"</span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Bu ilim yuvasının adı “ÇUBUKLU KÖYÜ FAHRİ KURAN KURSU” idi. O zamanlar bizim köyümüz tüm komşu köylerin dilindeydi. Övgüler vardı köyümüze. Yurdun her köşesinden talebeler vardı bizim köyde. Kültürel kalkınma olanaklarımız çok yüksek düzeye geldiği zamandı bu adı geçen 1960’lı yıllar.<img alt="Yusuf uzun hoca" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/yusufuzunhoca2.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: left; width: 400px; height: 370px;" /></span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Birde köyümüzün camisinin genç bir imamı vardı; atılgan, gözü pek bir imamdı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Köye ilk geldiğinde, kendisine çocuklara Elif-Ba öğretmesini öneren köylüye: “Kusura bakmayın ama, benim işim çocuk okutmak olmaz, bu iş için başka bir hoca bulun, ben daha yüksek yaşta olan gençlere eğitim vermek istiyorum.” Diyerek asıl amacını ortaya koyar.</span></span></span></p>

<p></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Kısa bir zaman sonra da bu isteğine kavuşmuştu bu genç imam. Müftülükten, Arap dilinde eğitim vermek için izin alan bu genç imam, köyümüze; “ÇUBUKLU KÖYÜ FAHRİ KURAN KURSU” nu açmıştı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Ücretsiz olan bu Fahri Kuran kursu tam 3 defa icazet vererek memleketimize çok değerli imamlar ve hafızlar yetiştirdi. Bu Kuran kursu zamanında, köyümüz cıvıl-cıvıl doluydu, her yerden talebeler vardı.</span></span></span></p>

<p></p>

<p><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Peki... Bu imam kimdi?</span></span></span></strong></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Bu genç ve dinamik olan imam uzaklardan değildi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">İlköğrenimini Çiçekli köyünden Topaloğlu Hacı Halil Hafızdan alan bu genç imam, daha sonra Of’un Çaykara ilçesindeki hatırı sayılır olan Hacı Hasan Efendinin yanında eğitimini tamamlayarak icazetini almıştı. Genç ve dinamik olan bu imam, Uzunhüseyinoğulları sülalesinden Muhammet Uzun’un oğlu Yusuf Uzun’du.<img alt="yusuf uzun hocaefendi" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/yusufuzunhoca.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 314px; height: 400px;" /></span></span></span></p>

<p></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Yusuf hocamız köyümüzdeki çok eski olan mektebi yıkarak yerine bugünkü mektebi yaptırmakta önderlik yapmıştı. (Şimdi o da yıkıldı) Sözünü esirgemeyen hocamız, vaazlarına da kimsenin karışmasına müsaade etmezdi.</span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Bir defasında camide vaaz verirken cemaatten birisi (xxxx) vaaza karışmak istediğinde Yusuf Hoca ona dönerek şöyle peydahlamıştı: “Kes sesini, caminin kapısından içeride benim sözüm geçer, siz dışarıda konuşursunuz”!</span></span></span></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Birde Kars ziyareti var bu değerli hocamızın.</span></span></span></strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Bir gün Kars’ın Susuz ilçesinde; yine köyümüzden Susuz ilçe müftüsü olan bir komşumuzu ziyaret etmek için yola koyulur. Kars’a geldiklerinde gece yarısıydı. Mevsim kış olup her taraf karla kapalıydı. Kars ile Susuz arası ise 24 km. Gecenin o saatinde araba yok. Ama Yusuf Hoca kafaya koymuş, o gece Susuz’a gidecekti. Oradaki insanlar Hocaya tehlikeyi anlatarak yola çıkmaması için verdikleri uğraşı boşunaydı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">24 km Yolu yürüyerek Susuz ilçesine vardığında sabahın ilk ışınları açılıyordu. Sakallarında 10-15 cm. Buzlar sarkıyordu.</span></span></span></p>

<p></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Susuz ’da henüz sokaklar boştu sadece bir fırın açıktı. Fırına giden Yusuf Hoca kimliğini anlattıktan sonra ziyaret etmek istediği Susuz ilçesi müftüsüne haber verilir. Haberi alan ilçe müftüsü; o da bizim köyümüzden bir hocamız. Rahmetli Hasan hocanın oğlu Yahya Semiz Hoca, fırına gelerek Yusuf hocayı alır eve getirir.</span></span></span></p>

<p></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">1933 doğumlu olan Yusuf Uzun hocamız, 1997 yılında aramızdan ayrılarak hakkın rahmetine kavuşmuştur.</span></span></span></p>

<p></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun. Köyümüz onun zamanındaki duyulmasıyla çok daha saygındı ve bu saygınlık hala devam etmektedir.</span></span></span></p>

<p></p>

<p><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Mehmet Nuri Sunguroğlu </span></span></span></strong></p>

<p><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">“Araştırmacı, Alman dili edebiyatı”</span></span></span></strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Yapılan yorumlar;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Onur Bayraktar</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Adını duydum lakin yanılmadık. Bizi Rahmetli Ali hoca okuttu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">· 5s</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Mustafa Bektaş</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Allah rahmet etsin. Mekanı cennet olsun.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">· 5s</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Yaşar Ramazanoğlu</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Mekânı cennet olsun.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">· 5s</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Sefer Uzun</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Allah rahmet eylesin nur içinde yatsın.Eniştem amca oğlum.Gerçekten çok bilgili saygın büyüğümüzdü.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">· 5s</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Mehmet Küçük</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Allah.rahmet.eylesin.m.nuri.beycok.iyi.taniyorum.omrunun.sonunda.mahkemeler.sinirleri.bozulmusdu.gece.bizim.koye.gelie.camiinin.hadaptörlerinden.köyküye.vaaz.verirdi.Allah.gani.gani.rahmet.eyelesin.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">· 5s</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Kaptan Bayraktar</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun yeri dolacak kisidegildi Âlimin ölümü alemin ölümüdür</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">· 5s</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Haydar Akay</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Mekanı cennet olsun</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Hocamıza uyarak kılınan namazlar bir başka olurdu</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Onun kıldırdığı cenaze namazları yaptığı dualar cenaze yakınlarının acısını üzüntüsünü hafifletirdi… Devamını Gör</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">· 5s</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Harun Akgöğ</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Rabbim rahmetiyle muamele eylesin</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Taksıratını affeylesin</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Hayrulhalefler nasib etsin!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">· 4s</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Atilla Buyukkol</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">allah rahmet eylesin tüm ölulerimizi rahmetle aniyorum mekanlari cennet bahcelerinde olsun amin ecmain</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">· 4s</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Abdurrahman Beşir</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">· 4s</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Abdullah Midi</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Allah rahmet eylesin</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">· 4s</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Feti Akçay</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Rabbim mekanını cennet eylesin</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">· 4s</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Hüseyin Erdoğan</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Mekanı cennet olsun hizmeti çoktur köyümüze hocamızın</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">· 4s</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Mustafa Yılmaz</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">· 4s</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Mehmet Kurt</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Rabbim rahmetiyle muamele eylesin inşallah</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">· 4s</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Hasan Çelik</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun. Ruhu şad olsun hocamızın</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">· 4s</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Musa Bektaş</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">allah rahmet eylesin</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">· 3s</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Şaban Ceylan</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Allah mekanini cennet eylesin.Yokluğu her zaman hissedilir.Mekani cennet olsun.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">· 3s</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Fethiye Atmaca</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Allah rahmet eylesin inşaallah.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">· 3s</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Ahmet Uzun</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Hocamız çok renkli kişilikti allah rahmet etsin</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">· 3s</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Sevim Celep</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">· 3s</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Hasan Cemil Ataoglu</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Rshmeti bol olsun inşallah.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">· 3s</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Ahmet Kurt</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Allah rahmet eylesin</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">· 3s</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Ahmet Tahir Ceylan</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Rabbim Gani Gani rahmet etsin lafını hak eden kişiden esirgemeyen yiğit gözü pek bir müslüman di</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">· 2s</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Enver Mutlu</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Allah rahmet eylesin Allah böyle ilim irfan sahibi insanların sayısını artirsin insallah</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">· 2s</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Halil Velioglu</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Rahmetler olsun muazzez ruha.Mekânı cennet olsun inşallah</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">· 2s</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Süleyman Uzun</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Bu kadar güzel anlatılırdı.Hafızayı tazeledik sağolasın emmi</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">· 2s</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Kemal Midi</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Allah rahmet eylesin</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">· 2s</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Safiye Sungur Yamak</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Benimde hocamdı, o dönemde başarılı talebelerinden biriydim. Nurlarda yatsın.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">· 2s</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Hüseyin Bayraktar</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Allah rahmetiyle muamele etsin. Mekânı cennet olsun.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">· 2s</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Resul Bektaş</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Şimdi o kurslar kimlere kaldı vah ülkem vah allah yusuf hocamıza gani gani rahmet eylesin mekanı cennet olsun saygıyla anıyorum ruhun şadolsun</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">· 2s</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Hami Azak</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">ALLAH rahmet eylesin mekanı cennet olsun inşallah</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">· 2s</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Orhan Bayraktar</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Hocamla çok anım vardı Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun büyük alimdi</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">· 2s</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Irfan Aktas</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Allah Rahmet eylesin </span></span></span></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/sizden-gelen/kes-sesini-caminin-kapisindan-iceride-benim-sozum-gecer-siz-h437.html</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Nov 2021 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2021/11/kes_sesini_caminin_kapisindan_iceride_benim_sozum_gecer_siz_disarida_konusursunuz_h437_a8cdb.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Eski ve yeni Yusufeli bir arada!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/eski-ve-yeni-yusufeli-bir-arada-h436.html</link>
      <description><![CDATA[Yusufeli seyir terasına doğru çıkıyorum, seyir terası hem barajı ve hem de yeni Yusufeli yerleşim yerini karşı yamaçtan görebilen bir piknik ve dinlenme alanı aynı zaman da tabi. Burada küçük kamelya tarzı evler yapılmış, şömineleri ve izgara alanları olan yapılar. Bu yapılara da isimler yazılmış, Kazahora, Hamzet, Ahalt, Çengelogi, vecanget, sapanet, kananet, bunlar Yusufeli’nin olmazsa olmaz mahallelerinin isimleriydi.

]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">M. Kemal AYÇİÇEK – Kasım 2021 </span></span></span></strong></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Hiç bir yer, yani yerleşim alanı bırakın köy, mahalle, bucak olmayı ilçe olmuş bir yerleşim yeri düşünün ve yedinci kez, var olduğu yerden başka bir yere taşınıyor. Artvin’in adı gibi güzel insanlarının yurdu Yusufeli ilçesi, artık yeni yerine bir daha taşınmamak üzere yerleşme aşamasına geldi. Yeni Yusufeli, baraj manzaralı ve düzenli bir kent görünümü ile Türkiye’nin yepyeni turizm merkezlerinden biri olacak.</span></span></span></p>

<p><img alt="işte eski ve yeni Yusufeli" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/ysfeli4.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 400px; height: 300px;" /></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Yusufeli’n de geçmişte anılarım vardı. Hürriyet Gazetesi Muhabiri iken zed medya anket şirketinin seçim anketi için görevlendirildiğim yerlerden biriydi Yusufeli, orada Yüncüler köyüne gitmem gerekiyordu. Yıl 1991 olmalı ama bir taksi yok o zamanlar, ben de KTÜ’den tanıdığım ve sevdiğim arkadaşımdan yardım istedim. Sağ olsun bana “Babam” dedi, “Yusufeli’n de, git bize babam sana yardımcı olur”, Gittim, şimdi ki gibi cep telefonları yok o zamanlar, Şenol’un babasını arayıp, “Böyle bir arkadaş gelecek” diyebilecek durumu da yok, öyle bir zamandı o zaman! mekânı cennet olsun!</span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Gittim Mustafa abi, yurt dışında çalışmış ve bir Renault 12 almış dönüş yaparken ve aracı evin önün de, o gece misafir ettiler beni, sabah kahvaltıdan sonra arabanın anahtarlarını bana uzattı, “sen sür” dedi. Benim ehliyetim yok diyemedim, “abi önce sen kullan sen yorulunca ben sürerim” dedim. Oysa ben hiç araç kullanmamıştım ama arabası olan insanın şoförlüğü vardır diye düşündüm ama bizim Mustafa abinin de meğer şoförlüğü pek yokmuş, yola koyulduk. Baktım zaman zaman sendeliyor ama araç sahibi, kesin şofördür benim anlamadığım şey ne de olsa diye düşündüm ve gittik.</span></span></span></p>

<p><img alt="Yusufelili vatandaşlar, taşınma telaşındalar" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/ysfeli2.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: left; width: 400px; height: 300px;" /></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Yüncüler köyüne vardık ama yol tam ortasından kazılmış, su almışlar o mahalleye ve dönüş yeri de yok belki iki yüz metrelik bir yer, geri geri gelinmesi gerekiyor. Ben anket çalışmamı yaptım ve geri döneceğiz ama Mustafa abi bana, “artık sen sür, ben hiç geri geri gitmeyi bilmem” dedi. Ne yapacağımı şaşırdım ve orada itiraf etmek zorunda kaldım, “Mustafa abi, sen yine iyi sürüyorsun ben hiç araba sürmedim üstelik benim şoförlüğüm de yok, özür dilerim ama ben bu görevi yapmak zorundaydım. Onun için yalan söylemek zorunda kaldım af edersin ama sen zaten iyi sürüyorsun ileri gittiğin gibi geri geri geleceksin, sen yaparsın abim” dedim. Ona cesaret verdim, bindi araca ve geri geri gelirken ben de ona muavinlik yaptım bir ara yoldan çıktı neredeyse uçuruma yuvarlanıyordu ama toparladı ve kazasız belasız görevimi tamamladım.</span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Yusufeli’ne döndük ama benim gazeteme bir fatura göstermem lazım, Yusufeli’n de Yüncüler köyüne gittiği ve orada çalışma yaptığımı ispat etmem lazım, onun için de belli bir ücret ödemem lazım. O zamanın parası 250 tl vermem gerekirdi, Mustafa abiye de bunu teklif ettim. “abi “ dedim bu benden değil gazetemden çıkıyor, bunu almazsan ben bu görevi yapmış gözükmem, onun için bu parayı sana vermem gerekir” dedim ama Mustafa abi, “olmaz, sen benim misafirimsin ben o parayı almam” dedi. Ne dediysem razı olmazdı sonun da da “istersen git Şenol’la bir yemek yersiniz, olur biter” dedi.</span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Şenol’la ben zaten yemek yerim de neyse, döndüm Trabzon’a. Şenol’u buldum, Şenol KTÜ de öğrenci ona, “baban bu parayı almadı ama bak benim bu parayı gider yapmam şart, onun için 250 lirayı sana vermem şart, al” dedim ve ona vermek istedim ama Şenol’da , “Babamın almadığı parayı ben hiç alamam” demez mi? Allem ettim, kellem ettim ve Şenol’u o 250 lirayı almaya zorla razı ettim. Yusufeli insanı böyle insanların memleketi işte!<img alt="Yeni yusufeli'nde yapılan konutlar, kura çekimi ile sahiplenildi" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/ysfeli3.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 400px; height: 300px;" /></span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">O Mustafa abi, daha sonra aynı aracı ile trafik kazası yapıp vefat etmiş, duyduğum da deli oldum, çok üzüldüm. Vicdan azabı çektim hala acısı içimdedir ve Yusufeli adını her duyduğum da önce Mustafa abi, sonra Şenol aklıma gelir.İşte bizim Şenol’un memleketi şimdi taşınma telaşın da olan yer. Yeni Yusufeli’n de inşaatlar neredeyse tamamlanmışlar. Alt yapı, üst yapı inşaatları neredeyse tamamlanmış ve artık eski Yusufeli, Yusufeli barajı sularının altında kalacağı için daha yüksek rakım da olan yerleşim yerine taşınma hazırlıkları yapılıyor.</span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Yusufeli’n de 15 yıl oturmuş, mal sahipleri yeni Yusufeli’n de mülk edinme hakkına sahip olmuş. Eski evleri istimlak edilmiş, ücretleri ödenmiş, malı mülkü olanlar, yani hak sahipleri Devletten mekânlarına biçilmiş ücreti alıp, genellikle Bursa, olmak üzere Batı illerine gidip, arazi satın almışlar ama şimdi Yusufeli’ne dönmek istiyorlar. Gençler, geçmiş kaygıları pek olmadığından yeni Yusufeli’ne olumlu bakıyorlar ama yaşlılar, eski Yusufeli’ndeki anıları, yaşamları ve geçmişle olan bağları daha yakın olduğundan olaya daha duygusal bakabiliyorlar. Eski Yusufeli’ndeki malını mülkü satıp Batı illerine gidip, aldıkları istimlak paraları ile arsa ve arazi alanlar da şimdiler de yeni Yusufeli’ne dönmenin yollarını arıyorlar. Çünkü yeni Yusufeli’nde artık TOKİ tarafından yapılan konutlar da kura çekimleri yapılmış ve ev sahipleri de belirlenmiş durumda ve hak sahipleri yeni evlerine taşınma telaşını yaşıyorlar.</span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Eski Yusufeli’nin doğu yakasından yukarıya çıktım. Şimdi Yusufeli Belediyesi’nin yaptırdığı seyir terasına çıktım yürüyerek tabi ki de yoruldum, oradan eski ve yeni Yusufeli rahatlıkla görülebiliyor. Yeni Yusufeli’nin fotoğraflarını bu terastan çektim. Geceyi eski Yusufeli’n de geçirdim, sabah erken saatler de fotoğraflar alabileyim diye, hava da güzeldi ve şansım yaver gitti öylece eski ve yeni Yusufeli fotoğraflarını aynı anda çekebilme şansım oldu. Hep merak ediyordum yeni Yusufeli neresi olacak diye, meğerse eski Yusufeli’nin 500 bilemediniz 600 metre daha yükseği olan tepeler de kuruluyordu. Binalar tamamlanmış, alt yapısı üst yapısı derken tabi ki de halen inşaatları devam eden yatırımlar da çalışmalar aralıksız sürdürülüyor. Gece vardiyaları var, gece hangi ışıkla nasıl çalışılır bizim normal de aklımız almıyor ama gece gündüz çalışmalar devam ediyor denir ya aynen burada Yusufeli’n de bunu gözlemledim. Gece o dondurucu soğukta bile Viyadüklerdeki çalışmalar devam ediyordu.</span></span></span></p>

<p><img alt="yeni yusufeli'n de konutlar ve çevre düzenlemeleri yapılıyor" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/ysfeli5.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: left; width: 400px; height: 300px;" /></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Düşünsenize evden taşınıyorsunuz, kendi evinizden bir başka yere taşınıyorsunuz siz sadece bir aile olarak, ne meşakkatli iş değil mi? İşte bura da bir ev değil komple bir ilçe taşınıyor hem de bir değil iki değil tam yedinci kez taşınıyor. Bu ne büyük cefa öyle değil mi? Evleriniz var, anılarınız var, komşularınız var. Mezarlarınız var, meyveleriniz var, ağaçlarınız var, bir küçük bahçeniz var, bahçe duvarınız var ama hepsini geride bırakıp taşınıyorsunuz, hem de hiçbir anınınız olmadığı bir yere, hem de eski evinizin, bağınızın bahçenizin, mezarınızın olmadığı bir yere taşınıyorsunuz, kolay mı? Bu iş öyle kolay değil, hazmedebilmek zaman ister, sabır ister ama yine de kolay değil, bu çok büyük bir yıkım, insan psikolojisi üzerin de ağır bir incinme yaratır, Yusufeli halkı işte tam da bu sarsıntının içerisin de ve “aşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem bıyık” misali, vakarlı duruşunu muhafaza ediyor. Bu aslın da Devlete duyduğu saygının bir sessizce duruşunun simgesi!</span></span></span></p>

<p></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Sabahleyin kahvaltı yapmak istedim ve birilerine “nerde ne yiyebilirim” diye sordum. Ben normal de vejetaryenim ama Hacıoğlu denen yerde tavsiye üzerine kelle paça yedim, kelle paçası ve suyu mükemmeldi. Suyu nerden aldıklarını sordum, “arıtma cihazımız var” dediler, hakikaten mükemmeldi. Öylesi bir lezzet, şu MasterChef programların da görülmemiştir, o derece mükemmeldi. Sonra bir çay içeyim dedim gittim bir kahvehaneye, orada tanıştım 70 yaşındaki Ali Bilgin ile, biraz sohbet ettik.</span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">“ömrümüz bitti de iş kolaylaştı” diye başladı sözlerine, sonra DSİ’de şoför olarak çalıştığı yılları, Yusufeli’nden bağlı oldukları Trabzon’daki müdürlüğe gidene kadar yolda iki kez aracının lastiklerini patladığı için değiştirmek zorunda kaldıklarını anlatırken de, “Dünyanın işi değişti, her şey kolaylaştı. Biz 3-4 metre genişliğin de kazma kürekle yol yapardık, şimdi şehirler yapılıyor, bak aha bizim yeni ilçemizin binaları buradan görülüyor” diyor.</span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Ali Bilgin, “Bülbülü Altın Kafese Koymuşlar Ah Vatanım” demiş ya, yani “Kaldığı yer her ne kadar güzel olursa olsun, kendisine ne kadar iyi bir ortam sunulmuş olursa olsun, yine de kendi vatanında, doğup büyüdüğü yerde yaşamak ister.” İnsan da öyle, doğduğu yerde değil doyduğu yerde derler ama yaşlanınca insan, doğduğu yere daha fazla yaklaşır, doymanın sonu yok, insan bunu yaşlanınca daha iyi anlıyor” diye ekliyor.</span></span></span></p>

<p><img alt="Yusufeli seyir tepesinden baraj manzaralı yeni kent seyredilecek" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/ysfeli6.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 400px; height: 300px;" /></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Eski Yusufeli’nden yeni yapılmış Yusufeli seyir terasına doğru çıkıyorum, seyir terası hem barajı ve hem de yeni Yusufeli yerleşim yerini karşı yamaçtan görebilen bir piknik ve dinlenme alanı aynı zaman da tabi. Burada küçük kamelya tarzı evler yapılmış, şömineleri ve izgara alanları olan yapılar. Bu yapılara da isimler yazılmış, Kazahora, Hamzet, Ahalt, Çengelogi, vecanget, sapanet, kananet, bunlar Yusufeli’nin olmazsa olmaz mahallelerinin isimleriydi.</span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Resmi Gazete’de Yusufeli’nin Öğdem’den Ahalt’a kaldırılmasına ilişkin karar şu şekil de yer almış;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">“Yusufeli İlçesi Merkezinin Öğdem'den Ahalt'a kaldırılması ve bu merkeze Yusufeli aldı verilmesi</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Hakkın da Kanun</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Kanun No: 5531 Kabul tarihi: 11/2/1950</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Madde 1 — Yusufeli ilçesi Merkezi Öğdem'den Ahalt , Vecenket</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">ve Kozahora mahallelerinden teşekkül eden Ahalt Köyüne kaldırılmış</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">ve bu merkeze Yusufeli adı verilmiştir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Madde 2 — Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer .”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Madd e 3 — B u kanun u Bakanlar Kurul u yürütür.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">15/2/1950”</span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Yusufeli neden taşınıyor? Çünkü Çoruh nehrinin Yusufeli’ni de içine alan dokuzuncu gerdanlığı, yani Dünya’nın üçüncüsü olacak 275 metre yüksekliğindeki Çift Eğrilikli Beton Kemer Dolgu Baraj, yani 2.2 milyar hm3 hacmi olacak Yusufeli barajı ve Yusufeli şehrini sular altında bırakacak bir dev baraj yüzünden Yusufeli, yedinci kez taşınmış olacak. Artvin Barajı ve HES, Borçka Barajı, Muratlı Barajı ve HES, Deriner Barajı ve Yusufeli barajı bu gerdanlıkların en önemlileri.</span></span></span></p>

<p><img alt="Artvin, barajlar nedeniyle Türkiye'nin tüneller şehri oldu" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/ysfeli7.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: left; width: 400px; height: 300px;" /></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Seyir terasın da ufak bir mescit ve piknik yapılacak bungalovlar ve çevre düzenlemeleri tamamlanmış durum da ve yeni Yusufeli ile bağlantısı bir devasa köprüyol ile sağlanacak. Viyadük çalışmaları da tamamlanmak üzere ama eski Yusufeli ile yeni Yusufeli’ne Artvin’den ya da İspir yönünden girişler, müthiş tünellerle bezenmiş, harika bir ulaşım ağı oluşturulmuş. Öyle ki Türkiye’nin tüm tünellerini düşünün ama Artvin’e gelince orada durun, Çünkü Artvin abartmıyorum, Tüm Türkiye’deki tünellerin bir müzesi görünümün de kısa Türkiye’nin Tüneller denince akla ilk gelecek ili de yapılan tüm bu yatırımlarla Artvin olacak şüphesiz, saymaya kalksanız sayım hatası yaparsınız o derece tüneller ili oldu Artvin. Atın kafadan mesela Artvin-Yusufeli arasın da kaç tünel vardır, bir tahmin de bulunun ama o tahmininiz kesinlikle 55’in üzerin de olsun! İnanmayanlar, eline bir tespih matik alıp, o yol da seyahat etsin, o zaman belki tünel sayısını tam olarak belirleyebilirsiniz. Tam o yolda iken arka koltyukta oturan yeğenime “Tünelleri say bakalım kaç tünel” var dedim, “bilelim” ama az sonra yeğenimin babası, “ne gerek var, sayma oğlum, ne diye çocuğa yük bindiriyorsun” diyerek müdahale etti ve tünelleri biz sayamamış olduk!</span></span></span></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/eski-ve-yeni-yusufeli-bir-arada-h436.html</guid>
      <pubDate>Sun, 21 Nov 2021 23:06:24 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2021/11/yusufelililer_seyyah_gibi_h436_f7785.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kendin öğüt kendin ye değirmeni!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/kendin-ogut-kendin-ye-degirmeni-h435.html</link>
      <description><![CDATA[Mesela 91 yaşındaki Hacı Mehmet Albayrak, Pandemi salgını nedeniyle yaşlılara konan seyahat yasağı nedeniyle geçen yıl köyüne gelemedi. İstanbul’da Arnavutköy de çocuklarının yanın da kalıyor. Böyle olunca da her sabah kuymak, lahana yemeklerinin vazgeçilmezi mısır, olmazsa olmaz sevilen bir ürün. İşte bunu yanı mısırı İstanbul’da ekip, yetiştiriyor, hasadı da yapıyor ama pandemi yasakları esnetilince de bir yıl aradan sonra kendi köyüne gelebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">M. Kemal AYÇİÇEK - Trabzon</span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Karadenizolay (Özel) – Trabzon’un Of İlçesi’nin Ağaçbaşı mahallesi, Mahallenin eski adı "Kazıret" olarak biliniyor. Mahallenin sakinleri, nerede olurlarsa olsunlar kendi gelenek ve göreneklerine bağlılıkları ile bilinir.</span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Mesela 91 yaşındaki Hacı Mehmet Albayrak, Pandemi salgını nedeniyle yaşlılara konan seyahat yasağı nedeniyle geçen yıl köyüne gelemedi. İstanbul’da Arnavutköy de çocuklarının yanın da kalıyor. Böyle olunca da her sabah kuymak, lahana yemeklerinin vazgeçilmezi mısır, olmazsa olmaz sevilen bir ürün. İşte bunu yanı mısırı İstanbul’da ekip, yetiştiriyor, hasadı da yapıyor ama pandemi yasakları esnetilince de bir yıl aradan sonra kendi köyüne gelebiliyor.<img alt="Hacı Mehmet Albayrak ve oğlu Mahmut Albayrak" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/mrt1042.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 500px; height: 375px;" /> </span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Madem İstanbul’dan memlekete gidiyoruz o zaman getirin bizim İstanbul’da yetiştirdiğimiz mısırı da gidip Trabzon’da, Of’ta bizim köyde öğütelim diyor çocuklarına, yanında olan oğlu 49 yaşındaki oğlu Mahmut Albayrak ile geliyor Ağaçbaşı’nın hemen girişindeki sebil su değirmenine. Mehmet amca, İstanbul’da yetiştirdiği 50 kilo mısır zaresini, kendi köyünün değirmenin de öğütüp un yapıp, tekrar İstanbul’a götürüyor.</span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Koskoca İstanbul’da mısır öğütecek bir değirmen mi bulamamışlar denebilir ama Mehmet amca öyle demiyor, “ Madem bir yıl hapis gibi kaldım İstanbul’da, yetiştirdiğim mısırları da madem köye gidiyoruz, gidip bizim değirmen de öğütelim, su değirmenin de öğütülmüş mısır ununun tadı bambaşkadır. Ne de olsa bizim toprak ta öğünmüştür, onun yemekleri de bambaşka olur” diyor, gülümsüyor sürekli.</span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Mehmet amca 7 çocuk sahibi, 4 erkek 3 de kızı var. “39 torunum var, 24 hafızım var, ikisi damadım hafızların, onlarda benim çocuklarım onun için onları ayırmıyorum “diyor ve onlarla gurur duyduğunu söylüyor. Oğlu Mahmut söze giriyor, “babam araziyi bölmemiş, iyi de etmiş, her yıl kardeşlerden biri gelip çay işini yapıyor, bu yıl çay işi bende idi. Hallettik, ana baba duası bu dünyanın en güzel mutluluğudur. Babamız sağ olsun da biz her yıl memlekete gelip, onu kendi kültürün de biraz da mutlu ve memnun edebiliyorsak ne mutlu, biz de bundan mutluluk duyuyoruz” diyor.<img alt="İsteyen herkes kendi zaresini gelip bu su değirmenin de öğütebiliyor" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/mrt1047.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: left; width: 500px; height: 375px;" /></span></span></span></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Sebil su değirmeni, Ağaçbaşı köyünden olan ama İzmir’de iş yapan Hacı Enver Mete’nin 2011 yılında köyü adına yaptırdığı bir su değirmeni. Bir bina yapmış, değirmen binası ve çevresindeki düzenlemeleri ile Ağaçbaşı köyü girişin de sadece değirmen de değil, burada bir kapalı piknik yapılması amacıyla da bir barbekülü piknik yeri yapmış, yani değirmene gelen kendi zaresini öğütsün ve zare öğütülürken de kendileri piknik yapıp eğlensin. Zaten güzel de bir yer, dere kenarın da tam olması gereken yerde bir değirmen ve bu değirmene gelen insanların da zamanlarını iyi değerlendirmeleri için olması gereken her şey yapılmış bir hayrat, mükemmel bir sebil yani.<img alt="Bu su değirmeni Enver Mete hayratı" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/mrt1045.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 500px; height: 375px;" /></span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Hacı Mehmet amca o değirmenden 50 kiloluk mısır ununu alıp gittikten sonra oraya gelen bir başka kadın yaşlı bir teyze, ama Rize’den getirmiş mısırlarını burada öğütüyor. O teyze de, öğüttüğü unu, konu komşularına dağıtmakla mutlu oluyor. O undan bize de birkaç kilo verdi, “mıhlama yapın oğlum, afiyetle yiyin” diyerek, yöre insanı ve insanları, elde avuçta ne varsa başkaları ile paylaşım için can atıyor dense yeridir. Bayburt’tan bölgeye gelen bir delikanlı, “Abi bu ne ya, ne biçim insanlar, ellerinde ne varsa al al diyorlar, Buradakiler de insan Bayburt’ta, Erzurum’dakiler de insan” diyor!</span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">O doksan bir yaşındaki Hacı Mehmet Albayrak amca beni sınava tabi tutuyor ve bana sorular yöneltiyor, “Ne gece ne de gündüz görebilen nedir?” diyor, ben şok tabi, sonra cevabını kendisi veriyor, “Köstebekler, ne gece ne de gündüz görürler.” Ardından devam ediyor, “İki ayaklılar, sadece gündüz görürler”, “dört ayaklılar ne varsa gece görürler”, ”Yarasalar, gündüz görmez gece görürler” sonra da bana “daha çok öğrenmen gereken şeyler var!” der gibi bakıp, içten içe gülüyor, tabi tebessüm ederek.</span></span></span></p>

<p><img alt="Hayırsever insan İzmir de ama eseri ağaçbaşı köyün de Enver mete" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/mrt1057.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: left; width: 500px; height: 375px;" /></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Sebil su değirmeni sadece mısır öğütmüyor tabi varsa eliniz de buğday un mu yapmak istiyorsunuz doğruca Trabzon’un Of ilçesinin hemen yanı başındaki Ağaç başı köyüne çıkıyorsunuz, değirmenin suyunu açıyorsunuz, sonra zarenizi yani öğütmek istediğiniz ne varsa eliniz de onu değirmenin kasesine döküyorsunuz ve orada o ürününüz öğünüyor, siz sadece un olarak öğütülen her ne ise onu çuvalınıza ya da torbanıza dolduruyorsunuz, her şey bedava, her şey ücretsiz yani bir sebil bu su değirmeni, yapandan, sebep olandan ve koruyup kollayandan hak razı olsun.</span></span></span></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/kendin-ogut-kendin-ye-degirmeni-h435.html</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Nov 2021 00:43:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2021/11/sebil_su_degirmeni_h435_cc260.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Rizeli Mert Yıldız&#039;ın kuşları!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/rizeli-mert-yildiz-in-kuslari-h432.html</link>
      <description><![CDATA[Kuş satışını küçük kafesi ile yapıp, kasada hesabını gören genç, o küçük kafesini elindeki çantasına koyarken yanına yaklaştım, “kuş mu sattın sen?” diye takıldım, “evet” dedi. Ama adını bilmiyorum, sadece takılmak istemiştim. Yaptığı işi ne kadar ciddiyetle yaptığını, vereceği cevapla anlamak için ama o beni yanlış anladı sanırım, sanki ben onu aşağılamışım gibi algıladı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">M. Kemal AYÇİÇEK -&nbsp; 6 Ekim 2021&nbsp;</span></span></span></strong></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times=""><strong>(Karadenizolay.com - Rize -Özel)</strong>Balık tutmak için ağırlık ve çaparı almak için girdim dükkâna ama baktım ki balıkları da var, o zaman benim uzun zamandır ihmal ettiğim ve için de sadece iki tane japon balığımın kaldığı akvaryumu canlandırmak için japon balıkları alayım istedim. Yavru vatos ve 5 balık aldım, tam o sıra bir gencin küçük bir kafesten kuş satışını gözlemledim. Dükkân sahibi, kuşları incitmemek için çok dikkatli davranıp, kafesten aldığı kuşları kendi kafeslerine dolduruyordu. O genç, demek ki kuş satıcısıydı. Bunu anladım. Satış sonrası küçük kafesini çantasına koyup, hesabını görünce de kuş satıcısı bu genç dikkatimi çekti. Ben alış verişimi tamamlayıp çıktım ama sonra o kuş satan çocuğu düşündüm! Kimdi, neydi, o kuşları nereden alıp satıyordu, bu işi nasıl yapıyordu?</span></span></span></p>

<p><img alt="Kafeslerin sahibi mert" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/IMG_8180.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 400px; height: 300px;" /></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Kuş satışını küçük kafesi ile yapıp, kasada hesabını gören genç, o küçük kafesini elindeki çantasına koyarken yanına yaklaştım, “kuş mu sattın sen?” diye takıldım, “evet” dedi. Ama adını bilmiyorum, sadece takılmak istemiştim. Yaptığı işi ne kadar ciddiyetle yaptığını, vereceği cevapla anlamak için ama o beni yanlış anladı sanırım, sanki ben onu aşağılamışım gibi algıladı, belki küçük kafesle az kuş getirmiş diye mi pek anlam veremedim ama bana, “Benim 200 tane kuşum var abi” dedi ve çantasını alıp gitti.</span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">O gittikten sonra Petshop sahibi genç delikanlı ile konuştum. “Siz, kuşları küçük kafesten alıp, kendi büyük kafeslerinize koyunca, delikanlının size kuş sattığını anladım, öyle mi?” diye sordum, “evet” dedi, “bizden kuş alıyordu, bir aldı iki aldı, sonra bize kuş satmaya başladı” dedi ve güldü. Petshop sahibi arkadaşa “telefonu var mı siz de” diye sordum, “yok” dedi. O zaman ben de kendi telefonumu petshoptaki arkadaşa verdim ve “o delikanlı bir daha gelirse benim telefonumu ona, ya da onun telefonunu alın ki ben tekrar uğradığım da sizden alabileyim. O genç ile konuşmak isterim” dedim. </span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Sağ olsun Pethsopcu arkadaş, benim telefonumu o gence vermiş ama ben aranmadım. Tam üç hafta, aynı yere gittim elim boş döndüm. İkinci hafta gidişim de kuş satan gencin adının Mert olduğunu öğrenebildim sadece ama soyadı yine yoktu! Bu gencin, o petshopdaki tavırları bana çok ciddi gelmişti, yani hayatı çok ciddiye almış ve yaşından daha büyük bir özgüvenle malını pazarlıyordu! Oysa onunla aynı kuşak olan gençler, yani alfabenin son harfi olan “z” kuşağı diye adlandırılan o kuşakta hayatı böylesine ciddiye alanlara pek rastlamıyordum. Zaten o nedenle o kuş satan delikanlıyı bulmalıydım.</span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Sabırla bekledim ama beklerken aklıma gelmedi değil, Rize başta olmak üzere Doğu Karadeniz’de tüm iller de vardır bu inanç, “nazar değer”, “nazar alırım”, “göz değer”, “göz alırım” diye, bireysel başarıların gizlenmesi inancı vardır. Kendi kendime, “Petshopcu, benim telefonumu bu delikanlıya vermiş ama o delikanlı beni aramamışsa bunun altında ne olabilir, kesinlikle nazar değer kaygısıdır” dedim. Aradan bir hafta daha geçti ve o petshopa uğrayıp, “ben bugün akşama kadar buralarda olurum, eğer o arkadaş gelirse beni haberdar edin” dedim. Tamam dedi Petshopcu arkadaş ve tekrar telefonumu aldı. Aradan iki saat geçmişti ki telefonum çaldığın da arayan Mert’ti. Mert’le o petshopta buluştuk. Sonra Mert’le kuşlarına aldığı bir torba yemle köyüne doğru yola çıktığımız da Mert, o nazar kaygısını dile getirdi ve aramayışının nedenini biraz da ona bağladı!</span></span></span></p>

<p><img alt="Mert Yıldız, yavru kuşları ile" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/gnys1042.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: left; width: 400px; height: 300px;" /></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Haber başlığın da “kuşçubaşı Mert” dediğim delikanlı, yirmi yaşın da ve babasını bir yıl önce kaybetmiş ve aile yükü, diğer iki kardeşi ve annesinin yaşam yükünü sırtlamış bir genç delikanlı işte. Liseyi bitirmiş ama üniversite okuma isteğini yitirmiş ya da üniversiteyi bir iş sahibi olmak için okuma gereğine inanmış ama zaten kendince bir iş kurgusu yapmışken, sevdiği işi yapmak adına üniversite okumayı düşünmemişti. Kendisini şimdi kuşlara adamış ve hedefin de de doğrudan üreticiden tüketiciye olacak bir büyüklükte petshop sahibi olmak var. Tabi kuş bakıcılığına gelmeden önce on yaşındayken tam yüz tane civciv almış, bu civcivleri büyütmüş, tavuk yapmış. Sonra da hafta da 2 ya da 3 koli yumurta elde etmiş ve bunları da eşe dosta satmaya başlamış ama tavuk işi biraz meşakkatli olunca bunları elden çıkarmış. Sonra Balık almış, büyükçe bir de akvaryum sahibi olmuş, biraz da bununla uğraşmış ama ondan da bıkmış ve onları da elden çıkarmış.</span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">“Abi, hayvan sevmeyen insana hayvan satılır mı” diye sordu bana, “olur mu canım, tabi satılmaz” dedim. “ama” dedi, “hayvan sevmeyen insanlara hayvan satılıyor, o hayvanlar tam bir işkence altında kalıyor, nasılsa hayvan aldım deyip, kuş sahibi olan, tavuk sahibi olan o hayvanların acıkma saatlerine değil de kendi kafalarındaki barınma mantığına göre hayvanları yemlerse o hayvanlar, sahipli mi olur yoksa esir mi olur” dedi. Haklıydı Mert, mert zaten kuşları da petshoplardaki kafeslerden çok insanların evlerindeki dostları olarak gören bir tip, bunun için de hayvanların mevcut petshoplar da işkence altında olduklarına inandığı için kendisi örnek bir hayvan bakıcısı olarak, ürettiği kuşları gerçekten hayvan severlerle buluşturmak istiyor.</span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Kuçcubaşı Rizeli Mert, evinin ortanca katını kuşlarına ayırmış. Küçük bir kuş çiftliği kurmuş ve 49 kafesi var. Tabi bu kafesler, bizim bildiğimiz kafeslerden farklı, yuvalı ve birbirlerine geçişli kafesler. Kuşların bakımını düzgün ve temiz yaptıktan sonra bir kuştan 12 yavru alınabileceğini söylüyor. Kendisi, 12 yumurtadan 9 yavru kuş almış ve zaten sattığı kuşlar da bu yetiştirdiği yavru kuşlar. Mert, yetiştirdiği kuş çeşitlerini sayarken “lutongo, sultan papağan, Albino, çeek, İngiliz, çekoslavakya, şou junbo ve muhabbet kuşları” diyor. Kuşlarına hafta da bir kez de kızartma kabağı, yeşil elma, salça biberi, maydanoz, yumurta yemi, havuç, kırmızı turp ile kendisinin hazırladığı özel karışımı veriyor. Günde ne kuşlar için ne kadar zaman harcadığını sorduğum da “abi bu bir hobi, zaten siz yavrulu kuşları gözlemlemek için giriyorsunuz kafesler arasına ve zamanın nasıl geçtiğini de anlayamıyorsunuz. Ben gün de 4-5 saatimi veriyorum, tabi temizlik ve bakım için daha fazla zaman harcıyorum”diyor.<img alt="Mert Yıldız, kafesleri ile" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/gnys1029.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 400px; height: 300px;" /></span></span></span></p>

<p></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Mert, gittiği bir petshop’dan bir kuş aldı önce, sonra bir daha sonra bir daha.. Baktı ki bu kuşları para verme ile alınıp, özgürlüklerine kavuşturmak adına kendi duygu ve hassasiyeti ile bu tüm kuşları alamayacak, sonra bu kuşları eşleştirerek, kendi kafasındaki özgür kuşları üretmeye başladı. Tam da hikaye böyle işte bir çocuğun, tüm kuşları kendisi sahiplenirse özgür olacaklarına inanıp, o inancın peşine takıldı. Ve kuşçubaşı mert oluverdi. Rize’nin Güneysu ilçesine hakim tepelerin de yer alan Zavendikte! “abi “diyor, “benim tasmalı köpeğimi bile çaldılar kapımdan biliyor musun?” derken, kaybettiği köpeğine düşkünlüğünü dile getirirken sitemkârdı. Moral vermek istedim Mert’e, ama yutmadı tabi.</span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Bir an da “ben çalmadım” demek geçti içimden yani öyle bir söyledi ki ben kendimi hırsız sandım, sitemkârdı! “Kim alır senin köpeğini, neden öyle düşünüyorsun, belki köpek gitmiştir” demeğe çalıştım, “yok abi, Zavendikli Mustafa efendinin türbesi burada ya, gelen giden çok fazla oluyor, bizim evde tam yol üstün de işte, oraya gelenler mi aldı, bilmem ama çaldılar işte” diyor. Ben de “Türbe ziyaretine gelen adam, köpek çalar mı?” diye çıkışıyorum, yani Müslüman ve hem de türbe ziyaretine geliyorsa, buna hırsızlık kılıfımı uyduruyor yani! Demek ki, insanlar da her yol mubah devri, öyle ya! Yoksa tasmalı köpek çalmak ne demek yahu, olur mu öyle şey? Ama oluyormuş demek! Hani İvan Turgenyev’in bir sözü var ya, işte aynen öyle “Öyle bir an gelir ki; Bazı yolların dönüşü, bazı hataların özrü, bazı insanların anlamı olmaz.” Diye, öyle değil mi?</span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Mert, babasını kendisinin de içerisin de olduğu ama babasının kullandığı araçla yaptıkları kazada kaybetmiş bir delikanlı, ondokuz yaşın da babasının kullandığı araçla yaptıkları kaza sonrası annesi ile sağ kalabilen bir evlat. Babası için, “ecel mi, alın yazısı mı, vaad edilen ömür mü” ne dersen de işte o, yoksa kaza yapılacak bir durum değildi ama oldu, kaderin önüne geçilemiyor, diye yorumluyor. Mert, üç kardeşinin ağabeyi, yani annesinin artık gözbebeği ve umut direği ve oda bunun bilincin de bir delikanlı. Kardeşi Cengiz, henüz 15 yaşın da ama Mert’in de sağ kolu, mert, zorlandığı her yer de Cengiz’e destek çağrısı yapıyor, Allah var, cengiz de hep söz dinleyen biri değil ama ne olursa olsun yine de ağabeyine el vermekten çekinmiyor.</span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Bu araya bir not düşmek istedim; Twitter’da “beyinsiz” nickli arkadaş, “Z kuşağından sonra harf kalmadığı için tekrar başa döneceğiz. Yani A kuşağı. A kuşağını kimse bilmez. Bunlar Osmanlıyı falan kuran kuşak. Türk-İslam cihan hakimiyetini kuran kuşak. Seküler tayfa, s*çtınız olum. :/” paylaşımda bulunmuş, haksız da değil hani!<img alt="Kafesleri seviyor mert yıldız" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/gnys1011.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: left; width: 400px; height: 300px;" /></span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Yazdığım konumun kahramanı 20 yaşındaki Mert Hayrullah Yıldız, Rize’nin Güneysu ilçesinin Zavendik köyünden, hatta Zavendikli o meşhur Mustafa Hoca’nın torunu bir genç. Güneysu’yu ayakları altına almış bir tepedeki üç katlı evinin orta katını kuşlara tahsis etmiş, bura da değerli kuşları için odaları ayırmış, kafesleri pırıl pırıl birer mekan oluşturmuş, gününün 4-5 saatini kuşları ile geçiren bir delikanlı. O kafeslerin konulduğu odalara girdiğimiz de kuşlar, bir anda dile geliyor, sahiplerinin yanlarına gelişini sanki hep bir ağızdan “hoş geldin kuşçubaşı sahibimiz Mert” diye şakıyorlar! Hayvanlar, sahipleri ile iyi bir diyalog içindedirler, bilirim, sahiplerini tanırlar ve o sahiplerine kavuştukları anları, törenselleştirirler, bunlar da öyle, isimlerini bilemediğim tür ve cinsteki kuşlar, kafesleri içinden seslerini yükselttiler!</span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Kuşları görünce aklıma benim de bir zamanlar var olan muhabbet kuşlarım geldi. Anlattım da Mert’e, vardı iki muhabbet kuşum ama evde temizlik yapılırken annesi oğluma “bu kafesi balkona koy” demiş, oğlum da daha ufak çocuk, kafesi balkona koymuş, hava alsınlar diye de kafesin kapısını açmış ve benim muhabbet kuşlarım da özgürlüklerine kavuşmuş! Hala saklarım kafeslerimi, ne de olsa o kafesler de kuşlarım vardı bir zamanlar! Şimdi tekrar gittiğim petshoptan aldığım yavru balıklarımdan 12 tanesini kaybettim, unutmuşum akvaryum sahipliğinin bile sorumluluk gerektirdiğini, var olan iki balığım vardı, onlar da göz fungusu vardı ama tedavi de geciktim. Onları ve yeni aldığım balıklarımdan kayıplar verdim, tabi ki de üzgünüm. kalın sağlıcakla.</span></span></span></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/rizeli-mert-yildiz-in-kuslari-h432.html</guid>
      <pubDate>Wed, 06 Oct 2021 00:36:39 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2021/10/kuscubasi_rizeli_mert_yildiz_h432_9c432.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hüseyin Hoca’ya Vedâ…]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/kultur/huseyin-hocaya-ved-h430.html</link>
      <description><![CDATA[Kendi kişisel sayfasında, isminin hemen altında “Hayat fani, bilmek gerek her ân&#039;ı...” sözü ilişiyor gözüme. Dolu dolu geçen çocukluk yıllarımız, Samsun’daki askerlik dönemim, Endülüs Kitabevi, bayram akşamları köyde geç vakitlere dek yaptığımız sohbetler ırmaklar oluyor akıp duruyor zihnimde.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Hayati AYÇİÇEK - 2 Eylül 2021&nbsp;</strong></p>

<p><br />
Haberi, Cuma günü saat on dokuz sularında geldi. Alt üst etti. Hak’tan gelene kim ne diyebilir ki? Er geç inandık. Hazmı zaman alacak gibi.<img alt="hüseyin ayçiçek, eğitimci, öğretmen" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/ha4.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 400px; height: 533px;" /></p>

<p>Sorular soruları izledi: Daha birkaç hafta önce köyde değil miydi? Konuşmuş, uzun boylu sohbet etmiş, sağlığına dair en ufak bir şüphe duymamışken kalp krizi de ne oluyordu?</p>

<p>Aslında hayatta her an, her şey oluyordu. Olmak’tı esas olan. Maddenin olmakla var olduğu bir hakikatti. Madde olma’sız, olma maddesiz var olamazdı. Bütün fiiller olmak’la maddi dünyada tezahür ediyordu. Duygusal olan insandı, yani bizlerdik. Kimi olmaları faydalı, değerli ve sevindirici buluyorken; kimi olmaları da beğenmiyor, faydasız görüyor, üzüntü duyuyorduk. Erenlerin hali halimiz olsa her şey kolay olabilirdi. Lakin erenlerden değildik.</p>

<p>Gece zor geçecek. Gün, çok daha zor... Suskun ve kederli bekleyeceğiz.</p>

<p>Bir ara Hoca’nın facebook sayfasına bakmak geliyor aklıma. Son paylaşımlarında, özellikle sağlıkla ilgili olanları arıyor gözlerim. Ağustos ayı başında diş randevusu alamamaktan şikâyetçi olduğu bir paylaşıma rast geliyorum. Sağlıkla ilgili tek paylaşım bundan ibaretti. Her şey âni olmuştu demek ki. Ani…</p>

<p>Kendi kişisel sayfasında, isminin hemen altında “Hayat fani, bilmek gerek her ân'ı...” sözü ilişiyor gözüme. Dolu dolu geçen çocukluk yıllarımız, Samsun’daki askerlik dönemim, Endülüs Kitabevi, bayram akşamları köyde geç vakitlere dek yaptığımız sohbetler ırmaklar oluyor akıp duruyor zihnimde.</p>

<p>Çocukluk dönemimizde mahalledeki bütün çocuklarla birlikte eğlenirdik. Kalabalık da sayılırdık. Piyesler oynar, kitap, dergi okur, futbol maçları yapar, birlikte çarşıya iner, denize gider, sinemanın keyfini çıkarırdık... Bayramlarda Trabzon’a kaçar, cadde cadde, sokak sokak şehri turlar, meraklı gözlerle insanlara, binalara, bahçelere, köprülere bakar, yarı aç, yarı yorgun da olsak muazzam bir gün geçirirdik. Yanbolu Deresi değirmen günlerimiz ise sabah erkenden yollara düşüp akşam karanlıklarında evlerimize vardığımız upuzun bir macera, masalsı bir gün demekti.<img alt="Merhum Hüseyin Ayçiçek" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/ha1.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: left; width: 400px; height: 240px;" /></p>

<p>1992 yılında Samsun’a askerlik nedeniyle gittiğimde Hüseyin Hoca, Endülüs Kitabevi’ni işletiyordu. O yıllarda tanıdığım onun arkadaş çevresiyle ben de tanışmış, dahası kaynaşmış, izin günlerimi onlarla geçirir olmuştum. İçlerinde gazeteci, yazar, şair, üniversite hocası, çokça öğrencinin olduğu bu grup ile Hüseyin Hoca, 30 yılı aşkın bir süre arkadaş kaldı. Bir tekiyle bile küskünlük yaşadığını sanmıyorum. O yıllarda tanıdığım Hayati, İzzet ve Ömer İdris’i cenazede gördüğümde hiç şaşırmadım. Samsun’da helallik babında mini bir tören düzenlenmese bu gelenlerin üç, dört katı insanın köye geleceği tahmin edilebilir.</p>

<p>Hüseyin Hoca’nın lüksü, gösterişi, israfı yoktu. Yetinmeyi, dahası kanaatkâr olmayı tercih ederdi. Yani, çokla nevri dönen bir insanlıktansa azla kendi kalmayı tercih ederdi. Sakindi. Sükûneti, bilgi diye kasılan hurafelerin sınırında dağılır, sahtekârlığa karşı savaşçı bir veçheye bürünürdü. Bu son hali zaman zaman nüksederdi. En veciz ifadesine ise bir Ramazan Bayramı sabahı köy camiinde İmam Efendiye karşı çıkışı sırasında yaşanmıştı.</p>

<p>Hüseyin Hoca, dünyaya erken veda edenler kervanına katıldı. Olası bir “ölüme yakın kişiler listesi” yapılsa akla gelecek kişilerden olmadığı kesindi. Bu işin bilgisi gibi hikmeti de Allahuteala’ya ait. Bizler Allahuteala’ya aitiz. Hakkımızı sonsuza dek helal ediyor, mekânının cennet olmasını diliyoruz.<img alt="soldan sağa hayati,baki,hüseyin,şakir hoca ve necati" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/ha3.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 400px; height: 217px;" /></p>

<p>Fotoğraf: Ben, Baki, Hüseyin, Şakir Hoca ve Necati. Karadeniz Yazarlar Birliği lokali. Yıl, 2000'lerin başı olmalı.</p>

<p><strong>Ali Bedir / Samsun'dan&nbsp;</strong>yazdı;</p>

<p>Trabzon'un Araklı ilçesi Yiğitözü köyünden</p>

<p>Bir can düşmüştü Samsun'a</p>

<p>Yüzü hep Hakka dönük Ayçiçekti</p>

<p>Yeni dostları girmişti koluna</p>

<p>Ülkenin birçok yerinden</p>

<p>Nice anılar biriktirdi şahit olduğu</p>

<p>Kelimeleri de kendisi gibi telaşlıydı</p>

<p>Her kültürel çalışmada yer almak büyük zevkiydi</p>

<p>Şiire selam çakarken tiyatronun içinde oldu</p>

<p>Hatta amatör oyunculuk denemesi de</p>

<p>Kitapları ise hiç unutmadı</p>

<p>" Endülüs Kitabevi" bu sevdanın ürünüydü</p>

<p>Kuruluşunda çok çabaladı</p>

<p>Hak izinde hakikat arayışı hiç solmadı</p>

<p>Peşine düştüğü çok soruları vardı</p>

<p>Acıları azaltmak sorularına cevap bulmak sancısıydı</p>

<p>Öfkesi neye, kime; bilenler susardı</p>

<p>Bazen kasırga olur eser, atar tutardı</p>

<p>Dostları onu anlar her şeyi yutardı</p>

<p>Bilirlerdi ki kötü bir niyeti yok</p>

<p>Sonunda o da susardı</p>

<p>Ve bu sakinlikte eyvallah dedi</p>

<p>O telaşlı adam nasıl da yalnız gitti</p>

<p>Rahmet olsun diyelim.</p>

<p><strong>Ali Bedir</strong></p>

<p>----------</p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Midye, karides ve yengeç yemek caiz midir?</span></span></span></p>

<p></p>

<p><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Hüseyin Akın / Milli Gazete / 31 Ağustos 2021</span></span></span></strong></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">İnsanoğlu acelesi olan varlık. İnsankızı da öyle. Kur’an insanın bu zafiyetini “acelecilik” olarak ifade eder: “İnsan çok acelecidir” (İsra-11). Bir an önce olsun ister, beklemekten hoşlanmaz. Bekletmeyi sevenler bile böyledir, kendileri beklemeye gelmezler. Sabır isterken dahi aynı paradoksu yaşadıklarının farkında değildirler: “Allah’ım bana sabır ver; ama çabuk olsun!” Oysa sadece hayırlı işlerde acele etmek tavsiye edilir. “Hayırlı işlerde acele ediniz” (Hadis).</span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Herhangi bir tehlike karşısında, hele bir de insanların canları söz konusu ise acele etmeyecek miyiz? Makul bir acelecilikle, tabi ki evet! Gözü kapalı bir acelecilikte ayaklar birbirine dolanır, panik yapılır ve kaş yapayım derken göz çıkarılabilir. Bazı insanlar vardır tez canlıdırlar. Bir şey üzerinde düşünmek için beklemeye tahammülleri olmadığı için iki adım ötesine bile geç kalmış gibi yetişemem endişesiyle saatinden çok önce harekete geçerler. Şeytan bu tür insanları adım adım duvar arkasından izler. İki ayakları tam pabuca girecekken şeytan önlerinde dikilir. Acelecilikten işlerine şeytanı karıştırmakta bir beis görmezler. Ayakkabının ikisini de doğru ayağa giydiriyorum diye kandırarak şeytan onlara pabucu ters giydirir. Hâlbuki şeytana pabucu ters giydirmekte bu insanlar daha iddialıdır.</span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Bir şeyin cevabını drajeler halinde almaya alışkındırlar. Nasıl olsa büyükler her şeyi bizim yerimize düşünmüşlerdir. Önemli olan sonuçtur. Düşünmek zaman alan bir eylem olduğu için, “Neyim var doktor, sen onu söyle?!” mucibince teşhise odaklanmışlardır. Biliyorum bu yazı boyunca da bazılarımız başlıktaki fetvanın cevabını bu fakirden alıp derin bir oh çekmeyi bekliyordu. Bırakınız mevzuya girmeyi, konunun semtinden bile geçmedim. Yo, lütfen hemen surat asmayın; sorun bir, “Niye girmedin konuya?” diye.</span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Trafik çok sıkışıktı dostlarım, herkes o güzergâha doğru gidiyordu. Mecburen daha tenha sokaklardan köy yollarına direksiyonu kırdım. Kimsenin acelesinin olmadığı yerlere doğru.</span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">HER GİDEN DOSTLA SEYRELİYOR DÜNYA</span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Dostlarımızın yaşadıklarından Facebook, Twitter ve Instagram gibi mecralar sayesinde haberdar oluyoruz. Vefat edip aramızdan ayrılışlarını da öyle. Hele dostlara ait ölüm haberleri sosyal medyanın hayatı gölge oyununa dönüştüren ortamında hiç inanılır gibi gelmiyor insana. Daha doğrusu sanallığın işletilebildiği tek yer olarak kalsın istiyor insan bu mecraları ölüm haberleri ile karşılaşınca. 27 Ağustos akşamı çok değerli dostum Hüseyin Ayçiçek’in vefat haberini yine sosyal medyada okuduğumda aynı duyguları yaşadım. Çünkü her şey yaşamanın lehineydi. Daha bir gün evvel diyet mevzuunda kendisine takılmış karşılıklı şakalaşmıştık.</span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Hüseyin dostumuzla ilgili binbir türlü haber okuyabilirdik, ama bunların hiçbirinde ölüm okuduklarımızla aramıza girmezdi. Ne desem, nasıl söylesem, hangi mazerete sığınsam, kime şikâyet etsem nafileydi. Sevgili dostum Hüseyin Ayçiçek kalp krizi neticesi ruhunu Allah’a teslim etmişti. Çaresiz ortak dostları aramaya koyuldum. Belki içlerinden biri, “Haber doğru değil, yanlış anlaşılma olmuş” der de bu haberi üzerimizden uzaklaştırırız diye. Bir süre sonra doğruluğu tescillenen haber yerini hatıralar ormanında derin bir sessizliğe bıraktı. Birden seyreldi dünya. Yanımız yöremiz boşaldı.</span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Hüseyin Ayçiçek’le öğrencilik günlerimizde Samsun-Baruthane yokuşunun başında oturduğumuz ev ve gece yarılarına kadar okuduğumuz kitapların yüksek sesle teatisi yüreğime sürünerek geçti. Endülüs Kitapevi, Yolcu dergisi, sahici dostluklar, demli çaylar, İstanbul’a uğradığında kültür mekânlarını turlamalarımız, daha bir sürü şey geçti gözlerimin önünden. Samsun’u güzelleştiren adamlardandı. Ahmet Usta gibi merhum İsmail Dervişoğlu gibi, İsmail Esti, İsa Hemiş, Nevzat Onmuş, şair Mustafa Karaosmanoğlu gibi ve daha niceleri gibi. Eğitimciliği, tiyatroculuğu ve hayatın iyi okuyucusu olmasıyla herkesin hafızasında sahici dertleri ve ulvi meseleleri olan bir Hüseyin Ayçiçek imgesi olduğunu biliyorum. Yüzündeki tebessüm nüktedanlığına, nüktedanlığı ise dünya ile kurduğu ilişkinin kalenderlik ve dervişaneliğine işaretti. Bu harbilik ve hasbilik içerisinde sağlam bir inanç ve mücadele azmine sahip olduğuna şahidim. Başta ailesi olmak üzere, bütün dostlarına ve yakınlarına başsağlığı diliyorum. Mekânın cennet olsun aziz kardeşim, sevgili dostum!</span></span></span></p>

<p>----------</p>

<p><strong>SAĞ YANIM / Kamil Sönmez</strong></p>

<p>Hüseyin AYÇİÇEK’in Aziz Hatırasına</p>

<p>(İnsanın tarifine dair, şu kısacık ömür için uzun bir yazıdır.)</p>

<p>Üniversiteye girdiğim yıl (1988) tiyatro seçmelerinde tanışmıştık. Dile kolay otuz üç yıl geçmiş üzerinden. Müteveffa, ilahiyat fakültesinin son sınıfında okuyordu. Bir an şaşırdığınızı hissediyorum, durun! Yazıyı okudukça daha çok şaşırtacak sizi Hüseyin. İlk bölümde affınıza sığınarak tarihimizi, hukukumuzu anlatacağım, ikinci bölümde de Hüseyin’i!..</p>

<p>Hüseyin ile başlayan sanat birlikteliğimize eklemlenen dostluğumuz, üniversite tiyatrosu için verdiğimiz mücadeleyle daha da pekişecekti. Benim kavgacı, mücadeleci yanımı; itidalli, sabırlı bir yol arkadaşı tamamlayacaktı. Hüseyin, tüm kulüp öğrencileri tarafından sayılan, sevilen biriydi. Bir ağabeyde olması gereken niteliklerin tamamına haizdi. Serde Karadenizlilik olduğundan mı bilinmez, bir yerde haksızlık gördüğünde gözünü de budaktan esirgemezdi, yani pes etmezdi. Bana dostunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim, atasözü Hüseyin’de gerçeklik bulmuştu. Dostlarının tamamına yakını sadece Samsun’a değil; tüm ülkeye ışık saçan bireylere dönüşecekti. Önce Baruthane’deki fakirhanesi (öğrenci evi), ardından Irmak Caddesi’ndeki öğrenci evi… Oralar, düşünce ufkumu geliştirdiğim, okuduğum, öğrendiğim gerçek fakülteydi. İsmail Dervişoğlu’nun inatçı bilgeliği, <a href="https://www.facebook.com/profile.php?id=100008672100905&amp;__cft__[0]=AZUT1XKRaU7w-mxNfP6TvupFIyEReXXzMUXTzKmTfuni-EU_nHPF49ezm-BVlcdYImicMBw67t04FbGVcb7f2yFfOY054O_xKjnoDcknRsYlDfZwWxwsbrJbPnNtK3qUCT8RQo8nsIoI-BIyr1wdJxoA7lhL2mvh5uP1TOjIcxN0aw&amp;__tn__=-]K-y-R" role="link" tabindex="0">Mustafa Karaosmanoğlu</a> ’nun entelektüelliği ve daha niceleri. Bir okuldu Hüseyin. Ayrı dünya görüşlerimiz olmasına rağmen mahallemin sağ tarafını öğrendiğim bir okuldu. Hatta birgün ortak tanıdığımız İnkılap Tarihi Öğr. Görevlisi Nejat Bayrak hoca, bizi sürekli yan yana görünce (O zaman Demirel ile İnönü Hükümeti koalisyona girmişti. Sol-sağ koalisyonuydu.) , Ohooo siz hükümetten önce koalisyon olmuşsunuz, deyiverecekti.</p>

<p>Tiyatro dolu yıllar sürecinde, gece eğitimi (II. Öğretim) tiyatro konservatuvarına da kayıt olmuş, aynı sıraları paylaşır olmuştuk. Hüseyin üniversiteden mezun olunca, “Endülüs Kitabevi”ni kurdu. Endülüs, bilim ve sanatın Avrupa’daki ilk Rönesans’ıdır. Entelektüel bir merkezin adıdır. İşte bu ad, Hüseyin’in kitabeviyle Samsun’da (ve Karadeniz’de) tekrar dirilecekti. Hüseyin, Samsun’un kültür yaşantısına bir nefes gibi gelmiş, binlerce okura, sanatçıya, felsefeciye ilham kaynağı oluvermişti.</p>

<p>Kararlı ve inatçı kişiliğine örnek, Hüseyin hayat arkadaşı yengemiz Gülendam Ayçiçek ile dünya evine girmek istiyordu. Gülendam yengenin eski Samsun Müftüsü olan pederi ise, bir türlü razı gelmiyordu. Hüseyin, ben Gülendam’ı kaçıracağım, deyince mevcut Samsun Müftüsü, olur mu canım öyle şey, isteriz verirler, demiş. İstemeye gidip eli boş dönünce, kaçır evladım, deyivermişti. Hüseyin’in nikahını da Prof. Dr. Süleyman Ateş kıyacaktı.</p>

<p>Kitabevi işletmek, ticari serüvendi Hüseyin için. Bir türlü barışık olamadığı ticareti terk eyleyip, öğretmenliğe, bu sefer de öğrencilerine ışık tutmaya devam edecekti. Üç evlat sahibi oldu. Tek maaşla üç evladını da en iyi şekilde okuttu, iki evladının güzel mezuniyetlerini gördü. Küçük kızı ise, başarıyla okul hayatını sürdürüyor. Büyük kızı Sena (Bizim eve geldiğinde 7-8 yaşlarındaydı) sonradan Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nde öğrencim, fakültesinin tiyatro kulübünün de yönetmeni olacaktı. Hüseyin ile en son annemin vefatında Samsun’da bir aradaydık. Hüseyin, sağ ol, dediğimde. Dostlar iyi ve kötü günde lazım, deyivermişti vefalı dostum. Ne acı ki, annemin vefatından 20 gün sonra da Hüseyin’i kaybedecektim. Vefattan bir hafta önce de telefonla görüşmüştük. Cuma akşamı bir telefon, Mustafa Ağabey (Karaosmanoğlu), donuk bir ses (Hiç alışık olmadığım.), önce yavaştan hal hatır sordu, anladım soruş şeklinden, yüreğime indi denilir ya!.. Bunu şiddetle yaşadım. Şöyle tarif edebilirim: Bir ton ağırlığında bir yükün nefesinizle birlikte kalbinizin tam ortasına inmesi gibi bir şeydi. Otuz üç yıllık dostluğumuzda beni ilk üzüşü oldu Hüseyin’in bu vedası.</p>

<p>Hüseyin,</p>

<p>Vefalı dostum, ilahiyatçı tiyatrocu olur mu, sorusunun yanıtı dostum. Beni dünya tiyatrosunun belki de en önemli birkaç yazarından birisi Dürrenmatt ile sen tanıştırdın. Benim sanat anlayışıma güneş gibi doğdun. Camus’un "Doğrular"ı…, Hediye ettiğin başucu kitaplarımdan birisi Beşir Ayvazoğlu'nun “Aşk Estetiği”, Halil Cibran'ın “Ermiş”i, “Kuran-ı Kerim Meali” Prof. Dr. Süleyman Ateş, Ali Şeraiti'nin “Sanat”ı, bu kitabın anısı da var bende. İslam estetiği, sanatı konusunda gelmiş geçmiş en önemli isimlerden İranlı Ali Şeriati, aydınlanmacı yönüyle tabuları yıkmış büyük bir düşünür… Ben de İstanbul’da asteğmenim. Kitabı gece nöbetlerde nizamiyede okuyorum. Binbaşı girdi içeri ve o zaman 28 Şubat olmuş. Ne bu şeriat meriat kaldır o kitabı, sakın bir daha görmeyeyim, diyerek benim 28 Şubatım da o olmuştu. Halbuki Ali Şeriati, şeriatçı değildi ama yıllarca tebessümle hatırladığım bir anıma dönüştü.</p>

<p>Hüseyin’le Samsun’a gelen tüm tiyatroları izlerdik. Sağ- sol fark etmezdi. Oyunları izler, arkadaşlarla tartışır, bilgimizi, görgümüzü arttırırdık. Hatta sadece Hüseyin’le izlediğimiz haremlik-selamlık oyunlar bile oldu. Ulvi Alacakaptan ilk aklıma geleni… Sonradan facebooktan takipçisi olmuş, yaptığım bir eleştiriye sinirlenmiş (Genel tavrıdır Üstadın.), bana fena sarmıştı. Ama, gerçekten severim Alacakaptan’ı, efendice takibi bıraktım. Hüseyin’e, Alacakaptan’dan feragat ettim, deyince çok gülmüştü. Hüseyin hayatında bir bara ilk ve son olmak üzere benimle gitmişti. Hararetli bir konu üzerinde tartışıyorduk birkaç arkadaş. Hüseyin de yanımızda vardı. Bir iki kadeh üzerine parlatalım, sohbet açılır, deyip bara gitmeye karar verdik. Hüseyin, ben gelmem, deyince. Hüseyin, sigara içiyorsun, o da haram, içki-sigara fark etmez. Sen gel su iç, deyince. Bir süre durakladı ve geldi. Kızılay sodası içtiğini hatırlıyorum. Bara gidilince dinden aforoz edilmeyeceğini bilebilecek donanımda ve zekadaydı.</p>

<p>Hüseyin ile her sezon başında Ankara Devlet tiyatroları Genel Müdürü’ne gider dekor hibesi alırdık. Gel gör ki, Genel Müdür imzayı koyar, İrfan Şahinbaş Atölyesi Dekor-Kostüm Ayniyat Şefi "Arnavut" memur, kısmır davranır, istediklerimizi vermezdi. Bu film her sene tekrarlandığı için, Genel Müdür’ü değil de Şefi önce ikna ederdik, Ankara’nın simsiyah olmuş kar kalıntıları üzerinde beraber üşüyüp, karlı yolları beraber arşınlardık.</p>

<p>Fakir ve gururlu denir ya, işte ondandık biz de… Gönlümüz zengin, ufkun arkasına bakardık. Göremesek de orasıylaydı muhasebemiz. Hüseyin, hayatının hiçbir döneminde paraya tamah etmedi. Para onun için araçtan öteye geçmedi. İşte bundandır tüketim toplumunda dostluklar da tüketilirken o hiçbirini tüketmeye müsaade etmedi. En büyük keyfi, dostlarıyla cami altında bir kıraathanede felsefe tartışmak, dostlukları paylaşmaktı. <a href="https://www.facebook.com/profile.php?id=572618964&amp;__cft__[0]=AZUT1XKRaU7w-mxNfP6TvupFIyEReXXzMUXTzKmTfuni-EU_nHPF49ezm-BVlcdYImicMBw67t04FbGVcb7f2yFfOY054O_xKjnoDcknRsYlDfZwWxwsbrJbPnNtK3qUCT8RQo8nsIoI-BIyr1wdJxoA7lhL2mvh5uP1TOjIcxN0aw&amp;__tn__=-]K-y-R" role="link" tabindex="0">Endülüs Kitabevi</a> 'nin düzenlediği entelektüel buluşmaların da hem mucidi hem de başkonuğuydu.</p>

<p>Hüseyin, dedikoduyu asla sevmez, kimseyi inciltici bir davranışa girmezdi. Onun söylediği her söze sonsuz itimat edilirdi. Çünkü, hiçbir söyleminde bir çıkar peşinde olmazdı. Tek çıkarı, doğruluk ve erdemdi. Egolarını tamamen yenmiş, Gülendam Yengenin tarifiyle “ Bu dünyadan sessiz sedasız göç edivermişti.”</p>

<p>Hüseyin, başlangıçta hükümeti (kendi mahallesini) desteklemiş ve zamanla gördüğü haksızlıklara dur diyerek, bu birlikteliğini akıl ve vicdan terazisinde sonlandırmayı bilmişti. İlahiyatçı bir tiyatrocunun, sanat ve felsefeyle yoğrulmuş itikat dolu bir ömrün de gereği bu değil miydi?</p>

<p>Hüseyin’in hiç otomobili olmadı, tatil için yaz aylarında gittiği Araklı’daki köyünden, İstanbul’un, Ankara’nın entelektüel mekanlarından başka tatil anlayışını tatmin edecek bir yer arayışı yoktu. Azla yetinmeyi bildiği gibi, önceliği ferasetteydi. İnsan ihtiyaçları sınırsızdır ve her doyum diğerini doğurur, fikrini benimsemiş, doyumun sınırsızlığına karşı dur deyivermişti.</p>

<p>Son zamanlardaki en büyük hazzı, okul etkinliklerinde düzenlediği şiir ve tiyatro geceleriydi. Sosyal ve dışadönük olan Hüseyin, facebook üzerinden de hayata, dostlarına dair paylaşımlarda bulunurdu. Hatta son zamanlarda en çok mahallesindeki mütedeyyin eşraf ile tatlı atışmalara giriyordu. İslama bakış açısı sofistike olduğundan günümüzdeki birtakım dindarlardan farklı düşünürdü. Doksanlı yıllar Fethullah Gülen ismi duyulmaya başlamış. Hüseyin, dedim. Kimdir bu Gülen? Hüseyin, Gülen’in Kuran-ı Kerim-e şirk koştuğunu, doğru biri olmadığını bana ettiği izahı, bugün gibi hatırlarım. Hüseyin, bugün isteseydi, Kültür Bakanlığı’nda, Diyanet İşleri Başkanlığı’nda, Milli Eğitim Bakanlığı’nda üst düzeylere gelebilecek evsafta bir donanıma ve vicdana sahipti. Ama o, davul onda tokmak başkasında bir ruhu kabul etmezdi, etmedi de… O nedenle bu iktidara başlangıcında fikriyatta önemli katkılar sunmasına rağmen, kendisinin oyun dışında kalmasında da bir beis hiçbir zaman görmedi. Gülendam Yenge ile düzenli olarak Samsun’daki yetim çocuklar için, muhtaçlar için insani yardım organizasyonlarına katılıyor ve aktif görevler icra ediyorlardı. İşte böyle güzel bir aileydi Ayçiçekler! Toplumun karpuz gibi ikiye bölündüğü günümüzde, herkesi kucaklayan, inançlara ve düşüncelere saygı duymayı öğreten, insanlıkta bizi birleştiren Hüseyin’in kaybı başta Samsun, sonrasında da öğrencilerinin tekamülü ve tefekkürü açısından son derece büyük bir kayıp olmuştur. Bize insan olmanın tarifini lafla değil, eylemle buram buram gösteren, bizi hayata bağlayan biricik unsurun sevgi olduğunu, dostlarımız olduğunu öğreten yoldaşım;</p>

<p>Tiyatromuz (OMÜTİT) için yazdığım bir şiirimle sana şimdilik veda ediyorum aziz dostum. Sen benim sağ yanımdın, vicdanımdın, ağabeyimdin. Biliyorum göğsünde, laleler, güller açacak. Çok arzu ettiğin cennetine de kavuştun güzel insan. Ruhun şad olsun!</p>

<p>Hepsi çocuktular</p>

<p>Büyüdüler</p>

<p>Yaşadılar</p>

<p>Sevdiler</p>

<p>Bir anlam fırını içinde piştiler</p>

<p>Anlamlı güzeli</p>

<p>Sevip gittiler</p>

<p>----</p>

<p></p>

<p>Not: Yiğitözü mahallesi sakinlerin den Hacıhamzaoğulların dan Hacı Muhammed Ayçiçek'in torunu, Hafız Ahmet Ayçiçek'in oğlu, Öğretmen Hüseyin AYÇİÇEK hakkın rahmetine kavuşmuştur. Cenazesi Bugün, (28 Ağustos 2021 cumartesi günü) ikindi namazını müteakip Yiğitözü Merkez Camiinde kılınacak cenaze namazının ardın toprağa verilecektir. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun!<br />
Not; Acımızı paylaşan, cenazemize katılan, uzaktan telefon, internet veya dijital platformlardan duygularını paylaşan tanıdık tanımadık tüm dostlarımıza içtenlikle teşekkür ediyoruz ve tüm geçmişlerine diledikleri rahmeti misli ile iade ediyoruz. saygılarımızla (Ailesi).</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/kultur/huseyin-hocaya-ved-h430.html</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Sep 2021 00:29:33 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2021/09/huseyin_hocaya_ved_h430_a58cd.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Artvin, Macahel &amp; Maral şelalesi]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/artvin-macahel-maral-selalesi-h429.html</link>
      <description><![CDATA[Rize’nin o çiplak simitlerini Maral şelalesine inerken de hanifta ile birlikte bile yedik düşünsenize ne büyük zevk! (Nerden bileceksiniz tadını bilmediğiniz şeyin zevkini değil mi? Haklısınız!)]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><br />
<span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">&nbsp;&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;"><strong>M. Kemal AYÇİÇEK&nbsp; -&nbsp; 18 Haziran 2021&nbsp;</strong></span></span></p>

<p></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Gecenin bir yarısı telefonum çaldı, “Perşembe oradayız, Cuma’ya bir yere gidebilir miyiz abi ?” diye soruyordu Nuri, hiç düşünmeden “olur tabi neden olmasın, hele bir gelin” deyiverdim. Geldiler, üç kişilerdi, Nuri, yanın da Kerim ve Erkan. Onlar da tanıdıklarımdı zaten. Biz de Neco, müco ve ben, yani toplam altı kişiyiz, gece semaver çayının ardından “sabah erkenden yola girmek lazım” da mutabık kaldık.</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Sabah kahvaltısından hemen sonra Müdür Nuri’nin aracı ile yola koyulduk ama Nuri emniyetten emekli müdürdü, yani hükümsüz müdür ama Kerim görevde olan müdürdü, telefonu hiç susmuyor, sürekli konuşuyor. Müdahale etmeye kalkıyorum ama emekli Müdür Nuri, “Onun mesaisi yok, eskiden mesai kavramı vardı şimdiler de o mesai kavramı filan rafa kalkmış, insanın tüm zamanını emiyorlar, zaman affetmiyor!” diyor, yani ona karışma demeye getiriyor, o da eski müdür ya, koruyorlar hukuklarını sivillere karşı! (Şaka tabi)</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Önce Akçaabat yaylaları gezilecekti güya ama biz tam ters istikamete girdik. Neco, “Machael” diye tutturmuştu, biz de “tamam” dedik. Trabzon’dan Maral şelalesine 264 kilometre vardı. Hava mükemmeldi, ekipte her bireri de gezi için bahane üretecek tipler değildi, zaten biri diğerinden deli bir ekipti kısacası. Machael, bakir bir bölge, sıradan bir yolun ulaştığı, her önüne gelenin aklına estiğin de gidebileceği bir yer değildi. Sadece önceden belirlenen hedef olarak dikkate alınırsa, yolda fikir değiştirmeden ulaşılabilecek bir bölge olması açısından önemliydi. Biz de bunu yapmak için yola çıktık ve hedefimiz Maral şelalesine gidebildik.<img alt="macahel şelalesi maral" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/mchl319.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 500px; height: 375px;" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Rize Pazar’da Deniz dolgusu üzerin de yeni yapılan Rize- Artvin Havaalanı inşaatının başlangıcında deniz kenarın da bir balıkçım var oradan taze balık alıp, yolda uygun bir yerde közde balık yaparız diye düşünmüştüm ama müdürlerin eskisi “pişmez, mişmez “gibi bahaneler ileri sürünce o güzelim karagözlerden alamadık, çaktırmadım ama ona üzüldüm. O zaman yolda atıştırmalık olsun diye Pazar’daki bir fırından yirmi tane Rize simidi (Çiplak simit) kaşar peyniri ve ayran alıp yola devam ettik.</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Karadeniz Sahil yolu yapımı sırasın da rahmetli Başbakan Mesut Yılmaz başta olmak üzere dönemin siyasetçileri çok çileler çekti, tüm emek verenlere şimdiler de teşekkür ediliyor gerçi de iyi ki yapılmış bu yol diyorsunuz her kilometresin de, şükran hisleri ile. Rahatça yol alıp Hopa’dan dönüyoruz Artvin’e doğru, eskilerin korkulu rüyası Cankurtaran geçidini artık beş kilometreden uzun tünelle geçiyoruz. Tabi Pandemi, yani Covid-19 kaygısı hepimiz de var, tedbirliyiz güya ama aramız da meğer pandemiyi atlatmış biri de var. Bunu Macahel Küçükyayla geçidin de öğreniyorum.O halen müdür olan Kerim, meğer bu hastalığı atlatmış, onu öğrenince artık onunla mesafe koyuyorum araya hem de göstere göstere, alınırsa da alınsın dercesine adeta!</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Borçka’ya varmadan yolun hemen sağ tarafın da daha önceleri çay içtiğimiz bir yer vardı, orayı aradı gözüm ama yok, tesis diye bir şey de kalmamış, o ahşap kondudan geriye bir eser de bırakmamışlar, ne olmuşsa artık. Biraz daha aşağıya inince bir büyük semaver gördüm yol kenarın da, kaptana “dur” dedim. Kaptanımız müdür eskisi, aktif müdür onun için “sekreterim” diyor ya neyse, çekti sağa,park etti aracı ve inip bir güzel çay içtik. Çay da çaydı ama ha!&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Çay demişken aklıma geldi, bir hafta öncesiydi, vurdum İkizdere’den yukarıya, Ovit’e varmadan Sivrikaya diye bir yer var, harika bir yer tabi salıncakları olan bir çay ocağın da çay içtim, ardından da o çay ocağının hemen alt tarafında bulunan bir çay ocağına uğradım orada da çay içtim. Bana çay getiren yaşlı birisi, “Yukarda içtiğin çayı beğendin mi? Ne anlar çay yapmaktan, nerden bilecek çay yapmayı”diye de ekledi. Hayret ettim, yahu hem orada hem de sende çay içiyorum, ne diye komşunu gereksiz yere itham ediyorsun ki be adam? Galiba adam, benim onun çayını beğenmeyip, kendi çay evine geldiğimi sandı ama ben oradaki esnaflar, “iş yaptım” diyebilsinler diye bu tarzımı çoğu yerde yapıyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Borçka’dan bir çok defa geçmişimdir ama hiç bu Muratlı yoluna sapmamıştım. Artık o sapaktan sonrasını ben de tüm ekipteki arkadaşlarım da ilk kez gidiyoruz. Tabi bu başta benim eksikliğim, keşkelerimden biri de buydu yıllarca o Macahel’e gidememiş olmak benim en büyük eksiklerimdendi. Şimdi kendimi affettirmem lazımdı. Bunu Ha bu bölgeye gelin aman aman da ne güzel yermiş, koşun koşun demek için değil, bu bölgenin bir çocuğu olarak evet yeşilin kırk bin türlüsünü de görmüş birisi olarak bu Macahel, yani gökyüzüne açılmış bir el içi, Camili merkezli düşünüldüğün de avucunuzu gökyüzüne tutunca camili bilek, ve ona bağlanan köyler Düzenli, Efeler, Kayalar, Maral ve Uğur köyleri ve oralardan gelen dereler, tıpkı bir elin parmaklarını oluşturuyor ve semaya bakan bir eli temsil eden bölge anlamına geliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Burada tek şeritli yol ayrıcalıklı bir yere gittiğinizi yol şeritlerinin sarı şerit olması ile size anlatıyor zaten ve tırmanışa geçiyorsunuz. Aralık geçtiğimiz bir köy ve şu ünlü Acarkent sahipleri&nbsp; Acar’ların köyü burası. Tam dönüş yolun da buradan birisini araca aldık, Erkan’ın dediği kadarı ile&nbsp; 55 yaşın da birisi, “Ömrüm de ilk defa geçen sene gittim Maral Şelalesine, keşke her gün gidebilsem, insana yaşam hevesi veriyor” diye bahsetti Maral Şelalesinden geldiğimizi söyleyince, hem o yörenin insanı hem de 55 yaşın da ilk kez gidebilmiş ve her gün de gitmek isteyen bir gıptası var için de düşünsenize, gerçekten öyle bir yere gidiyoruz işte!<img alt="Camili macahel camisi" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/mchl402.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: left; width: 500px; height: 375px;" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Zaman zaman yol kenarların da kah fotoğraf çekmek ve çekilmek kah da aracı dinlendirmek için kısa molalar veriyoruz. Fakat yol boyunca bizim hanifta dediğimiz kısaca sizin çilek olarak bildiğiniz dağ çilekleri ile karşılaşıyoruz ve deli gibi onlara saldırıyoruz. Çünkü hanifta zamanı biz de tam bir ay öncesin de vardı, yanı zamanı geçmişti ama buralar da daha yeni olmuş hem de Maral Şelalesi’ne ininceye kadar çevre de hep hanifta var. Rize’nin o çiplak simitlerini Maral şelalesine inerken de hanifta ile birlikte bile yedik düşünsenize ne büyük zevk! (Nerden bileceksiniz tadını bilmediğiniz şeyin zevkini değil mi? Haklısınız!)</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Karadeniz’de hangi dağ ya da tepeyi dönerseniz vadiye indiğiniz de sizi farklı yollarla sahile ulaştıran alternatif yollar bulabilirsiniz ama Macahel de durum farklı, gittiğiniz yol, sadece dönüş yolunuz oluyor. Meğer, bin 860 rakımlı o Macahel Kuçuk Yayla geçidi, kış mevsimin de kardan kapanıyor ve oraya kar kalkıncaya kadar ulaşamıyorsunuz! Tabi bu geçmişi de düşünürseniz altı ay boyunca dünya ile irtibatı kesmiş olmak demek, ona göre de yöre halkı ulaşım olmayınca kendi kendine yetebilmeyi bir yaşam haline getirmiş, o nedenle de kendi kültürünü bugünlere ulaştırmayı başarmış. Kuçukyayla geçidine çıkarken Borçka’nın meşhur Karagöl’ünü de uzaktan görebiliyoruz tabi bir yeşil cennette gibi oluyorsunuz ama henüz yaprak açmamış ağaçlar dışın da dağlar, taşlar bile ormangülleri ile donanmış, seyretmeye doyamıyorsunuz!</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Tam geçide geliyoruz burada büyükbaş hayvanlar gölgelenmek için daha önce inşaların, turlar vasıtasıyla uğrayıp, yiyecek içecek tedariklerin de bulunduğu bir işyerinin yeni sakinleri olduklarını anlatırcasına o turistik eşya satışının yapıldığı yerdeler. Pandemi yüzünden orası da henüz faaliyete geçmemiş anlaşılan ve birçok yer aynı kaygılarla kapalı maalesef, yol boyunca bunu sık sık yaşadık. Çok güzel yerler evet ama Covid-19 belası yüzünden hiçbir yer de doğru dürüst bir şey yiyip içebileceğiniz yer bulamıyorsunuz! Ha bu geçit, yani&nbsp; bin 860 rakımlı Macahel Küçük Yayla Geçidi, bir tünel yapılarak aşılır ve Macahel, hiç değilse kış mevsimin de kapanan bu geçit yüzünden Dünya ile bağlantısını koparmamış olur. Evet burada tünel var ama o tüneller, kar kürtlüklerinin erimesi sonucu, dere yataklarında oluşan kar kürtlüklerinden kalan tüneller, tabi bu tüneller de insanların işine gelmiyor!</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Küçük yayladan Macahel vadisine doğru inerken ağaçların sakallı olduklarına şahit oluyorsunuz! Şaka değil gerçek, ağaçta sakal mı olur demeyin olur! İnsan da sakal oluyor da ağaçlar da neden olmasın değil mi? Yaşlı ormanlar, ağaçların heybetleri ile zaten size kendilerini anlatıyor. Öylesine korunmuş ve halen korunmak için yırtınan insanların var olduğu bu bölge, bugüne dek gittiğiniz en doğal yerden daha doğal bir coğrafya. Çünkü bu bölgenin insanı yaşamış bu bölgede ve dışarıdan gelip burada dileyen birinin kafasına göre yaşaması mümkün değil tıpkı Kafkas ırkı arı ırkında olduğu gibi zaten onun için bu bölge Türkiye’de ilk Unesco Biyosfer Rezervi oluverdi. Her birerimizin burada yaşayan insanlara, sırf bu tabiatı günümüze kadar doğaya bağlı ve saygılı olarak getirebildikleri için teşekkür borcumuz var, içtenlikle teşekkür ediyoruz.<img alt="" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/mchl164.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 500px; height: 375px;" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Turizm açısından önemli yazı tarzları var, nerde kalınır, ne yenir ne içilir gibi bilirsiniz ama insan,&nbsp; bir geziye çıktığın da en son düşünmesi gereken şeyleri illa da en başta düşünme gibi yanlış algıya hapsedilmiş, gideceğin yer belli ise orada da insanlar var ve o insanlar, seni de sana bırakmazlar! Yani, o bölge de yaşayan insanlar, kendi evlerini birer pansiyona dönüştürmüş ve seni yani o bölgeye giden insanlara diyor ki, “Ben burada yaşıyorum, beni yadırgamazsanız buyurun benim evim de kalabilirsiniz, milletiniz, cinsiyetiniz, kimliğiniz ne olursa olsun buyurun, biz de kalabilirsiniz” diyor, siz daha ne istiyorsunuz?<img alt="Camili de bir mekan" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/mchl246.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; width: 500px; height: 375px; float: left;" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Yıllarca önce İstanbul Sirkeci’de petrol istasyonu olan bir dostum benden Ayder’de bir gece kalabilecekleri bir konaklama için rezervasyon yapmamı istedi. Yaptım, ailece kalacaklardı tabi, ben de o doğaya uygun Ayder’de bence kalınabilecek tek bir yer vardı ve orada rezervasyon yaptırdım. Misafirler gitmiş Ayder’e, rezervasyon yaptırdığım yeri beğenmemişler, ahşapmış,eskiymiş, tavanları simsiyahmış, “Aaayy burada tahta böcekleri olurrr” tarzı kaygılarla orada kalmamış, dönüp Hopa’ya gitmişler gecenin bir yarısı ve orada bir otel de kalmışlar. Tabi merak ettim, memnun olmuşlar mı diye aradım, bana bu hikâyeyi anlattılar, ondan sonra da zaten bir daha benden rezervasyon isteyen kim olursa olsun hiç kimseye hiçbir yeri önermiyorum! Bunu neden anlattım Macahel’e gidiyorsanız, orası güzelse, orada yaşayan insanların güzellikleridir o gittiğiniz yerler bunu unutmayın diye yazdım, evet siz insansınız da o gittiğiniz yerlerdeki insanlar, insan değil mi? Ne yiyip ne içtiklerini, nerde yatıp kalktıklarını bir gün de sen yesen ve yatsan kalksan insanlığından ne eksik olur? Geziye gittin diye gittiğin yerlerdeki insanları, “ay burası ne güzel yer de” eee, ama insanları şey … mi? “ ne yani, ne demek istiyorsunuz? Bir yere gitmeden önce insan olun, sonra zaten gittiğiniz yerlerdeki insanlara da kendinize duyduğunuz kadar saygılı olun yeter! Takarım sizin “turistik” havanıza!</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Camili, Macahel merkezi yani bucak ve buraya bağlı Maral köyü zaten yedi kilometre mesafe de bir yer. Bizim önümüz de bir bursalı yani 16 plakalı bir araç vardı, girmiş bu yola yollar toprak yola dönüşünce çekinmiş ve maral şelalesine çıkmadan geriye dönmüş. “Ne oldu, sorun mu var” diye sorduk, “yolları çok bozuktu o nedenle geri döndük” dediler. Üç kişilik bir aile, belli ki toprak yolda araç sürmemiş ve yoldan korkmuş geri dönüyorlar.&nbsp; Oysa yol gayet de güzel ve her türlü araçla çıkılabilecek bir yol evet asfalt değil, evet stabilize de değil ama gidilebilir bir toprak yol, burada taş olur, yağmur suyunun etkilediği yer olabilir ama burada yaşam düzenlenmiş değil, olduğu gibi yaşamdır!&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Ve geldik Maral köyüne, geldik derken çıktık. Bize göre vahşi doğa, yani balta girmemiş ormanlar, evler, mahalleler, pansiyonlar ama mesela böylesi bir doğa da tavuklar, özgürce dolaşabiliyor! Bu nasıl olabiliyor, buna anlam veremedim. Yani çakal, tilki yok, kartal, doğan yok ve tavuklar, özgürce otlanabiliyor. Ana yoldan kısa bir patika yolumuz var yürüyoruz zaten orman içindesin ve şelalenin sesini bile duymuyorsun. Merdivenlerle inilebilen yerlere geliyoruz, Devlet, işi bilen köylüler yerine kendi bildiği ustalara ahşap merdivenler yaptırmış ama burada hangi ağaç yaşar, hangisi yaşamaz diye bakmamiş ve merdiven olarak döşenen o ağaç basamaklar, çürümüş ve yok olmuş. Yani insan masrafa yazık diyor, neyse basamaklı basamaksız merdivenlerden indikçe iniyoruz ama manzara güzel olunca merdivenleri umursanmıyoruz.<img alt="" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/mchl240.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 500px; height: 375px;" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Maral şelalesi yani aslında Macahel Şelalesi, oranın adı Maral şelalesi değil de Macahel şelalesidir.Sırf “ben,been, beeen”ler öne çıkarılmak istendiğinden hangi köyde ise adı odur mantığı ile köyün adı ile anılır Maral şelalesi denmiş, ne denirse densin orası Macahel şelalesidir. Gördük nihayet, enfes bir yer,tam karşısında bir çay ocağı ve küçük bir işletme ve şelale terası denebilecek bir yerden ilk kez görüyoruz bu şelaleyi. Enfes görüntü. Orada aynı köyden gençler var,o çay ocağı dediğimiz yer de , “var mı çay” , “yok abi” denilince, “o zaman biz geldik, bir çay demleyin, biz şelaleye inip çıkıncaya kadar da hazır olsun” , “tamam abi” dediler, biz şelalenin altına indik. Tabi yine merdivenler, dik mi, dik ama eğlenceli, yormayan merdivenlerle indik şelaleye ve o esintiler de ıslandık. Faal müdür, tam şelalenin altın da kayalardan kaydı, nerdeyse suya gömülüyordu ya Allah’dan ben el uzattım da kurtuldu!</span></span></p>

<p><br />
<span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Şelaleler bizim bölgemiz de hemen hemen her yerde vardır, küçük büyük ama şelaledir. Mesela burası için 64 metreden dökülen tek eğimli şelale deniyor ya, iyi de mesela burayı görmeden bizim Araklı’nın Çatak’ta var olan ama bilinmeyen Asmasuyu şelalesi de 75 metre tek eğimden dökülen bir şelaledir. Yani şelale boyu yarıştırmanın bir anlamı yok ama gördüğüm en düzgün, en keyifli seyri ile görselliği ile hatta altında yüzüle bilirliği ile en mükemmel şelale Macahel yani Maral Şelalesi. Bu tarz şelalelerin altın da yüzmek ne derece doğru tabi doğru değil&nbsp; 64 metreden, 75 metreden düşen şelale, ufacık bir taş parçasını da getirse bir insan yaşamına mal olabilir. Aynı şey Çayeli’ndeki ağaran şelalesi için de geçerli tabi O nedenle şelaleler altın da yüzmek çok riskli ve tehlikeli deneyimler olur, bunlara gerek yok, risk almadan gezmek varken risk alarak gezmelere gerek yok!<img alt="macahel maral şelalesi merdivenleri" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/mchl311.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 500px; height: 375px;" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Şelalenin altın da bir süre kaldık, tekrar o teras denilen yere gelip çaylarımızı içtik ama acıkmışız da ama yiyecek bir şey yok. Orada görevli aynı köyden olan gençler, “kavrulmuş fındığımız var abi, bizim ikramımız olsun” diyerek kabuklu kavrulmuş fındık ikramında bulundular. Biz de onlara ısrarla&nbsp; “neden bir muhlama yok” mesela dedik ama “covid-19 nedeni ile daha yeni açılıyoruz, zaten gelen giden yok o nedenle o tarz bir şey şimdilik yapmadık” diyorlar. Biz sadece çay içip ayrıldık oradan ama biz dönerken bir tur minubüsü şelaleye doğru gidiyordu. Ha şelaleye giriş ücreti var mı o da yok, daha önce olmuş ama şikayetlere konu olmuş o nedenle kaldırmışlar ama olmalı. Orada o gençler, hizmet veren insanlar o köylü gençler ama gelenin bıraktığı çöpleri topluyor, orada bir amme hizmeti veriyorlar adeta, yani köy muhtarlığının aracılığı ile hiç değilse bir giriş ücreti öyle yerde olmalı. O hizmet yapan yani merdiveleri devlet bir defa yaptı çıktı o merdivenler olduğu gibi mi kalıyor, oradaki insanlar merdivenleri yeniliyorlar. Emek veren insanlar, sadece çay satarak avunmamalılar. Bu güzel şelaleden ayrılırken tekrar daha geniş zamanlı gelmeyi umarak ayrılıyoruz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">İyi ki o çıplak Rize simitlerinden almıştık, gün boyu bizi onlar ayakta tuttu dersem yalan olmaz, o gün hiçbir yer de bir açık yer bulup bir şeyler yiyemedik, özellikle Camili de belki olur dedik ama gözümüze görünen öyle bir yer olmadı. Camili cami önündeki beyaz duttan yedik, helal mi haram mı bilemedik ama soracak kimseler de yoktu. Ahşap camiyi gezdik, ardından da “vakıftır” diyerek cami önün deki dut ağacından nasiplendik. O dut ağacını diken insanlar, yaşıyorlarsa Allah sağlık ve sıhhat versin vefat etmişlerse de Allah rahmet eylesin ve mekanları cennet olsun! Onca yoldan ara vermeden Ardeşen’e kadar aç, sususz geldik Ardeşen’de yol kenarındaki Belediye tesislerin de ne bulduysak yarımız kavurma yarımız köfte ile günü yemeğini yiyebildik. Ama güzel bir gezi ve güzel bir final yaptık, mutlu olduk kısaca, umarız sizler de gezer ve mutlu olursunuz!</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Macahel havzası ya da camili havzası ile ilgili internet siteleri hatta kitaplar yazılmış, onlardan bazılarından derlediğimiz bilgileri de aşağı da sizlere sunuyoruz. Bunlardan biri “Sürdürülebilir Kalkınma Eĝitimi için Biyosfer Rezervleri: Camili’de Yaşam Mısır Ekmeĝi, Yoĝurt ve Bal…</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;"><strong>Camili havzası yani Macahel için ne diyorlar;</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Camili Havzası, sahip olduğu biyolojik çeşitlilik değerleri ve doğal kaynakları ile kültürel ve tarihi zenginlikleri nedeniyle mülga Çevre ve Orman Bakanlığı ve UNESCO Türkiye Milli Komisyonu işbirliğin de gerçekleştirilen çalışmalar sonucunda 29 Haziran 2005 tarihinde 25,258 hektar büyüklüğündeki alanı ile UNESCO tarafından Biyosfer Rezervi olarak ilan edilerek, Dünya Biyosfer Rezervleri Ağı’na dahil edildi ve Türkiye’nin ilk biyosfer rezervi olarak kendisinden sonra gelecekler için ilham kaynağı oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Camili Havzası’nın biyosfer rezervi olarak ilan edilmesi, bölgede, biyolojik çeşitliliği korumak, bozulmamış ekosistemlerin devamlılığını sağlamak, doğal sistemler ve bu sistemlerin zamana bağlı değişimlerini öğrenmek, geleneksel arazi kullanım biçimlerini izlemek, doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımına ilişkin bilgileri paylaşmak ve doğal kaynakların yönetimindeki sorunların çözümünde işbirliği yapmak anlamına gelir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;"><strong>Yaşlı Ormanların İçinde Yaşam</strong><br />
Kendilerini “Macahel Ekibi” olarak internet ortamında tanıtan yerel grup, amaçlarını “bitki örtüsü ve el değmemiş bir ekosisteme sahip orman zenginliği ile ağırlıklı olarak bilim çevrelerinin bildiği yöremizi ve genetik özellikleri bozulmamış saf Kafkas arısı ve Macahel Balı’nı tanıtmaktır” şeklinde açıklıyor (www.macahel.com). “Camili Havzasında organik tarım yaşamın bir parçasıdır” diyen Macahelliler, arıcılık faaliyetlerine büyük önem verdiklerini ve havzada arıları olumsuz etkileyebilecek<br />
Hiç bir şeye köy halkı tarafından izin verilmeyeceğini vurguluyor ve sözlerini şöyle tamamlıyor: “Organik tarım için kimyasallardan uzak bir üretim şekli bile yeterli değildir. Üretimin yapıldığı yerin çevresi de çok önemlidir. Kirliliğin olduğu bir yerde sağlıklı ürünler yetiştirmekten söz edilemez. Sanayi bölgelerinden uzak ve Karadeniz’in en doğusunda, yaşlı ormanların içinde yapılan tarımsal üretimden bahsediyoruz. Kirlilikten dolayı nefes almakta güçlük çeken bir dünyada, insan müdahalesinden çok az etkilenmiş ormanlar içinde bir yaşam düşünün...!&nbsp;<img alt="" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/mchl140.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: left; width: 500px; height: 375px;" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Orası Camili”. Ekoturizm, Karçal Dağları’nda yaşayan insanlar için doğayla uyumlu kırsal kalkınmanın bir diğer aracı. Bölgenin doğal ve kültürel zenginlikleri giderek artan sayıda ziyaretçinin ilgisini çekiyor. Bu ilgi, sürdürülebilir bir geçim kaynağına dönüşüyor. Konuksever yöre halkı, şirin yayla evleri, yöresel yiyecekler, vahşi doğa ve renkli folklor.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Mimar Mahmut Zeytinci’ye göre, Camili Havzası gibi kırsal yerleşimlerin bundan sonraki gelişimi için bir master plana ihtiyaç var. Var olan konutların kullanımı, yeni yapılacak yapıların konumu ve yapım yöntemi, enerji kullanımı ve bölgenin tüm ulaşım ağı bütüncül bir anlayışla planlanmalı diyen Zeytinci’ye göre kendiliğinden gelişecek yapılaşma ve kullanım biçimleri, geri dönüşü olmayan sorunlara yol açabilir. Öncelik var olan konutların işlevsel hale getirilmesine, ısı yalıtımına ve uygun enerji kullanımının sağlanmasına verilmeli ve yeni yapılaşmaya sınırlama getirilmeli; güzel ve kullanışlı yapılaşma için basit ve doğal malzemeler kullanılmalı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Zeytinci; “Bu bölge yalnızca ender bulunan bitki ve hayvan varlığıyla değil yaratacağı yeni ve sürdürülebilir doğal yaşam biçimiyle de örnek olmalı. Üzerinde yaşayanların benimsemeyeceği ve mutlu olmayacağı hiçbir proje sürdürülebilir olamaz; konut bu mutluluğun başladığı yerdir; yüzyıllardan bu yana kendi kendine yetmiş olan bölge bundan sonrada yaşanabilir bir yer olmalıdır” diyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">&nbsp;Sınır Ötesi İşbirliḡi İmkanı Karçal Dağları, son yıllarda dünyada giderek yaygınlaşan ve teşvik gören sınır ötesi işbirliği açısından da ideal bir coğrafi konuma sahip. Türkiye ile Gürcistan arasındaki sosyo-kültürel yakınlık ve uyumlu ilişkiler de bunu destekleyici yönde.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Sınırın bu tarafında Camili Havzası Türkiye’nin ilk Biyosfer Rezervi olurken, Gürcistan’da da resmi kuruluşlar ile WWF Kafkasya Program Ofisi arasında yıllardır devam eden ortak çalışmalar sonucunda Camili’nin hemen karşısında Gürcistan’da Machakhela Milli Parkı ilan edildi. Aynı coğrafya içinde amaçları ve hedefleri ortak olan bu çabalardaki en önemli eksiklik, iki ülke arasında paylaşılan bu ortak değerler ile sorunların bütüncül bir yaklaşım ve işbirliği içinde ele alınması. Camili’nin dağlarında bir o yana bir bu yana gidip gelen çengelboynuzlu dağkeçileri, urkeklikler ya da ladin kabuk böcekleri sınır tanımıyor...&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Bu durum ister istemez “sınır ötesi koruma alanı” fikrini akla getiriyor. Doğa korumada sınır ötesi işbirliğinin, hem doğa koruma politikaları hem de korunan alan düzeyindeki yararlarına işaret eden WWF Kafkasya Program Ofisi Çevre Koruma Müdürü Nugzar Zazanashvili şöyle diyor: “Bu tür alanlar, sınırın iki tarafında doğa koruma politikaların uyumlulaştırılmasını sağladığı gibi, uluslararası yardım kuruluşları için de cazip bir konudur. İki tarafın yetkilileri arasında ortak bir tema oluşturur; ilişkilerin güçlendirilmesini sağlar. Sınırın iki tarafındaki görevliler, ortak hedeflere göre hareket ederek, yasadışı avlanma, doğal ürün ticareti gibi eylemlere karşı daha etkili mücadele edebilir. İşbirliği için gerekli iletişim hızlanır; bilgi ve uzman değişimi kolaylaşır. Dolayısıyla etkin bir doğa koruma sağlanmış olur” (Kalem, S.).</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;"><strong>Camili Biyosfer Rezervi Vizyonu</strong><br />
Doğal ve kültürel değerlerin korunması ve sürdürülebilir kullanımında yöre halkının ve ilgi gruplarının bilinçli ve etkin sorumluluk aldığı örnek bir yönetim yapısına sahip, ulusal ve uluslararası ölçekte tanınan Camili Biyosfer Rezervi’ne ulaşmak.<br />
<strong>Kültürel Değerleri</strong><br />
Camili bölgesi, çeşitli dönemlerde Bizans,Selçuk, Moğol, Osmanlı İmparatorlukları ile Rusların, Gürcülerin yönetiminde bulunmuş ve nihayetinde Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetimi altında bulunmaktadır. Camili Havzası’ndaki dikkate değer arkeolojik ve tarihi kalıntılar Efeler Köyü girişinde bulunan Kemer Köprü, Maral Köyü’ndeki İremit Camii, Uğur Köyü’nde bulunan kilise ile Tamara Köprüsü ve iki eski hapishanedir. Halkın yıllarca izole bir yaşam sürmesi nedeniyle köylüler, günlük yaşamlarında, köy evlerinin ve ek yapılarının mimarisi ve yapılış tarzında, kullandıkları alet ve malzemelerde eski gelenekleri muhafaza edebilmişlerdir. Geleneksel halk dansları ve halk müziği kültürü halen bölgede yaşıyor. Köylüler geleneksel şarkılarını gelecek kuşaklara aktarmak ve muhafaza edebilmek amacıyla Çoksesli Yaşlılar Korosu’nu kurmuşlardır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;"><strong>Rekreasyonel Değerleri</strong><br />
Camili, geleneksel bir yaşam tarzına ve bozulmamış bir çevreyle tanışmak isteyen ziyaretçilere eşi bulunmaz güzellikler sunuyor. Turizm yöre insanına maddi yönden katkı sağlamakla birlikte, aynı zamanda insanların sahip oldukları değerlerin farkına varmasına yardımcı oluyor ve yerel koruma faaliyetlerine katılmalarını özendiriyor.<img alt="" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/mchl287.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 500px; height: 375px;" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;"><strong>Biyolojik Çeşitlilik Değerleri</strong><br />
Camili Biyosfer Rezervi, rakım farkına (350 m-3500 m) dayalı olarak ortaya çıkmış olan çok değişik tür ve ekosistemleri içerir. Koruma önceliğine sahip değerleri ise; doğu ladini (Picea orientalis), doğu kayını (Fagus orientalis), kestane (Castanea sativa), ve Kafkas ıhlamuru (Tilia rubra ssp. caucasica) gibi doğal yaşlı ve karışık ılıman kuşak yağmur ormanları, alpin ve subalpin ekosistemler, sucul topluluklardır. Camili Biyosfer Rezervi’nde 23’ü endemik 990 adet bitki türü yayılış gösterir.Camili Biyosfer Rezervi insan etkisinden uzak kalmış bir fauna çeşitliliğine sahiptir. Koruma önceliği olarak özellikle önem arz eden fauna türleri genetik olarak saf olan Kafkas arı ırkı, boz ayı (Ursus arctos), çengel boynuzlu dağ keçisi (Rupicapra rupicapra), dağ horozu (Tetrao mlokosiewiczi), Kafkas engereği (Vipera kaznakovi) Kafkas semenderi (Mertensiella caucasica), kırmızı benekli alabalık (Salmo trutta macrostigma) ve göçmen yırtıcı kuşlardır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;"><strong>Macahel ;</strong><br />
Hikayeyi eski bir Macahelli, “Saklı Cennet Macahel” kitabının yazarı Avukat Haydar Zengin şöyle anlatıyor:<br />
“Macahel, ülkemizin başka bir yöresinde rastlanmayan tamamen kendisine özgü, özel bir coğrafi ve siyasi yapıya sahiptir. Yükseklikleri iki bin metreye yaklaşan geçit dışında üç bin metreyi aşan dağlardan başlayan vadiler ve o vadilerin havzalarında toplanan akarsular, Camili köyünde tek bir vadi ve ‘Macahela’ adını alan yine tek bir dereye dönüştükten sonra, Karadeniz’e doğru uzanan bir görünüm sergiler. Diğer bir deyişle, Macahel coğrafyası, bilek kısmı Camili köyünde olan, parmakları dağlara doğru uzanan, avucu göklere dönük açık bir eli, parmaklar arası vadileri ve parmaklar da vadiler arasındaki dağları ve tepeleri temsil eder konum ve görünümünü çağrıştırır. Gürcü dilinde insan eline ‘Heli’ ve bileğe de ‘Maca’ denilmektedir. Bu iki kelimenin birleşiminden de, az önce değindiğim coğrafi yapıyı çağrıştıran, ‘Macahel’ isminin ortaya çıktığı söylenmektedir. ” (Zengin, H.).</span></span></p>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/artvin-macahel-maral-selalesi-h429.html</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Jun 2021 02:56:47 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2021/06/artvin_macahel_ve_maral_selalesi_h429_d3780.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yomra elması tescillendi]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/sizden-gelen/yomra-elmasi-tescillendi-h428.html</link>
      <description><![CDATA[Bıyık, &quot;İlçemize ismini veren, ilçemiz dışında yetişmeyen bu önemli yöresel ürünün coğrafi ürün tescilinin bulunmaması bizim için eksiklikti. Akçaabat&#039;ın köftesi, Vakfıkebir&#039;in ekmeği, Tonya&#039;nın terayağı tescilli iken Yomra elmasının da tescilli olması gerekiyordu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:13px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Trabzon'un&nbsp;Yomra ilçesinin ismiyle özdeşleşen&nbsp;Yomra elması, Yomra Belediyesinin girişimleriyle&nbsp;Türk Patent ve Marka Kurumunca tescillenerek coğrafi işaret belgesini aldı. Yomra Belediye Başkanı Mustafa Bıyık, Yomra Elması Coğrafi İşaret Tescil Belgesi'ni Türk Patent ve Marka Kurumu Başkanı Habip Asan'dan teslim aldı.<br />
<img alt="Yomra Belediye Başkanı Mustafa Bıyık, Yomra Elması Coğrafi İşaret Tescil Belgesi'ni Türk Patent ve Marka Kurumu Başkanı Habip Asan'dan teslim aldı." src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/1.jpeg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 400px; height: 244px;" /><br />
Yomra elmasının hem Trabzon hemde Türkiye genelinde bir marka olması için çalışmalar yürüteceklerini ifade eden Bıyık, "İlçemize ismini veren, ilçemiz dışında yetişmeyen bu önemli yöresel ürünün coğrafi ürün tescilinin bulunmaması bizim için eksiklikti. Akçaabat'ın köftesi, Vakfıkebir'in ekmeği, Tonya'nın terayağı tescilli iken Yomra elmasının da tescilli olması gerekiyordu. Bunun için harekete geçtik. Türk Patent ve Marka Kurumuna başvurumuzu yaptık. Uzun süren uğraşlarımız sonucu coğrafi işaret tescilini almış bulunuyoruz" dedi.<br />
<img alt="Yomra elması tescillendi" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/6.jpeg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: left; width: 400px; height: 266px;" /><br />
BELEDİYE ELMA FİDESİ YETİŞTİRİYOR<br />
Yomra elmasının yaygınlaştırılması için çalışmalar yaptıklarını belirten Başkan Bıyık, sözlerini şu şekilde sürdürdü: "İlçemiz ismini bu elmadan almış ama Yomra'da bu elmayı bulmak çok kolay değil. Adeta nesli tükenmek üzereydi diyebiliriz. Bu önemli meyveyi yetiştirmek için ilk etapta bir fidanlık oluşturduk. Burada 2 bin adet elma fidesi diktik ve bunları Yomra elması ile aş yaptık. Şimdi yetişmelerini bekliyoruz. Belli bir seviyeye geldiklerinde halkımıza dağıtacağız. Yomra'mızın her köşesinde bu meyvenin görünür olmasını amaçlıyoruz."<br />
<br />
ÇEKİRDEKLERİ KAYBOLUYOR<img alt="Yomra belediyesi Yomra elması fidanlığı var" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/4.jpeg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 400px; height: 266px;" /><br />
Yomra elmasının özellikleri hakkında da bilgi veren Başkan Bıyık, sözlerini şu şekilde tamamladı: "Yomra elması toplanıp kenara koyulduğunda kış boyu rahatlıkla muhafaza edilebilen ve durdukça içindeki çekirdekleri eriyerek çekirdeksiz hale gelen bir meyve. Ayrıca sağlık yönünden önemli faydaları olduğu labratuvar çalışmaları ile kanıtlanmış. İnşallah yapacağımız çalışmalarla herkesin bu meyveyi bilmesini, tatmasını sağlayacağız. Uzun süreçte, Yomra dışında yetişmeyen bu meyvenin Yomralılar için bir gelir kaynağı olmasını amaçlıyoruz."</span></span></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/sizden-gelen/yomra-elmasi-tescillendi-h428.html</guid>
      <pubDate>Fri, 08 Jan 2021 22:16:56 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2021/01/yomra_elmasi_tescillendi_h428_09197.jpeg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gecikmiş bir “Çiçek”leşme!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/cevre-ve-yasam/gecikmis-bir-ciceklesme-h427.html</link>
      <description><![CDATA[Ne kadar kolay, ne kadar basit ve ne kadar hızla, en ufak bir kızgınlıkta, kapıyı vurup çıkmak, gitmek… Nereye?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">M. Kemal AYÇİÇEK</span></span></strong></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Kolay mı öyle, aynı yastığa baş koyup, sonra da iki gün de “hadi eyvallah!” demek? Nereye, kime, nasıl, ne sebeple, neden, hangi hakla, azıcık kızdığınız da, sinirlerinize hakim olamayıp karşınızdakine sesinizi yükseltip de, bağırıp, çağırıp, belki bir kalbi kırıp da, “çekip gitmek”ler ne kolay olmuş günümüz de değil mi? Ne kadar kolay, ne kadar basit ve ne kadar hızla, en ufak bir kızgınlıkta, kapıyı vurup çıkmak, gitmek… Nereye?</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Yazının başlığını “Çiçekleşme” koydum, evet gecikmişte olsalar aynı yastığa baş koymuş iki insanın, yanı karı ve kocanın karşılıklı olarak birbirlerine çok gösterişli olmasa da, elde uzaktan pek gözükmese de verdikleri ufacık yayla çiçeklerini kastediyordum. Faik Okumuş, Salmangas’ın zirvesinde oturup, şöyle bir geriye dönüp bakınıyor. Tekrar dönüyor yine bakıyor ama tekrar tekrar dönüp, somarova’ya, Menge’ye, Tornoviye, Zilfo’ya bakıyor. Her bakışından sona başını öne eğiyor, kısa bir süre sonra tekrar kaldırıyor kafasını ve bu kez Gıtova’ya bakıyor, Balahor yaylasına bakıyor uzun uzun, eşinin kılmakta olduğu namazın bitmesini bekliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><img alt="faik okumuş" src="/images/upload/faik_7.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 354px; height: 243px;" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">On evlat sahibi, ama yaşları artık kemale ermiş iki insanın, birilerinin zorlamasıyla değil de kalplerinin sesi ile elli iki yıllık birlikteliklerinde bir ilki, yani birbirlerine ufacık yayla çiçeklerini veriyor olmalarını görmek, duygulandırıyor en büyük erkek evlatlarını. İki çocuklarını birlikte defnetmişler yıllar öncesinde, şimdi sekiz çocukları var ama o çocukları bile bugüne değin görmemişlerdi bu çiçekleşmeyi. Günay’dan sonra doğan Nuray ve Gülay, fazla yaşayamamış, vefat etmişlerdi çünkü.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">On çocuk annesi Şehriye ile Faik Okumuş’tan söz ediyorum. Faik abi dediğim 81 yaşında, şehriye abla ise 68 yaşındaki hayat arkadaşı. Bilenler bilir Karadeniz’de eskilerden öyle aşk-meşk işlerinin çok saygı değer bir durum olmadığını, “ben şu kızı alırım” mantığının hakim olduğunu, “almazsam adam değilim”ci bir inatçılığın hüküm sürdüğünü, sevdanın sadece geçerli kuralının “erkek severse”ye sığdırıldığı bir Dünya’dan ibaretti. Gerçi günümüzde de bu mantığın hala devam ettiği gerçeğini göz ardı etmiyoruz elbette, bunu bir geleneksel algı kabullenenler var ne yazık ki. Ve yine bilenler bilirler, Karadeniz’de bir eş sahibi olduysanız, onun geniş aile içinde sizi, sizin dışınızda kayınpeder, kayınvalide (Kaynana, kaynata), elti,<span style="background:white"><span style="color:#444444"> görümce, kayın ve kayın çocuklarını memnun etmesi gerekirdi. Yani, bir eve gelin gidildiğin de sadece eş değildi size karışan, o evde kimler yaşıyorduysa onlara karşı da yükümlülükleriniz vardı. Kısaca, geniş aile evinde gelin olanın vay haline durumları vardı! </span></span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="color:#444444">Şehriye abla, yarım yüzyıl olmuş evliliğinin başlangıcını anlatırken hem gülüyor, hem karşısındaki gelini ve torunundan çekiniyor, hem oğlunun yanında mahcup bir edayla, “Biz oğlanveren’in aşağısın da, Balahor’un yukarı tarafında Şaban dayının çayırların da Atike abla ve Mine ile ekin biçiyorduk. Bir baktım bizim ki dereden karşıya geçti, bize doğru geliyor. Elimdeki orağı fırlattım buna, sol cebinde ayna varmış, orak aynanın üstüne vurmuş ve kırılmış, ona bir şey olmadı. Ayna olmasaydı, yaralanırdı. Oradan beni alıp götürdüler.(kaçırdılar). Benim gelişim öyle” diyor, tam bu sırada oğlu devreye giriyor, “fazla konuşma, yazılacak” diye uyarıyor. Şehriye abla, “Hemi, hemi, o zaman susayım” diyor ve susuyor kısa bir süre. Farklı sorularla konuşturma çabamız daha fazla fayda etmiyor. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><img alt="gecikmiş çiçekleşme" src="/images/upload/faik_1.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: left; width: 555px; height: 380px;" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="color:#444444">Kaynanası (kayınvalidesi) ile 7 yıl birlikte yaşıyabiliyor ve bir kaza sonucu kaynanasını kaybediyor. Eşini kaybetmiş Kayınpederi ile 36 yıl aynı çatı altında kalıyor, çocuklar büyüyüp, gelişinceye kadar. Bir ayakları Trabzon’da ise diğer ayakları yaz aylarında Bayburt oluyordu ve her iki tarafın yükünü ister istemez sırtlamak zorunda kalıyor, çocukların yanında büyükbaş hayvanlar ve kalabalık bir ailede yaşanabilecek mutluluğu artık varın siz düşünün. O eski yıllarda gidilen yollara düşüyorlar bu kez araçla, yaya gittikleri yolları arşınlarken, zaman zaman durakladıkları yerlerde hem dinleniyor, hem de geçmiş anılarını belki tazeliyorlardı hafızalarında. Faik ağabeyin mesela Salmangas sırtlarında verdiği pozlardaki düşünce hali, o geçmiş yarım yüzyılın belki bir anda gözünün önünden kısa metrajlı bir film gibi geçişiydi. Öyle olmalı ki, burada oğluna, “annen namazını tamamlayınca bize fotoğraf çekersin” diye tembihliyor ve sonra da gidiyor o fotoğraflar da bile pek gözükmeyen küçücük te olsa 2 bin 280 rakımlı tepe de yetişen çiçeklerden topluyor. Eşi namazını tamamladığında da eşinin yanına gidiyor ve o topladığı yayla çiçeklerini bir buket verir ağırlığında 52 yıllık ömür arkadaşına veriyor. Onun bu çiçeklerine eşi de aynı tarzdaki mavi yayla çiçekleri ile karşılık veriyor. Bu tablo, 48 yaşındaki oğlunun önünde ilk kez yaşanılan bir sahne tabi. Bu fotoğrafları gösterirken, “80 yıllık bir fotoğraf” diye nitelendiriyor bu tabloyu o evlat işte.</span></span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="color:#444444">Şehriye abla, bundan iki yıl öncesine dönüyor, biz fotoğraflardan söz edince, “İstanbul’da Darıca’da oturduğumuz yerde bir ufak bahçe yapmıştık, o bahçede sebzeler çiçek açtığında ona şakadan demiştim ki yarım yüzyıldan beri senle beraberim, bana bir çiçek de vermişliğin yoktur. Bahçe savmış, zamanı geçmiş işte. Bir dolma biber fidanının kök kısmında kalmış bir ufak dolma biberi koparmış, yanıma geldi. Bana ‘sen benden çiçek istemiştin ya, al sana bir çiçek’ diye o biberi bana verdi. Ben de güldüm, çiçek yerine bana biber bile vermiş olsa çok mutlu olmuştum, o biberi evde oflanın (tabakların konduğu raf) üzerine atmıştım, orada tam bir yıl durdu o biber. Sonra aradığım da bulamayınca sordum meğer kızlar temizlik yaparken atmışlar onu”. diyerek gülüyor. </span></span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="color:#444444">İşte o kadın, tam 52 yılını birlikte geçirdiği eşinden dağ başında çiçek almanın mutluluğunu yaşarken, geçmişte yaşanmış ve mutsuz olunmuş tüm yılların olumsuz duygularını söküp attığını tebessümüyle anlatıyor sanki ve günümüz evliliklerine de gönderme yaparcasına adeta ekliyor Şehriye abla;</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="color:#444444">“Evet, çok zorlu şartlarımız oldu, zaman zaman küstük, konuşmadık ama hiçbir zaman birbirimize karşı saygısızlığımız olmadı. Yine ağırbaşlı ve sabırlı olduk, her ikimiz de sabırla, tüm o zor günleri selamete erdirdik. Şimdi ki gençler, çok sabırsız ve birbirleri ile konuşurken bile konuşmayı bilmiyor, hatta konuşma yapamıyor. Aynı anda iki kişinin konuşuyor olması, her iki tarafında ne demek istediğini tam anlatamaması ve anlaşılmamasıdır. Bu nedenle de erken kızıp, tezcanlılıkla, ne dendiğine bakmaksızın, sabırsız bir şekilde ani kararlar veriyor ve hata da buradan kaynaklanıyor işte. Oysa evlilik, bir çay yaptığınızda demlenme gibidir. Deme bırakma önemlidir. Yani o da sabırdır, her hangi bir kızgınlık anında o kızgınlığa sabır etmekle cevap vermektir. Sabreden derviş, muradına ermiş denmesi gibidir. Gençlerin büyük zaafı, her şeyi ‘biliyor’ olma anlayışı, oysa hiç kimse her şeyi bilemez! Hayat, başlı başına ömür boyu yeni bir şeyleri öğrenmedir, her gün bir şey öğrenirsin, kimse geleceği bilemez. Ama bakıyorsunuz, sevgi, aşk diyor evleniyor ama ardından en ufak bir tartışma da boşanma gibi saçmalığa atılıyorlar. Evlilik, korunması gereken bir büyük değerdir. Bunu anlamak, zamanla olur. Yani sabırla. Evlilik hayatı, aynı Dünya gibidir, bazen kış olur, bazen yaz olur, bahar olur, sonbahar olur, bunu bilerek hareket etmek lazım”</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><img alt="faik okumuş salmankas da" src="/images/upload/faik_6.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 640px; height: 453px;" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="color:#444444">Salmangas’taki o karşılıklı gecikmiş çiçekleşmenin ardından şimdiler de onların da terk edip ayrıldıkları, Aho’daki baba ocağına uğruyorlar birlikte. Kapıları kapalı, ocağı tütmeyen güzelim Karadeniz evlerine önce dışarıdan bakıyorlar, sonra evin içine giriyor, yıllardır gitmedikleri o evlerinin kıyısına, köşesine bakıyorlar. Eski günlerini anıyor, belki anılarını tazeliyor, belki hasret gideriyorlar. Sonra evlerinin önündeki fındıklıkları geziyorlar, Faik abi, ev ustası aynı zaman da evine dışarıdan tekrar tekrar bakıyor, belki neresinden tamire ihtiyacı vardır, nereden su alıyor, veya nereden yıkılma emaresi gösteriyor, onları tesbit ediyor. Şehriye abla ise, bağ ve bahçelerinin durumuna yakından göz atıyor, kalmıyorlar tabi o evlerin de, kalmaklık gelmemişlerdi zaten, öylesine bir sila-i rahim yapıyorlardı sadece.. Sonra Faik abi ve eşi bir aşağıdaki köyde, Zanike’de oturan kardeşi Şakire’ye gidip, orada kalıyor ve ardından tekrar sonradan edindikleri memleket, yani ‘doğulan’ değil güya, ‘doyulan’ yere İstanbul’a geri dönüyorlar.</span></span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Fotoğraflar: Nuri Engin Okumuş</span></span></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/cevre-ve-yasam/gecikmis-bir-ciceklesme-h427.html</guid>
      <pubDate>Wed, 30 Dec 2020 20:57:24 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2022/04/gecikmis_bir_ciceklesme_h427_2a81d.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[El Sanatları Ana Yurdu Köprübaşı]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/sizden-gelen/el-sanatlari-ana-yurdu-koprubasi-h426.html</link>
      <description><![CDATA[Avrupa Trabzon Köprübaşılılar Derneği ilçelerinin girişine tabela yaptırdı.Avrupa Trabzon Köprübaşılılar Derneği tarafından ilçe giriş ve çıkışına “El Sanatları Ana Yurdu Köprübaşı’na Hoş Geldiniz – Güle Güle” ifadelerinin yer aldığı tabela yaptırdı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Ercüment Aydın /Almanya</span></span></span></p>

<p></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Avrupa Trabzon Köprübaşılılar Derneği ilçelerinin girişine tabela yaptırdı.Avrupa Trabzon Köprübaşılılar Derneği tarafından ilçe giriş ve çıkışına “El Sanatları Ana Yurdu Köprübaşı’na Hoş Geldiniz – Güle Güle” ifadelerinin yer aldığı tabela yaptırdı.<img alt="Bu sebeple el sanatları ana yurdu ilçemizin ilk girişine talip olduk" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/avrp2.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 400px; height: 300px;" /> </span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Köprübaşı İlçesi yerleşim merkezinin girişine yerleştirilen tabela için mütevazi bir açılış töreni düzenlendi. Törene; Köprübaşı Belediye Başkanı Ali Aydın, AK Parti İlçe Başkanı Orhan Erdoğan, Avrupa Trabzon Köprübaşılılar Derneği Başkanı Ahmet Anaç ve Başkan Yardımcısı Muzaffer Aslan, mahalle muhtarları ile belediye personeli katıldı.</span></span></span></p>

<p><img alt="Avrupa Trabzon Köprübaşılılar Derneği ilçelerinin girişine tabela yaptırdı.Avrupa Trabzon Köprübaşılılar Derneği tarafından ilçe giriş ve çıkışına “El Sanatları Ana Yurdu Köprübaşı’na Hoş Geldiniz – Güle Güle” ifadelerinin yer aldığı tabela yaptırdı.  " src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/avrp1.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; width: 400px; height: 300px;" /></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Köprübaşı Belediye Başkanı Ali Aydın, desteklerinden ötürü Avrupa Trabzon Köprübaşılılar Derneği’ne teşekkür etti. Aydın, “El sanatları ana yurdu Köprübaşı ilçe tabelamızın ön yüzünde ‘Hoş Geldiniz’ yazısıyla karşılarken, arka yüzünde ise ‘Güle Güle’ ibaresi yer alıyor. Desteklerinden ötürü Avrupa Trabzon Köprübaşılılar Derneği logosu yanında görsellerde de yöremizin tanıtılması amacıyla el sanatlarımız sergileniyor. Bu günde mütavazi bir törenle açılışını gerçekleştiriyoruz. Tekrar Avrupa’da yaşayan Köprübaşılılar nezdinde Avrupa Trabzon Köprübaşılılar Derneği’ne desteklerinden ötürü teşekkür ediyorum. İlçemize ve tüm hemşehrilerime hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum” dedi.</span></span></span></p>

<p></p>

<p><img alt="Derneği Başkanı Ahmet Anaç ve Başkan Yardımcısı Muzaffer Aslan, mahalle muhtarları ile belediye personeli katıldı." src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/avrp3.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 400px; height: 300px;" /></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Avrupa Trabzon Köprübaşılılar Derneği Başkanı Ahmet Anaç ise belediye çalışmalarını memnuniyetle karşıladıklarını söyledi. Anaç şöyle devam etti: “Belediye başkanımızın Almanya ziyaretlerinde kendilerine ilçe giriş tabelasına talip olduğumuzu ifade etmiştik. İstedik ki doğup, büyüdüğümüz topaklara, ilçemize Avrupa’da yaşayan Köprübaşılılar adına bir eser yapmak. Bu sebeple el sanatları ana yurdu ilçemizin ilk girişine talip olduk. Azimli ve gayretli çalışmalarında dolayı Belediye Başkanımız Ali Aydın’a teşekkür ediyorum.”</span></span></span></p>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/sizden-gelen/el-sanatlari-ana-yurdu-koprubasi-h426.html</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2020 23:25:38 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2021/01/el_sanatlari_ana_yurdu_koprubasi_h426_e7bda.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkmen&#039;den FC Köln Kulübü’ne teşekkür mektubu]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/spor/turkmen-den-fc-koln-kulubune-tesekkur-mektubu-h425.html</link>
      <description><![CDATA[Almanya Birinci Futbol Ligi (Bundesliga) takımlarından FC Köln’ün 2020-2021 sezonunda deplasman da giyeceği formanın üzerinde Köln DİTİB Merkez Camii siluetinin yer almasına ilişkin Diyanet İşleri Türk İslam Birliği Genel Başkanı Kazım Türkmen, kulübe bir teşekkür mektubu gönderdi. 

]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p class="MsoTitleCxSpLast">Ercüment Aydın / Köln</p>

<p></p>

<p></p>

<p>Almanya Birinci Futbol Ligi (Bundesliga) takımlarından FC Köln’ün 2020-2021 sezonunda deplasman da giyeceği formanın üzerinde Köln DİTİB Merkez Camii siluetinin yer almasına ilişkin Diyanet İşleri Türk İslam Birliği Genel Başkanı Kazım Türkmen, kulübe bir teşekkür mektubu gönderdi.</p>

<p>Formada yer alan siluetin aslında Köln’ün çok kültürlü yapısını yansıttığını belirten Türkmen, “Köln Almanya’nın çok kültürlü şehirlerinden bir tanesidir. Köln Camii de Köln’ün bu kültürel çeşitliliğini öne çıkaran bir eserdir.” dedi.</p>

<p>FC Köln futbol takımının 2020 sezonunda deplasman da kullanmak üzere hazırladığı ve Köln Katedrali ile birlikte DİTİB Merkez Camii siluetlerinin yer aldığı formalarla ilgili kendilerine çok sayıda destekleyici mesajın geldiğini söyleyen Türkmen şöyle konuştu: “Biz Köln takımının, formasında böyle bir görüntüye yer vermesinden gurur duyduk. Yönetim Kurulu ve DİTİB ailesi olarak Köln takımına bir teşekkür mektubu yazarak, sporun dostluğa, sevgiye, kardeşliğe ve birlikte yaşamaya vesile olan bu yönünü öne çıkarttıkları için kendilerine teşekkür ettik.”<img alt="koln cami" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/koln1_1.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 334px; height: 500px;" /></p>

<p>DİTİB Genel Başkanı Kazım Türkmen imzası ile gönderilen mektupta şu ifadeler yer aldı:</p>

<p>“FC Köln Kulübünün Saygıdeğer Başkanı Dr. Werner Wolf, Başkan Yardımcıları Eckhard Sauren ve Dr. Carsten Wettich, FC Köln yöneticilerine ve çalışanlarına Köln DİTİB Merkez Camii yönetim kurulu, üyeleri ve cemaati adına teşekkür ediyoruz.</p>

<p>FC Köln gibi önemli bir spor kulübünün, formasına Köln'ün doğal bir parçası olan camimizi resmetmesi oldukça anlamlıdır. Kölnlü müslümanları temsil eden Merkez Camii, Köln’ün siluetinde yer alan Köln’e ait bir camidir. Camimiz, her hafta yaklaşık 20 bin kişi tarafından ziyaret edilmektedir. Merkez Camii, üçte ikisinin farklı inanç ve milletlere mensup Köln sakinleri ile bu büyük şehri ziyarete gelenleri ağırlayan birleştirici bir mekân olma vasfı taşımaktadır.”</p>

<p>Formalara Köln Merkez Camii siluetine yer verilmesine Köln’de yaşayan 160 binden fazla müslüman destek vermektedir. Camimize gösterdiğiniz dayanışmadan dolayı mutluyuz. FC Köln'ün çeşitliliğe ve ırkçılığa karşı duruşu örnek ve öncüdür. Bununla birlikte, bu eylem özellikle önemlidir, çünkü İslamofobik çevreler de dahil olmak üzere çeşitli siyasi kamplardan gelen sansasyonel tepkiler, örnek bir eylemle yanıtlanmaktadır. Bu tavrı gerçekten takdir ediyoruz.</p>

<p>Yeni formanın son derece başarılı tasarımı, bizim ve Müslümanların beğenisini kazanmıştır. Köln Merkez Camii, sadece Köln siluetinin bir parçası değil, aynı zamanda Köln toplumunun da bir parçasıdır. Bu nedenle camimiz kayıtsız şartsız herkese açıktır. Biz de sizleri camimize davet ediyoruz. Camii Forumu (Moschee Forum) sizleri ağırlamaktan büyük bir mutluluk duyacaktır. Genç ekibimizle sizlere hem camimizi hem de yanımızda yer alan futbol sahası ile futbol kulübümüzü tanıtmak isteriz.<img alt="Türkmen'den FC Köln Kulübü’ne teşekkür mektubu  Ercüment Aydın / Köln   Almanya Birinci Futbol Ligi (Bundesliga) takımlarından FC Köln’ün 2020-2021 sezonunda deplasman da giyeceği formanın üzerinde Köln DİTİB Merkez Camii siluetinin yer almasına ilişkin Diyanet İşleri Türk İslam Birliği Genel Başkanı Kazım Türkmen, kulübe bir teşekkür mektubu gönderdi.  Formada yer alan siluetin aslında Köln’ün çok kültürlü yapısını yansıttığını belirten Türkmen, “Köln Almanya’nın çok kültürlü şehirlerinden bir tanesidir. Köln Camii de Köln’ün bu kültürel çeşitliliğini öne çıkaran bir eserdir.” dedi.  FC Köln futbol takımının 2020 sezonunda deplasman da kullanmak üzere hazırladığı ve Köln Katedrali ile birlikte DİTİB Merkez Camii siluetlerinin yer aldığı formalarla ilgili kendilerine çok sayıda destekleyici mesajın geldiğini söyleyen Türkmen şöyle konuştu: “Biz Köln takımının, formasında böyle bir görüntüye yer vermesinden gurur duyduk. Yönetim Kurulu ve DİTİB ailesi olarak Köln takımına bir teşekkür mektubu yazarak, sporun dostluğa, sevgiye, kardeşliğe ve birlikte yaşamaya vesile olan bu yönünü öne çıkarttıkları için kendilerine teşekkür ettik.”  DİTİB Genel Başkanı Kazım Türkmen imzası ile gönderilen mektupta şu ifadeler yer aldı:  “FC Köln Kulübünün Saygıdeğer Başkanı Dr. Werner Wolf, Başkan Yardımcıları Eckhard Sauren ve Dr. Carsten Wettich, FC Köln yöneticilerine ve çalışanlarına Köln DİTİB Merkez Camii yönetim kurulu, üyeleri ve cemaati adına teşekkür ediyoruz. FC Köln gibi önemli bir spor kulübünün, formasına Köln'ün doğal bir parçası olan camimizi resmetmesi oldukça anlamlıdır. Kölnlü müslümanları temsil eden Merkez Camii, Köln’ün siluetinde yer alan Köln’e ait bir camidir. Camimiz, her hafta yaklaşık 20 bin kişi tarafından ziyaret edilmektedir. Merkez Camii, üçte ikisinin farklı inanç ve milletlere mensup Köln sakinleri ile bu büyük şehri ziyarete gelenleri ağırlayan birleştirici bir mekân olma vasfı taşımaktadır.” Formalara Köln Merkez Camii siluetine yer verilmesine Köln’de yaşayan 160 binden fazla müslüman destek vermektedir. Camimize gösterdiğiniz dayanışmadan dolayı mutluyuz. FC Köln'ün çeşitliliğe ve ırkçılığa karşı duruşu örnek ve öncüdür. Bununla birlikte, bu eylem özellikle önemlidir, çünkü İslamofobik çevreler de dahil olmak üzere çeşitli siyasi kamplardan gelen sansasyonel tepkiler, örnek bir eylemle yanıtlanmaktadır. Bu tavrı gerçekten takdir ediyoruz. Yeni formanın son derece başarılı tasarımı, bizim ve Müslümanların beğenisini kazanmıştır. Köln Merkez Camii, sadece Köln siluetinin bir parçası değil, aynı zamanda Köln toplumunun da bir parçasıdır. Bu nedenle camimiz kayıtsız şartsız herkese açıktır. Biz de sizleri camimize davet ediyoruz. Camii Forumu (Moschee Forum) sizleri ağırlamaktan büyük bir mutluluk duyacaktır. Genç ekibimizle sizlere hem camimizi hem de yanımızda yer alan futbol sahası ile futbol kulübümüzü tanıtmak isteriz.  Ayrıca FC Köln, şu anda Köln’de yaşayan Müslümanlar arasındaki ana sohbet konularından biridir. Ve çoğu insan kendisini FC Kölnlü olarak adlandırmaktan gurur duymaktadır. Bu sembolik hareketin hem Köln’de yaşayan Müslümanlar hem de futbol tutkunu olmayan kesimler arasında dahi ölçülemez bütünleştirici bir etkisi olmuştur. Bu jest ile Müslümanların kalbini fethettiniz ve kesinlikle yeni taraftarlar kazandınız.” Mektubunda kulübe başarı dileğinde bulunan DİTİB Genel Başkanı Kazım Türkmen ile yönetim kurulu üyeleri Abdurrahman Atasoy ve İrfan Saral, FC Köln’ün 2020-2021 sezonunda deplasman da giyeceği yeni formasını satın alarak fotoğraf çektirdi." src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/koln2.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: left; width: 500px; height: 334px;" /></p>

<p>Ayrıca FC Köln, şu anda Köln’de yaşayan Müslümanlar arasındaki ana sohbet konularından biridir. Ve çoğu insan kendisini FC Kölnlü olarak adlandırmaktan gurur duymaktadır. Bu sembolik hareketin hem Köln’de yaşayan Müslümanlar hem de futbol tutkunu olmayan kesimler arasında dahi ölçülemez bütünleştirici bir etkisi olmuştur. Bu jest ile Müslümanların kalbini fethettiniz ve kesinlikle yeni taraftarlar kazandınız.”</p>

<p>Mektubunda kulübe başarı dileğinde bulunan DİTİB Genel Başkanı Kazım Türkmen ile yönetim kurulu üyeleri Abdurrahman Atasoy ve İrfan Saral, FC Köln’ün 2020-2021 sezonunda deplasman da giyeceği yeni formasını satın alarak fotoğraf çektirdi.</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/spor/turkmen-den-fc-koln-kulubune-tesekkur-mektubu-h425.html</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2020 00:00:55 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çoruh aşağı,İspir&#039;den Yusufeli&#039;ne]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/gezigozlem/coruh-asagiispir-den-yusufeli-ne-h424.html</link>
      <description><![CDATA[Bayburt sonrası Çoruh adını alan Çoruh suyu, İspir Kalesinin altında birleştiği İspir çayından sonra uzandığı vadide daha da artarak Çoruh nehrini oluşturuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Mehmet Nuri <strong>Sunguroğlu&nbsp; / Trabzon (</strong>Alman dili ededbiyatı)</span></span></p>

<p><br />
<span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Dünyanın ender rastlanan bitki örtüsüne ev sahipliği yapan kocaman Çoruh vadisi bir inşaat sahası olmuş. Baraj ve HES projeleri aralıksız olarak devam ederken, barajlar üzerinden geçecek olan yolların köprüyol (viyadük) direkleri vadinin vahşi kayalarıyla yarış eder gibiler. Zaten tehlikeli ve engebeli olan yollar için inşaat nedeniyle verilen servis yolları ise Allah’a emanet. Yolun dar oluşu, keskin ve tehlikeli virajlar yol almanıza imkân tanımıyor. Elbette ki yöreyi bilenler daha cesur olsalar da tehlikesiz oldukları söylenemez.</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;"><img alt="Çoruh vadisi,barajlar vadisi gibi" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/ispr001.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; width: 400px; height: 300px;" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Vadinin yalçın kayalarının vahşice ama severek kucaklayışı bir taraftan ürkütücü olsa da, görülmeye değer olduğunu fısıldar gibi anlatan bir atmosferin içindesiniz. Bazen yüksekliği, bazen de vahşice üzerinize düşecek gibi muhteşem kayaların arasından yavaşça ilerlerken kendinizi farklı bir dünyada hissetmemek için hiçbir sebep kalmıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Bayburt sonrası Çoruh adını alan Çoruh suyu, İspir Kalesinin altında birleştiği İspir çayından sonra uzandığı vadide daha da artarak Çoruh nehrini oluşturuyor. Yusufeli’ne takriben 15 km kaldığında yolların daha da daraldığı bir mesafedesiniz artık. Biraz daha devam edince iki arabanın yan-yana geçemediğine şahit olurken, sanki 200 yıl gerilerde olduğunuzu düşünmemek elinizde değildir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;"><img alt="Çeltikdüzü /Yısıfeli /Artvin" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/ispr003.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; width: 400px; height: 300px;" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Döndüğüm bir virajın kenarında iki arabanın sığabileceği küçük bir park yerinde durdum. Aslında burası park yeri değildi, karşıdan gelen arabaya yol vermek için küçük bir alandı ama bunu daha sonra anlayacaktım.</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Yolun kenarından 1 m genişliğinde 10 cm derinliğinde küçük bir ırmak akıyordu. Dağlardan aldığı suyunun soğuk olduğu hissedilir gibiydi. Kenarına oturarak ayaklarımı suya bıraktığımda yeniden can bulmuş gibiydim. Sırtında taşıdığı çuvalıyla gelen yaşlı nine yavaşça yoluna devam ederken; “çuvalda neyin var ana” diye sorduğumda, “elma var evladım, istersen biraz vereyim” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">İspir Yusufeli arası 81 km mesafelik bir yol. Genel olarak 1 saatlik bu yolu tam 4 saatte gidebildim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;"><img alt="Çoruh nehri,vadiye yeşili getirmiş" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/ispr004.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; width: 400px; height: 300px;" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Tarihin derinliklerinden gelen, Sancak Beyliklerine mekân olan Yusufeli’ne Kazim Karabekir Mahallesinden giriyorsunuz. Eğer mahallenin adını okumamış olsanız belki de burasının muhteşem geçmişiyle uyumlu olmadığını düşünerek yanlış mı geldim diye sormaktan kendinizi alamazsınız. Dar aralıklarda eskimiş evlerin sadece barınaktan başka bir şey diyemeyeceğimiz sokaklarından ilerleyince, Balhar suyunun Çoruh ile birleştiği köprüyü geçince Yusufeli’nin merkezindesiniz. Bir zamanlar bölgenin Sancak Beyliğine ruh veren şehrin içerisinde yükselen binalar sizi tarihten kopararak günümüzün Yusufeli’ne taşımaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Sıyrılanların diktiği yüksek binalar şehrin merkezini süslerken, kenar mahallelerdeki yaşamı günümüze taşıyan evlerdeki çanak antenlerden başka bir şey görünmüyor.<img alt="Yusufeli, sarıkonak köyü" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/ispr002.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; width: 400px; height: 300px;" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Tarihinde 7ci defa taşınacak olan Yusufeli merkezi, Yansıtıcılar Mevkiinde yeni kurulan şehirlerine taşınırken; Yusufeli sakinlerinin hatıraları Yapılmakta olan Yusufeli barajının sularına gömülecek olsa da, akıllarının geride kalmayacağından eminim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">İlçenin çıkışında benzin takviyesi yaptıktan sonra Erzurum yolu üzerinden Tortum’a doğru Yusufeli’ne veda ettim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;">Gezi notları.<br />
Sunguroğlu 9 Ağustos 2020</span></span></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/gezigozlem/coruh-asagiispir-den-yusufeli-ne-h424.html</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2020 23:41:44 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2021/01/coruh_asagiispir_den_yusufeli_ne_h424_70091.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Zor yılların başkanı!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/aktuel/zor-yillarin-baskani-h423.html</link>
      <description><![CDATA[Nato şemsiyesi altın da ABD’de eğitim alan askerlerimiz (Halka köle diye bakan)i direk eleştiremediği için aslın da efemine tavırlar sergilediği için Zeki Müren’i Paşa (General) diye baştacı yapmıştır. Ve o sanat güneşimiz olmuştur.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Zor yılların başkanı!</p>

<p></p>

<p>M. Kemal AYÇİÇEK – Trabzon</p>

<p></p>

<p>Trabzon’un Araklı ilçesi belediye eski başkanlarından Yılmaz Çebi, 1984-1990 yılları arasın da belediye başkanlığı yaptı, daha öncesi de var. Ama ben bu beş yıllık süre için de tanıdığım Çebi’yi anlatmak isterim. ”Zor yılların başkanıydı” derken tam da bu beş yıllık dönem, askeri yönetimin özellikle yerel yönetimlere bakışının özeti gibiydi. Sivil ve seçilmiş belediye başkanlarının devlet protokollerin de paylandığı(!) yıllardı, binlercesi vardı bu tür örneklerin ama Çebi, tüm bunları önceden bildiği için o da kendince takmazdı kimseyi!</p>

<p><img alt="Yılmaz çebi,TBMM Başkanı Necmettin Karaduman ile" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/cebi020.jpg" style="width: 400px; height: 266px; border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right;" /></p>

<p>Askeri ihtilal yani 12 Eylül ihtilalinin ardından ülkenin Demokrasiye geçiş sürecin de 1984 yerel seçimlerin de Genel Başkanlığını Turgut Özal’ın yaptığı Anavatan Partisi (ANAP)’nden Araklı Belediye başkanı seçilen Yılmaz Çebi, protokol de yeri ancak ikinci sırada yanı arka tarafta olan belediye başkanlarından biriydi. Bu sadece Yılmaz Çebi’ye has bir olay değildi, tüm ülke de Belediye Başkanları, adeta üvey evlat muamelesi gören ve güya Devlet, yani asil protokolün yanın da garnitür olabilecek insanlar muamelesi görüyordu!</p>

<p></p>

<p>İlçe de kaymakam ve jandarma komutanından sonra belediye başkanları protokol de yer alırdı ama aslın da Devlet törenlerin de neredeyse ‘Belediye başkanı olmasa da olur’ mantığı, bir şehrin kurtuluşun günlerin de bile sırıtırdı. O dönem Araklı’da Kaymakam Celal Dinçer vardı.</p>

<p></p>

<p>(Celal Dinçer, sonraki yıllarda CHP’den Milletvekili olacak ardından da Alevi konfederasyonları Genel Başkanlığı yapacaktı.)( 1957 Erzincan doğumludur. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunudur. Meslek hayatı boyunca Türkiye’nin farklı noktalarında kaymakamlık ve Vali Yardımcılığı gibi görevlerde bulunan Dinçer, 1995 yılında ‘Türkiye’de yılın en başarılı idarecisi” seçilmiştir. Evli ve 2 çocuk babası olan Dinçer İngilizce ve Fransızca bilmektedir. TBMM 24. Dönem İstanbul Milletvekili olarak seçilmiştir.)</p>

<p></p>

<p>Yılmaz Çebi, babacan bir insan, yoksul babası, mert, sözünü sakınmadan söyleyen cesaret ve olgunlukta ama düzenin oyunlarını da iyi bilen ve makamlar arası fikir çatışmalarından özenle kaçınırdı. Devlet dairelerinin aksine, kapısını sonuna kadar geriye açar ve sürekli açık tutar, kapısına gelen kim olursa olsun mutlaka dinleyen bir başkandı.</p>

<p></p>

<p></p>

<p>İlçe de yöneticiler arasın da kırgınlık ya da kavga varmış bir havayı topluma yansıtmamaya çalışan ve tüm hakir görmelere, aşağılanmalara (Protokoller de ki yer verilmesi) ne sadece duruşu ile cevap veren bir insandı. Kaymakam Celal Dinçer ile yan yana gelmemeye özen gösterirdi. Daha sonra Tayyar şaşmaz kaymakam oldu, onunla da çok yan yana gelmedi. Belki dönemin Devlet yapısı, Belediye Başkanlarına sadece “onlar hizmet adamı, Devlet’ten anlamazlar, bunun için Devlet işlerin de pek yerleri yoktur, o nedenle de muhatap alınmaları bile onlara lütuftur” gibi bir mantık hakimdi.</p>

<p><img alt="Araklının kurtuluş törenleri başkan çebi, kaymakam dinçer ile" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/arsivabcd_651.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: left; width: 400px; height: 266px;" /></p>

<p>Tabi tüm bu Devletçi bakış açısını bir sivil olarak takmayan, devlet makamların da görev yapanları vali, kaymakam, komutan, genel müdür, bölge müdürü ya da müdür gibi bürokratları, “Devlet kapısın da verilmiş görevleri yapan insanlar” diye görür Yılmaz Çebi. Başkan Çebi, kendi alanın da da bu Devletçi bakış açısına sonuna kadar karşı olan ve de pek önem vermeyen bir yapıdaydı. “Madem Devlet, bizi adam yerine koymuyor, ben de Devleti, onun görevlendirdiği insanları adam yerine koymam olur biter” kafasındaydı.</p>

<p></p>

<p></p>

<p>Ha misafirperverlikte hata yapmaz, ilçeye gelen Devlet ricaline elini sonuna kadar açar, ikram da bulunurdu. Yılmaz Çebi, akraba kalabalığı ya da gücü ile değil, kendi prensipleri ve dünya görüşü ile devlet zevatını kırmadan ilçenin ihtiyaçlarını gidermenin peşindeydi. Devlet başkanı Kenan Evren’di ama iktidar da da Turgut Özal, yani Anavatan Partisi vardı. Yılmaz Çebi, Anavatan Partisi’nin en güçlü belediye başkanlarından biri idi. Bakanlara karşı, Devlet’e karşı gibi bir bakışı yok, aksine onların asıl kendi güçleri olduğunu bilir, ona göre de davranırdı.</p>

<p></p>

<p>Bir seferin de Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Fahrettin Kurt’un Araklı belediyesini ziyaretin de ona verilen sözlerin yerine getirilmediğini ifade edip, adeta fırça çekmişti. İlçe başkanı yeğeni İbrahim Çebi, (Daha sonra Trabzon Milletvekili olacak) Yılmaz Çebi’nin sağ kolu gibiydi. Yılmaz Çebi, Türkiye’de belki geçmiş tüm darbeleri görmüş ve onun olgunluğu ile bu geçiş sürecin de kavgasız, gürültüsüz bir hizmet anlayışı ile Araklı’da belediye başkanlığı yaptı. Kavga mı, yaptı. Kaymakamlarla kapışırdı,onlara lisanı hal ile bu ilçenin gerçek sahiplerinin kendileri olduğunu yani Belediye başkanlarının hancı, kaymakamların ve dahi tüm bürokratların da yolcu olduklarını gerektiğin de hak eden vali de olsa söylemekten çekinmezdi.</p>

<p><img alt="başkan çebi,fahrettin kurt ile" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/cebi019.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 400px; height: 266px;" /></p>

<p>Vatandaş nezdin de Yılmaz Çebi, her zaman babacanlığı, mertliği, zamanın olmuş kişiliğini layıkı ile taşıyan bir insan olarak ilçe önderi gibi idi. Öne çıkmayı çok seven biri olmak yerine zaten durduğu yeri ve konumu ile makamını dolduran üslup ve yapıdaydı. Mesela, dönemin TBMM Başkanı Olan ANAP Trabzon Milletvekili Necmettin Karaduman’ın Araklı belediyesini ziyaretin de verdiği brifing ile tam bir sivil idareci örneği olmuştu. Şöyle ki Necmettin Karaduman da Devlet içinden gelen bir bürokrattı ve meclis başkanlığını da tam bir otorite ile yerine getiren biriydi. Onun o sert mizacına, sivil bir idareci nasıl olunuru gösterebilmişti Yılmaz Çebi. Yılmaz Çebi, aslın da o dönemin yerel idarecileri arasın da adını altın harflerle Demokrasi tarihine yazdıracak, olduğu gibi görünen, göründüğü gibi de olan açık sözlü bir insandı.</p>

<p></p>

<p>Benim daha yeni muhabirlik yıllarım ve başkan Yılmaz Çebi, ilçe sorunlarından ziyade genel bir düşünceye sahip ve sadece Araklı için değil, tüm Karadeniz için fikir beyan ediyor. Yani Araklı’da kanalizasyon yapımı ile ilgili değil de “Karadeniz de bu avlanma sürerse balık bulamayız” gibi demeçler veriyor. Ağlayan bir belediye başkanı değil, ilçe sınırlarını düşünen bir belediye başkanı değil, omuzların da Karadeniz’i taşıyan bir sorumlukta olan bir belediye başkanı profili çiziyor. Ha o zamanlar, belediye başkanları ile gazeteciler de çok iyi anlaşabilen insanlar da değiller, Gazeteciler de Devlet’e çalışan tıpkı gizli bürokrat gibi algılanıyor ve gazetecilere de belli mesafeden bakılıyor. Bunu Yılmaz Çebi ile diyaloglarımız da çok yaşadım.</p>

<p></p>

<p>Bir keresin de kanalizasyon sıkıntısı nedeniyle yaptığım bir haber yüzünden bana haber göndermiş, “gözüme gözükmesin” diye de ihtarda bulunmuştu. Ama bunlar, biraz da Devlet’e karşı aslın da yerel yönetimlerle gazeteciler arasındaki bir çatışma gibi de görülebilir. Başkan Çebi, kaymakamla ilgili bir haber yaptığım da sanki onun yanındaymışım gibi bir algıya kapılabiliyor ve kaymakama olan kızgınlık ve belki az da olsa öfkesini, ona değil de bize yansıtabiliyordu. Yani öyle kaymakamlarla yağ-bal bir ilişkisi yoktu. Hiç birini sevmedi, hiçbir zaman sevmedi. Onlara, “okul okumuş ama adam olmamış kişiler” diye bakar, biraz da onları, “çocuk” görürdü!</p>

<p><img alt="Belediye Başkanı Yılmaz Çebi, TBMM Başkanı Necmettin Karaduman ile" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/cebi004_1.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: left; width: 400px; height: 266px;" /></p>

<p>Bir gün Dağbaşı denilen şimdi ki Çankaya’da bir yatılı bölge okulu açılışı yapılacak. Trabzon Valisi Yılmaz Ergun,</p>

<p></p>

<p>(Daha sonra Emniyet genel müdürü olacak- 1932 yılında İstanbul’da doğdu. 1953 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin İdari Şubesi’nden mezun oldu. 1954 yılında Hukuk Fakültesi fark imtihanını vererek Hukuk Fakültesi Sertifikasını aldı. Maiyet Memurluğunu tamamladıktan sonra çeşitli ilçelerde Kaymakamlık, bilahare 1960-1980 yıllarında Mülkiye Başmüfettişliği görevlerini ifa etti. 1980-1991 yıllarında sırası ile Bitlis, Trabzon, Edirne ve Elazığ valiliklerinde bulundu. 18 Şubat 1992 - 10 Temmuz 1993 tarihleri arasında Emniyet Genel Müdürlüğü görevinde bulunduktan sonra 1994 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu Üyeliği görevine atandı ve bu görevini Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer döneminde de belli bir süre sürdürdü. Merkez Valiliğinden emekli olmuştur. Evli ve 3 çocuk babasıdır.”</p>

<p></p>

<p>Araklı kaymakamı (Adayı) Tayyar şaşmaz daha sonra</p>

<p></p>

<p>(Tayyar Şaşmaz, 1959 yılında Yozgat İli'ne bağlı Boğazlıyan İlçesi'nde doğdu. 1981 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat-Maliye Bölümü'nden mezun oldu.71. Dönem Kaymakamlık Kursunu bitirdikten sonra sırasıyla; Bolu-Göynük, Muş-Bulanık, Denizli-Acıpayam, Samsun-Vezirköprü İlçeleri'nde Kaymakamlık yaptı.Daha sonra Nevşehir Vali Yardımcılığı, Mardin-Kızıltepe Kaymakamlığı, Isparta Vali Yardımcılığı, Konya Vali Yardımcılığı ve Tekirdağ Vali Yardımcılığı görevlerinde bulundu.Tayyar Şaşmaz, 8 Ağustos 2019 tarih ve 30856 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2019/268 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile ilimiz vali yardımcılığına atanmış ve halen bu görevini yürütmektedir.”</p>

<p></p>

<p>Belediye Başkanı da Yılmaz Çebi, okul açılışı için Çankaya’ya gittik. Orada okul içinde Atatürk köşesi diye bir yer oluşturulmuş ve Atatürk büstü de burada yer alıyor. Ama Vali Yılmaz Ergun bu durumu görünce kaymakam Tayyar Şaşmaz’a, “Atatürk’ü okula hapsetmişsiniz, bu nedir, derhal bunu kaldırın ve dışarıdaki okul bahçesine yerleştirin” diye emir veriyor. Kaymakam adayı Tayyar Şaşmaz, durumdan habersiz mahcup bir halde fırça üstüne fırça yerken dönemin Trabzon Milli Eğitim Müdürü Bener Cordan daha sonra</p>

<p><img alt="" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/cebi007.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 400px; height: 266px;" /></p>

<p>(Bener Cordan, (1941[1], Hasankale, Erzurum - 15 Ağustos 2004, Ankara Türk bürokrat.Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdikten sonra öğretmenlik yaptı. Trabzon Fatih Yüksek Öğretmen Okulu'nda çalışırken, Karadeniz Teknik Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nin öğretim görevlisi kadrosuna geçerek Türk Dili Bölüm Başkanlığı yaptı. Dokuz yıl Trabzon Millî Eğitim Müdürlüğü yaptı. 1992'de Köksal Toptan'ın bakanlığı döneminde müsteşar yardımcısı, 1994'te Nevzat Ayaz döneminde müsteşar oldu. 1993-2001 yılları arasında Ahmet Yesevi Üniversitesi Mütevelli Heyet üyesi oldu. 1 Kasım 2001'de müsteşarlıktan ayrıldı. 1996 yılında Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı kontenjanından YÖK üyeliğine atandı; ancak Temmuz 1997'de Danıştay tarafından YÖK'e MEB kontenjanından üye atanmasının iptal edilmesiyle YÖK üyeliğinden ayrıldı ardından 1997 ve 2001 yıllarında bakanlar kurulu kontenjanından YÖK Genel Kurulu üyeliğine atandı ve Haziran 2004'e kadar YÖK Başkanvekilliği görevini yürüttü. 15 Ağustos 2004 tarihinde uzun yıllardır mücadele ettiği kansere yenildi)</p>

<p></p>

<p>Araya giriyor vali ile konuşuyor ama Vali, hiddetli. Anında o Atatürk büstü, elden ele taşınarak protokol de en öndeki sandalyaya yerleştiriliyor ve tören öyle başlıyor. Vali, İl Jandarma Komutanı, kaymakam, il müdürleri ve ilçe deki müdürler, bu okul açılışın da protokol de ön sırada yer alırken Araklı Belediye Başkanı Yılmaz çebi, ancak arka tarafta yanı birinci sıra yerine ikinci sırada yer alabiliyordu. Tabi Başkan Çebi, bu tür uygulamaları zaten bildiğinden ve de pek de önemsemediğinden ses çıkarmıyor ve olanı biteni bir normal insan gibi yaşıyordu!</p>

<p></p>

<p>Öndeki protokol de vali Yılmaz Ergun var, ilçe kaymakam adayı Tayyar şaşmaz, Trabzon il sağlık müdürü Mehmet Usta, İl Jandarma Alay Komutanı var ama belediye başkanı arka sırada yer alıyor. Ve bu durum da yadırganmıyor. Aslın da bir askeri vesayet altında ülkenin yönetildiği biliniyor. Vatandaş bunun bilincindedir ve mesela ABD’nin bize empoze ettiği askerin, yani Marshall Planı (II. Dünya Savaşı sonrasında 1947 yılında önerilen ve 1948-1951 yılları arasında yürürlüğe konmuş ABD kaynaklı, antikomünist hedefleri olan bir ekonomik yardım paketidir. 16 ülke, bu plan uyarınca ABD'den ekonomik kalkınma yardımı almıştır.) sonrası oluşan eğitimlerini Nato şemsiyesi altın da ABD’de&nbsp;alan askerlerimiz (Halka köle diye bakan)i direk eleştiremediği için aslın da vatandaş, efemine tavırlar sergilediği için Zeki Müren’i Paşa (General) diye baştacı yapmıştır. Ve o sanat güneşimiz olmuştur. (Rahmet olsun ruhuna) Yılmaz Çebi, halkın seçtiği bir belediye başkanı idi ama o devlet ricali için de yer almıyor, halkın arasında oturtulabiliyordu. Yani ön protokol yerine ona reva görülen yer ancak arka sırada bir yerdi.</p>

<p></p>

<p></p>

<p>Okul açılışından sonra Taştepe&nbsp;köyüne çıkıp orada da köye ilk kez elektrik veriyoruz. Trafonun açılışını bir kara lamba kırılarak kurdela kesimi ile yapıyoruz. Köylüler, ilk kez vali görüyor. Vali ve kaymakam varken Belediye başkanına kim bakar havasını orada da gördük. Aslın da köylülere sorsanız onların kendilerine en yakın hissettikleri isim Yılmaz Çebi idi ama dönem öyle bir dönem ki insanların kendi seçtikleri insanlara bile neredeyse selam verse suç olur kaygısının yaşandığı yıllardı. Vali de kaymakam da atanandı, oysa halkın seçtiği insan belediye başkanı idi, bunu vatandaş çok iyi biliyor bilmesine de Devlet, halkı pek dikkate almıyor ve yıllar yılı maalesef bu bakışında ısrar ediyordu.</p>

<p><img alt="Vali Yılmaz Rgun ve belediye başkanı Yılmaz çebi, trafo açılışı" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/cebi008.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: left; width: 267px; height: 400px;" /></p>

<p>Yılmaz Çebi, tam bir Karadenizli, karakteri ,kişiliği, sohbetleri ile tam anlamıyla bir insan gibi insandı. Araklı’nın kanalizasyon sorunu başta olmak üzere tüm alt yapı yatırımları ve üst yapı,kaldırım,tretuvar gibi yatırımları siyasi gücü sayesin de ilçesine kazandırdı. Hem kendisini ve hem de kendisi gibi oğlu Niyazi Çebi’yi tanıma şansım oldu. Şans diyorum çünkü öyle bir insanın öyle de bir evladı oluyordu. Dost mu tam dost, can mı tam can, kardeş mi öyle bir şeydi Niyazi, babasının yerine Araklı Belediye Başkanı oldu. Ağırbaşlı, efendi, babasının oğlu, tertemiz bir beyefendi ve her ortamda ne olduğunu bilen ve hiçbir zaman babası Yılmaz Çebi’nin yüzünü ağrıtmayacak bir genç, delikanlı bir insan. Selam olsun. Rahmetli Yılmaz abiye, biz ona hep abi derdik o da severdi bu söylemi Allan’dan rahmet dileriz. Umarım cennette olur!</p>

<p></p>

<p>Bakmayın şimdi ki Belediye başkanlarının protokoller de esip gürlemesine, geçmişteki başkanların mücadelesi olmamış olsaydı bugün de başkanlar, aynı süreci yaşarlardı öyle değil mi? Kalın sağlıcakla.</p>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/aktuel/zor-yillarin-baskani-h423.html</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Jul 2020 23:45:39 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2020/07/zor_yillarin_baskani_h423_2ed67.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çıldır’da Gaşgalı (Kızakla) yolculuk!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/gezigozlem/cildirda-gasgali-kizakla-yolculuk-h422.html</link>
      <description><![CDATA[Göl kıyısındaki kayıkların kenarına oturdu, “bana biraz temiz kar” ver dedi, verdim. Bir yandan karı emerken ona donmuş Çıldır gölü hatırası diye bir de fotoğraf çektim.  Tam o sıra da ,” Burası göl değil ki, donmuş deniz” dedi ve güldü.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p>M. Kemal AYÇİÇEK – Ardahan – 7 Mart 2020</p>

<p></p>

<p>Güzel bir günün ardından sevdiğimiz yemek geliyor masaya, çiğ köfte de dahil tabi, ardından çay kahve derken yatıyoruz. Gecenin bir yarısı, bitişik oda da yatan annemin sesini duyar gibi oluyorum, hayal meyal ama “ağızım kuruyor” sözü aklıma geliyor, kalkıp üç köy elmasını temizce yıkayıp, odasına geçiyorum. Annem yatağın da oturur halde, kardeşim de yanın da ama konuşmuyorlar, ben ışığı yakıyorum ve “hayırdır, neden yatmadın” diyorum da öylesine işte!</p>

<p></p>

<p>Kardeşim cep telefonunda onunla ilgileniyor da ya annem, yatağında oturur durum da sadece, ben de yanına oturuyorum .“Elma getirdim, susamışsındır diye düşündüm” dedim, gülermiş gibi yaptı, sonra “Yok, susamadım, elma da istemem! Hala korkuyorum, Uyuyamadım, kâbuslar görüyorum sürekli, ya siz o kızakla göle batsaydınız biz ne yapacaktık?” dedi. Bu kez kardeşimle birlikte gülmeye başladık! Gülüşümüz, belki bize göre hikaye de ya anneme göre ne anlama geliyor?! İşte onu bilemiyoruz!</p>

<p><img alt="çıldır gölü kenarındaki kayıklar" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/P1017062.jpg" style="width: 400px; height: 300px;" /></p>

<p>Yıl da iki kez Ardahan’a gidiyoruz, orada bir emanetimiz var! Kah onu özleyince kah o bizi özleyinceye denk (!) getiriyoruz bu gezileri ama yılın hangi ayına denk gelirse artık, kar, kış, yağmur pek etkilemiyor. Çam geçidine varmadan Sahara’yı henüz çıkmıştık ki, çığ düşen yolu açmaya çalışan karayolları ekibine rastlıyoruz. Gece saatleri ve üç araç, bir yandan yolu kar ve buzdan temizliyor, diğer yandan da yol kenarında tehlike yaratan kar birikintilerini atıyorlar.</p>

<p></p>

<p>Bir keresin de öylece yolsa koyulmuştuk ama Şavşat’ın Yavuz köyüne vardığımız da kar bastırdı, bir gece yarısı çam geçidin de yolda kaldık. Allah’dan karayollarının yol bakım aracına denk geldik de biz, yirmi dakikalık kaygılı uğraştan sonra kurtarıldık! O yüzden Karayollarının tüm yol bakım ekipleri, belki pek gözükmezler (geceleri çalıştıklarından) ama binlerce insanın duasını alırlar, buradan onlara tekrar teşekkür ediyoruz.</p>

<p></p>

<p>Geçen yıl buraya yanı Çıldır gölüne 17 Mart’ta gelmiştik, gölün buz kaplı halini görebilmek için ama yok, göldeki buz erimeye başlamış ve kıyıdan beş metre kadar açılmıştı. Göldeki buz, kıyıdan itibaren çözülüyordu! Hani TV’ler de gördüğümüz o buzları kırıp, balık tutan insanlar vardı kafamız da belki görürüz diye ama olmadı hevesimiz kursağımız da kalmıştı! Ne kızak ne bir at bile görememiş, “tüh kaçırdık, keşke bir hafta önce gelebilseydik” diye yakınmıştık.</p>

<p><img alt="çıldır gölün de gaşga" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/IMG_3547.jpg" style="width: 420px; height: 315px; float: right; border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px;" /></p>

<p>Şimdi biz Mart’ın yedisin de burada yani Çıldır gölündeyiz ve Çıldır gölü tamamen buz! Aynı rakımdaki mesela Çıldır gölünün komşusu Aktaş gölü ise buzlu değildi. Onun da nedeni Aktaş gölünün suyunun sodalı olmasıydı. Çıldır gölü tatlı su ama Aktaş gölünün suyu sodalı idi. Aktaş gölünün yarısı Türkiye’nin yarısı da Gürcistan’ın gölü, Gürcistan’la ortak gölümüz Aktaş!</p>

<p></p>

<p>Önce Göle bakan köyüne giden yoldan gidelim dedik Çıldır gölüne, Çıldır ilçesinin hemen çıkışından sağa ayrılan yoldan gidiliyor. Genel de buraya gidiyorduk, çünkü burada kuş gözlem evi de var aynı zaman da ve sosyal tesisler de mevcut! Göle hâkim de bir yer ve burada gölün kıyısına çekilmiş halde kayıklar da var! Yaşlı annem, araçtan inerken de binerken de yoruluyor, bu yüzden de araçtan inmeyi çok sevmiyor. Ama tamamı buz tutmuş Çıldır gölü kıyısına gelip de araçtan inmemek olmazdı. Onu araçtan indirdim. Göl kıyısındaki kayıkların kenarına oturdu, “bana biraz temiz kar” ver dedi, verdim. Bir yandan karı emerken ona donmuş Çıldır gölü hatırası diye bir de fotoğraf çektim. Tam o sıra da ,” Burası göl değil ki, donmuş deniz” dedi ve güldü. Çünkü biz de yani Karadeniz’de göller, dereler deki üç veya beş metre genişlikteki derinliklerdi, annem de göl olarak sadece onları biliyordu!</p>

<p></p>

<p></p>

<p>Burada daha önceden kızaklar falan varmış demek ki ama burada buzda çözülme üzerinde etkinlik yapılamayacak düzeyde olmalıydı ki burada her hangi bir etkinlik kalmamış ama öncesin de burada da kızakları ya da araçlarla göl üzerin de gezintiler yapılmıştı. Biz de burada sadece fotoğraf çekilmek için göl üzerine kontrollü olarak çıkıp, adımlarımıza dikkat ederek biraz buz üzerine çıkıp kısa bir gezinti ve ardından da fotoğraflarımızı çektik ve buradan ayrıldık.</p>

<p></p>

<p>Gölün çevresini gezelim derken Çıldır- Damal yolu Kars karayolunun hemen kenarında Çıldır gölü üzerin de atlı kızaklar, jetsiki tarzı kar üstü araçlarının harıl harıl çalıştığını gördük. Eee buraya gitmemek mümkün değildi. Yaşamadığımız bir etkinlik sonuçta ve zaten biz de yaşamımız da olmayan bir etkinlikte yer almak istedik, doğruca oraya yöneldik. Atalay’ın yeri denen yer de bir göl etkinliği var! Atlı kızaklar, tak kızak değil se de kızak taksi gibi denebilecek araçlarla, göl üzerin de atlı bir gezinti parkuru var.</p>

<p><img alt="Çıldır gölü şenlik alanı gibi" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/IMG_3551.jpg" style="float: left; width: 400px; height: 300px;" /></p>

<p>O parkur da ister motorlu araçla isterseniz de atlarla çekilebilen o çıldır gölünün buzla kaplı yüzeyin de tur atacağınız araç, koltukları olan ve üç kişi alabilen bir araçla, on dakikalık bir buzlu göl üzerinde gezintiye çıkıyorsunuz. Kişi başı yirmi lira olan bu turla, tabi korkunuz yoksa ve o, at sürücüsüne güveniniz tamsa çıkıyorsunuz bu gezintiye! Ama ne gezinti! Yüreklerin hop hop ettiği, her saniyesi adrenalin zıplatan bir gezi tabi! Kolay mı? Buz üzerindeyiz ama atların her bir buz tümseğinden atlaması, sizi de havaya sıçratıp duruyor. Siz de bu durum da “hah şimdi battık işte!” diye iç geçiriyorsunuz! Bir yandan dondurucu soğuk rüzgar bir yanda ha kırıldı kırılacak buz tabakası arasındaki düşünce yoğunluğundan etrafı bile doğru düzgün süzemiyorsunuz!</p>

<p></p>

<p>Şüphesiz Çıldır gölünün diğer kısımların da yani Akçakale, Doğruyol, Taşbaşı, Arpaçay yani Ardahan ve Kars’a bağlı beldeler de de Çıldır gölünün bu buzlu halinin turizm amaçlı etkinliklerle yörenin insanına ve yöre insanının yaşam tarzına uyumlu etkinliklerine şahit olmak, insanı ayrı bir mutlu ediyor. Çünkü nasılsa kış diyor ve evden çıkmadığınız zamanlar da orada kış mevsiminin getirdiği bir hareket ve bir bereket oluyor ve sizler, bu kar da kış da derken orada yaşayan insanların yaşadığı kış mevsimini sadece televizyonlardan seyredip, “Ya, müthiş, ne güzel, vay anasına ya!” diye, kendi kendinize söylenebiliyorsunuz! Oysa, sizler de o etkinliklerin bir parçası olabilir ve yaşamınıza farklı birer anı bırakabilirsiniz değil mi?!</p>

<p></p>

<p>Aracı hemen gölün kenarına park edip, anneme haber vermeden biz üç kişi ayrıldık oradan ama aracı tam seyirlik noktaya çekmişiz, eşim ve annem araçtalar! Kardeşim ve Oğlumla Bindik mi atlı kızağa! Bizim kızak sahibi tek başına atları yola sokamadı diğer meslektaşlarından destek aldı! Bizim atlı kızak diye bindiğimiz araca, o yöre sakinleri GAŞGA diyorlarmış! Lise öğrencisi Halil Yılmaz, cep telefonundan öğretmeni olan oğluma mesaj atmış! “Öğretmenim, sizin kızak dediğiniz o atların çektiğine biz gaşga deriz” demiş!</p>

<p></p>

<p>Biz o Gaşga’da bata çıka Çıldır gölü üzerin de kısa süreli de bir yolculuk yapmış olsak ta bir yandan o dondurucu soğuk ve ha battık batıyoruz korkusu ile geçen on dakika size sanki bir saattir oradasınız hissini yaşatıyor! Adrenalin mi deniyor yeni moda deyimlerle işte onu yaşıyorsunuz! Fakat hava sıcak ve Çıldır gölü üzerindeki buz çözülmeye başlamıştı! Atlar, çözülen buzun suyunu içiyorlar, o derece bir durum var! İnsan, kaygılanmak istedikten sonra bin bir türlü sebep sayabilir, huzursuz olma adına ve o moddayım ama bakıyorum, önde oturmuş yani co pilot konumun da olan kardeşim, Gaşga sahibiyle derin muhabbette ve işin sadece görsel havasındalar, biz arka koltukta oğlumla beraberiz ve “ya batarsak” ne yaparız kaygısındayız!</p>

<p></p>

<p><img alt="gaşgalar,görevdeler" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/P1017071.jpg" style="float: right; width: 400px; height: 300px;" /></p>

<p></p>

<p></p>

<p>Atlar, kırılacak buzu hissederek, orada durur gitmezlermiş! Bizim atlar da hareket etmeden önce biraz huylandı ve yola girmek istemediler. At sahibi ve diğer kızak sahiplerinin de atları yola itmesi ile atlarımız zorla yola koyuldular. İşte o nedenle ben de “atlar bir şey mi sezdi de yola koyulmadılar” kaygısını, kızak hareket ettikten sonra ve bizi kenara getirinceye kadar hep taşıdım” Çünkü bu bizim de ilk Çıldır gölünde buz üstündeki gezimizdi, ilk tecrübemiz! Olacaklardan kaçınılmaz tabi ama risk almadan da yaşamın bir anlamı olmaz! Zaman zaman insan, istemese de bazen karşısına çıkabilecek bu tarz eğlencelerden nasiplenebilmeli bence!</p>

<p></p>

<p></p>

<p>Yola koyulduk ama atlar, zikzak çizerek koşturuyor, gölde belli bir yere dikilmiş Türk bayrağına kadar. Bayrak orada dönüş yeri, ilerisine izin verilmiyor! Aslın da göldeki buz kenardan çözülmeye başladığına göre aslında daha da ilerleri daha sağlam yerleri demekti ama belki her hangi bir durum da acil müdahale de stratejik nokta olarak o bayrak belirlenmiş ve tüm seferler, o bayrak etrafından geriye dönüyor. Biz de geriye dönüp, kızaktan yani Gaşga’dan iniyoruz ama geriye de dönüp bakınıyoruz, bu eliniz de değil, içten gelen bir duygu, o anlık! Çünkü göldeki buz üzerin de çift atla koşulu bir Gaşga’dan iniyorsunuz! Rahat bir nefes alıyoruz çünkü gaşgadayken sadece yarım yarım nefes alabiliyorduk! Tam o sırada diğer bir gaşganın sahibi bize soruyor, “Nasıldı geziniz, memnun kaldız mı?” diye, biz de gülerek kısaca evet diyoruz, üşümüşüz!</p>

<p></p>

<p></p>

<p>Kenara çıkıp, araca bir an önce binmek istiyoruz çünkü Çıldır gölünün o buzları üzerin de bir de süratli bir geziden dönünce ister istemez üşüyorsunuz! Soğuk, rüzgârdan değil ama o atlı Gaşga ile gezintiniz de sizi, kenarda olduğundan daha fazla üşütüyor. Araca girince ısınıyorsunuz, ha araçta kimse olmasa gidip oradaki tesiste ısınabilirsiniz ama bizim öyle bir lüksümüz olamıyor, annem yaşlı ve onu daha fazla orada da tutmamak gerekiyordu. Biz araca ulaştığımız da annem zaten bizi bir güzel haşlıyor! “sizin o araca bineceğinizi bilsem size izin vermezdim” diyor, başka da bir şey demiyor! Küsüyor gibi bir hale bürünüyor!</p>

<p></p>

<p></p>

<p><img alt="gaşa dedikleri atlı kızak işte" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/P1017079.jpg" style="float: left; width: 400px; height: 300px;" /></p>

<p></p>

<p>Bizim Gaşga yani atlı kızağa bindiğimizi ve gezimizi baştan sona izleyince iyiden iyiye korkuyor annem ve işte o yüzden uyuyamıyor! Korkmuş! Annemin, zaten gençliğin de de denizdeki bir anısından dolayı su korkusu vardı, bunu biliyorduk! Düşünüp duruyor, araç için de ama bizim başımıza gelebilecek kaza riskini kendine anlatamıyor! Sadece o gece de değil, annemin kaygısı bir hafta sürdü, yattığın da bile rüyası önüne gelip, korkusunu depreştiriyormuş meğer! Tabi, biz bunun anlamını bilemiyoruz ve sadece işin adrenalinde kalmayı yeğliyoruz! Bu bizim yaşımızın gereği belki oysa tecrübe denilen şey, ne aslın da? Daha önce yaşanmışlıkla bugünün yaşana bilirliği arasındaki kıyaslaması değil mi? Hani bir laf vardır, iş işten geçtikten sonra diye.. İşte öyle bir şey!</p>

<p></p>

<p></p>

<p>Kayak seven bir dostum anlattı, “ya şu olursa ya bu olursa diyen bir yakının varsa, ondan uzaklaş” diye, “onlar yaşamıyor, yaşamak isteyenlere de engel oluyor” diye de ilave ediyor. Yakınınız da böyle birileri varsa onlardan uzak durun demek istiyor! Aslın da haklı, yaşam sizin dilediğiniz gibi yaşamanızı bekleyendir, ama burada kaza olacaksa ona da razı olmanızdır! Sonradan “keşke” dememek için tabi!</p>

<p></p>

<p></p>

<p>Olayın bir de karşı tarafı var tabi, yani Gaşga ile aile bütçesine katkıda bulunan insanlar, kızak sahipleri ve o yöre insanları! Kış mevsimin de sadece kar altına kapanıp, yaz gelinceye kadar evlerin de olanı biteni izleme yerine kendi ailesine çevresine ve yöresine hem kültürel, hem turizm alanın da katkı sunması yanlış bir şey mi? O, coğrafya da “ben de varım ben buradayım ve ben buyum ya da biz buyuz” diyebilmelerine fırsat tanımak, onlara katılmak, onlarla kendi kültürlerin de birlikte olmak bizim için birer farklılık değil mi?</p>

<p></p>

<p></p>

<p>Ardahan ya da Kars’a giden, gitmek isteyen insanlar, “kış mevsimin de ne olur ki?” demesin, kar, kış da olsa bu yöreye gidilsin, orada yaşayan insanların yaşamından kendi yaşamlarına bir ders çıkarırlar zaten, o bile kazanç değil mi? Biz öyle gördük, oradan doğruca Çıldır’ın Aktaş gölünü gören tepesine vardık. Gölde bir kısmı kayalık olmak üzere on iki küçük, ıssız ada bulunmaktadır. Adalar seyrek bitki örtüsü ile kaplı olup başta akpelikanlar olmak üzere kuşlar tarafından tercih edilen nemli üreme habitatlarıdır. Türkiye’de ak pelikanın kuluçkaya yattığı yedi alandan biri olarak belirlenmiştir. O yıl alanda 50 çift ak pelikan tespit edilmiştir.</p>

<p></p>

<p><img alt="" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/P1017107.jpg" style="float: right; width: 400px; height: 300px;" /></p>

<p>Ayrıca, kadife ördek, bu göl ile beraber Türkiye ve Gürcistan’daki diğer yüksek rakımlı göllerde üremektedir. Alan aynı zamanda Türkiye’de bu iki türün bir arada ürediği tek sulak alandır.Aktaş Gölü ak pelikan, kadife ördek ve angıt sayesinde özel koruma alanı statüsü kazanmıştır. Aktaş Gölü, yabani kuşların köy yakınlarında bile çok rahat yaşadığı ve hareket ettiği nadir göllerden biri olup, Ak pelikanın yanı sıra kadife ördek, angıt, uzunbacak, karabatak ve Vangölü martısının bir arada gözlemlenebildiği önemli bir sulak alandır. Gölün yarısı Türkiye, diğer yarısı Gürcistan sınırları içinde. Aktaş Sınır Kapısı iki ülke arasındaki giriş çıkışlar için anahtar konumundadır. Deniz seviyesinden bin 788 metre yükseklikteki Aktaş Gölü kıyısındaki Kenarbel köyünden giden yol sınır kapısına ilgiyi arttırmaktadır. Hele hele şimdi bir de Mozeret geçidinin altında yapılan tünel inşaatının tamamlanmasıyla bu güzergah daha da cazip bir hudut yolu olacak.</p>

<p></p>

<p></p>

<p>Biz Aktaş sınır kapısını Mozeret geçidi tepesinden görüp, sonra geriye dönüyoruz. Ama geriye dönerken Çıldır’a heykelini diktirmiş, ünlü ozan Âşık Şenlik’in adını taşıyan köye geçiyoruz. Aşık Şenlik; Ardahan ilinin Çıldır ilçesinin Suhara (Yakınsu/Şenlikköy) beldesinde doğmuştur. Onun doğum ve ölüm tarihleriyle ilgili değişik görüşler ileri sürülmüştür. Fahrettin Kırzıoğlu 1853-1913 yıllarını verirken; konu ile ilgili bir doktora tezi hazırlayan Ensar Aslan ise doğum tarihini 1850 olarak vermektedir.</p>

<p></p>

<p></p>

<p>Babası Molla Kadir, annesi Zeliha’dır. Asıl adı Hasan’dır; bununla beraber Türkiye ve Azerbaycan sahasında Hasan adıyla değil, Âşık Şenlik adıyla şöhret bulmuştur. Onun adıyla anılan köye yani Aşık Şenlik köyüne gidiyoruz. Bu benim olmazsa olmazım. Çünkü orada kaz çiftliği vardı, arda’nın dedesinin çiftliği burası, o kazların bahardaki yayılışını da görmüş biri olarak bence gidilmesi ve görülmesi gereken bir yer. Gidiyoruz tabi ama bahar ya da yaz aylarındaki etkinlikler yok, yani kazları göremiyoruz! Oysa o kazlar, ne güzellikler katıyordu Dünyaya!</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/gezigozlem/cildirda-gasgali-kizakla-yolculuk-h422.html</guid>
      <pubDate>Wed, 25 Mar 2020 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2020/05/cildirda_gasgali_yolculuk_h422_6c973.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aşk için hiçbir şeyden vazgeçmem!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/kultur/ask-icin-hicbir-seyden-vazgecmem-h421.html</link>
      <description><![CDATA[Gençler, aşık oldukları kişi için yapabilecekleri en büyük çılgınlığı ‘Tüm hayatlarından vazgeçmek’ olarak ifade etseler de aşık oldukları kişi için  en güzel armağan el emeği bir eşya diyor!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><font face="Verdana">Yılın en aşk dolu günü 14 Şubat Sevgililer Günü’ne sayılı günler kala gençlerin aşka bakışları yapılan anketle değerlendirildi. Beykoz Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi, ‘Gençlerin Aşka Bakışı 2019’ isimli internet ortamında düzenlediği anket çalışmasının 8’incisini tamamladı. Fakültenin Dekanı Prof. Dr. Nüket Güz önderliğinde, 17-27 yaş arasındaki 804 üniversite öğrencisinin katılımıyla gerçekleşen anketten dikkat çekici sonuçlar çıktı. Ankete katılan gençlerin yüzde 49.2’si ilk aşklarını 16 yaşın altındayken yaşadığını belirtirken, şu anda birine aşık olduğunu söyleyen gençlerin oranı yüzde 43.5 oldu.<br />
<img alt="Prof.dr.Nüket Güz" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/Prof._Dr._Nuket_Guz.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 200px; height: 215px;" /><br />
<br />
<strong>Aşka yüklenen anlam 13 yılda değişti</strong><br />
<br />
<br />
Prof. Dr. Nüket Güz, “İlk olarak 2006 yılında Doç. Dr. Seher Er ile birlikte yaptık bu araştırmayı. 2006 yılında gençler aşkın anlamını yüzde 12 oranında ‘Sevmek’, yüzde 6 oranında ‘Tarifsiz duygu’, yüzde 5 oranında ‘Tutku’, yüzde 3 oranında ‘Acı-tatlı’, yüzde 1 oranında ‘Güven-para’ olarak tarif ederken, 2019 yılında gençlerin yüzde 37.8’ine göre aşk, ‘Sevgi ve saygı’, yüzde 33.1’ine göre ‘Dünyanın en tatlı mutluluğu’, yüzde 15.7’sine göre ise ‘Zamanın durması’ olarak ifade edildi” dedi.<br />
<br />
<br />
<strong>Yüz yüze söyleyemiyorsa içinde yaşıyor</strong><br />
<br />
<br />
2006 yılında gençlerin sevdiklerine ilan-ı aşk etmek için yüzde 67 oranında ‘Söz’ü, yani yüz yüze iletişimi tercih ettiğini söyleyen Güz, şu değerlendirmeyi yaptı: “Gençlerin yüzde 36.9’u aşık olduğu kişiye hislerini yüz yüze ifade edeceğini belirtiyor. Bu noktada ilginç olan nokta şu: 2016 yılında gençler, hislerini yüzde 25 oranında telefon aracılığıyla iletmeyi tercih ederken, 2018 yılında yeniden 12 yıl öncesinin tercihlerine dönülerek aracılı iletişim yüzde 14.2 ile en düşük yoğunluklu seçenek olmuş. 2019 yılında ise aracılı iletişim tercih edilen bir seçenek değil. Gençler hislerini yüz yüze iletemiyorlarsa, davranışlarıyla belli etmeyi ya da ‘İtiraf etmeyip içlerinde yaşamayı’ tercih ediyorlar.”<br />
<br />
<br />
<strong>Yüzde 51’i aşkını kalp çarpıntısından anlıyor</strong><br />
<br />
<img alt="sevgililer,en çok el emeği ürünü hediyeyi seviyor" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/svgli.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: left; width: 269px; height: 400px;" /><br />
Ankete katılan gençlerin yüzde 51.2’si aşık olduğunu kalp çarpıntısından anladığını, kalplerinin ‘Onu görünce yerinden çıkacak gibi attığını’ belirtiyorlar. Yüzde 14.7’si ise uyku uyuyamadığını ve sürekli onu düşündüğünü ifade ediyor.<br />
<br />
<br />
<strong>En büyük çılgınlık ‘Hayatından vazgeçmek’</strong><br />
<br />
<br />
Araştırmaya göre gençlerin yüzde 20.6’sı aşık oldukları kişiye ‘Aşkım’ diye hitap ederken, ‘Sevgilim’ diyenlerin oranı yüzde 16.7. Gençlere göre aşık oldukları kişi için yapabilecekleri en büyük çılgınlık, yüzde 52.9 oranıyla sevdikleri kişi için ‘Tüm hayatından vazgeçmek’. Aşık oldukları kişi ile bir çılgınlık yaparak gizlice evlenebileceklerini söyleyen gençlerin oranı ise yüzde 16.5.<br />
<br />
<br />
<strong>En beğenilen aşk dizisi: Erkenci Kuş, En beğenilen aşık çift: Sanem ve Can</strong><br />
<br />
<br />
Sonuçlara göre üniversite gençliğinin en beğendiği aşk dizisi yüzde 25.9 oy oranıyla son dönemin sevilen dizisi ‘Erkenci Kuş’ olurken, en beğenilen aşık çift yüzde 26.3 oranıyla dizinin karakterleri Sanem (Demet Özdemir) ve Can (Can Yaman) oldu. ‘Sen Anlat Karadeniz’ dizisi yüzde 19.6 oranıyla en beğenilen 2’nci dizi olurken, dizinin karakterleri Nefes (İrem Helvacıoğlu) ve Tahir (Ulaş Tuna Astepe) de yüzde 21.2 oy oranıyla dizilerde en beğenilen aşık çiftler arasında 2’nci sırada yer aldı.<br />
<br />
<br />
<strong>Sosyal medyada en beğenilen çift: Fahriye Evcen - Burak Özçivit</strong></font></p>

<p><br />
<font face="Verdana">Sosyal medyada en çok beğenilen aşık çift Fahriye Evcen - Burak Özçivit çifti olurken, Pelin -Anıl Altan çifti ise oyların yüzde 16.3’ünü alarak 2’nci sırada yer aldı. Kıvanç Tatlıtuğ - Başak Dizer çifti ile Larissa - Burak Gacemer çifti ise oyların yüzde 16’sını alarak en beğenilen 3’üncü çift oldular.<br />
<br />
<br />
<strong>En beğenilen aşk şarkıları: Merve Özbey ‘Vuracak’ ve Seksendört ‘Anlayamazsın’</strong><br />
<br />
<br />
Gençlerin en beğendiği aşk şarkısında Merve Özbey’in ‘Vuracak’ ve Seksendört’ün ‘Anlayamazsın’ şarkıları yüzde 10.5 oranıyla 1’inciliği paylaşırken, 2’nci sırayı da bu yıl yüzde 8.9’ar oyla Mabel Matiz’in seslendirdiği ‘Sarmaşık’ ve Feride Hilal Akın - İlyas Yalçıntaş’ın söylediği ‘Şehrin Yolu’ şarkıları paylaştı.<br />
<br />
<img alt="Beykoz üniversitesi öğrencileri araştırdı" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/svgli1.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 400px; height: 400px;" /><br />
<strong>En beğenilen aşk filmi: Her Şey Seninle Güzel</strong><br />
<br />
<br />
Üniversite gençlerinin en beğendiği aşk filmi yüzde 53.5 gibi açık ara oy oranıyla başrollerini Burcu Biricik, Mert Fırat ve Hazar Ergüçlü’nün paylaştığı ‘Her Şey Seninle Güzel’ oldu. 4N1K filmi yüzde 16.7 oy oranıyla 2’nci oldu.<br />
<br />
<strong>En beğenilen aşk şiiri: Lavinia</strong><br />
<br />
Gençlerin en beğendiği aşk şiiri bu yıl da yüzde 24.4’lük oy oranıyla Özdemir Asaf’ın ‘Lavinia’ isimli şiiri olurken, Cemal Süreya’nın ‘Piyale’ şiiri ise yüzde 18.7 oranında oy alarak 2’nci sırada yer aldı.<br />
<br />
<strong>Aşk için hiçbir şeyden vazgeçmem!</strong><br />
<br />
Sonuçlara göre gençler, aşık oldukları kişi için yapabilecekleri en büyük çılgınlığı ‘Tüm hayatlarından vazgeçmek’ olarak ifade etseler de aşık oldukları kişi için sahip oldukları hiçbir şeyden vazgeçmek de istemiyorlar. Ankete katılan gençlere, “Aşık olduğunuz kişi için ailenizden mi, paradan mı yoksa okulunuzdan/işinizden mi vazgeçersiniz?” diye sorulduğunda, gençlerin yüzde 43’ü hiçbirinden vazgeçmeyeceklerini, yüzde 18’i ise paradan vazgeçebileceklerini belirtiyor.<br />
<br />
<br />
<strong>Aşık olunan kişiye en güzel armağan: El emeği bir eşya</strong><br />
<br />
<br />
Ankete katılan gençlerin yüzde 35.5’ine göre aşık oldukları kişiye verilebilecek en güzel armağan el emeği bir eşya. Gençlerin 19.8’ine göre ise aşık olunan kişiye verilebilecek en güzel armağan ‘kitap’. Parfüm ise verilebilecek en güzel armağanlar arasında yüzde 9.1’lik oranla 3’üncü sırada yer alıyor.</font></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/kultur/ask-icin-hicbir-seyden-vazgecmem-h421.html</guid>
      <pubDate>Wed, 13 Feb 2019 21:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2019/02/ask_icin_hicbir_seyden_vazgecmem_h421_d8a55.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Cenkay’la tatil başkaydı]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/gezigozlem/cenkayla-tatil-baskaydi-h420.html</link>
      <description><![CDATA[“kim bu çocuk” dedim. Ali, “cenkay, abi. Ankaralı. Tamer’in oda arkadaşı” arabanın arka koltuğuna baktım, bir kişilik daha yerimiz vardı. “o zaman aramıza katalım Cenkay’ı da” dedim. “olur abi” dedi İrtem ve Ali.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>-</p>

<header class="entry-header" grande="" lucida="" style="display: block; color: rgb(102, 102, 102); font-family: ">
<h1 class="entry-title" grande="" lucida="" style="border: 0px none; font-style:normal; font-variant:normal; font-weight:bold; line-height:1.2"><font face="Verdana" size="3">Cenkay’la tatil başkaydı</font></h1>
</header>

<div class="entry-content" grande="" lucida="" style="border: 0px; font-family: ">
<p class="MsoNormal" style="border: 0px; font-family: inherit; font-size: 13px; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline;"></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px; font-family: inherit; font-size: 13px; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline;"><img alt="" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/cenkayereker_141.jpg" style="width: 123px; height: 151px;" /><img alt="cenkay ereker" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/cenkayereker_11_1.jpg" style="width: 119px; height: 149px;" /><img alt="Cenkay Ereker" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/cenkayereker_21_1.jpg" style="width: 125px; height: 149px;" /><img alt="cenkayereker" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/cenkayereker_31_1.jpg" style="width: 116px; height: 150px;" /></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px; font-family: inherit; font-size: 13px; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline;"></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px; font-family: inherit; font-size: 13px; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline;"></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">M. Kemal AYÇİÇEK – 5 Kasım 2008</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">&nbsp;</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">Bir öğrenci vardı Trabzon’da. Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun ikinci yurdunda kalıyordu. Tamer’in oda arkadaşı.Kova burcundandı. 9 Şubat, doğum günüydü. Biz, Ali ve İrtem’le&nbsp; Tamer’i yurttan almaya gitmiştik. Dördüncü yurdun bahçesinden Tamer’in kaldığı odanın camına taş attı Ali. Odasından zıplayıp, yukarı sıçrayarak penreye yükselip bize &nbsp;cevap veren o çocuk, Tamer’in arandığını anlayınca nasılda haber vermek için can havliyle koşturuyordu. O’nun o insanı etkileyen gayretkar koşuşturmasıydı dikkatimi çeken.</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">&nbsp;</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px; font-family: inherit; font-size: 13px; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline;"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times=""><font size="3">“kim bu çocuk” dedim. Ali, “cenkay, abi. Ankaralı. Tamer’in oda arkadaşı” arabanın arka koltuğuna baktım, bir kişilik daha yerimiz vardı. “o zaman aramıza katalım Cenkay’ı da” dedim. “olur abi” dedi İrtem ve Ali. &nbsp;Pırıl pırıl gençler, her biri birbirinden değerli ve de ahlaklı ve de başarılı gençlerdi. Cenkay’ı orada tanımış ve sonraki gezilerimiz de hep aramızda olmuştu. Arabayı almama sebep olanda Ali idi. Ondandı zaten birlikteliğimiz.<img alt="cenkay,ktü yüzme havuzu" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/cenkayereker_61.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 227px; height: 300px;" /></font></span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">&nbsp;</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">Aslında Ali’yi de İrtem’i de benimle tanıştıran Tamer’di. Tamer’de Ankara’lıydı. Bir gün KTÜ’de solcu öğrencilerin yemek boykotu vardı. Yemekhane önünde toplanıyorlardı. Bende o yemek boykotu için birinci yurda gitmiş ve eylem saatini beklerken, yurt kantininde salata yiyen bir öğrenci dikkatimi çekti. Kirli sakallı, keskin bakışlı, uzun saçlı, esmer biriydi bu. Zaman geçsin diye ona takılayım dedim. Tam karşısına oturdum. “banada salata ısmarlarmısın” diye sordum. “neden ısmarlayayım, sen al ye “cevabını verdi. Ben o’nu yemek boykotuna katılacak solcu öğrencilerden biri sanmıştım oysa. Şimdi karnını doyuruyor, birazdan da yemekhane önünde yemek boykotuna katılacak diye düşünüyordum.</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">&nbsp;</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">Gıcıklık olsun diye değil ama ben aslında yemek boykotunun nedenlerini onunla irdelerdim diye düşündüm, arka planda ne vardı, bu eylemi kim ve neden organize ediyordu. O yıllar da az da olsa Üniversitelerde bu tarz öğrenci eylemleri olabiliyordu. Israr ettim, “İsmarlamayacakmısın bana bir salata” dedim, üsteledim ama yok. Nuh diyor peygamber demiyor üstelikte rahatsız oluyordu benim ısrarlarım karşısında. O zaman sana bir fotoğraf çekeyim iki buçuk milyona tanesi, hatıra fotoğrafı istermisin.”yurttaki yemek yediğim günler” dersin sonraki yıllarda dediysem de yok, onu da istemedi.&nbsp; Ben fotoğrafçıyım, bende ekmek parası kazanayım, hadi bir fotoğraf çekeyim dediysem de yok. İnattı ve de sohbetten de zaten hiç hoşlanmıyordu. Bir yandan da salatasını yemeğe devam ediyordu.</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><img alt="cenkayla zigana da" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/cenkayereker_121.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: left; width: 256px; height: 300px;" /></p>

<div class="mceTemp" style="border: 0px; font-family: inherit; font-size: 13px; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline;">
<div class="wp-caption alignleft" data-shortcode="caption" id="attachment_194" style="border: 0px; font-family: inherit; font-size: 13px; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 5px 1.5em 0px 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline; display: inline; float: left; max-width: 100%; text-align: center; width: 550px;"></div>
</div>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px; font-family: inherit; font-size: 13px; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline;"></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">&nbsp;</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">Sonra iki arkadaşını çağırdı. İzvandot gibi iki öğrenci geldi yanına, onlara da beni şikayet etti. Ben onlarında yanında “iyi bak şimdi 3 arkadaş oldunuz hadi bir fotoğraf çekeyim, yedi buçuk milyon lira verirsiniz” dedim. Beş liraya indirdim, üç liraya indirdim ama yok, yinede fotoğraf çektirmediler.(O dönemde şimdiki gibi dijital makinalar yok ve herkeste de fotoğraf makinası yok tabi) Umduğum gibi sohbet ortamı değildi. O kadar sabrını zorlayıcı ters davranmama rağmen yine de beni kovmadı. Eylem başlamak üzereyken ben de kalktım masadan ve “senden hayır yok bari şurda birkaç fotoğraf çekeyim bari” diyerek ayrıldım o adını önce Recep diyen öğrencinin yanından.</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">&nbsp;</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">Meğer beni izlemiş, eylemde fotoğraf çektiğimi görüp yanıma geldi eylem bitiminde.”ben senin gazeteci olduğunu anlamıştım zaten” dedi. Ama, başlangıçta beni gerçekten fotoğrafçı sanıyordu, o kesindi. Sonra “abi, kartın varsa verirmisin, belki işimiz düşer” diyerek kart aldıydı benden. Aradan iki hafta geçmişti ki bunlar, iki kişi yanıma geldi. Tamer ve İrtem. Birer çay ikram ettim gittiler. Aradan bir hafta geçmişti ki bu kez yanlarında Ali ile birlikte yine geldiler. Ali, ehliyet kursuna gitmek istiyormuş ve benden tanıdık bir sürücü kursu var mı diye katkım olabilir mi diye, ücrette indirim sağlayabilir miyiz diye sordular. Bir arkadaş vardı tanıdığım “olur” dedim aradım ve indirimi yaptık. Ali, sürücü kursuna gidecekti. Bundan bende mutlu olmuştum ama bende de ehliyet yoktu. Kurs saatleri de işime uygundu ve bende kursa gideyim, ehliyet alayım dedim ve aynı kursa bende daha sonra yazıldım. Artık Ali benim kurs arkadaşım, Tamer ve İrtem’de kurstan sonraki takıldığımız arkadaşlar oluverdiydi. Biz Ali ile birlikte ehliyeti aldık. Son direksiyon sınavına gideceğimiz gün çalıştığım gazete vardı elimde. Sabah çayını&nbsp;birlikte içerken Hürriyet’te otomobil kampanyası ilanını gösterdi bana Ali. “abi, alalım sana şu arabayı” dedi.</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">&nbsp;</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px; font-family: inherit; font-size: 13px; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline;"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times=""><font size="3">Bizim otomobil</font></span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">&nbsp;</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">Önce “manyakmısın, abara kim ben kim” dergibi baktım suratına, dalgamı geçiyorsun benimle der gibi oldum ama o ısrar etti. “hayır abi, sen şukadar maaş almıyormusun, peşinat şukadar verirsek taksitlerde bunlar zaten, biz de ekim ayında kredi alacağız Tamer, İrtem ve benim aldığım krediyi de sana veririz ve ara taksiti de böylece halletmiş oluruz” dedi. Haklıydı. Ne de olsa onlar, daha uyanık ve kampanyaların avantajlarını biliyorlardı. “Doldurayım mı abi formu “ dedi. “doldur bakalım Ali” dedim bende. Sonrada gönderdik kampanyaya. Aradan bir ay geçmişti ki kura sonucu benim otomobil çıktı ve bir ay içinde de otomobilimiz geldi. Artık, otomobil benim değil “bizim otomobil” oluverdi.<img alt="Deve de" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/cenkayereker_81.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 300px; height: 209px;" /></span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">&nbsp;</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px; font-family: inherit; font-size: 13px; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline;"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times=""><font size="3">Onları ve benim uygun saatlerimiz de gezmelerimiz birlikte oluyordu. İşte o sırada da Cenkay, grubumuza katmıştık. Cenkay Ereker. KTÜ &nbsp;Elektronik Fakültesi öğrencisiydi. O yaz tatilindeydi, Ankara’ya gitmeden bana “birlikte tatile gidelim” demişti. Diğer çocukları ikna et gidelim demiştim ama diğerleri tatil için söz verdikleri halde gelemeyince biz de Cenkay’la birlikte tatile çıkmaya karar vermiştik. Akdeniz, Ege sahillerini boylu boyunca gezecektik.&nbsp;</font></span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">&nbsp;</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">Zigana da çam ağaçları</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">&nbsp;</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px; font-family: inherit; font-size: 13px; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline;"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times=""><font size="3">Cenkay’la bir gün Zigana dağına çıkıp et yedik. Hava bulutlu ama yağdı yağacak bir hali de vardı. Biz eski Erzurum yolundan aşağıya inerken çam ağaçlarına tırmanmak istedi. Durdum. Sevimli çam ağaçları, sanki “bizimle oynayın” der gibiydi. Biz de öyle yaptık. Çam ağaçları, rahatlıkla çıkılabilen sarı çam tarzıydı. Normalde bu yöredeki çamlar karaçamdır. Ağaçlar üzerinde epeyce gezindik. Cenkay, Ankara’da böylesine çam ve doğa ile baş başa kalamamışlığın adeta özlemini burada gideriyordu. Hafif bir yağmur yağdı bir de toprak kokusu yayıldı ki sormayın. Öylesine mutlu olmuştu ki! Şimdiler de o fotoğraflara baktığımda “iyi ki gitmişiz” diyerek bende rahatlıyorum.<img alt="zinada çam ağacında" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/cenkayereker_101.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: left; width: 251px; height: 300px;" /></font></span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">&nbsp;</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">Tatile gidiyoruz</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">&nbsp;</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">Çadırımı aldım, hazırlığımı&nbsp; yapıp cenkay’a da hazılanmasını söyledikten sonra ben Trabzon’dan Ankara’ya yola koyuldum. Yollar, eski Karadeniz yoluydu. Şimdiki gibi çift şeritli sahil yolu değildi. Ankara’ya on saatte vardım. Cenkay’ların Çankaya’daki evlerine vardığımda neredeyse merdivenlerde beni beklerken buldum. Elinde tatil sepeti ve yastığı vardı. İlk gözüme ilişen şeylerdi tabak, bardak, çatal kaşık derken baya bir yük tutmuş ama yastığını otobüslerde de yanında taşıdığını biliyordum. Ne de olsa ailensin tek erkek çocuğuydu tabi, ne de olsa&nbsp; onlar yeni nesil gençlerdi.</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">&nbsp;</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">Show radyo</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">&nbsp;</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px; font-family: inherit; font-size: 13px; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline;"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times=""><font size="3">Otomobile yerleştik. Cenkay, co pilotmuş. Ankara’dan çıktık, kasetlerini çıkardı ve birini koydu teybe. Bana da “co pilot benim, sen sadece arabayı süreceksin ve teybe falan karışmayacaksın. Burada dj’likte bende, ne çalınacağına karar vermekte. Ona göre” . çattık dedim, kendi kendime ve hemen pazarlığa giriştim. “İki kaset senden dinlersek bir de benden dinleyelim bari, adaletli olsun bu iş co pilotum” dedim. Bunu da kabul etti. Artık, onun o dönemler yeni açılmış özel radyolardan şarkıların arasında zaman zaman “show radyo” reklamlarının olduğu, show radyo’dan doldurulmuş kasetlerdi. İki kaseti vardı zaten ve Cenkay, metalci takılıyordu. Ben çok sevmesem de artık, onun hatırına katlanmalıydım. Bir ara direksiyona o geçti ama çok büyk bir korku atlattık. Afyonkarahisar yakınlarında zik zak yaptığını ve karşı yönden gelen bir araçla nerdeyse kafa kafaya vuruşacaklarını fark edince “çek sağa” dedim.<img alt="pamukkale" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/cenkayereker_71.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 300px; height: 173px;" /></font></span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">&nbsp;</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">Aslında hoşuna gidiyordu ama ben “karşıdan gelen arabayi görmedin mi?” neden üzerine gittin diye ısrar edince , “gözlüklerim yok, fark etmedim” dedi. Aslında gözleri de bozukmuş ama gözlük kullanmayı sevmediği için gözlükleri takmamış Cenkay. Sonra taktı bir ara ama yine de sürekli gözlük takmayı hiç sevmedi. Zaten orada arabayı ben aldım. Keçiborlu’da&nbsp; mola verdik.</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">&nbsp;</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">Cenkay, fazlaca masraf yapan bir delikanlı değil, oldukça makul ve mantıklı harcamalara yanaşan, israftan kaçınan ve gerçekten&nbsp; gerektiği yerde de harcamaktan kaçınmayan, cömert bir insan. Keçiborlu da biraz meyve aldık. Tabi çaylarımız içtikten sonra. Bana bakıyor, yolların güzel olduğu yerlerde ama ben de ona “yok” anlamına gelecek bakış atıyorum. Okuldan söz ediyor sık sık arkadaşlarını anlatıyor. Sevdiği hocaları, hocaları nasıl kafaya aldığını, en çok kızdığı tipleri, beleşçi geçinen aylak öğrencileri..dinliyorum, kimi anlattıklarından yer ve mekan tanışıklığım dışında bir bağ kuramıyorum ama Cenkay o, anlatacak sende dinleyeceksin ve “tamam” diyeceksin! Yoksa maazallah, kavgasız gün geçiremezsiniz. Ama bunu sevdiklerine yapıyor tabi. Nazı geçtiği insanlara yani..</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">&nbsp;</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px; font-family: inherit; font-size: 13px; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline;"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times=""><font size="3">İsparta’yı geçiyoruz. Karadağ’dan geçiyoruz ve Aksu’dan Antalya’ya giriyoruz. Sabah saatleri, gece yol aldık.zaten gunduz saat üç gibi çıkmıştık Ankara’dan. Antalya’da sabah kahvaltısını bir parkta yapıyoruz. Tabi bir yere bilerek gittiğimiz yok. Daha önce gitmiştim ama Antalya’yı tanıyacak kadar değildi bu tanıma. Cenkay’da öyle. Sonra Alanya’ya gidip, oradan itibaren dönüş yapalım diyoruz. Alanya’ya gittiğimize değmiyor, sevmiyoruz Alanya’yı. Sahili insanlarla dolu ve kumsalda iğne atsan yere düşmez ama biz denize atlayabileceğimiz, kayası olan yerleri seviyoruz ve oradan dönüyoruz. Manavgat’ta şelalede öğlen yemeğinde dere içinde balık yiyoruz. Ardından Side de ilk kez deve görüp develere ilk kez biniyoruz. Ardından &nbsp;&nbsp;Antalya’yı geçip, Kemer’e geçiyoruz.<img alt="kaş ta" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/cenkayereker_41.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: left; width: 300px; height: 215px;" /></font></span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">&nbsp;</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">Kındılçeşme, bura Orman çadır kampı alanının olduğu yer. Kendi halinde ister ailenizle isterseniz arkadaşlarınızla rahatlıkla kalabileceğiniz bir güzel kamp yeri. Girişte belli bir ücret ödüyor ve çadır kuruyorsunuz. Ortak mutfak, banyo, dolap gibi hizmetleri var. Burada deniz de tam istediğimiz gibi içinde kayaları da olan ve çakıllı kumsalları olan bir yer. Hala sevdiğim yerler arasındadır. Orada balıklarla kurduğumuz arkadaşlığı hiçbir yerde kuramadım. Günlerden Cuma ve biz denizdeyiz. Öğlen namazına da yarım saat kadar var ama Cenkay, “hadi çıkalım. Cuma’ya geç kalacağız” diyor. Bense tatilde Cuma namazını unutmuşum bile ama biraz da “gitmesek de olur, çevrede cami yok” bahanem ama Cenkay’la birliktesiniz ve o bir şeyi dediyse demiştir artık gerisini siz düşünün.</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">&nbsp;</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px; font-family: inherit; font-size: 13px; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline;"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times=""><font size="3">Mecbur, çıktım denizden ve koşturdum. O çadırda üzerini değiştirmiş, beni bekliyordu. Kemer’e yürüme on dakikalık yol kampın arası ama arabayla hemen varıyorsunuz. Fakat, Kemer’de de bir cami var ve onda da yer yok. O güneşin altında Cenkay, Camiye girip ön saflarda yer buldu ben aracı park edinceye kadar. Bense güneşte dışarıda kaldım tabi. Cuma namazının farzını kılmak bile çok uzun sürdü sanki, öylesine terledik. Ben Cenkay’ın Nazam kılan bir insan olduğunu bilmiyordum. Orada&nbsp; Cenkay’ın namaz konusunda bana yaptıklarını görseniz sizde etkilenirdiniz ve sevdiyseniz zaten daha da severdiniz. İnancı, kalbinin taaa derinlerinde olmak belki de oydu işte. O’nu da onda görmüştüm.</font></span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">&nbsp;</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px; font-family: inherit; font-size: 13px; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline;"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times=""><font size="3">Sonra yorük çadırına geçip birer gözleme ve ayran içtikten sonra da kanyona çıktık. Sonra Kumluca, Finike, Demre’yi ağır ağır geçiyoruz. Domates seralarını seyrederek çıkıyoruz Demre’den keçiboynuzu ağaçlarının bol olduğu bir tepede duruyoruz. Orada da kır kahvesi var. Bir çay içip yola koyuluyoruz ama Kaş’ın inişine geçmeden, karşı da kral mezarlarının görüldüğü yerlerdeyiz Cenkay’la kaset konusunu tartışıyoruz. Ama gün boyu onun kasetlerden takılmışız. Sinirlendi ve kendi kasetlerini torpidonun üzerine koydu, benim kaseti teybe koydu. Sanat müziği dinleyerek indik Kaş’a. Sabah erken de otomobili limana çekip,&nbsp; bir yatla mavi tura çıktık. Cenkay, bana bira yasağı koymuş, yatta içilmeyecek. Yalvar yakar öğlen yemeğinde balık yerken bir tane soğuk bira izni alabildim, ne mutluydum! Mavi tur’dan altı saat sonra dönüp otomobile bindiğimiz de Cenkay’ı çıldırtan olay ortaya çıktı.<img alt="mezarı başında" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/cenkayereker_131.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 256px; height: 300px;" /></font></span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">&nbsp;</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><span style="font-family: Verdana; font-style: inherit; font-weight: inherit; outline: 0px; vertical-align: baseline; border: 0px none; margin: 0px; padding: 0px">&nbsp;Otomobile bindiğimiz de Cenkay, bir gün önce akşamüzeri kaseti değiştirirken kendi kasetlerini torpidonun üzerinde bırakmıştı. O gün, gün boyu güneş altında kalınca onun kasetleri sadece alev alıp yanmamış o kadar, kavrulmuş buruşmuş bir araya gelmişlerdi. Cenkay’ı o halde siz de görmeliydiniz, bir öfke, bir kızgınlık bir çığlık. Sesimi çıkarmadım. iyi ki ben ellememiştim, kendisi koymuştu ve beni suçlayamadı ama onlara az emek vermediğini ve show radyo’dan onları özenle aldığını ve kaydettiğini tekrar tekrar anlattı. Onca emeğinin boşa gitmiş olmasına üzüldü. Elbette bende üzüldüm. Bende de bir yığın kaset vardı ama onun doldurduğu kasetler gibi değillerdi. Zaten sonrasında bir daha kasetlerle ilgili hiçbir şey de söylemedim, o kendisi buldu, beğendiği kaseti koydu, kimi zaman kapalı tuttu aracın teybini.</span></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">&nbsp;</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">Fethiye’de bir arkadaşımın oteli vardı, orada 3 gün kaldık. Ölü deniz, saklı kent gezilerini burada yaptık. Zaten otelin da havuzu vardı.Ardından&nbsp; Dalaman, Ortaca, Köyceğiz, Muğla ve &nbsp;Denizli’de Pamukkale’ye gidişimiz de yollarda çalışmalar vardı biraz yorulduk açıkçası. Sonrasında Aydın, Kuşadası &nbsp;, oradan da İzmir’e geçişimiz tam bir maceraydı. İzmir’de tanıdık arkadaşlar da vardı ve birlikte Çeşme’ye de gittik ama orayı da beğenmemiştik. Cenkay, İzmir’de kaldı. Ben oradan İstanbul’a devam ettim. İyi ki o geziyi dolu dolu yapmıştık Cenkay’la.</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">&nbsp;</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">Cenkay, sonrasında okulu bitiriyor ve Ankara’ya dönüyor. Özel bir şirkette işe giriyor artık iş adamı oluyor. Bir gün onu İzmir’e gönderiyorlar ve o İzmir’e gidip oradaki işini bitiriyor, aynı gün Ankara’ya dönmesi ve bir sonraki gün Kayseri’deki işin halledilmesini istiyorlar. O da tek başına özel otomobille gittiği İzmir’den dönüyor hiç uyumadan ve tam Ankara’nın Eskişehir tarafından girişinde önce bir bankete sonra da elektrik direğine çarpıyor araç ve orada alev alıp yanıyor. Cenkay, o otomil de yanarak yaşamını kaybediyor. Yanarken cebindeki kimlikleri çıkarıp fırlatıyor asfalta, yananın kimliğinin teşhisinde geride kalan insanlar güçlük çekmesin diye..</span></font></p>

<p class="MsoNormal" style="border: 0px none; font-family: inherit; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline"><font face="Verdana"><span new="" roman="" style="border: 0px; font-family: " times="">&nbsp;<img alt="zaman zaman mezarına gider olduk!" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/cenkayereker_51.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: left; width: 300px; height: 179px;" /></span></font></p>

<p style="border: 0px; font-family: inherit; font-size: 13px; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin: 0px 0px 1.5em; outline: 0px; padding: 0px; vertical-align: baseline;"><font face="Verdana"><span style="border: 0px; font-family: "><font size="3">Ali Şenses aradı 6 Mayıs 1999’da akşamüzeri, “abi, cenkay’ı kaybettik”&nbsp;</font><font size="3">diye..inanmadım,inanamadım ki, kapattım telefonu ali’nin yüzüne.. sonra böyle şaka olmaz dedim, Cenkay’ı aradım. Cep telefonları cevap vermedi. Tekrar Ali’yi aradım, “ben İstanbul’dan otobüse biniyorum abi” dedi. İnanmak zorunda kaldım bende, bindim otobüse..Sabah, Cenkay’ların evinde buluştuk. İrtem Bursa’dan gelmiş, Ali İstanbul’dan, tamer zaten Ankara’daydı. Ev, gerçekten de cenaze eviydi. Cenkay’ın bizim tanımadığımız arkadaşları da, Cenkay’ın babası Oktay amca, annesi Zeliha teyze, ablası ve kız kardeşi ile Ereker Ailesinin yakınları da doldurmuştu evi. Kocatepe’de kıldık namazını.. on altı kilo kadardı 7 Mayıs 1999’da toprağa verdiğimiz de. Allah mekanını cennet etsin, ailesine sabırlar dilemekten başka çaremiz yoktu. Elimizden bir şey gelmedi, gelemedi, gelmiyordu .Ama Cenkay EREKER için böyle bir yazı yazılmalıydı, gecikmelide olsa bunu yapabildiğim için mutluyum!</font></span></font></p>
</div>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/gezigozlem/cenkayla-tatil-baskaydi-h420.html</guid>
      <pubDate>Wed, 06 Feb 2019 00:47:10 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2019/02/cenkayla_tatil_baskaydi_h420_94a66.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sığırların memeleri kurumuş!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/sigirlarin-memeleri-kurumus-h419.html</link>
      <description><![CDATA[Borçka Barajını seyrederek çıkıyoruz virajları, barajın Murgul yakasına giren kolunu soruyor annem, “Baraj, burada kol mu vermiş” diye, anlatıyoruz. Zaten çok fazla gitmeden de Artvin’de Çoruh nehri üzerin deki Deriner Barajına ulaşıyoruz. Yaşlılığın olumsuz etkisi nedeniyle her durduğumuz yerde babamın emaneti bizimle araçtan inemiyor ama ne yaptığımızı izliyor. Nereye fotoğraf çeksek ayrıntısını sorguluyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><font face="Verdana">Sığırların memeleri kurumuş!<br />
<br />
M. Kemal AYÇİÇEK – Ekim 2018<br />
<br />
Sonbahar ortalarındayız. Doğu Karadeniz’de Trabzon’dan yola çıktığımız da öğlen vakitleriydi. Yola çıkmak için önceden bir hazırlığımız yok, nasılsa yol bizim yolcular bizimdi. Çok rahat davranıyordum ama nereye gittiğimizi, birlikte gittiklerimize söylememiştim!<br />
<br />
Babamla da zaten sık sık tartıştığımız konuların başın da bu haber vermeyişim gelirdi. “Ne demek sürpriz, olmasa ne olur, yapma şunu!” derdi rahmetli ya, ben de tamam der ama yine de bu huyumdan vaz geçemezdim. Kısaca babam sevmezdi bu tarz habersiz gitmeleri. Hem bu haber verme meselesi ne zaman türedi? Var mıydı, eskiler de böyle gidilecek yere önceden haber vermeler? Yoktu bildiğim kadarıyla ama son devrin cıvık aletleri, yani teknolojinin gelişimi ve ortaya çıkan aletler, bize onlara göre yaşamı dayatma sürecine girildi.<br />
<img alt="artvin" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/MUC06292.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; width: 600px; height: 400px;" /><br />
<br />
İlk önce telsizlerle “brek, brek” dendi, ardından telefonlar, ardından cep telefonlar ardından akıllı telefonlar derken bu aletlerin esiri olarak onlar var diye gitmemiz gereken yerleri ihmal eder olduk. “Nasılsa konuştuk, gitmeye ne gerek var”lar dan, “çok mu özledin, al sana görüntülü konuşlar”la kırılan heveslere kadar, o aletlere çok itibar eder olduk. Oysa, ses ve görüntü, doğrudan görüşmeleri öteleyen kullanım mantığını keşke tersine çevirebilseydik. İşte benim tarzım, tüm o ses, mes, görüntü mörüntü aygıtlarına inat, gitmek istediğim yere gitmek istediğim zaman da varmanın daha insani olduğuna ayarlı, dolaylı değil doğrudan yaşamdan yanayım kısaca.<br />
<br />
Yolda giderken babamın emaneti, çevreyi öyle bir süzüyor ki, Dünya’nın en bildik üniversitelerinden mezun olan prof, mroflar, onun yanın da vız kalır diyeyim siz anlayın, o derece zekası ile bir gördüğünü yıllar sonra bile sizinle iddiasına tartışır ve kazanır cinsten biri. Tüm tartışmalar da hafızasıyla hep galip gelmiş biri, o, bu yazı da babamın emaneti. Hiç umulmadık bir zaman da kaybettiğimiz muhterem pederimin yadigârı, o bir bilge kadın!<br />
<br />
Arhavi’den iki kilo taze mezgit ve iki tane de Palamut balığı aldık. Yolda belki mangal yaparız diye düşünmüştüm ama bunu Borçka’da kestane arayıp bulmadıktan sonra köprüden geçerken dile getirdim. Ardahan yolundayız. Artık gideceğimiz yeri belli edince onca zaman yemeden yol alamazdık diye düşündüm ama yok babamın emaneti, torununa gitme hevesinden ,”uşağım olmadan yemek yemem, gider orada hep birlikte yeriz” dedi kesti attı!<br />
<img alt="" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/P1015676.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 600px; height: 450px;" /><br />
Hava şartları mükemmel, tam seyahat havası. Aslında benim planım annem ve kardeşimle bu sefer Gürcistan’a, yani Batum’a geçip oradan Aktaş sınır kapısından Çıldır’a girip, oradan Ardahan’a varmaktı. Bu düşüncemi, Arhavi’ye kadar sakladım ama orada kardeşim müco, araçtaki eşyaları bahane ederek, “gümrük kapılarında belki sıkıntı yaşarız, maceraya gerek yok, biz bu işi, dönüşe bırakalım” deyince bende ona katıldım ve fikrim değişti. Aslında kolay kolay fikir değiştirmem ama annemin yaşlılığını da dikkate alınca, farklı bir ülkeye girip, çıkış derken kapılarda kuyruk ya da bekleyişleri öngöremeyince de burada farklı davrandım. Ha dönüşte o plan nasip olmadı!<br />
<br />
<br />
Sonbahar güzellikleri arasında Hopa’dan Artvin’e dönüp, bir de Cankurtaran Tüneli’nden geçince, çevredeki kestanelikler dikkatini çekiyor babamın emanetinin. “Ne çok kestane var buralar da “diyor, bunu söyleyince torununa kestane götürmek istediğini anlıyorum. Demirciler de bir ağaç ham sofrayı 200 lira diyen bayan market sahibi, yerli kestanenin henüz toplanmadığını söylemesine rağmen Borçka’da şehre girip özellikle kestane arıyoruz ama yok gerçekten de kestane bulamıyoruz. Oysa Kemalpaşa’da yerli kestane vardı aslında ama oraya uğramamıştık!<br />
<br />
Borçka Barajını seyrederek çıkıyoruz virajları, barajın Murgul yakasına giren kolunu soruyor annem, “Baraj, burada kol mu vermiş” diye, anlatıyoruz. Zaten çok fazla gitmeden de Artvin’de Çoruh nehri üzerin deki Deriner Barajına ulaşıyoruz. Yaşlılığın olumsuz etkisi nedeniyle her durduğumuz yerde babamın emaneti bizimle araçtan inemiyor ama ne yaptığımızı izliyor. Nereye fotoğraf çeksek ayrıntısını sorguluyor. Bu da bize çektiğimiz fotoğrafların hikayesini “bana anlatın” demek oluyor. Anlatıyoruz.<br />
<br />
Deriner barajını bitirip Şavşat’a doğru yönelince, “Şavşak mı?” diyor. Şavşat’ı ona bir doğru dürüst söyletemedik, o hep kendi kafasına yazdığı gibi söylüyor! Şavşat’ı sadece şimdi Ardahan gidişlerimiz de değil daha önceden biliyor. Bizim köyün cami imamı Şavşat’tanmış ve annesi, annemin de arkadaşı olunca ona sürekli kendi yerlerinden söz edermiş, o nedenle de annem daha gitmeden Şavşat hakkın da zaten bir ansiklopedik bilgiye sahipti. Şavşat’a yetişen mısırlardan patateslere, fasulyelere, kabaklara hatta salatalıklara varıncaya kadar hem de Şavşat’ın florasına hakimdi.<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/P1015687.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: left; width: 575px; height: 431px;" /><br />
Şavşat’ın hemen Ardahan çıkışındaki Armutlu mahallesindeki parkta mola veriyoruz. Belediye, burada harika bir iş çıkarmış ve Armutlu mahallesi, Şavşat’ın neredeyse yeşil bahçesi, piknik alanı oluvermiş. Gerçi Şavşat dediğiniz de durmalısınız, öyle sıradan bir Artvin ilçesi değil burası, yaşlılar için özel Naime Yılmaz Yaşlılar Yaşam merkezi evlerinin bulunduğu, ülkemizdeki tüm belediyelere örnek olacak yaşam alanlarına saygılı bir ilçe. Yavuzköy yamaçlarında, D010 karayolunun hemen yanı başında o tesisler, gören her yaşlı insanın gözdesi yani. Bir manzarası var, insan gördükçe şükrediyor. O derece ferah ve rahatlatan bir atmosfer! Şavşat seyir tepesi de zaten burada yer alıyor.<br />
<br />
Şavşat ve Ardahan arasında olmak Türkiye’nin en tabi, en doğal et bölgesindesiniz demek! Nitekim yol üzerin de bu tarz tesisleri de görüyorsunuz. Babacan et mangal, Şavet, Şavşat evi restoran, sahara, Black forest hotel&amp; sipa, buradan az aşağıda da Şavşat Karagöl yol ayrımı ama pek belirgin değil, sola dönen bir yol var, oradan gidiliyor. Şavşat laşet, sahara yaylası, kocabeyköyü kışlası, girişi ücretli Lelvant piknik alanı burada yer alıyor. Dağı tırmanınca da Koca bey köyü yaylasını görüyorsunuz. Burada 2 bin 460 rakımlı Çam geçidinden zaten Ardahan’ı görebiliyorsunuz. Bir ovanın için de kurulu bir saklı cennet gibi bir kent işte! Koskoca Kura nehrinin doğduğu kent, Ardahan!<br />
<br />
Ardahan görününce annem, “anan gurban” diyor kendi kendine, sonra da bu yol, köprü, barajlar için de Devlet’e duacı oluyor. Bunca “gıyamete güç yeter mi?” diye ekleyip, Devlet’i yönetenlere şükran ifadelerinde bulunuyor. Ben onu anlıyorum, o ki “tursili çıkarana öyle dua etmişim ki, gavursa Müslüman olsun yarabbi” diye, geçmiş yaşamları ile günümüz kıyaslayınca annem sürekli bu tekrarlarda artık, ara sıra da “biz erken doğduk, keşke biraz daha genç olabilseydik” diyerek, bugünün şartlarının geçmişten çok daha iyi olduğuna vurgu yapıyor.<br />
<br />
Tam yedi saatlik yoldayız ve artık yolun sonuna geldik sayılır, tepeden görünen Ardahan’da ışıklar yanmış ama 20 kilometremiz vardı, akşam olmak üzere ve artık sığırların da eve dönme vakti. Tam Sulakyurt’a geldik ki yol kesilmiş, yolu kesen koca cüsseli sığırlar. Bir kervan ki, sonu gözükmüyor! Allah, öylesine bir nimet vermiş ki Sulakyurt’a, araçta yol verme beklemesinden bıkmadan seyrine doyum olmayan bir büyük nimet! Bizim kara mal dediğimiz bildiğimiz yerli cinsten değildi bu hayvanların hepsi de iri, heybetli hayvanlardı. Ağır adımlarla sanki bir kervan gibi sıraya dizilmiş ve aynı eda ile çok ağır, o bedenlerin taşınmasının ağır ve zor olduğunu anlatır tarzda ilerliyorlardı ama onların yoldan karşıya geçmesini beklemek baya bir zaman alırdı. İşte orada bizim bilge, “Sığırların memeleri kurumuş” dedi.<br />
<img alt="" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/P1015679.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 575px; height: 431px;" /><br />
Bilge demiştik ya hayvan halinden haliyle anlayan biri, Mayıs aylarında doğuran sığırların artık memelerinin boşaldığı zamanmış, yani şimdi süt vermek için değil de sadece yaşama tutunmak için otlama zamanında olduklarını bu nedenle de memelerinin kuruduğunu söylüyor. “Mayıs ayında doğurmuş hayvanlar, şimdi meme tutma zamanındadır.” Yani yeni gebelik dönemi ve yenibahara yine bol süt verme zamanıdır. “Maşallah, maşallah, maşallah” bir dedi, iki dedi beş dedi on beş dedi, sever hayvanları, o nedenle “göz” denilen illete de inanır, o nedenle sürekli hayvanlara “Maşallah” diyerek, göz ve nazardan hayvanların korunmasına katkı sağladığına inanıyor.<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/P1015702.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: left; width: 575px; height: 431px;" />Babaanne ya ikinci kez geliyor Ardahan’a ama bu eve ilk kez geliyoruz. O, palamutlar buzluğa atıldı, biz iki kilo mezgitle o akşam güzel bir yemek yedik hep birlikte tabi, torun mutlu, misafirleri mutlu annesi herkesten mutlu. Yeni tutulan evi daha erken gelip tertemiz hale getirmiş, oğlunun huyunu, suyunu bilir neyi nasıl sevdiğini bildiği için oğlunun gönlüne göre bir temizliği yapmış, her yeri piri pak etmiş! Yo gerçekten öyle idi, yani eşim olduğundan değil huyu öyle onun, temizlemek onun işi, haddinden de fazla&nbsp;tertemiz eder etrafı!<br />
&nbsp;</font></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/sigirlarin-memeleri-kurumus-h419.html</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Oct 2018 01:18:16 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/10/sigirlarin_memeleri_kurumus_h419_3f3ca.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sarp&#039;tan Sinop&#039;a Karadeniz Sahil Yolu]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/aktuel/sarp-tan-sinop-a-karadeniz-sahil-yolu-h418.html</link>
      <description><![CDATA[Sarp&#039;tan Sinop&#039;a Karadeniz sahil yolunu sizler için kat ettik

Karadeniz Bölgesi, öncelikle yeşilinin bin bir tonuyla anılır bölge dışında, evet yeşil her yerde vardır renk olarak, ağaçlarda, tabiatta da vardır mesela Bolu’da , Uludağ’da, Diyarbakır’da, Kırklareli, Edirne, Şırnak, Konya , Antalya’da ve Muğla’da da ama hayır o yeşilin Karadeniz versiyonu değillerdir tüm yeşillikler. Yeşilin en içselleştirilebilecek olanı, en natureli, en hamı,en safı belki en tatlısıdır Karadeniz’deki yeşil, bunu söylemekle anlatamazsınız sadece görülerek, yaşanarak  anlaşılması   gerekir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><font face="Verdana">M. Kemal AYÇİÇEK -22 şubat-3 Mart &nbsp;2007 &nbsp;</font><br />
<br />
<span style="font-family: Verdana;">(Özel)- Yıllarca çok eski yıllardan yapılma yollarındaki uçurumlarla adını duyuran Karadeniz’de, Bir yandan Ordu-Bolaman arasındaki o bitmek bilmeyen tehlikeli virajlar, bir yanda Giresun’un Espiye ilçesinden içe kıvrılan ve korkunç uçurumlarıyla yol hikayelerinde önemli yeri olan Armelik dağı, sürekli yağışlar nedeniyle porsuk yuvası diye adlandırılan kasisli yollar artık hepsi mazide kalıyor.</span></p>

<div><font face="Verdana"><img align="right" alt="" height="200" src="/images/upload/krdnzshylu18.jpg" width="300" /></font></div>

<div><font face="Verdana">Gazetelerin 3 gün sonra ulaştığı bir bölgeydi Karadeniz Bölgesi, sonra bu süre kısaltıldı havayolu ulaşımı gelişince ama karayollarında durum pek değişmediydi. Ama, 1990’lı yıllarda ANAP’ın Trabzon Milletvekili Necmettin Karaduman’ın TBMM başkanlığı ile &nbsp;Mesut Yılmaz’ın Başbakanlığı, Karadenizli bakanların kurulan hükümetlerde yatırımcı bakanlıklarda görev almasıyla bu makus talih tersine çevrildi. Son olarak ta Ak parti Hükümeti’nin de ağırlığını koymasıyla belki yıllarca daha sürecek Karadeniz Sahil yolu, Sarp sınır kapısından Sinop’a kadar çift şeritli gidiş dönüşlü olarak tamamlanma aşamasına geldi. Sinop'tan başlayıp Sarp Sınır Kapısı'nda sona eren 604 kilometrelik bir şeridi kapsar. Yapılış amacı, Karadeniz Karayolu'nu güvenli ve kısa hale getirmek, ticareti ve turizimi artırmaktır. Karadeniz Sahil Yolu, Sinop'tan Sarp'a kadar, 7 il, 64 ilçe, 17 bucak merkezi, 10 liman, 4 havaalanı ve birçok yerleşim birimine hizmet vermektedir.</font></div>

<p></p>

<div><font face="Verdana">Türkiye’nin en uzun tüneli, tam 3 bin 800 metre ve 3 bin 820 metre olan ve ünlü Bolaman virajlarını ortadan kaldıran Nefise Akçelik tüneli başta olmak zere 12’si tek tüp 20 tanesi iki tüplü 32 &nbsp;tünelin bulunduğu yolun açılması için geri sayım başladı. Zaman zaman &nbsp;“karadeniz katliamı” na varan olumsuz nitelendirmelere ve çevre katliamı gibi karşı çıkışlara rağmen tamamlanmak üzere olan Karadeniz Sahil Yolu,Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da katılımıyla 7-8 Nisan tarihlerinde düzenlenecek törenle hizmete açılacak. İşte bu açılış öncesi Karadeniz sahil yolunu bir baştan Sarp’tan Sinop’a kadar sizler için görelim istedik ve bunu yaptık. Yolculuğumuz tamamladığımızda bizdeki hisler, Karadeniz’in artık sadece Dünya ile değil kendi ülkemiz ile de bütünleşeceği ve şenleneceği yönündeydi.</font></div>

<p></p>

<p></p>

<div><font face="Verdana">Karadeniz Sahil Yolu,Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da katılımıyla 7-8 Nisan tarihlerinde düzenlenecek törenle hizmete açılacak. Bu yolun planlanması 4 Aralık 1983 günü 292 oy ile TBMM Meclis Başkanı &nbsp;seçilen ANAP Trabzon Milletvekili &nbsp;Necmettin Karaduman’la başlamıştı. Öncelikle Trabzon ve çevre ilçelerinin yollarının yapımıyla başlanan yol hikayesi, nihayet düşlerinde gerçeğe dönüşmesiyle bugün artık bitiyor.</font></div>

<p></p>

<p></p>

<div><font face="Verdana">Bir arkadaşımla birlikte çıktık Trabzon’dan önce Sarp’a ve sarp’tan itibaren de geri dönerek Sinop’a kadar yolu tam anlamıyla gezecektik. Fakat Sarp’a direk değil de &nbsp;uğraklar yaparak gidecektik. Nitekim &nbsp;İlk olarak soluğu &nbsp;Rize’nin İkizdere ilçesi’nde yapımı hızla süren ve bölgemiz için de termal turizmin can damarı olacak &nbsp;Cimil yolu üstünde bulunan ılıcaköy’deki kaplıca’da aldık.(Ridos) Şimdilerde ben yazıyorum, zamanla bundan herkes söz edecek! Mükemmel bir doğa ve mükemmel bir sıcak su ile bir çekim merkezi olacak şüphesiz İkizdere..<img alt="ridos ilk hali" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/krdnshylu_06.jpg" style="float: left; width: 300px; height: 153px;" /></font></div>

<p></p>

<p></p>

<div><font face="Verdana">Sonra Ovit dağına tırmanıyoruz ama kar yolumuzu kesiyor. Ovit dağı, Rize ile Erzurum arasındaki ulaşımın en kısa ve kestirme yolu ama kış mevsiminde bu yol kullanılamıyor. Nitekim biz de Ovit dağının eteklerinden geriye dönüyoruz. &nbsp;Bu yol güzergahında Doğalgaz boru hattını döşeyen işçilerle karşılaşıyoruz. Hummalı bir çalışmayı gruplar halinde yürütüyorlardı.Yolun bu bölümünde biraz nostalji yapıp İlkokul’da üçüncü sınıfta okuduğum Uzunköy (Redoz)’e çıkıyoruz. Okula gidiyoruz ama okulum kaderine terk edilmiş bir harabeye dönmüştü. Cam ve çerçeveleri olmayan okulun içine giriyoruz. Okulun tabelası yerde ve hala sağlam duruyor. Biraz hüzünleniyorum açıkçası, sonra bir fiş buluyorum. “masa” yazan fişi lime alıyorum o kadar. Dönüyoruz.</font></div>

<p></p>

<p></p>

<div><font face="Verdana">Sonra Kaplıcasıyla, Kaçkar dağlarıyla adından söz ettiren Rize’nin Çamlıhemşin ilçesine bağlı ünlü Ayder yaylasına çıkıyoruz. Burada da kar yağışının güzelliğini yaşıyoruz. Önceleri kış mevsimlerinde kapalı olan Ayder’de Avrupa’dan gelen zengin turistlerin Heliski adını verdikleri Helikopterli kayak faaliyetleri yüzünden bir kısım tesisler açık tutuluyormuş. Bu sayede de yine kış mevsimlerinde hizmete kapalı olan Ayder kaplıcası da açıktı. Bundan böyle de her mevsimde tesislerin açık olacağını duyuyoruz. Bu da bölgemiz adına sevinilmesi gereken haberdi.</font></div>

<p></p>

<p></p>

<div><font face="Verdana">Yer yer bir metreyi aşan kar altında Ayder’in kışında bir başka güzel olduğunu bir gün sonraki kardan adam şenliklerinde yaşayarak görüyoruz. Dünya’nın gelecek şekillendirme toplantılarının yapıldığı( Dünya Ekonomik Formu toplantıları) İsviçre’nin Davos kasabasına rahatlıkla alternatif olabilecek Ayder, Rize valisi Kasım Esen’in gayretleriyle sanırım öyle bir &nbsp;misyon için şimdiden &nbsp;hazırlanıyor.Ayder’de kardan adam şenliklerinin de yapılacağı &nbsp;gün çok güzel bir güneş var ama yollar da bir önceki gün yağan karlarla kaplı. Buzlanmış Yollarda kalan araçlar, iş makinalarının yol açma çabaları, işyeri sahiplerinin kar temizleme gayretleri derken bir güzel yoğunluklu günü kaplıca sularında yorgunluk atarak gideriyoruz.</font></div>

<p></p>

<p></p>

<div><font face="Verdana">Yöre insanının samimi ve sıcakkanlı yaklaşımlarıyla her geçen gün gelişen Çamlıhemşin, şüphesiz görülmesi gereken bir ilçe..Hele Fırtına vadisi üzerinde bulunuyor olması, aynı anda Kaçkar dağlarının müdavilerinin de rehberlerinin bulunduğu çevrecileriyle ünlü bi ilçe. İkizdere yolunda İyidere üzerinde bir köprüde vardı çevrecilerin itiraz içeren bir afişi.Köprüye asmışlardı. Orada “derelerimize dokunmayın, huzurumuzu kaçırmayın” diyorlardı. Bu, dereler üzerinde yapılan Hidrolik santrallere karşı uyarıydı. Afiş, elbette tartışılır.Bu olaya nereden ve nasıl baktığınızla alakalı bir olay tabi.<img alt="ovit dağı" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/krdnshylu_05.jpg" style="float: right; width: 300px; height: 175px;" /></font></div>

<p></p>

<p></p>

<div><font face="Verdana">Çamlıhemşin’de bir kahvehanede çay içerken vatandaşın biri, köyün tam girişine bir tabela yapıp asacağını anlatıyordu arkadaşlarına.o tabelaya da “bu köye dışarıdan gelen başkası giremez” diyecekmiş,Bu “başkası” dediği yabancılar değil, yani turistleri kastetmiyormuş, misafirler de değilmiş kastettiği, o o çevreden olup da dışarı giden gurbetçileri kastediyormuş meğer..”biz bekçilik yapacağiz, sonra onlar gelecek, buradanik diyecekler, onları koymamak lazım buralara” diyerek, göç eden hemşerilerine göndermelerde bulunuyor.</font></div>

<p></p>

<p></p>

<div><span style="font-family: Verdana;">Şüphesiz Karadeniz Sahil yolunun açılmasıyla karadenize geri göç yaşanması konuşulur olmuş bölgede tüm kahvelerde. İşte o vatandaşın konuşması böyle bir içerikten alınmaydı. Yol bir medeniyettir ve bu gerçekleşecek, beklentiler çok büyük, umutlar hep yolun bitimine saklanmış, bir beklenti var haklı olarak. Bu beklenti, elbette bölgeye gelecek olanların artmasıyla bölgenin canlılık kazanması temeline dayanıyor ve belki de “ ne yapabiliriz, geç kalmamak için şimdiden” arayışlarının da bir seslendirilişi.</span></div>

<p></p>

<p></p>

<div><span style="font-family: Verdana;">Sarp’ta o gün bir resmi heyet trafiği yaşanıyordu. Kalabalık bir grup vardı Sarp Gümrük kapısında. Türkiye-Gürcistan arasındaki yılda iki kez yapılan hudut komiserleri toplantısı varmış ve Artvin Valisi Cengiz Aydoğdu ’da Türk heyetine başkanlık ediyordu. Hopa-Sarp sınır kapısı arasındaki yolda bazı heyelanlar nedeniyle yol yer yer tek şeride düşüyor. Zaten bu yolda aşırı bir trafikte yok. Sarp sınır kapısından geçecek araçların oluşturduğu kuyruk, tünel içine kadar uzayabiliyordu.</span></div>

<p></p>

<p></p>

<div><font face="Verdana">Karadeniz sahil yolu, bölümler halinde ihale edilerek çok sayıda inşaat firmasının üstlenerek aynı anda yapılan bir dev projeydi. Bu yolun teknik ayrıntılarından çok bir yolcu açısından ne alam ifade edebileceğine değineceğiz. Yoldaki çalışmalar artık çevre düzenlemesi , trafik işaretlendirmeleri veya istinat duvarları yapımı şeklinde sürüyor. Yer yer şehir geçişlerinde hala tamamlanmayan kısımlar bulunuyor ama bunlar trafiğin aksamasına yol açmıyor.</font></div>

<p></p>

<p></p>

<div><span style="font-family: Verdana;">İlk gün Sarp, Kemalpaşa, Hopa, Arhavi, Fındıklı, Ardeşen,Pazar, Çayeli ve Rize’ye geliyoruz. Yol boyunca fotoğraflarda çektiğimiz için birazda sağa sola zaman ayırıyoruz. Rize’de sahil yolu üzerinde yapılan balıkçı lokantalarında taze balık yiyoruz mesela ve balıkçı lokantalarının &nbsp;Karadeniz sahilindeki yerleşim yerlerinde yeterince olmadığını ve bunun büyük bir eksiklik olduğunu gözlemliyoruz. Rize’de bu eksiklik giderilmiş ve kente ayrı bir güzellik katmışlar. Tüm balıkçı lokantalarının sahiplerini kutluyoruz. Aynı duyarlılık ne Trabzon’da ne Giresun’da Ordu’da ne &nbsp;de Samsun’da yok.</span></div>

<p></p>

<p></p>

<div><font face="Verdana">Rize, Derepazarı, İyidere, Of, Sürmene ve &nbsp;Araklı arasında sorun yok yol güzergahında ama Araklı’da &nbsp;viyadük ve Tüneller henüz tamamlanmamış. Kalecik’ten sonra Arsin, Yomra, Trabzon, Akçaabat, Çarşıbaşı, Vakfıkebir, Beşikdüzü, Eynesil, Görele arası gayet güzel. Tirebolu’da eski yolla devam edilen kısa bir bölüm var. Espiye, Keşap bağlantılarıyla tamamlanmış durumda. Giresun, Bulancak,Piraziz, Gülyalı,Ordu arasında da herhangi bir eksik yok. Ordu-Perşembe arası tamamlanmış ama zaten Ordu’nun çıkışından itibaren sahilden kopuyor ve Bolaman virajlarının olduğu o 42 kilometrelik yolun 27 kilometreye düşürüldüğü Tüneller yoluna giriyorsunuz. Burada 5 ayrı tünel var ve Türkiye’nin 3 bin 820 metre uzunluğundaki en uzun tüneli olan Nefise Akçelik’te bu tünellerden biri sadece.<img align="left" alt="" height="200" src="/images/upload/krdnzshylu9.jpg" width="300" /></font></div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div><font face="Verdana">Tüneller bölgesinden geçerken yapılan çalışmaların ne denli büyük işler olduğunun farkına varıyorsunuz. Hem görsel ve hem de fiziksel olarak bunu yaşamak ayrı bir dudu. Tehlikeli ve yanıcı madde taşıyan &nbsp;ağır &nbsp;tonajlı araçların tünellere girişi otomatik sistemlerce engelleniyor ve onlar eski yola yönlendiriliyor. Size tünellerin girişinde &nbsp;radyolarınızı &nbsp;tünellerde açmanız &nbsp;öneriliyor. Herhangi bir kanalda radyo dinlerken tünele girdiğinizde size seyir hızınızın 80 kilometre olması anonsu dinlediğiniz radyo frekansına girilerek ulaştırılıyor. Ayrıca, tünellerle ilgili bilgi veriliyor.</font></div>

<p></p>

<p></p>

<div><font face="Verdana">Tünellerle alakalı trafik lamba ve işaretlendirme çalışmaları henüz tam olarak tamamlanmamıştı ama çalışmalar yoğunlukla sürüyordu. Biz bu tünellerden geçtik, ve Bolaman’a döndük. Eski yoldan tekrar Ordu’ya kadar geri dönüp o 42 kilometrelik eski yolu geri gittik ve Tünellerden yeniden geçtik. Arkadaşım, Karadeniz Bölgesine ilk kez geliyordu ve “neden tüneller yapıldı” sorusuna en güzel cevap, onu eski yoldan da götürüp, hem eski yolu ve hem de tünelleri göstermek olacaktı. Biz de bunu yaptık.Fatsa’nın Ilıcası’na çıktık ve orada da kaplıcaya girdik. Kaplıca yolu ve tesisleri hala eski halindeydi ama orada da Ilıca’nın özel idareden özelleştirildiğini öğrendik. Ilıca’da da eski tesislerin yerine daha modern ve termal turizme hizmet edecek tesislerin projelerinin tamamlanmak üzere olduğu ifade edildi.Karadeniz sahil yolundan turist gibi geçme yerine elbette gezi maksatlı gidişimizde Giresun’un kalesine çıktık. Topal Osman’ın mezarını ziyaret edip, oradan şehre kuşbakışı attık. &nbsp;Ordu’nun Boztepe’sinden sis nedeniyle tam seyir yapamadık ama Boztepe eteklerinden yinede fotoğraf çekebildik.</font></div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div><span style="font-family: Verdana;">Karadeniz Sahil yoluna öyle ya da böyle hangi maksatla olursa olsun karşı çıkanların elbette haklı oldukları taraflar vardı. Doğa’nın tahrip edilmesi veya denizin doldurulması ve yeşilin darbe yemesi falan hepsinde haklılıkları &nbsp;vardı elbette ama bu yolun yapılması gerekiyordu. En kısa zamanda yapılabilecek &nbsp;böylesine bir dev projeye bu bölgenin ihtiyacı vardı. Mesut Yılmaz’ın başbakanlığı ve Karadenizli bakanların hükümetlerde yer almış olmasıyla bu dev hizmet gerçekleştirildi. Hiç kimse eski başbakan Mesut Yılmaz’ı, veya eski bakanlardan Yaşar Topçu’yu veya Eski bakan Koray Aydın’ı bu konuda eleştirmesine gerek yok ama büyük hizmetlerde mutlaka bedel ödemeleri vardır. Birileri bedel öderler ve eski başbakan Yılmaz ile Yaşar Topçu ve Koray Aydın’da bu yol ile alakalı yargı önüne çıktılar.</span></div>

<p></p>

<p></p>

<div><span style="font-family: Verdana;">Karadeniz sahil yolunda seyrederken eskiden olduğu gibi tüm yerleşim birimlerinin içinden değil artık, onları şimdiye kadar hiç görmediğimiz açıdan deniz tarafından seyredebiliyoruz. Giresun, Ordu, Fatsa, Ünye ve Çarşamba hariç tabi. Samsun’dan &nbsp;Sinop’a yöneldiğiniz de aynı çalışmaları aynı yoğunlukta göremiyorsunuz. O yola ağırlık verilmemiş ve yine eski yolu takip ediyorsunuz.Kim nasıl ne kadar hangi gözle bakarsa baksın ve sizlere bu yol hikayesini dilediği gibi anlatsın anlatması mümkün değil. Onun için bence elinde imkanı olan,bu yollar dolmadan ve de bozulmadan aracıyla bu yolu bir baştan diğer bir başa gidip görmeli. İşte o zaman Karadenizli olmanın ilk kez keyfine varacak bir Devlet yatırımı almış olmanın haklı gururunu da yaşamış olacak. Belki biraz masraf olacak ama inanın bu yolu boylu boyunca görmeye değer yapılan masraflar.</span></div>

<p></p>

<p></p>

<div><span style="font-family: Verdana;">Hem düşünsenize böyle bir yol nimetine kavuşan Karadeniz Bölgesi, artık bundan böyle öncelikle yerli turistlerin akınına uğrayacak. Kısaca Karadeniz Bölgesi bir baştan diğer uca kadar tıklım tıklım olacak ve şenlenecek. Nasıl yayla yollarında göçler dizilince yola bir kalabalık oluyorduysa inanın Karadeniz Sahil yolunun açılmasıyla da bu bölgede aynı heyecan &nbsp;yaşanacak. O zaman da bu yolda rahatça gezmemiş olmanın hayıflanmasını çekeceksiniz.</span></div>

<p></p>

<div><font face="Verdana"><img align="right" alt="" height="200" src="/images/upload/krdnzshylu11.jpg" width="300" /></font></div>

<div><font face="Verdana">Yol inşaatları sırasında tümü değil ama zaman zaman bu yolda taşeron olarak iş yapan bazı müteahhitler, kendi sorumluluk bölgeleri de insana saygı göstermeksizin trafik işaret levhalarına özen göstermeksizin çalışma yaptılar. Bunlarda zaman zaman kazalara ve can kayıplarına neden oldu. Az iş yapılmadı, ama saygısızca da olsa tamamlanan bu yol ile Karadeniz Bölgesi tarihinde yaşamadığı güzellikleri ulaşımın kolaylaşması ve tehlikeli olmaktan çıkmasıyla bundan sonra yaşayacak umarım. Sinop’a gece yarısı varıyoruz ve Karadeniz Sahil yolunu tamamlıyoruz. Dediğim gibi &nbsp;Samsun- Sinop arasında Bafra ve Alaçam’a kadar çift şerit var ama &nbsp;Gerze’ye kadar da &nbsp;yer yer yol genişleme çalışmaları yapılmış. Gerze’den sonrasında da yol çalışması kısmen sürüyordu.</font></div>

<p></p>

<div><font face="Verdana">Karadeniz Sahil yolunun Sinop’a kadar a tamamlanması, şüphesiz ki tüm bölge milletvekillerinin önceliği olmalıdır. Sahil yolunun ilk kazmanın vurulmasından bugün son noktaya gelinceye kadar emeği geçen herkese bir Karadenizli olarak teşekkür ediyorum. Bu yolu gören herkesinde aynı duyguları taşıyacağını düşünüyorum.<br />
<br />
<strong>Karadeniz Sahil yolu Projesi</strong></font>

<div><font face="Verdana">Yaklaşık 4.2 milyar dolara mal olan Karadeniz Sahil Yolu'nun inşasında, 138 milyon metreküp kazı-dolgu, 180 milyon ton tahkimat, 3 milyon metreküp beton imalatı gerçekleştirilmiştir. Yolun 559 kilometre olan uzunluğu, yapılan 17 kilometrelik kazıyla, 542 kilometreye düşürülürken, bu kazıların 15 kilometresi Bolaman-Perşembe yolunda, 2 kilometresi de Samsun çevre yolunda yapılmıştır. Karadeniz Sahil Yolu’nda 27 kilometre uzunluğunda 263 adet köprü, 41 kilometre uzunluğunda 12 adet tek tüp tünel, 18.5 kilometre uzunluğunda 20 adet çift tüp tünel yer alır.</font></div>

<div><span style="font-family: Verdana;">&nbsp;</span></div>

<div><font face="Verdana">Sinop'tan Sarp Sınır Kapısı’na kadar uzanan Karadeniz Sahil Yoluyla ilgili ilk büyük ihale, 1987 yılında, trafiğin en yoğun olduğu Çarşıbaşı-Trabzon-Araklı kesimi için yapılmıştır.</font></div>
&nbsp;

<div><font face="Verdana">Bu ve takip eden ihalelerde milli bütçeden yeterli ödenek ayrılamadığı için çalışmalar istenildiği gibi gitmemiştir. Projenin planlanan sürede tamamlanabilmesi ve yolun hizmete açılabilmesi için 1997 yılından itibaren ihale edilen kesimlerin, dış kredili olarak yapılması kararlaştırılmıştır. 16 ayrı bölümden 12 kesimde dış kredi, 4 kesim ise bütçeden finanse edilerek çalışmalara başlanmıştır.</font></div>
<font face="Verdana">&nbsp; </font>

<div><font face="Verdana">Karadeniz Sahil Yolu, 8 Nisan 2007 pazar günü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla resmen açılmıştır.</font></div>
</div>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/aktuel/sarp-tan-sinop-a-karadeniz-sahil-yolu-h418.html</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Oct 2018 21:21:16 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/10/sarp_tan_sinop_a_karadeniz_sahil_yolu_h418_f0e3a.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şavşat Karagöl’ün Beyaz Hali]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/cevre-ve-yasam/savsat-karagolun-beyaz-hali-h415.html</link>
      <description><![CDATA[Şavşat Karagöl’ün yeryüzündeki değerini belki de Artvinliler başta olmak üzere Karadenizlilerden de daha iyi Ardahanlılar bilir. Çünkü Karagöl’ün en baştaki müdavimleri, kesinlikle Ardahan, Kars ve Erzurum’dan gelenler oluyor. Nereden çıkarıyorum bunu, Karagöl’de hem de mart ortasında gördüğüm araç plakalarından tabi ki de. Ardahan’la Şavşat Karagöl arası Elli iki kilometre, yani bir saatlik yol o da ne yol! Gezi de amaç ne, manzara, ferahlık, dinginlik ve ruh sağlığının önemi değil mi? İşte burası tam da o güzergâh!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana" size="3">&nbsp;</font></p>

<p class="MsoNormal"><strong><font face="Verdana" size="3">M. Kemal AYÇİÇEK – Mart 2018 -</font></strong></p>

<p class="MsoNormal"><strong><font face="Verdana" size="3">&nbsp;Artvin/Şavşat</font></strong></p>

<p class="MsoNormal"><strong><font face="Verdana" size="3">&nbsp;</font></strong></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana" size="3">&nbsp;</font></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana" size="3">Oğlunuz da olsa günümüz de birlikte bir etkinlik yapmak isterseniz bunu önceden ona bildirmelisiniz ki planları suya düşmesin! Bizim zamansız ziyaretimiz, oğlumuzun arkadaşları Abdullah, Mehmet ve Onur’la paylaşacağı bir geziyi neredeyse sekteye uğratıyordu ama yine onun bize bunu yansıtması ile Şavşat Karagöl’ün yolunu tutmamızı sağladı. Hem böylece de anne ve babası olarak oğlumuzu aynı arkadaşları ile orada da buluşturmuş olduk!</font></p>

<p class="MsoNormal"></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana" size="3"><img alt="Artvin/ Şavşat karagöl" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/krgl2.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: left; width: 400px; height: 210px;" />&nbsp;</font></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana" size="3">Bir gün öncesinde Ardahan’ın Çıldır ve Aktaş göllerindeydik, o göllerden Çıldır gölü, buzla kaplı iken Aktaş gölünde buz yoktu. Ama Şavşat’ın Karagöl’üne geldiğimiz de Karagöl’ün aslında bembeyaz olduğuna yanı buzlu haline denk geldik. Göllerin buzu bizi pek ilgilendirmiyor. Gezilerin, en güzel şeklini ve zamanını belirleme ya da Programlama gibi bir alışkanlığım hiç olmadı hem zaten öylesi gezilere gezi de denmez. Bana göre o “Tur” denilen kavrama giriyor. Gezi, önü açık, ne zaman nerede olacağının kaderindeki yeri ile örtüştüğü andır. Balıkçıların “rast gele ”si gibi kısaca!</font></p>

<p class="MsoNormal"></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana" size="3">&nbsp;<img align="right" alt="Kocabeyköyü" border="2" height="300" hspace="2" src="/images/upload/karagol_31.JPG" vspace="2" width="400" /></font></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana" size="3">Ulaşılabilirliği ne kadar zorlu ise varılan yerin doğallığı da o kadar tabi, doğal olabiliyor. Kimilerinin “yollar çok kötü, 4x4’le gidin”, “piknik yapılmasa daha iyi olurdu”, “Giriş ücreti pahalı”, “Çevre kirliliği var” gibi yorumlarına bakmayın, bir yere siz gidiyorsunuz ve o gidilen yere gösterdiğiniz saygı, çevrenize ve doğaya olan samimi bakışınız, o çevreyi kirletir ya da temiz olarak kalmasını sağlar. Neyse, nasihatler gibi oldu bu kısım ama sırf Şavşat Karagöl ile ilgili 83 tane yorum okudum bu yazıya başlamadan, belki onun etkisi ile bunları yazma gereği duydum, sadede geleyim!</font></p>

<p class="MsoNormal"></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana" size="3">&nbsp;</font></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana" size="3">Ardahan’da yine mükemmel bir gün, hava gayet açık, güneş ama serinlik var. Ne de olsa ilkbahar! Bir gece önce kar ve tipi yediğimiz o yolları bu kez geri dönüyoruz ve sanki o önceki geceki kar ve nede fırtına bu yolda yokmuşçasına tam gezme havası. Yollar, çok güzel, çevre manzaraları harika. Şavşat Karagöl’ün yeryüzündeki değerini belki de Artvinliler başta olmak üzere Karadenizlilerden de daha iyi Ardahanlılar bilir. Çünkü Karagöl’ün en baştaki müdavimleri, kesinlikle Ardahan, Kars ve Erzurum’dan gelenler oluyor. Nereden çıkarıyorum bunu, Karagöl’de hem de mart ortasında gördüğüm araç plakalarından tabi ki de. Ardahan’la Şavşat Karagöl arası Elli iki kilometre, yani bir saatlik yol o da ne yol! Gezi de amaç ne, manzara, ferahlık, dinginlik ve ruh sağlığının önemi değil mi? İşte burası tam da o güzergâh!</font></p>

<p class="MsoNormal"></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana" size="3">&nbsp;<img align="left" alt="Şavşat Karagöl" border="2" height="300" hspace="2" src="/images/upload/karagol_101.JPG" vspace="2" width="400" /></font></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana" size="3">Neden Şavşat Karagöl’ün kıymetini Artvinlilerden daha çok Ardahanlılar bilir dedim anlamışsınızdır sanırım, Şavşat Karagöl’ün Artvin’e uzaklığı 85 kilometre, oysa Ardahan’a 52 kilometre, yani ulaşım açısından Ardahanlılar, Artvinlilerden daha kısa zaman da Şavşat Karagöl’e ulaşabiliyor. Yoksa Artvin’in her tarafı birer Karagöl zaten. Evet Artvin’de iki tane Karagöl var, biri Borçka Karagöl bir diğeri de Şavşat Karagöl ama bunların yanı sıra şimdi Deriner Barajı gölü, Muratlı Barajı gölü ve Borçka Barajı gölü diğer ayrı Karagöller! Hele Yusufeli Baraj gölü de barajın yapılması ile faaliyete geçince sadece Türkiye’den değil tüm Dünya’dan insanların gelmek için can atacağı yerlerin başında Artvin olursa kimse şaşırmasın! Sadece göller değil Artvin’in başta her birer insanı olmak üzere tüm yapıları ve doğası ayrı güzellikler de ve Allah’ın bir ressam hassasiyeti ile sadece bu bölgeye verdiği doğal güzellikler koleksiyonu her ayrı bir kilometre de karşınıza çıkabiliyor. Tabi ki o zaman sırf bu doğa harikası atmosferi gezebiliyor olma şansını yakaladığınız için de yaradan Allah’a şükrediyorsunuz!</font></p>

<p class="MsoNormal"></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana" size="3">&nbsp;</font></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana" size="3">Ardahan’dan D 010 kodlu Devlet karayolu ile iki bin 470 rakımlı Çam geçidini devirirken mart ortasında ve hala karlar altındaki Kocabeyköyü yaylasına varıyorsunuz. İsterseniz burada Yaylanın kenarında yol boyunca da piknik için kalabilirsiniz ama yok biz Şavşat Karagöl’e gidiyoruz. Mükemmel bir doğa, muhteşem bir manzara ve sıra dağlara hakim sahara tepelerinden kıvrım kıvrım virajlarla iniyorsunuz yeşillikler vadisine. Lelvant Piknik alanı size doğa ile baş başa kalma fırsatını her hali ile veriyor. Ama biz bura da değil illa da Karagöl’e gitmek istiyoruz. Ladinler arasındaki yolculuğunuz sizi sıkmıyor. Kocabey köyü Kışlası ayrı bir güzellik, kışla dediysek askeri bir kışla değil tabi. Şavşat Laşet tatil köyü de var burada ve tabi ki de doğa harikası bir yer. Buradan Şavşat seyir tepesine varıyoruz.</font></p>

<p class="MsoNormal"></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana" size="3">&nbsp;<img align="right" alt="yanan kütükev" border="2" height="300" hspace="2" src="/images/upload/karagol_51.JPG" vspace="2" width="400" /></font></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana" size="3">Şavşat seyir tepesinde Şavşat evlerinden tutun yaşlılar için özel yapılmış bakım evlerine varıncaya kadar apayrı bir dünyaya varıyorsunuz zaten. Şavşat’ın bu bölümü her haliyle birer tualde çizilen tablolar misali insana huzur veren, ruhunu dinginleştiren ayrı güzellikleri bir arada sunuyor. Karagöl Sahara Millî Parkı, Türkiye’deki 40 Millî Park alanından birisi ve Artvin'in Şavşat ilçesi sınırları içerisinde yer alıyor. Bunlar iki ayrı sahadan oluşuyor, biri Karagöl ve diğeri de Sahara Yaylası. Biz Şavşat’a geçip oradan mangal için et alıyoruz. Burada koyundan çok dana eti makbul olmalı ki kasapta koyun eti yok ve bize de dana eti veriyor. Ama kasap, “Zeytinyağına batırıp hazırlıyoruz değil mi?” diye sorunca, “yoo, gerek yok, et yağa banır mı, ne gerek var” diye itiraz ediyoruz! Keşke itiraz etmeseymişiz!</font></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana" size="3">&nbsp;</font></p>

<p class="MsoNormal"></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana" size="3">Eğer gezmelerdeyseniz, yiyeceğiniz bir yemeği sizin kendi ellerinizle hazırlamanız size Dünyanın en iyi ahçılarının hazırladığı sofradan daha fazla haz verir! Biz Şavşat Karagöl’de mangal yapacağız, mangalımız ve nevalemiz var zaten ama eti buradan alıyoruz. Kimi yerlerde mangal yasağı var, hatta “dışardan yiyecek getirmeyiniz” tarzı uyarı levhalarının olduğu yerler bile var. Oysa insan doğası da olabildiğince doğal beslenme alışkanlıklarından yanadır, biz de bunu yapma taraftarıyız. Şavşat’ı gezerken bir ara oğlum annesi ile kısa bir süreliğine benden ayrıldılar bende fırsat bu fırsat kasaba gidip eti hazırlatmak istedim tabi kendi aklımca. Ette yağ sevmiyorum o nedenle de kasabın önerisine rağmen ben eti olduğu gibi kabullendiydim ama eti mangala atınca yanlış yaptığımı anladım!</font></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana" size="3">&nbsp;</font></p>

<p class="MsoNormal"></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana" size="3">Şavşat belediye meydanında iki çay içimlik zaman da çevremdeki sohbetlere tanık oldum. Onlar, kimi boğaların güreşlerinden, boğaların adından geçmiş güreşlerinden söz ediyorlardı. Kimileri, çiftçilere verilecek kredilerden kimileri gelecek misafirleri ile ilgililerdi. Kimi de çocuklarının okuldaki devamsızlıklarından kimi de telefonlarla sık sık uğraşmalarından yakınıyorlardı. Çayları içtikten sonra kalktım bir sebzeciden ince sıskalardan aldım. Doğal kaya tuzu öğüten bir Tuz değirmeninden de bir kilo tuz aldım. Eti de kasaptan alıp çıktım, eşim ve oğlum da geldiler o sıra bir de fırına uğrayıp ekmek alıp koyulduk Karagöl’e yoluna. Tekrar Ardahan istikametine geriye dönüp , seyir tepesi ve Yavuzköy’ü geride bırakıp, belli belirsiz bir levhanın yönlendirmesi ile sol taraftan aşağıya yöneliyoruz.</font></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana" size="3">&nbsp;</font></p>

<p class="MsoNormal">&nbsp;<img align="left" alt="kütükevler" border="2" height="300" hspace="2" src="/images/upload/karagol_61.JPG" vspace="2" width="400" /></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana" size="3">Kocabeyköyü muhteşem bir yer burada Laşet’in bir tatil köyü de var. Bungalovlu filan ama biz Karagöl’e doğru yol alırken Allah’ım ne güzel manzaralar! Güzel ve asırlara meydan okuduğu her bir kütüğünden belli kütük evlerin arasından geçiyoruz. Karşı tarafta yeni doğmuş buzağılar var. Güzel bir tabiat ve güzel bir yerleşim diye kütükevler arasından seyir halinde vadiye iniyoruz. Burası Çoruh havzalarından biri. Köprülü köyünde dere kenarından yanmış bir kütükkonduya rastlıyoruz. Burası belli ki ya köyden olmayan bir uyanığın hani büyük şehirlerde vardır ya gece kondu mantığı ile hazır Karagöl yolu üzerinde bir yerim olsun mantığı ile yapılmış kütük evin tamamen yanmış halini görüyoruz. Hani öyle ya da böyle yok hükmün de mantığı ile yakılmış belli ki bir yer, yani fazla uyanık tiplere yöre halkı izin vermiyor!</font></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana" size="3">&nbsp;</font></p>

<p class="MsoNormal"></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana" size="3">Karagöl yolu asfalt ve 4x4 lere gerek duyacak bir yol değil üstelik yolun zaman zaman stabilize oluşu da gezmeyi seven insanlar için dezavantaj değil. Özel otonuzla gidebileceğiniz ve her bir kıvrımından sonra farklı bir doğaya farklı bir manzaraya ulaşacağınız harika bir deneyim oluyor. Biz Meşeli köyüne doğru yol alırken zaten sizi Karagöl’e yönlendiren levhalar sayesinden Karagöl’e ulaşıyorsunuz. Biz birkaç kar kürtüğünü zar zor aştık ama yolda kalsaydık da aşılamayacak kürtükler değillerdi. Nitekim mart ortasında Karagöl’e gidiyoruz. Yol fazla uzun değildi ve ulaştık göl girişine, önümüze bir levha çıktı. Kimin ne kadar para ödemesi gerektiğini anlatıyor. Kişi başı 3 lira, bisiklet 5, otomobil 9, küçük minibüs 27, büyük minibüs 47, otobüs 80 lira yazıyor. Şavşat Karagöl’ü Türkçe, İngilizce, Almanca, Rusça ve Gürcüce levhalar da bölgeye gelenleri bilgilendiriyor!</font></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana" size="3">&nbsp;<img align="middle" alt="ucret tabelası" src="/images/upload/karagol_71.JPG" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; width: 400px; height: 300px; float: right;" /></font></p>

<p class="MsoNormal"></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana" size="3">Tabi göle geldik ya insan göl arıyor ama yok öyle bir yer çünkü Şavşat Karagöl’ün çok az kısmı su diğer büyük kısmı ise buzdu yani beyazla kaplıydı. Biz Karagöl’e gelmiştik ama karşımız da ise bembeyaz göl vardı! Gölün kenarında erimiş buzlar ve su içerisinde oldukça fazla olan balıkları görebiliyoruz. Tabi ki bu göl ve çevresin de kuş ve balık avı yasağı var. Gölün ana balığı aynalı sazan ve akvaryumlardan tanıdığımız renkli Japon balıkları ve alabalıklar. Göl kıyısın da içinde yaz aylarında gezinti yapılan küçük kayık, bir diğeri ise göl ortasında kalmış ve buzlar çözülünce kullanılmayı bekliyor! Şavşat Karagöl, bin 660 rakımda yer alıyor. Burada mütevazi bir işletme var ve ihale ile Milli Parklar’dan alınmış, ortaklardan biri Murat Gül, izin alabilirlerse burada bir butik otel yapma planlarından söz ediyor. Şimdilik kır düğünlerinin yapılabildiğini, mevcut tesis yanın da yaptıkları beş bungalov ile de burada konaklamak isteyenlere en iyi hizmeti vermeyi amaçladıklarını söylüyor. </font></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana" size="3">&nbsp;</font></p>

<p class="MsoNormal">&nbsp;<img alt="murat gül ve karagöl" src="/images/upload/karagol_161.JPG" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: left; width: 400px; height: 300px;" /></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana" size="3">Karagöl’ün doğu yakasına gidip orada mangal yapmak istiyoruz. Fakat kar fazla olunca dönmek istediğimiz yerde kara saplanıp kalıyoruz. Neyse ki orada saplanan sadece biz değilmişiz ve daha önce de aynı manzara sık sık yaşandığı için yardıma koşanlar sayesinde kardan kurtulup zaten hazır olan piknik mekânlarından birinde beyaz göl manzarasında mangal yapıyoruz! Etleri mangala attığımda o kasabın “yağa bandırıp hazırlıyoruz değil mi” sözü geliyor aklıma, keşke diyorum ama faydası yok. Kuru et yiyoruz, sanki sisli et vardır ya ondan işte! Kasap, müşteri yoğunluğundan olacak oğlumun ısrarla istediği kekik otunu hazırlamıştı ama bize vermeyi unutmuş olmalı ki, o da yoktu etin yanın da ama zaten diğer nevalelerimizle fazlası ile doyduk.</font></p>

<p class="MsoNormal"></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana" size="3">&nbsp;</font></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana" size="3">Yüzeyi buzdan çözülmeye durmuş Karagöl’de doğa harika, fazla büyük değil ama kar ve buz kalktığında gölü çevreleyen yürüyüş parkuru filan var tabi, Çam, ladin ve köknar ağaçları ile çevrili ve akvaryum gölü de denebilir Karagöl için. İnsan bir gününü buraya ayırabilse de değer ve sıkılmaz. Ama biz hem kar ve hem de gölün buz olmasına rağmen yine de yarım günümüzü burada gayet güzel bir şekilde değerlendirebildik. Buradan yukarıya dilerseniz tabi yaz aylarında gidilebilir ancak Yedigöller bölgesine ki bu göllerden Balıklı göl, Boğa gölü, Kız gölü, kulaklıgöl ve davargölü ya da ada göller gibi ve tabi daha profesyonel geziciler için bu önerim. Biz Şavşat Karagöl’de pikniğimizi yaptıktan sonra toparlanıp dönerken tesisleri işleten Murat Gül, “Çayınız hazır” diye önümüze çıkıyor. Orada tesisin balkonunda bir demlik çayı içerek Karagöl manzarasının tadını çıkarıyoruz. Kısaca burası Cennetin Dünya’daki numunesi yerlerden biri ve amaların bile çok güzel fotoğraf çekebilecekleri bir doğaya sahip. Müthiş bir keyifle tekrar yola koyulup, bir saatte Ardahan’a varıyoruz. Ardahan’da da bu keyfi güzel bir çiğ köfte ile taçlandırıyoruz!</font></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana" size="3">&nbsp;<img alt="karagöl şavşat" src="/images/upload/karagol_211.JPG" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 400px; height: 300px;" /></font></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana" size="3">&nbsp;</font></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana" size="3">&nbsp;</font></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/cevre-ve-yasam/savsat-karagolun-beyaz-hali-h415.html</guid>
      <pubDate>Wed, 02 May 2018 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2019/03/savsat_karagolun_beyaz_hali_h415_4b08b.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ardahan’ın Azap Gölüne]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/gezigozlem/ardahanin-azap-golune-h414.html</link>
      <description><![CDATA[Ardahan’ı sabahın ilk ışıkların da gezeyim istedim, evet buzdu her taraf ama dikkatlice ağır ağır yürüyerek Ardahan Merkez Camii ön tarafındaki Çıldır çayevine vardım. Garson Mesut’tan bir çay istedim, getirdi. “Neredensin?” dedi, “Trabzon” deyince, “Bu soğukta burada ne işin var?” derken gülmeye çalışıyor ama gülemiyor meğer soğuktan dudakları çatlamış ve gülerse yarası kanayacak diye çekiniyor!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><br />
<br />
<font face="Verdana"><strong>M. Kemal AYÇİÇEK – (Ardahan) - Mart 2018 </strong><br />
<br />
<br />
<br />
Yağışlı bir akşamdı, neredeyse de bir haftadır da yağıyordu zaten. Akşam saat yirmi gibi yola çıktık ama o gece gördüğüm rüyadan bahsettim eşime, “Biraz zor olacak yolculuğumuz ama aşacağız, belki biraz sıkıntı çekeriz” deyince, “gitmeyelim o zaman” dedi ve bana baktı! O bakışı biliyorum, “ben desem de demesem de sen kafaya koyduysan gidilecek!” demekti. Ne de olsa yılların tecrübesi işte! Ben sadece, yolda sıkıntı çekebileceğimizi ve psikolojik olarak da buna hazır olması gerektiğini ima etmek için rüyayı anlatmıştım!<br />
&nbsp;</font></p>

<p><font face="Verdana"><img align="left" alt="azap gölü" border="2" height="254" hspace="2" src="/images/upload/cildir_81.JPG" vspace="2" width="400" /><br />
Batı’ya gitmektense ben hep Doğu’ya gitmeyi seviyorum. Rize’de olmazsa olmazımız, Ziraat Çay Bahçesi’nde bir demlik çay içip devam ediyoruz. Çayeli, Pazar, Ardeşen, Fındıklı, Arhavi ve Hopa’da zaman zaman sileceklerin yetişemediği yoğunlukla yağmur yağıyor ama hava sıcaklığı çok düşük de değil, mart ortası ama mevsim normalleri üzerinde bir sıcaklık var! Hopa’dan Artvin’e yöneldik, bende gizli bir heyecan var. Orada Cankurtaran dağının hemen altında kısa bir süre önce açılışı yapılan Cankurtaran tünelinden ilk kez geçeceğiz. Beş bin 228 metre uzunluğu ile Türkiye’nin en uzun ikinci çift tüplü tüneline varıyoruz. Aydınlatması, şimdiye kadar gördüğüm tüm tünellerden çok farklı, sanki gündüz ve güneşin altında geçiyorsunuz bu tüneli, müthiş keyif alıyorum.</font></p>

<p><br />
<br />
<font face="Verdana">Tüneli çıkınca zaten Borçka’ya geliyorsunuz ve burada da Çoruh nehri üzerinde yapılmış Borçka barajının kenarından ilerliyorsunuz Artvin’e doğru, kısa bir zaman sonra da zaten Artvin’de Deriner Barajına varıyorsunuz. Bu bölge, Türkiye’nin en fazla tünellerinin bulunduğu bölge aynı zamanda, öyle ki saymaya kalksanız tam anlamıyla sayamıyorsunuz bile, o derece yoğun tüneller Artvin’de. Borçka Barajı kenarındaki bir tesiste mola verip, çay içip kısa bir süre istirahat ediyoruz. Yağış burada da devam ediyor. Artvin – Şavşat yoluna Deriner barajının sol yakasından çıkıyoruz. Şavşat ve Ardahan yol ayrımına hatta Deriner Barajı uzantısı boyunca da yolların yeni ve düzgün olması, hızla yol almamızı sağlıyor. Burada annemin bir sözü aklıma geliyor, “Bu yollar, yapılmakla biter mi Allah Devletimize zeval vermesin, emek verenlerden Allah razı olsun”<br />
<br />
<br />
<strong>Kar ve Tipi</strong><br />
&nbsp;</font></p>

<p><br />
<font face="Verdana">Gece yarısı varıyoruz Şavşat’a ve ulaşıma yeni açılmış Şavşat’ın sağ yakasından geçen yoldan Ardahan’a devam ediyoruz. Şavşat’ın sırtı aşarken Yavuzköy’de hem sis ve hem de yoğun bir kar yağışı ile karşılaşıyoruz. “İşte Rüyam burayı işaret ediyor” diye aklımdan geçiyor. Araçta lastikler yeni ama kar lastiği değil, üstelik zincir de yok. Bu beni tedirgin ediyor, sis ve kar yüzünden zaten yol belli belirsiz, o nedenle de çok yavaş seyrediyoruz. Daha önceden gittiğim bir yol ve dönemeçleri ve rampalarını hatırlıyorum, bu kar yağışı ile o yolları nasıl aşarım bilemiyorum ama yine de eşime hissettirmeden çok tedbirli bir şekilde yola devam ediyorum. Şavşat- Ardahan arasında on üç bin 200 metre olarak projelendirilmiş Sahara tüneli yapılırsa bu yol Gürcistan ve Kuzey Kafkasya üzerinden gelen bütün yük hareketlerinde yeni bir devir açacak ve bölgeyi Karadeniz’e bağlayacak.<img align="right" alt="ardahan manzarası" border="2" height="266" hspace="2" src="/images/upload/cildir_31.JPG" vspace="2" width="400" /></font></p>

<p><br />
<br />
<font face="Verdana">Kocabey köyü kışlasını, sahara yaylasını, Lelvant Piknik alanını sorunsuz geçiyoruz. Buralar işte korktuğum yerler ama tüm keskin virajları çıkıp, en yukardaki virajda kalıyoruz. Altta buzlanmış yol ve üzerine taze kar yağınca da önden çekişli aracımız burada kalıyor. Biraz uğraşıyorum ama bunlar boşa uğraşlar oluyor. Orada geriye dönüp geceyi Şavşat’ta geçirmek fikrine kapılıyorum ki aşağıdan bir araç geliyor, bu araç yolu kardan temizleyen karayolları greyderi. Sağ olsun, biz demeden o bizi fark edip duruyor ve zincirini takıp bizi 300 metre kadar çekiyor, “Buradan siz devam edebilirsiniz” diyor ve bizim kaldığımız rampada yolda kalan diğer aracı çekmeye gidiyor. Biz ağır ağır çıkıyoruz Kocabey köyü yaylasına vardığımız da aşağıdaki yoğun kar yağışı yerini tipiye bırakıyor, çalışan silecekler ve camda biriken karlar buz oluyor.</font></p>

<p><font face="Verdana"><img align="left" alt="çıldır çayevi mesut" border="2" height="245" hspace="2" src="/images/upload/cildir_11.JPG" vspace="2" width="400" /><br />
<br />
<br />
Önümüzü göremez hale geliyoruz. İki bin 470 rakımlı Çam geçidine varıyoruz. Burada karayollarının bakımevi var. Yoğun tipi altın da bu yolu temkinli bir şekilde inerken ehliyetimden bir yaş küçük aracımız da böylesi bir yolculuğu ömrün de belki de ilk kez yaptığını, üzerinde, sağı ve solundaki buzlarla anlatmaya çalışıyordu! Nihayet kazasız belasız bir buçuk saat gecikme ile Ardahan’a varıyoruz. Her taraf buz tabi ama Ardahan’ın en sıcak kış mevsimiymiş bu yıl! Yani, bizi donduran o soğuk, Ardahan’ın zaten kaderi imiş ve Ardahanlılar, bu kışı bahardan bir kış gibi sayıyorlar!</font></p>

<p><br />
<br />
<font face="Verdana">Oğlumuza kavuşuyoruz, ben de ayrı bir mutluluk var! Annesini sağ ve salim olarak oğluna kavuşturdum! Çay, kahve faslından sonra yattık ama o soğuğa rağmen evde sıcaklıktan uyunmuyor! Yok yok, ben hala o yolu ve yaşadıklarımızı düşünüyorum, eşim de şoför ama atlattığımız tehlikelerin farkında bile değildi! Düşündükçe korkuyorum, yola çıkmakla yanlış yaptığımı anlıyorum! Kar ve buzlu yollarda çok gitmişliğim vardı ama böylesi bir yolculuk hiç yapmamıştım! Belki içimdeki gizli sevinçten gözlerime uyku girmedi! Güneş doğdu, sanki gece tipi yoktu, sanki o yollar hiç de zorlu yollar değildi gibi bir sakindi her yer. Ardahan’ı sabahın ilk ışıkların da gezeyim istedim, evet buzdu her taraf ama dikkatlice ağır ağır yürüyerek Ardahan Merkez Camii ön tarafındaki Çıldır çayevine vardım. Garson Mesut’tan bir çay istedim, getirdi. “Neredensin?” dedi, “Trabzon” deyince, “Bu soğukta burada ne işin var?” derken gülmeye çalışıyor ama gülemiyor meğer soğuktan dudakları çatlamış ve gülerse yarası kanayacak diye çekiniyor!</font></p>

<p><font face="Verdana"><img align="right" alt="at arabası" border="2" height="300" hspace="2" src="/images/upload/cildir_01.JPG" vspace="2" width="400" /><br />
<br />
Ardından bir at arabası görüyorum mutlu ve halinden memnun sürücüsü, yük taşımacılığı yapmaya giderken bize gülerek el sallıyor. Bir balıkçının önünden geçiyorum çoğunluğu nehir ve göl balıklarından oluşan balık koleksiyonunun yanın da kilosu on liraya sardalye balıklarına “hamsi” yazılı bir kâğıt koymuş ve sardalyeyi hamsi diye satıyor. Çevreye bakındığınız da hani büyükşehirler de Doktor tabelaları dikkatinizi çeker ya mesela Trabzon’da kunduracılar caddesi bu tür doktor tabelaları ile haberlere konu olmuştu işte Ardahan’da da istisnasız aynı tabelalar bu kez Veteriner hekimlik olarak varlar. Kura nehrinin doğduğu şehir Ardahan, adeta veteriner hekimler kenti gibi. Hava çok güzel ve ama o güneşe rağmen soğuk. Öyle ki, Görme engelli vatandaşlarımızın, bastonlarını üzerinde hareket ettirerek yolu takip etmelerine yarayan ince, uzun ve yol boyunca uzanan sarı çizgiler, plastik malzemeden olunca Ardahan gibi aşırı buzlanmanın olduğu kentler de yer yer sökülmüş, üzerine basıp kayan olmasın ve sakatlanmalar yaşanmasın diye!<br />
<br />
<br />
<br />
<strong>Çıldır gölü</strong><br />
<br />
Eve dönüyorum ve buraya gelmeden eşimin bir gün önce hazırladığı su böreği ile oğlumuzla sıkı bir kahvaltı yapıp yola çıkıyoruz. Artık Ardahan’ın da adının duyulmasında katkısı olan Çıldır gölüne gidiyoruz. Şunu belirtmeliyim, yollar mükemmeldi. Ardahan üniversitesi kampüsü, harika bir konumda yer almış, güzel ve çevreye hakim bir tepeye yayılırken ihtişamlı hizmet binalarıyla göz dolduruyor. Bu Üniversite’nin yakın gelecekte adından sıkça söz ettirecek kapasiteye ulaşacağını fiziki yapılanmasından çıkarıyorum. Ama Ardahan Üniversitesi’nin sloganı dikkatimi çekiyor, “Işığa karışın…”! İş Eğitim ve öğretim alanı olunca insan ister istemez işkilleniyor, her cümleden, her sözden, her armadan, flamadan vs..işte!<br />
<img align="left" alt="sarı cizgiler" border="2" height="245" hspace="2" src="/images/upload/cildir_21.JPG" vspace="2" width="400" /><br />
<br />
Ölçek ve Eskibeyrehantun’dan geçip Aşık Şenlik’in memleketi Çıldır’a girmeden sağ tarafımız da çok güzel bir beyaz tilki görüyoruz. Yollar güzel olunca insan buralarda gezmeye doyamıyor. Tam göl yoluna saparken bir büyükbaş hayvan kesimine rastlıyoruz. Bir iş makinasına asılı devasa bir tosundu kesilen. Oradaki bir et lokantası için her hafta böyle bir kesim yapılıyormuş, bu hayvanın canlı ağırlığı 850 kilo ve yaklaşık on dört bin liralık ederi varmış! Bura da insan ister istemez yenilen etin sağlıklı mı sağlıksız mı olup olmadığı kuşkusuna kapılıyor! Normal de bugüne dek bir iş makinası yardımı ve hızar testere ile kesimi yapılan hayvan görmemiştim ama burada bunu görüyorum. İşin resmi boyutu beni ilgilendirmiyor bile!<br />
&nbsp;<img align="right" alt="kesilen hayvan" border="2" height="300" hspace="2" src="/images/upload/cildir_41.JPG" vspace="2" width="400" /></font></p>

<p><br />
<font face="Verdana">Ne hayallerim vardı, “Çıldır gölüne gidip, kızakla tam ortasına kadar varacak ve güya buzu baltayla kıracak ve balık tutacaktım. Sonra da Çamburnu’nda ya da Yeniay limanında balık tutmanın hafifliğini, burada Çıldır gölün ’de buz kırarak, balık avlayarak üstelik bizim balıkçı Selim Genç’e de hava atacak büyük bir emek vererek taçlandıracaktım! Olmadı, kısmet değilmiş ya da zamanlamayı becerememiştim. Çıldır gölüne vardığımız da karadan 3-4 metre kadar çözülerek uzaklaşmıştı buz tabakası. Evet, Çıldır Gölü’nün yine çok büyük bölümü buzdu ama o buza ulaşmak için kara ile bağı olan buz yoktu, çünkü artık göl, kendine geliyordu!<br />
&nbsp;</font></p>

<p><br />
<font face="Verdana">Yanı soğuktan donmuş(!), buz tutmuş koskoca Çıldır gölünün tüm yüzeyini kaplayan, o her yıl Gazeteler de, sonra Tv’ler de ve en son da Youtube video kanallarındaki “buzda Çıldır gölü balık avı” belgeselleri seyretmeyenimiz kalmamıştır. İşte bu yıl biz de kendi gözümüzle kendi gücümüzle Çıldır’da balık avlayalım diye hayal kurup yola koyulmuştuk. Baba-oğlu balık avlamış lığımız vardı nasılsa, balık oltalarımız da hazırdı ama o fırsatı ne yazık ki bulamadık! Şaka şaka..<img align="left" alt="çıldır gölü" border="2" height="266" hspace="2" src="/images/upload/cildir_61.JPG" vspace="2" width="400" /><br />
&nbsp;</font></p>

<p><br />
<font face="Verdana">Çıldır gölü, kenarında iki kayık vardı ama o buz tutmuş Çıldır gölü baharın ilk günleri ile üzerindeki yükten kurtuluyordu. Biz de sadece göl çevresinde biraz araçla gezinti yapıp, Çıldır gölünden ilham alan Gölebakan köyü de dahil birkaç fotoğraf çekiyoruz. Eğer, böylesi dev bir göl ve çevresindeki sulak alanlar varsa yeşil ördek başta olmak üzere işi bilen avcılar için bu bölgenin ne anlam taşıdığı anlaşılabilir! Çıldır Gölü, Ardahan ve Kars il sınırları içerisinde bulunuyor. Yüz 23 kilometre kare alanı ile Doğu Anadolu Bölgesi'nin en büyük tatlı su ve en büyük ikinci gölü. Deniz seviyesinden bin 959 metre yükseklikte bulunan tektonik gölün en derin noktası ise 42 metre.<br />
&nbsp;</font></p>

<p><br />
<strong><font face="Verdana">Çıldırlı Aşık Şenlik</font></strong></p>

<p><br />
<br />
<font face="Verdana">Tekrar Çıldır’a döndük, zaten küçük bir yer. Araçlara meydan okuyan Kazlarının efelenmelerine gülsek de o sevimli hayvanlar, bizi ürkütmedi değil! Şehrin meydanın da Aşık Şenlik heykeli ve yazıtları vardı. Âşık Şenlik, Ardahan ilinin Çıldır ilçesinin Suhara (Yakınsu/Şenlikköy) beldesinde doğmuş. (Çıldırlı Aşık Şenlik 1850-1913) Babası Molla Kadir, annesi Zeliha’dır. Asıl adı Hasan’dır; bununla beraber Türkiye ve Azerbaycan sahasında Hasan adıyla değil, Âşık Şenlik adıyla şöhret bulmuştur. Türk edebiyatına 180 kadar şiirin yanı sıra üç de güzel hikâye (Latif Şah, Salman Bey, Sevdakâr Şah) bırakan Şenlik’in şiirleri arasında yer alan divanî, koşma, destan, geraylı ve sicillemeleri yeniliklerle doludur. Şiirlerinde Terekeme/Karapapak ağzının izleri ağırlıklıdır. O, bir âşıkta bulunması gereken bütün özelliklerin tamamına sahiptir, atışma yapmada başarılıdır, muamma çözmede ustadır, doğaçlaması çok güçlüdür. Türkiye’de âşık kolu, Azerbaycan’da âşık mektebi, Güney Azerbaycan’da, âşık muhiti adı verilen okulun en başında kendisine yer bulmuştur. Onlarca çırak yetiştirmiştir. Çıldırlı Âşık Şenlik’in şiir ve hikâyeleri sadece Türkiye’de değil, Azerbaycan ve İran’da da bilinmektedir. 1913 yılında bir mecliste mat ettiği âşıklar tarafından kendisine içirilen zehirli bir şerbet yüzünden vefat etmiştir”<br />
&nbsp;</font></p>

<p><font face="Verdana"><img align="right" alt="açık şenlik heykeli" border="2" height="294" hspace="2" src="/images/upload/cildir_71.JPG" vspace="2" width="400" /><br />
Çıldır meydanında yer alan Aşık Şenlik heykelindeki beytler şöyle;</font></p>

<p></p>

<p><br />
<font face="Verdana">“Ehli İslam olan işitsin bilsin,<br />
Can sağ iken yurt vermeyiz düşmana,<br />
İsderse uruset ne ki var gelsin,<br />
Can sağ iken yurt vermeyiz düşmana”,</font></p>

<p><br />
<font face="Verdana">---<br />
“Sefil Şenlik aha düşüb aşk ucundan zardadı,<br />
Ol Huda’nın bir nişanı en ibtida nurdadı,<br />
Can gurban olsun Çıldır’a edep erkan ordadı,<br />
Diyarı Gurbet ellerde gadir bilen görmedim”,</font></p>

<p><br />
<font face="Verdana">----<br />
“Hulus-i kalb ile bilsen fikrimi,<br />
Men Allah’dan al osman’ı isderem,<br />
Merhamet sahibi irahmi gani,<br />
Nesli Mürsel Hükm-i hanı isderem”,</font></p>

<p><br />
<font face="Verdana">----<br />
“Şenlik diyer guduretten hak badesini içmişem,<br />
Talatınan gayza gelip derya kimi coşmuşam,<br />
O sebepden apdal olup bu diyara düşmüşem,<br />
Mekanım Çıldır sancağı meskenim saharadı”</font></p>

<p><br />
<br />
<font face="Verdana"><strong>Azap gölü</strong><br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Çıldır Aktaş sınır kapısına varıyoruz. Burası Aktaş gölü kıyısında yeni yapısı ile Türkiye – Gürcistan arasındaki sınır kapılarından biri. 1 Mart tarihine kadar Ardahan ve çevresindeki tüm araçların akaryakıt almak için kuyruklarda saatlerce beklediği sınır kapısıydı. Fakat, Gürcistan’ın 1 mart itibarı ile Türkiye’den gelen araçlara zorunlu trafik sigortası uygulamasını başlatması ile o akaryakıt almak için Gürcistan’a geçişler de durulmuş. Aşırı soğuk olan bu bölgede mazot ya da lpg yerine genellikle benzinli araçlar kullanılıyor ve Gürcistan’dan akaryakıt alma işi buradaki sürücülerin rutin işi haline gelmişti ama sigorta olayı, bu durumu kısmen ortadan kaldırmış görünüyor. Tabi bu da Ardahanlıların moralini oldukça bozmuş ve üzmüş.<br />
<img align="left" alt="Çıldır Aktaş Gümrük kapısı" border="2" height="254" hspace="2" src="/images/upload/cildir_91.JPG" vspace="2" width="400" /><br />
&nbsp;</font></p>

<p><br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<font face="Verdana">Türkiye – Gürcistan sınır bölgesindeki yüksek platoda yer alan yarısı Türkiye ve diğer yarısı da Gürcistan’a ait olan Aktaş Gölüne gitmemek olmazdı. Göle gitmek derken bir kısmı kayalık on iki küçük ıssız adanın bulunduğu Sığ bir tektonik, soda yoğunluğu oldukça yüksek göl olan Aktaş, diğer isimleri ile Hozapin, Karsak ya da Azap gölü, başta Akpelikanlar olmak üzere kadife ördek, angıt, uzunbacak, karabatak’ın üreme alanıdır. Göl çevresi askeri bölge statüsüne sahip olduğundan sadece sportif olta balıkçılığı yapılabiliyor. Ama Aktaş gölü manzaralı güzel fotoğraflar elde edebilir ve hemen göl kenarında bulunan Aktaş Sınır kapısından da isterseniz Gürcistan’a geçebilirsiniz. Biz de sınır kapısına kadar varıp, çevreyi gezdikten sonra gün akşama dönmek üzereyken buradan 55 kilometre uzaklıktaki Ardahan’a geri dönüyoruz.<br />
<br />
<br />
&nbsp;</font></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/gezigozlem/ardahanin-azap-golune-h414.html</guid>
      <pubDate>Sat, 14 Apr 2018 23:27:31 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/11/ardahanin_azap_golune_h414_183aa.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Trabzon’dan Kutaisi’ye Yolculuk!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/gezigozlem/trabzondan-kutaisiye-yolculuk-h413.html</link>
      <description><![CDATA[Kutaisi veya Kutais,  200 bin nüfusu ile Gürcistan’ın ikinci büyük kenti. Ülkenin batı bölümün de, İmereti bölgesinde yer alan ve bu bölgenin en büyük kenti. Tiflis&#039;e uzaklığı yaklaşık 221 kilometre olan Kutaisi’de bir gece kaldım. Daha önce Tiflis ve Batum’da kalmışlığım vardı. Burada da polis, her yerde karşınıza çıkabiliyor. Fakat mesela sokaklarında içki içilmesine polis pek ses çıkarmıyor oysa Tiflis ve Batum’da park veya caddelerde bira içilmesi yasak. Hatta para cezası var. Tiflis’te sokakta alkol almanın cezası 200 lari, yani 300 lira gibi idi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p class="Standard"><span style="font-family:" verdana="">&nbsp;</span></p>

<p class="Standard"><span style="font-family:" verdana="">&nbsp;</span></p>

<p class="Standard"><span style="font-family:" verdana="">&nbsp;</span></p>

<p class="Standard"><span style="font-family:" verdana="">M. Kemal AYÇİÇEK / Kutaisi&nbsp; /&nbsp; Ocak 2018</span></p>

<p class="Standard"><span style="font-family:" verdana="">Trabzon’dan gece saat 03.00’te yola çıktım, sarp sınır kapısında fazla beklememek için aslında Batum niyeti ile gidiyordum. Sabaha karşı saat 05.00 suların da Hopa’dan, Kemalpaşa’ya giden ve otostop çeken birini aldım araca, onun fikrine de uyarak Batum’dan Kutaisi’ye gitmeye karar verdim. Kutaisi'ye bir ay içerisin de ikinci kez yalnız gidiyorum. </span></p>

<p class="Standard"><span style="font-family:" verdana="">Çayeli'ne sabahçı bir marketten zeytin, kaşar peyniri, süt, çikolata ve kavurma aldım. Daha önce de sevdiğim bir fırından pide ve lavaş almıştım. Gürcistan'da her ne kadar onların peynirlisi Haçapuri'den yemişliğim olmuşsa da “ya bulamazsam”&nbsp; kaygısı ile tedbirli olayım istedim. Bu gezim de bir kaç gün kalma niyetindeyim. Pazar’dan da Rize simidi alıyorum tabi ve iyi ki de almışım, bir şey görüyorsunuz yiyebileceğiniz ama yağ ya da yanın da et görünce hele de yolda domuzları gördükten sonra insan kaygılanıyor! Zaten eti sevmem, suyu da olsun yemek istemem! Türk lokantaları var elbette ama dedim ya et suyuna bile tahammülüm yok ki, Gürcistan’da da etsiz yemek yok!<img alt="ureki balık pazarı" src="/images/upload/kutais_0071.JPG" style="float: right; width: 400px; height: 300px;" /></span></p>

<p class="Standard"><span style="font-family:" verdana="">Kutaisi için yola girdiğim de Batum’da sabahın erken saatleri idi. Tam aydınlanmamış ve soğuk sabah esintisin de Okula giden çocuklarla, çalışmaya giden çoğu yaşlı erkek ve kadınlar, yol kenarlarında otobüs veya dolmuş bekliyorlar. Gerek Batum’da ve gerekse Kutaisi yolu boyunca otostop yapanlar için çoğunlukla durdum ve yolcu aldım.Onlarla konuşmaya çalıştım. Gençler, genellikle Türkiye’yi özellikle Ordu ve Rize’yi biliyorlar ve kimi fındık kimileri de çay toplamak için Türkiye’ye gelmiş ya da gelmek isteyen insanlardı. Dolayısıyla da Türkiye’ye gelenler, bir kaç cümle de olsa Türkçe konuşabiliyorlardı.</span></p>

<p class="Textbody"><span style="font-family:" verdana="">Sabahın o erken saatlerin de Batum’dan sonra Makhinjauri, Sakhalvasho, Chakvi, Buknari, Tsikhisdziri kasabalarını geçip, Acara’nın Antalya’sı olarak nitelendirilen Kobuleti’ye varıyorum. Kobuleti’den Kutaisi’ye üç ayrı güzergâh var. Aracım da navigasyon ya da haritam vs. yok ve tabelalar da sadece Gürcüce yazıldığından diğer alternatif yollara göre daha uzun olan Üreki- Poti- Senaki- Mukhurcha- khoni- Kutaisi yolunu kullanıyorum! Zaten yakıt ucuz ve bende gezideyim, yolun uzunluğu ya da kısalığı sorun değil!</span></p>

<p class="Textbody"><span style="font-family:" verdana="">&nbsp;<img align="left" alt="yol boyunca sığır ve domuzlar birlikte otluyorlar" border="2" height="278" hspace="2" src="/images/upload/kutais_0011.JPG" vspace="2" width="400" /></span></p>

<p class="Textbody"><span style="font-family:" verdana="">&nbsp;</span></p>

<p class="Standard"><span style="font-family:" verdana="">&nbsp;</span></p>

<p class="Standard"><span style="font-family:" verdana="">&nbsp;Aslında bu yolu bir ay içerisinde ikinci kez yalnız başıma gidiyorum. Tabi yol tabelalarından tam olarak hangi güzergâhı takip edebileceğinize karar veremiyorsunuz. Yolda otostop çekenlerin verdiği bilgilerle devam edebiliyorsunuz. Kobuleti’den sonra mesela Ochkhamuri’den Ozürgeti veya Üreki- Lanchkhuti -Samtredia güzergâhları var. Normal de Lanchkhuti yolu daha kısa ama ben, Supsa’dan otostop çeken Yaşlı birinin Poti’ye gidiyor olmasından dolayı o güzergâhı seçmişim. Yani, otostopçunun yanıltması sonucu ve böylece de Poti’ye varıncaya kadar yaşlı adamla tek bir kelime konuşup anlaşamıyoruz, birer robot gibiyiz ve ineceği zaman bana cebinden çıkartıp iki mandalina verip, iniyor. Ben de onun sayesin de Poti’yi tanımış oluyorum.</span></p>

<p class="Standard"><span style="font-family:" verdana="">&nbsp;</span></p>

<p class="Standard"><span style="font-family:" verdana="">&nbsp;</span></p>

<p class="Standard"><span style="font-family:" verdana="">&nbsp;</span></p>

<p class="Standard"><span style="font-family:" verdana="">Poti, Karadeniz kıyısında bir liman şehri, çevresi bataklıklarla dolu. Gürcistan’ın 50 bin nüfuslu bir liman şehri. Karadeniz'in doğu sahilin de ve ülkenin batısındaki Samegrelo- Zemo Svaneti bölgesinde bulunuyor. Antik Yunanistan kolonisi Phasis'in yerleşim yeri yakınlarında kurulduğundan adını da oradan alıyor. Tren katarını görüyorsunuz, oldum olası severim treni. Batum – Poti arasında geçiyor beni, durup bir süre izliyorum treni. Hem sesini hem varlığını çok seviyorum trenin, yıllar önce Sakarya’dan Ankara’ya gitmiştim trenle, belki de ondandır trene olan sevgi ve saygım.<br />
<img align="right" alt="domuzlar,insanlarla barışıklar caddeler de!" border="2" height="300" hspace="2" src="/images/upload/kutais_0061.JPG" vspace="2" width="400" /></span></p>

<p class="Standard"><span style="font-family:" verdana="">Hani film platolarında vardır ya iki tarafı düzgün ağaçlı yollar, hele de tam bir Sonbahar’da ise yolculuğunuz nefis manzarasına doyamıyorsunuz bu&nbsp; güzergahın. Dönerken de arıyorum bu manzarayı ama bulamıyorum çünkü bu kez asıl yoldan dönüyorum. Kutaisi’den&nbsp; Samtredia’ya varıyorum. Burası da tam bir tatil ve keyifli yaşam sürenlerin kenti görünümünde bir yer. Poti’de akaryakıt ve demir yoğunluklu sanayi kirliliği, burada yok. Caddeleri düzgün, insanları sakin ve trafik yoğunluğu yok.Diğer kentlere göre burada araçlar, daha düzgün kullanılıyor. Genel de Gürcistan’da çok sert araç kullanılıyor, hele yağmur varsa yollar da düzgün gidebilmek maharet gerektiriyor.</span></p>

<p class="Standard"><span style="font-family:" verdana="">&nbsp;</span></p>

<p class="Standard"><span style="font-family:" verdana="">Kutaisi yolunda sağ ve sol tarafta gayet düzgün bir şekilde kendine mahsus çitlerle çevrili ve en fazlası iki katlı olan evler dikkatinizi çekiyor. Bahçelerinde küçük ve büyük baş hayvanlar var ama bizim dikkatimizi çeken yol kenarlarında yiyecek arayan evcil beyaz domuzlar oluyor. Domuzlara fotoğraf çekmek için araçtan indiğim de domuzların saldırıp saldırmayacağı konusunda tedirgin oldum ama boğazlarında olan kasnaklardan evcil olduklarını ve saldırgan olsalar, zaten sokağa salınamayacaklarını düşünüp, o tedirginlikten kurtuldum!</span></p>

<p class="Standard"></p>

<p class="Standard"><span style="font-family:" verdana="">Kutaisi veya Kutais,&nbsp; 200 bin nüfusu ile Gürcistan’ın ikinci büyük kenti. Ülkenin batı bölümün de, İmereti bölgesinde yer alan ve bu bölgenin en büyük kenti. Tiflis'e uzaklığı yaklaşık 221 kilometre olan Kutaisi’de bir gece kaldım. Daha önce Tiflis ve Batum’da kalmışlığım vardı. Burada da polis, her yerde karşınıza çıkabiliyor. Fakat mesela sokaklarında içki içilmesine polis pek ses çıkarmıyor oysa Tiflis ve Batum’da park veya caddelerde bira içilmesi yasak. Hatta para cezası var. Tiflis’te sokakta alkol almanın cezası 200 lari, yani 300 lira gibi idi.</span></p>

<p class="Standard"><span style="font-family:" verdana="">&nbsp;</span></p>

<p class="Standard"><span style="font-family:" verdana="">&nbsp;<img align="left" alt="Gürcistan Parlamentosunun modern  binası Kutaisi' de bulunuyor" border="2" height="300" hspace="2" src="/images/upload/kutais_0031.JPG" vspace="2" width="400" /></span></p>

<p class="Standard"><span style="font-family:" verdana="">Kutaisi’de bir otelde sekreterlik yapan Josef, Kutaisi’de park veya caddeler de içki içilmesine polisin müdahalesinin olmayışını bu kentin turistik bir şehir olmamasına bağlıyor. Tiflis ve Batum turistik anlamda daha bilinen şehirler ve oralarda yasak olan içki, burada o kentlerdeki gibi sorun olmuyor!</span></p>

<p class="Standard"></p>

<p class="Standard"><span style="font-family:" verdana="">Kutaisi’de Tiflis ve Batum’daki kadar dil konusunda rahat olamıyorsunuz. Tiflis ve Batum’da Türkçe bilenlere rastlamak mümkün ama bu şans Kutaisi’de pek yok! Belki yağmurlu bir günde Kutaisi’de olmam, şehrin tüm detaylarına vakıf olmamıza engel oldu ama birisine gidilecek nereler var dediğiniz de de size “şuraya gidebilirsiniz, burası önemlidir” diyemiyor! </span></p>

<p class="Standard"></p>

<p class="Standard"><span style="font-family:" verdana="">Jozef, çalıştığı Uluslararası otelde günlük 20 lari yanı 30 lira aldığını söylüyor ve Türkiye’de çay veya fındık toplama ücretinin 100 lira, yanı 66 lari olduğunu öğrenince o da Türkiye’ye çalışmak için gelmek istediğini söylüyor. Ne de olsa orada, kutaisi’deki günlük ücretin tam üç katı bir ücret alabileceğini bunun da cazip olduğunu ifade ediyor. Aslın da sadece Jozef değil tabi, gençlerin ve hatta orta yaşlıların bile çalışmak için Türkiye’ye gelmekte istekli olduklarını gözlemliyoruz. Batum’da bir tamirci olan Müslüman Gürcü Temur, “Ben çay ve fındık işinin dışında olmak üzere gelebilirim çalışmaya, O işlerde çalışmak istemem” diyor.</span></p>

<p class="Standard"><span style="font-family:" verdana="">&nbsp;</span></p>

<p class="Standard"><span style="font-family:" verdana="">Gezi turları var, kişi başına 0-8 yas ucretsiz,8-12 yaş için 25 gel(lari) ,büyükler içinse 30 lari olan Motsameta monastery, Gelati Manastırı, Sataplia cave,Prometheus mağarası, martvili kanyon, okatse kanyon, kinchkha şelalesi gibi yerler gezilebilir. Tabı burada taksiler oldukça ucuz sayılabilir. Kutaisi’de Tiflis ve Batum’a göre alkollü içecekler de alkolsüz içeceklerle hemen hemen aynı fiyata satılıyor. Ha Cola almışsınız ha bira fark etmiyor!.</span></p>

<p class="Standard"><span style="font-family:" verdana="">&nbsp;<img align="right" alt="Gürcistan'da genellikle yapılan iki katlı" border="2" height="300" hspace="2" src="/images/upload/kutais_0041.JPG" vspace="2" width="400" /></span></p>

<p class="Standard"><span style="font-family:" verdana="">Sık sık polis araçları ile geçişiyoruz. Gürcistan’da araçlarda hem sürücü ve hem de ön koltukta oturanın kemer takmasına çok özel önem veriliyor ve polisler, kemer takılmamasını affetmiyor. Kemer takmadığınız da 40 lari, yani 60 lira para cezasını anında yiyorsunuz ve çıkışta da bu cezayı ödüyorsunuz! Yani ben ödedim de öyle çıktım yoksa bir ay süreniz var!</span></p>

<p class="Standard"></p>

<p class="Standard"><span style="font-family:" verdana="">Dönüş yolunda Üreki’ye vardığım da yol kenarına dizilmiş balıkçılarla karşılaştım. Deniz ve göl ya da akarsu balıkları her biri bir arada ve balıkları seyretmeye doyamıyorsunuz! Benim Türkiye’de görmediğim balıklar hem de taze olarak buradaki halk pazarında canlı olarak satılıyor. Yol üzeridir diye belki biraz abartılı fiyat çekiyorlar ama pazarlık yaptığınız da Türkiye’deki fiyatların çok altında balık alabiliyorsunuz. Tamam, kefal, kalkan, somon, alabalık, izmarit, sazan gibi tanıdık balıkların yanın da mersin balığı gibi bizdeki gözden uzak balıkları da görmek mümkün!</span></p>

<p class="Standard"><span style="font-family:" verdana="">&nbsp;</span></p>

<p class="Standard"><span style="font-family:" verdana="">Buradaki balıkçılar da sadece balık ta yok yeşil ördekler, çulluklar, bıldırcın ve ördekler de tezgâhlarda satıştalar. Üç yeşil ördek 75 lari, yani 115 lira, kalkanın kilosu 30 lira, kuzu gibi 15 kiloluk balığın tamamı 300 lira gibi. Mersin balığı ve diğer balıklar da gayet uygun fiyata satılıyor. Balık almasanız bile balık özleminin görsel anlamda bir güzel gideriyorsunuz. Gezinin özel araçla yapılıyor olması tabi bu tarz güzelliklerle insanı karşılaştırıyor. Bu tarz gezilerin de en hoş yanları bu tür gözlemler oluyor. </span></p>

<p class="Standard"><span style="font-family:" verdana="">&nbsp;</span></p>

<p class="Standard"><span style="font-family:" verdana="">&nbsp;<img align="left" alt="Ureki'deki balık pazarında sadece balık yok yeşil ördekten çulluğa kadar çeşit var" border="2" height="300" hspace="2" src="/images/upload/kutais_0051.JPG" vspace="2" width="400" /></span></p>

<p class="Standard"><span style="font-family:" verdana="">Bu güzel Pazar yerinden ayrılıp, yola devam ederken yol kenarında bu kez Gürcistan’ın el yapımı şaraplarını satan bir tezgâha rastlıyorum. Şarap fiyatlarını öğrenmek istiyorum. 10 litrelik su bidonuna konulmuş kırmızı şarabın fiyatını soruyorum. Tezgâhtar orta yaşlı bir bayan “35 lari”&nbsp; diyor, yani 53 lira, fakat bidonların üzerlerine daha önceden yazılmış rakamlar dikkatimi çekiyor.5 litrelik şarabın üzerinde 15 lari, yani 23 lira yazıyor. Benim fiyatını sorduğum şarabın kapağında da 25 lari, yani 38 lira yazıyor. Bayana onu gösteriyorum, mahcup oluyor, yüzü kızarıyor ve bu kez 23 lari’ye razı oluyor, ben de 35 liraya alıyorum o, on litrelik kırmızı şarabı!</span></p>

<p class="Standard"><span style="font-family:" verdana="">&nbsp;</span></p>

<p class="Standard"><span style="font-family:" verdana="">&nbsp;Aslında bu bir risk, çünkü gümrükte bu sorun oluşturabiliyor tabi. Gümrükte Rakı, veya viski ise tek şişeye izin veriliyor, şarap veya votka da dahil el yapımı da olsa bunlara izin verilmiyor. Gümrükte balık, tabi kasa değil de üç-beş kiloya kadar da sorun olmuyor. Gürcistan’da insanların doğallığını seviyorum. Yapmacıklıkları yok! Gözü açıklar yok değil ama onlar da zaten kendilerini ele veriyor. Orada Emekliler, ayda 200-260 lari, yani 300-400 lira arasında maaş alabiliyor. Belki bir paket sigara 4 lari, yani 6 lira ama yoksulu tam yoksul, zenginleri de tam zengin!</span></p>

<p class="Standard"><span style="font-family:" verdana="">&nbsp;</span></p>

<p class="Standard"><span style="font-family:" verdana="">&nbsp;</span></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/gezigozlem/trabzondan-kutaisiye-yolculuk-h413.html</guid>
      <pubDate>Sun, 25 Feb 2018 21:59:02 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/12/trabzondan_kutaisiye_yolculuk_h413_2f57e.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ardahan&#039;da Kura Nehri Hangi Yönde Akar?]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/ardahan-da-kura-nehri-hangi-yonde-akar-h412.html</link>
      <description><![CDATA[Bir hayırlı iş için yani Ardahan’ın 15 Temmuz Şehitler Anadolu lisesi öğrencilerine bir büyük hediye götürmek için sabahın saat 02.20’sinde Trabzon’un Araklı ilçesinden yola koyulduk. Sakıbey ve muco var yanımız da bir de o Ardahan’ın şanslı öğrencilerinin hediyesi ile.. Güzel bir seyahat vakti, amacımız sabahın ilk ışıklarından itibaren gün boyu güzel fotoğraflar da çekebilmek sadece hediyeyi yerine ulaştırmak değil tabi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal"><strong>M. Kemal AYÇİÇEK -&nbsp; Temmuz 2017 </strong><o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal">Bir hayırlı iş için yani Ardahan’ın 15 Temmuz Şehitler Anadolu lisesi öğrencilerine bir büyük hediye götürmek için sabahın saat 02.20’sinde Trabzon’un Araklı ilçesinden yola koyulduk. Sakıbey ve muco var yanımız da bir de o Ardahan’ın şanslı öğrencilerinin hediyesi ile.. Güzel bir seyahat vakti, amacımız sabahın ilk ışıklarından itibaren gün boyu güzel fotoğraflar da çekebilmek sadece hediyeyi yerine ulaştırmak değil tabi.<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal">Karadeniz sahil yolu, o saatlerde boş ve gayet güzel bir hava var, gündüzleri insanı terleten hava yerine gökyüzünün bulutlarla kaplı olduğu, ha yağdı yağacak dedirten bir hava rehavetinin serinliği ile Rize Pazar’a vardık.&nbsp; Orada saate bakmadım ama gün açmamışken Yeni şafak fırının da Rize’nin o meşhur(Bilenler için tabi) simitlerinin tam da fırından çıkma saatleri. Fırına vardık, 20 simit ardından kaşar peyniri, ayran ve bir meyve suyu alıp o simitleri taze taze yiyerek yolumuza devam ettik. Ne büyük keyif Allah’ım!<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;<img align="right" alt="ardahan" border="3" height="300" hspace="2" src="/images/upload/image/ardahan/adh_8.JPG" vspace="2" width="400" /></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal">O simitlerden ben tam yedi tane yerken ön koltukta oturan Sakıbey sadece bir simit yiyiverdi. Muco ve hediyemiz arka koltuklardalar, onlar uyuyor numarası yapıyormuş! Sonradan öğrendim tabi. Muco, benim simit yiyişimden iştahlanmış ama Sakıbey, onlar uyuyorlar diye simit ikramı yapmamıştı onlara ama bende onları uyuyor sanıyordum meğer sadece hediyemiz uyuyormuş!<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal">Ben simit için Pazar’da durduğum da Sakıbey, “hadi sen al gel” demişti ama dayanamayıp ardımdan Fırına geldi, aldığım simitleri fazla bulup “ne yapacaksın bu kadar simiti oğlum?” diye de sitem etti! Ama o&nbsp; susamı olmayan simitler, Rize’nin sanki insanının saf ve temizliğini ima eder haliyle özdeşleşmiş, katıksız (Susamsız) halini bir eksiklik olarak görmüş, “İnsan bir simit yer iki üç simit aynı anda yenmez” ön yargısıyla olaya bakmıştı. Ama bu Rize simidi ve bir insan eğer özlemişse hele o simitten bıkmadan tam on tane bile ardı ardına yiyebilir bunu bilmiyordu Sakıbey!<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal">Simitler, uykusuzluğuma derman olmuştu. Soluğu Borçka’da aldık ama çayımızı Şavşat’a varmadan ama çok yakınlarındaki Soğuksu dinlenme tesislerinde içebildik.&nbsp; Artvin’in Deriner barajı kenarından geçmiştik ama o saatlerde bir tek açık yer bulamamıştık ve Ardahan’a da mesai saatinin başlangıcında yetişmek istiyorduk. Yol boyunca özellikle Müco’nun&nbsp; gönlü olsun diye gerekli ya da gereksiz bir çok yerde duruyor, onun fotoğraf çekmelerine sabırla katlanıyorduk!<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;<img align="left" alt="savsat" border="3" height="300" hspace="2" src="/images/upload/image/ardahan/adh_7.JPG" vspace="2" width="400" /></o:p></p>

<p class="MsoNormal">Şavşat’ın müthiş manzaralı köylerinden geçerken yalancı cennetteymişsiniz gibi bir hisse kapılıyorsunuz. Allah, o yöre insanına müthiş bir lütufta bulunmuş ve muhteşem bir doğayı adeta sadece o insanlara bahşetmişti! O yöre insanı da o doğanın güzelliklerini sanki kendi bünyelerine nakşetmişçesine her bireri ayrı bir değer ile hüsnü kabullüler. Bunu çocuğundan en yaşlısına varıncaya kadar gözlemleyebiliyorsunuz! Şavşat’ı geçtik, artık dağlara tırmanıyoruz. <o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal">El değmemiş doğanın her türlü hünerini sergilediği ormanlardan geçiyor, ahenkli virajlarla tepelere tırmanıyoruz. Orada Orman Bakanlığı’nın kampları var, Karagöl-Sahara Milli Parkı’nın bir bölümünden geçiyoruz sadece ama doğası, insanı büyülüyor. Şavşat Ardahan yolu, tam anlamıyla bir piknik ve mesire alanı adeta, bayılıyoruz.<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal">Rakımı 2 bin 470 metre olan Çam geçidini devirip&nbsp; Ardahan havzasına inerken yol mükemmel ve manzara harika, çevredeki çiçekler ve arıcılar zaten size her şeyi anlatıyor. Çok uzaktan bir nehir, koskoca vadide gözünüze alıyor. O nehir, Kura Nehri işte, Türkiye'de Ardahan Göle dolaylarından doğarak Gürcistan'ın başkenti Tiflisten geçerek Azerbaycan'ın Sabirabad şehrinde Aras Nehri ile birleşerek Neftçala Rayonu'nda Hazar Denizi'ne dökülüyor.&nbsp; Ardahan’a vardığınız da üzerinden geçtiğiniz köprü, Kura nehri üzerindeki köprüdür vesselam!<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;<img align="right" alt="kura nehri" border="3" height="231" hspace="2" src="/images/upload/image/ardahan/adh_11.JPG" vspace="2" width="400" /></o:p></p>

<p class="MsoNormal">Bizde o nehirden geçtik ve doğruca 15 Temmuz Şehitler Anadolu lisesine yöneldik ve o lisenin sabah saatlerinde hediyesini vermek üzere müdürü Emrah bey ile tanıştık. Müdür, halim selim bir insan ve Ardahan’ın yerlisi zaten ve eşi Göle’de olduğundan sürekli Göle- Ardahan arasında gidip gelip görev yapıyor. O iyi insan bizi Spor lisesi müdürü Faruk Balcı ve yardımcısı ile tanıştırdı. O liseye gidip iki semaver bitirinceye kadar çay ve pasta (Rize simidi ve Ardahan pastası) muhabbeti yapıp, Ardahan’ı keşfe çıktık. Ama o nehir, yani Kura nehri kafamızı allak bullak etti, abi kardeş bizi birbirine düşürüverdi. Yok o tarafa akar, yok yok bu tarafa akar diye iddialara tutuştuk iyi mi?<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal">İyi de nehre bakan ve azıcık doğa bilgisi olan herkes, o coğrafyaya bakıp&nbsp; akıl ve mantık yürüttüğü zaman kura nehrinin Ardahan’da dağlardan yani doğuya değil de batıya akması gerektiğini düşünür. İşte orada bir yanılgı oluşuyor. Karadeniz’de tüm akarsuların kuzeye aktığına alışmış gözler, orada da aynı düşünceye kapılıyor ama insan aklı burada biraz bocalıyor. Nitekim oldu da, Yunus Emre Lisesi’ndeki okul müdürü Özgür bey ile mesai yaparken tanıştığımız rehber öğretmeni Burak Hasançebi,&nbsp; Kura nehrinin akış yönü ile alakalı düşüncelerini anlatınca nehre bakışımızı biraz daha ciddiye aldık!<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal">Burak öğretmen bize, “o gördüğünüz ova var ya o ova kışın sular altında kalıyor ve bataklık, zaten o yüzden oraya evler yapılmıyor” diyor biz sonra o Kura Nehri’nin Ardahan’dan geçtiği bölümün kıyısına yanaşıp, nehri seyre koyulduğumuzda oradaki doğa olayına şahit oluyoruz. Çünkü koskoca ovada bir tek bina ve yapı yok hepsi de daha kenar ve köşedeler, oysa yapı simsarları için yaz ayları o ovalar bulunmaz birer hint kumaşı gibi binalarla örülecek alanlar ama işte o tür fırsatçılara Kura nehri, kendi kurallarınca yasak koyuyor ve yapılaşmayı önlemiş oluyor!<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal">Ardahan terminalinin tam arkasından akan Kura Nehri’nin kenarına geçtik. Sakıbey ve Muco ile “bu nehir ne tarafa akıyor?” diye bir iddiaya tutuştuk. Aslında hepimiz o rehber öğretmeni Burak’ı dinlemiştik ama Nehir kıyısına gelince o dinlediklerimizin tam anlaşılamadığı ortaya çıktı. Sakıbey ve Muco, Nehrin batıya aktığını iddia etti bense hayır tam tersi Doğu’ya akıyor dedim, burada tartıştık. Ama onları ikna etmek için nehre bir meta atıp onu takip edelim dedik. Önce ben bir parça attım ama suya gömüldü. Bu kez Sakıbey, “tamam al şu bitmiş bir sigara kutusunu at bakalım nehre” dedi, aldım ve attım. Rüzgarın oluşturduğu dalgalar, tam batıya doğru yani&nbsp; Sakıbey ve Müco’nun işaret ettiği yöne doğru etkililer!<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;<img align="left" alt="kura nehri hangi yönde akar" border="3" height="300" hspace="2" src="/images/upload/image/ardahan/adh_9.JPG" vspace="2" width="400" /></o:p></p>

<p class="MsoNormal">Az sonra o suya attığımız sigara paketi Doğu yönüne gitmeye başlayınca Sakıbey, “O sigara paketi, fizik kurallarına aykırı hareket ediyor” dedi, ardından sigara paketi iyice yol alınca “Nasıl olur, bu nehir akması gereken yönün tam tersinde, akla ve mantığa aykırı hareket ediyor” diyerek, savlarının boşa çıkmasına kılıf aramaya başladılar. Kura nehri, düz bir ova gibi olan Ardahan’da sanki aklın öngörüsüne tam zıt olarak tersine yani doğuya akıyordu! Oysa Karadeniz de biz derelerin, ırmak ve nehirlerin hep kuzeye aktığına tanıklık etmişiz ama Ardahan’da bu tam tersi olunca aklımız karışıverdi. Yolunuz düşerse Ardahan’a siz de Kura nehrine dikkatlice bakın derim!<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal">Sakıbey, bilge bir insan müco, fotoğraf ve sosyal medya alanında uzman isimler ama işte doğal şartlar, insanların kim olduklarına ve tecrübelerine bakmıyor. Akıl ve mantık yürütmeler, bazen doğa olayları karşısında maalesef yenik düşüyor. İşte Ardahan’da biz tam da bunu yaşıyoruz. Ben de o rehberlik öğretmeninin dediklerini önemsememiş olsaydım onlarla, yani Sakıbey ile Müco gibi düşünecektim ama iyi ki de Burak öğretmeni iyi dinlemiş ve olayı kavramıştım ki onun için diğerlerinin fikrine ters olan ve akla ve mantığa ters gelen savı savundum. İyi ki de savundum, sigara paketi beni haklı çıkarınca zaten Sakıbey ile Müco, bir birlerine bakıp ‘ne desek ki’ moduna büründüler!<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal">Ardahan kalesi önünde gördüğümüz Kazlar, birer askeri manga gibi sokakta beşli halde yürüyorlardı ve araçlardan da pek çekindikleri yoktu! Biz Yunus Emre Lisesine giderken bizim önümüzde adeta birer şov yaptılar ama daha sonra kuş gribi şüphesi ile Ardahan’da tavukların 25 lira ve Kazların da 150 lira karşılığın da toplandığını duyduk. Tabi Ardahan’ın o Kazlarının güzelliklerini ve hiç de hastalıklı bir hallerinin olmadığını gördükten sonra o hayvanların birer birer toplanıp, heba edilmelerine üzüldük!<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal">Ardahan’da Kaz’lar, birer kuzudan daha değerliler! Öyle ki sadece bir yumurtasını almaya kalksanız size uçuk bir fiyat veriliyor. Yani kalkıp kaz yumurtası ile bir menemen yapalım deseniz size ‘ahmak bunlar’ gözü ile bakılıyor çünkü her bir kaz yumurtası demek, 150 lira demek oluyor! Yani adam size kaz yumurtasını satmaktansa onu yavru yapıp, büyütüp size kaz olarak satmaktan yana, o derece değerli bir varlık o kaz yumurtası!<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;<img align="right" alt="ardahan kazları" border="3" height="300" hspace="2" src="/images/upload/image/ardahan/adh_12.JPG" vspace="2" width="400" /></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal">Hadi yaz ortası filan ama bir kaz kebabı yiyelim deseniz yine olmuyor. Çünkü kazlar, yaz mevsiminde tüketilecek hayvanlar değil onlar ancak kış mevsimin de ve kış güneşin de kesildikten sonra en az bir gece soğuk ve ayazını görecek ki tadını alabileceğiniz bir kıvama gelecek ve öylece de yenebilecek bir kanatlı hayvan türüymüş! Velhasıl, Ardahan’da onca kaz görmemize ve o kadar da çok sevmemize rağmen bir kaz eti yiyemedik ya da yiye bilemedik! Gerçi ben anlatılanlardan sonra kaz etini tatmak dan yana da değilim çünkü çok yağlı imiş ve ben de zaten yağdan nefret ederim o yüzden kaz eti yiyememiş olmak bana çok da bir eksiklik gibi gelmiyor! <o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal">Ardahan, serhat kentlerimizden biri ve tabi ki de kalesi ve kale burçları, şehrin hakim tepelerindeler. O kaleye tırmanmadık ama kalenin çevresinden Ardahan’ı gösteren birkaç fotoğrafla yetindik. Tamam biz de biliyoruz Çıldır gölünde kış mevsiminde donan gölde özellikle buzları kırıp orada balık avlanmalarını ama biz ancak Ardahan’ın yaz ortasındaki pürmelalini görebildik. Kış mevsimi için Ardahan’a özel bir program yapmalı ve donanımı da ona göre yapabilmeli ki biz ona henüz hazır değildik! <o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal">Ardahan terminalinde sıradan fotoğraflar çekerken yaşlı biri bize, “hayırdır, ne iş, ne oluyor?” gibi sorular sordu, çektiğimiz fotoğrafların ne için çekildiğini, her hangi bir aksi durum olup olmadığını bizden öğrenmeye çalıştılar. Ama biz sadece şehirde farklı yerlerden elimiz de fotoğraflar olsun diye çektiğimiz sıradan görüntüler olduğunu anlattıysak da o insanı ikna edemedik. Sanki farklı bir durum vardı da biz onun için oradaydık gibi algılandık! Tabi bu da bize garip geldi. Demek ki Ardahan’da, öyle elinde her fotoğraf makinası olan insan sıradan birer fotoğraf çekemezmiş gibi bir gizli yasak varmış kaygısı oluşturdu. Sokakta insan fotoğraf çekemez mi?<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal">Bunu birkaç yerde yaşadık ve deneyimledik. Valilik önündeki cadde de sırf Ardahan’ın valiliğinin bulunduğu bir caddeye fotoğraf çekerken bir korna, ardından bir korna daha ardından bir korna daha&nbsp; sesi duyduk. Kornaların bize çalındığını anladım ama oralıklı olmadım. Sonra birisi karşıma çıktı ve ‘bizim fotoğrafları çektiniz, biliyorum bu caddede park olmaz ama zaten park etmemiştim ben araçtaydım ve birisini bekliyordum” diye mazeret bildirince adama sarıldım, ‘yok fotoğrafları size değil caddeye çektim, sizinle ilgisi yok’ deyince adam rahatladı ve aracına döndü.<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;<img align="left" alt="ardahanın kaleden görünüsü" border="3" height="300" hspace="2" src="/images/upload/image/ardahan/adh_14.JPG" vspace="2" width="400" /></o:p></p>

<p class="MsoNormal">Ardahan, bizim bildiğimiz illerin dışında ufak bir il. Yani bizim gittiğimiz ilçenin yarı nüfusuna sahip bir il, zaten Kars’a bağlı bir ilçe iken il olmuş ve yeni yeni ayakları üzerinde durmaya çalışan bir bebek gibi ama sevimli de bir ilimiz. Geleni belli gideni beli bir yer ama değerli bir yer olduğu muhakkak çünkü Kura nehri gibi çok önemli bir değeri tam anlamıyla bünyesinden çıkarıyor. O nehir, Ardahan’ın da aynı zaman da varlık sebebi çünkü o nehirde tutulan balıklar, birer kuzu gibi sehpaların üzerine serilip, balıkçı memleketlerde olmayan bir ücretle halka satılıyor. Ha balıklar sazan olmuş ha bir başkası fark etmez ama neticede o balıklar da birer su ürünü ve Ardahan’ da farklı bir nimet oluyor.<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal">Bülbülen yaylasın da gördüğümüz küçük ve büyükbaş hayvanlar, Ardahan’ın hayvansal gıda yönünde ne kadar zengin bir il olduğunu gösteriyor. Adeta tüm vadileri, sığır kaynıyordu. Sadece büyükbaş da değil koyun ve keçi sürüleri, yol boyunca geçişimizi engelliyor, onlara yol vermek zorunda kalıyorduk. O derece küçük ve büyükbaş hayvancılığın merkezi konumundaki Ardahan ile Artvin’in Ardanuç ilçesi arasındaki iki bin beş yüz seksen bir rakımlı Bülbülen yaylasın da rüzgar ve hafif çise ve dumandan nasipleniyor, cağ kebabı molası veriyoruz. Et ile pek aram olmadığından buradaki cağ kebabı için hiçbir şey yazmıyorum, zira damak tadı diye bir şey de var ve bu kişiden kişiye değişiyor. <o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal">Ardanuç’a varınca Dünya’da Arizona’dan sonra ikinci büyük olarak belirtilen Cehennem Kanyonu’nda biraz yol alıp geriye dönüyoruz. Zira, Ardanuç cehennem deresi kanyonu, öyle yol yorgunluğunu kaldıracak basit bir kanyon değil, tam anlamıyla kanyonu gezmeye kalksak buna saatler yetmezdi. Bu kanyonu daha açıldığı ilk yıllarda da gezmiştim zaten. Böylece yolculuğumuzu Artvin Şavşat üzerinden Ardahan’a oradan da Ardahan- Ardanuç- Artvin üzerinden sonlandırıyoruz. Bu güzergah bize daha sonra daha rahat bir tempo ile tekrarlanmak üzere yadigar kalıyor!<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;<img align="right" alt="otlaklardaki büyükbas hayvanlar" border="3" height="267" hspace="2" src="/images/upload/image/ardahan/adh_3.JPG" vspace="2" width="400" /></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal">Haa Ardahan 15 Temmuz Şehitler Anadolu lisesine verdiğimiz hediye mi, önemli değil artık onun önemini o değerli lisenin öğrencileri anlatacak! Biz de gelenektir, hediye söylenmez, o hediye yeri ve zamanı geldiğin de zaten kendi konuşur ya da eserleri ortaya çıktıkça zaten duyulur! Onun için biz şimdiden işgüzarlık yapıp o hediyenin ne olduğunu söylemeyelim zaten tarih, o hediyenin ne olduğunu zamanla ortaya çıkaracak. Ama şu kadarını ipucu olarak vereyim, hediyemiz Neva’nın dayısı!. Kalın sağlıcakla!<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/ardahan-da-kura-nehri-hangi-yonde-akar-h412.html</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Jul 2017 02:25:50 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/10/ardahan_da_kura_nehri_hangi_yonde_akar_h412_cf923.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[CFD Nedir?]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/sizden-gelen/cfd-nedir-h410.html</link>
      <description><![CDATA[Türkçe’ye Fark Karşılığı olarak geçmiş, ‘’Contract For Difference” kelimelerinin baş harfleri kullanılarak düzenlenmiş CFD’ye uygun bir tanım yapmak gerekirse, endeks ve hisse senedi gibi yatırım ürünleri üzerinden sözleşme başlangıç ve bitiş tarihi arasında meydana gelen fiyat farkını kazanca dönüştürülmesi amacına yönelik türec araçlar olduğunu söyleyebiliriz. ]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[&#160;<b><span style="font-size:12.0pt;line-height:107%;mso-ansi-language:TR">CFD Nedir ?</span></b>
<p class="MsoNormal">Türkçe’ye Fark Karşılığı olarak geçmiş, ‘’Contract For Difference” kelimelerinin baş harfleri kullanılarak düzenlenmiş CFD’ye uygun bir tanım yapmak gerekirse, endeks ve <strong><span lang="EN-US"><a href="https://www.kapitalfx.com/Forex-Nedir"><span lang="TR">hisse senedi</span></a></span></strong> gibi yatırım ürünleri üzerinden sözleşme başlangıç ve bitiş tarihi arasında meydana gelen fiyat farkını kazanca dönüştürülmesi amacına yönelik türec araçlar olduğunu söyleyebiliriz. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Fark sözleşmelerinde fiziksel alım satım söz konusu olmayıp sadece beklentiler satın alınır. Çeşitli hisse senetleri ve endekslere kadar bir çok yatırım enstrümanı CFD sözleşmelerine konu olmaktadır. <strong><span lang="EN-US"><a href="https://www.kapitalfx.com/CFD"><span lang="TR">CFD işlemleri</span></a></span></strong> ülkemizde yasal olarak ‘’Yurt dışı Türev Araçlar’’ olarak tanımlanmaktadır. 2016 Ocak ayında SPK (Sermaye Piyasası Kurulu) tarafından yayımlanan mevzuat çerçevesinde kaldıraçlı alım-satım işlem hükümlerine tabii tutulmuştur. CFD kontratlarının Türkiye’de 90’lı yıllardan sonra kaldıraç sistemiyle beraber daha çok işlem görmeye başladığını söylemek çok doğru olur. Tabi bunun yanında teknolojinin gelişimiyle beraber bilgiye erişimin kolaylaşmasının da bu durumdaki payı oldukça büyüktür.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Forex piyasasında kolaylıkla yatırım yapabileceğiniz bu sözleşmelerin belirli bir başlangıç ve bitiş tarihleri bulunmaktadır. Bu tarihler aracı kurumlar tarafından duyurulmaktadır. Vade sonunda açık işleminiz var ise kendiliğinden kapanabilir veya sözleşme şartları korunarak işleme devam edilir. Bu konu aracı kurumun yatırımcı için uygun gördüğü şekilde belirlenebilir. Vade sounda işlemin kapatılmayıp devam ettirilmesine ‘’roll-over (öteleme)‘’ adı verilmektedir.&#160; Roll-over konusu bir çok yatırımcının kafasında soru işaretleri oluşturmakta ve hesap yapmayı zorlaştırmaktadır. Burada yatırımcının dikkat etmesi gereken asıl unsur eski vade fiyatı ve yeni vade fiyatı arasındaki farktır. CFD ürünlerde uygulanabilecek kaldıraç oranı SPK’nın getirdiği mevzuat çerçevesinde en fazla 1:50 olarak belirlenmiştir. Ancak bu oranlar da aracı kurumların uygulamalarında 1:50 ‘den fazla olmamak kaydıyla çeşitlilik göstermektedir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Forex piyasasında yatırım işlemlerinin döviz çiftleri üzerine kurulu olduğu düşünülmektedir. Ancak Forex piyasası CFD kontratları ile de işlem yapılabilen bir piyasadır.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US" style="font-family: Arial, sans-serif; color: rgb(34, 34, 34); background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Forex piyasasında CFD kontratları ile işlem yapmanın döviz çiftleri, </span><span lang="EN-US" style="font-family: Arial, sans-serif; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">petrol, doğalgaz, altın<span style="color:#222222"> gibi emtia ürünleri ile işlem yapmaktan&#160; hiçbir farkı yoktur. Birikimlerini Forex piyasasında değerlendirmek isteyen yatırımcılar CFD kontratlarıyla Forex piyasasının avantajlarından yararlanabilmektedir. Yatırımcılar dünyanın en büyük finans piyasalarından biri olan Forex piyasasında düşük miktardaki birikimlerle yüksek hacimli işlemler yapabilirler. </span></span><span lang="EN-US"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>&#160;</o:p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/sizden-gelen/cfd-nedir-h410.html</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Feb 2017 23:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/cfd_nedir_h410.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Pehlivanköy’ün Donmuş Armutları!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/pehlivankoyun-donmus-armutlari-h407.html</link>
      <description><![CDATA[İstanbul&#039;u Avrupa&#039;ya bağlayan tren yolu hattının üzerinde bulunan Pehlivanköy’ün Kazımdirik, Ergene ve Kurtuluş mahallelerini geziyoruz. Kaymakamlık, Jandarma, Milli Eğitim Müdürlüğü, Halk Eğitim Merkezi ve okullar dışında neredeyse yeni yapı yok. Caddeleri ıssız ama ilk kez gördüğüm ve Manda sucuklarını dükkanının önüne asmış caddelerin merkezindeki kasap dükkanı açık. O gün Kaymakam  Serhat DOĞAN’ın veda yemeğine davet alıyorum]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div><b>M. Kemal AYÇİÇEK / Pehlivanköy /Kırklareli</b></div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Geçmişte yetmişli yıllarda otogar İstanbul’da Topkapı’dayken bilirdim Trakya tarafına giden otobüs yazıhanelerini ama şimdi de eski şaşalı dönemlerini geride bıraktığı her halinden belli Esenler otogarında Lüleburgaz’a gidecek bir otobüs aradık. Yaz mevsimi olsaydı, simsarların sesleri ile yönlenebilirdik ama ortalıkta o eski simsarlar da kalmamıştı. Kayınçom ,”İsmail ayaz gitmez mi?” dedi, “Yok, gitmez” dedim. Ben onlarla geçmişte İzmit’e giderdim, onlar Bilecik, Burdur, Denizli tarafına giderlerdi. Bulduk bir firma ve yola koyulduk.<img align="left" alt="pavli okullar yemekhanesi" border="2" height="223" hspace="2" src="/images/upload/image/pavli/pavli_7.jpg" vspace="2" width="400" />
<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>
</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Üç buçuk saatlik otobüs yolculuğumuzun ardından Lüleburgaz’a vardık. Misafirleri Karadenizli olunca kilosu İstanbul Üsküdar’da 18, Karaköy’de 20 liraya satılan Sarıkanat veya Çinakop’ un kilosuna 30 lira verip iki kilo aldık. Yemeğe geçmeden oradaki yeğenim Bilgehan, “Amca, biz her hafta favori olan dizimiz Diriliş Ertuğrul’u kaçırmadan izleriz, ama şimdi zaman var daha, saat 21.00’de başlar” diye beni haberdar etti. Kısaca mesajı almış olduk. Haliyle gecemizi Öğretmen Melike hanımın yaptığı enfes kabak tatlısı, kuru yemiş ve çayımızı böylece dizi ile kaynattık. Sabah daha gün doğmadan Eniştem Zekeriya, eşi kardeşim Ümmühan’la görevi gereği onlar İstanbul’a geri dönerken ben Pehlivanköy’ün MEB Müdürü kardeşimle Pehlivanköy’e geçtim.<img align="right" alt="pavli caddesi" border="2" height="243" hspace="2" src="/images/upload/image/pavli/pavli_8.jpg" vspace="2" width="399" /></div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Ne de olsa Karadeniz’e kıyısı olan bir ildeyiz. Kırklareli ve onun en küçük ve de sanki gözlerden uzak olan ve gönülden de uzakmış gibi görünen ama gidip görenlerin sırf manda sucuğunu bile bahane ederek tekrar gidebileceği bir mütevazi ilçesi Pehlivanköy. Son sayımlar da köylerdeki nüfusu 2 bin 89 ve şehir nüfusu 2 bin 69 olan Pehlivanköy’de ilk, orta ve bir de Çok Programlı Anadolu Lisesi bulunuyor. Pehlivanköy, 1957 yılında ilçe oluyor ama 1910 yılından beri değişmeyen ve sadece bölgesel de değil üstelik Sonbahar’ da Hayvan ve Emtia Panayırı (Pavli Panayırı),Eylül’ün ikinci haftası Perşembe günü başlayıp 4 gün süren panayırı ile anılıyor. Ben, Pavli panayırından önce “<a href="http://www.karadenizolay.com/sizden-gelen/pehlivankoyluler-kitap-okuyor-h400.html">Pavli kitap okuma şöleni”</a>ni ile adını duymuştum. Umarım bir zaman da panayırı görmek nasip olur.</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div><b>Memedciğe anıtı</b>

<p></p>

<p></p>
</div>

<p></p>

<div>İstanbul'u Avrupa'ya bağlayan tren yolu hattının üzerinde bulunan Pehlivanköy’ün Kazımdirik, Ergene ve Kurtuluş mahallelerini geziyoruz. Kaymakamlık, Jandarma, Milli Eğitim Müdürlüğü, Halk Eğitim Merkezi ve okullar dışında neredeyse yeni yapı yok. Caddeleri ıssız ama ilk kez gördüğüm ve Manda sucuklarını dükkanının önüne asmış caddelerin merkezindeki kasap dükkanı açık. O gün Kaymakam &nbsp;Serhat DOĞAN’ın veda yemeğine davet alıyorum ama gidemiyorum. Üç dönemdir <a href="http://www.pehlivankoy.bel.tr/">Belediye Başkanlığını yürüten Hüseyin Açıkel</a>’in başarılı bir başkan olduğunu MEB’de görevli Nebiye Güleryüz Akman’ın anlatımlarının yanın da caddedeki bir kıraathane önündeki sohbetten çıkarıyorum. Başkan Açıkel,” Yılın 11 ayında sadece demiryolunu döver gibi geçen trenlerin sessizliğini bozduğu bu ilçe, Eylül ayında iğne atsan yere düşmeyecek kalabalıklarla dolar taşar. Eylül ayını, sevgiliyi bekler gibi bekler Pehlivanköy' lüler. Pavli, aslında halk arasında Pehlivanköy' e verilen isim. Pehlivanköy' den bahsederken eskiler hala bu ismi kullanmayı tercih ediyor. Fakat Pavli ismi önünde veya ardında herhangi bir sıfat kullanılmaksızın, Pehlivanköy' ün "Sonbahar Panayırı" nı tarif etmek için de kullanılır. Pavli deyince hemen zihinlerde bu panayır canlanıverir” diye anlatıyor Pavli’yi.

<p></p>

<p></p>
</div>

<p></p>

<div><img align="left" alt="memedciğe anıtı" border="2" height="243" hspace="2" src="/images/upload/image/pavli/pavli_9.jpg" vspace="2" width="324" /></div>

<div>Eksi beş derece de Pehlivanköy İlçe MEB müdürü Necmettin kardeşimle Gar meydanına gidiyoruz. Jandarma komutanlığın da askerler, sabah çevre temizliğin deler. Gar binası sessiz, orada Macarların yaptığı ve yöre lehçesi ya da Pomakça 1936 tarihli “Memedciğe” anıtını görüyoruz. Haliyle anıttaki kocaman yazı dikkatimizi çekiyor. Her yıl göç veren Pehlivanköy, şimdi kalkınmada öncelikli İlçe olunca okulların da öğretmen açığı yok. Yeni bir lojman ve otel gibi konaklama yerleri bulunmadığından burada görev yapan özellikle memurlar, burada kalacak bir yer bulamayınca genellikle çevre ilçelerden buraya gelip gidiyorlar. Evet, Türkiye'de Marmara Bölgesi'nin Karadeniz kıyılarındaki Yıldız Dağları'ndan doğan Ergene nehri Pehlivanköy’den geçiyor ama bu sadece bu bölgenin gelişmesi ve kalkınmasına yetmiyor. Pavli panayırı da olmasa, Pehlivanköy kendi kaderi ile başbaşa kalmış olacak.
<p></p>

<p></p>
</div>

<p></p>

<div><b>Pehlivanköy’ün donmuş armutları</b>

<p></p>

<p></p>
</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Pehlivanköy’deki sabah turumuzun ardından eski yoldan Edirne’ye gidiyoruz. Pavli’nin el değmemiş köylerinin arasından geçiyoruz. Belki Karadeniz’den biraz uzakta ve dümdüz tarlaların kimileri yeşillenmiş, kimileri henüz ekime hazır hale getirilmiş göz alabildiğince geniş arazilerden geçerken bir armut tarlasına rastlıyoruz. Hemen yolun üzerindeki Yeşilova köyündeki bu armut tarlasına girilmemiş, &nbsp;Aralık ayının sekizinci günündeyiz ve mahsuller, dallarında duruyor. Tabi çoğunluğu yere dökülmüş, dallarında kalanlar da donmuş armutlar. Aracı durduruyorum, armut tarlasına dalıyorum. Bu mevsim de hem de hiç girilmemiş bir armut tarlası ilk defa görüyorum.
<p></p>

<p></p>
</div>

<p></p>

<div><img align="right" alt="donmuş armut" border="2" height="243" hspace="2" src="/images/upload/image/pavli/pavli_11.jpg" vspace="2" width="431" /></div>

<div>Dalında donmuş Deveci armutları bunlar, bazıları lekeli belli ki ilaçlama yapılmamış. Bir tane aldım, kardeşim “sakın yeme, haramdır” diye uyardı. Fakat, hem yolun kenarında ve bir çitle çevrili olmadığından “göz hakkı”nı dikkate alarak, dalın da tam şerbetini almış armutlara dayanamadım, bir tane aldım ve dişledim, dişlerim buzlu armuttan sızladı ama adeta bir armut dondurması yemiş oldum. Abartmıyorum, Armut tam anlamıyla bir dondurma tadındaydı. Tarla kenarın da bahçe bakımı için yapılmış baraka yıkılmış, uzun zamandır kimsenin de uğramadığı tarlanın çevresinden belli oluyor. Köye de yakın olmasına rağmen o armut tarlasının nasıl hiç dokunulmadan kalmış olduğu yöre de fazla çocuk ya da gençlerin de bulunmadığının bir göstergesi değil mi? Yaşlı insanların da sahibi tarafından uğranılmamış armut tarlasın da ne işi olur. Öyle de olmuş zaten, armut tarlasının sahibi meğer armutları satışa çıkarmış dalında ve kilosuna 2,5 lira istemiş, bu fiyatı bulamayınca da armutlar dallarında ve tarla da öylece kalmışlar.
<p></p>

<p></p>

<p></p>
</div>

<div><img align="left" alt="çakal eriği" border="2" height="243" hspace="2" src="/images/upload/image/pavli/pavli_12.jpg" vspace="2" width="324" /></div>

<div>Sonradan öğrendim tabi armutlar, dalların da kalanları o hafta sonu toplanmışlar. O Armut tarlasının çevresin de sadece fundalıklar var tarla kenarların da yani ağaç olarak sadece o belki on dönüm armut tarlası var. Diğer tarlalar, lehçelere göre ya Egelilerin deyimi ile ‘çiğdem’, ya da Trakyalıların Egelilere inat ‘Gündogdu’, ‘Gündöndü’ bizimse dilimizce &nbsp;‘Ayçiçek’ tarlaları. Kardeşimden o armut tarlasında yediğim armut dondurması için armut tarlası sahibinden hak helallığı almasını istedim. Pehlivanköy – Edirne eski yolu boyunca tarla kenarların da bolca çakal eriği var ama onlar da dallarında kurumuş haldeler ve toplayan yok. Belki yöre halkı, çakal eriğinin kıymetini bilmiyor veya zehirli olabileceğini mi düşünüyor buna anlam veremiyorum. Neredeyse yol boyunca tüm tarla ve bağ kenarları kurumuş çakal erikleri ile doluydu. Alın size Pehlivanköy’e gitmek için bir bahane işte, Çakal eriği iyi fikir değil mi?</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/pehlivankoyun-donmus-armutlari-h407.html</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Jan 2017 22:40:35 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/10/pehlivankoyun_donmus_armutlari_h407_aa141.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Asker Oğluma Bir Balon Aldım]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/gezigozlem/asker-ogluma-bir-balon-aldim-h406.html</link>
      <description><![CDATA[Efekan, 5 yaşında bir çocuk. Annesiyle askerdeki ağabeyinin yemin törenine gidiyor. Otobüs durdu, indiler. Valizlerini aldılar, tam o sıra askeriye önündeki nöbetçi koştu, otobüs bekliyordu, “Burası değil biraz daha ilerideki yer yemin töreni yeri” diye uyardı, Efekan tekrar otobüse bindi. Yanımdaki boş koltuğa aldım Efekan’ı, “Neden ağabeyimi çamurda sürütmüşler?” diye sordu. Ona, “Savaşta ölmesinler diye askerleri eğitirler” dedim. Otobüs tekrar durdu, merdivenlerden inerken Efekan, aceleyle Annesine, “Öğrendim Anne, Atilla ağabeyimi savaşta ölmesin diye çamur da sürütmüşler” dedi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><br />
<span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">M.Kemal AYÇİÇEK / Gemlik / Bursa<br />
<br />
<br />
&nbsp;</span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:
" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">İzmit Karamürsel’i geçmişiz, Hava henüz aydınlanmamış ve soğuk, yol kenarların da işe gidenler, okula gitmekte olan öğrenciler duraklar da bekliyor. Efekan, 5 yaşında bir çocuk. Annesiyle askerdeki ağabeyinin yemin törenine gidiyor. Otobüs durdu, indiler. Valizlerini aldılar, tam o sıra askeriye önündeki nöbetçi koştu, otobüs bekliyordu, “Burası değil biraz daha ilerideki yer yemin töreni yeri” diye uyardı, Efekan tekrar otobüse bindi. Yanımdaki boş koltuğa aldım Efekan’ı, “Neden ağabeyimi çamurda sürütmüşler?” diye sordu. Ona, “Savaşta ölmesinler diye askerleri eğitirler” dedim. Otobüs tekrar durdu, merdivenlerden inerken Efekan, aceleyle Annesine, “Öğrendim Anne, Atilla ağabeyimi savaşta ölmesin diye çamur da sürütmüşler” dedi döndü bize el salladı ve otobüsten indiler.</span><span new="" roman="" style="font-size:
12.0pt;font-family:" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">&nbsp;<img align="right" alt="yemin töreni" border="2" height="243" hspace="2" src="/images/upload/image/gemlik/gemlik_1.jpg" vspace="2" width="395" /></span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:
" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">&nbsp;</span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:
" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">Bir başka asker Samsunlu Hakan Akın’ın babası Numan Akdemir, emekli polis memuru, eşi ile o da benim gibi oğlunun yemin törenine gidiyoruz. Tam otuz dört yıl öncesinde bizim de yaptığımız yemini şimdi çocuklarımızın yapacağı törene giderken Gemlik otogarın da tanıştığımız diğer asker aileleri ile birlikte çay içiyoruz. Türkiye’nin her bir yanın da aynı yemin töreni aynı saatte başlıyor. Gideceğimiz yere dolmuş yok, taksilerle şehirden çıkıp, sağımız ve solumuz da bulunan zeytin bahçelerinin arasından geçerek Gemlik Askeri Veteriner Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı nizamiyesine varıyoruz. </span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">&nbsp;</span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:
" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">Er eğitimini tamamlayan tüm askerler, daha önce ailelerinden and içme törenine katılacakların isimlerini bildirmişlerdi. Nizamiyede kimlik kartlarımız toplanıyor, ardından evci işlemi yaptıracak aileler, bir başka masaya yönlendiriliyor. Asker aileleri oldukça kalabalık ama hazırlanmış araçlarla yemin töreni alanına geçiyoruz. Bizim askerler, tören alanına gelirken herkes kendi çocuğunu tanıma gayretindeler ama çoğu anne baba kendi çocuğunu fark edemiyor. Bizim askerler, aynı elbise içinde ve hepsi de şapkalı, kendi çocuğunu tanımak o anda çok zor, zira askerler uygun adımdalar ve sağa sola bakmaksızın, büyük bir ciddiyet içerisinde tören alanına yanımızdan geçiş yapıyorlar. </span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:
" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">&nbsp;<img align="left" alt="kavuşma anı" border="2" height="243" hspace="2" src="/images/upload/image/gemlik/gemlik_2.jpg" vspace="2" width="359" /></span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:
" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">Herkeste büyük heyecan var, dikkat ediyorum oturmak için sandalye bulamayan hiç kimse yerin de duramıyor. Kolay değil tabi, evlat özlemi var yüreklerde ve bir an önce evlatlarınızla kavuşmak istiyorsunuz ama bu da and içme töreninin ardından olacak. Uzaktan sadece isimler söyleniyor ama askerlerden kimse dönüp bakmıyor. Güneşli bir gün ve düz bir alanda tören alanını asker aileleri çevreliyor. Ortaya konulmuş Türk Bayrakları ile donatılmış masalar, protokol tribününe göre düzenlenmiş, başı örtülü, açık, giyim kuşam sıkıntısı olmayan tam bir kaynaşma alanı, ordu ve millet buluşmasını yansıtıyor.</span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">&nbsp;</span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:
" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">Ailelerinin gözü önünde verilen komutlara uyan Ahmet, Anıl, Yılmaz, Çetin, Hamza, Ali, osman, Yekta, Onur, Fatih, Süleyman, Okan, Atilla, Ahmet, Mahmut, Selim, Selman, Necati, Hakan vs, and içmek için Türk Bayrağı üzerindeki silahlara ve birbirlerine tutunarak hep bir ağızdan haykırıyor; </span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">&nbsp;</span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:
" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><b><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">Asker yemini</span></b><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;
font-family:" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">&nbsp;</span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:
" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">" <strong>Barışta ve savaşta, karada, denizde ve havada her zaman ve her yerde milletime ve cumhuriyetime doğruluk ve muhabbetle, hizmet ve kanunlara ve nizamlara ve amirlerime itaat edeceğime ve askerliğin namusunu Türk Sancağının şanını canımdan aziz bilip icabında vatan, cumhuriyet ve vazife uğrunda seve seve hayatımı feda eyliyeceğime &nbsp;namusum üzerine and içerim</strong>. "<br />
<br />
ve tümünün adı işte o zaman Mehmetçik oluveriyor.Asker aileleri, başta Anne ve babalar, yemin törenin de haykırdı! "En büyük asker, bizim asker" diye,zeytinlikler inledi Gemlik'te!&nbsp; Böylece Mehmetçikler, ailelerinin alkışları arasında her biri Usta asker oluyorlar.</span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">&nbsp;</span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:
" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">Yemin yapıldıktan sonra askerlerin aileleri ile bir araya gelmeleri için on beş dakikalık bir ara veriliyor. İşte o anda koyunların kuzularına karışmasını andıran bir görüntü oluşuyor alanda, anne ve babalar, dedeler, kardeşler sarılıyor sevinç çığlıklarıyla kucaklaşıp, hasret gideriyorlar. Ardından askerler, bu kez sivil elbiseleri ve eşyalarını almak için tekrar kışlalarına girip, er eğitim birliklerine veda edip ayrılıyorlar. Evci izine çıkanlar aileleriyle, dağıtıma gidenlerse memleketlerine doğru yola koyuluyorlar.</span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">&nbsp;</span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:
" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">&nbsp;<img align="right" alt="oylat" border="2" height="300" hspace="2" src="/images/upload/image/gemlik/gemlik_7.jpg" vspace="2" width="400" /></span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:
" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">&nbsp;</span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:
" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">Askerimizi alıp birlikte evci iznine çıkıyoruz. Gemlik’te bir araç kiralayıp, Bursa’ya geçiyoruz. Buradan da doğruca İnegöl’e geçip orada köfteci Zeynel’de yemek molası veriyoruz. Yemeğimizi yedikten sonra da İnegöl’ün olmazsa olmazı dinlenme yeri Oylat’a çıkıyoruz. Oylat, bilenler için cennetten bir köşedir. Kaplıcaları ve doğası, küçük bir kasaba ve samimi insanları ile hatıralarda yer verilecek enden mekânlardandır. Orada kaplıcası olan bir motelde konaklıyoruz. Sabah erken kalkıp, askerimizin birikmiş çamaşırlarını&nbsp; otellere hizmet veren çamaşırhaneye veriyoruz, bir saat içerisinde de kurutulmuş çamaşırlarımızı alıyoruz. Çamaşırları yıkayan bayanlar, “askerimize hediyemiz olsun” diyerek, ücret almayıp, askerimize duacı oluyorlar. Ardından Oylat Çarşısı’ndan yöre ürünlerinden karakovanbalı, yağ, zeytin, peynir alıp bir güzel kahvaltı yapıp, geziyoruz.</span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">&nbsp;</span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:
" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">Oylat’tan ayrılıp Bursa’ya dönüyoruz. Uludağ yolu üzerindeki İnkaya köyündeki 610 yıllık İnkaya çınarının gölgesin de bir demlik çay içip, Uludağ’a çıkıyoruz. Milli Parklar için 9 lira ödüyoruz. Kasım’ın 26’sı ama Uludağ da kar yok. Hayalim, Tutyeli telesiyejle tepeye çıkmaktı ama karkay telesiyejle yetindi. Asker oğlum bana, “Baba burada da bize adrenalin yaşattın” diye takıldı, Fatih’le gülüştüler. Uludağ, kar olmayınca pek keyif vermiyor. Geri döndük. Bursa osmangazi’de Saltanat kapısı, &nbsp;Osmangazi, orhan gazi türbeleri ile Tophane saat kulesi ve tepeden şehri seyredip, Ulucami, yeşil türbe ve camii, koza han, Irgandı çarşılı köprü ve Yarenler Halk Müziği Folklor Eğitim ve Araştırma Derneği gibi yerleri gezdik.</span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">&nbsp;</span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:
" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:"><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Osman_Gazi"><span style="color:blue">Osmangazi</span></a>’nin oğlu Orhan gaziye nasihati;</span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">"Ey oğul! Her işten önce din işlerine dikkat et. Zira farizaya (farzlara) dikkat, din ve devletin güçlenmesine sebeptir. Din işlerini; dikkatli olmayan, itikadı bozuk ve doğru yoldan ayrılmaya yönelen, büyük günahlardan kaçınmayan, helala-harama dikkat etmeyen sefihlere ve ayrıca tecrübesiz kişilere bırakma, devlet idaresinde bu gibi kişilere iş verme!.. Zira yaratandan korkmayan, yaratılandan hiç korkmaz. Büyük günah işleyen ve bunu devam ettiren kimsede sadakat olmaz. Böyle kişilerin sadakati olsa ümmeti olduğu Peygamber-i Zişan'ın sadık tebligatı üzere hareket eder de şer'i şerifin dışına çıkmazdı. Zulümden, bid'atten sakın. Zulme ve bid'ate teşvik edenleri devletinden uzaklaştır. Çünkü böyleleri seni zevale uğratmış olurlar.</span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">&nbsp;<img align="left" alt="osmangazi türbesi" border="2" height="243" hspace="2" src="/images/upload/image/gemlik/gemlik_3.jpg" vspace="2" width="345" /></span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:
" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">Daima cihad ile devletini genişletmeye çalış. Çünkü uzun zaman sefer olunmazsa askerin şecaatine; reislerin ve kumandanların bilgi, tedbir ve malumatına ağırlık ve noksanlık gelir. Böyle sefer işlerini bilenler ölür gider de yerine tecrübesiz kimseler gelir, bu yüzden de bir çok hatalar meydana gelir ki, bundan da devlet büyük zararlar görür. Beytü'l-mali koru! Devletin servetini çoğaltmaya çalış!.. Şer'i şerifin ölçüsüne göre sana ait olana kanaatle, ihtiyaçlarından ve gerekli olanlardan başka lüzumsuz yere telef etme, israftan kaçın. Askerinle, malınla gururlanma. Zira onlar Allah yolunda cihad için milletin işlerinin yerli yerinde görülmesi ve cihana adalet ve fazileti yayman için vasıtadırlar.</span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;
font-family:" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">&nbsp;</span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:
" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">Sadakatle Allah rızası için çalışan devlet erkanını koru!.. Vefatlarından sonra böyle kimselerin çoluk-çocuğuna bak, ihtiyaçlarını karşıla.!..Halkından hiç kimsenin malına tecavüz etme!.. Hak edenlere yardım ile iltifat elini uzat, böylelerinin yakınlarını sıkıntıdan kurtar. Askeri erkanı iyi koru!.. Alimler, fazıllar, sanatkarlar, edipler; devletin bedeninin gücüdür. Bunlara iltifat ve ikramda bulun. Bir kemal sahibi işitince onunla yakınlık kur, dirlikler ver ve ihsan eyle!.. Hükümetinde ulema, fazıl kimseler, erbab-ı maarif çoğalsın, siyaset ve din işleri nizam bulsun!..</span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">&nbsp;</span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:
" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">Benden ibret al ki, bu diyarlara zayıf bir bey olarak gelip hak etmediğim halde bunca inayet-i celile-i Rabbaniye'ye mazhar oldum. Sen de benim yolumdan git ve bu Din-i Muhammedi'yi ve ashabını, başka sana tabi olanları koru. Allah'ın (c.c) hakkını ve kulların hukukunu gözet!.. Ve senden sonrakilere böyle nasihat etmekten geri durma. Ve adalet ve insafa riayet ile zulmü kaldırmaya devam ile her bir işe teşebbüs de Allah'ın yardımına güven. Halkını düşman istilasından ve zulme uğratılmaktan koru!.. Haksız yere hiç bir ferde layık olmayan muamelede bulunma!.. Halkı taltif et, hepsinin rızasını kazan"</span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">&nbsp;</span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:
" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><b><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">Asker Oğluma balon aldım</span></b><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">&nbsp;<img alt="balon aldık" src="/images/upload/image/gemlik/gemlik_4.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 337px; height: 243px;" /></span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:
" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">Bursa’da gezerken Atatürk caddesin de &nbsp;Heykel’in orada bir balon aldım ve bunu askerimize verdim. Necati, Müco, Lutfullah, Selman ,Yekta’ya verdiğim balon yüzünden onunla dalga geçmeye başladılar. “Babası ona balon almış” gibi takılıyorlar, karşıdan kızlar geliyor ama bunlar yüksek sesle elindeki balonu bahane edip takılıyorlar. Yekta, balonu arkasında gizlemek zorunda kalıyor bir ara, biraz daha ilerleyince ona, balonu neden aldığımı açıklıyorum. “Sen askersin, bir çocuk gözle ve balonu vermeye değer bir çocuğu sevindir ki, daha fazla mutlu olasın” dedim. Peki dedi ve o balonu verecek çocuğu buluncaya kadar bir daha balonu gizleme gereği duymadı.</span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><font face="Arial">&nbsp;</font></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">&nbsp;İnebey caddesinin önün de babasının kucağındaki bir çocuğa elindeki balonu teslim etti. Çocuk kadar babası da küçücük bir balonun kendilerine hediye edilmesine nasıl sevindiler bir görmeliydiniz. Bir hediye için insanın bir tanıdık aramasına gerek yoktu. Bu hareketin ardından o az önce Yekta ile dalga geçen özellikle Müco ve Selman da Yekta’yı bu anlamlı davranışı için kutladılar! Evci iznini dolduruyoruz artık askerimizi kışlasına teslim etme zamanı geliyor. Bol tempolu, kahkahalarla geçen günün ardından güzel bir moral gezisi ile kışla kapısında hayırlı tezkereler dileklerimizle askerimizi Peygamber ocağına emanet ediyoruz. (MKA- Karadenizolay- Özel)</span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;
font-family:" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">&nbsp;<img alt="baba ve oğlu sevindi" src="/images/upload/image/gemlik/gemlik_6.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: left; width: 362px; height: 243px;" /></span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:
" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><b><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">Gemlik, Bursa’nın &nbsp;güzel &nbsp;zeytinlikler ilçesi</span></b><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">&nbsp;</span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:
" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">&nbsp;</span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:
" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">Gemlik, Bursa civarında kurulan en eski kenttir. Tarihi MÖ 12’nci yüzyıla kadar uzanır. Efsaneye göre Gemlik'e ilk olarak Herkül'ün geldiği ve buraya kaybolan arkadaşı “Syrus'un” adını verdiği söylenir. Gemlik MÖ 630'da Milet'ten gelen kolonilerce “Kios” adıyla yeniden kurulmuştur. Daha sonra sırasıyla Lidyalıların, Perslerin, Büyük İskender'in, Britanya Krallığı ve İznik İmparatorluğu’nun eline geçen Gemlik, 1.087 yılında Selçuklular tarafından fethedilmiştir. Selçuklu Kumandanlarından Ebul Kasım'ın Gemlik’te bir donanma yaptırması üzerine kent "gemilerin yanaştığı ve üretildiği yer" anlamına gelen GEMİLİK adını almıştır. Zaman içerisinde ilçenin ismi “GEMLİK” hâlini almıştır. 1.336'da Orhan Bey tarafından Osmanlı topraklarına dâhil edilen Gemlik, 06 Temmuz 1920'de İngiliz işgaline uğramış ve 08 Temmuz 1920'de İngilizlerce Yunanlılara devredilmiştir. Gemlik’in düşman işgalinden kurtarılma tarihi 11 Eylül 1922’dir.</span><span new="" roman="" style="font-size:
12.0pt;font-family:" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">&nbsp;</span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:
" times=""><o:p></o:p></span></p>

<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto;
line-height:normal"><span arial="" style="font-size:12.0pt;font-family:">&nbsp;</span><span new="" roman="" style="font-size:12.0pt;font-family:
" times=""><o:p></o:p></span></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/gezigozlem/asker-ogluma-bir-balon-aldim-h406.html</guid>
      <pubDate>Tue, 27 Dec 2016 00:53:40 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/10/asker_ogluma_bir_balon_aldim_h406_15fcf.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Karadeniz’in Dibinde Osmanlı Gemileri Bulundu]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/bilim-teknik/karadenizin-dibinde-osmanli-gemileri-bulundu-h405.html</link>
      <description><![CDATA[Ülkemiz üç yanı denizlerle çevrelendiği ve Yirmiyi aşkın  Su Ürünleri ve Deniz Bilimleri Fakültelerimiz olmasına rağmen İngiltere’nin Southampton Centre Üniversitesi, Prof. Jon Adams&#039;ın kontrolorlüğün de yürüttüğü &quot;Karadeniz Arkeolojisi Projesi &quot; ile  Karadeniz’in Uluslararası sularında yaptığı deniz altı araştırmaların da hazine buldu. Karadeniz’in 1800 metre derinliklerin de oksijensiz ve zifiri karanlık ortam da Bizans ve Osmanlı dönemine ait 40’ın üzerin de mükemmel korunmuş bir halde batık gemi kalıntıları bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana">Ülkemiz üç yanı denizlerle çevrelendiği ve Yirmiyi aşkın &nbsp;Su Ürünleri ve Deniz Bilimleri Fakültelerimiz olmasına rağmen İngiltere’nin Southampton Centre Üniversitesi,Prof.Jon Adams'ın kontrolorlüğün de yürüttüğü "</font><span style="font-family: Verdana;">Karadeniz arkeoloji projesi" ile&nbsp;</span><span style="font-family: Verdana;">&nbsp;Karadeniz’in Uluslararası sularında yaptığı deniz altı araştırmaların da hazine buldu. Karadeniz’in 1800 metre derinliklerin de oksijensiz ve zifiri karanlık ortam da Bizans ve Osmanlı dönemine ait 40’ın üzerin de batık gemi kalıntısı bulundu.</span></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana">&nbsp;</font></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana">“Karadeniz arkeoloji projesi” kapsamın da jeofizik araştırmaları yapan Southampton Centre Üniversitesi’nden&nbsp; Prof. Jon Adams öncülüğündeki uluslararası araştırma ekibi,&nbsp; Bartın ve &nbsp;Sinop açıkların da (Bulgaristan açıkları) kırktan fazla oksijensiz ortam da (ölü bölge) şaşırtıcı derecede iyi korunmuş Osmanlı ve Bizans dönemlerine ait antik batık gemiler bulunduğunu açıkladı. Yüksek çözünürlüklü 3D fotoğraf için optimize edilmiş, Interceptor ile 'geleneksel su altı kameraları dört kat daha hızlı olan' ve yüksek çözünürlüklü kameralar ve lazer tarayıcı Jeofizik araçlarına sahip Keşif gemisi Stril Explorer ile Karadeniz’in &nbsp;1.800 metre derinlikteki&nbsp; Karadeniz yüzeyinin altında dünyanın en gelişmiş sualtı cihazları ile donatılmış bir off-shore Gemisi, deniz altında ki keşif haritalama, batık ve antik manzaralar ortaya çıkardı.</font></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana">&nbsp;<img align="right" alt=" Osmanlı döneminden bir batık" border="3" height="262" hspace="3" src="/images/upload/39A9152E00000578-3866452-image-a-17_1477301541980.jpg" vspace="3" width="450" /></font></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana">Prof. Jon Adams, Karadeniz kıyısın da yaşayan topluluklar hakkın da yeni bilgiler sağlayacak çalışmanın “ölü bölge” diye nitelendirilen denizin 150 metre altından başlayarak 1800 metre derinliklere kadar olan alanlardaki antik kalıntıların şaşırtıcı derece de mükemmel korunmuş olduğunu söylüyor. Bu da arkeologların çoğu tarihi kaynaklarda bilinen gemi türleri ile ilgili görüşlerinin harita keşiflerinde doğrulandığını gösteriyor.</font></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana">&nbsp;</font></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana">Karadeniz’in alt tabakasında ışık ve oksijen olmadığı Anoksik tabaka da hiçbir hayat bulunmuyor. Bu ortamda genellikle organik maddeler, ahşap ve batık ve taşınan yükler de dahil tüm organizmalar, bozulmadan asırlarca kalabiliyor. Karadeniz Deniz Arkeolojisi Projesi direktörü prof. Jon Adams, Bulgar sahili boyunca yaşayan insan toplulukları kimlerdi, su seviyesi yükselmeleri ve tartışılan bazı ateşli sorulara cevap vermek için gayret ettiklerini ifade ederken, Karadeniz de jeofizik araştırmaları ile &nbsp;mevcut deniz yatağının altında gömülü eski toprak yüzeyleri tespit etmek, çekirdek örnekleri alıp Karadeniz’in tarih öncesi ve bu gününe ışık tutacak veriler elde etmek olduğunu söylüyor.</font></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana">&nbsp;<img align="left" alt="Uzaktan Kumandalı Araçlar (ROVs)" border="3" height="262" hspace="3" src="/images/upload/39A9152200000578-3866452-image-a-39_1477302518471.jpg" vspace="3" width="450" /></font></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana">Haberi veren <a href="http://www.dailymail.co.uk/sciencetech/article-3866452/The-Black-Sea-s-dead-zone-Explorers-accidentally-graveyard-40-Ottoman-Byzantine-era-shipwrecks.html?ito=social-twitter_mailonline"> http://www.dailymail.co.uk/ </a>Kadastrocu Interceptor adı verilen ve 3 D çözünürlüklü İki uzaktan kumandalı (ROVs) araçla şimdiye kadar Karadeniz’in 1800 &nbsp;metre derinlikte ve 1250 kilometre dip yüzeyini &nbsp;( 776 mil) alanın &nbsp;tarandığını belirtilirken, Antik Yunan, &nbsp;Roma ve Bizans İmparatorluğunun sömürge ve ticari faaliyetlerinin Karadeniz de yoğunlaştığı ifadelerine yer veriliyor. Ayrıca, Fatih’in İstanbul’u fethettiği 1453 yılından sonra Karadeniz’in dış ticarete kısmen kapatıldığı ve yaklaşık 400 yıl sonra 1856’da Paris Anlaşması ile Karadeniz’in yeniden tüm ulusların ticaretine açıldığı dile getiriliyor. (mka)</font></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/bilim-teknik/karadenizin-dibinde-osmanli-gemileri-bulundu-h405.html</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2016 01:15:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/12/karadenizin_dibinde_osmanli_gemileri_bulundu_h405_f09b8.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Karadeniz Turları, Sarp’a sardı!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/karadeniz-turlari-sarpa-sardi-h403.html</link>
      <description><![CDATA[Sarp Sınır kapısından Gürcistan’a kimlikle geçişler de Olağanüstü Hal kararının ardından denetimler yoğunlaştı. Özellikle Türk Vatandaşlarına yönelik olarak alınan sıkı önlemler, Karadeniz Tatil Tur’larının Batum’u da kapsayan bölümleri, tatilcilerin kâbusuna dönüştü. Sarp Sınır kapısın da deyim yerindeyse Karadeniz Tatil Turları, Sarp’a sardı. Darbe girişiminin ardından Olağanüstü Hal ile Devlet memurları ve emekli olmuş olsa bile yurt dışına çıkışlarına izin verilmiyor. ]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[&#160;
<p><font face="Verdana"><br />
<br />
M. Kemal AYÇİÇEK - 28 Temmuz 2016<br />
<br />
<br />
Türkiye’de 15 Temmuz Darbe girişiminin ardından getirilen Olağanüstü hal  nedeniyle sınır kapıların da Türk vatandaşlarına çok sıkı tedbirler getirildi.  Devlet memurları emekli dahi olsa yurt dışına çıkışlarına izin verilmezken,  çoğunluğu Karadeniz tatil Turları kapsamındaki Türk Vatandaşları, Sarp sınır  kapısın da SGK ve GBT kontrolleri yüzünden saatlerce beklemek zorunda kalıyor.  En az bekleyenler ancak dört saatte sınırdan geçiş yapabiliyor. Tatilcilerin  çoğunluğunun yaşlı ve emeklilerden oluşması da sınır kapılarında ayrı bir drama  dönüşüyor. <br />
<br />
<br />
Sarp Sınır kapısından Gürcistan’a kimlikle geçişler de Olağanüstü Hal kararının  ardından denetimler yoğunlaştı. Özellikle Türk Vatandaşlarına yönelik olarak  alınan sıkı önlemler, Karadeniz Tatil Tur’larının Batum’u da kapsayan bölümleri,  tatilcilerin kâbusuna dönüştü. Sarp Sınır kapısın da deyim yerindeyse Karadeniz  Tatil Turları, Sarp’a sardı. Darbe girişiminin ardından Olağanüstü Hal ile  Devlet memurları ve emekli olmuş olsa bile yurt dışına çıkışlarına izin  verilmiyor. <br />
<img src="/images/upload/sarpi_2.JPG" alt="sarp" width="400" height="300" vspace="3" hspace="3" border="3" align="right" /><br />
<br />
Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yaş çay sezonu yüzünden çay işçisi olarak yurdumuza  gelen Gürcistan vatandaşlarının geri dönüşleri doğal olarak Sarp Sınır kapısında  yoğunluğa yol açarken, bir de Karadeniz Tatil turları kapsamın da Batum’u  kapsayan tatile çıkan yerli turistlerin Batum’a geçişleri, tam anlamıyla  tatilcilere kabus yaşatıyor. 15 Liralık Harç pulu ile kimlikle yurt dışına  çıkılan önemli sınır kapımız Artvin’in Hopa İlçesi’ndeki Sarp sınır kapısı.  Gürcistan’ın Özerk Acara Bölgesi giriş kapısı.<br />
<br />
<br />
Yabancı turistler ile Türk Vatandaşları için farklı uygulamalar var. Türk  vatandaşları, harç pulunu aldıktan sonra kimliklerini SGK sorgusu için burada  bırakıyor ve yurt dışına geçiş hakkı verilen isimler tek tek görevli polisler  tarafından okunarak, kimlikleri geri verilip geçişler için polis kontrolüne  bırakılıyor. Tabi ki de Gürcistan vatandaşları çok fazla olduğu için de öncelik  Gürcistan vatandaşlarına tanınıyor. Yüz Gürcistan vatandaşına geçiş verilirken  isim okunarak Yirmi Türk vatandaşına geçiş hakkı veriliyor. <br />
<br />
<br />
Polisler, megafonla sık sık uyarılar yapıyor. Polis uyarılar da şunları  söylüyor;<br />
“Devlet memuru ve Devlet memurluğunda emekli olanlar boşuna beklemesin, onlara  yurt dışına çıkış verilemiyor. Biz SGK sorgusunun ardından bize verilen  kimlikleri listeler halinde buradan okuyarak yurt dışına çıkacak isimleri  çağırıyoruz. Ayrıca SGK’da sorunlu olanların isimlerini de okuyoruz ve bunlar da  geçiş yapamıyor. İsmi okunanlar gelsin lütfen” diye de nezaketlerini  bozmuyorlar.<br />
<img src="/images/upload/sarpi_4.JPG" alt="vatandas kuyruklarda" width="400" height="300" vspace="3" hspace="3" border="3" align="left" /><br />
<br />
Fakat, tabi bu tür yerler de sıra kavgaları olur, bazı uyanıkların bir takım  hileli yollar kullanarak öncelikle geçiş yapmaya kalkması gibi durumlar da da  kalabalık arasında tartışmalar yaşanıyor. Burada tartışma ve kavgalar, yerli  turistlerden daha çok Gürcistan vatandaşları arasında çıkıyor.<br />
<br />
<br />
Yerli turistler arasında konuşulan bazı tur operatörlerinin Sarp Sınır kapısı  geçiş sorunları yüzünden Batum programını iptal edip, sınır kapısında saatlerce  zaman harcamadan ekibini yurt içine yönlendirebiliyor. Ancak tüm operatörler  bunu yapamıyor çünkü Batum’da kalınacak otelin ücretinin peşin ödendiği, sınır  kapısından geçişlerin de bireysel bir işlem olduğu bu yüzdende yapılan  rezervasyonları iptal edemedikleri gerekçesi ile gruplarının Sarp’tan Sarpi’ye  geçmelerini bekliyor. Aynı gruptan bazıları Sarpi’ye geçebilse bile orada tüm  grubun toplanması için bu kez de sınır kapısını geçenler de Sarpi’de beklemek  zorunda bırakılıyor. (Sınır belirlenirken Gürcistan’ın Acara özerk bölgesi’nin  Sarpi köyü ikiye bölünüyor, Sarp Türkiye tarafı, Sarpi’de karşı taraf oluyor)<br />
<br />
<br />
Aynı zaman da araç girişlerin de de kilometrelerce araç kuyrukları oluşsa da  işin püf noktasını bilenler, Sarp sınır kapısından Sarpi’ye, yani Gürcistan’a  geçmek için en uygun zamanın sabah saat 05.00 ile 07.00 arası olduğunu  belirtiyorlar. Bir tır sürücüsünün feryatları tüm bakışları oraya yöneltiyor.  Giresun plakalı bir Tır sürücüsü, boş bir mutfak tüpünü aracının bir dolabına  koymuş, bunu Gümrük Muhafaza memurları görüyor ve tüpü alıyor. Tır sürücüsü de  “bir tüp için bu bana yapılır mı?” diye bağırıp, belki de orada sıra bekleyen  vatandaşlardan destek umuyor ama tabi o destek verilmiyor ve Tır sürücüsü o boş  mutfak tüpünden oluyor!<br />
<br />
<br />
Uzun bekleyişin ardından artık polis kontrol ve gümrük kontrol noktalarına  varıyoruz. Sınır kapısı camların da ilaç ve birlikte getirilebilecek eşyalar  listeleri dikkat çekiyor. Tatil turu kapsamın da geçiş yapmakta olan genellikle  yaşlı insanlar, ilaçlar konusun da sorun yaşıyor. İlaç konusun daki uyarı ilanın  da şu ifadeler yer alıyor;<br />
<img src="/images/upload/sarpi_5.JPG" alt="uyarı" width="400" height="275" vspace="3" hspace="3" border="3" align="right" /><br />
“Uyarı !!!<br />
Gürcistan’a seyahat eden vatandaşlarımızın dikkatine,<br />
Gürcistan’da halihazırda yürürlükte bulunan mevzuat uyarınca, etken maddeleri  psikotropik nitelikli olan ilaçlar (ülkemizde reçeteye gerek olmadan satın  alınabilen Benical, Aferin, Apranax, Nurofen dahil), belli bir dozajın üstün de  olması halin de ülkeye sokulması yasak ilaçlar kapsamında değerlendirilmektedir.  Bu itibarla vatandaşlarımızın bu tür bir uygulamaya maruz kalmamaları için ,  yanların da bulundurdukları her türlü ilaca ilişkin olarak reçete, doktor raporu  ve reçeteyi veren doktorun mesleki ehliyetini gösteren belgenin apostilli  İngilizce ya da Gürcüce tercümesini Gürcü makamlarına ibraz edilmek üzere  beraberlerin de bulundurmaları önem taşımaktadır. Aksi takdirde  vatandaşlarımızın soruşturma süresince gözaltına alınmaları ve para cezasına  çarptırılmaları söz konusu olabilmektedir”<br />
<br />
Bir başka uyarı ise<br />
“Yolcuların dikkatine!.<br />
2009-15481 sy. Bakanlar kurulu kararınca 3 gün tam yurtdışında kalmadığınız  takdir de ‘Zati ve hediyelik eşya (Sigara, İçki vs.) getirme hakkınız  bulunmamaktadır. Getirmeniz halin de eşyanın vergileri iki katı tahsil edilmek  suretiyle size verilir. Vergileri ödemediğiniz takdir de eşyanız gümrüğe terk  edilmiş sayılır. 1 karton sigara vergi ve resimleri 120 TL, 1 şişe içki vergi ve  resimleri 250 TL ” <br />
<img src="/images/upload/sarpi_6.JPG" alt="yolculara uyarı" width="300" height="201" vspace="3" hspace="3" border="3" align="left" /><br />
Sarpi’ye geçtiğimiz de de orada bekleyen yerli turist kafilelerini  görebiliyoruz. Batum’da gece yarısı bir yerli grubu <a href="http://www.karadenizolay.com/kultur/batumun-guzel-camisi-h361.html"> Batum Valide Sultan Camii de denilen Merkez orta Camii</a>’nin dışın da  rehberin, “Yatsı ve sabah ezanları çevre kirliliğine sebep olmamak için  okunmuyor” diye grubunu bilgilendiriyordu. Gürcistan para birimi Lari, iki ay  öncesine kadar 100 TL 84 lari iken şimdi 100 TL’nin 76 Lari’ye düştüğünü  görüyoruz. Yine kış mevsimlerin de 5 lari olan Batum teleferiği, yaz sezonu  boyunca 8 lari olarak uygulanıyor. Sigara ve içkiler, şehir merkezlerin de Duty  Free ( free şhop)lardan daha ucuza satılabiliyor.<br />
<br />
<br />
Burada dört saat boyunca bekleyiş sırasın da özellikle hem Gürcistan ve hem de  Türk vatandaşları arasında geziniyorum. Karadeniz Tatil Turları kapsamın da  Batum’a geçecek yerli turistler, “biz böyle olacağını bilseydik tura  katılmazdık”<br />
<br />
Sarp sınır kapısında görev yapan memurlar, polisler örneğin günde 18 saat görev  yapıyor. Bu olağanüstü süreç yaşanırken polisler ve gümrük memurları ellerinden  gelen gayreti samimiyetle gösteriyor. Nezaket kurallarına uygun davranıyor sa da  bazı vatandaşların alakalı alakasız çıkışları ya da yüksek sesle bağırır gibi  soru sormaları, zaman zaman memurlarla vatandaşlar arasında tartışmaların  yaşanmasına yol açabiliyor.<br />
<img src="/images/upload/sarpi_3.JPG" alt="kuyruklarda saatlerce sıra bekleniyor" width="400" height="300" vspace="3" hspace="3" border="3" align="right" /><br />
Burada ister istemez Nasrettin Hoca’nın “sen de haklısın” fıkrası akla geliyor,  Şöyleydi o fıkra;<br />
“Sen de Haklısın<br />
<br />
Nasreddin Hoca, kadılık yaparken bir gün bir ahbabı burnundan soluyarak gelmiş.  Hasmı için söylemediğini bırakmamış. Sonra:<br />
<br />
– Hocam, Allah aşkına söyle, demiş, haklı değil miyim?<br />
Hoca ne yapsın?<br />
<br />
– Haklısın, demiş.<br />
Ahbabı sinirleri yatışmış olarak gitmiş. Onun hemen arkasından hasmı gelmiş. Bu  defa da o başlamış atıp tutmaya, yok bana şöyle, yok böyle yaptı demeye. O da  Hoca’ya sormuş:<br />
<br />
– Haklı değil miyim?<br />
Hoca:<br />
<br />
– Vallahi çok haklısın, demiş.<br />
Adam da sakinleşerek gitmiş. Tüm bunlara tanık olan Hoca’nın karısı bile bu işe  şaşırmış kalmış.<br />
<br />
– Senin kadılığında bir garip Hoca Efendi. İkisine de sen haklısın dedin. Hiç  öyle şey olur mu?<br />
Nasreddin Hoca hanımının yüzüne bakıp:<br />
<br />
– Hatun, demiş, sen de haklısın!”<br />
<br />
&#160;</font></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/karadeniz-turlari-sarpa-sardi-h403.html</guid>
      <pubDate>Thu, 28 Jul 2016 23:55:39 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/karadeniz_turlari_sarpa_sardi_h403.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kıbrıs'ta Görülmesi Gereken 6 Yer]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/sizden-gelen/kibrista-gorulmesi-gereken-6-yer-h401.html</link>
      <description><![CDATA[Bu seneki tatil planlarınız arasında Kıbrıs yer alıyorsa, öncelikli olarak tarihlerinizi belirlemeli ve bu tarihler için uçak biletinizi almalısınız. Uçak bileti alırken erken davranmak biletinizi en uygun fiyata almanız açısından önem taşıyor. Kıbrıs için uçak bileti alacağınız zaman ucuz uçak bileti bulabileceğiniz hepfly.com’u ziyaret edebilir,  saniyeler içinde uçak biletinizi  sorgulayıp istediğiniz bileti kolayca ve güvenle satın alabilirsiniz. 
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[&#160;<b style="text-align: center;"><span style="font-size:12.0pt;line-height:115%">Kıbrıs'ta Görülmesi Gereken 6  Yer</span></b>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align:center">&#160;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt;&#10;line-height:115%">Akdeniz'in en önemli turizm merkezlerinden biri olan Kıbrıs  her yıl birçok yerli ve yabancı turisti ağırlıyor. Her köşesi görülmeye değer bu  güzel adada hem tatilin tadını çıkarabilir hem de alışveriş yapabilirsiniz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">&#160;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt;&#10;line-height:115%">Bu seneki tatil planlarınız arasında Kıbrıs yer alıyorsa,  öncelikli olarak tarihlerinizi belirlemeli ve bu tarihler için uçak biletinizi  almalısınız. Uçak bileti alırken erken davranmak biletinizi en uygun fiyata  almanız açısından önem taşıyor. Kıbrıs için uçak bileti alacağınız zaman </span> <a style="color: rgb(5, 99, 193);" href="https://www.hepfly.com/"> <span style="font-size:12.0pt;line-height:115%;&#10;color:#1155CC">ucuz uçak bileti</span></a><span style="font-size:12.0pt;&#10;line-height:115%"> bulabileceğiniz hepfly.com’u ziyaret edebilir,&#160; <span style="background-image: initial; background-attachment: initial; background-size: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-position: initial; background-repeat: initial;">saniyeler içinde uçak biletinizi&#160; sorgulayıp  istediğiniz bileti kolayca ve güvenle satın alabilirsiniz. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">&#160;<img src="/images/upload/hepfly-ucak-bileti.jpg" alt="kıbrıs gorulmesi gereken yerler" width="600" height="400" vspace="2" hspace="2" border="2" align="middle" /></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%; background-image: initial; background-attachment: initial; background-size: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-position: initial; background-repeat: initial;">Kıbrıs  seyahatiniz sırasında nereleri görebilirsiniz? İşte en çok gezilen 6 yer.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">&#160;</p>
<p class="MsoNormalCxSpMiddle" style="text-align: justify; text-indent: -18.0pt; margin-left: 36.0pt"><span style="font-size:12.0pt;line-height:115%">1.<span style="font-stretch: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">&#160;&#160;&#160; </span>Kıbrıs’ta mutlaka görülmesi gerekenler listesinin başında Girne Kalesi  gelir. Kıbrıs’ gittiğinizde vaktiniz olursa mutlaka görün. </span></p>
<p class="MsoNormalCxSpMiddle" style="text-align: justify; text-indent: -18.0pt; margin-left: 36.0pt"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%; background-image: initial; background-attachment: initial; background-size: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-position: initial; background-repeat: initial;">2.<span style="font-stretch: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">&#160;&#160;&#160; </span>Girne’nin en popüler noktası olan Girne Limanı’nda gezerken birçok  restorana, bara ve kafeye rastlayabilir, buralarda yemeğinizi yiyerek çay ya da  kahve keyfi yaparken dinlenebilirsiniz. </span></p>
<p class="MsoNormalCxSpMiddle" style="text-align: justify; text-indent: -18.0pt; margin-left: 36.0pt"><span style="font-size:12.0pt;line-height:115%">3.<span style="font-stretch: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">&#160;&#160;&#160; </span>Kıbrıs'ı ziyaret edenlerin uğramadan geçmedikleri yerler arasında bir  zamanlar Orta Doğu'nun en büyük silah kaçakçısı ve aynı zamanda avukat olan  İtalyan Rum asıllı Pablo Pavilides'e ait Mavi Köşk de yer alır. Mavi köşk  Girne-Güzelyurt yolu üzerinde bulunuyor. </span></p>
<p class="MsoNormalCxSpMiddle" style="text-align: justify; text-indent: -18.0pt; margin-left: 36.0pt"><span style="font-size:12.0pt;line-height:115%">4.<span style="font-stretch: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">&#160;&#160;&#160; </span>Kıbrıs’ın Bellapais köyünde bulunan tarihi Bellapais Manastırı’nda orta  avlunun doğusunda yer alan ve rahiplerin kullandığı çalışma odaları, sohbet  odaları bulunmakta olup, manastırın üst katında daha çok rahiplerin yatak  odaları ve rahiplerin değerli eşyaların bulunduğu bir alan yer almaktadır.</span></p>
<p class="MsoNormalCxSpMiddle" style="text-align: justify; text-indent: -18.0pt; margin-left: 36.0pt"><span style="font-size:12.0pt;line-height:115%">5.<span style="font-stretch: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">&#160;&#160;&#160; </span>Kıbrıs'ın en meşhur yerlerinden olan Soli Harabeleri, Lefke kıyılarında  bulunmakta olup oldukça eski bir tarihe sahiptir. Burada yer alan mozaikler,  mermerden yapılmış sütunlar, göz kamaştıran heykeller bulunur. </span></p>
<p class="MsoNormalCxSpMiddle" style="text-align: justify; text-indent: -18.0pt; margin-left: 36.0pt"><span style="font-size:12.0pt;line-height:115%">6.<span style="font-stretch: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-family: &quot;Times New Roman&quot;;">&#160;&#160;&#160; </span>Gezebileceğiniz bir diğer önemli yer Selimiye Camisi. Selimiye Camisi ya  da önceki adıyla St. Sophia Katedrali gotik mimari anlayışına uygun şeklide inşa  edilmiştir ve 1326 yılında kullanıma açılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu adayı  fethiyle birlikte yapıyı camiye çevirmiştir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt;&#10;line-height:115%">. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:8.0pt;text-align:justify"><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%; background-image: initial; background-attachment: initial; background-size: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-position: initial; background-repeat: initial;">Siz de  tatilinizi Kıbrıs’ta geçirecekseniz en ucuz bileti araştırmak ve </span> <a style="color: rgb(5, 99, 193);" href="https://www.hepfly.com/kibris-ucak-bileti"> <span style="font-size: 12pt; line-height: 115%; color: rgb(17, 85, 204); background-image: initial; background-attachment: initial; background-size: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-position: initial; background-repeat: initial;"> kıbrıs uçak bileti</span></a><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%; background-image: initial; background-attachment: initial; background-size: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-position: initial; background-repeat: initial;">  almak için hepfly.com’un web sitesini ziyaret etmeyi unutmayın. </span> <span style="font-size:12.0pt;line-height:&#10;115%">Farklı alternatifleri karşılaştırma imkanı bulduğunuz sitenin size sunduğu  uçak biletleri arasında kıyaslama yaparak bütçenize en uygun uçak biletine  kolayca sahip olabilirsiniz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">&#160;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt;&#10;line-height:115%">&#160;</span></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/sizden-gelen/kibrista-gorulmesi-gereken-6-yer-h401.html</guid>
      <pubDate>Wed, 06 Jul 2016 12:37:59 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/kibrista_gorulmesi_gereken_6_yer_h401.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Pehlivanköylüler, kitap okuyor!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/sizden-gelen/pehlivankoyluler-kitap-okuyor-h400.html</link>
      <description><![CDATA[Günümüz teknoloji çağı tamam, artık çocukların ellerin de bile paha biçilmez telefonlar, neredeyse bir statü göstergesi  salgını halini almış, Kitap, Defter,kalem neredeyse lisanımızdan çıkmışken Kırklareli&#039;nin Pehlivanköy ilçesi&#039;n de her yıl gelenekselleşen bir şenlik yapılıyor. &quot;Pavli Kitap okuma Şöleni&quot;.İlçe de yediden yetmişe herkes, Mehmetçik Parkı&#039;n da buluşup, hep birlikte kitap okuyor.


]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana" size="3">Kırklareli / Pehlivanköy (Özel) -Günümüz teknoloji çağı tamam, artık çocukların ellerin de bile paha biçilmez telefonlar, neredeyse bir statü göstergesi&nbsp; salgını halini almış, Kitap, Defter,kalem neredeyse lisanımızdan çıkmışken Kırklareli'nin Pehlivanköy ilçesi'n de her yıl gelenekselleşen bir şenlik yapılıyor. "Pavli Kitap okuma Şöleni".İlçe de yediden yetmişe herkes, Mehmetçik Parkı'n da buluşup, hep birlikte kitap okuyor.</font></p>

<p class="MsoNormal"></p>

<p class="MsoNormal">&nbsp;<img align="right" alt="Pavli kitap okuma şenliği yürüyüşle başladı" border="3" height="285" hspace="3" src="/images/upload/pavli__4.jpg" vspace="3" width="450" /></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana"><span style="font-size:12.0pt;line-height:107%">Yüz yılı aşkın süredir devam eden panayırı ile bilinen Kırklareli’nin şirin ilçesi Pehlivanköy'de İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü geçtiğimiz yıllarda da düzenlediği ve geleneksel hale getirdiği “Pavli Kitap Okuma Şöleni”nin bu sene üçüncüsünü gerçekleştirerek, güzel bir etkinlikle haklı olarak kendisinden söz ettirmeye başladı.</span></font></p>

<p class="MsoNormal"></p>

<p class="MsoNormal"></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana"><span style="font-size:12.0pt;line-height:107%">&nbsp;İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü öncülüğün de gerçekleştirilen "Pavli Kitap Okuma Şöleni" ilçe merkezin de bulunan Mehmetçik Parkında gerçekleştirildi. Halk katılımının bu yıl önceki senelere göre çok daha fazla olduğu ve halkın neredeyse tamamına yakınının katıldığı şölene ayrıca İlçe Kaymakamı Serhat Doğan, İlçe Belediye Başkanı Hüseyin Açıkel, Kırklareli İl Milli Eğitim Müdürü Murat Aşım ve ilçe de bulunan çeşitli kurumların amirleri ile yöneticileri de katıldılar. </span></font></p>

<p class="MsoNormal">&nbsp;<img align="left" alt="Pavli Kitap okuma şöleni, Pahlivanköy ilçe yöneticileri de katıldı" border="3" height="253" hspace="3" src="/images/upload/pavli__1.jpg" vspace="3" width="450" /></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana"><span style="font-size:12.0pt;line-height:107%">Görevliler şölen için hazırlıklara haftalar öncesinden başlandığı ve masal kahramanları kıyafeti giyen öğrenciler ile bando takımı etkinlikleri ile şölenin halka duyurulması sağlandı. İlçede öğrenciler arasında haftalar öncesinden kitap okuma yarışmaları yapıldığı şölen için şölen alanı okumaya yönelik pankartlar başta olmak üzere oldukça renkli bir şekil de hazırlandı.&nbsp;Kitap okuma şöleni İlçe Milli Eğitim Müdürü Necmettin Ayçiçek, günün anlam ve önemini ifade ederken; </span></font></p>

<p class="MsoNormal"></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana"><span style="font-size:12.0pt;line-height:107%">“İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü olarak bu şenliği gerçekleştirmemizdeki en büyük amaç ülkemizin bizce en büyük sıkıntılarından biri olan kitap okumama sorununa bir nebze dikkat çekebilmek ve gelecek nesillerimizin -burada bulunan yavrularımızın- okuma bilincini kazanabilmelerine katkı sağlayabilmek. Gelişmekten söz etmekteyiz ama maalesef okumuyoruz. Türkiye’de kitap satışları değerlendirildiğin de, kitap kendisine temel ihtiyaç listesin de ilk iki yüz de bile yer bulamamaktadır. Avrupa’ya yapmış olduğum geziler de gördüğüm en ilginç şeylerden biri de anne ve babaların çocukları ile birlikte kitap okumaları ve çocukların kitap okumayı anne ve babalarından görüp özenmeleridir. Bazen çocuklar kitap okumaktan sıkılsalar bile kitap okumak istemeseler bile aileler çocuklarına bu konuda tolerans vermeden kitap okumaya devam etmekte ve çocuklarının ilgisini çekebilmek için okuduklarını çocukları ile paylaşmaktalar. Çocukların ilk öğretmenleri anne ve babalarıdır ve çocuklar genel de ebeveynlerini kendilerine model almaktadırlar. Çocuklar anne ve babaların da ne görürlerse onları taklit ederler. Okuyan bir gelecek yetiştirebilmek için büyüklerimizin de okuması küçüklerimize örnek olması gerekmekte. Bizde bu noktadan hareketle okuma şölenimizi ilçemizin merkezinde bu güzel alanda gerçekleştirme ve halkımızın katılımını arttırmayı planladık. Bu coşkun kalabalıktan ve ilçemiz halkının teveccühünden dolayı halkımıza çok teşekkür ederim. Ayrıca başta Sayın Kaymakamımız Serhat Doğan’a, belediye başkanımız Hüseyin Açıkel’e ve ilçemizde bulunan kurum müdürlerine katılımları ve hassasiyetleri için çok teşekkür ederim. Güzel ve okuyan bir gelecek için hepimizin birlikte hareket etmesine ihtiyacımız var” dedi.</span></font></p>

<p class="MsoNormal">&nbsp;<img align="right" alt="Pehlivanköy halkı şölene yoğun ilgi gösterdi" border="3" height="253" hspace="3" src="/images/upload/pavli__6.jpg" vspace="3" width="450" /></p>

<p class="MsoNormal"></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana"><font size="3">" Pavli Kitap Okuma Şöleni" </font><span style="font-size:12.0pt;line-height:107%">ilçe de yapılan okuma yarışmaların da en fazla kitap okuyan öğrencilere hediyelerinin verildiği mini bir ödül töreni düzenlendi. Dereceye giren öğrencilere Pehlivanköy kaymakamı Serhat Doğan, Belediye Başkanı Hüseyin Açıkel ve MEB İlçe Müdürü Necmettin Ayçiçek ödüllerini verdikten sonra vatandaşlar da, öğrencilerle birlikte kitap okumaya başladı. </span></font></p>

<p class="MsoNormal"></p>

<p class="MsoNormal">&nbsp;<img align="left" alt="öğrenciler arasın da kitap okuma yarışması yapıldı" border="3" height="253" hspace="3" src="/images/upload/pavli__10.jpg" vspace="3" width="450" /></p>

<p class="MsoNormal"><font face="Verdana"><span style="font-size:12.0pt;line-height:107%">Yarım saat kitap okuma programının ardından katılımcılar ve halk “Okuma Şöleni Hatıra Köşesi”nde fotoğraf çektirdiler. Şölen de anasınıfı öğrencilerinin sene içerisin de yapmış olduğu el becerilerinin yer aldığı küçük bir sergi de ilçe halkına sergilendi. Ayrıca şölen de okuma bilmeyen anasınıfı öğrencilerine okumayı sevdirme düşüncesi ile masal köşesi oluşturulmuş. Bu köşe de pamuk prenses kıyafeti giymiş bir lise öğrencisi şölen boyunca minik öğrencilere masallar okudu. Şenlik, hem öğrencileri ve hem de vatandaşların bir sonraki şenlikte buluşma temennileri ile sona erdi. </span></font></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/sizden-gelen/pehlivankoyluler-kitap-okuyor-h400.html</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jun 2016 01:41:12 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/10/pehlivankoyluler_kitap_okuyor_h400_ba6e6.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Türk halkı adına saygılarımı sunmak için“]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/kultur/turk-halki-adina-saygilarimi-sunmak-icin-h399.html</link>
      <description><![CDATA[Türkiye Cumhurbaşkanı&#039;nın, Amerikalı bir boksörün cenazesine katılmak için dünyanın öbür ucuna gitmesinin nedeni merak edilebilir. Cevap basit: Muhammed Ali&#039;nin olağanüstü hikayesi buradan bitmediğinden ötürü, ona Türk halkı adına saygılarımı sunmak için. Dünya liderleri, onun ideallerini hayata geçirerek, kalıcı birçok problemin üzerine eğilebilir]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;<font face="Verdana">Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, efsanevi boksör Muhammed Ali'nin Amerika Birleşik Devletleri’nin Louisville şehrindeki cenaze törenine katıldı.<br />
Muhammed Ali’nin ilk profesyonel maçına çıktığı Freedom Hall’da düzenlenen törende Cumhurbaşkanı Erdoğan’a eşi Emine Erdoğan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç ve Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez de eşlik etti.<br />
<span style="background-position: 0% 0%"><img align="right" alt="Muhammed Ali'nin tabutunun başın da Yusuf islam da vardı" border="3" height="282" hspace="3" src="/images/upload/yd-20160609-abd-16-muhammetali.jpg" vspace="3" width="450" /></span><br />
Freedom Hall’daki törene, Müslüman İngiliz müzisyen Yusuf İslam, ABD'li akademisyen ve kanaat önderi Hamza Yusuf, Nation of Islam lideri Louis Farakhan, siyahi hakları aktivisti Jesse Jackson, Muhammed Ali'nin maçlarını da organize eden ünlü boks organizatörü Don King'in de aralarında bulunduğu spor dünyasından kişiler, Müslüman ülkelerden gelen temsilciler ve binlerce Müslüman katıldı.<br />
CENAZE NAMAZINI İMAM ZAİD SHAKİR KILDIRDI.......<br />
<br />
<span style="background-position: 0% 0%">&nbsp;</span></font></p>

<p></p>

<p style="outline: 0px; font-size: 14px; vertical-align: baseline; color: rgb(87, 87, 89); font-family: Verdana; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: -0.28px; line-height: 24px; orphans: auto; text-align: start; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: 1; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px; border: 0px none; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; margin-bottom: 15px; padding: 0px; background-image: none; background-repeat: repeat; background-attachment: scroll; background-position: 0% 0%"><strong><a href="http://www.tccb.gov.tr/haberler/410/44338/cumhurbaskani-erdogan-muhammed-alinin-cenaze-torenine-katildi.html">y<span style="background-position: 0% 0%">azının tamamını okumak için tıklayınız</span></a></strong></p>

<p style="outline: 0px; font-size: 14px; vertical-align: baseline; color: rgb(87, 87, 89); font-family: Georgia; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: -0.28px; line-height: 24px; orphans: auto; text-align: start; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: 1; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px; border: 0px none; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; margin-bottom: 15px; padding: 0px; background-image: none; background-repeat: repeat; background-attachment: scroll; background-position: 0% 0%"></p>

<p style="outline: 0px; font-size: 14px; vertical-align: baseline; color: rgb(87, 87, 89); font-family: Verdana; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: -0.28px; line-height: 24px; orphans: auto; text-align: start; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: 1; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px; border: 0px none; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; margin-bottom: 15px; padding: 0px; background-image: none; background-repeat: repeat; background-attachment: scroll; background-position: 0% 0%"><strong>C<span style="background-position: 0% 0%">umhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,&nbsp; <a href="http://www.bloomberght.com/haberler/haber/1885940-cumhurbaskani-erdogan-ali-icin-yazdi"> Bloomberg</a> için kaleme aldığı yazı da ;</span></strong></p>

<p style="outline: 0px; font-size: 14px; vertical-align: baseline; color: rgb(87, 87, 89); font-family: Verdana; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: -0.28px; line-height: 24px; orphans: auto; text-align: start; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: 1; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px; border: 0px none; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; margin-bottom: 15px; padding: 0px; background-image: none; background-repeat: repeat; background-attachment: scroll; background-position: 0% 0%"><strong>"<span style="background-position: 0% 0%">Türkiye Cumhurbaşkanı'nın, Amerikalı bir boksörün cenazesine katılmak için dün<img align="left" alt="Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,Muhammed Ali'nin cenazesine katıldı" border="3" height="274" hspace="3" src="/images/upload/yd-20160609-abd-10-muhammetali.jpg" vspace="3" width="400" />yanın öbür ucuna gitmesinin nedeni merak edilebilir. Cevap basit: Muhammed Ali'nin olağanüstü hikayesi buradan bitmediğinden ötürü, ona Türk halkı adına saygılarımı sunmak için. Dünya liderleri, onun ideallerini hayata geçirerek, kalıcı birçok problemin üzerine eğilebilir.<br />
<br />
Muhammed Ali özel bir sporcu ve fevkalade bir insandı. Ben de Türkiye'deki sayısız insan gibi sabahın erken saatlerinde uyanıp Louisville Lip'in müsabakalarını izlerdim. Ali, bu noktada o denli etkileyici bir figür olmuştu ki, bütün aile üyeleri çay ve hamur işleri eşliğinde profesyonel boks hakkında konuşur ve takip eden günlerde Şampiyon'un maçları dostlar ve iş arkadaşları tarafından yorumlanırdı. Heyecan o kadar belliydi ki, bir Türk şarkıcı Ali'nin 1974 yılında George Foreman'a karşı dövüştüğü ünvan maçını ölümsüzsüzleştirmek adına popüler bir türkü çıkartmıştı ve 'Halkların Şampiyonu'nu dünyanın her tarafında ezilen halkların kahramanı olarak selamlamıştı." </span></strong></p>

<p style="outline: 0px; font-size: 14px; vertical-align: baseline; color: rgb(87, 87, 89); font-family: Georgia; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: -0.28px; line-height: 24px; orphans: auto; text-align: start; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: 1; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px; border: 0px none; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; margin-bottom: 15px; padding: 0px; background-image: none; background-repeat: repeat; background-attachment: scroll; background-position: 0% 0%"></p>

<p style="outline: 0px; font-size: 14px; vertical-align: baseline; color: rgb(87, 87, 89); font-family: Verdana; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: -0.28px; line-height: 24px; orphans: auto; text-align: start; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: 1; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px; border: 0px none; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; margin-bottom: 15px; padding: 0px; background-image: none; background-repeat: repeat; background-attachment: scroll; background-position: 0% 0%"><strong>C<span style="background-position: 0% 0%">umhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın&nbsp; Muhammed Ali için <a href="http://www.bloomberght.com/haberler/haber/1885940-cumhurbaskani-erdogan-ali-icin-yazdi"> yazdığı makalenin tamamını okumak için tıklayın</a></span></strong></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/kultur/turk-halki-adina-saygilarimi-sunmak-icin-h399.html</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Jun 2016 01:25:33 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/10/turk_halki_adina_saygilarimi_sunmak_icin_h399_a6393.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Müslüman de geç“]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/siyaset/musluman-de-gec-h398.html</link>
      <description><![CDATA[Çocukluğunda babasına ‘Biz Laz mıyız Türk müyüz’ diye sorduğunu, babasının da kendisine aynı soruyu dedesine sorduğunu söylediğini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan büyük dedesinin soruya verdiği cevabı dinleyicilerle paylaştı: “Torunum yarın bir gün öleceğiz, Allah bize ‘Rabbin kim, peygamberin kim, dinin ne?’ diye soracak. ‘Kavmin ne’ diye bir soru sormayacak. Sana sordukları zaman ‘Müslümanım’ de geç.”]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&#160;‘Müslümanım’ de geç.”</p>
<p>“Hz. Peygamber, Tevhit ve Vahdet” temalı Kutlu Doğum Programı’na katılan  Cumhurbaşkanı Erdoğan, burada yaptığı konuşmada “Cihat, asla terör değildir.  Terör örgütü kurup Müslümanlara zulmetmek değildir, masum insanların canlarına  kast etmek değildir. Cihat; diriliştir, hayat vermedir, ihya etmedir, inşa  etmedir. Bugün, eğer bir cihattan söz edeceksek, en büyük cihat, işte bu İslam  ve Müslüman düşmanlarının ortaya çıkmasını sağlayan cehaletle ve fitneyle  mücadele etmektir” dedi.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Bir manevi diriliş ve uyanış olarak gördüğünü belirttiği Hz Peygamber’in  kutlu doğumunun tüm Müslümanlar için hayırlara vesile olmasını temenni ederek  sözlerine başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yılki Kutlu Doğum Haftası  etkinliklerinin temasının tevhit (Yaratanın birliği) ve vahdet (yaratılmışların  birliği) olarak belirlendiğine işaret etti ve Kur’an-ı Kerim’den bu kavramlarla  ilgili ayet meallerinden örnekler aktardı.<br />
<img src="/images/upload/ktldgm_2.jpg" alt="kutlu doğum töreni" width="400" height="221" vspace="3" hspace="3" border="3" align="right" /><br />
<br />
“İSLAM’IN BÜTÜNLEŞTİRİCİ ÇATISI ALTINDA TOPLANACAĞIZ”<br />
<br />
Çocukluğunda babasına ‘Biz Laz mıyız Türk müyüz’ diye sorduğunu, babasının da  kendisine aynı soruyu dedesine sorduğunu söylediğini aktaran Cumhurbaşkanı  Erdoğan büyük dedesinin soruya verdiği cevabı dinleyicilerle paylaştı: “Torunum  yarın bir gün öleceğiz, Allah bize ‘Rabbin kim, peygamberin kim, dinin ne?’ diye  soracak. ‘Kavmin ne’ diye bir soru sormayacak. Sana sordukları zaman  ‘Müslümanım’ de geç.”<br />
<br />
Aktardığı hatırasının ardından İslam toplumlarının üç tehlike ile karşı karşıya  olduğunu; bunların da mezhepçilik, ırkçılık ve terör olduğunu kaydeden  Cumhurbaşkanı Erdoğan, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın 13’üncü İslam Zirvesi’nde  bunu Sonuç Bildirgesi’nde belirttiklerini hatırlatarak şu sözlere yer verdi:  “Biz İslam’ın o bütünleştirici çatısı altında toplanacağız. Sünnisi ile  Şiasıyla… Asla bunlar ayrım sebebi olmayacak. İşte onun için ‘gelin birlik  olalım’ dememin anlamı bu. İkincisi ırkçılık. Rabbimiz onu da Hucurat Suresi’nde  buyuruyor; hangi ırktan, hangi kavimden olursan ol, ister Türk ol, ister Kürt  ol, Laz ol, Çerkez ol, Gürcü ol, Abaza ol, Boşnak ol, Roman ol, ne olursan ol…  Ama bizi birleştiren bir şey var, İslam. Biz Müslümanız, burada bütünleşeceğiz.  Eğer bu her ikisi de olmazsa, işte o zaman başımızın belası nedir? Terör  fitnesi. ”<br />
<br />
“HER KUTLU DOĞUM TARİHİ, MÜSLÜMANLAR İÇİN YENİ BİR BAHARDIR”<br />
<br />
Yunus Emre’nin şiirindeki bir dizeden mülhem “Yaratılanı severiz, Yaradan’dan  ötürü” dizesine atıfta bulunarak, “Başta insan olmak üzere, dünyadaki tüm  canlılara, tüm varlıklara saygı duymak gerektiğinin ifadesi olan bu mesajın  kuşatıcılığını, dünyadaki hiçbir felsefi veya siyasi akımda bulamazsınız” diyen  Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Rabbim bizleri tevhidin ve vahdetin şuurunda olan  insanlardan eylesin” duasında bulundu.<br />
<br />
Her kutlu doğum tarihinin, tüm Müslümanlar için yeni bir bahar olduğunu ifade  eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Maalesef, baharımızı kara kışa çevirmek,  umutlarımızı daha yeşermeden kurutmak isteyenler var. Bunların bir kısmı,  Peygamber Efendimizin nübüvvetinin müjdelendiği günden beri zaten gördüğümüz,  zaten bildiğimiz, zaten tanıdığımız kesimlerdir. Coğrafyamızdaki bin yıllık  varlığımızın, Anadolu merkezli mücadelemizin karşısında da hep bunlar olmuştur”  diye konuştu.<br />
<br />
“TERÖR ÖRGÜTLERİNİN İSLAM’A VERDİĞİ ZARARI, EN AZILI İSLAM DÜŞMANLARI DAHİ  VEREMEMİŞTİR”<br />
<br />
Her dönem olduğu gibi bugün de, kendilerini İslam dairesinde gösteren,  kendilerine Müslüman diyenler arasında da, aynı gayeye hizmet edenlerin olduğuna  vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “DAEŞ adıyla, Boko Haram, El Kaide adıyla  ortaya çıkan, İslam’a dair ne varsa, hepsini de pervasızca istismar edenlerin  tüm zulümleri sadece ve sadece Müslümanlara karşıdır. Açık konuşuyorum; bu terör  örgütlerinin İslam’a verdiği zararı, en azılı İslam düşmanları dahi veremez,  verememiştir” dedi.<br />
<img src="/images/upload/ktldgm_3.jpg" alt="kutlu doğum töreninden toplu hatıra" width="443" height="168" vspace="3" hspace="3" border="3" align="left" /><br />
Arif Nihat Asya’nın, “Ebu Leheb öldü diyorlar, / Ebu Leheb ölmedi, ya Muhammed,  / Ebu Leheb kıtalar dolaşıyor” dizelerini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan  sözlerine şöyle devam etti: “İşte bunlar, kıtalar dolaşan Ebu Leheb’in  Irak’taki, Suriye’deki, Afrika’daki, dünyanın dört bir yanındaki takipçileridir.  Sorsanız, ‘Cihat yapıyoruz’ diyorlar. Hâlbuki cihat, asla terör değildir. Terör  örgütü kurup Müslümanlara zulmetmek değildir, masum insanların canlarına kast  etmek değildir. Cihat; diriliştir, hayat vermedir, ihya etmedir, inşa etmedir.  Bugün, eğer bir cihattan söz edeceksek, en büyük cihat, işte bu İslam ve  Müslüman düşmanlarının ortaya çıkmasını sağlayan cehaletle ve fitneyle mücadele  etmektir. Dikkat ediniz, ‘cihat bu teröristleri öldürmektir’ demiyorum, ‘onları  ortaya çıkartan şartları ortadan kaldırmaktır’ diyorum. Çünkü şayet şartları  ortadan kaldırmazsanız, kaldırmazsak, yani bataklığı kurutmazsanız, ölenin  yerine yenisi gelir, hem de daha fazlasıyla gelir. Çok yönlü bir mücadele  elbette olacaktır, ama asıl olan kalplerin temizlenmesi, gönüllerin  kazanılmasıdır. Bunun için, adeta üzeri küllenen, mahzun kalmış olan  medeniyetimizi yeniden ayağa kaldırmalı, yeniden Müslümanlara ve tüm insanlığa  ışık saçan bir sevgi, adalet, merhamet kaynağı haline getirmeliyiz. İslam  medeniyeti, yüzlerce yıl boyunca, Orta Doğu’dan Asya’ya, Afrika’dan Avrupa’ya  kadar dünyanın dört bir yanında insanlığın maddi ve manevi ilerleyişinin  lokomotifi olmuştur. Daha sonra medeniyetimizin boşalttığı her yer, görünüşte  maddi bir devrimle, ama esasında acıyla, sömürüyle, haksızlıkla doldurulmuştur.”<br />
<br />
Konuşmasında İslam medeniyetinin önemli şehirlerinden örnekler veren  Cumhurbaşkanı Erdoğan, döneminin en parlak bilim, sanat, kültür merkezi olan  Endülüs’ün, geride adeta hiçbir iz bırakılmamacasına, asırlar önce yok  edildiğini, İslam medeniyetinin örnek şehirleri olan Şam, Halep, Bağdat, Kahire,  Sana’nın varlık-yokluk mücadelesi verdiğini, dünün ilim, irfan ve hikmet  yuvaları olan Semerkant, Buhara, Kazan, Kaşgar’ın parıltısı söneli çok olduğunu  hatırlatarak, İslam medeniyetinin maddi mirasının, açık ve alçak bir oyunla, her  gün biraz daha örselenip yok edildiğini belirtti.<br />
<br />
“MEZHEP FANATİZMLERİNİ DİNLERİNİN ÖNÜNE GEÇİRENLER OLDUKÇA, BERABERLİĞİMİZİ  TEMİN EDEMEYİZ”<br />
<br />
“Medeniyet tarihimizin merkez şehirlerinden, her şeye rağmen hâlâ ayakta olan  bir yer varsa, o da İstanbul’dur” diye konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, devamında  şunları söyledi: “Bugün Müslümanların içinde bulunduğu durum, gerçekten çok can  acıtıcıdır, çok can yakıcıdır. Müslümanlar bunu hak etmiyor. Dinin sahibi  Allah’tır ve kimse ona zarar veremez. Ama Müslümanlar, kendi haysiyetlerini  kendileri korumak zorundadır. Bunun için tüm Müslümanların birliğine,  beraberliğine, dayanışmasına ihtiyacımız var. Mezhep fanatizmlerini dinlerinin  önüne geçirenler oldukça, beraberliğimizi temin edemeyiz. İnsanlığa da, İslam’a  da bir ihanet olan terörizmi, kendi amaçları uğruna kullanmaya çalışanlar  bulundukça, dayanışma içinde olamayız. Kur’an’ı Kerim’in ve Peygamber  Efendimizin kesin olarak yasakladığı asabiye, ırkçılık illetinden  kurtulamayanların etkinliği sürdükçe, birliğimizi sağlayamayız. Hâlbuki  önümüzde, her türlü farklılığımızın, her türlü ayrılığımızın üstünde, bizleri  bir araya getirip sımsıkı saracak bir yol var. Allah’ın birliği ve ümmetin  birliği… Yani tevhit ve vahdet… Rabbim, cümle Ümmeti Muhammed’i, tevhit ve  vahdet sancağı altında buluştursun diyorum.”<img src="/images/upload/ktldgm_4.jpg" alt="törende coşku vardı" width="447" height="147" vspace="3" hspace="3" border="3" align="middle" /><br />
<br />
“İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI MÜSLÜMANLAR İÇİN ÖNEMLİ BİR PLATFORM”<br />
<br />
İslam âleminin birliği ve beraberliği için üzerlerine düşenleri yaptıklarını ve  yapmaya da devam edeceklerini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, 14-15 Nisan  tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilen İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) 13.  İslam Zirvesi ile Türkiye’nin 2 yıl süreyle teşkilatın dönem başkanlığını  devraldığına dikkat çekti ve İİT’nin dünyadaki tüm İslam ülkelerini ve nüfusları  içinde önemli oranda Müslüman barındıran ülkeleri bir araya getirmesi  bakımından, çok önemli bir platform olduğuna vurgu yaptı.<br />
<br />
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İİT’nin Müslümanların sorunlarının çözüm mercii olma  konusunda ciddi bir potansiyeli olduğuna işaret etti ve şu değerlendirmelerde  bulundu: “Ancak, şu ana kadar, bu potansiyelin tam olarak kullanılmadığını ifade  etmek durumundayım. Bugün, Müslümanların çoğunlukta olduğu coğrafyalardaki  istikrarsızlıkların, krizlerin ve terör olaylarının çözümü için kimlerin devrede  olduğuna baktığımızda, maalesef, bu teşkilatı göremiyoruz. Hâlbuki teşkilatın  asli görevi bu olmalıdır. Biz, İslam İşbirliği Teşkilatı’nı, işte böyle bir yapı  haline getirmek için çalıştık, çalışmayı da sürdüreceğiz.”<br />
<br />
“MÜSLÜMANLAR, KENDİ MESELELERİNİ ÇÖZMEK İÇİN NİÇİN BİR ARAYA GELEMEZ?” ..<a href="https://www.tccb.gov.tr/haberler/410/42638/en-buyuk-cihat-cehalet-ve-fitneyle-mucadele-etmektir.html">...............yazının  devamını okumak için tıklayınız</a></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/siyaset/musluman-de-gec-h398.html</guid>
      <pubDate>Mon, 18 Apr 2016 08:31:37 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/musluman_de_gec_h398.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Okul Sporları Olimpiyatları (Gymnasiade) Trabzon'da yapılacak]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/spor/okul-sporlari-olimpiyatlari-gymnasiade-trabzonda-yapilacak-h397.html</link>
      <description><![CDATA[Dünyanın en büyük spor organizasyonlarından biri olan Okul Sporları Olimpiyatları (Gymnasiade) Türkiye'de yapılacak. Trabzon'da 11-18 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilecek organizasyona 50 ülkeden 5 bin sporcu katılacak. Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç, Türkiye'nin uluslararası organizasyonlara ev sahipliği yapma konusunda çok farklı bir konuma geldiğini belirterek, "Artık organizasyonları biz seçiyoruz. Her organizasyonu almıyoruz” dedi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[&#160; <br />
<div>TRABZON, OKUL SPORLARI OLİMPİYATLARI'NA HAZIRLANIYOR</div>
<br />
<br />
<div>-Dünyanın en büyük üçüncü spor organizasyonuna 50 ülkeden 5 bin sporcu katılacak</div>
<br />
<br />
<br />
<div>Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç;</div>
<br />
<br />
<br />
<div>-"Artık organizasyonları biz seçiyoruz. Her organizasyonu almıyoruz”</div>
<br />
<br />
<br />
<div>-"Uluslararası organizasyonlara ev sahipliği yapma konusunda artık çok farklı bir konumumuz var"</div>
<br />
<div>&#160;</div>
<br />
<div>Dünyanın en büyük spor organizasyonlarından biri olan Okul Sporları Olimpiyatları (Gymnasiade) Türkiye'de yapılacak. Trabzon'da 11-18 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilecek organizasyona 50 ülkeden 5 bin sporcu katılacak. Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç, Türkiye'nin uluslararası organizasyonlara ev sahipliği yapma konusunda çok farklı bir konuma geldiğini belirterek, "Artık organizasyonları biz seçiyoruz. Her organizasyonu almıyoruz” dedi.</div>
<br />
<div>&#160;</div>
<div><img src="/images/upload/trbzn_okul3.jpg" width="315" height="480" vspace="2" hspace="2" border="2" align="right" alt="" /></div>
<div>&#160;Trabzon, Uluslararası Okul Sporları Federasyonu (ISF) tarafından 11 – 18 Temmuz 2016 tarihlerinde düzenlenecek olan Okul Sporları Olimpiyatları’na (Gymnasiade) ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. En büyük 3’üncü olimpiyat organizasyonu olarak nitelendirilen ve içerisinde Atletizm, Yüzme ve Jimnastik olmak üzere üç temel branşı barındıran Okul Sporları Olimpiyatları için yaklaşık 50 ülkeden 5 bine yakın sporcu Trabzon’a gelecek. Bu yıl 16’ncısı yapılacak olan Oyunlar için Gençlik ve Spor Bakanlığı'nın yanı sıra Türkiye Okul Sporları Federasyonu, Trabzon Valiliği, Büyükşehir Belediyesi ve İlçe Belediyeleri hazırlıklarını büyük ölçüde tamamladı.&#160;</div>
<br />
<br />
<br />
<div>“Tüm tesisler bakımları yapılarak oyunlar için hazır hale getirildi”</div>
<br />
<div>Okul Sporları Olimpiyatları için Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı tesisler kullanılacak. Söğütlü Atletizm Stadyum’unun değiştirilecek pisti dışındaki tüm tesisler, bakım ve onarımları yapılarak oyunlar için hazır hale getirildi. 19 Mayıs Spor Salonu’nda Güreş, Söğütlü Atletizm Stadı’nda Atletizm, Yomra Spor Kompleksi’nde Jimnastik (Artistik), Hayri Gür Spor Salonu’nda Jimnastik (Aerobik, Ritmik), Fatih Eğitim Fakültesi Spor Salonu’nda Eskrim, Çok Amaçlı Spor Salonu’nda Judo, Ahmet Suat Özyazıcı Stadı’nda Okçuluk, Çok Amaçlı Spor Salonu’nda Karate, KTÜ Hasan Polat Spor Salonu’nda Satranç, Beşirli Tenis Kompleksi’nde Tenis, Mehmet Akif Ersoy Yüzme Havuzu Tesislerinde Yüzme müsabakaları yapılacak.</div>
<br />
<br />
<br />
<div>“KYK Yurtları Olimpiyat Köyü olarak kullanılacak”</div>
<br />
<div>Dünyadaki gençler arasında barış, kardeşlik ve dostluk kurmak amacıyla 3 yılda bir düzenlenen Okul Sporları Olimpiyatları, son olarak 3 yıl önce Brezilya’da gerçekleştirildi. 38 Ülkeden 3428 sporcunun katıldığı Olimpiyatlara Ülkemiz 67 öğrenci sporcu ile temsil edildi. Sporcularımız; 1 altın, 5 gümüş, 5 bronz olmak üzere 11 madalya kazandı. Trabzon’da yapılacak olan Okul Sporları Olimpiyatlarına 50 ülkeden 5 bine yakın sporcunun katılması bekleniyor. Oyunlarda ülkemizden yaklaşık 250 sporcu mücadele edecek. Olimpiyat Köyü olarak, Gençlik ve Spor Bakanlığı Kredi ve Yurtlar Kurumu’na bağlı Doğu Karadeniz Öğrenci Yurdu ve Fuat Sezgin Öğrenci Yurdu kullanılacak.</div>
<br />
<br />
<br />
<div>“Logoda martı, maskot olarak Anadolu parsı kullanılacak”</div>
<br />
<div>&#160;</div>
<br />
<div>2016'nın logosunda Karadeniz'in dalgaları ile üzerinde olimpiyat renkleri bulunan martı yer alıyor. Maskot olarak ise Anadolu Parsı kullanılacak.</div>
<br />
<br />
<br />
<div>-“Trabzon organizasyon düzenleme anlamında gücünü ispat etmiş bir şehirdir”</div>
<br />
<br />
<br />
<div>Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç, Trabzon şehrinin organizasyon düzenleme konusunda çok tecrübeli olduğunu belirterek “Trabzon gücünü ispat etmiş, güçlü spor altyapısıyla da bu tür organizasyonlara başarıyla ev sahipliği yapmış ve çok daha büyük organizasyonların altından kalkabilecek bir şehir olduğunu göstermiştir. 2007 yılındaki Karadeniz Oyunları, 2011’deki Avrupa Gençlik Olimpik Oyunları (EYOF) ve 2014'teki ISF Hentbol Dünya Şampiyonası’na ev sahipliği yapan Trabzon’un 11-18 Temmuz 2016 tarihleri arasında düzenlenecek Gymnasiade’a da (Okul Sporları Olimpiyatları) en güzel şekilde ev sahipliği yapacağına inanıyorum” dedi.</div>
<br />
<br />
<div><img src="/images/upload/trbzn_okul2.jpg" alt="hayrigur" width="400" height="266" vspace="2" hspace="2" border="2" align="left" /></div>
<div>-“Türkiye gerçekten bir organizasyon ülkesi olmuş durumda”</div>
<br />
<div>Gymnasiade’in dünyanın en büyük üçüncü organizasyonu olduğunu vurgulayan Bakan Çağatay Kılıç, &#160;“Ülke ve sporcu katılım sayısına baktığınızda dünyada birinci sırada Olimpiyatlar, ikinci sırada Universiad, üçüncü sırada da Gymnasıade gelir. Uluslararası organizasyonlara ev sahipliği yapma konusunda bizim artık çok farklı bir durumumuz var. Türkiye gerçekten bir organizasyon ülkesi olmuş durumda. Artık organizasyonları biz seçiyoruz. Her organizasyonu almıyoruz. Ülkemize, sporumuza, vatandaşımıza katkı sağlayacak organizasyonlar içinde olmak için bu anlamda çalışmalarımız devam ediyor'' diye konuştu.</div>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/spor/okul-sporlari-olimpiyatlari-gymnasiade-trabzonda-yapilacak-h397.html</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Mar 2016 00:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/okul_sporlari_olimpiyatlari_gymnasiade_trabzonda_yapilacak_h397.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Atatürk&#039;ü okula hapsetmiş siniz!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/aktuel/ataturk-u-okula-hapsetmis-siniz-h396.html</link>
      <description><![CDATA[Bundan tam 32 yıl öncesiydi. Trabzon&#039;un araklı ilçesine bağlı eski adı Dağbaşı yeni adı Çankaya olan beldedeki YBO&#039;nun açılışı yapılacaktı. Dönemin Trabzon valisi Yılmaz Ergun, okuldaki Atatürk Büstü için &quot;Atatürk&#039;ü okula hapsetmiş siniz&quot; diyerek büstü tören alanına getirtti ve protokolde en öne koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;<br />
&nbsp;</p>

<div><b>M. Kemal AYÇİÇEK / Trabzon</b></div>

<p></p>

<div>Yıl 1984. Yer Trabzon’un Araklı ilçesine bağlı Dağbaşı nahiyesi. Yukarıya alıntıladığım cümle dönemin Trabzon valisi Yılmaz Ergun’a aitti. Trabzon’un Araklı ilçesine bağlı o zaman ki adı Dağbaşı nahiyesi olan şimdiki Çankaya Beldesi’nde Devlet-Yurttaş işbirliği ile yapımı gerçekleştirilen ilköğretim okulu açılışı ile yine aynı yöredeki Taştepe ilkokulu ile o köyün elektriğe kavuşması için törenler düzenlenmişti. İşte o törenlerin en önemlisi Dağbaşı ilköğretim okulu açılış töreniydi. Dönemin Trabzon’daki en üst düzey bürokratları, öyle kolay kolay bucak ve köylere alışık olunmayan Vali ziyareti, Devlet’in en üst düzey heyetinin o yörede bulunması, vatandaşların da büyük ilgisini çekmişti. Zaten amaçlanan da vatandaşın Devlet ile kucaklaşmasıydı!
<p></p>

<p></p>
</div>

<p></p>

<div><img align="left" alt="Çankaya YBO'da Atatürk büstü" border="2" height="267" hspace="2" src="/images/upload/image/abust/abust_001.jpg" vspace="2" width="400" /></div>

<div>Protokol de kimler vardı. Hatırlayabildiğim kadarıyla zamanın Milli Eğitim Müdürü olan Bener Cordan, Jandarma Alay komutanı (adını hatırlayamadım) il sağlık müdürü Mehmet usta, Araklı kaymakamı Tayyar şaşmaz, Araklı Belediye Başkanı Yılmaz Çebi, ilçe milli Eğitim Müdürü Ahmet islam , Anap ilçe başkanı İbrahim Çebi ve diğer görevliler. Uzunca bir Konvoy ile yola koyulduk. Dağbaşı, ne de olsa tarihi bir gün yaşıyordu. O dönemler de lüks sayılabilecek bir okula kavuşuluyordu. Bu yüzden de hazırlıklar en üst düzeydeydi. Bir şenlik de denebilecek bir heyecan vardı yöre sakinlerin de tabi ki de okul idarecilerinin elleri ayakları titriyordu. Koskoca Devlet, onlar için oradaydı. Bu büyük bir gururdu onlar için ve mahcup olmamak için de tüm çevre köy muhtarları da elbirliği yapmış, en ufak bir eksiklik bırakmamak için yoğun çaba harcamışlardı.</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Yapılacak tören öncesi Trabzon Valisi Yılmaz Ergun ve beraberindeki heyet, Trabzon’a 59, Araklı’ya da 29 Kilometre uzaklıkta olan ama eski yol şartları düşünüldüğün de yorucu geçen yolculuk nedeniyle dinlenmek üzere okula girildi. Dağbaşı İlköğretim Okulu girişin de hassasiyetle düzenlenmiş bir köşe de Atatürk büstü, zincirlerle çevrilmişti. Araklı’ya yeni gelmiş kaymakam Tayyar Şaşmaz, Vali Ergun’a bilgi veriyor, yapılan çalışmaları aktarıyordu. Vali Ergun, Atatürk büstü önün de durdu, kısa bir süre sessiz kaldı ardından sesini de yükselterek oradaki görevlilere dönerek sert ifadelerle başladı fırça atmaya, “Atatürk’ü okula hapsetmişsiniz! Kim yaptı bunu, bu köşeyi hazırlama fikri kimin? Neden Okul bahçesine değil de okul içerisindeki bir köşeye sıkıştırmışsınız Atatürk’ü, bu ne demek? Bu ne rezalet böyle?”<img align="right" alt="Büst,bir yönetici tarafından alana getiriliyor" border="2" height="267" hspace="2" src="/images/upload/image/abust/abust_004.jpg" vspace="2" width="400" /></div>

<div>Ne diyeceğini hatta ne yapacağını şaşırmış Kaymakam Şaşmaz, çok büyük bir mahcubiyetle boynunu büküyor, sesini çıkaramıyor. Okul yöneticileri şok geçiriyorlar. Nasıl şok olmasınlar, koskoca vali bağırıyor, oysa onlar sırf böylesi bir büst için teşekkür hayal ederken karşılaştıkları durumu tahayyül bile edemezlerdi. Zira vali beraberindeki heyet üyelerinin de sesi soluğu kesiliyor. Meslekte yeniyim ama içimden o anda “Valiler, o ilin en yüksek memuru, yani Devlet’in sahibi. İstediği fırçayı atma hakkı vardır, onun için Vali Ergun’da açtı ağzını yumdu gözünü” diye düşünüyorum.
<p></p>

<p></p>

<p>Müdür odasına çıkıp çay içiyoruz ama hala aynı konu devam ediyor. Vali Yılmaz Ergun, burada da devam ediyor sitemlerine ama tabi aşağıdaki kadar yüksek sesle değil. Yorgunluk çaylarının ardından tekrar o Atatürk büstü önünden geçerken Vali Ergun, tekrar sesini yükseltiyor, “Kaldırın büstü, getirin tören alanına” diyor. Hızla yürürken Atatürk büstü de okul müdürü tarafından tören alanına getiriliyor, tam bu sıra da vali Yılmaz Ergun, müdürün elinden Atatürk Büstünü alıyor ve nereye konması gerektiği gösterip, o sehpaya kadar büstü taşıyor.Büst, protokol koltuklarının en önündeki sehpanın üzerinde yerini alıyor. Türk bayrağını da Milli Eğitim Müdür Bener Cordan getiriyor. Protokol için sıralanmış sandalyelerin önündeki sehpanın üzerine konuluyor Atatürk Büstü ve Dağbaşı İlköğretim okulu açılışı öncesi saygı duruşu ve istiklal marşı ile konuşmalar başlıyor.</p>

<p></p>

<p></p>
</div>

<div><img align="left" alt="Vali yılmaz ergun,büstü kendisi alıp sehpanın üzerine koyuyor" border="2" height="267" hspace="2" src="/images/upload/image/abust/abust_005.jpg" vspace="2" width="400" /></div>

<div>Milli Eğitim Müdür Bener Cordan, Araklı kaymakamı Tayyar Şaşmaz, Araklı Belediye Başkanı Yılmaz Çebi’nin ardından da Trabzon Valisi Yılmaz Ergun çıkıyor kürsüye, törene katılan vatandaşlar yapılan konuşmaları alkışlıyor ve kendi aralarında uğultulu konuşmalar yapıyorlardı. Vali Ergun’un kürsüye çıkmasıyla alana sessizlik hakim oluyor. Vali Yılmaz Ergun, daha aydınlık yaşamın yolunun okullardan geçtiğini ve Atatürk ‘ün devrim ve ilkelerine bağlı gençler yetiştirdiğimiz takdirde kalkınmamızın daha da çabuklaşacağını söylüyor. Atatürk Büstünün hemen önünde Araklı Kaymakamı Tayyar Şaşmaz ile yan yana oturan Trabzon sağlık il müdür Mehmet Usta’nın elleri dizlerindeki titrek hali, Vali Ergun’un konuşmasının nasıl bir etki yaptığını fazlasıyla ortaya koyuyor.&nbsp;
<p></p>

<p></p>
</div>

<p></p>

<div>Tam 32 yıl önce yaşanmış bir öyküydü bu, film negatiflerini tarayınca ortaya çıktı fotoğraflar. Tabi o günden bugüne değirmenin altından çok sular geçti, yıllar oradaki insanların bir kısmını aramızdan aldı götürdü. O gün orada olup, şimdi hayatta olmayanlara Allah’dan rahmet, yaşamda olanlara da sağlıklı uzun ömürler diliyorum. Zaman akıp gidiyor, yorulmadan!&nbsp;<img align="right" alt="Sağlık müdürü Mehmet usta, elleri dizlerin de yaşanan süreci özetliyor" border="2" height="400" hspace="2" src="/images/upload/image/abust/abust_011.jpg" vspace="2" width="360" /></div>

<p></p>

<p></p>

<div>O zaman ki Dağbaşı ilköğretim okulu şimdi ise Çankaya Yatılı Bölge Okulu (YBO) web sitesinde şu ifadeler yer alıyor;
<p></p>

<p></p>
</div>

<p></p>

<div>“Beldemizde 1984 tarihine kadar eğitim öğretim ilkokul ve ortaokul olarak ayrı ayrı binalarda bağımsız olarak yürütülürken 1984 yılında mevcut binamızın tamamlanmasıyla birlikte eğitim öğretim ilkokul ve ortaokul birleştirilerek aynı binada 5+3 şeklinde yürütülmüş olup &nbsp; 1998-1999 eğitim öğretim yılından itibaren de 4306 sayılı yasa ile kesintisiz 8 yıllık eğitim öğretime devam edilmektedir.</div>

<div>Okul binası yanında yapılan pansiyon binası 1995 yılında tamamlanmış olup &nbsp;02 Aralık 1998 tarihinde 30 yatılı öğrenci ile hizmete açılmıştır. Bu yıl itibarı ile pansiyon kapasitemiz 144 olup 123 öğrenci yatılı olarak eğitimlerini sürdürmektedirler.</div>

<div>Okulumuz aynı zamanda taşıma merkezi okul statüsünde olup 10 köyden 15 araç ile 180 öğrencide taşımalı eğitim kapsamında eğitimlerine devam etmektedir. Okulumuz Okul ve &nbsp;Pansiyon binası olmak üzere 2 bölümden oluşmaktadır”</div>

<div><br />
Not: Konu ile ilgili diğer fotoğraflara ilgili galeriden bakabilirsiniz</div>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/aktuel/ataturk-u-okula-hapsetmis-siniz-h396.html</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Mar 2016 11:48:44 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2020/07/ataturk_u_okula_hapsetmis_siniz_h396_2b0f3.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çoruh Nehri buz, Ovit yol vermez!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/coruh-nehri-buz-ovit-yol-vermez-h395.html</link>
      <description><![CDATA[Unutmaz o mübarek hayvan” diyor ve geçmişte yaşanmış iki Leylek öyküsü anlatıyor. “Ağaçta bir Leylek yuvası vardı, çoban arkadaş onu alıp besledi, evcilleştirmek istedi. Çok ilgilendi ama nasıl olduysa bir kaza ile Leyleğin ayağı kırıldı. O Leylek bize küstü. Ardından da Çoruh kıyısın da unutulmuş bir balık ağına]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;<br />
&nbsp;</p>

<div><strong>M. Kemal AYÇİÇEK – Aralık 2015</strong></div>

<p></p>

<div>Kar kış kıyamet ama olsun, evde oturmaktan iyidir yol almak. Çok mantıklı değil ama şartlar zorlayınca da insan denemeye değer diyor. Aslında bu fikri veren de eşimdi ama babama çaktırmadık. Yola çıktığımız da gece yarısına yarım saat vardı. İlk olarak etapta gideceğimiz yol 110 kilometre idi ama dağları aşacaktık, toplam da 552 kilometrelik bir yol vardı önümüz de, dağ, bayır da cabası. Üstelik kar vardı ama yolun açık olduğunu, Salmankaş tünelinin tamamlanmış bir tüpünden gidiş-gelişin yapılabiliyor olduğunu biliyorduk. Aşağıdaki levha da “kar ve tipi nedeniyle yol ulaşıma kapalıdır” diyordu ama bu uyarı yolu bilmeyen ve belki ilk kez kullanacaklar için tedbiren konulmuş olmalıydı diye düşündük ve yol almaya başladık.</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Yaşlı anne ve babam böylesi yolculuklar için pek hazırlıksızdı ama üç oğullarıyla da aceleye gelmiş ani bir geziye çıkmaya da karşı gelmediler. Kaşıkçı, Ağanas, Bifara, Dağbaşı derken Çatak’a vardığımızda kar bizi karşıladı. Gerçi yollar da değil ama Karadere vadisinin yamaçların da ve çam ağaçlarının karla kaplı olduğu yol boyu sakindi. Sadece Tilkibeli ‘n de yola yuvarlanmış kayalara dikkat etmek gerekiyordu. Yol sakin olunca da sıkıntısız aştık Tilkibeli virajlarını ve Pazarcık’a vardığımızda artık hem iklim değişmeye başlıyor ve hem de Bahçecik’te Trabzon il sınırlarından çıkıp Gümüşhane il sınırlarına geçiyoruz. Yolda kar var ama hafif rüzgar da uçabilen toz halinde serpinti &nbsp;kar ve buzlanma var. Allah’dan aracımızın lastikleri hem kış lastiği hem de yeni. Gezge yol ayrımında heyelan olmuş, güzelim asfalt yol kaybolmuştu. Artık uzunluğu 4 kilometrelik iki tüplü Salmankaş tüneline geliyoruz. Yol tek şerit ama bakımlı, yeni bağlantı yolundan Tünele varıyoruz. Yaz mevsiminde tünel çalışmalar nedeniyle sivil ulaşıma kapatılıyordu ama bu kez Salmankaş dağı kar nedeniyle geçit vermeyince Tünelin tek tünelini asfalt ve yol çizgileri ve tünel içi ışıklandırmaları da dahil hazır hale getirip trafiğe açmışlar. İlk kez asfalt haliyle tünelden geçerken annem Necati’ye, “Saate bak bakalım kaç dakika da geçeceğiz tüneli” diyor ama zaten o sıra tüneli yarılamıştık.</div>

<p></p>

<p></p>

<div><img align="right" alt="nehir buz tutmus" border="2" height="300" hspace="3" src="/images/upload/image/hispir/crhovt_001.JPG" vspace="2" width="400" /></div>

<p></p>

<div>Salmankaş Tüneli çıkışın da hemen karşımız da Karaburga dağı ve ziyaret tepesindeki kayalardan yapılmış şehit anıtları karla kaplı halleriyle karşılıyor bizi. Hava açık ama her yer beyaza bürünmüş, tünele girmeden eksi 9 derece olan sıcaklık tünel içinde eksi 4 derece idi ama tünel çıkışında eksi 12 oldu, aşağıya indikçe de o gece eksi 22 dereceyi Yukarı kirzi ve Arpalı’da. Orası, Aydıntepe’nin de bulunduğu ovaydı. Saat gece yarısını çoktan devirmiş bir sonraki günün ilk saatlerin de vardık Bayburt’a. Geceyi Bayburt’ta geçirdik, Bayburt’ta eksi 15’ti. Kaptanımız Ömer, “sabah erken kalkıp yola girmeliyiz, hadi yatalım” dediğin de saat 03.30’du. Yattık. Sabah kahvaltıya yeğenlerimiz Elif ve Bedirhan’ın çağrısı ile kalktık. Nefis bir sabah kahvaltısından sonra bu kez ilk kez gurbete çıkan eğenimiz Yunus’u ziyaret etmek için İspir’e doğru yola çıktık. Bayburt’un içerisinden geçen o koskoca Çoruh Nehri, burada kısmen buz tutmuştu. Bayburt- İspir yolu pek işlek değil, bu bizim seyahatimizi de kolaylaştırdı. Yol da yer yer buzlanma ve kar var ama gayet dikkatlice seyrediyoruz. Yaz mevsimin de birkaç kez gitmişliğimiz var bu yoldan, yabancısı değiliz bu yolun. Soğanlı dağlarını seyrederek ve Çoruh nehri boyunca iniyoruz vadileri. Rakımı (deniz seviyesinden yüksekliği)1499 metre ve kod adı D-050 olan Devlet karayolu bu yol.&nbsp;</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Biz eski İspir yolunu tercih ediyoruz, bir de Değirmencik köyü kısmı vardı ama orayı kestirmeden gidiyoruz. Aşağı Dikmetaş köyünden geçiyoruz ve Adabaşı köyüne varıyoruz. Eski adı İsponos, burada bir öğlen namazı molası veriyoruz ama her yer kar ve buz. Çok güzel bir cami, şadırvan ve köy odası, şadırvan da sıcak su, cami yerden ısıtmalı ve köylüler mütevazı ve misafirperver insanlar. Biraz gezintiye çıkıyorum ve caminin hemen yanında geçen Çoruh nehrine bakıyorum yarısı karşılıklı buz tutmuş ve 5- 6 kişi o soğukta Çoruh nehri üzerindeki buzlar da koşuşturmadalar. Birisi nehrin biraz yukarısından elindeki bir sopa ile suya vurarak aşağıya doğru koşturuyor, aşağıda meğer ağ ile bekleyen birisi daha var ve balıkları ona doğru sürüklüyormuş, kaldırıyorlar ağı ve boca ediyorlar yine buzların üzerine. Çoruh Nehri’nin kış bereketi ve bolluğunu sevinçle karşılıyorlar. Kenara bırakılan balıkların inceleri ayıklanıp hemen Çoruh nehrine bırakılıyor ve bellice büyüklükte olanları diğerleri çuvallara dolduruyorlar.</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div><img align="left" alt="soğanlı dağları" border="2" height="300" hspace="3" src="/images/upload/image/hispir/crhovt_002.JPG" vspace="2" width="400" /></div>

<p></p>

<div>&nbsp;Yanlarına geçemiyorum, onlar nehrin karşı tarafındalar ama nehrin yarıya kadar buz tutmuş tabakası üzerinde ölümüne bir avcılık yapıyorlar. Burada eksi 8 derece sıcaklıkta Çoruh Nehri’nin buzla kaplı kısmın da balık avı yapanların Mustafa Özbek, Selim Özbek ve Hakkı Ayaz tanınabiliyor. Tuttukları balıklar da Çay balığı, sarı, karakanat, bıyıklı ve sazan. Cami önünde konuştuğumuz insanlar, tutulan balıkların köyde bulunan yaşlılar ve çocuklar başta olmak üzere hangi ev de ihtiyaçlı insan varsa onlar olmak üzere bir düzen halinde dağıtılıyor. Sadece balık tutanlar yemiyor tutulan balıkları, balık avından anlayanlar böylesi buz üzerindeki riskli işi yapıyor ama tuttukları balıkları da köylülere ücretsiz dağıtıyor. Bu iş bir komşu dayanışması, birlikte yaşamı anlamlı yapan bir gelenek halinde yaşatılıyor. Büyükler, her zaman saygı gören, yaşlılar, kadınlar ve çocuklar &nbsp;her an el üstünde tutulan bireyler. Köyün gençleri, kimin herhangi bir yardıma ihtiyacı varsa arkasına bakmadan yardımına koştuğu, kısaca insanlığın yaşandığı ve yaşandığının da adeta günümüz de kanıtlandığı bir yer. Böylesi hasletleri, Çoruh vadisi boyunca geçtiğimiz köyler de gözlemliyoruz.</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Cami önü sohbetinde birisi aslında Adabaşı köyünün leyleklerin geçiş güzergahı olduğunu ama artık eskisi gibi Leylek gelmediğini anlatırken biraz da kahırlanıyor. Anlatıp anlatmamak arasında kısa bir süre gidip geliyor ve Leyleklerin çok hassas hayvanlar olduğunu aktarırken, “Unutmaz o mübarek hayvan” diyor ve geçmişte yaşanmış iki Leylek öyküsü anlatıyor. “Ağaçta bir Leylek yuvası vardı, çoban arkadaş onu alıp besledi, evcilleştirmek istedi. Çok ilgilendi ama nasıl olduysa bir kaza ile Leyleğin ayağı kırıldı. O Leylek bize küstü. Ardından da Çoruh kıyısın da unutulmuş bir balık ağına takılıp bir Leylek telef olunca Leylekler sanki bizi cezalandırdılar. O zaman bu zamandır o mübarek hayvanlar eskisi gibi köyümüze konar olmadılar. Bu bizi çok üzüyor, hala o Leyleklere kendimizi affettirmek için her türlü özeni ve gayreti gösteriyoruz ama gelmiyorlar” diyor.</div>

<div><img align="right" alt="adabasi koyluleri" border="2" height="269" hspace="3" src="/images/upload/image/hispir/crhovt_003.JPG" vspace="2" width="400" /></div>

<p></p>

<div>Her bireri Çoruh Nehri’nin bereketini yansıttığı mükemmel köylerden geçiyoruz. Ballıkaya, Karşıgeçit, Arslandede, Çakırbağı köylerinden sonra artık Bayburt il sınırından Erzurum il sınırlarına giriyoruz. Karşımız da Baksı müzesi ile ünlü Bayraktar köyü var. Çoruh Nehri’nin yer yer tamamen donmuş halinin fotoğraflarını çekiyoruz. &nbsp;Laleli bu güzergâhtaki ilk Erzurum köylerinden biriydi. Dikmetaş köyü yol ayrımında yolcular için yapılmış küçük bir çeşme, mescit ve tuvaletler ve yemek masası ve oturaklar var. Çoruh Nehri üzerindeki Köprü’nün sağı solu iğde ağaçlarıyla çevrili güzel bir dinlenme alanı burası ve burada da biraz soluklanıyoruz. Kış mevsimi olunca hava erken kararıyor bu yüzden de fazlaca zaman harcamadan İspir’e varmaya çalışıyoruz. Çatakbahçe, Süleymanbağı ve Madenköprübaşı derken İspir’e varıyoruz. Yeğenimiz Yunus burada okuyor. Onu arkadaşları ile halı saha da maç yaparken buluyoruz, şaşkın, haberi yoktu. Şaşkınlığı biraz üzerinden atamıyor ama bize İspir’i gezdiriyor, İspir kalesi, kendi okulu ve yurdu derken güneş batmadan onunla vedalaşıp, ayrılıyoruz. Yunus’un okulunu gezerken müdür ve yardımcıları bize Ovit Dağı’nın geçit vermediğini bu yüzden de ya dönüş için ya Bayburt ya da Artvin üzerinden dönebileceğimizi önerdiler. Bana kalsa ben Ovit dağı yolunu denerdim ama risk almayalım dedi Ömer, &nbsp;Trabzon’a dönüş için Çoruh vadisi boyunca Yusufeli ve Artvin yolunu seçtik. Bu yolu Ömer daha önce Necati ile gitmişlerdi ama ben de dahil annem, babam da ilk kez gidiyorduk. İyi ki de gitmişiz, bu vadide Çoruh nehri üzerinde ve bu yollarda yapılan tünelleri başka türlü göremezdik.</div>

<p></p>

<p></p>

<div><img align="left" alt="buz tutmus nehirde balık avı" border="2" height="249" hspace="3" src="/images/upload/image/hispir/crhovt_004.JPG" vspace="2" width="400" /></div>

<p></p>

<div>&nbsp;Seyahat için müthiş güzel ve ham bir doğa ile insanoğlunun neleri başarabileceğinin öyküleri ile dolu bir güzergahtı bu yol boyu. Çamlıkaya Tüneli ile başladığımız Tünneller silsilesi, sayılacak türden değildi. Hani şu Zikirmatik veya tesbihmatikler var ya onlardan yanınıza almadıysanız öyle parmakla sayılacak türden değillerdi ve sayamadık zaten. Bir yandan yol öbür yandan Çoruh Vadisi üzerindeki &nbsp;HES ve Baraj tünelleri derken Türkiye’nin değil sadece Dünya’nın hiç bir yerinde böylesi Tünellerle çevrili bir yol güzergahı bulunamaz diyeyim artık gerisini siz anlayın. Yazı ile anlatılacak gibi değil hani bir söz vardır ya “yazma ile anlatılacak gibi değil görmek lazım” diye, işte hem yol güzergahının çok fazlaca işlek olmaması hem doğanın fazlaca tahrip olmayışı ama son yapılan tünellerle süslü bir coğrafya. Doğa derken dağ, taş ve kayaların içleri oyulup, ülkenin kaynakları zenginleştiriliyor. Tabi bunca yatırımın olduğu yerler de çok az da olsa insanların kullanımında bulunan alanlar belki zarar görüyor ama Devlet elbette o zarar ve ziyanı misliyle yöre sakinlerine umarım veriyordur. Artvinliler, Türkiye’nin en fazla okuyan insanların bulunduğu illerimizin başında geliyor.</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Yedigöze, Sırakonaklar, Geçitağzı’nın ardından Erzurum il sınırlarından Artvin il sınırlarına geçiyoruz. Her yer de bir yatırım var Çoruh Nehri boyunca ve devasa bentlerle yer yer önü kesilen Nehir yatağının uzunca bölümleri birikmiş sularla küçük birer göller gibi duruyor. Yokuşlu’nun oralar da ikindi namazı için yol kenarlarında küçük molalar veriyoruz. Hava kararınca ve yol boyunca da gelen giden olmayınca biraz garip kalıyoruz sanki İspir Artvin yolunda, çıkışlar, inişlerle virajlı yollar, gece karanlığında bile seyir seyran insana bambaşka bir heyecan veriyor. Babam pek konuşmuyor ama annem sanki doğa ile konuşuyor. Zaman zaman da babam annemin anlattıklarına katkı sunmaya çalışırken Necati, onların arasını buluyor ama cep telefonlarının da şarjları kısıtlı olunca ya da telefonlar çekmeyince bunu da her zaman yapamıyorlar. Kızıldere’de Akşam namazı molası sırasında babam en çok sevdiği Kaşkolunu namaz kıldığı yerde unutuyor ama bunu çok geç fark ediyoruz.&nbsp;<img align="right" alt="ispir de" border="2" height="260" hspace="3" src="/images/upload/image/hispir/crhovt_009.JPG" vspace="2" width="400" /></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Buralar da artık o Bayburt – İspir yolundaki gibi ne kar ne de buz yok, soğukta eksi 3 derecelerde filan. Asıl manzaralı yerlere gece karanlığında giriyoruz ve annem “Yok oğul yok bu sayılmaz bir daha gün ışığı ile bu yolları bi daha gideceğiz haa” diyerek basıyor kahkahayı. Babam yolun uzamasından ve Bayburt üzerinden geri dönmekten yana idi. “Ne gerek vardı” diyordu. &nbsp;Ama bu aslında o’nun, yol yorgunluğunun kısmen itirafıydı bunu anlıyorduk! Ömer de zaten bunun farkında olarak hiç ara vermeden yol almaya çalışıyordu. Üstelik Ömer, üçüncü gününde ve sürekli yol alıyordu, uzun yol yorgunuydu. Hani bana kalsa bulunca bir çay içecek yer, çeker çayımı kahvemi içerek keyifle yol alırdım ama Ömer, anne ve babamın bu yol yorgunluğunu uzatmamak için böylesi fırsatlar gözetmiyordu!</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Çeltikdüzü’nü uzaktan da olsa tanıyorum, ışıkları pırıl pırıl ve insanları ve doğası ile unutulmaz bir Yusufeli köyü. 1991 yılın da genel seçim anketi için görevli olduğum da buradan geçmiş ve Yüncüler köyüne çıkmıştım. Gece karanlığında o yıllara yeniden döndüm. Yusufeli, Esenyaka derken Tünellerle örülü bir yol ağır ile daha önceleri defalarca gittiğim ama hiçbir yerini tanıyamadığım bir yoldan Artvin’e vardık! Eski yolları aradı gözlerim, tanıdık bir yer mesela. Hani Osman’la zeytin ağaçları olan bir yerde yediğimiz Artvin zeytinini, sonra anneme götürdüğüm ince siska (yeşil soğan tohumu) ları aldığım o dükkanları aradı gözlerim, olmadı, göremedim. Hem annem zaten o yola girdiğimizi anladığın da bile bana “O siskaları nerden almıştın, yakmıyor, hem de çok bereketliydiler, yine alalım onlardan” bile demişti, bende bunu ümit etmiş ve özellikle de orasını kaçırmamak için dört gözle yol boyu bakındım durdum ama olmadı, eskiler de kalmış o Artvin- Yusufeli yolunu işte o zaman aradım, kimse kırılmasın ama eskilerden yol geçecek güzergahlar belirlenirken o bölge de yaşayan nüfus dikkate alınır, hani “yol medeniyettir” denir de işte o yol güzergahında yaşayan insanlar da o yoldan nasiplenir diye de bir zihniyet vardı, o kaybolmuş ona üzüldüm.&nbsp;</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div><img align="left" alt="çoruh nehir buz tutmus" border="2" height="300" hspace="3" src="/images/upload/image/hispir/crhovt_008.JPG" vspace="2" width="400" /></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Tamam yeni Tüneller le belki yeni merkezler de oluşacak ama ya geçmişten günümüze aktarılacak ne kalmıştı ki bu yolda? Tüneller belki gerekliydi ama bu kadar da mı olur dedirtti bana açıkçası, bu yolun Tünelli halini hiç mi hiç sevmedim. Zaten küstüm de galiba ama kimseye de bir şey söylemedim! Yine o devasa Deriner barajı, Borçka barajı birer göl gibi gece de olsa gözüktü ya anne ve babam o dev yatırımları pek anlayamadılar. Borçka’da bir mola verdik, hava soğuk ama daha randevularımız vardı yetişmemiz gereken bunun için de habire yol aldık. Cankurtaran geçidinden yeniden geçtik belki orası da kalkacak ortadan çünkü tünel tamamlanmak üzereydi. Hopa’ya inip vardık sahile, artık Karadeniz sahil yolundaydık. Çamburnu’ndaki Hancıoğlu tesislerine kadar durmadık, bu tesislerde doyuncaya kadar köfte yedikten sonra Koyunculu’daki randevumuza gece saat 22.30 sularında yetişebildik. Müthiş bir efordu hepimiz için teşekkürler kaptan ve ekibi, kazasız belasız onca yolu katettik. Mutluyduk hem de çook.</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/coruh-nehri-buz-ovit-yol-vermez-h395.html</guid>
      <pubDate>Sun, 24 Jan 2016 18:20:58 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2019/01/coruh_nehri_buz_ovit_yol_vermez_h395_60fa4.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dünya hayatının vip yolcusu!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/foto-haber/dunya-hayatinin-vip-yolcusu-h394.html</link>
      <description><![CDATA[Caminin az ilerisinde, kadınların yanından alınan  91 yaşındaki Hacı Ali Neziroğlu’ nun cenazesi, omuzlarda camiye getirildi. Yol boyu zaten araçlar, park edecek yer bulmakta sıkıntı çekti. Cenaze namazını yani babasının cenaze namazını kıldıran Türkiye’nin ilk TBMM Genel Sekreteri oldu Dr. İrfan Neziroğlu. O derece inançta samimiyet ki muhtazar’ından meyyit haline, teçhiz, gasil, tekfin ve teşyi’ inden yetmedi babasının kazılmış mezarına inip, onu kendi elleri ile kabre koyabilen bir evlat oluyor!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<div>M. Kemal AYÇİÇEK &nbsp;- Aralık 2015</div>

<p><br />
Fotoğraflar : Necati AYÇİÇEK</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Türkiye Cumhuriyeti’nin üst düzey bürokratlarının başında geliyor TBMM Genel Sekreteri Dr. İrfan Neziroğlu, babasını kendi deyimi ile “Dünya hayatının Vip yolcusu olarak Cuma günü “ toprağa verdi. 18 Aralık 2015 günü Cuma namazının ardından Trabzon’un Düzköy ilçesine bağlı Işıklar köyünde hava güneşli ama soğuktu, yol kenarındaki caminin avlusu tıka basa insan dolu. Caminin az ilerisinde, kadınların yanından alınan 91 yaşındaki Hacı &nbsp;Ali Neziroğlu’ nun cenazesi, omuzlarda camiye getirildi. Yol boyu zaten araçlar, park edecek yer bulmakta sıkıntı çekti. Cenaze namazını yani babasının cenaze namazını kıldıran Türkiye’nin ilk TBMM Genel Sekreteri oldu Dr. İrfan Neziroğlu. O derece inançta samimiyet ki muhtazar’ından meyyit haline, teçhiz, gasil, tekfin ve teşyi’ inden yetmedi babasının kazılmış mezarına inip, onu kendi elleri ile kabre koyabilen bir evlat oluyor!<br />
<img alt="Işıklar cami" src="/images/upload/image/h_aneziroglu/h_aneziroglu_005.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px 3px; float: right; width: 400px; height: 267px;" /></div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Gecenin bir vakti, telefonda kardeşim “İrfan abinin babası rahatsızlanmış, Akçaabat Haçkalı Baba Devlet hastahanesi’nde tedavi altında” deyince, Necati ile gittik Hastahaneye. Noroloji bölümünde yatıyordu ve muhtazar durumdaydı H.Ali Neziroğlu, yanında eşi vardı. Bir hemşire, serumuna bir ilaç veriyor, orada fazla kalmadan çıkıp, hasta yakınlarının oturduğu bölüme geçiyoruz. Hastaların halinden az da olsa anlayabiliyordum, hastahane muhabirliği tecrübelerim vardı! Bu acı, İrfan’ın ilk acısı değildi elbette, iki kardeşini daha önce trafik kazalarında kaybetmişti. 2008 yılında Orhan Neziroğlu’nu, 28 Nisan 2012 Cumartesi günü de Mustafa Neziroğlu’nu yani küçük kardeşini toprağa vermiş ve babasının tek erkek evladı olarak kalmıştı.
<p></p>

<p>Babasıyla en yakın olan ve babasını da bakışlarından bile ne demek istediğini anlayabilen tek oğuldu. Hastahane koridorunda gözükünce yanına gidip, babasının rahatsızlığını ondan öğrendik. “Babam, Yayladan döndü!” dedi imalı olarak, babasının yayla sevdalısı olduğunu ama son iki gündür tepki de vermediğini söyledi. Bu tür durumlar da insan, dostuna nasıl yardımcı olabilir ki? Doktorların elinde olan ve tedavi gören bir insan için bizim gibi sıradan insanların yapabileceği elbette bir şey olmazdı ama ya yakınlarına ne demeli idi, onun yaşadığı bu zor dönemlerinde ona nasıl destek olunabilirdi ki? Zaten İrfan’a da , “Yapabileceğimiz bir şey var mı?” diye sorduğumuz da tebessümle , “Dua” dedi. Hastahaneden ayrılırken kardeşime, “Bizden dua istiyor, benim duamdan ne olur ki!” diye yakındım, kardeşim de güldü, “Sen yap duanı gerisini Allah’a bırak” dedi. Bende öyle yaptım!</p>

<p></p>

<p></p>
</div>

<p></p>

<div><img alt="mezarlık" src="/images/upload/image/h_aneziroglu/h_aneziroglu_012.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px 3px; float: left; width: 400px; height: 267px;" /></div>

<div>Hastahane ziyaretimizin tam bir hafta üzerine geldi H.Ali Neziroğlu amcanın vefat ettiği haberi. Ömer de gelince Ankara’dan babam ve iki kardeşimle gittik cenazeye. Tabi yol boyunca da daha önce vefat etmiş Orhan ve Mustafa’nın trafik kazalarını ve H.Ali amcanın hastahenedeki son durumunu babama aktarmış olduk. İrfan’ın kardeşlerinin cenazelerine de babam ve amcamlar zaten gitmişlerdi. Cuma namazına zor yetişiyoruz. Cuma namazının ardından babasının cenaze namazını kıldıran Türkiye’nin ilk TBMM Genel Sekreteri Dr. İrfan Neziroğlu, babasının “Cuma günü” olan bu yolculuğuna Facebook sayfasında:</div>

<p></p>

<div>“İrfan Neziroğlu &nbsp;-22-12-2015 yazdı:<br />
<br />
&nbsp;</div>

<p></p>

<div>" <b>BABACIĞIMA VEDA VAKTİ</b>

<p></p>
</div>

<div>&nbsp; <i>İnsanoğlu eşyasına dahi veda ederken “mal canın yongasıdır” deyip içi burkuluyor. Yaklaşık 2 aylık teşhis ve 2 haftalık hastane sürecinin ardından 17 Aralık 2015 Perşembe günü sevgili babacığım bizlere veda etti. Dünya hayatının benim için VIP yolcusu olarak Cuma günü köyümüz mezarlığına defnedip ahirete uğurladık.</i></div>

<div><i>91 yıllık ömründe zor günleri de oldu, güzel günleri de. 1940’lı yıllarda yol vergisini ödemeye gücü yetmediğinden köy yolunun bize de gösterdiği 10 metrelik kısmını taş döşemiş. Gençlik dönemleri için toprak olsa da eksek derdi. Uyku nedir bilmezdi. İyi bir usta idi. Çok çalıştı. Uzun yıllar işlettiğimiz bakkal dükkânında terazisi hiç eksik tartmadı. Uzun yıllar erkek çocuğu olmadı veya yaşamadı. Sonraki 3 erkek çocuktan ikisini trafik kazasında kaybetti.</i></div>

<div><i>Hayatında verdiği en önemli kararlardan birisi hiç şüphesiz köyde ne var ne yok her şeyi satıp Trabzon merkeze yerleşmek oldu. Bize de daha iyi eğitim imkânı sağlamış oldu. İflah olmaz bir yaylacı idi. Fotoğraf yaylaya son gidişlerimizden birisine ait.<img align="right" alt="hacı ali neziroğlu" border="2" height="370" hspace="3" src="/images/upload/image/h_aneziroglu/h_aneziroglu_001.jpg" vspace="2" width="300" /></i></div>

<div><i>Herkesin babasıyla farklı bir hikâyesi vardır ama bizimkisi çok başka idi. Ama yaşamak ne kadar Hak ise, ölüm de o kadar Hak. Şimdi bize düşen hayırlı evlatlar olarak amel defterini açık tutmak.</i></div>

<div><i>Babacığımın gerek hastalığı sürecinde, gerekse cenazesinde ve sonrasında bizzat gelerek veya arayarak destek olan, acımızı paylaşan herkese ailemiz adına teşekkür ediyorum.</i></div>

<div><i>“Ali Babanın Adamları” için bir devir sona erdi.</i></div>

<div><i>Allah cc rahmet eylesin, mekânını Cennet eylesin. Amin. Ruhuna Fatiha</i>.”

<p></p>
</div>

<p></p>

<p></p>

<div>&nbsp; “Dünya hayatının vip yolcusu” diyor. Yani “Vip” kısaca sıralama demek ama Cuma günü olunca Protokol manasın da çok ehemmiyetli kişi manasın da olan İngilizcesi ”Very Important Person”i burada babasına uyarlıyor!&nbsp;</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Güzel bir güneşli hava, güzel bir cemaat ve güzel bir mezarlıkta güzel bir yerde defin işlemi ve okunan kuran-ı kerim surelerini babamla yan yana dinlerken Trabzon MEB İl Müdür yardımcısı Zekeriya Taşan, babamla görüşüyor. Ardından da eğilip kulağıma “sakın babanı yalnız bırakma ve her anını babanla yaşa, bir saniye bile ayrı olma!” diyor, biraz mahzunlukla, O da İrfan’ın okul yıllarının ustalarından bir mimar! Tam o sıra önümüzdeki Fadime Maraba’nın mezar taşında ki “Dün sizin gibi idik unutma Hüdai, sizde bizim gibi olacaksınız oku Fatiha’yı” yazısı gözüme ilişiyor. Mezara fazla yakın değilim ama uzaktan izliyorum olan biteni. TBMM Genel Sekreteri gibi bir üst düzey bürokratın babasını mezarına indiğini ve kendi elleri ile toprağa verdiğini de orada görüyorum. Huzurluyum, keyifleniyorum. Cenazeye gelen simaları gözlemliyorum, protokol gereği gelenler de var tabi ama onlar zaten camide namazın bitiminin hemen ardından kayboluveriyorlar, esas cemaat burada işte defin sırasında belli oluyor ve gıpta ediyorum böylesi bir cemaatle uğurlanmaya, müthiş güzel bir gidiş!
<p></p>

<p></p>
</div>

<p></p>

<div><img alt="babasını topraga verdi" src="/images/upload/image/h_aneziroglu/h_aneziroglu_020.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px 3px; float: left; width: 400px; height: 267px;" /></div>

<div>Orada bir zamanlar birlikte çalıştığım, gazetenin spor müdürü yaptığım bir sima geçiyor yanımdan sessizce, tanısalar da “tanımıyorum!” havaların da ,Dünya bu, 28 Şubat sürecinde o gazetede attığım manşetlerin en yakın bilicilerindendi oysa ama nerede! O süreç, zehirli bir süreçti ve kumpasçılar bugün hamd olsun hesabını veriyorlar! Neyse fazla önemsemiyorum artık, yaradılanı makam, mevki ve dünyevi varlıkları için değil yaradandan ötürü sevenlerin sayısının arttığını görüyorum.&nbsp;
<p></p>

<p></p>
</div>

<p></p>

<div>Defin işlemlerinin ardından İrfan ve yakınları yol kenarına inip, cenazeye gelenleri uğurluyor. Biz de başsağlığı dileyerek ayrılıyoruz Işıklar’dan. Akşam namazının ardından Neziroğlu hanesinde Yasin okunuyor, biz de taziye için tekrar İrfan’ın Trabzon Erdoğdu Mahallesi’ndeki baba evine gidiyoruz. Öyle şaşaalı bir ev değil mütevazı bir ev. Bu evi tanıyoruz zira İrfan’ın vefat eden kardeşleri Orhan ve Mustafa’nın cenazelerinin ardından da taziye için gittiğimiz evdi. Yine aynı simalar hemen hemen oradalardı. Yakın akrabalar ve tabi İrfan’ın okuldan arkadaşları. Sehpaların üzerlerinde pasta ve Rize simitleri var. İrfan’ın Rize den gelen dostları getirmiş bu simitleri. Bilenler bilir Rize simitinin önemini. “Babam, Yayla’dan şimdi döndü!” diyor İrfan.
<p></p>

<p>&nbsp;Ardından amcası ve enişteleri anlatıyor rahmetli H.Ali Neziroğlu’nu:</p>

<p></p>
</div>

<p></p>

<div>“Yayladan inmezdi, öyle severdi yaylayı. Kayabaşı’nda bir arkadaş bulsa kendine kış mevsiminde bile orada durmaya dünden razıydı. Kolay kolay inmezdi aşağıya ta ki iki ay öncesine kadar, rahatsızlanınca döndü işte bir daha da nasip olmadı. Kızması yok, sakin, sessiz ve çok anlayışlı bir insandı. Hem yedirmeyi seven, dost canlısı bir insandı. Çok güzel insandı, kimsenin düşünemediğini düşünür ve öyle davranır, kimseyi de kırmazdı”</div>

<div><img alt="Işıklarda topraga verildi" src="/images/upload/image/h_aneziroglu/h_aneziroglu_022.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px 3px; float: right; width: 400px; height: 257px;" /></div>

<div>Anlatılanlar abartı değildi zira 91 yıl yaşamıştı H. Ali Neziroğlu. &nbsp;Biraz sohbetin ardından ayrılıyoruz taziye evinden zira ev arı kovanına dönmüş, gelenlere yer ayırmak gerekiyordu. Ölümün hikmetlerini bilen bir evlat olarak Dr. İrfan Neziroğlu’na fazla bir şey söylemeye zaten gerek yoktu! Sadece ahiret hayatı değil Dünyevi anlamda da bir liyakat sahibi idi. Sadece ODTÜ mezunu oluşu değil, doktorası ve hizmet alanları da bunu gösteriyordu. Türkiye’nin bu zorlu sürecinin, yapılan onca seçimlerin ve TBMM’nin Zenit saati gibi işleyişinin mimarıydı iki kardeşinin ardından babasını da ebediyete uğurlayan Dr. İrfan Neziroğlu. Allah Hacı Ali Neziroğlu’na rahmet, değerli ailesine &nbsp;sabırlar versin.Amin.</div>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/foto-haber/dunya-hayatinin-vip-yolcusu-h394.html</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Dec 2015 01:05:49 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/dunya_hayatinin_vip_yolcusu_h394.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Humurgan’ın AĞA Konakları]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/humurganin-aga-konaklari-h392.html</link>
      <description><![CDATA[Otuz yıl kadar öncesiydi 99 penceresi ile bilinen Haşım Ağa Konağı’na ilk gidişim, o zaman yıkıldı yıkılacak bir harabeydi. İçini gezmiş ve büyülenmiştik, 100 yıl öncesinin yaşam tarzı hakkında bilgi veren önemli bir hazineydi. Buraya tekrar gitmek istediğim de yolu bulabilir miyim kaygısı taşıyordum]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;<br />
&nbsp;</p>

<div><strong>M. Kemal AYÇİÇEK – Haziran 2015</strong></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Karadeniz Bölgesi’nde gezilip görülmesi gereken pek çok yapı vardır elbette ama yolunuz Trabzon’un Sürmene (Humurgan) ilçesine düşerse özellikle eski adı Gucara olan Gültepe köyündeki 99 Pencereli Haşım Ağa Konağı ile Kastel deresi kenarında ve sahil yolu üzerindeki Memiş Ağa Konağı ile hemen Kastel deresinin karşı tarafındaki Hacı Yakup Ağa Konaklarını &nbsp;görmelisiniz. Yıllara meydan okuyan bu güzide yapılar, Devlet’in liyakatli yöneticilerinin dikkati ve gayretleri ile asıllarına uygun olarak yeniden tamir edilerek, hem yaşamaları ve hem de korunmaları amacıyla işletmelere dönüştürüldü.</div>

<p></p>

<p></p>

<div><img align="left" alt="Haşim ağa konağı" border="2" height="300" hspace="2" src="/images/upload/image/konak/konak_01.JPG" vspace="3" width="400" /></div>

<p></p>

<div><strong>99 Pencereli Haşım Ağa Konağı</strong></div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Otuz yıl kadar öncesiydi 99 penceresi ile bilinen Haşım Ağa Konağı’na ilk gidişim, o zaman yıkıldı yıkılacak bir harabeydi. İçini gezmiş ve büyülenmiştik, 100 yıl öncesinin yaşam tarzı hakkında bilgi veren önemli bir hazineydi. Buraya tekrar gitmek istediğim de yolu bulabilir miyim kaygısı taşıyordum ama yolda rastladığım Mustafa ve Engin Demirtürkoğlu kardeşler bana mihmandarlık etti ve konağı tekrar gördüğümde çok mutlu oldum. Sadece Haşım Ağa Konağı değil çevre düzenlemesi ile birlikte yenilenmiş olduğunu gördük. İstanbul’da iplik ticareti ile uğraşan Haşım Ağa’nın torunu Hüseyin Ağa tarafından 1895 yılında yapıldığı, içerisinde 10 oda, 5 hol, 2 mutfak, 2 fırın, 1 kahve ocağı, 6 şömine, 3 tuvalet ve 3 banyosu bulunan bir nevi konakhan denilebilecek 99 pencereli muhteşem bir yapı. Şimdi mülk sahiplerinin elinde ve Ramazan aylarında daha çok geleni gideni olan ve yaz ayları boyunca da açık olan bir konak. Küçükdere’den çıkılan ve sahile yakın Gültepe köyünde sadece 99 Pencereli Haşim Ağa konağı değil çok sayıda eski ve dikkat çekici evlerle yine içi ahşap oyması taşyapı camisini görebilmek mümkün. Konağın içini anlatmak, Kör’lere renk anlatmaya benzer ya da hani Materyalist bir Atasözü gibi sunulan “Dünya’da mekan, Ahırette iman” sözünü anımsatan bir mekan burası. Bu yüzden de görülmeden anlatılması kelimeleri kifayetsiz kılar, bu kadar söyleyebilirim.</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div><img align="right" alt="memiş ağa konağı" border="2" height="300" hspace="2" src="/images/upload/image/konak/konak_06.JPG" vspace="3" width="400" /></div>

<p></p>

<div><strong>Memiş Ağa Konağı</strong></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Yapı tarzlarına bakıldığın da aynı dönemi andıran Sürmene ya da Humurgan konaklarından en gözdesi görkemi şapka takmış gibi uzun saçakları ile Karadeniz’i selamlarmış gibi Sürmene –Yeniay arasında ve Karadeniz Sahil yolu üzerinde Kastel Deresi kenarında olan Memiş Ağa Konağı. Gezi organizatörlerinin haklı olarak Tur kapsamına aldığı &nbsp;bu güzide yapı da Kültür ve Turizm bakanlığı destekli yenileme çalışmaları ile tepeden tırnağa yeni fistan giydirilmiş gibi harabe halinden eser kalmamış, diriltilmiş bir konak olmuş. İşletme ve koruması Kalafatoğlu Dış Tic.ve Turizm yatırım Aş’ye verilmiş ve bu yapıya işlevsellik kazandırılmış. Önün de iki araç ve iki ayrı masada insanların koyu sohbetleri vardı. Böylesi devasa konağın gölgesinde, sahil yolunun hemen üstünde ve denize bakan teras balkon gibi, seyir seyran yeri. Kapısında Osmanlı fesi ile gelenleri karşılayan genç bayan ve bay çalışanlar. İçeriye giriyorum, çalışan bayanlardan biri bana eşlik ediyor, daha önce sadece dışarıdan gördüğüm konağın iç kısımlarını elbette merak etmiyor değildim ama fırsatım olmamıştı. Konağın hemen girişinde çay ocağının ön tarafında ilk girdiğim yer konağın zindanı oldu. Bir tuvalet ve kapalı bir hücre, beş kişi sığabilir.</div>

<p></p>

<p></p>

<div><img align="left" alt="özel günler için özel yer" border="2" height="300" hspace="2" src="/images/upload/image/konak/konak_02.JPG" vspace="3" width="400" /></div>

<p></p>

<div>&nbsp;Zemin kattaki holde Sürmene’nin &nbsp;ve Trabzon’un el işi sanat eserlerinin minyatür hallerinin sergilenip, satışının yapıldığı bir reyon var. Bu reyonda Sürmene çakısı, bıçağı, bakır dövmesi ürünler, bal, kara lastik, yayık, çimşir kaşık, kepçe, şölen çay, çay setleri ve zemzemlik hediyelik eşyalar, konağın görkemine rağmen uygun ücretlerle satılıyor. Ayder’de sıradan bir yerde kilosu 200 Lira denen Kestane balı burada 100 lira. Bu bölüme bakan Osman Usta, buradaki tüm ürünlerin Sürmene ve özellikle de kendi firmalarının ürünleri olduğunu ve doğal ürünler olduğunu belirtiyor. Biz ahşap merdivenlerle üst kata çıkıyoruz. Bir hepenk var tıpkı dayımın evindeki gibi ama açık bu hepenk, yani üst kat ile alt kat bağlantısını kesen yatay kapı. İlginç ve hoş &nbsp;bir iç mekan. Memiş Ağa konağını bana gezdiren bayan personel burada 4 ayrı odadan söz ediyor. “Memiş Ağa’nın 4 tane eşi vardı ve o eşlere ait odalar bunlar, kendisi de verem hastası olduğundan kendi odasının üzeri bir mil eşliğinde rüzgar ile dönebilen bir tavana sahip ve odası böylece sürekli hava değişimi yapabiliyor” diyor.</div>

<p></p>

<div><img align="right" alt="Memiş ağa konağının orjinal resimlerinden" border="2" height="566" hspace="2" src="/images/upload/image/konak/konak_03.JPG" vspace="3" width="400" /></div>

<p></p>

<div>Odaların pencereleri ahşap oymalı parmaklıklarla kaplı ve dışarıdan içerinin görülmesini önlüyor. Karadeniz’de genelde tuvaletler hep evin dışında yapılırken bu konakta tuvalet Ağa odasının hemen arkasında yer alıyor. İç kısımlara bir hayat ile geçiliyor ve odalarda birer ocak ve mum ya da lamba yerleri bulunuyor. Hayat kısmında iki oda arasında iki taş basamakla çıkılan ve bir ocaklıkla suyu ısıtılabilen bir banyo yer alıyor. Tabi bu odalar da harem odası ve Memiş Ağa’nın odası hem tavan ahşap süslemeleri ve gül desenleri resimleri görülmeye değer. Tüm odalar, hol ve oturma alanları şimdi herkese açık ve özel günler de dahil sosyal aktivitelere açık davetlerin verilebildiği ve düğün dernek gibi yapılabileceği restorana dönüştürülmüş. İsterseniz saç kavurma, konak köfte, kesme makarna, kuymak, muhlama, lahana sarma ve serpme kahvaltı yapabiliyorsunuz! Memiş Ağa konağı’ nın yeniden tamir yapılıp diğer konaklar gibi hizmete açılmış ve koruma altına alınmış olması bile insanı mutlu etmeye yetiyor. Konakların eski hallerini bilenler ve o durumlarına üzülenler artık sevinebilirler çünkü eski yapılar sadece onarılmışlıkları ile değil artık günümüze yaşayan eser olarak bile kazandırılmış olmaları insanlık için büyük önem taşıyor. Konağı gezdikten sonra artık yine bu konağın teras gibi balkonunda oturup birkaç nefis çay içtim.&nbsp;</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div><strong>Hacı Yakup Ağa Konağı</strong></div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Hem çay içiyor hem de karşı tarafta yani Kastel deresinin öbür yakasında Memiş Ağa Konağı gibi sahil yolu kenarında bulunan ve Memiş Ağa konağı kadar olmasa da ondan aşağıya kalmayan Memiş Ağa’nın &nbsp;babası &nbsp;Celayir Oğullarından Hacı Yakup Ağa Konağı’nın tamir görmüş ve butik otel olan halini seyrediyorum. Şehirlerin çirkin betonlarına inat Karadeniz kıyısının bir birinden güzel konakları ve ahşap evleri, insanın bu bölgede çok daha huzurlu bir yaşamın göstergesi oluyor. Gürcistan’da vardı, Tiflis yolu boyunca tek katlı evler ve beton sırıtmayan köyler.<img align="left" alt="memiş ağa konağının döner tavanı" border="2" height="300" hspace="2" src="/images/upload/image/konak/konak_04.JPG" vspace="3" width="400" /> Karadeniz’de de bu tip konak ve evlerin geleceğe kazandırılması adına Devlet’in öncü, teşvik edici ve destekleyici önlemler almasının sayısız faydaları var. Belki yeterince destek verilirse eskimeye yüz tutmuş bölgeye has yapı ve evlerin daha da uzun yıllara varması sağlanabilir. Bu üç konak bir saat içerisinde görülüp, gezilebilecek eserler olarak bölgeye gelen ya da gelmek isteyen insanları için zengin birer görsel kaynak niteliği taşıyor. Bu eserlerin günümüze erişmesine ve tamiratlarını yapıp yeniden kullanılabilir hallere getirilmelerine vesile olan Devlet kademesinde ve yerelde emeği geçen herkese içten teşekkür etmek geliyor içimden, sağ olsunlar! Son bir not düşmek isterim, oda Kafe ve Restoran dense de ben Memiş Ağa Konağı’nın mistik havasını görmek, gezmek ya da nişan, düğün, davet ya da sevgililer için bir çay içimlik rezervasyon için telefonu bırakmak. İşte<strong> Memiş Ağa Konağı için tel: 0462 7463737</strong></div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/humurganin-aga-konaklari-h392.html</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2015 01:21:52 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2019/01/humurganin_aga_konaklari_h392_63745.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tiflis’te içki yasak!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/gezigozlem/tifliste-icki-yasak-h391.html</link>
      <description><![CDATA[Kemal Sunal’ın filmlerindeki gibi gözledim ama midem ‘Salaklık etme ben onları kabul etmem’ deyince de mecburen ona uydum bilmem ki hata mı ettim! Zamanım dolmuştu akşam karanlık çökmek üzereydi. Gueen tamar köprüsünü doğu yakasına geçip buradan bir taksiye bindim ve ortaçala vagzal (otogar)a General Kvinitadze caddesinden geçerek vardık. Tiflis – İstanbul seferine çıkan otobüsümüzle akşam hava kararmak üzereyken]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;Tiflis’te içki yasak! (Trabzon’dan Tiflis’e - (2)<br />
<br />
<br />
<br />
&nbsp;</p>

<div><strong>Tiflis’in sokaklarında içki yasak</strong></div>

<p></p>

<p><br />
<strong>M.Kemal AYÇİÇEK / Tiflis</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Dedaena parkından geçip caddeye çıktığım bir yerde iki polis aracının yol kenarında durduğunu fark ettim zaten polislerle orada 7-8 kişi tartışıyorlardı. Yol kenarındaki bir ağacın altında Almanya’dan gelmiş misafirleri ile bira ya da şarap içen insanlarla polisler arasında hararetli bir tartışma vardı. Biraz kulak misafiri oluyorum nedir olay diye sonra da sokakta içki içmenin yasak olduğunu ve burada da içki içen insanlara polisin müdahalede bulunduğunu anlıyorum. &nbsp;İçki içenlere polis baskın yapmış ve ceza uyguluyor. <img alt="tiflis te polis içki kontrolun de" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/tff1.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 400px; height: 236px;" />Tiflis’te mekanlar dışında içki içilmesine yasak getirilmiş ve sorduğumda içki içmenin cezasının da 500 lari olduğunu öğreniyorum. İçki üretimi hele de şarap konusunda iddialı bir ülkedir Gürcistan ve burada içki yasağının polis marifeti ile denetleniyor olmasına tanık olmak beni de şaşırtıyor! Tam polislerle ceza kesilmesin diye konuşmalar yapılırken aralarından biri eline içki bardağını alıp konuşulanları izliyordu ki polis, ‘bize meydan okurcasına hala içki mi içiyorsun’ diye genci azarladı, diğerleri araya girip tartışmanın büyümesine engel oldular. Zaten o gençte elindeki bardağı masanın üzerine koyuverdi.&nbsp;</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div><br />
<img align="left" alt="tiflisin sokaklarında içki yasak" border="2" height="243" hspace="2" src="/images/upload/image/tiflis/tiflis_8.jpg" vspace="3" width="324" /></div>

<p></p>

<div>Turistik mekanlar dışında da caddelerde ya da sokaklarda veya parklarda da içen tek bir insana rastlamadım, sadece evinin avlusunda içki içen bir aile gördüm. Bir antika dükkanında Gürcü asıllı Sovyet devlet adamı Josef Stalin’in portresine fotoğraf çekmek istedim, dükkan sahibi önce tepki gösterdi ardından da “afedersiniz” diyerek birkaç kez özür dileyip, fotoğraf çekebileceğimi işaretle anlattı. Taksilerde dahil emniyet kemeri takmamanın cezası 200 lari, sokaklara sigara izmariti atmanın cezası da 200 lari ancak her yer çok da temiz sayılmaz. Batum’da sokakları bayan çöpçüler temizlerken Tiflis’in sokaklarında temizliği erkekler yapıyordu.<img alt="" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/tff2.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 400px; height: 263px;" /> Dedaena parkı çevresinde zviad Gamsakhurdia caddesi kenarında eskiden kullanılmış tarım aletlerinin yer aldığı bir çeşit canlı müzeyi de gezerek bir taksiye binip Tiflis sanayisine gidiyorum. Burada genellikle Mercedes, BMW ve Opel gibi araçlar revaçta ve pazarda genellikle bu araçlara yönelik aksesuarlar dikkat çekiyor. Pazar yeri yeni yapılmış da olsa çamur içinde ve gezilmesi pek de hoş bir yer değildi.</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div><strong>Tuvaletler de yan yana hacet gideriliyor</strong></div>

<p></p>

<p></p>

<div><img alt="tuvaletlerinde yanyana hacet gideriliyor" src="/images/upload/image/tiflis/tiflis_11.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 3px 2px; float: left; width: 324px; height: 243px;" /></div>

<p></p>

<div>Tiflis’in en önemli güzelliği şüphesiz bin 515 km uzunluğunda olan bizim Ardahan Göle’den doğan ve Türkiye, Gürcistan ve Azerbaycan’dan Hazar denizine dökülen Kura nehri. Nehrin üzerinde gerektiği kadar köprü var, kiminden sadece yayalar kiminden de hem araçlar ve hem yayalar geçebiliyor. Kura nehrinin coşmuş bulanık akar hali bana Bayburt’un içinden akan Çoruh nehrinin 20 tanesinin yan yana gelmiş hali gibi geldi. Kura nehri üzerinde hem araç ve hem yayaların kullandığı Baratashvili köprüsünde bir süre oturup, yine aynı nehir üzerindeki sadece yayaların hizmetinde olan modern camekanlı Barış Köprüsünü seyrediyorum.(The Bridge of Peace) daha sonra da Zaarbriukeni köprüsüne gidiyorum. Nehrin batı yakasında bu köprü üzerinde antika pazarı var, pazarı geziyorum. Pazarın hemen yanındaki Dedaena parkında bir tuvalete gidiyorum, kapısında yaşlı bir kadın var. İçeriye girince gözlerime inanamıyorum. Başkent Tiflis’in tam göbeği sayılacak bir park ve buradaki tuvalette iki tuvalet taşı yan yana konmuş, ortada sadece bir küçük çöp kovası var. Ne bir bölme ne de suyu yok. Yani burada iki kişi yan yana hacet giderebiliyor. Gürcistan’da tuvaletler sıkıntılı daha sonra otomobil parçacılarının bulunduğu bir pazara gidiyorum orada da güya yeni yapılmış bir çarşı ama tuvaletlerinde bölme var ama bu kez de suyunu unutmuşlar ve girişte personel size eski saman kağıdından yapılmış rulo şeklindeki peçeteden kesip veriyor! O parktaki tuvalete fotoğraf çekiyorum kapıdaki yaşlı kadın buna itiraz ediyor, para üstü vermek için kasaya yöneldiğinde ona da bir fotoğraf çekiyorum ama rahatsız oluyor, bunu tepkisinden anlayabiliyorum.</div>

<p></p>

<div><img alt="Tiflis, güzel bir başkent" src="/images/upload/image/tiflis/tiflis_12.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 3px 2px; float: right; width: 324px; height: 243px;" /></div>

<p></p>

<div>Gürcistan’ın başkenti Tiflis’in ana caddeleri gözlere hitabede bilen görünümü hoş binalardan oluşuyor ama ara sokaklara girildiğinde o güzellikler kayboluyor. Bakımsız ve virane olmuş binalardan tutun insana soğukluk hissi veren binalar görüyorsunuz. İnsanları misafirperver, hoşgörülü ve yardımseverler. Bunu gezilerimde gittiğim yerlerde halkın ulaşımında kullandığı minibüslerine binerek yapıyorum. Tamam ulaşım ucuz, taksilerle her yere rahatlıkla gidilebilir ama ben üç kez dolmuş minibüse bindim, nereye gittiği önemli değildi. İlkinde doğru yerde indim ama ikincisinde otomobil pazarından binmiştim, şehrin karşı yakasına da doğru geçtim ama orada dolmuş benim gitmek istediğim istikametin tersine gidince ayağa kalktım hemen bir bayan gürcüce dolmuşu durdurdu, indim. Tekrar bir dolmuşa bindim ama oda yanlış yere dönünce ondan da indim.Burada tüm toplu taşımada kullanılan otobüslerle dolmuş minübüsler sarı renkteler.Dolmuşa metro ve otobüslerde de kullanılabilen kartlarla ve ücretli binilebiliyor. İyi ki de inmişim, oradan gitmek istediğim yere doğru epeyce yürüdüm ve mutfağı konusunda bir fikrim olmadığı için bir şey yiyemediğim koca şehirde tanıdık bir isimle Türkiye’de de hizmet veren bir yerde patates cipsi yiyebildim! Ben Türkiye’de de lokantalara mesafeliyimdir, soğan- ekmek yerim de bilmediğim yağlar ve yemekler her ne kadar albenisi olsa da taraflarına bakmam. Tiflis gibi bir yerde ne yenebilir, biliyorum onların meşhur yemekleri bizim mantının ayıboylusu Khinkali,(hıngel veya Hengel) göze hoş geliyor da insan yine de yiyemiyor. Haçapuri (peynirli) Batum’da yemiştim ama Tiflis versiyonunu da yemek istemedim.</div>

<p></p>

<p></p>

<div><img alt="Türkiye ile kıyaslandığında ucuz yer Tiflis" src="/images/upload/image/tiflis/tiflis_6.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 3px 2px; float: left; width: 324px; height: 243px;" /></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Genel olarak kıyaslama yapabileceğim yer sadece Batum olabilir Gürcistan’ın özerk eyaleti olduğu için aynı ülke ne de olsa! Tiflis’i Batum’dan daha pahalı bir kent olarak gördüm. Yeme içme konusu da dahil para değişimi konusu da dahil tabi. Mesela bir fidan almak istedim zenginlerin soyarak fakirlerinse soymadan yedikleri &nbsp;Feyxoa, peyho, feyhua,Fuji. Kobuleti’de fidanın tanesi 3 lari iken Tiflis’te tam 15 lari istediler. Bir kutu bira Batum’da 1,5 lari &nbsp;iken aynı bira Tiflis’te 2 lari. Tabi ki Türkiye’den daha hesaplı ve ucuz bir ülke Gürcistan ama Batum’la kıyasladığımda pahalı bulduğum Tiflis görülmeye değer bir yer. Özellikle Kura nehri başlı başına görmeye doyulmuyor, nehrin hemen kenarındaki semti gezemedim. Tiflis’i görmeye giderken yanınızda bir sanat tarihçisi olmalı ki tadını çıkarabilesiniz. Selçuklu, İran, Osmanlı , Rus ve Gürcü mimarisi yapıları var. Sade bir gezgin gözüyle şehir, keyifle gezilebilecek ve zamanın nasıl geçtiğini anlayamayacağınız bir yer hele bir de şöyle güvenip rahatça yemek yiyebileceğiniz yerleri de biliyorsanız.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Türk restoranların bulunduğu yer şehir merkezine biraz uzaktaymış o nedenle gitmedim ama Gürcülerin göze hoş gelen yiyeceklerinin bulunduğu vitrinleri bizim rahmetli Kemal Sunal’ın filmlerindeki gibi gözledim ama midem ‘Salaklık etme ben onları kabul etmem’ deyince de mecburen ona uydum bilmem ki hata mı ettim! Zamanım dolmuştu akşam karanlık çökmek üzereydi. Gueen tamar köprüsünü doğu yakasına geçip buradan bir taksiye bindim ve ortaçala vagzal (otogar)a General Kvinitadze caddesinden geçerek vardık. Tiflis – İstanbul seferine çıkan otobüsümüzle akşam hava kararmak üzereyken ayrıldık Tiflis’ten.<img alt="Tiflis, gezilecek güzel bir Gürcistan başkenti, antikacılar için cennet!" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/tff3.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 3px 2px; float: right; width: 400px; height: 263px;" /> Güzel bir yolculukla gece yarısıydı Batum’a vardık.Buradan 3 yolcu aldık İstanbul'a giden, terminalden ayrılırken kaptan yine söylenmeye başladı."Burdan İstanbul 60 lira olur mu?Trabzon'dan İstanbul 70-80 TL, Batum'un yolu Trabzon'dan geçiyor, arada 214 km var, bu nasıl iştir.Bu yazıhaneciler varya kefen soyucu bunlar" baktım susacağı yok ben dinlemekten vazgeçtim!<br />
<br />
<br />
<br />
Yol boyunca otobüsümüz aynı ama gürcü bayan hostesi değişmişti, pek sohbet etmedik çünkü otobüste sürekli istifra eden genç bir yolcu vardı. Gürcü azerisi La Rehman İstanbul’a gidiyordu, onu arka koltuklardan yanıma ön tarafa aldım, iyi oldu. Yol boyunca da sohbet ettik. Üniversite öğrencisiydi ve 5 dil biliyordu. Burada Sarpi’den sarp’a da yani gümrüklerde de fazla beklemeden Türkiye’ye dönmüş olduk. Tiflis’e nüfus cüzdanı ile gidilebildiği için aslında hafta sonunu değerlendirmek üzere Karadeniz illerinden rahatlıkla gidilebilecek bir yer ve bende gidilmeye de değer izlenimi bıraktı.</div>

<p></p>

<p></p>

<p><br />
Yazının ilk '<a href="http://www.karadenizolay.com/gezigozlem/trabzondan-tiflise-h390.html">Trabzon'dan Tiflis'e</a>' başlıklı bölümü okumak için tıklayınız</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/gezigozlem/tifliste-icki-yasak-h391.html</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2015 01:38:22 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2019/01/tifliste_icki_yasak_h391_84199.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Trabzon&#039;dan Tiflis&#039;e]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/gezigozlem/trabzon-dan-tiflis-e-h390.html</link>
      <description><![CDATA[Ünlü gezgin Evliya Çelebi’nin 17. Yüzyılda (1647) ziyaret ettiği ve “Camileri ve ulemalarıyla Müslüman bir şehir” diye anlattığı Gürcistan’ın (Georgia) Başkenti Tiflis (Tbilisi)’e ilk kez gidiyordum. Akşam saat 20.00’de Trabzon’dan hareket etmiştik, otobüs tam anlamıyla doluydu. Genellikle Gürcü, Azeri, Ermeni yolcular ağırlıklı bir güzergah olunca otobüsün hostesleri de Türkçe de bilen bayandı. Gece yarısı vardığımız Sarp sınır kapısından beklemeden sorunsuz geçtik, sadece bavul ticareti yapan bir Gürcü bayanın]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Trabzon'dan Tiflis'e - &nbsp;(1)<br />
<br />
<br />
&nbsp;M. Kemal AYÇİÇEK – 10-11 Mayıs 2015 </strong></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Tao’culardan değilim ama Lao Tau’nun “İyi bir gezgin rotasını önceden çizmez ve varmayı amaçlamaz” sözünü bilmeden de benim karakterim zaten böyle emrediyordu! Tiflis yolculuğu için teklif aldığımda önce “yok” dediydim nazikçe, misafirlerimiz vardı zira, geç kalırım, onları uğurlayamam sandım ama sonra ben açtım telefonu, “tamam, tamam geliyorum, saat kaçta geleyim” dedim ve gerisi zaten geliverdi. Trabzon’dan kalkan çok tanınan bir firmanın otobüsü ile ikinci kaptan olarak yol boyunca &nbsp;en öndeki hostes koltuğunda oturdum. Böylesi ikinci kaptanlığı ilk kez yaptığım için meğer otobüs şoförlerinin uyuduğu merdiven arasındaki yatak kısmına birinci kaptan “git, istirahat et” dediyse de hiç gitmedim. Uyuyamazdım zaten hem gezginin uykuyla işi mi olur?</div>

<p><img alt="kura nehri ve tiflis" height="243" src="/images/upload/image/tiflis/tiflis_14.jpg" width="324" /></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Ünlü gezgin Evliya Çelebi’nin 17. Yüzyılda (1647) ziyaret ettiği ve “Camileri ve ulemalarıyla Müslüman bir şehir” diye anlattığı Gürcistan’ın (Georgia) Başkenti Tiflis (Tbilisi)’e ilk kez gidiyordum. Akşam saat 20.00’de Trabzon’dan hareket etmiştik, otobüs tam anlamıyla doluydu. Genellikle Gürcü, Azeri, Ermeni yolcular ağırlıklı bir güzergah olunca otobüsün hostesleri de Türkçe de bilen bayandı. Gece yarısı vardığımız Sarp sınır kapısından beklemeden sorunsuz geçtik, sadece bavul ticareti yapan bir Gürcü bayanın eşyalarının gümrük işlemleri uzun sürdü, burada zaman kaybımız oldu! İlk molamızı Batum’da Metro Turizmin sahibi Galip Öztürk’ün yaptırdığı yeni Otogar ‘da veriyoruz. Henüz tam faaliyete geçmemiş ama modern bir tesis ama henüz hizmetlerde bir standart yok. Batum’a daha önce birkaç kez gitmiştim, Kobuleti de dahil ama oradan ileriye geçmemiştim.</div>

<p></p>

<p></p>

<div><img align="right" alt="sioni katedrali" border="2" height="243" hspace="2" src="/images/upload/image/tiflis/tiflis_1.jpg" vspace="3" width="324" /></div>

<p></p>

<div>Eee otobüste ikinci kaptan olarak Sarp sınırını geçip, Acara Özerk bölgesi Batum’u, Kobuleti’yi geçtikten sonra asıl Gürcistan başlıyordu. Tabi sık sık kahvelerimiz geliyor keyifle yol alıyoruz. Özürgeti – Chokhatauri arasında ilk olarak yol kenarlarında her yüz metrede ışıklı ışıksız haç işaretleri dikkatimi çekiyor. Samtredia – Zestafoni – Khashuri – Agara güzergahındayız. Otobüste Kutaisi yolcusu olmayınca kaptan Muammer’in “Çevre yolu” dediği ama tabelalardaki yeşil yön tabelalarıyla otoban sayılan yoldan, yani Kutaisi’ye 20 km uzaklıktan geçiyoruz. Borjami ve Gori iç kesimde kalıyor. Dönüşte Khajalia- Supsa - Ureki – Natanebi güzergahını kullanıyoruz.
<p><img alt="Tiflis/ Gurcistan başkenti" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/tfl1.jpg" style="float: left; width: 400px; height: 200px;" /></p>

<p>&nbsp;Gece boyu, Dvabzu , Nagomari ve Chokhatauri arasında seyrederken kurbağaların vıraklamaları o bölgelerin sulak alanlar olduğunu anlatıyor. Bir ara bizim gürcü hostese dönüp, “Aaa bak buradaki kurbağalar da bizim ülkemizin kurbağaları gibi vıraklıyor” diyorum, Türkçeyi çok iyi bilmediğinden olacak bana bakıp, gözlerini biraz daha açıyor ve ne demek istediğimi anlamaya çalışıyor. Sonra başını iki yana sallayıp anlayamadığını ve tekrar etmemi istiyor. Tekrarlıyorum, vıraklama seslerini işaret ediyorum, “evet” diyor, gülüyor. Sabahın ilk ışıkları ile bu kez kuş sesleri geliyor çevreden, yine hostese bu kez de kuş seslerinin de tıpkı Türkiye’deki kuşların sesine benzediğini söylüyorum. Ona da “Evet” diyor. Yine hostese ‘Dünya’da insanlardan başka farklı dil kullanan canlı yok. Hayvanlar, tüm insanlardan daha akıllı varlıklar öyle değil mi?’ diyorum, bana bakıyor, önüne dönüp tekrar bana bakıp, “Ben hiç böyle düşünmemiştim, gerçekten öyle” diyerek uzunca bir süre gülüyor.&nbsp;</p>
</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Ubisa dolaylarında kaptan bir mola veriyor, ‘tam iyi oldu bir çay molası’ diyorum ama kaptan sinirleniyor, mola yeri yolun hemen kenarında ama çamurlu bir yol, yeni yağmur yağmış ve su birikintileri var ama bir köy yolu gibi olunca “Araba kirlenecek” diye söyleniyor. Garipsiyorum tabi çamurlu yol 50 metre kadar bir yer ama demek ki kaptanı rahatsız ediyor. Khashuri’den &nbsp;Tiflis’e kadar yol beton asfalt. “Güzel yollarmış” diyorum bir ara ama birinci kaptan hemen itiraz ediyor, “ne güzel abi, bizim gahura yolu gibi” diyor gülerek. Yani bizde köy yolları beton asfalt burada ülkenin başkentinin yolu demek istiyor! Çok güzel manzaralı yerlerden geçiyoruz ama fotoğraf alabilmek için özel otomobille gelmek gerekiyor ancak öylesine sık polis araçları ile karşılaşıyoruz ki, insan ürküyor adeta. Tam bir “Polis devleti” görüntüsü ikinci izlenimim oluyor. O zaman da özel otomobille gelsek acaba fotoğraf çekebilir miyiz diye de düşünmeden edemiyorum.&nbsp;</div>

<p></p>

<p></p>

<div><img alt="tiflis ve kura nehri" src="/images/upload/image/tiflis/tiflis_2.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 3px 2px; float: right; width: 324px; height: 243px;" /></div>

<p></p>

<div>Şafak sökerken Kutaisi’yi çevreleyen İmereti dağlarının karla kaplı tepeleri cezbedici güzellikte görülüyor. “Yeşile saygılı bir toplum Gürcistan” kanaatime yol açan Tiflis’e varıncaya kadar yol boyunca gördüğüm çiçek açmış akasyalar, ulu çınarlar ve diğer ağaçlara dokunulmamış olmasının yanında bizdeki yapılaşma anlayışının olmaması. Yani beton ev çirkinliği yok ve taş evler, genellikle ağaçların gölgesinde kalmış ve bakıldığında doğa ile iç içe ve uyumlu çok katlı olmayan evler. İnsan “acaba yeni konut gereksinimleri mi yok” demeden edemiyor ama yeni yapılıyor da olsa binalar, ağaçların boyunu aşmıyor! Dikkatimi çeken bir başka konuda yol boyunca Can, Hatay ve Piri petrol gibi Türklere ait olduğunu isimlerinden anladığım petrol istasyonlarının kapanmış olmalarıydı.</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>&nbsp;Tiflis’te bir buçuk milyonu aşkın nüfusun yaşadığı Gürcistan’ın Başkentinde kuru bir araç trafiğinden başka hareketlilik gözükmüyor. Bir ekonomik krizin olduğu belli oluyor. Caddeler, bir başkentteymişsiniz gibi gözükmüyor. Akşam saatlerinde sokaklar da insanlar daha fazla görünür oluyor! Ortaçala Vagzal dedikleri Tiflis otogarına varıyoruz sabahın erken saatlerinde ve daha önce tanıştığımız bir Koreli ile otogardan çıkarken şehir merkezine gitmek için bir taksiye binmeye karar veriyoruz. Daha önce internette şehir içi taksi ücreti4- 5 gel diye görmüştüm ama taksici bizden 10 gel istiyor. Anında bir pazarlık ve 5 gel’e şehir merkezine geçiyoruz. Old Town’da &nbsp;Koreli ile vedalaşıp ayrıldıktan sonra &nbsp;Nari Kalesi, Gürcistan’ın Anası Heykeli, Barış Köprüsü ve Kura nehri(Mtkvari) kıyısındaki siyoni katedraline gidiyorum. Çünkü Evliya Çelebi’nin “Müslüman şehir”diye anlattığı Tiflis’te görünürde Müslümanlık diye bir şey yok! Tamam Hristiyanlık bir ülkenin başkentindeyim ama Ortodoks ve muhafazakarlığın gözün içine batırılır halini burada halkın ritüellerinden bile gözlemliyorsunuz.&nbsp;</div>

<p></p>

<p></p>

<div><img alt="yön tabelaları" src="/images/upload/image/tiflis/tiflis_3.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 3px 2px; float: left; width: 324px; height: 243px;" /></div>

<p></p>

<div><strong>&nbsp;Baratashvili Köprüsü’nde istavroz</strong></div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Kilise hiyerarşisi içinde idari bir organ olan Dan Sioni Katedrali açık, içeri de bir hazırlık var. Aslında burada fotoğraf çekilmesi yasakmış belki de turistlere izin veriyorlardır. Birkaç fotoğraf çekip çıkıyorum. Çünkü duvarlarındaki resimler, bin bir çeşit şekil ve yazılar, heykel ve ritüellerin tümü bize yabancı. Orada bu Hristiyanlığın öğrenilmesi ve anlaşılmasının da ne kadar zor olduğuna kanaat getirip, “İyi ki böyle bir dinimiz yok, bizim dinimiz İslam, babadan kalma da olsa hem iyi hem de çok rahat anlaşılabilir bir dinin mensubuyuz” diye şükrediyorum. Yaşlı bir kadın bir mektup yazar gibi belki de sıkıntısını aktardığı bir kağıda bir şeyler karalıyor, din adamları siyah, beyaz kıyafetlerle bir odadan bir diğerine gidip geliyor. Anlayamadığım yerde fazla kalmıyorum. Burada bir genç bana Martvilis Manastırı’nın 12 adet fotoğrafının bulunduğu kartpostal setini ücretsiz veriyor.
<p></p>

<p></p>

<p>Doğruca Metekhi Köprüsünü karşıya geçiyorum. Sonra da Baratashvili Köprüsü’nün tam ortasında oturup seyre koyuluyorum. Köprüden gelenlere bakıyorum, köprü girişinde durup metekhi köprüsüne doğru dönüyor istavroz İşareti (o tarafta katedral ve kiliseler var)ve o haç ritüelini yapıyor, tam ortasına geliyor yine duruyor aynı hareketi yapıyor, köprünün sonuna varınca yine aynı şeyi yani elini yukarıdan aşağıya, sağdan sola yapıp haç işareti çiziyor. Tüm bunların anlamı da ‘Köprüye geldim şükür, köprüyü ortaladım şükür, köprüyü bitirdim şükür’ &nbsp;Taksiye biniyorsunuz sürücü karşısında bir kilise görünce hemen aynı ritüeli yapınca yine içimden “yahu ne zor bu adamların dini” diye üzülüyorum tabi. Bana büyük bir çile gibi geliyor, araç sürerken el hareketleri, köprü geçerken aynı şeyler sanki birileri onları gözetliyormuş gibi ve yapılması zorunlu hareketler olarak algılıyorsunuz. Bazılarına bakıyorum onlarda öyle hareketler yok, demek ki onlar ya Müslümanlar veya pek takmıyorlar! Bir süre bana Tiflis’i gezdirmek için Giorgi Loculashvili adlı gürcü genci rehberlik ediyor ve tepede gözüken Mother of Georgia heykeli gösterip, “Tiflis’in anasıdır o” diyor.</p>
</div>

<p></p>

<p></p>

<div><img alt="tiflis başkanlık sarayı" src="/images/upload/image/tiflis/tiflis_5.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 3px 2px; float: right; width: 324px; height: 243px;" /></div>

<p></p>

<div>Tiflis’i bilen Gürcü mihmandarımla teleferiğe doğru yöneliyoruz. Teleferik kısa mesafe hem ucuz da. Metekhi köprüsü yanından Narikala Hisarı ve Mother Kartli Teleferik Hattı ile Mother Of Georgia heykelinin bulunduğu tepeye çıkıyoruz. Narikala’nın arka taraflarında güzel bir vadi var ve manzarası da gayet iyi, yapılaşma olmayan yeşillikler içinde bir yer. Daha yukarılara doğru gidilebiliyor. Hoşça vakit geçirilebilecek Tiflis’e ve Kura nehrine hakim, seyranlı bir tepe. Tiflis’e gelen hemen herkesin mutlaka çıktığı ve buna değer bir yer haliyle. Biz yine teleferikle aşağıya iniyoruz.
<p></p>

<p>Rustavelli caddesi önemli bizim Ankara’nın Çankaya’sı gibi. Özgürlük Meydanı, Gürcistan Parlamentosu, Tiflis Opera ve Bale Tiyatrosu, Gürcistan Milli Müzesi'nin bir parçası olan The Simon Janashia Müzesi, Rustaveli Devlet Akademik Tiyatrosu, Rustaveli Müzesi ve Gürcistan Bilim Akademisi, Kaşveti Kilisesi ile hemen hemen bütün sokaklarda bulunan kiliseler de ilgi çekici. Nariqala Kalesi'nin kalıntıları, "Gürcülerin Anası" olarak bilinen ve Tiflis'in simgesi olan Kartlis Deda Heykeli, Sioni Katedrali, Ançiskati Bazilikası, Metechi Kilisesi ve Abanotubani adı verilen hamam bölgesi yürünerek gezilebilecek yerler. Gürcülere saygı duyuran Merab Kostava caddesi mesela. Çoğunluğu resmi binalarla dolu ama cadde boyunca var olan ağaçlara hiç dokunulmamış olması, bir kenarda asırlık çınar ağaçları, öbür tarafta da dut ağaçları ama ‘Yapılara gölge ediyor’ mantığı ile kesilmemiş olmaları çok hoşuma gidiyor. Tiflis’te genellikle ağaçlara büyük saygı var sadece şehirde değil bu gözlemim köylerinde de aynı hassasiyet zaten görülebiliyor.&nbsp;</p>
</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div><strong>Yazının devamı için</strong> “<a href="http://www.karadenizolay.com/gezigozlem/tifliste-icki-yasak-h391.html">Tiflis'te sokaklarda içki yasak</a>” başlıklı yazımıza göz atabilirsiniz.</div>

<p></p>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/gezigozlem/trabzon-dan-tiflis-e-h390.html</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2015 00:43:32 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/12/trabzon_dan_tiflis_e_h390_acfe7.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Of’un tarihi Keler camisi Rizelilerin oldu]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/ofun-tarihi-keler-camisi-rizelilerin-oldu-h389.html</link>
      <description><![CDATA[Nasılsa namaz geçmez diye Hüseyinhoca köyüne indik. Orada vinçle yeni yerine taşınmış bir ahşap camiden söz edildiğini duymuştum. Onlarla birlikte bende ilk kez camiye gitmiş olacaktım ve öyle de yaptık. Hüseyinhoca Köprübaşı camiine vardığımız da cemaat dağılıyordu. Bir beton minare vardı ama cami yoktu bitişiğinde ama iyi bakıldığında zaten ahşap olan cami görülüyordu. Biz de girdik ve akşam namazını cemaatle eda ettik, ardından da caminin manevi havasını soluklayıp]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>-</p>

<p><strong>&nbsp;M. Kemal AYÇİÇEK – 5 Mayıs 2015</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Akşam ezanı okunmuş, hava kararmıştı amcam “Namazı kaçırmasaydık” dediğinde, İkizdere –Kalkandere arasındaydık tam. Güneyce’ye geldiğimizde yolun hemen kenarında bir cami vardı ama orada durmadık. Nasılsa namaz geçmez diye Hüseyinhoca köyüne indik. Orada vinçle yeni yerine taşınmış bir ahşap camiden söz edildiğini duymuştum. Onlarla birlikte bende ilk kez camiye gitmiş olacaktım ve öyle de yaptık. Hüseyinhoca Köprübaşı camiine vardığımız da cemaat dağılıyordu. Bir beton minare vardı ama cami yoktu bitişiğinde ama iyi bakıldığında zaten ahşap olan cami görülüyordu. Biz de girdik ve akşam namazını cemaatle eda ettik, ardından da caminin manevi havasını soluklayıp, sağına soluna, üst cemaat yerine ve balkonuna varıncaya kadar epeyce inceledikten sonra camiyi buraya getiren ve sebep olanlara kalbi minnet ve şükranla ayrıldık.</div>

<p></p>

<p><img alt="Keler camii,ziyaret edilmesi gereken bir değerimiz" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/klrc2.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: left; width: 400px; height: 249px;" /></p>

<div><img src="/images/upload/image/keler/keler_02.jpg" style="border-width: 0px; border-style: solid; width: 400px; height: 253px; float: right;" /></div>

<p></p>

<div>Trabzon’un Of ilçesine bağlı Keler köyünde 1976 yılında eski caminin yerine yeni bir cami yapılması gündeme gelince dönemin köy ileri gelenleri ahşap olan bu camiyi kaldırmak isterler. Fakat köy de yer yoktur,bir tarafında Çadak dağı bir yanında Kilise dağı olan bir yamaçtaki köydür. Bu köyün nüfusuna kayıtlı olan ve daha sonra Rize’nin Kalkandere ilçesine bağlı Hüseyinhoca köyüne yerleşen aynı köylüler, “Bu cami bizim de camimiz hem bizim mahallemizin de camisi yok. Madem siz yenisini yapacaksınız o halde bu eski camiyi bize verin” derler. Köylüler de “Tarihi ahşap camimiz viran olmasın, alın sizin olsun” der camiyi verirler. Yerine de 1978 yılında biraz büyükçe betonarme bir cami yaparlar. Hüseyin Hocalılar da bu ahşap camiyi mümkün mertebe aslına uygun bir halde söküp 1977 yılında bir çayalım evinin üzerine yerleştirirler. Ona bir de merdiven koyarak ahşap cami sahibi olurlar. Yani Of’un Keler köyün de Ordulu ahşap ustası Hacı Ömer tarafından H.1250/M.1824 yılında Çantı tekniğinde çivi kullanılmadan, birbirine geçme yapmak sûretiyle ile yapılan 191 yıllık cami, Of’tan alınıp 4 kilometre uzaklıktaki Rize’nin Kalkandere ilçesine bağlı Hüseyin Hoca köyüne, İyidere’nin kenarına taşınır. Bu tarihi Keler ahşap camisinin ilk taşınmadır.</div>

<p></p>

<p></p>

<div><img align="left" alt="MGK Genel Sekreteri Seyfullah Hacımüfüoğlu" border="2" height="124" hspace="2" src="/images/upload/image/keler/mgkgs_sh.jpg" vspace="3" width="164" /></div>

<p></p>

<div>Şimdi Milli Güvenlik Kurulu genel sekreteri olan ve 2009- 2012 yılları arasında Rize valiliği yapan Seyfullah Hacımüftüoğlu, &nbsp;Kalkandere ziyareti sırasında kaymakam Nedim Akmeşe ile Hüseyin Hoca köyünü ziyareti sırasında ahşap caminin hikayesini dinler. Tarihi ahşap cami hem bir çay alım evinin üzerinde ve hem de özel bir mülktedir. Vali Müftüoğlu, Caminin kalıcı bir yere yani bulunduğu şahıs arazisinden hemen yan taraftaki arsaya caminin taşınması talimatını verir. Yapılan çalışma neticesini verir ve yapının sökülmeden taşınabileceğine karar verilir. Trabzon Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 28.04.2011 tarih ve 3352 sayılı Kararında yapının 17 metre güneye taşınması neticesine varılır. Sürecin tamamlanması öncesinde, özel mülkiyette bulunan güneydeki parsel, cami arsası olarak bağışlanır. Nihayetinde, 30 Haziran 2011’de başta Rize Valisi Seyfullah Hacımüftüoğlu, Kalkandere Kaymakamı Nedim Akmeşe ve beraberindeki heyet, müftünün dualarına eşlik ederek, taşınmaya tanıklık ederler.</div>

<div>Müftüoğlu Restorasyon dergisinden arkeolog Murat Sav’a bu olayı şöyle anlatır;<img alt="Cami yeni yerine taşınınca minare ile arası açıldı" src="/images/upload/image/keler/keler_03.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 3px 2px; float: right; width: 400px; height: 284px;" /></div>

<p></p>

<div>“Bölgeye yaptığım bir gezi sırasında, Kalkandere Kaymakamı ile Hüseyin Hoca Köyü Camii’nin yerine gittik. camiyi görünce içim yandı. Cami, metruk bir çay toplama deposunun üstündeydi ve son cemaat yeri zaman içinde harap olmuş, başka bir ek yapılmıştı. Yine, camiye gelenlerin namazı beklerken oturup, dinlenmelerini sağlayan yan balkon da yok olmuştu. 186 yıllık kültür varlığımızın metruk birdeponun üstünde oluşu, beni fazlasıyla üzdü. Kaymakam Bey ile bu konuda neler yapabileceğimizi düşündük. Önce,söküp taşımayı düşündük ama bunun sağlıklı olmayacağına karar verdik. Geriye taşınması kalıyordu ki, o da bizi epey düşündürdü. Ancak, bu konuda sağlıklı ve cesaretli bir karar vermek gerekiyordu. Üstelik caminin yenilenmesine de ihtiyacı vardı. Bu bağlamda, İl Özel İdaresi kanalıyla yapmaya karar verdik ve projeleri hazırlayacak olan mimardan, caminin zarar görmeden nasıl taşınabileceği konusunda matematiksel çalışmalar yapmasını istedik. Taşınma yöntemleri araştırıldı, caminin ağırlığı hesaplandı, vinçle taşıma sistemi benimsendi ve hazırlanan proje Koruma Kurulu’na iletildi. Konu etraflıca araştırılıp, tartışıldıktan sonra caminin tek parça halinde taşınması projemiz kabul edildi. Buna göre çelikten bir kafes içine alınacak olan camii, yaklaşık 20 metre mesafedeki yeni parseline vinç yardımıyla konulacaktı.</div>

<br>

<br>

<div>Kaymakam Nedim Akmeşe ile birlikte bu işe çok kafa yorduk. Limandaki vinçler araştırıldı bu sıra, Çayeli’nden 250 ton yük kaldırabilen bir vinç ayarladık. Orijinal olmayan çatı kısmı söküldükten sonra, içinden hiçbir mimari eleman alınmadan camiyi o şekilde kafes içine aldırdık ve 30 Haziran 2011 günü Hüseyin Hoca Köyüne giderek, çalışmaları bizzat takip ettik. Taşınma sırasında müftümüz de hazır bulundu. Hep beraber dua ettik. Bu sıra çok endişeliydik. Fotoğraflarımızdan bunu anlamak mümkündür. Ne zamanki hasarsız biçimde camimizi yeni yerine taşıdık, o zaman yüzümüzdeki endişe yerini tarifsiz bir mutluluğa bıraktı. Rahatladık hep birlikte. Çok büyük bir sorumluluktu. Allaha şükürler olsun ki, alnımızın akıyla işin üstesinden geldik. Bu mutluluğu anlatmak çok zor. Ecdadımızın mirasına sahip çıkmak, onlara ve yöreye faydalı olmak o kadar memnunluk verici ki. Bunu yaşamak lazım. 2009 yılında bu çalışmaları başlattık ve 2011 yılında nihayete erdirdik.”&nbsp;</div>

<p><img alt="keler cami,ahşap motifleri ile dikkat çekici" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/klrc1.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: left; width: 399px; height: 265px;" /></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Caminin son yerine taşınmasında Trabzon Vakıflar Bölge Müdürü Mazhar Yıldırımhan, Mimar &nbsp;Miraç Bozal, Trabzon Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nda görevli raportörler, Trabzon Vakıflar Bölge Müdürlüğü Sanat Eserleri ve Yapı İşleri Şube Müdür V. İsmet Çalık ve aynı şube müdürlüğünden Sanat Tarihçisi Emrah Eroğlu’nun büyük katkıları olmuş tabi. Tarihi ahşap caminin Hüseyin Hoca köyündeki Çay alım evinin üzerine taşınmasından sonra buraya yapılan Betonarme minare de cami taşındıktan sonra yerinde bırakılmış ama artık yıkılacak ve ahşap caminin Keler köyündeki ilk yapıldığı dönemdeki ahşap minaresinden yapılacak. Hüseyin Hoca köyü Köprübaşı cami adı verilen tarihi ahşap cami Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 5310627 numaralı kodu ile ibadete açılmış ve 150 kişi kapasiteli.</div>

<p></p>

<p></p>

<div><img alt="Keler'deki ahşap cami yerine betonarme bu cami yapılmış" src="/images/upload/image/keler/keler_04.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 3px 2px; float: right; width: 400px; height: 300px;" /></div>

<p></p>

<div><strong>Kelerliler, şimdi pişmanlar</strong></div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Çivi kullanılmadan eski zanaatkar denilen ustaların ellerinde bugünün teknolojisi alet ve edevatlarla bile yapılması neredeyse imkansız mükemmel bir işçiliğin görülebileceği Hüseyin Hoca Köprübaşı tarihi camisi, burada anlatılması ile anlaşılabilecek bir eser değil. Biz de böylesi insanı derinden etkileyen bu tarihi caminin asıl yerinde yapılan camiyi de merak edip Keler köyüne çıktık. Betonarme yapılmış güzel bir cami ve çevre düzenlemesi ile güzel bir mekan gördük. O yeşillikler içinde biraz sırıtsa da içi çinilerle süslü ve Ankara Keçiören Belediyesi’nden verilmiş oturaklarla çevrelenmiş bir cami. Keler köyündeki bir kahvehanenin balkonunda oturan köylülerden 70 yaşındaki Yusuf Demircioğlu ve aynı yaştaki Ahmet Tüfekçioğlu, 55 yaşındaki Musa Tüfekçi ve 44 yaşındaki Al Kara ile sohbet ediyoruz. Onlara, “Güzelim ahşap camiye bir yer bulamadınız mı burada?” diye soruyorum, yaşılar, “Bir yer yoktu o zamanlar, yeni bir cami yapılacaksa da eski caminin yerinde olması gerekiyordu. O zaman ki büyüklerimiz tarihi eser olduğunu bilemediler. Hüseyin Hoca da olan insanlarda bizim köylülerimiz, Keler’den gitmişler oraya. Cami onlarında camisiydi. Camimizi yabancılara vermedik, yine kendi camimizin cemaati olan insanlara verdik.Onlar şimdi Rize topraklarında ama nüfus kütükleri hep bizim köydür. İyidere de o zamanlar, caminin öbür tarafından akardı, şimdi yol geçti de dere yer değiştirince böyle oldu” diyor ama şimdi değerinin daha bir farkına vardıklarını anladıklarını söylüyorlar.<img alt="Kelerliler şimdi pişmanlar!" src="/images/upload/image/keler/keler_05.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 3px 2px; float: left; width: 400px; height: 300px;" /> Konuşmalarından pişmanlık duyduklarını gözlemledik. Fakat genç olan arkadaşlar ısrarla Keler Camisinin Rize’ye değil kendi köylülerine verildiğini yani OF’un camisinin Rize’ye verilmediğinin altını çiziyorlar. Hele Ali Kara, “Of’un camisi Rizelilerin olmuş yalan mı?” diye sorunca sinirleniyor, “Anlatamıyoruz sana” diyor ardından da ekliyor, “Git Hüseyin hoca köylülerinin nufüs kayıtlarına bak neresi yazıyor, onlar bizim Kelerlilerdir. Bakma şimdi Rize tarafına kaldılar ama camiyi biz bizim köylülere verdik. Haritada fiziki olarak caminin yer değiştirmesi sizi yanıltmasın” diyor.</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div><strong>Görülmeye değer mi değer</strong></div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Belki Of’un köyü Keler’in eski camisi ve şimdi de Rize’nin Kalkandere- İkizdere devlet karayolu üzerindeki Hüseyin Hoca köyünün Köprübaşı tarihi ahşap camisi, daha kolay ulaşılabilir olmuş.<img alt="Hüseyin Hoca köprübaşı camii görülmeye değer tarihi bir eser" src="/images/upload/image/keler/keler_06.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 3px 2px; float: right; width: 400px; height: 300px;" /> Uzaktan Rize’ye gelenlerin daha önce belki Keler köyünde uğrayıp göremeyeceği bu tarihi eser şimdiki yerinde çok daha kolay ve görülebilir bir yere taşınmış oldu. Rize – Erzurum Devlet karayolunda Kalkandere kavşağına sapmadan İkizdere istikametin de hemen yolun kenarında ve tarihi değerine yakışır bir düz alanda, görülebilir bir yerde ziyaretçilerini bekliyor. İçine girildiğinde yapılan ibadetin normal camilerden daha farklı bir hisle size ibadet aşkı veriyor. Keler’den Yusuf Demircioğlu, “Zaman zaman gidip namazlarımı hala orada kılarım, o apayrı bir huzur veriyor” diyor. Böylesi ahşap ve aynı dönemlerde yapılmış cami Güneyce’de ve bir de yine aynı yol üzerindeki Çimşirli köylerinde de bulunuyor.&nbsp;<br />
&nbsp;</div>

<p>Not:Ahşap işleme sanatının en güzel örneklerinden:<br />
Hüseyin Hoca Camii<br />
<br />
“Cedlerimiz yalnızca inşa etmiyor, ibadet ediyorlardı. Maddeye geçmesini ısrarla istedikleri bir ruh ve imanları vardı” A. Hamdi Tanpınar<br />
<br />
Trabzon'un Of ilçesi Keler Köyü'nde 1825 yılında Ordulu Mehmet Usta tarafından yapılan ve ahşap sanatı ile işlemeciliğinin güzel örneklerinden biri olarak gösterilen tarihi camii, 1977 yılında taşınarak, Rize'nin Kalkandere İlçesi Hüseyin Hocaköyü'ndeki bir çay alım yerinin üzerine monte edilmişti. Alınlığında bulunan kitabede dört sıra yazı ve H.1250 tarihi yer almaktadır. Tamamen ahşaptan yapılmıştır. Ahşap olan mihrabın yüzeyinde sırasıyla mukarnas, örgü ve lâle motifli süsleme kuşağı bulunmaktadır. Karadeniz ahşap oyma ve işleme sanatlarının nadide örneklerini barındıran bir eserdir.</p>

<p></p>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/ofun-tarihi-keler-camisi-rizelilerin-oldu-h389.html</guid>
      <pubDate>Wed, 06 May 2015 03:18:39 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/12/ofun_tarihi_keler_camisi_rizelilerin_oldu_h389_8fd95.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İspir pekmezli Rize Simidi]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/ispir-pekmezli-rize-simidi-h387.html</link>
      <description><![CDATA[Rizeliler, süslü, püslü, albenisi güzel olanı değil her şeyin sade ve doğal olanını sever, doğallığı sever. Tıpkı Kastamonulular gibi. Rize simidi de doğal bir üründür. Katıksız ve sadedir. Nitekim Rize simidi Kastamonu ve İstanbul’da da Sarıyer ve Üsküdar gibi Rizelilerin fazla olduğu yerlerde vardır. Rize simidini tanıyan ya da ilk kez yiyenler için Rize Simidi,]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;M. Kemal AYÇİÇEK – Şubat 2015&nbsp;<br />
&nbsp;</p>

<div>Şimdi sarayları yaygınlaşıyor simitlerin. Saraylar da değil belki ama Rize’nin her yanında çay ocaklarındaki sehpaların poşetler için de ya da bakkal veya marketlerin hemen girişlerindeki bağcıklarında asılıdır Rize’nin meşhur simidi. Meşhur diyorum çünkü Rize simidi ile tanışmış olanlar ya da çocukluklarında Rize simidini tatmış olanlar, onun neden meşhur olduğunu damaklarında bıraktığı lezzet ile ömür boyu hem de her yerde arar bulur! Rize simidi, sadelik, saflık, tazelik ve göründüğü gibi olmaktır!</div>

<div><img align="left" alt="Rize simidi özen istiyor" border="2" height="300" hspace="2" src="/images/upload/image/rizesimit/rizesimit_01.JPG" vspace="3" width="400" /></div>

<p></p>

<div>Mevlana Celaleddini Rumi'ye ait “Ya Olduğun Gibi Görün ya da Göründüğün Gibi Ol” ifadesi belki insanlar için söylenmiştir ama bence bu söz bir de Rize Simidine yakışıyor. Rize simidi tam da böyle bir simit göründüğü gibi olan olduğu gibi görünen bir simit işte! Ama bu “Hadi simit yiyelim” denildiğinde herkesin “tabi” diyemediği bir simit! Belki simit dendiğinde onu susamıyla düşünen kafa yapısı ya da simitten görsel anlamda bir süslü yiyecek algısı çıkaran Simit sarayları mantığı. Oysa simit bir kültür, hem de nesillerce geçmişten günümüze şekil, tad ve lezzetini bozmadan koruyarak gelebilen ve hala ve her geçen gün gelişerek yaşayan bir kültür. Her yerin kendine özgü simit tarzı var, Trabzon simidi de güzeldir ama Rize simidi, süslenmeye, üzerine allı, pullu ilavelere gereksinim duymayan, odun ateşini yakından gören ve taş fırında bir kuyumcu hassasiyeti ile dikkat ve hünerle pişirilen sade bir simit çeşididir. Üretim aşamalarını görüp, ustalarını tanıdıktan sonra zaten sevdiğim Rize simidini yakından tanıyınca daha da çok sevdim, çünkü doğal, katıksız ve de gevrek!</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Gecenin tam yarısında yani saat 02.00’de başlanmış Rize’deki Simit Fırınında mesai. tam 12 saat sürüyor. Patron Erdal Özen, her biri kendi alanının uzmanı ustalar Al Akkemik, Memiş Kalkavan, Hasan Türkmen ve pişirici Talip (usta) Kazancıoğlu, bir yandan çalışıyor bir yandan da sorularımı cevaplıyorlar. Ama pişirici Talip Kazancıoğlu, soyadını söylemekte nazlanıyor biraz, “usta de” diyor, “Herkes öyle bilir ve der” diye de ilave ediyor. Diğer ustalar, simit hamurunu yapıp, şekil verirken, kimi de İspir’in meşhur Dut pekmezine bandırıp, pişirici ustaya nefes aldırmamaya özel bir gayret sarfediyor! Makinada yoğrulan simit hamurunu 65 gram olarak kesip, bir eli ile hamuru silindir hale getirirken diğer eli ile de ona son şeklini adeta bir makine hızıyla üreten Ali Akkemik usta, yardımcısı Memiş Kalkavan’la, simidin hamur halinden pişirilmeye hazır hale gelmesini yapıyor. Talip usta da yardımcısı Hasan Türkmen simidin haşlanma, pekmez suyuna banma, hamuru kurutma ve son olarak da pişirilmesi aşamasını tamamlıyor, patron Erdal Özen se fırından taze taze satışının yanında Rize simitlerinin bakkal ve marketlerde asılacağı iplere dizilmesi işini yapıyor. Tam bir ekip ve tam bir ahenk ve uyum ile Rize’nin o meşhur simidini 40 gram olarak 25 kuruştan piyasaya sürüyorlar. Rize simidi piyasada ise 35 kuruşa satılıyor.<img align="right" alt="simitler, taş fırında pişiyor" border="2" height="300" hspace="2" src="/images/upload/image/rizesimit/rizesimit_02.JPG" vspace="3" width="400" /></div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Rize simidi hamur olarak taş fırının önüne gelinceye kadar iki saat hamur olarak dinlendiriliyor ve &nbsp;önce altında odun ateşi yanan fırına bitişik ayrı bir bölümde yanan küçük bir ocağın üzerindeki kaynar suda makarna gibi iki dakika kadar haşlanıyor, ardından da o ocağın yanında bulunan büyük bir tencere içerisindeki İspir’in Dut pekmezinin kullanıldığı pekmezli suya atılıyor. Oradan alınan yarı haşlanmış ama ıslak simitler, bir tahtaya dizilerek fırının içine verilip, tam ateşin karşısında kurumaya bırakılıyor. Tabi tam kurutulmadan tekrar dışarıya alınan bu simitler, bu kez küreğe dizilip, tekrar fırına veriliyor ve pişirme işlemi tamamlanıyor. Bu süre, simitlerin tam kızarmasıyla anlaşılıyor. Pekmezli su sadece İspir’in Dut pekmezi ile değil aynı zaman da kokulu üzüm pekmezi de kullanılıyor. Pekmez dediysem simitlerde bir pekmez tadı olmuyor, o pekmez suyu sanırım simitlerin kızarmasında aynı rengi almalarını sağlıyor. Yoksa Rize simidi, şeker tadı alınan bir simit değil, sade bir tadı var. Fırından ilk çıktığın da ve soğuduktan sonra farklı damak tadı alınabiliyor ama ne kadar bayat olursa olsun Rize simidi, bir çayın yanında yenildikçe yenilebiliyor. Zaten Rize’de bakkal, büfe, market veya sokak stantlarında oldukça yaygın olmasına karşın bazı çay ocaklarındaki sehpaların üzerinde poşetle birlikte bulunduruluyor ve siz çay istediğiniz de zaten poşetle önünüzde olan Rize simitlerinden de yemeden edemiyorsunuz.</div>

<p></p>

<p></p>

<div><img align="left" alt="rize simitleri ateşte önce kurutuluyor" border="2" height="300" hspace="2" src="/images/upload/image/rizesimit/rizesimit_03.JPG" vspace="3" width="400" /></div>

<p></p>

<div>Rusya’da “Bubrik” deniyormuş, Rize’ye de oradan geldiği ve lazca da “ K’erk’eli” bizdeki adı da simit yani “yuvarlak” demek. Rize Simidi, susamsız ve gösterişsiz olduğu için kimileri tipini, kimileri görüntüsünü beğenmiyor olabilir ama Rize simidi, geçmiş kuşaklardan günümüze tadını değiştirmeden gelebilen ender yiyeceklerimizden biri. Tadını bilenler, bir de Rize’delerse zaten sabah kahvaltısı niyetine tutun, sigara altı atıştırmalarına varıncaya kadar zengini ve fakiri ile herkesin her ortamda rahatlıkla yiyebileceği ve hatta ikram edip, hediye götürebileceği bir Rize değerlerinden bir üründür. Rize’ye her gittiğimde ya da Rize’den bir otobüsle bile geçerken, otobüsü durdurup mutlaka aldığım Rize simidini, bizim Selami ve Yiğit’le İkizdere’ye giderken de Güneyce’den bir bakkaldan alınca Selami, “Bunlar ne dur?” tepkisini hatırladım! Sonra bayat simitlerden 2 yaşındaki Yiğit bir güzel kemirip, yiyince babası Selami de Rize simidinin farkına vardı! Çünkü, dişleri yeni bitmiş veya diş bitiren çocuklar için de damağı ve dişleri kaşımak için Rizeli annelerin önemli bir yardımcısıdır. Ayrıca yaşlı insanların çay içerken çayın içine atıp, çayın tadını değiştirmeden de rahatça yiyebileceği mükemmel bir simit çeşididir. Tabi bunları sadece Rize simidini tanıyan bilen ve tadan insanlar bilebilir.</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Rizeliler, süslü, püslü, albenisi güzel olanı değil her şeyin sade ve doğal olanını sever, doğallığı sever. Tıpkı Kastamonulular gibi. Rize simidi de doğal bir üründür. Katıksız ve sadedir. Nitekim Rize simidi Kastamonu ve İstanbul’da da Sarıyer ve Üsküdar gibi Rizelilerin fazla olduğu yerlerde vardır. Rize simidini tanıyan ya da ilk kez yiyenler için Rize Simidi, tıpkı ekşi sözlükteki paylaşımlarında olduğu gibi önem ifade eder veya etmez, işte o paylaşımlardan bazıları;</div>

<p></p>

<p></p>

<div><img align="left" alt="Rize simitleri artık satışa sunulmak için iplere diziliyor" border="2" height="300" hspace="2" src="/images/upload/image/rizesimit/rizesimit_04.JPG" vspace="3" width="400" /></div>

<div>Ekşi Sözlük’ten;</div>

<div>“rus çarlarinin sabah kahvaltida yedikleri simit. tabi.(derkenar)”, “görünümü çok cezbedici ama yiyemedim henüz. sözlük gurmeleri pek beğenmemiş.(karabetgulludere)”,” özlenendir.(iklkvn)”,” bugün rize'den gelmiş bir koli, taktım koluma bilezik gibi 5-6 tane kütür kütür yiyorum. anam da yapmış hamsikoli yi aradan da ondan atıyorum. birazdan memlekete dönüş yapıp şiveyi değiştirurum...( herostratus the flamethrower)”, “hayatımda ilk defa 2 ay önce gittiğimde görüp tattığım simit. bildiğimiz susamlı simit beklemeyin sakın böyle kupkuru küçümen halka bi'şey. zor yeniyor anca çaya filan banacaksın hani yumuşasın. kuru kuru yemek için baya çaba sarf etmek gerekiyor. (nevsenev)”, “fiyatı 25kuruş olan toplu alımlarda 20 kuruşa kadar düşen simittir. (diabolus ipsum amans),” fiyatı konusunda hala kesin bir bilgiye ulaşamadığım simit. poşetlere koyup satıyorlar, önceki günden kalmalarını daha ucuza satıyorlar, daha eskilerini daha da ucuza satıyorlar. rize merkez'de her noktada var bi de bunlardan, ekmekten çok satış noktası var ve her tezgahta milyonlarca adet var. aga bunlar kim yiyor, sorusu buraya her geldiğimde beynimi kurcalamakta.(parola58)”, “kel simit de denir.( turkish tuarek)”, “dünyanın en güzel simidi. yanında ince belli bardakta sıcacık bir de çay olacak sonra biraz da beyaz peynir. bir simit hayattan başka ne ister ki?.( celcius)”, “dünyanın en ziyan simidi.(jn drk)”, “fırından çıkar çıkmaz yenmelidir. ben bu simidi bildiğin diş kıran zamanlarında yemiştim hep. sert olması dışında gene tadı güzeldi ama sıcak sıcak bambaşka bir şeye dönüşüyor, offff. pazar'da bi fırında şahane yapılıyor.(glucklich)”, “ister ye, ister beklet 10-12 saat açıkta. tabi beklettikten sonraki amacımız yemek değil; sinir olduğun biri mi var mesela, at kafasına bu simit görünümlü taşı, yarılsın. bir trabzon simidi değil maalesef.(beyaz gilli davsan)”, “iki lokma ısırıkta doyurabildiği görülen simit çeşidi.( yrtkpcz)”, “susamsızdır. normal simitten incedir ve biraz serttir. çene kaslarını kuvvetlendirici bir etkisi vardır.(yaseka)”, “adı kerkeli dir. lazca argosunda sıfır anlamına gelir. şeklide sıfıra benzer zaten. tatsız tutsuzdur ama bi başlayınca bırakamazsınız nedense. fırından yeni çıkmışı bi başka olur. (downforce)”, “rizeliler haricinde sevenine rastlamadığım, tatsız tuzsuz gözümde beş para etmeyen bir simit çeşidi. zaten o tarafın insanı, bizden olsunda taştan olsun mantığını güderler. unutmadan, bir kısım rizeliler de trabzona seyahate giderken ceplerine bu simitlerden koyarlar ki, paraları trabzonlulara gitmesin.( gnome)”, “çok matah bir tadı olmasa da illa ki özlenen bir simittir. kerkeli denir lazcada. tarafımca en makbulü fırından yeni çıkmış olanıdır, henüz yumuşacık olanı.( vishnelimon)”</div>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/ispir-pekmezli-rize-simidi-h387.html</guid>
      <pubDate>Fri, 27 Feb 2015 02:23:31 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/12/ispir_pekmezli_rize_simidi_h387_40e05.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Anıt Gürgen ağacı, kasırgaya dayanamadı]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/cevre-ve-yasam/anit-gurgen-agaci-kasirgaya-dayanamadi-h386.html</link>
      <description><![CDATA[Yolun sonuna kadar gittim ama Anıt Ağacı bulamadım. Geriye dönünce Kanca ailesine ait evlerin yanından geçerken birini gördüm, anıt ağacı sordum. “Yolu şurası ama araçla çıkılmaz, fakat bu siste gidilse de gözükmez zaten” deyince başka bir gün tekrar gelmek üzere geriye döndüm. Devrilmişte olsa Anıt Ağaç, ziyarete değerdi. Zaten şimdiye kadar neden bu Anıt Ağacı görememiş]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;<strong>M. Kemal AYÇİÇEK – Şubat 2015 </strong><br />
<br />
&nbsp;</p>

<div>Niyetim bir anıt ağacı ziyaret etmek değildi aslında, Köprübaşı’na doğru yola çıktığımda sadece aklımda sıradan bir kıraathane bulup, orada bir iki bardak çay içmek vardı. Sürmene’den dere boyu çıkarken sağ ve sol yamaçlardaki evleri seyrediyorum. Ahşap ağırlıklı ve beton modasına uymamış, Karadeniz doğasını yansıtan mükemmel evler vardı. Bir levha gördüm, Ortaköy ve Koyuncular köy tabelaları altında “Anıt Ağaç” yazan sarı tabela. Hayret ettim. Evet hayret ettim çünkü Karadeniz de öyle hem sarı ve hem de “Anıt Ağaç” gibi inceliklere pek rastlanmazdı! Hem 9 kilometrelik de bir yol varmış, kararımı o anda verdim. Tabelalı bir Anıt Ağaç Ziyareti güzel olurdu.<img align="left" alt="Mehmet Gençtürk,devrilmiş anıt ağaç  tabelasını  düzeltiyor" border="2" height="243" hspace="2" src="/images/upload/image/gurgen_anit/gurgen_02.jpg" vspace="3" width="324" /></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Trabzon Büyükşehir olunca tüm köyler birer mahalleye dönüşmüş olsa da biz o ‘mahalle’ yi kolay kolay hazmedemeyiz!. Hiç gitmediğim bir yol ama belki birilerini bulur ve sora sora bulurum Anıt Ağacı diye düşündüm, yukarılara doğru çıktıkça hava çiselemeye başladı ve biraz daha yukarılara çıkınca da çise ile birlikte bir de sis ile karşılaştım. Anıt ağacı bulsam da böylesi bir havada nasıl fotoğraf çekebileceğimi düşündüm, görsel anlamda bir güzel fotoğraf olabileceğini de sanmıyordum. Umutsuz da olsam en azından Anıt Gürgen Ağacı &nbsp;bulur, daha sonra gelirim diye de yola devam ettim. Nitekim, çay bahçesinde çalışan yaşlı birine sordum, Anıt Ağacı, “Yukarıdadır ama o ağaç yıkıldı” dedi. Hiç beklemediğim bir haberdi bu, oysa ne hayaller kurmuş, bir Anıt Ağacı görebilme umudumu, hakkında hiç bir şey bilmediğim halde farklı yerlerde gördüğüm devasa ağaçlarla kıyaslayarak, kafamda canlandırmıştım. Öyle ya Anıt Ağaç olmak, her tarafı ağaçlarla kaplı Karadeniz bölgesinde çok ayrıcalıklı bir yere sahip olmaktı. Evet, örümcek ormanlarımız vardı ama ağaç bolluğundan anıtsal nitelikte de olsa ağaçlar, “nasılsa ağaçtır işte, odun odun!” mantığının içinde özel bir konuma sahip olamıyordu! O yüzden sarı bir tabelada “Anıt Ağaç” yazıyor olması bile, Karadeniz bölgesinde bir ayrıcalıktı!</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Güya Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Orman Fakültesi de vardı ama baktım, bir tek öğrenci bile mi gitmez Sürmene’nin koyuncular (Vadon) köyündeki bu Anıt Ağac’ı görmeye ve bir tek satır yazı bile yazmaz mı? Yazmamışlardı işte, Orman Fakültelerinde öğrenciler ne yaparlardı? Neyse ne yaparlarsa yapsınlar, ben de zaten boş bir gidiş-dönüş yapmıştım. Yolun sonuna kadar gittim ama Anıt Ağacı bulamadım. Geriye dönünce Kanca ailesine ait evlerin yanından geçerken birini gördüm, anıt ağacı sordum. “Yolu şurası ama araçla çıkılmaz, fakat bu siste gidilse de gözükmez zaten” deyince başka bir gün tekrar gelmek üzere geriye döndüm. Devrilmişte olsa Anıt Ağaç, ziyarete değerdi. Zaten şimdiye kadar neden bu Anıt Ağacı görememiş olmama da üzüldüm.<img align="right" alt="anıt gürgen ağacı, karaya vurmuş bir balina gibi" border="2" height="243" hspace="2" src="/images/upload/image/gurgen_anit/gurgen_15.jpg" vspace="3" width="324" /></div>

<p></p>

<p></p>

<div><strong>Sağlığına yetişemedim!</strong></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Güneşli bir günün erken saatlerinde tekrar çıktım yola, Karadeniz Bölgesi’nde pek rastlanmayan tabelalı bir Anıt Ağaç vardı, hem de asırlara meydan okumuş bir Gürgen ağacı. Ocak ayının ilk haftası &nbsp;(6 Ocak 2015) &nbsp;köylü kadınların anlatımıyla gökyüzündeki sarı bulutlar (Toz fırtınası) dan sonra olan olmuş ve adeta bir tufan kopmuş, Koyuncular köyünde caminin çatısı dahil 6 köy evinin çatısını uçurmuş ve zaten Orman köyü olan bölgede çok sayıda ağacı da yerle bir etmişti o kasırga. İşte o zaman da kimilerine göre 200, kimilerine göre 400 yıllık olan Anıt Gürgen Ağacı da büyük bir gürültü ile devrilmiş ve param parça olmuştu. Koyuncular köyünde Anıt Ağaç yolunu şaşırıp, hayırsever bir köylünün yaptırdığı muhteşem caminin önündeki şadırvan da durakladım. Müthiş bir manzarası var, adeta bir teras gibi sanki hem abdest alıp hem de manzara seyretmek için yapılmış şadırvan da çevreyi gözlerken, 18 yıllık muhtar azalığı yapan 70 yaşındaki Mehmet Şentürk’le karşılaşıyoruz. Elinde kazması var ona Anıt Ağacı soruyorum. “Yukarı da o, ama yıkılmış ne yapacaksın onu” diyor. Gülüyorum, “sağlığına yetişemedim, bari yıkılmış halini ölmeden bir göreyim” dedim. Bu kez de o gülmeye başladı ve birlikte koyulduk yola.</div>

<p></p>

<p></p>

<div><strong>Yerde de olsa gururlu</strong></div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Gittiğim yanlış bir yoldu, daha önceki gelişimde daha yukarıdaki bir yoldan gitmişim demek ki geri dönüp, Anıt Ağacın olduğu Kancalar mevkiine geldik. Aracı burada bırakıp, kısa bir süre ormana doğru yol aldık. Yol kenarında “Anıt Ağaç” yazan tabelası bile devrilmişti. Kervan yoluna bakan bir yamaçta, yolun elli metre kadar yakınında bir büyük balina ya da bir düşmüş uçak gövdesi gibi parçalanmış devasa Anıt Gürgen ağacına ulaşıyoruz. Devrilirken çevresindeki tüm ağaçları budamış bir halde ama sanki yıkılmak istemezmiş gibi hani gururunu üzerinden atamamış gibi ormana uzanmıştı asırlık Gürgen ağacı. İçi geçmiş, ortasından hastalığını adeta kusmuş halde, çevresi yıllanmış kavlarla kaplı bir haldeydi. İlk kez böylesi bir heybetli ağacı yerde görüyorum, hayretler içinde kalıyorum. Ağacın üzerine çıkıp, bana mihmandarlık yapan Mehmet Şentürk, ağacın aslında &nbsp;95 yaşında vefat eden Mehmet Özkan’ın arazisinde olduğunu ama Anıt Ağaç olmasından dolayı da bu yıkılmış devasa Anıt Gürgen Ağacının Orman İşletmesi tarafından ihale ile satılacağını söylüyor.&nbsp;</div>

<p></p>

<p></p>

<div><img align="left" alt="Devrilen anıt Gürgen ağacı, yerde bile gururlu!" border="2" height="243" hspace="2" src="/images/upload/image/gurgen_anit/gurgen_17.jpg" vspace="3" width="324" /></div>

<div>“Sanki dersun 50 tane savaş uçağı birden bomba attı gibi gürültüyle devrildi. Sesini duyduk.250-300 yaşlarında vardı. Ormancılarla birlikte burada 8 kişi bu ağacı kulaçlayamadıydık. Bu ağacın altında sürekli bir ses olurdu, uğultusu kesilmezdi. Her baharda diğer ağaçlardan erken yaprak açardı ama içi çürümüş meğer, Anıt Ağacımızı kaybettik işte” diyor Mehmet Şentürk, kafasını bir sağa bir sola sallayarak, derin bir nefes alıyor devam ediyor konuşmaya;</div>

<div>“İnsan bu ağacın altına gelmeye bile korkuyordu ama o seslerden, uğultusundan. Bizim Sürmene belediyesi bu ağacın altında oturma yerleri yapacaktı, millet gelip görecekti ama olmadı. Asırlarca ayakta kalmış, ne insanlar, ne olaylara tanıklık etmiş, ne büyük bir sır küpüymüş ah bir dile gelse de anlatsa da dinlesek. Ne hikâyeleri vardır. Kıymetini bilemedik. Anıt ağaç olması da 3-5 sene öncesine dayanır. Her yanımız ağaç kaynıyor da böyle büyük ağaçları da aslında göremiyoruz. Bak yıkılınca sen bile geldun. Bu ağaca benzer birkaç tane daha var ormanın yukarısında Gürgen ağaçları. O büyük kar, o fırtınanın arkasından geldi yağdı. 1963 yılında da böyle büyük bir rüzgar esmiş, asırlık ağaçlar devrilmişti ama yakın zaman da pek olmamıştı. Rüzgar, bizim köyde 6 evin çatısını uçurdu, benim evin yarısı da devrilen armut ağacının altında kaldı. Büyük afetti, görevliler geldi, hasar tespitleri yapıldı”</div>

<p></p>

<div>Yıkık, devrik olsa da Sürmene’nin Koyuncular (Vadon) mahallesindeki Anıt Gürgen ağacının yanından ayrılmak kolay olmuyor. Bir kaya üzerinde büyümüş ve asırlara meydan okumuş devasa anıt ağacının yere saplanmış kökleri yokmuş gibiydi. Ancak, ağacın kök kısmındaki damarlarına bakıldığında geniş çevreye yayıldığı gibi bir kanaatimiz oluşuyor. Fakat yine de ormanın yamacında böylesi bir ağacın nasıl ayakta kalabildiğine insan akıl sır erdiremiyor. Ağacın ton olarak hesabını kaba saba da olsa yapamıyorum ama mihmandarım Mehmet Şentürk, “Bundan elli araba odun çıkar, 80’lik bir ağaç motoru ile bunun haklanmadık yeri kalmaz” diyor. Tabi ağaç kesme biçme işlerinden o kadar anlamadığım için de onun söylediklerine inanıyorum. Keşke Anıt Gürgen Ağacını bir de sağlıklıyken, ayaktayken görebilseydim ama kısmet anıt Gürgen ağacının yere serilmiş ama gururundan, ihtişamından sanki hiç taviz vermeyen haliyle de görmüş olmayı bile kendime bir ödül sayıyorum. Boyu, çapı konuları işten anlayanların merakıdır ama çevresi, doğruysa Sürmene Belediyesi’nin projesini bile hazırladığı ama gerçekleştiremediği bir mesire alanı için son derece uygun bir yer. Bir çanağı andırır bir yer, rakım olarak 800-1000 seviyelerinde kızılağaç, kumar, gürgen, kestane türü ağaçların bol olduğu bir yer. Yaz mevsimlerin de yeşilliğinden nefes almaya doyulmayacak bir ortam ve çocuklar için de müthiş bir flora ve doğan oyun sahası gibi, güzel bir yerdi. Fotoğraflarımı çektikten sonra Mehmet Şentürk’ün demlediği bir demlik çayı birlikte içip, Koyuncular’dan öyle ayrılıyorum. Çektiğim tüm fotoğrafları da bu haberin ekinde paylaşıyorum.<img align="right" alt="anıt gürgen ağacı, ihale ile satılacak" border="2" height="243" hspace="2" src="/images/upload/image/gurgen_anit/gurgen_21.jpg" vspace="3" width="324" /></div>

<p></p>

<p></p>

<div><strong>Anıt Ağaç Nedir?</strong></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Anıt ağaçların bilimsel tanımı "Yaş, çap ve boy itibariyle kendi türünün alışılmış ölçüleri üzerinde boyutlara sahip olan, yöre folklorunda, kültür ve tarihinde özel yeri bulunan, geçmiş ile günümüz, günümüz ile gelecek arasında iletişim sağlayabilecek uzunlukta doğal ömre sahip olan ağaçlar, anıt ağaçlardır." biçiminde yapılmaktadır (ASAN 1992). Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere, bir ağacı anıt yapan özelliklerin başında fiziksel boyutlar gelmektedir. Özellikle çap ve boy gibi doğrudan göze hitap eden fiziksel özellikler bu konuda en etkin belirleyicidir. Ancak, izleyenlerde takdir ve hayranlık duygusu uyandırmak suretiyle birey ve toplum psikolojisini etkilese de bu iki ölçüt, yani çap ve boy, bir ağacı anıtlaştırmak için yeterli değildir. Çünkü anıt ağaçların kuşaklar arasında bağ kurabilecek uzunlukta doğal ömre sahip olması da zorunludur. Salt bu zorunluluk nedeniyledir ki kavak, söğüt, kızılağaç gibi ağaçlar ne denli hacimli ve görkemli olursa olsunlar anıt sayılamazlar (ASAN 2007)(Vikipedi)</div>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/cevre-ve-yasam/anit-gurgen-agaci-kasirgaya-dayanamadi-h386.html</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2015 01:14:18 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2019/01/anit_gurgen_agaci_kasirgaya_dayanamadi_h386_e26fb.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Trabzon Ekmeği, sarı gelinin marifeti!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/trabzon-ekmegi-sari-gelinin-marifeti-h385.html</link>
      <description><![CDATA[Yoksulluk vardı ve Çarşı ekmeği, O dönemler lüks yiyeceklerden kabul edilirdi! Bakmayın şimdi Samsun’dan Sarp’a kadar Karadeniz sahil yolu boyunca serpilmiş kocaman tabelalarla ve renkli  led ışıklarla süslenmiş Taş fırınlar ve Ekmek saraylarının her birerinin raflarında yer alan birbirinden güzel Trabzon ekmeklerinin bolluğuna, her birerinin kalitesi tabii birbirini tutmuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>&nbsp;M. Kemal AYÇİÇEK – Şubat 2014</strong>&nbsp;</p>

<p></p>

<p></p>

<div>Sofraların baş tacıdır ekmek hele de Ekmek, Trabzon ekmeği ise tabi. &nbsp;O da hani katıksız yenebilen ender ekmek olmasından kaynaklanır. Pasta yer gibi ekşi maya ile yapılmış Trabzon ekmeği, bayatlamama özelliği ile anılır ama o bayatlamama kısmı, Trabzon Ekmeğinin bayat olsa bile değersizleşmediğinin ve yine katıksız olarak tüketilebilmesindendir. Bakmayın siz kilo yapar kaygısıyla Doktorların ekmek tüketimini azaltma önerilerine, Karadenizlilerle farklı yöre insanlarını kıyasladıklarında kilo sorununun Karadenizlilerden daha çok farklı bölge insanlarında görüldüğü ayan beyan ortadadır. Aslında Trabzon Ekmeği olarak bilinen Ekmek, &nbsp;bir diğer tabiriyle Somun ekmeğidir.</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Karadenizliler, ekmeksiz sofraya oturmazlar. Ona rağmen araştırmacılar yine bir araştırma yapsınlar ve kilo sorununa gerekçe gösterilen ekmek tüketimini takip etsinler, Trabzon Ekmeği ile farklı yöre ekmekleri arasında hangisinin kilo yaptığının tespitini iyi yapsınlar! Trabzon Ekmeği, fazla kiloya sebep olacak ekmek değildir! Hem de çok bolca tüketilmesine rağmen. Çok mu iddialı oluyoruz tüm bunları yazarken tabi ki değil, hele Trabzon Ekmeğini bugüne dek yarım yüzyıllık yaşamında sürekli tüketen biri olarak yaşayan biri olarak da tecrübeye dayanarak rahatlıkla ifade edebiliyorum. Tabi bu yazı illa da Trabzon Ekmeği yenmelidir reklamı da değil, ben sadece Trabzon Ekmeğini anlatmak istiyorum, reklamını değil zira bilenler tadıyla, katıksız yenile bilirliği ile Trabzon ekmeğini zaten bilirler.</div>

<p></p>

<p></p>

<div><img align="right" alt="Trabzon Ekmeği" border="2" height="300" hspace="2" src="/images/upload/image/ekmek/Ekmek_0101.JPG" vspace="3" width="400" /></div>

<p></p>

<div>Biz aslında ocak ekmeği dediğimiz Karadeniz evlerinin en sevilen yeri olan ocaklıklarda bulunan pileki (Bilegi taşı da denir, içinde ateş yakılan içi oyuk taş veya kiremit çamurundan yapılmış Pileki) lerde, kestane yaprakları üzerinde pişirilen ekmeklerle büyüdük. Hafta günlerinde dedem çarşıya indiğinde getirirdi sadece bu Somun ekmeğini, “Çarşı ekmeği” diye. Genellikle misafirler için evde bulundurulurdu. Her gün çarşıya inilmediği için de sadece hafta günleri gelirdi, her zaman değil ama dedemle birlikte bizde o ekmekten yerdik. Hem o dönemler fırınlar çok fazla değildi hem de herkes çarşı ekmeğini alamazdı. Yoksulluk vardı ve Çarşı ekmeği, O dönemler lüks yiyeceklerden kabul edilirdi! Bakmayın şimdi Samsun’dan Sarp’a kadar Karadeniz sahil yolu boyunca serpilmiş kocaman tabelalarla ve renkli &nbsp;led ışıklarla süslenmiş Taş fırınlar ve Ekmek saraylarının her birerinin raflarında yer alan birbirinden güzel Trabzon ekmeklerinin bolluğuna, her birerinin kalitesi tabii ki birbirini tutmuyor.</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Hem görsel anlamda hem de pişirilmesi açısından benim damak tadımı verdiğini düşündüğüm Trabzon Ekmeği için Trabzon’un ilçesi Vakfıkebir’deki Merkez fırınına gittim. Trabzon ekmeklerinin tam fırındaki halini görürüm diye umut ettim ama yetişemedim, oysa sabahın karanlığında yola çıkmıştım. Ekmekler henüz fırından çıkmışlardı. 26 yaşındaki on yıllık fırın ustası Emrah Menteşe’den alayım dedim Trabzon Ekmeğinin tüyolarını, hani belki evinde ya da fırınında Trabzon ekmeği yapan olursa bizimde katkımız olsun diye ama nafile! Bir zamanlar fırın ustaları, “Ustalık sırrıdır, veremeyiz formülü ”der, gazetelere boy boy fotoğraflarla bir de böbürlenip poz verirlerdi, sırf o yüzden de fırın ustalarına kızardım. Oysa Emrah usta, Ticaret Lisesinin Muhasebe bölümünü okurken Harun Kutoğlu ve oğullarının Merkez Fırınında staja başlayıp, bu işi kavrayınca da bu fırının değişmez elemanı olup, ustalığa terfi etmiş. Eski Fırın ustalarının tavrı aklımda olduğundan Emrah ustanın da aynı tavrı sergileyebileceğini düşünüp, sorularımı çapraz, yani şaşırtmaca sorup, ondan bu işin sırrını öğrenmeye kalktım ama baktım ki Emrah Ustanın öyle gizli, saklı, sır, mır gibi bir duruşu yok, o zaman bende soru tarzımı normale döndürdüm!</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Merkez fırının bir şubesi de İzmit’te varmış ama orada bile Vakfıkebir’de üretilen ekmeği üretemiyorlarmış. Emrah usta, Trabzon Ekmeğinin sırrının olmadığını belirtip, “Hava, su, Un, ekşi maya, tuz &nbsp;ve usta” diyor sadece. Trabzon Ekmeği aslında "somun ekmeğidir" diye ekliyor sonra, ardından da kısaca Trabzon Ekmeğini nasıl yaptıklarını anlatıyor. Şöyle diyor Emrah usta;</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>“Elimizde önceki hamurdan kalma mutlaka 5 kilo ekşi mayamız vardır. Ekmek hamurunu kazanda yoğururken katarız mayayı ve ardından tekrar bir sonraki hamur için ayırdığımız mayayı sıkıp, kenara koyarız. Mayanın tutulma süresi 7 saatten az olamaz. Hamuru gramajına göre ayarlayıp, fırına atılmadan önce de taslarında bir saat tutarız. Sonra fırının odunla yanması, fındık kabuğu ile beslemesi yapılır ve fırın hazır hale gelince de ekmeği pişiririz. Tabi bunların takip süreleri var ve bu sürelere uyulması da ekmeğin aynı kalitede çıkmasını sağlar. Hava, su, un, ekşi maya ve ustanın dikkati ve titizliği Trabzon Ekmeğinin ortaya çıkmasını sağlar. Bunun özel formüllerle alakası yok. Aynı fırın, aynı un olduğu halde bizim İzmit’teki fırınımızda da aynı ürün elde edilemiyor. Samsun’dan Artvin’e kadar bizim bölgemizdeki un, İstanbul ve çevresinin unundan farklı. Oralardaki unda fazla katkı var bizimkinde o katkı yok. Bizim kullandığımız un daha doğal olanı. Hem sadece Trabzon ekmeği değil bunun yanında köy ekmeği(ocak ekmeği), mısır ekmeği, tam buğday, harcı ekmeği (karabuğday), francala, çavdar, kepek ekmeği ile normal pide ve peynirli pide yapıyoruz”</div>

<p></p>

<div><img align="left" alt="Emrah usta,çekirdekten yetişme ekmek ustası" border="2" height="300" hspace="2" src="/images/upload/image/ekmek/Ekmek_0102.JPG" vspace="3" width="400" /></div>

<p></p>

<div>Karadenizlilerin bu bölgeden nereye giderlerse gitsinler, gittikleri yerlere götürdükleri en makbul hediyedir Trabzon Ekmeği. İstanbul’da oturan ama Mersin’de Üniversite de okuyan yeğenim bile “Bir eksiğin var mı?” diye sorduğumda, “ Mısır unu ile Trabzon ekmeği dayı” diyor. Sarp’tan Samsun’a kadar, Karadeniz Sahil yolu boyunca yapılan Taş fırınlar ve Ekmek Sarayları boşuna yapılmamış, tüm otobüslerin mutlaka uğradığı bir Taş Fırın vardır. Bu bir gelenek halini almıştır artık! Ekmek, normalde katıksız pek yenmez ama Trabzon Ekmeği olunca iş değişir. Katıksız yenmesi bile başlı başına bir yemek sayılabilir, o damak tadına alışkın olanlara hatta ne kadar bayatlarsa bayatlasın en bayat hali bile sevilerek yenebilir olduğundan Trabzon ekmeğine “bayatlamayan ekmek” de denir! Zaten ekmeğin tazesi makbul değildir. Yenmesi en sağlıklı ekmek, pişirilmesinden 6 saat sonra yenen ekmektir. Vikipedi ’ de Ekmek için kullanılan ifade şu;</div>

<p></p>

<p></p>

<div>“Taze ekmeğin sindirimi zordur. Ekmek, fırından çıktıktan en az 6 saat sonra yenmelidir. Ekmek durdukça kendiliğinden değişikliğe uğrayarak sertleşir ve bayatlar. Bayatlama sadece su kaybından değil, ekmekteki maddelerin de değişikliğe uğramasından ileri gelir.”</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Yukarılarda ifade etmiştim Trabzon Ekmeği dediğimiz Somun veya çarşı ekmeğinin bir zamanlar lüks yiyeceklerden sayıldığını. Yaşı Seksene merdiven dayamış Süleyman Nuri Özyurt amcanın Araklı’nın Ayranlı yaylasında bir konağı var. Yaz aylarında Karadenizlilerin de olmazsa olmazlarındandır Yaylalar. Yaylalarda bakkal pek bulunmaz bu yüzdende ya tandır varsa tandırlarda ekmekler yapılır ya da yol boylarındaki fırınlardan. Gelenin gidenin çok fazla olduğu zamanlarda yaylalarda adım başı soğuk su çeşmeleri, gözeler olunca da ekmek ve peynir buralarda su gibi tüketilir. Nuri amca, annesine nene diyor, bir anısını anlatıyor. “Gelenimiz çoktu, nenemde tandır yakmış, lavaş ekmeği pişirmiş bir tekne ama peynir-tereyağı da bol olunca ekmekler daha tandırdan çıkar çıkmaz tükenmiş. Akşama da misafirler bastırınca nenem çaresiz konu komşudan ekmek bulmaya çıkmıştı, yeterince bulamayınca çok mahcup olmuş, gecenin bir yarısı yeniden tandır yakmak zorunda kalmıştı. O gün bugündür, her nereye gidersem gideyim gittiğim yere mutlaka elimde ekmekle giderim. Ekmek, çok önemli ve en güzel hediyedir, bunu çocuklarıma da tembihlemişimdir, sağ olsunlar bu sözümü tutarlar” diyor. Girdiğim fırında yarım saat kadar kalıyorum sonra da en büyük ekmeklerden Emrah ustanın seçtiğini alıyorum. Aldığım ekmeğin bir kısmını kestiriyorum ve dönüş yolunda o ekmeği katıksız olarak yiyorum. Bu çok ayrı bir keyif oluyor, bunu kelimelerle anlatmak mümkün değil sadece yaşayarak tadabiliyorsunuz!</div>

<p></p>

<p></p>

<div><img align="right" alt="Trabzon ekmekleri, satışa çıkarılmadan önce dinlendirilmede" border="2" height="300" hspace="2" src="/images/upload/image/ekmek/Ekmek_0103.JPG" vspace="3" width="400" /></div>

<p></p>

<p></p>

<div><strong>Sarı un verdik sarı gelini değil!</strong></div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Seksenin üzerindeki yaşına rağmen hayattan kopmamış bizim Gelin abla anlatıyor;</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>"Eskiden zengin zengine misafir gider, yoksul ve fakir insanlarda birbirlerine misafir giderlerdi. O dönemler, bizim ekmeğimiz mısır ekmeği olurdu. Buğday ekmeği bulup almak bile bir hünerdi. Kaldı ki buğday yok, olsa bile alacak para yok. Derken buğday ekmeğini sadece zenginler yiyebiliyor. Buğday ununa da sarı un deniyordu. Bir zengin diğer zengin aileye misafir gitmiş, gittikleri evde de sarı gelin varmış, buğday unundan ekmek yapmış, bir güzel yemişler. Misafirliğe giden zengin adam, komşusundan biraz sarı un istemiş, &nbsp;‘bizde evde yapalım bu sarı buğday unundan ekmek de yiyelim’ demiş. Peki demiş komşusu ve onlara bir ekmeklik sarı un vermiş. Gitmişler evlerinde yapmışlar ekmeği ama misafirlikte yedikleri ekmek gibi olmamış yaptıkları ekmek. Misafirliğe gittiği komşusunu gören adam diğerine demiş ki, "senin verdiğin sarı undan yaptık ekmeği ama sizin ekmek gibi olmadı acaba neyini eksik ettik ki?" diye sormuş, sarı unu veren adam da ona "biz sana sarı unu verdik, sarı gelini değil!" demiş. Demek ki ekmek sadece undan yapılmıyor, marifet sarı undan ekmeği yapan sarı gelinin ellerindeymiş! Şimdi Trabzon Ekmeğinin formülünü eline geçirmekle ömür tüketen uyanık(!) ustalar, artık bu özlemlerinden de vazgeçsin! Bu hikaye, Gümüşhane de “Biz sana dut verdik sarı gelin değil” olarak, Pestil üzerine de anlatılır!</div>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/trabzon-ekmegi-sari-gelinin-marifeti-h385.html</guid>
      <pubDate>Mon, 09 Feb 2015 00:23:34 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2019/01/trabzon_ekmegi_sari_gelinin_marifeti_h385_98785.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[cennet &amp; Trabzon Hurması, üşütmüyor!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/foto-haber/cennet-trabzon-hurmasi-usutmuyor-h383.html</link>
      <description><![CDATA[Trabzon Hurması (Diospyros kaki) tam da bir kış mevsimi meyvesi. Hem taze ve olgunlaşmış hali ve hem de kurutulmuş haliyle adeta bir insan sobası! Adını Osmanlılar zamanın da Trabzon Eyaleti ki, Batum’u da kapsayan geniş coğrafya’ da yetişmesinden alan Trabzon Hurması, Almanya’da: Kakibaum, Sharon, Honigapfel, Persimone, İngiltere’de: Korean Mango, Asian Persimmon, Kaki, Sharon Fruit, Japanese Persimmon, İspanya’da: Kaki,]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><strong>M. Kemal&nbsp; &nbsp;AYÇİÇEK - Trabzon</strong><br />
<br />
<br />
<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><strong>Trabzon Hurması</strong> ya da <strong>cenet hurması</strong> olgunlaştığın da özellikle yaşlıların rahatlıkla yiyebileceği bir meyve oluşundan belki de bir diğer adıyla <strong>Cennet </strong>(Hurması) meyvesini yeterince tanımıyoruz. Ya da tanıyoruz ama hani olgunlaşmamış olanını elma gibi yemeğe kalktığımızda ağzımızı buruşturmuş ve bir daha da tarafına bakmamışız. Yani zamansız tattığımız da bizde olumsuz bir etki bırakmış ve mesafeli kalmaya devam etmişiz. Trabzon Hurması (Diospyros kaki) tam da bir kış mevsimi meyvesi. Hem taze ve olgunlaşmış hali ve hem de kurutulmuş haliyle adeta bir insan sobası! Adını Osmanlılar zamanın da Trabzon Eyaleti ki, Batum’u da kapsayan geniş coğrafya’ da yetişmesinden alan Trabzon Hurması, Almanya’da: Kakibaum, Sharon, Honigapfel, Persimone, İngiltere’de: Korean Mango, Asian Persimmon, Kaki, Sharon Fruit, Japanese Persimmon, İspanya’da: Kaki, Fransa’da: Plaqueminier, Kaki, italya’da: Diospiro, Loto, Diospero, Kaki, Caco, Cachi, Hollanda’da: Kaki, Sharonfruit Japonya’da: <span lang="EN-US">カキノキ</span>, Norveç’te: Kakiplomme, Polonya’da: Persymona, Kaki, Hurma, Hebanowiec , İsveç’de: Kinesisk Persimon, Japansk Persimon, Kakiplommon, Sharon, Tay dilinde : <span browallia="" new="" style="font-family:">พลับญี่ปุ่น</span> şeklinde adlandırılıyor.<br />
<br />
<img align="right" alt="kaki" border="3" height="243" hspace="3" src="/images/upload/image/t_hurma/kaki__02.jpg" vspace="2" width="341" /><br />
<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal">&nbsp;Türkiye'de Karadeniz kıyılar ile Hatay ve Antalya civarında yetiştirilir. Yaygın İsimleri: Hurma, Doğu Trabzon Hurması, Japon Trabzon Hurması, Kaki. Trabzon Hurması ve Japon Hurması olsa da Dünya’nın bir çok ülkesinde ticari ürün olarak değerlendirilirken, ülkemiz de ise ticari üretimi yok denecek düzeydedir. Hele Karadeniz Bölgesi’nde tıpkı diğer meyve çeşitlerinde olduğu gibi yer yer sadece aileye yetecek düzeyde en fazla bir bilemedin iki ağaç şeklinde görülebilmektedir. Oysa Trabzon hurması da tıpkı Kivi üretiminde olduğu gibi çiçekleme evresinde erkek ve dişi çeşidine gereksinim duyar. Trabzon Hurmasının ham olarak yendiğinde büzücü ve burucu etkisi de meyvenin yeterince tozlaşması ile ilgilidir. Tozlaşma oluşmamış meyveler, çekirdeksiz olabilir. Normalde sekiz dişi Trabzon Hurması ağacı için bir erkek hurma ağacının olması gerekir. Taze veya kurutulmuş yapraklarından çay yapılır. Tohumları ise kurutulup kahve yapılarak tüketilir.<br />
<br />
<strong>Atom Bombasına direndi!</strong><o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal">İkinci Dünya savaşı sırasın da Amerika Birleşik Devletleri'nin II. Dünya Savaşı'nın son günlerinde Ağustos 1945’te Japonya'nın Nagasaki şehrine atom bombası atmasının ardından Güney Japonya kenti Nagasaki’deki patlamanın olduğu yerde ilk biten bitki Trabzon Hurması oldu. &nbsp;Trabzon Hurması o tarihten sonra "Nagasaki Kaki" diye Japonya’da sembolize edildi. Yaygın olarak Çin , Hindistan , Japonya, Myanmar, Afganistan , Cezayir , Avustralya , Brezilya , Mısır ,Fransa , Endonezya , İsrail , İtalya , Kore ,Türkiye,&nbsp; Filistin, Filipinler , Rusya Federasyonu , &nbsp;Amerika Birleşik Devletleri ve Vietnam'da yetiştirilir. İsrail’de özellikle kurutulmuş hali Avrupa’ya ihraç edilmektedir. Trabzon Hurmasının tamamen olgunlaşmış meyveler, genellikle elde yenebilir. Meyve, kaşıkla da yenilebilir. Reçel ve marmelatı yapılabilir. Salatalara eklenebilir, dondurma ve yoğurtla tüketilebilir. Hamur işleri ve pudinglerde ve bir çok pasta çeşidinde değerlendirilebiliyor.<br />
<br />
<strong>Süper kalori</strong><o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal">Ordu Üniversitesi (ODÜ) Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Turan Karadeniz, vücut ısısının ortalama 36 derece olduğunu ve vücut ısısının ortalamanın altına düşmesi halinde vücutta üşüme başlayacağını belirtirken, kış aylarında vücut ısısının dengede tutulmasının önemli olduğunu ifade ediyor. Vücut ısısının dengede tutulmasında alınan gıdaların önemli bir rol oynadığına dikkat çeken Prof. Dr. Karadeniz, “Trabzon hurması, içeriğindeki yüksek karbonhidrat nedeniyle kış aylarında vücut ısısını dengede tutmaya yarayacak bir meyvedir” diyor. Trabzon Hurmasının yaş meyvesinin 100 gramında 77mg kalori, kurutulmuş Trabzon Hurmasında da Kalori 350 mg bulunuyor. Bu durum da Prof. Dr. Karadeniz’in sözlerinin anlamını ortaya koyuyor.<img align="left" alt="kakibaum" border="3" height="243" hspace="3" src="/images/upload/image/t_hurma/kaki__03.jpg" vspace="2" width="341" /><o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><strong>Tıbbi Kullanım alanları ;</strong><o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal">Trabzon Hurması ile ilgili yapılan araştırmalar da İnsanda hücre yenilenmesinden tutun stres ve kanser de dahil olmak üzere bir çok rahatsızlığın tedavisine atıflarda bulunuluyor. özellikle kalp-damar, sindirim sistemi hastalıklarına iyi geldiği, bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiği, sindirim sistemi hastalıklarının tedavisinde kullanılabileceği belirlenmiştir. Ayrıca zayıflama, 100 gramda 0.3 miligram demir ihtiva etmesi nedeniyle kansızlığın, A, B, C vitaminlerini ihtiva ettiğinden dolayı da vitamin eksikliğinin tedavisinde kullanılabilmektedir. Son yıllarda yapılan araştırmalarda, kolesterolü ve yüksek tansiyonu düşürücü özelliğinin olduğu da tespit edilmiştir.&nbsp;&nbsp; Kara hurma (Kırmızı incir) adlarıyla da bilinen meyve, bol miktarda, protein, karbonhidrat, selüloz, fosfor, kalsiyum, demir, sodyum, tanen, potasyum, magnezyum, A, B1, B2, B3, C vitaminleri. &nbsp;Bitki geleneksel olarak, &nbsp;Bel soğukluğu gibi çeşitli cinsel rahatsızlıkların tedavisinde,&nbsp; İltihaplı tüm rahatsızlıklarda, Karaciğer hastalıkları, Cilt ve lenf bezleri, ağız içi ve boğaz iltihapları, &nbsp;fizik tedavi ve ağrılı Romatizmalı rahatsızlıklar da, Şiddetli fiziksel acılı ve ağrılı hastalarda, &nbsp;kadın hastalıkları, şeker hastalığı, öksürük kesici, büzücü, müshil giderici,&nbsp; mide rahatsızlıkları, Özellikle kanama, dizanteri, ishal, uçuk tedavisinde kullanılabiliyor. Psikolojik ve zihinsel post-travmatik stres nedeniyle şikâyetler, Kemoterapi ve Radyoterapilerin yan etkilerinin azaltılmasında destekleyici tedavi olarak Çeşitli yaprak çay olarak da kullanılır. &nbsp;Taze tam olarak olgunlaşmış meyve kabızlık ve basur, pişirilmiş halde de ishal tedavisinde kullanılır. Olgunlaşmamış meyve suyu hipertansiyon tedavisinde kullanılmaktadır. Meyveler, yeşil ve yaprakları ateş düşürücü ve yumuşatıcı olarak kabul edilir. Kurumuş Trabzon Hurması, Bağırsak solucanlarını düşürücü veya öldürücü ilaç, kanama dindirici, Basur, kabızlık, balgam söktürücü, ateş düşürücü ilaç ve destekleyici tedavi, Kuru öksürük ve hıçkırık tedavi etmek için kullanılır.</p>

<p class="MsoNormal"><o:p></o:p></p>

<p>Birçok insanın sevdiği meyve olan cennet hurmasının hiç bilinmeyen faydası ortaya çıktı. Kan tahlilinde direkt olarak anlaşıldığının belirtilmesi dikkat çekti. Trabzon hurması da denilen cennet meyvesi adeta şifa deposu olduğu biliniyor.</p>

<p><br />
<strong>İŞTE CENNET HURMASININ FAYDALARI KANDA İLTİHAP BIRAKMIYOR</strong></p>

<p>Kana karışan iltihap vücutta yorgunluk ve halsizliğe neden olduğu bildirildi. Genelde bu gibi durumlar antibiyotik kullanılır ancak zamanla bu ilaçlar vücutta kalıcı hasarlara neden olur. Bunun yerine cennet hurması tüketin. Bu meyve sayesinde vücudunuzdaki iltihaptan tamamen kurtulacaksınız.</p>

<p><br />
<strong>CİLDİ YENİLİYOR</strong></p>

<p>Cennet hurması A vitamini, beta-karoten, lutein, likopen ve kriptoksantin içerir. Bunlar da oksidatif stresi azaltırken kırışıklıkların ve yaşlanmayla gelen cilt lekelerinin gecikmesine yardımcı olduğu vurgulandı.</p>

<p><strong>BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİRİYOR</strong></p>

<p><br />
C vitamini deposu cennet hurması, beyaz kan hücrelerinin üretimini arttırarak bağışıklığı güçlendirmede destekçi olduğu bildirildi. 1 cennet hurması, gündelik C vitamini ihtiyacını karşılamak için yeterlidir. Beyaz kan hücreleri, viral, bakteriyel ve diğer toksinlere karşı vücudu savunucu rol oynar. Vücutta görülen inflamasyon virüsler ve hastalıklara karşı doğal bir savunmadır. Kalp hastalarına karşı etkili Yüksek tansiyon, inflamasyon ve yüksek kolesterole karşı koyar. Havuçta da bulunan beta-karoten içeriği ile hurmanın kalp krizi riskini düşürdüğünü belirten çalışmalar vardır. Kanda bulunan kötü kolesterol (LDL) seviyelerinin düşürülmesinde etkili olan antioksidanlar, bu sayede kanın vücutta daha sağlıklı pompalanmasına destek olurlar. Akciğer ve beynin gerekli bölgelerine kan akışını sağlamaya yardımcıdırlar.</p>

<p><strong>&nbsp;Trabzon Hurması değerleri;</strong><o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal">Trabzon hurmasının özellikle A vitamini ve karbonhidratlarca zengindir. 100 gramında 14-20 gram arasında vitamin (20-25 miligram arasında C vitamini ile riboflavin, niasin ve tiamin gibi bazı B vitamini çeşitleri), 0.7 gram protein ve 0.4 gram yağ içermektedir. Ayrıca mineral madde içeriği bakımından zengin olup, özellikle potasyum, kalsiyum ve fosforu en yüksek oranlarda ihtiva etmektedir.<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal">&nbsp;<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><strong>Trabzon Hurması Meyvesi 100 gramındaki gıda değeri;</strong><br />
<br />
&nbsp; Kalori&nbsp;&nbsp;&nbsp; 77, Nem&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 78.6 gr, Protein 0.7 gr, Yağ&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 0.4 gr, Karbonhidratlar&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 19.6 g, Kalsiyum 6 mg, Fosfor&nbsp;&nbsp;&nbsp; 26 mg, Demir&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 0.3 mg, Sodyum&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 6 mg, Potasyum&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 174 mg, Magnezyum8 mg, Karoten&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 2710 IU, Tiamin 0,03 mg, B 2 vitamini&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 0.02 mg, Niasin 0.1 mg ve Askorbik asit&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 11 mg <o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><strong>Trabzon Hurması Kuru Meyve (Kuru ağırlık)&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 100gr</strong><o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal">&nbsp;350 Kalori Su: 0% Protein: 3.6 g; Yağ: 1.5 g; Karbonhidrat: 91g; Fiber: 7.7g; Kül: 4g; Mineraller - Kalsiyum: 80mg; Fosfor: 100 mg; Demir: 8 mg; Magnezyum: 0mg; Sodyum: 20 mg; Potasyum: 950 mg; Çinko: 0mg; Vitaminler - A: 5600mg; Tiamin (B1): 0.2mg; Riboflavin (B2) 0.15mg; Niasin: 0.9 mg; B6: 0mg; C: 75mg;<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><br />
<br />
<img align="right" alt="Diospyros kaki" border="3" height="243" hspace="3" src="/images/upload/image/t_hurma/kaki__02.jpg" vspace="2" width="341" /><br />
<br />
<br />
<strong>Trabzon Hurması için yapılan araştırmalar ve yararlanılan kaynaklar:</strong><o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal">&nbsp;1. Gilman E.G. ve Watson D.G. Diospyros kaki Japenese Trabzon hurması. Fact Sheet ST-229, çevre bir dizi bahçecilik bölümü, Florida kooperatif uzatma hizmeti, Gıda ve tarım bilimleri Enstitüsü, Florida Üniversitesi. 1993. 2. Sastry B.N. Hindistan zenginliği, hammaddeler, cilt III. CSIR, Yeni Delhi, 1952. P136. 3. Creveld M. Diospyros kaki, de Wereldboom; droomproving. Dynamis: 25; 2001 (İngilizce ) 3/02 LİNKLER. Bazı Batı Afrika ve IndianAsian J. Arş 4. Houghton PJ in vitro test. Pharm. Sci. 2011; Cilt. 1: Sayı 3, Sf 55-58 [. AJPSci] 58 bitkiler Snakebites tedavisinde kullanılır. Médicament Et Beslenme: L'Approche Ethnopharmacologique. 1 'dir; 1993: 263-274. 5. Okonogi T. Hattori Z. Ogiso A. ve Mitsui S. detoksifikasyon tarafından Yılan zehirlerinin ve bakteriyel toksinlerin Trabzon hurması tanen. Toxicon. 75 (5); 1979: 524-7. 6. Mallavadhani U.V. Panda A.K. Rao Y.R. Farmakoloji ve Diospyros ve kemotaksonomi. Fitokimya. 49 (4); 1998: 901-905. 7. Sa Y. S., Kim S.J. Choi H.S Dan antikoagülan fraksiyonu Diospyros kaki L. yaprakları bir anti-trombotik aktiviteye sahiptir. Arch. Pharm. Res. 28 (6); 2005: 667-74. 8. Chen G.X.J. Xu S.X. Zhang R.Q. Kimyasal bileşenleri Diospyros kaki ve sitotoksik etkileri yaprakları. J. Asya. Uyruk. Prod. Res. 9 (4): 2007: 347-353. 9. Kawase M. Motohashi N. Satoh K. Sakagami H. Nakashima H. Tani S. Shirataki Y. Kurihara T. Spengler G. Wolfard K. Molnár J. Trabzon hurması biyolojik aktivitesi (Diospyros kaki) soyma ekstraktlar. Phytother. Res. 17 (5): 2003; 495-500. Diospyros kaki 10. Funayama S. Hikino H. Hipotansif ilkeleri bırakır. Chem. Pharm. Bull. 27 (11): 1979; 2865-2867. 11. Lee H.C. ve Lee H.S Akar öldürücü aktiviteye ve akar fonksiyon konularında plumbagin ve onun türevleri kullanılarak göstergesi izole Diospyros Kaki Thunb.roots (ebenaceae). J. Microbiol. Bıotechnol. 18 (2): 2008; 189- 193. Diospyros kaki 12. Li C. Bei W. Li Y. Lou J. Etilasetat özü önlenmesi ve hiperglisemik, diyabet tedavisi için, yaprak ve metabolik sendromlar. Faming zhuanli. Shenqing. Gongkai. shuomingshu. 2007;: 32 21 -23. 13. Bir B. J. Kwak J.H. Park J. M. Lee J.Y. Park T.S. Lee J.T. Oğlu J.H. Jo C. Byun MW enzim faaliyetlerinin engellenmesi ve Trabzon hurması yaprak izole polifenol kırışık önleme etkisi Insan derisi üzerinde (Diospyros kaki folium). Dermatol. Surg. 31: 2005; 848-54. 14. Kyung K.O Kyoon Young. Için farmasötik bir bileşim triterpenoid bileşiği ihtiva eden koruyucu karaciğer ayrılmış Diospyros kaki folium. Resim s. Verilmiştir. CODEN: KRXXA7 KR 2005043130 A 20050511 Patenti Kongbo. 2005. 15. Achiwa Y. Hibasami H. Katasuzaki H. Imai K. Komia T. Trabzon hurması inhibitör etkileri (Diospyros kaki) ayıklamak ve İnsan lenfoid büyümesi üzerindeki ilgili polifenol bileşikler lösemi hücreleri. Bisc. Bıotechnol. Biochem. 61 (7): 1997; 1099- 101. 16. Uchida S. Ohta H. Niwa M. Mori A. Nonaka G. Ozaki M. Eğilimli inme ömrü uzaması kendiliğinden Trabzon hurması tanen sindirerek aşırı duyarlı fareler (REMS'lerin). Chem. Pharm. Bull. 38 (4): 1990; 1049-1052. 17. Lee H.C. Lee H.S Akar öldürücü aktiviteye ve akar fonksiyon konularında plumbagin ve onun türevleri kullanılarak göstergesi izole Diospyros Kaki Thunb.roots (ebenaceae). J. Microbiol. Bıotechnol. 18 (2): 2008; 189- 193. Antimikrobiyal 18. Lilian J. Qianghua Z. Guiyou C. Çalışması aktif bileşiklerin yaprak ve izolasyon ve aydınlatılmasında. Shipin. Kexue. 24 (3): 2003; 129-131. 19. Kato H. Sakagami R. Harada M. Sakurai J.U.T. Yamanaka S. Kaki tanenler ve ağız içi patojen gibi oligosaacharides bakteriyel ajanlar. Jpn.Kokai. Tokkyo Koho. 2006 7pp.coden jkxxxaf jp 2006298827 yazılmış 20061102. patenti Japanese.Application JP 2005-123412 20050421.Priority: can 145: 432248 AN2006: 1.147.642 caplus. 20. Yasumasa Y. Aya Y. Yoneda A. Noriko Y. Nobuji N. Diospyros kaki yapraklarından kaempferol tanımlanması streptokok mutans karşı ve antimikrobiyal aktivite. Biocontrol. Sci. 4 (2): 1999; 97-100. 21. Gorinstein S. Bartnikowska E. Kulasek G. Marina ZM Soo S.K. Plumbagin ve Samkeun L. Byeongjin C. antifungal aktivitesi nepenthes Ventricosa x maksimumlar yapraklarından saflaştırılmış fitopatojenik mantarlara karşı. Bitki. Pathol. J. 23 (2): 2007; 113-115 ° C. 22. Tezuka M. Kuroyanagi M. Yoshihira K. Natori S. Napthaquinone Diospyros kaki Thunb ve D kaki Thunb gelen türevleridir. Var. sylvestris MAKINO. Chem. Pharm. Bull. 20 (9): 1972; 2029-2035. 23. Zhong S. Feng S. Napthoquinones ve sapından bir Triterpen Diospyros kaki var Sylvestris. Zhongguo. Yaoke. xuebao. 18 (4): 1987; 279-80. 24. SÜZÜK İ.K. Persimmon.II içinde Itoh S. Tsuyuki H. Lipidler. kompleks Trabzon hurması tohumlarının lipidler. Nippon. Shokuhin. Kongo. Gakkaishi. 29 (5): 1982; 310-15.<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/foto-haber/cennet-trabzon-hurmasi-usutmuyor-h383.html</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Nov 2014 21:56:34 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/11/trabzon_hurmasi_usutmuyor_h383_b6d42.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Batum’un simgesiydi, şimdi satılıyor!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/foto-haber/batumun-simgesiydi-simdi-satiliyor-h382.html</link>
      <description><![CDATA[Gürcistan’ın Acara Özerk Cumhuriyeti’nin bir dönemler başkanlık konukevi olan en görkemli binasına Gürcüce ve İngilizce  olarak ”For Sale” (satılık) ilanları asıldı. Özellikle 5 Mayıs 2004’te Rusya’ya sığınan Başkan Aslan Abaşidze döneminde Devlet erkanı ve üst düzey ziyaretler de konukevi olarak kullanılan bina, Batum’a hakim bir tepe üzerinde bulunuyor. Eski Batum’un simgesi konumundaki binaya asılı afişlerle müşteri aranıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[&#160;M. Kemal AYÇİÇEK - Batum <br />
<br />
<div>Gürcistan’ın Acara Özerk Cumhuriyeti’nin bir dönemler başkanlık konukevi olan en görkemli binasına Gürcüce ve İngilizce &#160;olarak ”For Sale” (satılık) ilanları asıldı. Özellikle 5 Mayıs 2004’te Rusya’ya sığınan Başkan Aslan Abaşidze döneminde Devlet erkanı ve üst düzey ziyaretler de konukevi olarak kullanılan bina, Batum’a hakim bir tepe üzerinde bulunuyor. Eski Batum’un simgesi konumundaki binaya asılı afişlerle müşteri aranıyor.</div>
<br />
<div><img src="/images/upload/image/batum_sale/btm_03.JPG" alt="batumun simgesiydi" width="400" height="252" vspace="2" hspace="2" border="3" align="right" /></div>
<div>Teleferikle Batum manzarasını seyrederken fotoğraflarda çekiyorum. Bu fotoğrafları çektiğim sırada teleferikle hemen yanından geçtiğim dev binanın, Gürcüce “Batumi” yazan Batum’a hakim tepede ve dikkat çekici boyuttaki bir afişle satışa çıkarıldığı duyuruluyordu. Önce fotoğraflarını çektim, hem çıkarken ve hem de inerken. Sonra dalıverdim bir an, 1995 yılına geri döndüm. O dönemler de Aslan Abaşidze, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB), Gürcistan ve Acara Özerk Cumhuriyeti’nin önemli siyaset adamı ve Acara Özerk Cumhuriyeti’nin başkanlığını (1991-2004) yapıyordu. Abaşidze, Trabzon Gazeteciler Cemiyeti aracılığı ile 15 gazeteciyi davet etmişti. Üç günlük bir basın gezisiydi ama öyle her yerde özgürce fotoğraf çekmek yasaktı! O gezinin son günü öğle yemeğimizi bu binada Abaşidze ile birlikte yemiştik. Yemek yediğimiz bu bina, o dönemler sadece Devlet protokolü ve konukları için hizmet veriyormuş!</div>
<br />
<div><img src="/images/upload/image/batum_sale/aslan_abashidze.jpg" alt="Aslan Abaşidze, Acara özerk Cumhuriyeti başkanıydı" width="140" height="131" vspace="2" hspace="2" border="3" align="left" /></div>
<div>Teleferik’te tanıştığım ve Trabzon’da öğrenim gören Üniversite öğrencisi bir Batumlu gençle konuşurken satılık binanın ne olduğunu sordum. “Restoran’dı orası” dedi. Aynı kabinde bir de yaşlı Batumlu bir bayan vardı. Gence, Ona da sormasını istedim Binayı. Sordu. Yaşlı Acar kadın da, “Lokanta biliriz orayı” diye cevap verdi. Ama aldığım cevaplar, umduğum cevaplar değildi tabi! Yukarıya çıkınca teleferikten indiğimiz de yine bir Acaralı Batumlu bir kişi ile daha tanıştık. Ona da sordum binayı, o biraz daha yaşlı ve Türkçe bilen bir Batumluydu. Onun anlattığı kadarıyla da bina önceleri sağlık tesisi olarak kullanılmış ama önceleri Devlet misafirlerinin ağırlandığı ve herkesin gidemediği bir konukevi olduğu yönündeydi. Son dönemlerde Restoran olarak da hizmet vermiş sonunda da satışına karar verilmiş. Kaça satıldığı konusunda ise tabi bir fikrimiz yok. Fakat, Batum’un şimdi yapılan son yatırımlar, çok lüks konaklama yerleri ve turizm yatırımlarından sonra parlayan bir yıldız şehir haline dönüştüğünü gördükten sonra satışa çıkan binanın kaç liraya satılabileceğini tahmin etmek bile çok zor.</div>
<img src="/images/upload/image/batum_sale/btm_11.JPG" alt="Eski Batumun gözde mekanıydı " width="400" height="247" vspace="2" hspace="2" border="3" align="right" /><br />
<br />
<div>Türkçe bilen Batumlu gençlere sorduğum bir diğer konuda Batum’da bir Osmanlı Müzesi’nin varlığı. Bunu her iki genç ve yaşlı o Acar bayan da bilmiyordu! Oysa Aslan Abaşidze, bizi dedesinden kalan bir müzeyi gezdirmiş ve biz de o müzeye hayran kalmıştık. Ama o Müze, bize Osmanlı Müzesi gibi gözükse de belki de Acara Özerk Cumhuriyeti Başkanı Aslan Abaşidze’nin ailesinin özel müzesi idi. Çünkü Aslan Abaşidze, Batum'un önde gelen ailelerinden Abaşidzelerin bir kolu olan Müslüman Acaralı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Dedesi Memed Abaşidze, ünlü bir yazar ve 1918 - 1921 arasında Demokratik Gürcistan Cumhuriyeti parlamentosunun bir üyesiydi. Ancak Stalin döneminde, 1937'de kurşuna dizilerek öldürüldü. Aslan Abaşidze'nin babası ise Gulag adalarında on yıl sürgün edildi.</div>
<br />
<div>Eski Batum’un simgesi durumunda olan Batum’un adının yazılı olduğu tepede yer alan ve tüm Batum’u kuşbakışı görebilmeyi sağlayan muhteşem manzaralı &#160;bina, afişlerle duyurulan ilanlarla satışa çıkarılmış durumda. Afişler de Gürcüce ve İngilizce olarak “For Sale” (Satılık) yazıyor ve &#160;almak isteyenler için de bir telefon numarası verilmiş. Gürcistan kodu ile (00995) aranması gereken telefon numarası şöyle: 591178675.</div>
<br />]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/foto-haber/batumun-simgesiydi-simdi-satiliyor-h382.html</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Oct 2014 16:32:41 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/batumun_simgesiydi_simdi_satiliyor_h382.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Pileki mağarası, Sarnıç’a dönmüş!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/pileki-magarasi-sarnica-donmus-h381.html</link>
      <description><![CDATA[Bilegi, hani bir dönemler, şehirler de yeni yapılan binaların balkonlarına iliştirilen Şömine ya da barbekü modası vardı ya, siz o şömine veya Barbekü’nün bir evin içindeki dev boyutunu düşünün, işte o da karadeniz evlerinin “Ocakbaşı” adını verdiğimiz yerdir. Tüm evlerde Ocaklarda da bu Pileki taşı vardır. Mısır ekmeği başta olmak üzere, ekmek, hamsi, balık ve türlü türlü yemeklerin kolayca ve çabucak pişirildiği yerdir. Annem bunu, “Bilegi’yı kızdırır, hamsileri dikleme yapar, iki dekke de yer kakarduk ayağa” dediği, kısaca köy evlerinin pratik ocağıdır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>&nbsp;M. Kemal AYÇİÇEK – 20 Eylül 2014 &nbsp; </strong></p>

<p></p>

<p></p>

<div><font face="Verdana">Karadeniz Bölgesi’ndeki tüm evlerin olmazsa olmazıdır Pileki. Rize’de şive farkından Pileki denen taşın bizde yani Trabzon’daki &nbsp;adı Bilegi’dir. Bilegi, hani bir dönemler, şehirler de yeni yapılan binaların balkonlarına iliştirilen Şömine ya da barbekü modası vardı ya, siz o şömine veya Barbekü’nün bir evin içindeki dev boyutunu düşünün, işte o da karadeniz evlerinin “Ocakbaşı” adını verdiğimiz yerdir. Tüm evlerde Ocaklarda da bu Pileki taşı vardır. Mısır ekmeği başta olmak üzere, ekmek, hamsi, balık ve türlü türlü yemeklerin kolayca ve çabucak pişirildiği yerdir. Annem bunu, “Bilegi’yı kızdırır, hamsileri dikleme yapar, iki dekke de yer kakarduk ayağa” dediği, kısaca köy evlerinin pratik ocağıdır.</font>

<p></p>
</div>

<p></p>

<p></p>

<div><font face="Verdana">Gece yarısını geçmişti, çay içmek için Kalkandere’nin &nbsp;Hüseyinhoca Köyü (Sevarne, Sivane) köyündeki kahvehane uğradığımız da köy muhtarları ile karşılaşmıştık. Aslında kahvehanede ocak da sönmüştü ama bizi kırmadı ve bir demlik çay yapıp, bize ikram ettiler. Sonra da Pileki mağarasından söz ettiler. Pileki, karadeniz bölgesi’bdeki tüm evlerde kullanılan doğal bir ocaktı. Her türlü yemeğin pişirilmesin de bu Pileki’den yararlanılıyordu. Mağara, Rize’nin İyidere sınırındaki Köşklü köyündeydi. Rize’de 2006-2008 yılları arasında görev yapan ve “Kahvehanelere eğitim zorunluluğu getirilmesi, her kahvehanenin bir öğretmene zimmetlenmesi, öfke kontrol yönetimi, yaz aylarında çay üreticileri için seyyar tansiyon ölçen ekipleri kurulması, eşini dövenlerin silah ruhsatlarının iptali ve eşini dövenlere silah ruhsatı verilmemesi, resmi bayram ve törenlerde konuşmaların engelli vatandaşlar için işaret dili ile tercüme edilmesi zorunluluğu, yabancı iş yeri isimlerinin Türkçe isimler ile değiştirilmesi, sarhoş eden gözlükle trafik eğitimi, Dünya Rizeliler Günü’nün kabulü ve kutlanmaya başlaması gibi birçok ilginç projeleri ile adını duyuran Vali Kasım Esen’in projelerinden biri de Pileki mağarasıydı. İyidere Kaymakamı Bülent Uygur ve Belediye Başkanı Ahmet Mete’nin de gayretleri ila Pileki Mağarası, geçen yıl İyidere Kaymakamlığı Köylere Hizmet Götürme Birliği &nbsp;ve Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı (DOKA) tarafından desteklenerek tüm Dünya’ya sunulan önemli bir hizmet oldu.<img align="right" alt="Pileki de iki selale" border="2" height="300" hspace="3" src="/images/upload/image/pileki/pileki_01.JPG" vspace="3" width="400" /></font>

<p></p>
</div>

<p></p>

<p></p>

<div><font face="Verdana">Trabzon’dan Rize il sınırına girdikten &nbsp;hemen sonra Karadeniz sahil yolu üzerinde Köşklü köyü girişin de Pileki yapan usta Heykeli ile karşılaşıyorsunuz. Düzgün bir yol ile Pileki mağarası levhaları ile &nbsp;4 kilometre yol alıyorsunuz. Yolun müthiş manzaralı kısmı da var,daha kısa olan kısmı da, burada seçim size kalıyor. Mağaranın girişin de aynı zaman da köy Muhtarı Mehmet Rakıcı’nın işletmesindeki Muhlama, sarma, saç kavurması ve ev baklavası ana menüsü olan Köşklü Pileki Cafe Restaurant var. Mağaraya geçerken yolun üzerinde bir annenin ölen 6 çocuğunun mezar taşları dikkat çekiyor. Tuğçe ve Ezgi Rakıcı, bize mihmandarlık yapıp, Mağarayı gezdiriyor. Pileki mağarasının hemen girişinde iki küçük şelale var. Demir parmaklıklı kapısı ve turnike sistemi ile mağaraya giriyoruz.&nbsp;</font></div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div><font face="Verdana"><strong>Pileki Mağarası, sarnıç gibi</strong></font></div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div><font face="Verdana">Mağara, iki yıl önce ışıklandırılmış. Yerinde yumuşak olan taşlar, hava ile temas ettikçe sertleşip &nbsp; adeta granite dönüşüyor. . Eskilerde bir çok insanın ekmek yediği Pileki taşı ustalığını ne yazık ki şimdi sadece Çiftlik köyünden 76 yaşındaki Sabri Uzun ile 65 yaşındaki Mustafa Yılmaz yapıyorlar. Tuğçe, aynı zaman da bize rehberlik de yapıyor. Mağara ile ilgili bilgiler veriyor. Ardından burasının bir mağara dışında iki yıldan beri Pekmez Şenliğinin yapıldığı yer olduğunu söylüyor. Mağarayı gezerken, düzenli bir galeri şeklinde oyulmuş kayalar arasında galeriden galeriye geçişler yapıyoruz. Oldukça serin bir hava ve ıslak kayalar, işlenmeye müsait gibi gözüküyor. Fakat ustaların kullandığı her biri 10 kiloluk ağırlıklı kısa özel kaya kazmalarını görünce insan irkiliyor! Öylesine öbek öbek oyulmuş pileki taşı yuvaları var ki, kimi yerler daracık ve bir de mağaranın alt katmanları sularla kaplı. Önceleri su yokmuş fakat, belki tedbir belki biraz fazla işgüzarlık gereği, geçmişte birileri bu ocaklara girilmesin diye dinamit kullanınca Pileki mağarası su ile doluyor! Orada İstanbul Sultan Ahmet’teki Yerebatan sarnıcı aklıma geliyor, ayrıca Küçük Ayasofya’daki Hippodrum sarnıcı. Pileki Mağarası’ndan sanki sarnıcı yaşıyorsunuz. Fakat sarnıçlarda su derinliğini görebiliyorsunuz burada o yok, derin mağara dehlizleri su dolu ve buralara girebilmek için de balık adam olmak ve dalgıç elbiseniz olmalı! Tabi cesaretiniz de varsa merdivenlerle inilebilen alt galerileri su içinde gezebilirsiniz!</font></div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div><font face="Verdana"><img align="left" alt="Pileki magarasi alt katları su dolu adeta sarnıç gibi" border="2" height="300" hspace="3" src="/images/upload/image/pileki/pileki_02.JPG" vspace="3" width="400" /></font></div>

<div><font face="Verdana">Pileki mağarasında çok eskilerde çalışma yapanlar, &nbsp;mağara içerisinde çökmeler olmasın diye yer yer kaya sütunlar bırakmış, doğal direk vazifesi görsünler diye ama sonradan bu bırakılan direklikler de kazılınca mağara da çökmeler olmuş. Köşklü köyü (Varotlar) ile &nbsp;Yapraklar (Taşhane) köyü arasındaki bu Pileki Mağarası’nın şimdilik ulaşılan bölümü bin 500 metre kadar. Şimdiye kadar birçok mağara gezdim ama Pileki Mağarası gibisine pek rastlamadım. Turizm firmalarının Karadeniz destinasyonların da yer vermesi gereken önemde bir mağara. Tuğçe, mağaradan çıkarılan Pileki kayaları ile büyüklüklerine göre laz, yarım, üç çeyrek, kotluk, ikili kotluk gibi isimler verilen pilekilerin 60 ile 200 lira arasında satışının da yapıldığını söylüyor. İşletmeci Mehmet Rakıcı’nın oğlu Şükür Rakıcı ise Pileki taşlarının oyulmasının oldukça zor iş olduğunu ve bir kişinin günde 2 tane Pileki yapabildiğini söylüyor. Mağara gezimizi bitirip, mağara önünde pekmez yapılan bölümü de geziyoruz. Sekiz köyü aynı anda görebildiğimiz manzaralı işletme balkonun da Ezgi’nin yaptığı nefis sade Türk kahvemizi içip Pileki mağarasının büyüsüyle tekrar gelmek üzere ayrılıyoruz.</font></div>

<p></p>

<div><font face="Verdana">Eve geldiğim de televizyon da hamsi – balık haberlerini izleyen anne ve babam, haber üzerine konuşuyorlar. Annem, “Bu yıl balık çok varmış hemi?”diyor, &nbsp;İstavrit tavası yediğimiz sıra da, Babam, “Yok, balıkçılar umduğunu bulamamışlar” diyor. Annem, son yıllardaki balık ve hamsi canavarına dönüşmüş dev balıkçı teknelerinden habersiz, “Eskiden ne bol hamsi olurdu, bir akşam Peyiye abla da, bir akşam bizim evde, bir başka akşam ayşe ablalar da hamsi keserduk. &nbsp;Hamsi keserken Pilekileri kızdırıp, hamsileri dikleme yapardık. İki dekke de pişirir, yer kakarduk ayağa” deyince gülüyorum. Sanki benim Pileki mağarasına gittiğimden haberdarmış gibi bunları anlatınca anneme, “Ben bugün pileki mağarasına gittim anne” diyorum. Ters ters bakıyor bana önce sonra da nerede olduğunu soruyor. Anlatıyorum, ardından da , “Bensuz niye gidiysun oralara, ben anlamam beni de götüreceksin” diye tembihliyor. Her nereye gitsem biliyorum annem de benimle gelmek ister ama bunu zaman zaman yapabiliyoruz! Biz de eskiden bu pileki taşı vardı ama kırılmış. Pileki taşı her zaman bulunamadığından bizim Çamurdan yapılmış bileğilerimiz olurdu. Nitekim şimdilerde eskimiş olan bilegi değişimi için annem, ablamın getirdiği çamurdan hem ona hem de kendisine birer Bilegi yapacak.</font>

<p></p>
</div>

<p></p>

<div><font face="Verdana"><img align="right" alt="ham pileki taşı" border="2" height="300" hspace="3" src="/images/upload/image/pileki/pileki_03.JPG" vspace="3" width="400" /></font></div>

<div><font face="Verdana"><strong>Pileki Nedir, Nasıl işlenir?</strong></font></div>

<p></p>

<div><font face="Verdana">Taş ocağına giden bilegi / pileki ustası, hazırlayacağı bilegi / pilekiye göre taş ocağında taşı işaretler. İşaretli yerin etrafı külünkle oyulur. Taşın şekli belirlenir. Etrafı oyulan taş, yerinden koparılması için aralıklarla dikkatlice ve ustalıkla külünk vurulur. Taş yerinden koparılır. Taşın yerinden bütün olarak koparılmasına özellikle dikkat edilir. Koparılırken düzensiz bir yerden çatlayan veya kırılan taş işe yaramaz.</font></div>

<p></p>

<p></p>

<div><font face="Verdana">Taş ocağından koparılan taşın önce tabanı yani yere oturacak alt kısmı külünkle düzeltilir. Daha sonra da üst kısmı düzenlenir. Düzeltme işi bittikten sonra ortası pergelle daire şeklinde çizilir. bilegi / pilekinin içi yaklaşık 10 cm derinliğinde külünkle oyulur ve kenarları düzeltilir. İçinin oyulması bittikten sonra bilegi / pileki taşının dış kısmı bilegi / pileki tarağı ile oval bir biçimde yontulur ve son şekli verilir. Hazırlanan bileki / pileki hamdır. Hamlığının giderilmesi için pişirilmelidir. Pişirilmeden önce üzerinde kapak görevi yapacak kubbeli bir sac yerleştirilir. Hamlığının giderilmesi için ateşte yavaş yavaş pişirilir. İyice kızdıktan sonra ateşin kenarına alınıp yavaş yavaş soğutulur. Soğuduktan</font></div>

<p></p>

<p></p>

<div><font face="Verdana">sonra bilegi / pileki hamlığı gitmiş bir biçimde kullanılmaya hazırdır. Ateşe dayanıklı, damarı ve çatlağı bulunmayan özel kesilmiş, düz yuvarlak taşa da bilegi taşı denilir. Bu taş da biraz önce anlattığımız taşın kesildiği yerde, aynı özelliklere sahip taştan yapılmaktadır. Yuvarlak ve hafiftir. Diğerine göre daha kolay taşınmaktadır.</font></div>

<p></p>

<p></p>

<div><font face="Verdana">Not: Pileki mağarası Köşklü Pileki Cafe Restaurant’ta toplu yemek verilebiliyor. Rezervasyon ve detaylı bilgi için Mehmet Rakıcı &nbsp;Tel: 0 464 3236162 veya &nbsp;0 533 721 50 10 . İyidere/Rize</font></div>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/pileki-magarasi-sarnica-donmus-h381.html</guid>
      <pubDate>Mon, 22 Sep 2014 13:11:58 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/10/pileki_magarasi_sarnica_donmus_h381_0c472.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ağaran, şelaleden de öte]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/agaran-selaleden-de-ote-h379.html</link>
      <description><![CDATA[Dünya’nın en ünlü şelaleleri Brezilya ve Arjantin arasındaki İguazu şelalesi, Zimbabwe ve Zambiya sınırındaki  Viktoria şelalesi, Amerika’daki Niagara Şelalesi, Venezuela’daki Salto angel şelalesi, Güney Amerika’da Guyana’daki  Kieteur Şelalesi, Kuzey Etiyopya’daki Mavi Nil Şelalesi, Çin ve Vietnam sınırındaki Detian Şelalesi, İzlanda’daki Gullfoss (Altın Şelale) sırasıyla aklımda geçişler yaptı. Ağaran Şelalesini benzerlik bakımından Niagara şelalesinin belki minyatürü gibi dedim. Bin metrelik bir rakım belki fazla yüksek sayılmaz ama o kestane, şimşir meşeleri içinden gelen suyun oyuk oyuk yaptığı, birbirlerinden farklı 9 gölcüğün hepsine girerek, buz gibi sularda önce serinledim. O patika yolu çıkarken terlemiştim]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal">M. Kemal AYÇİÇEK – Ağustos 2014<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal">Her seferin de “Hadi gidelim” diyor ama bir türlü harekete geçmiyor. Aracı doldurup, boşaltıyor. “Yarın” diyor, birkaç isim sayıyor, sonra telefonuna bakıyor ve tüm söylediklerini unutuveriyor. Ben de artık ciddiye almamaya başlamıştım ki bana, “Hadi gidelim” dediğin de “kalk o zaman yürü” diye biraz da sert cevap verince ciddileşti Necati. Telefonuna sarıldı, “Selman”la konuştuğunu anlayabildim o kadar. “Bu uşak ekti bizi” diye söylendi sadece. Ardından Fatih, Mahir ve Hakan Utku’yu “Kervan yolda düzülür” misali aldık ve yola koyulduk. Hiç birimiz, gittiğimiz yeri tam olarak bilmiyoruz ama hedefimiz belliydi. Rize’nin Çayeli İlçesi’ndeki Köprübaşı köyünde bulunan Ağaran Şelalesi.<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;<img align="left" alt="koprukoy de agaran selalesi" border="3" height="200" hspace="3" src="/images/upload/image/agaran/agaran_04.JPG" vspace="3" width="300" /></o:p></p>

<p class="MsoNormal">Necati, copilotumuz ( İngilizce bir ifade olan "co pilot" Türkçe'de; " ikinci pilot" anlamına geliyor-Bilmeyenler için!) Rize Ziraat çay bahçesinde biz bir demlik çayı içerken, O&nbsp; Navigasyon’una bakıyor, haritalar oluşturuyor aklınca. Hava mükemmel, güneş var .”Tamam” dedi, yola koyulduk. Karadeniz Sahil Yolu’ndan Çayeli köprüsünü geçince çıktık. Madenli yolundan devam ettik, İnce sırt köyünden geçip, oradan da eski adı Ada başı olan Köprübaşı köyüne ulaştık. Zaten Ağaran Şelalesi de bu köy sınırlarında bulunuyor. Anlayacağınız Navigasyon bize aslında çok güzel olan Yusuf Ziya Koçanlı caddesi yolu yerine İncesırt köyü gibi farklı bir güzergah çizmişti. Ama pişman olmadık, yolumuz azıcık uzadı belki ama müthiş manzaralı köylerden geçtik. Çayeli’ne 11 kilometre uzaklıktaki Ağaran Şelalesi&nbsp; 8 kilometrelik Köprübaşı köyünün 3 kilometre yukarısın da ve adeta&nbsp; Kestane meşeleri arasında özenle doğaya işlenmiş bir dinlenme yeri. Ama öyle böyle dinlenme değil, hem ruhunuz hem bedeniniz yine sizin yeteneklerinize bağlı olarak burada deşarj oluveriyor!<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;<img align="right" alt="Muhteşem bir şelale ağaran şelalesi" border="3" height="200" hspace="3" src="/images/upload/image/agaran/agaran_01.JPG" vspace="3" width="300" /></o:p></p>

<p class="MsoNormal">Ağaran Şelalesini önce karşı yamaçlardan seyrediyoruz. Kestane, kumar, şimşir ağaçlıklı orman yolundan bir süre çıkıp geriye dönüyoruz. Bakmayın siz Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Ağaran Şelalesi için kendi web sitesin de “Şelale Turizmi Açıklama; Çayeli ilçesinin ortasından akan Şairler Deresi üzerinde bulunan şelale merkeze(Rize) 30 km uzaklıktadır. Sırt Köyünden araç yolu ile ulaşılabilen şelale, orman ve yeşilin arasında güzel fotoğraf imkanı sunmaktadır”.&nbsp; denmesine, Şelale, Çayeli Merkeze yani aynı zaman da Karadeniz Sahil Yolu’na 11 kilometrelik bir mesafede ve yolları da tüm araçlar için uygun. Aynı bakanlıkça bir trilyonluk ödenekle sosyal tesisler ve çevre düzenlemesi ile güzelleştirilmiş tam bir piknik , kamp ve panayır alanına dönüşmüş. Şelalenin aşağısında gençler el ele tutuşmuş ve tulum eşliğinde horona durmuşlardı. Onların coşkusuna bizde katılıyoruz. Araç yoğunluğundan aracı park etmekte zorlanıyoruz. Semaverli çayevi sahibi Hüseyin Kara’nın çayını yudumluyoruz. <o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal">Ağaran Şelalesini ilk kez görünce insan ister istemez, “Bu zaman kadar neden haberim olmadı bu Şelaleden” diye kendime sordum. Bölgemiz de Gümüşhane’de Tomara, Tekke, Bayburt’ta Sarıkayalar, Rize Ayder’de Gelintülü Şelalesi, Çamlıhemşin’de&nbsp; Palovit Şelalesi, İkizdere şelalesi, Cimil Şelalesi, Balıklı şelale, Trabzon’un Araklı ilçesinde&nbsp; Tilkibeli şelalesi gibi bir çok Şelaleyi biliyordum ama Ağaran Şelalesinin sadece adını biliyordum. Kazma- kürekle daha yeni genişletilmiş patika yol ile 100 metrelik bir tırmanışla Ağaran Şelalesi’nin en yukarısına çıkınca tüm bildiklerimi unuttum! Teşbihte hata olmaz denir ya hani artık Dünya’nın en ünlü şelaleleri Brezilya ve Arjantin arasındaki İguazu şelalesi, Zimbabwe ve Zambiya sınırındaki&nbsp; Viktoria şelalesi, Amerika’daki Niagara Şelalesi, Venezuela’daki Salto angel şelalesi, Güney Amerika’da Guyana’daki&nbsp; Kieteur Şelalesi, Kuzey Etiyopya’daki Mavi Nil Şelalesi, Çin ve Vietnam sınırındaki Detian Şelalesi, İzlanda’daki Gullfoss (Altın Şelale) sırasıyla aklımda geçişler yaptı. Ağaran Şelalesini benzerlik bakımından Niagara şelalesinin belki minyatürü gibi dedim. Bin metrelik bir rakım belki fazla yüksek sayılmaz ama o kestane, şimşir meşeleri içinden gelen suyun oyuk oyuk yaptığı, birbirlerinden farklı 9 gölcüğün hepsine girerek, buz gibi sularda önce serinledim. O patika yolu çıkarken terlemiştim. Şelalenin döküldüğü 75 metrelik yükseklikteki son nokta da finali yaptım. Suyun kayaları oyarak yaptığı doğal havuzlarda yüzerken, Şelalenin aşağısında bulunan muhteşem manzarayı seyrediyorsunuz.<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;<img align="left" alt="Ağaran, sade bir selale degil" border="3" height="200" hspace="3" src="/images/upload/image/agaran/agaran_02.JPG" vspace="3" width="300" /></o:p></p>

<p class="MsoNormal">&nbsp;Abartmıyorum, Antalya’nın Manavgat Şelalesi, Kurşunlu veya Düden Şelaleleri gibi değil Ağaran Şelalesi, sadece bir şelale de değil ki! Şelaleyi seyretmiyor, yaşıyorsunuz. Hani kaplıcalarda Aslanağızları vardır ve o Aslanağızlarının altına girmek için sıra beklersiniz ya işte Ağaran Şelalesi’nde o Aslanağızlarından bir düzine var ve hiç sırada beklemiyorsunuz! Çünkü ziyaretçi her babayiğit, o soğuk suyun doğal akışına kendini teslim etmeye cesaret edemiyor. Yörenin gençleri daha çok bu riski çekinmeden alarak doğal su masajından yararlanıyor! Bizim Şelaleyi gezdiğimiz ve o şelalenin doğal havuzlarına girdiğimiz sırada birlikte olduğumuz motosikletli bir grup vardı, bilirsiniz onların ruh hallerini ve eğlence anlayışlarını değil mi? Adrenalin diyorlar ya bir çoğumuzun korktuğu maceralara onlar alışık ve bağışıklar gibi, hızla metrelerce yüksekten akan şelale üzerindeki o havuzların birinden çıkıp bir diğerinin soğuk sularına birlikte dalıyoruz. Karadenizliler, genellikle girilebilecek bir su birikintisini gördüğü derelerde soğuk sulara girmeye alışıktır ama burası sıradan bir dere de değil, aşıklar deresi! Hemen Şelalenin bulunduğu Aşıklar deresine paralel inen bir başka dere daha var aynı yerde, o dere üzerinde de ağaçların altında ayrıca göller yapılmış ve bunlarda tehlikeli yüzmek istemeyenler için ayrı bir seçenek olmuş şelale ziyaretçilerine. <o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;<img align="right" alt="muhtesem manzara agaran da" border="3" height="225" hspace="3" src="/images/upload/image/agaran/agaran_05.JPG" vspace="3" width="300" /></o:p></p>

<p class="MsoNormal">Tehlikeli mi evet hem de çok tehlikeli belki Ağaran Şelalesi sularına girmek ama kontrollü olduktan sonra bence sakıncası yok. Tehlike dediğimse hava şartlarıyla ilgili tabi. Eğer Ağaran Şelalesi’nde suya girecekseniz havanın yağışsız olması ve güneşli olması önemli. Biz sulardan çıkarken şelalenin bulunduğu tepeleri bir anda sis kapladı. Yukarılarda yağış varsa ve dere taşarsa sizi Şelale sularının aşağıya atmaması da mümkün değil! Onun için havanın güzel olduğu bir günde Ağaran şelalesinin tadını çıkarabiliyorsunuz ve o güne kadar yaşamadığınız bir heyecanı yaşıyorsunuz inanın! Ha Ağaran Şelalesine gidip soğuk sularına girmek zorunda mısınız? Değil tabi, siz isterseniz Şelale manzarasını diğer şelalelerde olduğu gibi sadece izleyip, sıçrayan sularıyla serinleyebilir ve manzarasını piknik yaparak da seyredebilirsiniz, orası sizin su ve doğa ile olan bağınızla alakalı bir özeliniz! Hani bir söz vardır ya, “Ölmeden önce görülmesi gereken yer” diye, Ağaran Şelalesi de bence bunlardan sadece birisi. Birlikte gittiğimiz Necati, Fatih, Hakan Utku ve Mahir’e söz tesir etmiyor, bir türlü çıkmıyorlar şelale sularından ama bir yere kadar. İnsanın soğuk sulara dayana bilirliği her hal de parmaklarını hissedemeyeceği kadar üşümesine bağlı, biz de ancak bu şekilde Ağaran Şelalesinin sularından “En kısa zaman da yine geleceğiz haa” diyerek çıkıyoruz Necati bana takılıyor, “Hadi biz bilmiyorduk burayı sen nasıl bilemezsin diye?” “Bende sizinle giderim diye bekledim, adını duymuştum” demekle yetindim. Hüseyin Kara’nın semaver çayını içip, kendimize geliyoruz. Müthiş bir günü akşam edip, dönüşe geçiyoruz.<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/agaran-selaleden-de-ote-h379.html</guid>
      <pubDate>Fri, 22 Aug 2014 00:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/10/agaran_selaleden_de_ote_h379_c5164.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ovit’in arka yaylaları]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/gezigozlem/ovitin-arka-yaylalari-h378.html</link>
      <description><![CDATA[Bir at var, eşyaların yüklendiği bir de araçlardan boşalan bazı eşyalar bir yerde toplanıyor. Anlamaya çalışıyorum sadece, neler oluyor diye çok geçmeden “siz yürüyün, ben de gelirim birazdan” diyor Muhtar Ali. Birlikte yaya olarak yola koyulduğumuz ama isimlerini bile bilmediğimiz arkadaşlara “ne oluyor?” diye soruyorum.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;<br />
&nbsp;</p>

<div>M. Kemal AYÇİÇEK – 20 Temmuz 2014 &nbsp;</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Karadeniz bölgesi, yaylaları ile ünlü bir bölgemiz. Karadeniz sıra dağları, denize paraleldir. Rize ile Erzurum arasındaki en yüksek geçit de şimdiler de uzunluğu 15 kilometreyi bulan bir tünel inşaatının geceli – gündüzlü sürdürüldüğü 2 bin 640 rakımlı Ovit dağının arka yakasındaki Boğazlıyan yaylasına çıktık. Geziye çıkarken aklımızdan bile geçmemiş bir yolculuk oldu. Erzurum’un Pazaryolu ilçesinde buluştuğumuz Şehitlik köyü muhtarı Ali Gürcü, kendi aracıyla önümüze geçti ve “Beni takip edin” dedi. Biz de onun dediğini yapıp, ardından izini sürdük. Evlerinin üzeri dik saclarla kaplamalı köylerden geçip, en son Büyükdere köyünün dağa bakan kısmındaki derenin kenarın da araçları park edince yanımıza gelen &nbsp;Muhtar Ali Gürcü, “Yaylaya çıkmak için biraz yürümemiz gerekecek, şimdiden kusura bakmayın” dediğinde “yoo, ne kusuru, rica ederiz” demekli olduk, indik araçlarımızdan.
<p></p>
</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div><img align="right" alt="Buyukdere koyunun cikisında araclar park edildi" border="2" height="225" hspace="3" src="/images/upload/image/ovitarkayaylalar/ovtyayl_01.JPG" vspace="3" width="300" /></div>

<p></p>

<div>Bir at var, eşyaların yüklendiği bir de araçlardan boşalan bazı eşyalar bir yerde toplanıyor. Anlamaya çalışıyorum sadece, neler oluyor diye çok geçmeden “siz yürüyün, ben de gelirim birazdan” diyor Muhtar Ali. Birlikte yaya olarak yola koyulduğumuz ama isimlerini bile bilmediğimiz arkadaşlara “ne oluyor?” diye soruyorum. Birisi cevap veriyor, “Biz yürüyeceğiz, muhtar da yayladan çağırdığı eşeği yükleyip gelecek, eşek gelmek üzereymiş, biz gidelim, yetişir onlar bizi” diyor. Yukarıya doğru bakıyorum, yüksek dağlar ve tepelerden başka bir şey görmüyorum. Meğer, araçla gidilebilen yolun sonundaymışız ve buradan yaylaya da yürüme çıkacağız. Eşyaların at ve eşekle taşınıyor olmasını, dik ve yamaç patika yolları görünce daha iyi anlayabiliyorum. İlk başlar da temiz hava ve hafifçe esen rüzgar sayesinde bunalmadan yol alıyoruz. Fakat biz yürüdükçe patika yol, uzadıkça uzamaya başlıyor. Nereye, ne kadar zaman yürüyeceğiz bilmiyoruz, tabi soruyoruz ama “şu tepeyi dönünce…” diye başlıyorlar söze, o tepeye varıncaya kadar sabırla yürüyoruz. Ama &nbsp;“O Tepe”ler hiç bitmiyor, dağlarda tepelerden çok ne var! Gittiğimiz patika yollar da yol demeye bin şahit ister zaten, At ve Eşek’lerle diğer hayvanların her birinin kafasına göre &nbsp;projelendirdiği ve ardından da insanların ayaklarını düzgün basabildikleri birden çok izi olan taşlı yollar. Siz de o hayvanların açtığı yollar arasında seçim yapıp, adımlıyorsunuz bitmeyen yayla yolunu!</div>

<p></p>

<p></p>

<div><img align="left" alt="eşek, yuku ile bizi yolda  gecti" border="2" height="225" hspace="3" src="/images/upload/image/ovitarkayaylalar/ovtyayl_02.JPG" vspace="3" width="300" /></div>

<div>Yanımız da yüklenen At, önündeki sahibi ile bir süre bizimle birlikte yol aldı, sonra Yayladan gelen eşekle geçiştiler, bir traktör köprüsünü geçtikten sonra yağmur başladı. O at sahibi, atının sırtına binip, tepelerin ardından kayboldu. Sürekli zig zaglar çizerek biz yükselirken, Muhtar da &nbsp;eşyaları yüklediği eşekle gelip bizi geçiyor. Eşek hızlı yürüyor, bizim onunla yürümemiz mümkün değil, eşeğin sürücüsü Muhtarın oğlu 14 yaşındaki Kemal bizimle kalıyor, muhtar eşekle aşıp gidiyor! Muhtar, bizimle pek sohbet etmiyor (!) belki sitem ederiz diye çekiniyor. Yol bitmek bilmiyor, o yağan yağmur rüzgarın da etkisiyle yüzümüze sanki dolu yağıyormuş gibi sert sert vuruyor. Islandıkça ıslanıyoruz, pantolonlarımız ıslaklıktan dizlerimize yapışıyor, yürürken zorlanmaya başlıyoruz ama bu yağmur, oruçlu halimizle bizi serinletmiş oluyor, biraz ıslatmış olmakla ferahlık sağlıyor. Yol boyunca küçük küçük su birikintilerinden geçiyoruz, zaman zaman yoldan akan suların içine yürüyoruz. Bir saati aşkın süredir yürüyoruz ama yolu yarıladığımız dinlenme molaların da sohbetimizin ana konusu “ne kadar yol kaldı, yolu yarıladık mı? Çok daha yolumuz var mı?” gibi sorular ve aldığımız standart cevaplar oluyor. “Şu tepeyi döndük mü…”, “aha şu dağın öbür yüzü..”, “geldik sayılır , şu kayaların hızası..” dendikçe de moralimiz bozuluyor. Bize böylesi bir yayla yolculuğu denmemişti, yürüyüş yapacağımızdan hiç söz edilmemişti. Yola çıktığım amcaoğluyla birbirimize bakıp, “Dönsek mi?” der gibi birbirimize bakıp, “çaresiz” yola devam ediyoruz. Yürüyüş için uygun ayakkabılar yok ayaklarımız da, bu yüzden de sık sık nefeslenme molaları veriyoruz. Tam iki buçuk saat sonra yayla evlerini görmeye başlıyoruz. Bu yaylalar, Karadeniz yaylalarına hiç benzemiyor!
<p></p>
</div>

<p></p>

<div><img align="right" alt="yol uzakdikca uzadi" border="2" height="225" hspace="3" src="/images/upload/image/ovitarkayaylalar/ovtyayl_03.JPG" vspace="3" width="300" /></div>

<p></p>

<div>Çocuktan al haberi denir ya, ben de uzun yayla yolunun son kısımlarını muhtarın oğlu Kemal’le konuşarak tembelleşerek çıkıyorum. Elindeki çobandeğneğini bana vermiş Kemal, ilk yayla evlerini gördüğümüz yerde bir boğazı gösteriyor, “Kavurma boğazı” burası diye gösteriyor. Muhtar azası Ali Albayrak, zamanında et yemek isteyen yörenin bıçkın tiplerinin (Eşkiyalar) o yaylalardan çaldıkları hayvanları Kavurma düzü denen yerde bir güzel pişirip yedikten sonra, çalınan hayvanları “Ayı yedi” diye yaydıklarını gülerek anlatıp, kafasını sallıyor! Çıktığımız yaylaların suyu bol, her taraftan sular akıyor ve bizim corma dediğimiz bataklık türü bitkilerle çevrili. Yayla evleri bölüm bölüm, Boğazlıyan yaylası diye geçen yerde üç ayrı yerleşim var. Bir kilometre uzunlukta bir alan da üç ayrı küme de yayla evleri var. Pazaryolu ilçesine bağlı Şehitlik, Esenyurt ve Kuymaklı köylerinin ortak yaylası burası ve yolu, elektriği yok. Bu zaman da yolu olmayan yayla mı olur? Meğer varmış işte, biz iki buçuk saatlik yürüyüşle çıkabildik. Dönüşümüz iki saat sürdü! Yürürken yorgunluğumuzun farkına varan Kemal,” Aslında yaylada atlarımız vardı ama iki tanesi de yüklü, yavrulayacak, bir tanesi yeni tay. Delidir, terbiye edilmemiş o yüzden binilmeye müsait değildi. Ama bir daha gelirseniz sizi atlarla getirebiliriz, söz” diyor. Hoşuma gidiyor bu moral sözleri, yorgunluğumu göstermemeye çalışıyorum, gülüyorum. “Tamam o zaman yine geliriz bak” karşılığını veriyorum keyifle.&nbsp;
<p></p>
</div>

<p></p>

<div><img align="left" alt="bogazliyan yaylalari" border="2" height="225" hspace="3" src="/images/upload/image/ovitarkayaylalar/ovtyayl_04.JPG" vspace="3" width="300" /></div>

<p></p>

<div>Boğazlıyan yaylaları, Ovit Dağı’nın Erzurum’a bakan tarafı. Ovit’in &nbsp;Kuzey tarafında Karadenizlilerin yaylaları var, Kabahor denen Gölyayla, Kaban yayla, Gümüş kaya, Palavit gibi. Karadeniz yaylaların da yolu olmayan yayla yok gibidir ama Erzurum yaylaların da demek hala yolu olmayan yaylalar var demek! Yol olmayınca da ister istemez yaylalar da Karadeniz yaylaları gibi kalabalık değil. Yaylacıların burada çobanlık uygulaması ilginç. Yaylada kaç sığırınız varsa ona göre herkes çobanlık yapıyor ve sağdığı hayvanların sütünden kendi ihtiyacını karşılıyor. Koyunlar için çoban tutuluyor ama sığırları yaymak için sığırı olan aileler, sığır sayısınca çobanlık yapıyor. Çobanlık yaptığı sırada da o baktığı hayvanları sağıp, onların sütünden elde ettiği yağ ve peynir ile ihtiyacını gideriyor. Karadeniz yaylalarına kıyasla buralar da yani Ovit’in arka yaylaların da Haziran ortalarında yaylalara çıkılıyor ve Agustos sonunda da dönüşler yapılıyor. Hele yolu ve elektriği de olmadığı için Boğazlıyan yaylaların da bir de küçükbaş hayvanların yanı sıra büyükbaş hayvanlar da geceleri dışarı da birer koyun peri denen yataklar gibi üzeri açık alanlarda bırakılıyor. Rakımı 2 bin 800 gibi olan bu yaylalar da kalma süresini soğuklar belirliyor! Zaten muhtarlığı bu yıl babası Kenan Gürcü’den devralan Muhtar Ali Gürcü de, “Yolumuz olsa biz de hayvanlar için kapalı ağıllar yapabiliriz ama taşıma su ile değirmen dönmüyor” diyor.</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Boğazlıyan yaylalarının suyu bol ve bu yüzden de Muhtar Ali Gürcü ve azası Ali Albayrak, üç köyün ortak yaylalarına kalıcı bir hizmet götürmek için yaylalarındaki sudan elektrik üretmek için çaba harcıyorlar. Pazaryolu belediye Başkanından bu konuda boru desteği sözü aldıklarını ve “Eşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır eseri” mantığı gereği yaylalarını elektriğe kavuşturmak istediklerini anlatıyorlar. Yayla da elektrik üretimi için bir ön çalışma yapılıyor, ölçümler ve hesaplamalar derken iftar saati geliyor. Muhtarın oğlu Kemal’in elinde bir tabanca var. Topu topu 13 hanenin bulunduğu Boğazlıyan yaylalarında cami yok. İftar topu diye Kemalin tabancasıyla verdiği işaretle oruçlar açılıyor. Yaylanın tam karşısındaki kayalarda silah sesleri yankılanıp, tekrara dönüşüyor. Elektrik de olmayınca beraberimiz de götürdüğümüz çanta tipi enerji kaynağı ile Boğazlıyan yaylaların da ilk kez yanan ampulle iftarı açıyoruz. Şehitlik köyünün eski muhtarı Kenan Gürcü ve oğlu yeni muhtar Ali Gürcü, muhtar azası Ali Albayrak, Seyfullah Kurt, İbrahim Akçay, Kemal Gürcü ve &nbsp;Enver Ayçiçek’le birlikte kuzu kavurması ve pilav ile iftar ediyoruz.
<p></p>

<p></p>

<p>&nbsp;Yemek sırasın da eski Muhtar Kenan Gürcü, “Buğdayı biz Erzurumlular ekeriz, biçeriz, ekmeğin iyisini de Trabzonlular ve Rizeliler iyi pişirir, bu nasıl iştir?” diye sorup, gülüyor! Yemeğin ardından demlenen çay ile kendimize geliyoruz. Bu sırada Kemal, tabancasıyla bir şarjör daha mermi boşaltıyor, &nbsp;yankılarla yayla inliyor. Silahı hiç sevmem ama Boğazlıyan yaylasına silah ve atılan mermilerin yankılanan sesi çok yakışıyor! Yayla, zifiri karanlık. Zaman zaman havlayan çoban köpeklerinin sesi, o karanlıkta insanlara da güven veriyor. Sohbet yayla yoluna geliyor. Bir köyün kendi sınırları içinde yola izin vermeyişi, Erzurum’un su zengini yaylaları Boğazlıyan’ı yolsuz bırakıyor. Yaylanın yaşlılarından Seyfullah Kurt, “Yol gelsin, yaylanın en cebi dar olanı benim ben bile on metre genişliğinde ev yapacağım.” derken, &nbsp;Muhtar azası Ali Albayrak, gençlerin hayvan besiciliğine soğuk bakışının aslında yörenin kızlarından kaynaklandığını, kızların hayvancılıkla uğraşan eş istemeyişinin gençlerin yaylalardan uzak durmasının sebeplerinden biri olduğunu söylüyor. Boğazlıyan yaylalarında su sıkıntısı yok, yeşillikle kayalık ve taşlıkların oranları da neredeyse birbirlerine eşit sayılır.</p>
</div>

<div><img align="right" alt="bogazliyan yaylasi" border="2" height="225" hspace="3" src="/images/upload/image/ovitarkayaylalar/ovtyayl_06.JPG" vspace="3" width="300" /></div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Çanta tipi enerji elektriğimizle beş kişi dönüş yoluna koyuluyoruz. İki güzel suyun başında ayrı ayrı molalar veriyoruz, yorgunluktan yürüyemez hale geldiğimiz son molamız bir göze başında oluyor. Büyükdere köyünün baş tarafında park ettiğimiz araçlara ulaşıncaya kadar ayaklarımız yürüyüş için uygun olmayan ayakkabılarımızı bile taşıyamaz hale geldi. İspir - Bayburt Karayoluna tam gece yarısı ulaşabildik. Rize –İkizdere – Ovit- İspir yolu ile geldiğimiz Pazaryolu’ndan Bayburt üzerinden dönmeye karar veriyoruz. Yol ıssız, &nbsp;Çoruh nehri kıyısındaki Aslandede’de bir çay molası veriyoruz. Çoğu gurbetçi yazlıkçılar, memleket özlemini gideriyorlar. Yörede nelerin yetiştirildiğini sorunca yaşlı birisi, “Bizim topraklarımıza insan dik insan yetişir. Karpuz, kavun, fasulye, Domates, dut aklınıza gelebilecek her şey yetişir burada, yeter ki diken birileri olsun” diyor. Gün dönüyor, sahuru Bayburt’ta &nbsp;Hasan öğretmenin evinde yatıktan sonra yola koyulup sabahın ilk ışıklarında da memlekete ulaşıyoruz.</div>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/gezigozlem/ovitin-arka-yaylalari-h378.html</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Jul 2014 12:36:27 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/11/ovitin_arka_yaylalari_h378_89ca3.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Anne mi çocuğa, çocuk mu anneye bağımlı?]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/gundem/anne-mi-cocuga-cocuk-mu-anneye-bagimli-h376.html</link>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, çocuklarının kendilerine bağımlı olduğu fikrine kapılan annelere öncelikle çocuklarıyla ilgili algılarını gözden geçirmelerini önerdi. Geceleri annesinin yanında uyumak isteyen, annesinden ayrılmamak için okula gitmeyen, evlilik ya da farklı sebeplerle evden ayrılmayı reddeden kişilerle sık karşılaşıldığında genellikle bu kişilerin annelerinden ayrılmakta zorlandıklarının düşünüldüğüne dikkat çeken uzmanlara göre; burada bağımlı olan kim? Çocuklar mı anneler mi? sorgusunun yapılmasında fayda var. ]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<br />
<br />
&#160;Çocuk mu Anneye, Anne mi Çocuğa Bağımlı İşte Bütün Mesele Bu..!Uzman Psikolojik Danışman Nur Ağdelen, çocuğu gelişirken değişen rolüne ayak uydurmayan ve çocuğunun kendisine bağımlı olduğu fikrine kapılan anneleri uyardı: “Anne ya da babasını yalnız bırakmamak için evlenmeyen hatta üniversiteye gitmeyen çocuklar yaratmamak için zaman içinde annelik rolünüzün değiştiğini fark edin ve buna göre davranın. Çocuklarınızın size bağımlı olduğunu düşünürken aslında siz ona bağımlı olabilirsiniz dikkat edin…” <br />
<div>Uzmanlar, çocuklarının kendilerine bağımlı olduğu fikrine kapılan annelere öncelikle çocuklarıyla ilgili algılarını gözden geçirmelerini önerdi. Geceleri annesinin yanında uyumak isteyen, annesinden ayrılmamak için okula gitmeyen, evlilik ya da farklı sebeplerle evden ayrılmayı reddeden kişilerle sık karşılaşıldığında genellikle bu kişilerin annelerinden ayrılmakta zorlandıklarının düşünüldüğüne dikkat çeken uzmanlara göre; burada bağımlı olan kim? Çocuklar mı anneler mi? sorgusunun yapılmasında fayda var.&#160;<img src="/images/upload/image/anne_b/anne_03.jpg" alt="anneler" width="300" height="200" vspace="3" hspace="3" border="2" align="right" /></div>
<br />
<div>Anne ve çocuk arasındaki bağımlılık konusunda görüşlerini paylaşan Ayna Eğitim ve Psikolojik Danışma Merkezi’nden Uzman Psikolojik Danışman Nur Ağdelen, “Annelerin zaman içinde rollerinin değiştiğini fark etmeleri ve buna göre davranmaları önemli” dedi.</div>
<br />
<div>Bebeği olan anneden okul çağında çocuğu olan bir anneye, sonra üniversiteye gidecek bir gencin annesine, ardından belki evlenecek ve kişiyi torun sahibi yapacak bir anneye dönüşüleceğini hatırlatan Ağdelen, annelere şu öneride bulundu: “Bu geçiş süreçlerinin her birinde annelik rolü de değişiyor. Bu nedenle siz de çocuğunuzun ihtiyaçlarına göre, ilk iki yılda onunla ten tene, sonraki yıllarda ona bir kol uzaklıkta, biraz daha büyüyünce onunla göz göze, daha sonra ise ruhunda, istediğinde ise yanında olun.”</div>
<br />
<div>Çocuktan önce nasıl bir kadın olduğunu unutanlar..!</div>
<br />
<div>Bebeğin anneye bağımlı olduğu iki yıllık süreçte, bir canlının yaşamının devamını sağlayabilecek kadar önemi olan bir rolde olmanın bazı annelere bunaltıcı gelebiliyor. Bazı anneler için yaşamın en önemli amacı haline geldiğine hatta bazı annelerin bundan önce nasıl bir kadın olduklarını unutabildiklerine dikkat çeken Nur Ağdelen, şunları söyledi: “Bu yüzden alıştıkları, kendilerini en becerikli hissettikleri role sarılarak yaşamlarını sürdürmek isteyebilirler. Bunu yaşamakta olan anneler için çocuklarının kendilerinden uzaklaşmasını desteklemek zorlaşabilir. Anne olmanın hissettirdiği yararlılık duygusuyla, kendilerini çocukları için yemekler yapmaya, onlar için işten ayrılmaya, kişisel ihtiyaçlarını tamamen rafa kaldırıp tüm dikkatini çocuklarının ihtiyaçlarına verebilirler. Bu tip annelerden en çok ‘o yiyemez, ben yedireyim’, ‘hazırlanana kadar geç kalırız, ben giydireyim’, ‘gece yalnız kalmaktan korkar, benimle yatsın’, ‘derslerine yardımcı olursam daha başarılı olur’ gibi sözler duyulur. İşte bu noktada annelerin kendilerine bunların hangisi bana, hangisi ona ait diye sorması gerekiyor.”</div>
<div><img src="/images/upload/image/anne_b/anne_01.jpg" alt="cocuklar" width="300" height="194" vspace="3" hspace="3" border="2" align="left" /></div>
<div>Sizi yalnız bırakmamak için evlenmeyen çocuklar yaratmayın!</div>
<br />
<div>Annenin korkuları, endişeleri ve isteklerinin açık bir şekilde ifade edilmese de, çocuklar tarafından hissedildiğini vurgulayan Uzman Psikolojik Danışman Nur Ağdelen, şöyle devam etti: “Böyle durumlarda çocuğun ihtiyacıyla annenin ihtiyacı birbirine karışabilir. Çocuğun ihtiyacıymış gibi görünen durumlar, aslında annenin ihtiyacı olabilir. Örneğin, eşinin yurt dışına gitmesiyle yalnız uyumaktan korkan anne, çocuğunu yanına alarak endişesini hafifletebilir. Çocuklar böyle durumlarda anneden uzaklaşma konusunda ikilem yaşayabilir: Bir yandan gelişmek, bağımsızlaşmak isterken; diğer yandan geride bırakacakları üzgün, tedirgin annelerini düşünerek durmak isteyebilir. Çocuk annesini evde yalnız bırakmamak için okula gitmeyi reddedebilir, annesinin üzülmemesi için üniversiteyi başka bir şehirde okumak istemeyebilir hatta anne babasının yalnız kalmaması için evlenmeyebilir. Çocuk veya genç bunu bilinçli olarak yapmıyor olabilir. Bunların hepsi o kadar görünmeyen ve çoğu zaman farkında olunmayan süreçlerdir ki, duruma dışarıdan bakıldığında, bunlar çocuğun veya gencin seçimi gibi algılanabilir.”</div>
<br />
<div>Annelik rolünüzdeki değişime ayak uydurun!<img src="/images/upload/image/anne_b/anne_02.jpg" alt="uzman nur " width="300" height="224" vspace="3" hspace="3" border="2" align="right" /></div>
<br />
<div>Bu noktada Uzman Psikolojik Danışman Nur Ağdelen annelere şu tavsiyelerde bulunuyor;</div>
<br />
<div>-<span class="Apple-tab-span" style="white-space:pre">	</span>Çocuğunuzun gelişimsel özelliklerine göre pozisyon değiştirebilirsiniz. Çocuğunuz bağımsızlaştığında, artık kendi hayatınıza odaklanabilir ve çocuğunuzun sizin yardımınıza ihtiyacı olduğu zaman onun yardımına koşabilirsiniz.&#160;</div>
<br />
<div>-<span class="Apple-tab-span" style="white-space:pre">	</span>Çocuğunuzun gelişim sürecine bağlı olarak annelik rolünüz de değişir. Siz de çocuğunuzun ihtiyaçlarına göre, ilk iki yılda onunla ten tene, sonraki yıllarda ona bir kol uzaklıkta, biraz daha büyüyünce onunla göz göze, daha sonra ise ruhunda, istediğinde ise yanında olun.&#160;</div>
<br />]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/gundem/anne-mi-cocuga-cocuk-mu-anneye-bagimli-h376.html</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Jul 2014 04:03:28 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/anne_mi_cocuga_cocuk_mu_anneye_bagimli_h376.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Trabzon, Liseli Hentbolcuları ağırladı]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/spor/trabzon-liseli-hentbolculari-agirladi-h375.html</link>
      <description><![CDATA[Trabzon, 21-28 Haziran tarihleri arasın da Liseler  Dünya Hentbol şampiyonasına ev sahipliği yaptı. 24 ülkeden 22 bayan ve 22 erkek takım olmak üzere 44 takımın katıldığı Dünya Liseler Bayanlar Şampiyonası’nda final maçına kadar bütün rakiplerini yenen Üsküdar Doğa Koleji final karşılaşmasında da Slovenya’yı 22-20 Mağlup ederek mutlu sona ulaştı. Slovenya da ikinci sırada yer aldı. İlk kez Dünya Şampiyonu olan Doğa Koleji’nin beş yılda üç Türkiye şampiyonluğu ve bir kez de Dünya yedinciliği bulunuyor. Şampiyonanın üçüncülük maçında Avusturya ile Macaristan karşılaştı. Avusturya’yı 21- 19 mağlup eden Macaristan Dünya üçüncüsü, Avusturya’da dördüncü oldu]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<br />
<strong>Necati AYÇİÇEK / Trabzon</strong><br />
<br />
<br />
&#160;Türkiye Okul Sporları Federasyonu’nca Trabzon’da 21-28 Haziran 2014 tarihleri arasında düzenlenen ISF Dünya Liseler Bayanlar Hentbol Şampiyonası Üsküdar Doğa Koleji’nin, erkeklerde de Almanya’nın şampiyonluğu ile sona erdi. Antalya Muratpaşa Lisesi şampiyonluğu beşinci, Ankara Genç Osman Lisesi altıncı ve Üsküdar Çengelköy Lisesi de yedinci sırada tamamladı.&#160;<img src="/images/upload/image/isf/isf_03.jpg" alt="bayanlarda Turkiye" width="300" height="200" vspace="3" hspace="3" border="2" align="right" /> <br />
<div>24 ülkeden 22 bayan ve 22 erkek takım olmak üzere 44 takımın katıldığı Dünya Liseler Bayanlar Şampiyonası’nda final maçına kadar bütün rakiplerini yenen Üsküdar Doğa Koleji final karşılaşmasında da Slovenya’yı 22-20 Mağlup ederek mutlu sona ulaştı. Slovenya da ikinci sırada yer aldı. İlk kez Dünya Şampiyonu olan Doğa Koleji’nin beş yılda üç Türkiye şampiyonluğu ve bir kez de Dünya yedinciliği bulunuyor. Şampiyonanın üçüncülük maçında Avusturya ile Macaristan karşılaştı. Avusturya’yı 21- 19 mağlup eden Macaristan Dünya üçüncüsü, Avusturya’da dördüncü oldu.</div>
<br />
<div>Şampiyonada ülkemizi temsil eden ikinci takımımız Antalya Muratpaşa Lisesi de beşincilik için Brazilya ile karşılaştı. Brazilya’yı 18-17 mağlup eden Antalya Muratpaşa Lisesi beşinci olurken, Brazilya da altıncı sırada yer aldı.</div>
<br />
<div>Erkeklerde ise Almanya, Brazilya’yı 28-20 mağlup ederek Dünya Şampiyonu oldu. Brazilya’da ikinci olmanın buruk sevincini yaşadı. Danimarka, Fransa’yı 27-22 yenerek Dünya üçüncülüğüne imzasını attı. Fransa da dördüncü oldu.. Erkeklerdeki temsilcilerimizden Ankara Genç Osman Lisesi, Slovenya’ya 25-19 yenilerek şampiyonayı 6. sırada tamamladı, Üsküdar Çengelköy Lisesi de Bulgaristan’ı 31-25 mağlup ederek yedinci oldu. Şampiyona gelecek yıl Fransa’da yapılacak. Uluslar arası Okul Sporları Bayrağı Türkiye Okul Sporları Federasyonu Başkanı Ayhan Pala, Fransa Okul Sporları Federasyonu Başkanına teslim edildi.</div>
<div>Şampiyonanın enleri de belli oldu:</div>
<div><img src="/images/upload/image/isf/isf_4.jpg" alt="erkekler de Almanya" width="300" height="148" vspace="3" hspace="3" border="2" align="left" /></div>
<div>Bayan ve erkeklerde takım sıralaması da şöyle oluştu:</div>
<div>BAYANLAR: 1- Üsküdar Doğa Koleji, 2- Slovenya, 3- Macaristan, 4- Avusturya, 5- Antalya Muratpaşa Lisesi, 6- Brazilya, 7- Danimarka, 8- Belçika, 9-Hırvatistan, 10- Bulgaristan, 11- Slovakya, 12- Sırbistan, 13- Romanya, 14- Hollanda, 15-Almanya, 16- Fransa, 17- İsveç, 18- Lüksenburg, 19- Makadonya, 20- Çek Cumhuriyeti, 21- Yunanistan, 22- İsrail</div>
<br />
<div>ERKEKLER: 1- Almanya, 2- Brazilya, 3- Danimarka, 4- Fransa, 5- Slovenya, 6-Ankara Genç Osman Lisesi, 7- Üsküdar Çengelköy Lisesi, 8- Bulgaristan, 9- İsrail, 10- Yunanistan, 11- Çek Cumhuriyeti, 12- İsveç, 13- Avusturya, 14- İran, 15-Macaristan, 16- Belçika, 17-Hollanda, 18- Sırbistan, 19-Güney Kıbrıs, 20- Makadonya, 21- Slovakya, 22- Ermenistan.</div>
<div><br />
<p class="MsoNormal">&#160;Şampiyonanın EN iyileri;<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>&#160;<img src="/images/upload/image/isf/isf_02.jpg" alt="sampiyonanın iyileri" width="300" height="141" vspace="3" hspace="3" border="2" align="right" /></o:p></p>
<p class="MsoNormal">BAYANLAR:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">En değerli sporcu: Elif Sıla Aydın: Doğa Koleji (Türkiye)<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">En iyi kaleci: Barbano Laco (Macaristan)<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gol kralı: Villeminot Kyllion (64 gol –Fransa)<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">ERKEKLER:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">En değerli sporcu: Leonardo Ferreira (Brazilya)<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">En iyi kaleci: Raphael Arnold Walter (Almanya)<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gol kralı: Annica İngendos (73 gol Almanya)<o:p></o:p></p>
</div>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/spor/trabzon-liseli-hentbolculari-agirladi-h375.html</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Jul 2014 02:15:15 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/trabzon_liseli_hentbolculari_agirladi_h375.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yayla bereketinin Zekatı: Kete]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/aktuel/yayla-bereketinin-zekati-kete-h374.html</link>
      <description><![CDATA[Yaylaya gidenler, dönüşte özellikle yaylaya çıkamamış ailelere verilmek üzere “Dost lokması” adı altın da tandır yakıp, çörek, kete ve un helvası çok özel hediyelerdir. Un tereyağıyla birlikte kavurulur, süt şeker kaymak ve sıvı yağ ile hamur yoğurulur. Soğuk şerbetle ıslatılır, sonra avuç içi ile şekli verilir, buna helva denir. Kete hamuru açılır içine bu helvadan sürülür. Ketenin sade haline yağlı ekmek, yağlı kete denir, içine fındık veya helva koyulursa buna da horlu çörek adı verilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>M. Kemal AYÇİÇEK&nbsp; / Zuvas yaylası</strong><br />
<br />
<br />
Karadeniz de yaylacılık, yöre yöre değişik gelenek ve göreneklere dayanır. Kimi yerler de yayla öncesi Mezire denen yaylaklar da vardır, köy ile yayla arasında kalan ve bir süre konaklanılan yerler ama çoğunlukla yaylalara çıkılır. Geçmişte sahil kesimlerin de sık görülen salgın hastalıklardan korunmak başta olmak amaçlı, büyük ve küçükbaş hayvanlarını daha iyi şartlarda besleyebilmek, kış mevsimin de tüketilmek üzere de peynir ve yağ gibi erzakları hazırlamak için yaylalara çıkılırdı. Şimdiler de Yaylacılık geleneği artık çoğunlukla sayfiye tarzına dönüşmüş olsa da hala eski geleneklerin sürdürenler de yok değil. Bu geleneklerden biri de yayladan dönenlerin aşağıda (sahildeki köyler) bulunan konu ve komşuları ve sevdiği insanlara verilmek üzere dağıttığı “Dost Lokması” denilen Kete ya da Çörek geleneğidir.<br />
<img alt="Yayla da tandır da pişirilen kete veya çörek bir başka olur" src="/images/upload/image/kete/kete_02.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 3px; float: left; width: 300px; height: 353px;" /><br />
<br />
Karadeniz Bölgesi’nde yaylacılık, Akdeniz Bölgesi’nde şimdiler de sahillerdeki “çadır” cılıktır! Yıllar öncesine dayanan yaylacılık geleneği, her ne kadar küçük ve büyükbaş hayvanlar bahane edilerek, süt, peynir, yağ gibi ürünler elde etmekse de aslında Karadeniz sahillerindeki aşırı bataklıklar ve oluşan sinekler yüzünden ortaya çıkan bulaşıcı hastalıklardan korunma amaçlıydı. 19. Yüzyılda Anadolu coğrafyasının pek çok bölgesinde veba, kolera, çiçek, sıtma vb. gibi salgın hastalıklar ortaya çıkmıştı. Bu Hastalıklardan korunmanın bir yöntemi olarak da Karadeniz Bölgesi’nde özellikle yaz ayların da yaylalar olmazsa olmaz bir zorunluluk halini almıştı. Tabi yaylanın bereketinin zekatı olarak yine yaylalar da tandırlarda yapılan Kete’ler ve yanların da buğday unundan hazırlanmış helvalar, yayla dönüşünde aşağıdaki konu ve komşulara ayırım yapılmaksızın bir hediye mukabilinde verilir. Yarım elma gönül almadır aynı zamanda bu gelenek ve halen sürdürülmektedir.<br />
<img alt="Kete ve helva dost lokmasidir" src="/images/upload/image/kete/kete_03.JPG" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 3px; float: right; width: 300px; height: 185px;" /><br />
<br />
Yaylaya gidenler, dönüşte özellikle yaylaya çıkamamış ailelere verilmek üzere “Dost lokması” adı altın da tandır yakıp, çörek, kete ve un helvası çok özel hediyelerdir. Un tereyağıyla birlikte kavurulur, süt şeker kaymak ve sıvı yağ ile hamur yoğurulur. Soğuk şerbetle ıslatılır, sonra avuç içi ile şekli verilir, buna helva denir. Kete hamuru açılır içine bu helvadan sürülür. Ketenin sade haline yağlı ekmek, yağlı kete denir, içine fındık veya helva koyulursa buna da horlu çörek adı verilir. Hacı Ayşe Annem,” Açma kete de yaparız ama onlar, yayla sezonu içinde verilen hediyelikler olur. Tandırdaki Keteler de genellikle helvalı olur. Ayrıca top helva. Tandırın üstünde kavururuz helvayı. Yağ ile unu kavuruyoruz. Şerbetini katı katı yapıp, top top edip, saan (Tabak)lara basıyoruz. Sonra keseriz, gıylılara basıyoruz. Tatlı gibi kesip öylece verdiğimiz olur” diye anlatıyor kısaca kete ve helva olayını. Bu adet hacı annenin 40 yıldan daha fazla süredir sürdürdüğü gelenektir.<br />
<br />
<br />
<strong>Dost lokması: Kete, bir yaylacılık geleneği</strong><br />
<br />
<br />
Yayladan dönüşe hazırlık için aşağıda dağıtılacak helva ve keteler için yoğun bir çaba harcanır. Tabi bu bir kişinin baş edebileceği bir hazırlık değildir. Yayla da bu iş için de imece denilen yardımlaşma olur. “Dost Lokması” için önce Helvalar hazırlanır. Her eve ikişer adet olmak üzere hazırlanacak helva ve Kete ya da Çörekler, bir de Yayla ağasının evinde oluyorsa bu daha da zahmetli olur. Çünkü bu daha çok eve “Dost Lokması” verileceği anlamına gelir. Bir tandır Kete yetmez bu tür hazırlık için en az 3 Tandır dolusu Kete hazırlanmaktadır. Bir de Ağa evinden gidecek “Dost lokmaları”, içinde helvası bulunan ‘Hor’ olmalıdır. Tandıra vurulan ketelerin yüzüne de yumurta sarısı sürülerek ketenin cilası verilir. Bu hazırlıkların tümü yaylacıların iki gününü alır. Bu gelenek kimileri için bir “zekât” niteliği taşır, yaylada elde ettikleri ürünlerin bozulup, heba olmaması için, kimileri için yaylalara gidemeyen ailelerin gönlünü almak için bir “dostluk” pekiştirmek, kimileri için “veren el alan elden üstündür” Hadisine uymakla sünneti yerine getirmek gibi bu hareketlerini gerekçelendirebilir. Ama şu bir gerçek ki, komşulara dağıtılan Çörek, Kete ve Helvalar, Yayladan kesin dönüşü ve GÖÇ hareketinin o yıl bittiğini gösterir. Yayladan herhangi birinin dönüşü duyulduğun da eğer kete ve helva verilmemişse de “hani bizim kete!”, “Sen yayladan geldin mi? Nerde bizim keteler!” gibi hafif sitemkar hatırlatmaların da yapılması olağan söylemlerdir!<img alt="kete,yayla bereketi" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/kete3.jpg" style="border-width: 1px; border-style: solid; margin: 1px; float: left; width: 600px; height: 450px;" /><br />
<br />
<br />
Yıllar yıllar öncesi yani bundan tam 49 yıl önce, Trabzon’un Araklı ilçesine bağlı Yeşilce’den (Gahura) Hasan amca var, muzip biri. Çok fazla ağır şakalar yapabilen de biri. Yaylaya gidenler, Fındık ayı nedeniyle aşağıya iniyorlar. Fındık toplamaya, tabi aşağıya inenlere de bu çörek ve helvalardan yapılıp bir erzak çantası hazırlanıyor. O yıllar, yollar yürüme gidiliyor. Araç yok, yükler eşek ya da atlarla taşınıyor. Yayladan Güller teyze, eşinin dostlarına dağıtması için çörek ve helvalar yapmış, bunları da oğluna verip aşağıya gönderiyor. Araklı’da Kara Dere’den Eşekle aşağıya inen Ahmet amca, şimdi ki adı Çankaya olan, Dağbaşı da denilen Har<img alt="Kete ve helva için imece usulu dayanışma olur komşular arasında" src="/images/upload/image/kete/kete_04.JPG" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 3px; float: right; width: 300px; height: 200px;" />uksa’da imamlık yapan Hasan Amca’nın yanında kalıyor geceleyin. Sabahta yola girip köyüne geliyor. Köyde yayladan gelen nevaleler açılıyor ki, özel torbadaki helva ve çöreklerin yerine taşlar konmuş. Tabi bu ağır şaka, yıllardır anlatılır durur. Oysa o helvalar ve çöreklerden her eve ikişer adet olmak üzere aşağıda kimlere gidecekleri de belirlenmişti. Yaylada eşi olan Hacı Muhammed’in kadim dostları Araklı eşrafından Hacı Saffet (baba), Hacı Ruşen (Keleşoğlu), Veysel Özyurt, İstiklal Gazisi Hacı Ali Özyurt, fındık ayında o “Dost lokması”ndan mahrum kalıyorlar!. Tabi hepsi rahmetli olmuş onların.(Allah rahmet eylesin)&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/aktuel/yayla-bereketinin-zekati-kete-h374.html</guid>
      <pubDate>Mon, 30 Jun 2014 03:25:35 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/11/yayla_bereketinin_zekati_kete_h374_82b37.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[KTÜ'lüler, DASK ödüllerini topladı]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/cevre-ve-yasam/ktululer-dask-odullerini-topladi-h373.html</link>
      <description><![CDATA[DASK Depreme Dayanıklı Bina Tasarımı Yarışması’nın ödül töreninde kuzey rüzgarı esti.Karadeniz Teknik Üniversitesi depreme dayandı, üç ödül birden aldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<br />
<br />
<br />
&#160;DASK Depreme Dayanıklı Bina Tasarımı Yarışması’nın ödül töreninde kuzey rüzgarı  esti.Karadeniz Teknik Üniversitesi depreme dayandı, üç ödül birden aldı<br />
&#160;<br />
&#160;Türkiye’de ilk kez Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) tarafından  düzenlenen Depreme Dayanıklı Bina Tasarımı Yarışması’nda dereceye giren takımlar  belli oldu. Birinciliği Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden Tweezers takımı aldı.  Takım üyeleri 10 bin TL’lik para ödülünün sahibi olurken üniversitelerine de  deprem masası kazandırdı.<br />
&#160;<br />
&#160;İkincilik ödülünü Dokuz Eylül Üniversitesi alırken üçüncülük ödülü yine  Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden Portakule takımının oldu. Karadeniz Teknik  Üniversitesi Portakule takımı, yarışmacıların oylarıyla En İyi Yarışma Ruhu  Ödülü’ne de layık görüldü. <br />
&#160;<img src="/images/upload/image/ktu_deprem/Tweezers_01.JPG" alt="DASK ödüllerinden üçünü KTÜ'lü proje takımları kazandı" width="300" height="200" vspace="3" hspace="3" border="2" align="right" /><br />
&#160;En İyi Deprem Performansı Özel Ödülü’nü ise Düzce Üniversitesi’nden Grup  81 aldı. En İyi Mimari Özel Ödülü ile En İyi İletişim Berecisi Ödülü Orta Doğu  Teknik Üniversitesi’nden Grup 33’ün oldu. <br />
&#160;<br />
&#160;DASK Genel Sekreteri Serpil Öztürk ödül töreninde yaptığı konuşmada  öğrencilere şöyle seslendi:<br />
&#160;<br />
&#160;“Sizler Türkiye’nin geleceğini inşa edecek mühendis ve mimar  adaylarısınız. Sizlerin özen ve dikkatiyle depremlerin artık afetlere  dönüşmeyeceğine inanıyoruz. Beklentimiz, güvenli binalar yapmaya harcadığınız  emeği, toplumu bilinçlendirmeye de harcamanız. Ülkemizin yeni güvenli toplum  elçileri olarak deprem ve zorunlu deprem sigortası bilincini yaymanız.” <br />
&#160;<br />
&#160;Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) tarafından düzenlenen Depreme  Dayanıklı Bina Tasarımı Yarışması’na 26 üniversiteden 39 takım kendilerinin  tasarladığı bina modelleriyle katıldı. İnşaat mühendisliği öğrencilerinden  oluşan takımların Maslak’ta bir iş kulesi olarak tasarladıkları bina modelleri,  sarsma masası üzerinde farklı şiddetteki 3 depreme karşı direndi.<br />
&#160;<br />
<strong>&#160;Büyük ödül, depremi simüle eden sarsma masası</strong><br />
&#160;<br />
&#160;DASK Depreme Dayanıklı Bina Tasarımı Yarışması’nın 4 gün süren finali bina  modellerinin teknik değerlendirmesi ve takımların proje sunumlarıyla başladı.  Final etkinliğinin üçüncü gününde ise bina modellerinin sarsma masası üzerindeki  depreme dayanıklılık performansı ölçüldü. <br />
&#160;<br />
&#160;Birincilik ödülünü alan Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden Tweezers  takımı, üniversitenin inşaat mühendisliği bölümüne eğitim amaçlı kullanılmak  üzere depremi simüle eden sarsma masası kazandırdı. Ayrıca birinci takım 10 bin  TL’lik para ödülünün de sahibi oldu. İkinci takım 5 bin TL, üçüncü takım 3 bin  TL para ödülü kazandı. En İyi Mimari, En İyi Depreme Dayanıklılık, En İyi  İletişim Becerisi ve En İyi Yarışma Ruhu ödüllerini kazanan takımların üyeleri  ise hediye çeki aldı. DASK Depreme Dayanıklı Bina Tasarımı Yarışması’nın  sonuçlarına www.daskbinatasarimi.com adresinden ulaşılabiliyor.<br />
&#160;<br />
&#160;<img src="/images/upload/image/ktu_deprem/Tweezers_02.JPG" alt="DASK'ın Depreme dayanıklı bina projelerinde birincilik Tweezers takımının oldu" width="300" height="186" vspace="3" hspace="3" border="2" align="left" /><br />
&#160;<strong>DASK ve zorunlu deprem sigortası nedir?<br />
</strong><br />
&#160;Zorunlu deprem sigortası uygulaması, 17 Ağustos 1999 tarihinde gerçekleşen  Marmara depreminin ardından hayata geçirildi. Zorunlu deprem sigortası,  depremlerin meskenlerde yarattığı maddi zararları teminat altına alıyor. Doğal  Afet Sigortaları Kurumu (DASK) ise 2000 yılında zorunlu deprem sigortası  teminatı vermek üzere kuruldu. Kamu ve özel sektör işbirliği ile oluşturulan  DASK, kâr amacı gütmeyen bir kuruluştur.<br />
&#160;<br />
&#160;Zorunlu deprem sigortası, Türkiye’deki 30 sigorta şirketine bağlı yaklaşık  15.000 yetkili acente ve sigorta acentesi banka şubeleri tarafından yapılıyor.  Sigorta şirketleri zorunlu deprem sigortası yaparken aracılık görevini  üstleniyor. Konutlar DASK tarafından teminat altına alınıp herhangi bir hasar  durumunda tazminat DASK tarafından karşılanıyor. Ayrıntılı bilgi için www.dask.gov.tr  adresini ziyaret edebilirsiniz. (NA)]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/cevre-ve-yasam/ktululer-dask-odullerini-topladi-h373.html</guid>
      <pubDate>Fri, 20 Jun 2014 01:02:12 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/ktululer_dask_odullerini_topladi_h373.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kıbrıs, Trabzon'a daha yakın olacak!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/sizden-gelen/kibris-trabzona-daha-yakin-olacak-h372.html</link>
      <description><![CDATA[Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Ulaştırma Bakanı Dr. Ahmet Kaşif, Trabzon Valisi A. Celil Öz, Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Başkanı Ali Osman Ulusoy, Yönetim Kurulu Başkanı M. Suat Hacısalihoğlu,  KKTC Karadenizliler Derneği Başkanı Turan Büyükyılmaz, Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri A. Çetin Oktay, Emniyet Müdürü Murat Köksal, Akgünler Turizm Genel müdürü Nusret Polat, TÜRSAB Doğu Karadeniz Başkan Yardımcısı Ufuk Dereli, Genel Sekreter Gökhan Usta, TÜRSAB Üyesi Acente temsilcileri ve Kıbrıs ve Trabzon’dan medya ]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[&#160; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Trabzon arasında direkt uçak seferleri tanıtım toplantısı Trabzon’da gerçekleştirildi.
<div>&#160;</div>
<div>Bir otelde düzenlenin tanıtım törenine Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Ulaştırma Bakanı Dr. Ahmet Kaşif, Trabzon Valisi A. Celil Öz, Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Başkanı Ali Osman Ulusoy, Yönetim Kurulu Başkanı M. Suat Hacısalihoğlu, &#160;KKTC Karadenizliler Derneği Başkanı Turan Büyükyılmaz, Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri A. Çetin Oktay, Emniyet Müdürü Murat Köksal, Akgünler Turizm Genel müdürü Nusret Polat, TÜRSAB Doğu Karadeniz Başkan Yardımcısı Ufuk Dereli, Genel Sekreter Gökhan Usta, TÜRSAB Üyesi Acente temsilcileri ve Kıbrıs ve Trabzon’dan medya üyeleri katıldı.</div>
<div>&#160;</div>
<div>KKTC ULAŞTIRMA BAKANI DR. AHMET KAŞİF: BALIKÇI SANDALLARI İLE KURULAN GÖNÜL BAĞI HAVA ULAŞAMI İLE GELİŞECEK</div>
<div>&#160;</div>
<div>Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Ulaştırma Bakanı Dr. Ahmet Kaşif, anavatanda çok kısa sürede olsa böyle bir organizasyonda aranızda olmaktan büyük bir mutluluk duymakta olduğunu ifade ederek başladığı konuşmasında, “Burada olmak benim için bir onur ve gurur vesilesidir. ”dedi.<img src="/images/upload/image/kktc_trbzn/kktc_01.jpg" alt="Ali Osman Ulusoy ve Dr. Ahmet Kaşif" width="300" height="196" vspace="3" hspace="3" border="2" align="left" /></div>
<div>&#160;</div>
<div>Bakan Kaşif, Yıllardır ve belki de yaşı ilerlemiş olanların hatırlayabileceği, 1950’li yıllara gidildiği zaman anavatan ile yavru vatan arasındaki gönül bağının balıkçı sandalları ile sağlandığını hiç unutmamak gerektiğini söyledi. Kaşif, “ O dönemden gelip geçtik. Balıkçı sandallarından sonra özgürlük mücadelesi ve sonunda da 1974 mutlu barış harekâtı ile mücadelemiz taçlandı. Ve tabi ki 1983’de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini ilan etmiş olduk. Bunlar anavatanın desteği ile oldu ve bundan sonra da anavatanın desteği ile daha ileriye doğru Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti halkı elbette yürüyecektir. ”dedi.</div>
<div>&#160;</div>
<div>20 TEMMUZ DAN İTİBAREN ANTALYA’DAN TAŞINAN SU ADAYA HAYAT VERECEK</div>
<div>&#160;</div>
<div>Gönül bağının artık su bağı ile taçlandığını anımsatan Bakan Kaşif, deniz bölümü tamamlanmak üzere olan proje büyük bir aksilik olmaz ise 20 Temmuz ’da Anavatan’dan yavru vatana suyun gelmiş olacağını kaydetti. Kaşif, “ Ondan sonra biliyorsunuz su hayat demektir. Suyla birlikte daha büyük bir canlılık ve daha büyük bir hayat ve ekonomik gelişmişlik başlayacaktır. ”şeklinde konuştu.</div>
<div>&#160;</div>
<div>KARADENİZ’İ KIBRIS’A, KIBRISTA KARADENİZ’E TAŞINACAK</div>
<div>&#160;</div>
<div>Göreve Eylül 2013 tarihinde geldiğini anımsatan Ulaştırma Bakanı Dr. Ahmet Kaşif, aynı görevi 1994 yılında da yapmış olduğunu belirterek, o zaman ki dönemde belirli sayıda uçak şirketi olduğunu, KKTC Hava Yolları bulunduğunu, ekonomik şartlar nedeniyle KKTC hava yollarının bu döneme kadar uçtuğunu dile getirdi. “ O zamanlar her hafta seferler yapılıyordu. KKTC Hava Yolları gidince Trabzon’a bağlantı hemen hemen durdu. Ben bugün bunu yaşadım. 1 saat 15 dakikalık yolu. 2 .5 saatte geldim. İki misli uçuş. Hem sağlık hem de maliyet. Onun için Kıbrıs Trabzon arasında direkt uçuşların başlaması Akgünler Turizmin genç direktörü Dimağ Çağıner’e hem de Borajet Hava yollarına teşekkür etmek istiyorum. Bu girişimi hayata geçirdiler ve inanıyorum ki bu seferler devamlı olacaktır. Sürekli olacaktır. Çünkü Karadeniz yöresinin sadece Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan nüfusu değil, buradan gelmek isteyen asker, öğrenci, yakınları da kolaylık sağlanmıştır. KKTC’de deniz ve kum ile beraber aynı zamanda tarih ve kültürel varlıklarda vardır. Trabzon’da da tarih ve kültürel değerler çok. Bunları karşılıklı gidiş gelişlerle daha çok tanıtacağız.. Karadeniz’e gelen turistlere Kıbrıs’ı anlatacağız. Kıbrıs’a gelenlere de Karadeniz’e anlatacağız. Bu şekilde birbirimizi etrafımıza anlatabilirsek bu uçakların kapasitesi zamanla yetersiz kalacaktır. Borajet Kuzey Kıbrıs’a ilk uçuşlarına başladığı zaman uçaklarınız yetersiz kalacak demiştim ve çok sürmedi altı ay gibi kısa bir sürede uçaklar doldu.. İnanıyorum ki Trabzon seferleri de çok dolacaktır. Yeni destinasyonlar da ilave edilecektir. Kuzey Kıbrıs’ta Karadeniz turları var. Ankara’ya geliniyor uçakla, oradan otobüsler ile buralara taşınıyor insanlar. Şimdi direkt uçuşlar ile Trabzon’a gelecekler. Bölgeye daha çok ve daha uzun süreli seyahat yapacaklardır. Aynı şey Trabzon’dan Kıbrıs’a olacaktır. Hem ticaret, hem turizm, hem de dünya ile bütünleşerek ”</div>
<div>&#160;</div>
<div>TRABZON VALİSİ A.CELİL ÖZ: KIBRIS VE KARADENİZLİLER ARASINDAKİ BAĞ DİREKT UÇAK SEFERLERİ İLE GÜÇLENECEK</div>
<div>&#160;</div>
<div>Trabzon Valisi Abdil Celil Öz’de yaptığı konuşmada, anavatan-yavru vatan, &#160;kardeşliği, beraberliği, tarihi, ticareti, kültürü Kıbrıs ve Türkiye arasında bu birlikteliğin gönül beraberliğinin, ayni kökün ve bu birikimin çok önemini gösterdiğini ifade etti. Bu deyim yerine oturan ana vatan yavru vatan ve birbirimize olan saygı ve bu bağlar iki ülke arasında oluşacak su hattı ile beraber de bağlanmış olacağını kaydetti. Kıbrıs’ta 20 bin Karadenizlinin yaşaması bu bağın yaşaması ve daha da güçlenmesini gerektirdiğini dile getiren Öz,” Trabzonlular memleketlerini hiçbir zaman unutmaz. Bundan 100 yıl öncede olsa buradan ayrılan Trabzonlular memleketlerine yılda birkaç defa gelen bir kültüre sahiptir. Dolayısıyla Kıbrıs’taki Karadenizliler ve Trabzonluların da bu bağı oluşturmadaki zorlukları inşallah bu seferlerle aşılacaktır. Ve bu seferlerle beraber bu bağda daha da güçlenecektir. ”dedi.</div>
<div>&#160;</div>
<div>TRABZON İÇİN KIBRIS ÖNEMLİ BİR TURİZM AÇILIMIDIR</div>
<div>&#160;</div>
<div>Kıbrıs’ın Trabzonlular için bir turizm destinasyonu olduğunu kaydeden Öz, ayrıca Trabzon turizmi içinde Kıbrıs yeni bir kaynak olduğunu vurguladı. &#160;Bu seferlerin bu nedenle çok önemli olduğunu anımsattı. Öz şöyle konuştu: “ Trabzon tarihten gelen ticaret merkezi, kültür turizmi, doğa turizmi, yayla turizmi ile taçlandırdığı zaman daha farklı bir açılım yakalamış durumdadır. Bu açılımın çok farklı kaynaklara ihtiyacı vardır. Bu açılıma bakıldığında Kıbrıs çok önemli bir açılım olacaktır. ”şeklinde konuştu.</div>
<div>&#160;</div>
<div>2 milyon 700 bin turist sayısına Trabzon’un ulaştığı bilgisini veren Trabzon Valisi Abdil Celil Öz, &#160;bu rakamların daha yukarıları çekilmesi için bu yeni çalışmalara ihtiyaç olduğunu kaydederek, “2 milyon 700 bin ziyaretçinin yaklaşık 750 bini yabancı ziyaretçidir. Ve bunu kalıcı hale getirmemiz gerekiyor. Hava alanımızın geçen yılkı yolcu sayısı iç ve dış hatlar ile beraber üç milyona yaklaştı. Bu da önemli bir rakamdır. Ve günlük 50-55 uçak seferlerine ulaştığımız dönemler var. Dolayısıyla bu süreci devam ettirmek için yeni açılımlara ihtiyacımız var. Bu işin maddi boyutu ancak gönül boyutu Kıbrıs ve Türkiye arasındaki bu bağın güçlendirilmesi boyutu Kıbrıs’taki Türklerin, Trabzonluların buraya ulaşması boyutu, bütün bu değerlendirilmelerin de üzerindedir. O anlamda bu seferlerin çok anlamlı olduğunu düşünüyorum. Bora jet Hava Yollarını ve Akgünler firmasını kutluyoruz. Bundan sonraki seferlerin de gelişmesi için başta Ticaret ve Sanayi Odalarımıza, hem de diğer odalarımıza, karşılıklı ziyaretler gerçekleştirecek olan, tür operatörlerimize ve basın mensuplarımıza önemli görevler düşecek. Kıbrıs ve Trabzon bu süreci en iyi şekilde sürdürecektir. ”</div>
<div>&#160;</div>
<div>TTSO BAŞKANI M.SUAT HACISALİHOĞLU: TURİZMİN YANI SIRA TİRACERTTE GELİŞEÇEKTİR<img src="/images/upload/image/kktc_trbzn/kktc_02.jpg" alt="TTSO Başkanı Suat Hacısalihoğlu, Kıbrıslılar için bölgemiz, bölgemiz için de Kıbrıs turizmde birer tercih nedeni olacak" width="300" height="196" vspace="3" hspace="3" border="2" align="right" /></div>
<div>&#160;</div>
<div>Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı M. Suat Hacısalihoğlu da konuşmasında güzel bir olaya şahit olduklarını vurgulayarak Trabzon olarak birçok merkez ile birleşerek gerek turizmde gerekse ticarette işbirliği yapma arzusunda olduklarını kaydetti. &#160;Uzun süreden beri durmuş olan Trabzon –Kıbrıs uçak seferlerinin yeniden başlamış olmasının gerçekten Trabzonluları gerçekten memnun ettiğini aktardı. “ bir yere ulaşım olmadan turizm ve ticaretin olamaz” sözleri ile konuşmasını sürdüren Hacısalihoğlu, “ Bunun için şehir olarak sürekli belirli destinasyonların açılmasına gayret ediyoruz. Bu doğrultuda Kıbrıs ile olan bu bağın kurulması, hemşerilerimizin Trabzon’a bölgemize kolay ulaşımları sağlanacaktır. Diğer taraftan orada olan öğrencilerimizin ulaşımları sağlanacaktır. Ayrıca Kıbrıs’ta öğrenim görecek öğrencilerimizin tercihlerine de kolaylık sağlayacaktır Kıbrıslılar için bölgemiz, bölgemiz için de Kıbrıs turizmde birer tercih nedeni olacaktır. Bizim ayağımız Kıbrıs’a alışıktır. İlk tercihin orası olacağını biliyoruz. Bu arada ticari ilişkilerin gelişmesi gerçekten bizleri fazlasıyla memnun edecektir. İş adamlarımızın ticari ilişkilerinin geliştirilmesi konusunda şimdiden dikkatleri çekmek istiyorum.”</div>
<div>&#160;</div>
<div>ADA SUYA KAVUŞTURULUYOR, TARIM VE TİCARETTE YENİ GELİŞMELER YAŞANACAK</div>
<div>&#160;</div>
<div>Antalya’dan Kıbrıs’a gidecek olan su boru hattının da Kıbrıs’a bir can götürdüğünü anımsatan Hacısalihoğlu, ticaret ve tarım ile ilgili konularında şimdiden dikkate alınması gerektiğini ifade etti. Başbakanımızın belirlediği tarihe projenin yetişeceğine inandığını vurguladı. Hacısalihoğlu,”KKTC Ulaştırma Bakanımız Ahmet Kaşif’in Kıbrıs Trabzon arasındaki uçuşların başlamasındaki çabasını takdirle karşılıyoruz. &#160;Bu uçuşların dolu olarak uzun yıllar devam etmesini diliyorum. Emeği geçen herkesi kutluyorum hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum.”</div>
<div>&#160;</div>
<div>AKGÜNLER TURİZM KOORDİNATÖRÜ DİMAĞ ÇAĞINER: BİR HAYALİ KIBRIS TRABZON RİREKT SEFERLERİNİ GERÇEKLEŞTİRİYORUZ</div>
<div>&#160;</div>
<div>Düzenlenen törende yaptığı konuşmada Akgünler Turizm Koordinatörü Dimağ Çağıner Trabzon’a çok hayırlı bir iş geldiklerini belirtti. Uzun zamandır hayal edilen Trabzon-Kıbrıs direkt seferlerinin haftada bir kez karşılıklı olarak başlatmanın anonsunu yapmak üzere burada toplandıklarını söyledi. Çağıner, “Burada bulunmamız tesadüf değildir. Burada KKTC Ulaştırma Bakanımızın bizi teşvikleri ile (Trabzon’a mutlaka uçmanız lazım) &#160;sözleri ile harekete geçtik. Bunun için Akgünler turizm olarak bu projeyi havayolu şirketleri ile paylaştık ve en sıcak bakan Borajet Havayolları oldu ve onlara da çok teşekkür ediyorum.” dedi.</div>
<div>&#160;</div>
<div>İLK SEFER 11 TEMMUZ DA TÖRENLE BAŞLAYACAK</div>
<div>&#160;</div>
<div>Akgünler Turizmin 1978 yılında kurulduğunu kaydeden Dimağ Çağıner her zaman misyonları üstlenen bir turizm acentesi olarak faaliyette bulunduğunu dile getirdi. Bugünde bu faaliyetlerin bir sonucu olarak Kıbrıs-Trabzon karşılıklı uçak seferlerinin tanıtımında bir arada olmaktan gurur duymakta olduklarını kaydetti. Çağıner şöyle konuştu: &#160;“Bora Jet’in yeni dönem jet motorlu uçakları ile Allah kısmet ederse 11 Temmuz tarihinde seferlere başlayacağız. Bu seferlerin amacı Kıbrısla Karadeniz’i birbirine sıkı sıkıya bağlamaktır.” şeklinde konuştu. &#160;Çağınher, “Aktarma uçuşların ne kadar zor olduğunu çok iyi bilmekteyiz. İnsan gideceği yere bir, iki, üç kez düşünerek gitmektedir. Hem maliyetli hem de fiziksel olarak yorucudur. Kıbrıs ta bilindiği üzere yirmi binin üzerinde Karadenizli, bunun 15 bini Trabzonlu olmak üzere vatandaşımız yaşamaktadır. Bu vatandaşlarımızı ana vatanlarına ulaştırmak bizim vazifemiz. Bu seferler aynı zamanda Kıbrıs vatandaşlarını da kültür turizmi amacı ve her türlü ticari amaç ile Karadeniz’e ulaşabilecekleri bir kapı açıyoruz. &#160;Bu seferlerin amacı çok büyüktür. İki toplumun birlikte neler yapabileceğini ticari ve her alanda gösterebileceği bir fırsat. Bu seferler Temmuz ayında başlıyor amacımız bütün kış boyunca sürekli seferler olarak devam etmesini sağlamaktır. Bu anlamda bizim elimizden geleni fazlasıyla yapacağımızdan emin olabilirsiniz. Ama sadece Akgünler ve Bora Jet’in elinden gelini yapmasıyla olacak bir işten bahsetmiyoruz. Ticaretin kalkınabilmesi ve kültürlerimizin birbirlerini daha iyi tanıyabilmesi ve iki vatanımızı birleştirebilmek için bu seferlere sizlerin de katkı koyması çok önemlidir. Bizler Kıbrıs’tan geldik. Hem Kıbrıs’ı hem Trabzon’u sizlere anlatmaya geldik. Trabzon’dan, Karadeniz’den gelecek olan dostlarımızı Kıbrıs’ta ağırlamaktan onur duyarız. Onlarda gelip bu güzel bölgeyi ilinizi, çevre illeri ve bölgeyi tatmak için bu fırsatı değerlendirmelerini istiyoruz ki bu seferler süreklilik arz edebilsin. Sadece yaz aylarında değil yıl boyunca ilerleyen zamanlarda günlük seferlere düşebilecek şekilde devam etmesini düşünüyoruz. Biz Bora Jet ve Akgünler Turizm olarak bir iyi niyeti ortaya koyduk. Bu niyetin sonucunda umarım ki Karadeniz halkı, Trabzon halkı buna sahip çıkacak Kıbrıs halkının sahip çıkması için de bizler elimizden geleni yapacağız ve bu seferlerin başarıya ulaşmasını sağlayacağız. Umut ediyoruz ki bu yeni başlayacak olan seferlerimiz hem Trabzon için hem Kıbrıs için hayırlı olmasını diliyoruz. ”</div>
<div>&#160;</div>
<div>KARADENİZLİLER DERNEĞİ BAŞKANI TURAN BÜYÜKYILMAZ: 20 BİN KARADENİZLİ MEMLEKETİNE DİREKT GELEBİLECEK</div>
<div>&#160;<img src="/images/upload/image/kktc_trbzn/kktc_03.jpg" alt="Dr. Ahmet Kaşif, Trabzon Valisi A. Celil Öz, Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Başkanı Ali Osman Ulusoy, Yönetim Kurulu Başkanı M. Suat Hacısalihoğlu,  KKTC Karadenizliler Derneği Başkanı Turan Büyükyılmaz, Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri A. Çetin Oktay, Emniyet Müdürü Murat Köksal, Akgünler Turizm Genel müdürü Nusret Polat" width="300" height="190" vspace="3" hspace="3" border="2" align="left" /></div>
<div>Bugün burada çok önemli bir gün yaşadıklarını ifade ederek başladığı konuşmasında Karadeniz Kültür Derneği Başkanı Turan Büyükyılmaz, dört yıldır havayolu ile ilgili çok büyük sıkıntıları olduğunu, adada yaşayan Karadenizlilerin ve Trabzonluların her zaman gündeme getirilen bu sorunun çözülmesinden memnunluk duyduklarını kaydetti. &#160;Büyükyılmaz, 1975 sonrasında 15 bin Trabzonlunun adaya göç ettiğini, ancak bu insanların Trabzon sevdasının hiç bitmediğini dile getirdi. Bu sorunun havayolu ile 15 Temmuz itibarıyla aşılmış olduğunu kaydetti. Ayrıca Kıbrıs halkının da Türkiye’ye olan yakınlığını herkesin çok iyi bildiğini ifade eden Büyükyılmaz, “ Yayla kültürünü ve bu güzellikleri Kıbrıs halkına göstermek Trabzonluların da görevidir. Bu bağların en iyi şekilde yürüyebilmesi içinde hem Trabzonluların hem Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan Kıbrıslı Türklerin bu hava yolunu ayakta tutabilmesi için düşen görevleri yerine getirmesi gerekiyor. Ben inanıyorum ki çok hayırlı bir gün geçiriyoruz. Adada yaşayan 20 bin Karadenizli olarak Akgünler turizme ve Bora jet hava yollarına teşekkür ediyoruz ve her zaman yanınızda olacağız. Kıbrıs Türk halkı ve Karadeniz halkıyla kucaklaşmanızı elimizden geldiği kadar sağlayacağız. Ve bir bütün olarak yolumuza devam edeceğiz. ”dedi.</div>
<div>&#160;</div>
<div>BORAJET HAVAYOLLARI TİCARET MÜDÜRÜ ONUR AKGÜL: BİR MİLYON YOLCU 3 BİN İSTİHDAM SAĞLAR</div>
<div>&#160;</div>
<div>Bora Jet Hava Yolları İcra Kurulu Üyesi Ticaret Başkanı Onur Akgül, ilk Kıbrıs’a uçak seferlerine başlattıklarında ziyarette bulunduğu KKTC Ulaştırma Bakanının kendisine ( Trabzon’a uçmayacaksanız hiç başlamayın) uyarısında bulunduğunu anımsatarak bugün bu sözlerini tuttuklarını ifade etti. Ve bugün bu uçuşlara başlanması için her şeyin hazırlandığını ve kendisine herkesin huzurunda teşekkür ettiğini bildirdi.</div>
<div>&#160;</div>
<div>ŞEHİR SAHİP ÇIKMALI</div>
<div>&#160;</div>
<div>Havacılık sektörünün zor bir sektör olduğunu ifade eden Akgül, yaklaşık 21.6 milyar dolar bir sektörden bahsedildiğini, ciddi bir istihdam bulunduğunu, yaklaşık ekstra her bir milyon yolcuda üç bin istihdam sağlanmış olduğunu kaydetti. Hepimizin elini taşın altına koymamız gereken bir sektör olduğunu vurgulayan Akgül, “ Biz Bora Jet olarak ilk Kıbrıs uçuşlarına başladığımızda biraz tedirginliğimiz vardı açıkçası ama Akgünler ile iş ortaklığı ile beraber başarılı operasyonlar gerçekleştiriyoruz. Hepinizin huzurunda Dimağ beye teşekkür etmek istiyorum. Özellikle Trabzon’dan direkt uçuşlara, Kayseri ve Bursa’ya ciddi destek veriyorlar. Hem maliyet anlamında hem de emek anlamında ciddi destek veriyorlar. Biz sadece bir makine veriyoruz havacılık firması olarak. Bunu çalıştıracak bir sürü unsur var. Bunların başında tabiiki satış ağları gelmektedir. &#160;Tek başına başarılı olmak mümkün değildir. Şehirlerin bu uçuşlara sahip çıkması çök önemlidir. Trabzon halkından çok rica ediyoruz bu konuda bu hatlara sahip çıkalım. Bu hatlar milli servet her şeyden önce ve ciddi bir istihdam sağlıyor her şeyden önce. Ayrıca yan sektörlere de ciddi destekler sağlamaktadır. Çiftçiye kadar giden bir zincir var. Dolayısıyla bu milli serveti hepimizin desteklemesi gereken bir sektördür.”</div>
<div>&#160;</div>
<div>114 KİŞİLİK UÇAKLAR KONFORLU JETLER</div>
<div>&#160;</div>
<div>Bu sezon Bora Jet olarak ciddi bir yatırım yaparak jet uçaklara geçtiklerini kaydeden Onur Akgün, arzu ettiğimiz koltuk sayısı iki üç katına çıktığını ve uçakların hızlandığını kaydetti. Akgün, “Koltuklar iki iki koltuk olarak kullanılacak ve dolayısıyla orta koltuk yok. Böyle bir rahatlığı var ve dünyada özel jet olarak kullanılmaktadır. Biz bunu ticari olarak kullanacağız. Türkiye’de de bir ilk olacak aslında. 114 kişilik uçaklar umarım sizlerde seyahat ettiğinizde anlayacaksınız ki normal uçaklardan yüzde 30 daha fazla ışık almaktadır. ”şeklinde konuştu.</div>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/sizden-gelen/kibris-trabzona-daha-yakin-olacak-h372.html</guid>
      <pubDate>Thu, 19 Jun 2014 13:58:53 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/kibris_trabzona_daha_yakin_olacak_h372.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aydıntepe’nin zevzek Kargaları]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/aktuel/aydintepenin-zevzek-kargalari-h371.html</link>
      <description><![CDATA[Gerçi epeyce kaçırdığımız  kargalar oldu, yuva yapmaktan vazgeçti, gitti başka yerlerde yuvalarını yaptı ama bunlar en inatçı olanları, ne yaptıysak kaçıramadık. Zırzırzır sabahtan akşama, akşamdan sabaha kadar susmak bilmezler, üstelik bir de sokak lambaları yanınca sabaha kadar da zırıltıları kesmezler. Zevzek kargalar, çok zevzek çook.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[M. Kemal AYÇİÇEK
<p></p>
<p class="MsoNormal">&#160;</p>
<p class="MsoNormal">“Bir emanetim var, Aydıntepe’ye gitmemiz lazım” dediğin de  Nuri’ye hemen , “çok iyi olur” dedik, birlikte yola koyulduk. Baharın son  günleri artık, çevre de yeşillikler göz almaya başlamış, kar dağların  zirvelerinde görülebilir. Akşar’dan (Balahor) E97 karayolunu takip ediyoruz.  Nişantaşı köyünün hemen çıkışından da ayrılıyoruz Gümüşhane -Bayburt- Erzurum  karayolundan, sola doğru devam ediyoruz. Arpalı yolu sakin, dümdüz bir yol.  Karşımız da karlı tepeleri görülen Soğanlı dağları. Karadeniz’den yükselen  bulutların önünün kesildiği dağlar silsilesinin devamı da Ovit ve Kaçkar dağları  işte.</p>
<p class="MsoNormal">&#160;<img src="/images/upload/image/kargalar/karga_04_.JPG" alt="Niv'e girerken, karlı tepeler soğanlı dağları" width="300" height="195" vspace="3" hspace="3" border="2" align="right" /></p>
<p class="MsoNormal">Eski adıyla Niv’e vardık, düz bir ovada gelişmekte olan bir  kasaba. Osmanlı – Rus harbinde çok önemli bir yeri vardır Niv’in, yani  Arpalı’nın. Şöyle ki ;</p>
<p class="MsoNormal">“General Burdzof Türk kuvvetlerinin ilerlemelerini  durdurmak amacıyla iki bölükle Hart Ovasına hareket etti. 30 Temmuz 1829  tarihinde iki taraf kuvvetleri birbirleriyle temas sağladıktan sonra karşılıklı  taarruz başladı. Türk milisleri Aydıntepe´(Hart) ye doğru çekildi. Askeri  tarihlere pek geçmemiş olmakla beraber Arpalı (Niv)´ yı ikiye bölen Çoruh  Çayında yerli halkın gayretiyle bentler yapılarak kapatılmak sonucunda su  şişmeleri meydana gelmiş ve ovanın büyük bir kısmı bataklıklarla kaplanmıştır.  Meydana gelen bataklıklar düşmanın geçişini uzun süre güçleştirmiştir. Belki de  Anadolu ´da ilk defa yapay engel yapılarak ovada gerçekleştirilen ilk ve tek  savunmadır. Kendi kısır olanakları içinde yöre halkının Of ve Sürmeneli(o  yıllar, Araklı Sürmene(Humurgan)’ye bağlı) yiğitlerle birlikte düzenli Rus  birlikleri ile yaptıkları bu savaş bugün en çağdaş orduların bile başa  çıkamadıkları bir gerilla savaşı niteliği taşımaktadır.”</p>
<p class="MsoNormal">&#160;</p>
<p class="MsoNormal">&#160;</p>
<p class="MsoNormal">Arpalı’yı geçip, zaten kısa mesafeli Yukarı Kırzı’yı da  geçip, Aydıntepe (hart)’ye doğru yol aldık. Biliyorsunuz Aydıntepe’de bir yer  altı şehri var ve her yıl bu yüzden Bayburt’a gelen turistlerin uğrak  yerlerinden biri haline gelmiş Aydıntepe. Biz o yeraltı şehrinin üzerinden  geçip, Yakudiye mahallesine çıkıyoruz. Nuri, burada emaneti teslim edeceği evin  zilini çalıyor. Dışarıya çıkan Kadir’in babası, oğlundan gelen hediyeyi alıyor.  Bu sırada bahçeleri çevreleyen kavak ağaçlarına yuvalanmış kargalar, sürekli  bağırıyor. Öyle bağırıyorlar ki, bir metre mesafede konuşan iki kişinin  anlaşmaları pek mümkün olmuyor. Karga sesleri yüzünden anlaşılamayan iki kişi  arasındaki sesler yükseliyor, böylece biz de duyuyoruz konuşmaları;<img src="/images/upload/image/kargalar/karga_03_.JPG" alt="iki kişi konuşurken karga sesleri yüzünden pek anlaşamayınca seslerini yükseltiyorlar" width="300" height="177" vspace="3" hspace="3" border="2" align="left" /></p>
<p class="MsoNormal">“Bu kargalar başımıza bir bela oldu Nuri bey sormayın,  yapmadığımızı bırakmadık. Yaz başında tüfeklerle bir çok kez korkutup kaçıralım  dedik, yuvalanmalarını önlemek istedik ama yine de başarılı olamadık. Gerçi  epeyce kaçırdığımız &#160;kargalar oldu, yuva yapmaktan vazgeçti, gitti başka  yerlerde yuvalarını yaptı ama bunlar en inatçı olanları, ne yaptıysak  kaçıramadık. Zırzırzır sabahtan akşama, akşamdan sabaha kadar susmak bilmezler,  üstelik bir de sokak lambaları yanınca sabaha kadar da zırıltıları kesmezler.  Zevzek kargalar, çok zevzek çook. Ne yaptıysak boşuna, ağaçların kesilmesinden  başka çare yok ama kavak ağaçları da komşuların, onlar da bahçeleri  çevrelemişler. Yıllardır karga sesinden bıktık. Buradan gidince insan özlüyor  karga sesini de ama buraya da gelince bıktırıyorlar. Hani her zaman olmasa insan  yine katlanır ama yavruladıkları zaman daha başka azıtıyorlar. Hiç sesleri  kesilmiyor. İnsanlardan yana bir sıkıntıları da yok ama birbirlerine mi  bağırıyorlar, dedikodu mu yapıyorlar, hani insan ne dediklerini de merak ediyor.  Hiç susmadıklarına göre mutlaka bir şeyler konuşuyorlardır öyle değil mi Nuri  bey?” diyor. Nuri, bir kargalara bakıp, bir de adamın anlattıklarına gülüyor.</p>
<p class="MsoNormal">&#160;</p>
<p class="MsoNormal">Bayağı büyükçe bahçe kenarlarına sıralanmış kavak  ağaçlarının her birinde 4-5 tane karga yuvası var ve bu yuvalarda da kargaların  yavruları var. Kargaların bir anda bağırıyor olmaları, sanki Luciano  Pavarotti’nin konserindeymişsiniz hissi uyandırıyor. Kargalar, her nedense hep  olumsuzluklara örnek gösterilir. Mesela bir rüya tabirinde aynen şöyle deniyor;</p>
<p class="MsoNormal">“Bir yerde kargaların toplandıklarını görmek; fasık ve  hırsızların orada toplanacağına…” Birçok rüya tabirlerine konu olan kargalarla  ilgili Seyyid Süleyman’ın yorumu şöyle;</p>
<p class="MsoNormal">&#160;“ Karga bozguncu ve dönek bir insanın temsilcisidir.</p>
<p class="MsoNormal">Kirmani demiştir ki; Bayıltmak suretiyle karga avladığını  gören, hile ve yalanla mal temin eder. Bir ağaç dalı üzerinde karga gören,  gurbete gider, ailesinden ve akrabalarından ayrılır. Karganın şafak vakti ağaç  üzerinde ötmesi, musibet ve fakirliktir.</p>
<p class="MsoNormal">Cabir'ül Mağribi diyor ki; Rüyasında karganın kendisiyle  konuştuğunu gören, bir yabancıdan hayır görür yahut hayırlı bir haber işitir.  Karganın bir veya üç kere bağırması iyidir. Iki yahut dört defa bağırması,  fenadır. Hüzün ve üzüntüdür. Ondan fazla bağırdığını duymak hayra delalet eder.  Bir karga avlayan, batıl bir sebeple mal kazanır. Ala karga gören, hayret  edilecek bir iş yapar. Kendisine böyle bir karga verilen, sevinir. Karganın  öldüğünü veya toprağı kazdığını gören, gurbette vefat eder.</p>
<p class="MsoNormal">Karısının yahut yatağının üstünde karga görenin eşi, başka  biriyle münasebette bulunur.</p>
<p class="MsoNormal">Ebu Said ül Vaaz şöyle diyor; Ala karga; haram mala, bir  rivayete göre, zorba ve fasık yani dinsiz bir adama işarettir. Evinde karga  görenin karısı, başka biriyle gayr-ı meşru alaka kurar yahutta hanesine tecavüz  edilir. Karga sesi, sonu ferahla neticelenecek şiddetli bir kedere delalettir.  Karga eti, çalıntı maldır”.</p>
<p class="MsoNormal">&#160;<img src="/images/upload/image/kargalar/karga_01_.JPG" alt="her bir kavak ağacında 4-5 karga yuvalanmış Aydıntepe'de" width="300" height="201" vspace="3" hspace="3" border="2" align="right" /></p>
<p class="MsoNormal">&#160;</p>
<p class="MsoNormal">Kargaların yuvalandığı kavak ağaçlarından fotoğraflarını  çekip, bir de video çekimi yapıyoruz. Daha sonra ayrılıyoruz Yakudiye  mahallesinden ve Yaşar Doğu Caddesi’ndeki Yeraltı şehri üzerindeki çay  bahçesinde çay molası veriyoruz. Aydıntepe, yani eski adıyla Hart, Bayburt’un  diğer ilçesi Demirözü gibi göç vermiş ilçelerden biri ve zaten bir de Kale  mahallesi var. Bayburt caddesi, Trabzon caddesi, İsakoğlu caddesi, İstiklal  caddesi, Araklı sokak, molla Halil sokak, Arapoğlu sokak gibi birkaç mahalle ve  sokaktan ibaret. Ama güzel ovası, bir tahıl ambarı mahiyetin de tabi. Sürekli  Karga olarak yazdım ama bizim bölgemiz de Kargalara, genellikle “garga” deniyor.</p>
<p class="MsoNormal">&#160;</p>
<p class="MsoNormal">&#160;</p>
<p class="MsoNormal">&#160;Aydıntepe’de kargalardan en fazla rahatsız olan ama Karga  sesi sevenlerin ziyaret edebileceği yerler, Yakudiye mahallesi, Kale mahallesi  ve Cevdet Birgül sokak, çünkü en fazla yeşillik, yani kabak ağacı buralarda var.  Çaylarımızı içerken Aydıntepe yer altı şehrine gelen giden turistler artıyor,  haliyle çay bahçesi de doluyor. Bu yer altı şehrinin hemen yanında da bir  caminin avlusun da Aydıntepe Müsennifatı Kiram Osman Veli Hz. Mezarı bulunuyor.<img src="/images/upload/image/kargalar/karga_05_.JPG" alt="Kavak ağaçları, karga yuvaları ile dolu" width="300" height="225" vspace="3" hspace="3" border="2" align="left" />  Ayrıca Aydıntepe Aşağı Kırzı Köyünde M.Muhammed Ekmelüddin Baberti (Bayburdi)  Hz. Leri Türbesi ve Aydıntepe Alaca Köyünde Karaburga Hz. Türbesi gezilip,  görülebilecek ziyaret yerleri bulunuyor. Biz buradan doğruca Bayburt’a geçip,  yeğenlerimizle birlikte Çoruh nehri kıyısın da yine kavaklar altında, karga  seslerinin bol olduğu&#160; bir yerde piknik yapıyoruz.&#160;</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/aktuel/aydintepenin-zevzek-kargalari-h371.html</guid>
      <pubDate>Wed, 18 Jun 2014 03:51:12 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/aydintepenin_zevzek_kargalari_h371.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Fırsatçı fideciler!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/gundem/firsatci-fideciler-h370.html</link>
      <description><![CDATA[ Bayburt’un Akşar ve Pamuktaş köylerine getirilerek buralar da tüm sertifikalı sebze fideleri 50 kuruşa satılabilirken, aynı fidelerin Karadeniz Sahil yolu boyunca bir liradan satılıyor olmasının mutlaka bir gerekçesi olmalı öyle değil mi?  ]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[&#160;Necati AYÇİÇEK - Bayburt <br />
<br />
<div>Karadeniz sahil yolunda Samsun’dan Sarp’a kadar gidenler görmüşlerdir, yol kenarların da il ve ilçelerin giriş ve çıkışların da göz alıcı yeşillikler. Bunlar, köyüne giden gurbetçilerin ilgisini çeken sebze fideleridir. Sahil yolunun bereketini fırsata dönüştürmek isteyen sebze fidecileri, her ne hikmetse tüm fide çeşitlerinin tanesini bir liradan satıyor. Normal de Karadeniz de sebze fideleri, genellikle bağ halinde ve bir bağı bir, iki veya üç liradan satılırken, Sahil yolu üzerin de sebze fidesi standı açmış tüm fidecilerin aynı ücretle fide satışı yapıyor olmaları vatandaşlar tarafından fırsatçılık olarak nitelendiriliyor.</div>
<br />
<br />
<div>Bahar ile birlikte sebze fidesi satışlarına hemen her yerde rastlıyoruz. Ne var ki, son yıllar da Avrupa Birliği standartlarına uygun yeni yasalar çıktıkça, çarşı da Pazar da geleneksel hal almış sebze fidesi satışları da değişiyor. Daha sağlıklı ürünler elde edilebilsin diye sertifikalı fidecilik, organik fidecilik veya değişik isimlerle satışa sunulan sebze fideciliğinde fırsatçılar adeta bayram ediyor. Vatandaşa, “bağ” halinde sebze fidesi satışı için “yasak” getirildi denerek, Trabzon ve ilçelerin de üstelik Tarım Kredi Kooperatifleri &#160;Satış mağazaları da dahil olmak üzere sebze fidesinin tanesini bir liraya satılırken, aynı fideler Erzurum’dan getirilerek Bayburt’un köylerin de bile 50 kuruşa satılıyor. Bayburt’un Akşar ve Pamuktaş köylerine getirilerek buralar da tüm sertifikalı sebze fideleri 50 kuruşa satılabilirken, aynı fidelerin Karadeniz Sahil yolu boyunca bir liradan satılıyor olmasının mutlaka bir gerekçesi olmalı öyle değil mi? &#160;</div>
<div><img src="/images/upload/image/fide/fide01_.JPG" alt="fideciler" width="300" height="205" vspace="3" hspace="3" border="2" align="right" /></div>
<br />
<div>Pamuktaş köyü Muhtarı Mehmet okumuş, vatandaş sebze fidesi için sıkıntı çekmesin diye fidecileri köylerine davet ettiklerini belirtip, bunu bir kamu görevi olarak görürken, sahil yolu üzerindeki sebze fidesi satışı yapanların ne kamu hizmeti ne de vatandaşın alım gücü kaygıları bulunmuyor. Erzurum fideleri ile Trabzon’daki sebze fidelerinin tohumları ya da yetiştirilme şartları dikkate alındığın da aslında Erzurum fidelerinin daha pahalı olması gerekiyor. Coğrafya ve iklim şartları ile Erzurum ya da Bayburt, yere her dikilenin susuz can bulması mümkün değil ama Karadeniz sahil boyunda sebzeler için ayrıca bir emeğe pek ihtiyaç yok. Fakat, ne yazık ki her şeyde olduğu gibi sebze fideciliğin de de Trabzon başta olmak üzere Karadeniz sahil yolu boyunca onca sebze fidecisi var ama serbest piyasa dense de herhangi bir rekabet de görülmüyor. &#160;Tüm sebze fideleri, fideciler de Erzurum fidelerinin iki katı fiyatına satılıyor. İster istemez vatandaş, sebze fidecilerinin bağ satışı yasağını bahane edip, bu işi bir fırsatçılığa dönüştürdüklerinden haklı olarak yakınıyor.</div>
<br />
<br />
<div>Bağ bahçe işleri ile uğraşanlar bilir, çarşı ve pazarlar da 20-25 fide, bağ haline getirilip bu bağları 2-3 liraya satılırdı. Ancak, bu geleneksel sebze fidesi satışlarının yerini son yıllar da sebze fideciliğine belli standartlar getirilsin diye de Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı yönetmelikler yayınlıyor. Ticari amaçla üretilen, dağıtımı ve satışı yapılan, ithal ve ihraç edilen sebze türlerine ait fidelerinin, tespit edilen standartlara uygun, kaliteli ve sağlıklı olarak üretilmesi ve pazarlanması esaslarını belirleyen bu yönetmelikler, ne yazık ki fide fırsatçılarınca istismar ediliyor. Bu yönetmelikler gereği bir fidenin üzerin de etiketlerinin bulunması zorunluluğu olduğu halde, Trabzon başta olmak üzere ilçeleri ve Karadeniz sahil yolu üzerin de sebze fidesi stantları açmış fideciler deki tek standart tüm fidelerin &#160;tanesinin bir liradan satılması.&#160;</div>
<div><img src="/images/upload/image/fide/fide02_.JPG" alt="muhtar mehmet okumuş" width="300" height="192" vspace="3" hspace="3" border="2" align="left" /></div>
<br />
<div>Oysa ilgili yönetmelik, fide satışı yapılan yerler de “Fideler, üreticinin kendisi tarafından temin edilen etiket ile satışa sunulur. Her fide ambalajına bir etiket yapıştırılır. Fide ambalajlarında veya etiketlerde aranacak şartlar;</div>
<br />
<br />
<div>“a) Üretici firmanın adı ve adresi, b) Tür adı, c) Çeşit adı, ç) Fidenin üretildiği tohumluk partisinin numarası, d) Ambalaj içerisindeki fide miktarı, e) Ambalajlama tarihi, f) Fide ilaçlanmışsa ilacın adı” şekilde sıralanıyor. (na)</div>
<br />]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/gundem/firsatci-fideciler-h370.html</guid>
      <pubDate>Mon, 26 May 2014 01:22:03 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/firsatci_fideciler_h370.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çobanlık değere bindi!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/aktuel/cobanlik-degere-bindi-h369.html</link>
      <description><![CDATA[Hayrettin, Çobanlığı övdükçe övdü, köylerinde daha önce çobanlık yapanlardan övgüyle söz etti. Çoban bulabilmek için çok uğraştıklarını, şimdi eskisi gibi rahatlıkla çoban bulamadıklarından yakındı. Yedi aylık bir çobanlık için 28 bin lira verdiklerini, bu gidişle hayvancılık yapamayacaklarını, bir büyükbaş hayvan için çobanlık ücretinin 170 lira olduğunu anlattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;Çobanlık deyip geçilirdi her zaman ama şimdiler de artık Çobanlık kıymete bindi. Değerlendi. İsteseniz de çoban olmak hem meziyet istiyor hem de herkesten çoban olmuyor. İşsizsiniz diyelim ama bir köye çoban gideceksiniz, bunun için referanslı olmanız gerekiyor. Üstelik o bile yetmiyor, güvenilir, dürüst ve işinin ehli olmak yani liyakat da aranıyor bu mesleği yapabilmek için. Siyasetçilerin bile, “Versen iki koyunu güdemez” sözü de “Güvenilir” olmaya bir atıftır. Eski siyasetçi ve Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Siyasi kariyeri boyunca, çocukluk yıllarında çobanlık yaptığı için "Çoban Sülo" lakabıyla anıldı yıllarca. Dolayısıyla Çobanlık, öyle sıradan ve önemsiz bir iş gibi algılansa da aslı hiç de öyle değil, hele bugünler de çoban bulabilmek çok büyük çabalar gerektiriyor.</p>

<div><img align="right" alt="Çobanlar, kurunda hayvanları suluyor" border="2" height="196" hspace="3" src="/images/upload/image/coban/cobanlar_04_.JPG" vspace="3" width="300" /></div>

<div>Tokat’ın Erbaa ilçesinin eski beldelerinden Akça köyünün muhtarı Lütfü Kapusuz abi ile telefonda konuşuyoruz. Çoban bulamıyormuş, belki bir önerimiz olur diye bana da soruyor, “Var mı oralar da çobanlık yapabilecek bir tanıdığın, ya da Azeri veya Gürcü de olabilir. Aile olarak ta ağırlayabiliriz, bir çoban bulamadık” deyince hayret ettim. Çiçeği burnunda yeni muhtar Lütfü abi, üzerine aldığı sorumluluğu bihakkın yerine getirebilmek için çabalıyor. Tabi, ilk kez böylesi bir sorunla karşılaşınca da ne diyeceğimi bilemedim ve umut verici konuşamadım. Birkaç gün sonra Bayburt’un Pamuktaş köyüne yolumuz düşünce burada da çobanlıktan sohbet açıldı. Hayrettin, Çobanlığı övdükçe övdü, köylerinde daha önce çobanlık yapanlardan övgüyle söz etti. Çoban bulabilmek için çok uğraştıklarını, şimdi eskisi gibi rahatlıkla çoban bulamadıklarından yakınıyor. Yedi aylık bir çobanlık için 28 bin lira verdiklerini, bu gidişle hayvancılık yapamayacaklarını, bir büyükbaş hayvan için çobanlık ücretinin 170 lira olduğunu anlatıyor.&nbsp;</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Vikipedi gibi kaynaklar da &nbsp;Çoban için “Çoban, gerek ağılda gerek otlakta, kendisine emanet edilen ya da kendine ait koyun, keçi ve sığır sürüsünün bütün sorumluluğunu taşıyan kişi. Sadece sığır güdüyorsa, sığırtmaç ismini alır. Çobanın görevi, hayvanların beslenmesi, sağlığı, üremesi, ilaçlarının yapılması ve kırkılmasıyla ilgilenmektir. Modern hayvancılığın geliştiği ülkelerde, çobanın okuldan yetişmiş, üstelik tecrübeli bir çobanın yanında uzun bir hazırlık devresi geçirmiş olması istenir. Omuzlarına aldıkları dikişsiz, kolsuz, keçeden üstlük olan kepenek giyerler. Çobanın yaşama şartları her mevsime göre değişir. Kışın bütün sürü ağılda gerektiğinde kapalı kaldığı halde, yazın bir kısmı çiftliğin yanındaki çayırlarda otlar, bir kısmı da dağ otlaklarında yayılır. İster çiftlikte kalsın, ister sürüyle birlikte dağa çıksın, çoban her an için hayvanların bekçiliğini yapmak, bakımlarını sağlamak, doğuran hayvanlara yardım etmek, sütlerini sağmak, elbette bu arada kendi ihtiyaçlarını da karşılamak zorundadır” dense de Çobanlık, yöreden yöreye değişiklik gösteriyor.</div>

<p></p>

<p></p>

<div><img align="left" alt="Otlaklar" border="2" height="200" hspace="3" src="/images/upload/image/coban/cobanlar_03_.JPG" vspace="3" width="300" /></div>

<p></p>

<div>Bizim yazımıza konu Bayburt’ta çobanlık, yukarı da izah edilen çobanlıktan farklı. Çok daha özgür ve sınırlı bir görevi var. Buradaki çobanlık, her sabah erken saatlerde köy meydanında toplanan küçük veya büyükbaş hayvanları, &nbsp;“mallık” veya “tosunluk” olarak ayrı ayrı alıp, ekili ve dikili alanlara zarar vermeden, köyün otlaklarına götürüp, otarmakla oluyor. İkindiden sonra da otlağın uzaklığına göre karnı doymuş hayvanları yine sabahki toplanma yerine kadar getirmekle çoban günlük görevini yerine getirmiş oluyor. Tüm hayvanlar, kendi evlerinin yolunu bildiği için çobanın hayvanları tek tek evlerine götürme gibi bir sorumluluğu yok. Çoban, &nbsp;kendisine emanet edilen hayvanların can güvenliği ve beslenmesinden sorumlu. Koyun ve keçi gibi küçükbaş hayvanlar için çobanın sorumluluğu daha farklı. Küçükbaş hayvanlar, yaz mevsiminde köy otlaklarına inip, çıkmasın diye çobanlar, otlakların yakınında çadır kurarak, koyunları açık hava da “per” denen koyun yatakların da yatırıyor. Büyükbaş hayvanlar için böylesi bir uygulama söz konusu olmuyor.&nbsp;</div>

<p></p>

<div><img align="right" alt="çobanlar, çay saatlerinde" border="2" height="200" hspace="3" src="/images/upload/image/coban/cobanlar_02_.JPG" vspace="3" width="300" /></div>

<p></p>

<div>Biz, Pamuktaşın büyükbaş hayvanlarının otlağında çobanları izledik. İkisi “mallık” denilen dişi hayvanları, diğer iki kişi ise “tosunluk” denilen erkek büyük baş hayvanları otarıyordu. Guycuklar denilen yerdeki su kaynağına hayvanları sulamak için getirdiklerinde önce mallık geldi su kurunlarına. Mallık, kurunlar da suyunu içip çekilince de tosunluk geldi aynı kurunun başına. Onların sulanması sırasın da çobanlar, çay yapıp içti ve azıklarını yediler. Çobanların en büyüğünün belinde bir tabanca ve bir de yanların da çoban köpeği vardı. Kurunun başında suyunu içen özellikle tosunlar, kendi aralarında dövüş amtremanı sayılabilen şakalaşmalar yaptı. Onca öküz veya tosunun bir arada olduğu ve boğa güreşlerinde gördüğümüz kavgalara tutuşmuyor olmalarına hayret ediyoruz. Sanki bize boğa güreşi veya dövüşünü gösterir hareketlerin dışında bir büyük kavgaya tanık olmuyoruz.Hayvanların su içmesi sağlandıktan ve çobanlar da öğlen molasını yaptıktan sonra her biri ayrı yönlerdeki otlaklara doğru yol aldılar. (mka)</div>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/aktuel/cobanlik-degere-bindi-h369.html</guid>
      <pubDate>Thu, 22 May 2014 03:07:32 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/12/cobanlik_degere_bindi_h369_78d33.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dağlardaki su deposu; Horoz gagası]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/daglardaki-su-deposu-horoz-gagasi-h368.html</link>
      <description><![CDATA[Mallık ve tosunluk, birbirlerine kur yapan sevgililer gibi sesleniyorlar ama birbirlerine ne dediklerini açıkçası anlayamıyoruz! Hava biraz değişiyor, rüzgar çıkıyor. Biz araçtan daha küçük tüpümüzü çıkarmadan hava şartlarının burada çay içmemize izin vermeyeceğini anlıyoruz ve bu fikrimizden vazgeçiyoruz]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;M. Kemal AYÇİÇEK - Bayburt<br />
&nbsp;</p>

<div>Küçük Pamuktaşa çıkmaya karar verdiğimiz de günü yarılamıştık. Havaya şöyle bir bakıp, bizi planımızdan çevirecek kadar bir olumsuzluk görmeyince kahvaltı sonrası “keyif çayını evde içelim” teklifini geri çevirdiğimiz Nuri, “ O zaman tüpü de alalım, Guycuklar da içeriz çayımızı” dedi. Bu teklifte hem benim hem de Necati’nin hoşuna gitti. Çatak’tan aldığımız hazır köfteler ve et var gerçi ama zaten yolumuz çok uzun da değil hem mangal için de hazırlık ve zaman gerekliydi. Izgaraya harcayacak zamanımız olmazdı, bunun için bir hazırlık da yapmadık. Apar topar atladık aracımıza ama Nuri, dağ bayır tanımayan jeepini satmış, onun yerine daha kibar bir BMW almış, onunla dağ yoluna çıkıyoruz.</div>

<p></p>

<div><img align="right" alt="horoz gagası" border="1" height="225" hspace="3" src="/images/upload/image/horoz_gagasi/hrzggsi_3.JPG" vspace="3" width="300" /></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Dağ dediysem öyle çok yüksek rakımlı bir yer değil, o köye yani Pamuktaşa adını veren, beyaza çalmış gri kayaların belki pamuk yükünü andırmasıyla akla gelmiş ve Bayburt’un Ermene yerine geçecek bir güzel isim olmuştu Pamuktaş köyü için. İki Pamuktaş var yan yana, birine Küçük pamuktaş, diğer, ne de Büyük Pamuktaş deniyor. Biz büyük Pamuktaşa değil ama kırk yıl önce çocukken çıktığımız küçük Pamuktaşa çıkıyoruz. O kırk yıl önce çıktığım insanlardan birçoğu şimdi hayatta değiller, biz de orta yaşlılar olarak gidiyoruz. Mejdefendilerin (Mecitefendiler) mahalleden Sorunluya doğru çıkıyoruz.Bu yolu yıllar öncesiydi, buğday yüklü bir kağnı üzerinde inmiştim Cemil'le birlikte, onların köyün koyunları tarafından yenmiş buğday bağlarını taşıyorduk. Rahmetli Gedime abla da gece karanlık basmış, 'neden gelmedi bunlar'diye teleşlanıp, bizi karşılamaya gelmişti. Çevre de ilk dikkatimi çeken rengârenk küçük kuşlar, daha önceleri hiç bu kadar farklı küçük kuş görmemiştim. Bir kaçına fotoğraf çekmeye çalışıyoruz ama araç sürücüsü bizim eski jeep şoförü Nuri olunca makinalarımızın biraz, parmaklarımızın ne demek istediğinden anlayamıyor! Şöyle adam akıllı, güzel bir kuş fotoğrafı çekemiyoruz!&nbsp;</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Aracın altı vurmasın diye bir iki darbe yiyince iyice yavaşlıyoruz, aheste denilen havada tırmanıyoruz o yokuşları ve tam Guycukları gördüğümüz düzlükte de araçtan inip bu kez yaya olarak devam ediyoruz yolumuza. İki binlerin üzerindeki bir rakımdayız ama yolumuz düz, nefes nefese kalmamak için de ağır adımlarla yürüyoruz küçük Pamuktaşa doğru. Fakat görmelisiniz bir bitki koleksiyonundayız sanki, ufacık tefecikte olsa, baharın gelişiyle boylanmaya başlamış bitkiler arasında kah abam ekmeği dediğimiz (Madımak), bizim yemlik olarak bildiğimiz (sakız otu), yine bizim Guguvak dediğimiz (mantar), yayla çayı ve horoz gagası veya gelin tırnağı (Annem, 'Gelin parmağı'dır o" diyor) &nbsp;dediğimiz Latince adı ile Jovibarba globifera’ya &nbsp;ve çok sayıda çiçeklere rastlıyoruz. Orada anlıyorum o kırk yıl önceki gidişimiz de yine o horoz gagalarını oradan hatırladığımı. Onca yıldır, birçok yere gitmiştim ama Horoz gagasını Küçük Pamuktaştaki gibi görmemiştim. Çocukken Büyük Pamuktaşa da gitmiştik, aynı rakımda sayılırlar, bu sefer gidemedik ama aynı floranın yani bitki çeşidinin orada da olacağından kuşkum yok!&nbsp;</div>

<p></p>

<p></p>

<div><img align="left" alt="küçük pamuktaş" border="1" height="225" hspace="3" src="/images/upload/image/horoz_gagasi/hrzggsi_1.jpg" vspace="3" width="300" /></div>

<p></p>

<div>Bitkilerle ilgili yazılar pek kolay değildir. Biz yerel anlam da halk arasındaki kullanılan bitki isimlerini dillendirirken, botanikçiler bu bitkilerin bilimsel isimlerini bilirler. Botanikçilerin verdiği isim Jovibarba globifera olsa da Avrupa’daki yayınlar da da tırnağa benzetildiği için olacak bizim Horoz gagası veya Gelin Tırnağı dediğimiz bu bitkiye onlar da halk dilin de “başparmak tırnağı” diyorlar. Dağcılar ve belki de çobanlar, bu ojeli gelin tırnaklarını andıran bitkileri yedikçe susuzluktan korunuyorlar. Biz de bol bol yiyoruz bu çocukluk meyvemizden hem de doyasıya. Zaten gezi dönüşü Anneme bunu anlatırken, “kes anlatma yeter, anlatacağına biraz da bize getirseydin ya!” diye haklı bir tepki verdi. O bizden iyi biliyordu Horoz gagasının tadı ve lezzetini, hele de susamışsanız tabi.<br />
<br />
<br />
Su dolu yapısıyla Sukulent diye tabir edilen etli çiçekli bitkiler ailesi Crassulaceae türlerinden sayılıyor bizim Horoz gagası veya gelin tırnağı. Batılı kaynaklarda yetiştiği yerler Doğu ve güney Alpler, Karpatlar ve Arnavutluk'un kuzeyindeki güney batı Balkanlar olarak geçiyor. Haziran'dan Ağustos'a kadar çiçek açan ve kendiliğinden doğa da yayılan çok yıllık bitki. Bu türler deniz seviyesinden 1,100 - 2,200 metre (3,600-7,200 ft) yükseklerde kayalık bölgeler de ve dağlar da bulunuyor. Tabi aslında şehirlerde çocukların arberetum denilen botanik park ve bahçeler de bile göremeyeceği bu tarz bitkilerin kendi doğal ortamlarında görülmesi, tanınması ve yaşanması, her şeyi görerek, dokunarak ve belki yiyerek büyümesi, eşsiz bir deneyim olur. Keşke imkânı olan okullar da öğrenciler, bu tür yerlere kültür gezileri düzenleyebilseler. Baksanıza ben bu ortamı görünce tam kırk yıl öncesine dönüverdim, horoz gagalarının birinden diğerine geçişim bile bana büyük heyecan veriyordu.&nbsp;</div>

<p></p>

<div><img align="right" alt="horoz gagası" border="1" height="225" hspace="3" src="/images/upload/image/horoz_gagasi/hrzggsi_2.JPG" vspace="3" width="300" /></div>

<p></p>

<div>Küçük Pamuktaş ’ta iki saat kadar kaldık, insanın ayrılası bile gelmiyor. Hava biraz değişiyor, biz küçük Pamuktaşa giderken topladığımız mantarları ayrı ayrı yerlerde toplamıştık, yanımızda bir poşet olmadığı için üzerimden montumu çıkarıp, ters çevirip mantarlar için onu poşet olarak kullanıyoruz. Guycuklardaki kurunun yanına gitmeden uzaktan seyrediyoruz, köyün önce mallığı ardından da &nbsp;tosunluğunun ayrı ayrı su için kuruna ilerlediğini. Kurun (Hayvanların birlikte su içebildiği büyük yalak)a biraz mesafeden büyükbaş hayvanların su içtikten sonra kurundan ayrılmasını izliyoruz.<br />
<br />
<br />
<br />
Mallık ve tosunluk,(Mallık ve tosunlu:Köyün sığır ve tosunları ayrı ayrı birer çoban tarafından otlatılır.Bunların genel adıdır, 'Mallık ve tosunluk') birbirlerine kur yapan sevgililer gibi sesleniyorlar ama birbirlerine ne dediklerini açıkçası anlayamıyoruz! Hava biraz değişiyor, rüzgar çıkıyor. Biz araçtan daha küçük tüpümüzü çıkarmadan hava şartlarının burada çay içmemize izin vermeyeceğini anlıyoruz ve bu fikrimizden vazgeçiyoruz. Zaten esen rüzgar da öyle bizim sahillerdeki esintilere benzemiyor, resmen dağdan kovarcasına sert ve ıslık çalarak esiyor. Çaresiz araca binip, geriye dönüyoruz. Orada içemediğimiz çayımızı Nuri’nin köyde “Nuri beyin konağı” diye adlandırılan evinde içip, Akşar’a doğru yola koyuluyoruz. Küçük Pamuktaş ‘ta topladığımız doğal mantarları (Guguvak) Bayburt’ta yeğenlerimizle akşam yemeği yapıyoruz.&nbsp;</div>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/daglardaki-su-deposu-horoz-gagasi-h368.html</guid>
      <pubDate>Wed, 21 May 2014 03:52:09 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/10/daglardaki_su_deposu_horoz_gagasi_h368_6f6bb.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Annemin tohumları !]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/cevre-ve-yasam/annemin-tohumlari-h367.html</link>
      <description><![CDATA[Karadeniz kadınlarının diri hafızaları ve konu komşu ile diyaloglarıyla şekillenir Karadeniz de tohum kültürü. “Ne diktun de ba bakayım” la başlayan sohbetler, “ne fidanı var elun de” ye, “Bunun tohumundan bana verecesun” a  kadar uzanır. Sonra, o tohumlar, fideler, elden ele gezer ve en güzel ürünler bu şekilde elde edilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[&#160;M. Kemal AYÇİÇEK&#160; <br />
<br />
<div>Karadeniz de ekim, dikim ayları tohumlar, öyle kitaplar, broşürler veya Tarım Bakanlığı’nın birimlerince verilen hizmetler dikkate alınarak yapılmaz. Karadeniz kadınlarının diri hafızaları ve konu komşu ile diyaloglarıyla şekillenir Karadeniz de tohum kültürü. “Ne diktun de ba bakayım” la başlayan sohbetler, “ne fidanı var elun de” ye, “Bunun tohumundan bana verecesun” a &#160;kadar uzanır. Sonra, o tohumlar, fideler, elden ele gezer ve en güzel ürünler bu şekilde elde edilir. Bir sonraki yılın tohumları artık, o yıl ürünün beğenilip, beğenilmemesiyle hazırlanır yeni yıla. Tohum herkese her sene verilmez, ürünü beğenilen tohumlar, Karadenizin kadınları arasında yayılır, çoğalır ve yaşar. Ben Annemin fasulye (pakla) tohumlarını anlatmak istiyorum. Annem, resmiyete bakılırsa on bir çocuk annesi ama iki çocuğu sahte ölü. Bu sahte ölülerden biri ablam, diğeri de benim zaten!</div>
<br />
<br />
<div>Bir yandan kurumuş fasulyeleri den ederken bir yandan da o fasulye denleri ile konuşurken yanına iliştim annemin, ben normal de fasulyeleri kabuklarından ayırıyor diye düşündüm. Yardımcı olayım dedim ama ne zaman anneme yardım etmeye kalksam olur bir sakarlık, farkına varmadım. Den ettiğim fasulyeleri onun önündekilere atar atmaz, “Dur, onları bunlara katma” dedi. “Niye?” dememe kalmadı, “Onlar tohum olacak, ben yemeklikleri seçiyorum” dedi. Baktım, hepsi de kurutulmuş fasulyeler işte, kurumuş fasulyenin içinde beyaz, siyah, kahverengi ya da sarı renkleri fasulye tanelerinin farklı anlamları olur mu? Hepsi de fasulyeydi benim için tabi. Meğer, her birerinin ayrı ayrı anlamları ve önemleri vardı fasulye tanelerinin, ben onları bilmiyordum. Bana kalsa, git bir büyük AVM’ye, orada renkli renkli, allı, pullu ambalajların da hazır olan, hatta üzerlerin de fotoğrafları da bulunan tohumlardan al birer paket, getir ver annene, o da diksin bahçesine, olsun bitsindi. Birkaç kez de öyle yaptıydım zaten ama yine annem bana, “Bana bir daha sen tohum getirme, karıştırdın kafamı, bana benim tohumlarım yeter” diye fırça da atmıştı, bu sonradan aklıma geldi.</div>
<br />
<div><img src="/images/upload/thm_2.JPG" alt="tohum" width="400" height="334" align="right" /></div>
<div>Annem, şehirlerin marketlerinde satılan allı, pullu tohum poşetlerini hiç sevmedi. Meğer, annem ve komşularının kendileri zaten birer ziraat mühendisi. Biz elinde diploması olanlara mühendis diyorduk oysa ama onların mühendisliği, toprağın yapısına, neyin ne zaman ekilip, hangi tohumunun nasıl bir ürün vereceğine kadar varan bir büyük yazılmamış bilgelikleri var. Bunu şimdinin genç kızları pek anlayamıyor veya anlamak istemiyorlar. Neyse, annemin tarif ettiği gibi ben de ayıkladığım fasulyeleri, ayrı bir yere yığmaya başladım. Annem, o kurumuş ama bir salkım gibi kurumuş fasulyeleri eline alıp, “Bunları göreceksin, paçavra gibi asılır hereklerden”diye övüyor. O “Paçavra” dediği de, tandır yaktıktan sonra tam ekmek vurma aşamasına gelen tandırda alev islerini almak için tandıra sarkıtıp, tüm tandırda dolandırdığı bir bez parçası. O yıkanıp asıldığında, salkım saçak gibi görünüyormuş. O kuru fasulyeler, işte o paçavra gibi salkım saçak ürün veriyormuş, onu anlatıyor.</div>
<br />
<br />
<div>Baktım ki Tohum, belki pek dikkatimizi çekmiyor ama başlı başına bir ilimmiş. Al tohumu at bahçeye, o da ürün versin ve al sen fasulye ye diye bir şey yok. Aldığın fasulye tohumu kılçıklı , telli bir fasulye ise onun yemeği pek beğenilmez mesela. İlk cemre toprağa düştüğünde derken, Cemre’ye “cemile” diyor annem, karalahana tohumlarını Galandar’da,(Ocak ayı) ekip, April (Nisan ayı)’de toprağa dikiyoruz. Annem, Rumi Takvimi (kocakari ayları) aylarına göre hesaplarını yapıyor. Çoğu zaman da bizim aylarla karşılaştıracağımız zaman bir hesaplamalara giriyoruz ve böylece anlaşıyoruz. Onların ayları Kalandar (Ocak), küçük ay (Şubat), Mart (mart), April (Nisan), Mayıs ayı (mayıs),Kiraz ayı (Haziran), Ḉürüḳ ayı/Orak ayı da denir (Temmuz), Ağustos ayı (Ağustos) İstavrit ayı (Eylül), Koç ayı (Ekim), üzüm ayı (Kasım), Sığırkoyan (Aralık). Kısaca bizim Miladi takvime göre Rumi takvim de aylar, 13 gün geriden başlıyor. Pırasanın tohumu Küçükayı’nda ekilir, kiraz ayında dikilir. Mart ayının dokuzunda Kabak dikilir derken 1996 yılında vefat etmiş annesini anıyor annem. “Annem, tay sepetiyle getirmişti bir kabak, balta ile onu yarmış, bileğiyi doldurmuş, pişirmişti feli. Sabah akşam kabak felisi yemiştik o zaman, şimdi yok o bereket, ben daha öyle bir kabak görmedim şimdiye kadar” diyor.</div>
<br />
<br />
<div>Geçen yıl bir AVM’den almıştım 4 çeşit fasulye. Sırık ve yer olmak üzere, onları anneme verince, sırf ben verdim diye beni kırmamış ve dikmiş ama yaşlanıp bir de ameliyat olunca ürünlerin olduğu zaman bahçeye giremedi. Aslında Karadenizli bir kadında kendi diktiği fasulyeleri, kendisi toplamak ister. Bu yüzden de başkasının fasulye toplaması pek sevilmez. Çünkü, fasulye toplayan, hangi fasulyelerin tohumluk kalacağını, hangilerinin toplanması gerektiğini bilemez. Onun bir düzeni var işte. Ameliyat olup, bağa bahçeye annem giremeyince evde kim varsa o sıra taze fasulye için bahçeye girip, kafamıza göre topladık tabi ama meğer annemin tohumluk olarak bıraktığı fasulyeleri de toplamışız! Tohum ne ki, zamanı gelince ortaya çıkıyor, meğer o güzel fasulyeler, daha dalındayken tohumluk olarak ayrılıyor. Hangisi verimli, hangisi dayanıklı, hangisi bizim bölgemiz de güzel olan fasulye. Öyle ya, fasulye sadece tazeliği değil aynı zaman da turşusu ve kuru haliyle de yemekler de kullanılan bir üründü. Onun için sadece fasulye için bile o diplomalılar için bir kürsü kurulabilirdi! Tohumları ekmiş annem ama beklediği sonucu alamayınca da bana, “Bir daha bana sakın tohum getirme sen” diye fırça attıydı ama şakadan değil, Annemin söyleyiş tarzından anladım gerçekten söylediğini, “tamam” dedim. Dedim ama ben de mesela Balıkesir’in Sındırgı ilçesine &#160;gittiğim de Pazar yerini gezerken, anneme tohum alayım demiş almıştım ama o tohumlardan annem hiç söz etmez, demek ki bir daha ekmedi onları.</div>
<div><img src="/images/upload/thm_3.JPG" alt="fasulye tohumu" width="400" height="300" align="left" /></div>
<br />
<div>Benim getirdiğim tohumlar da fasulye ama bizim yöreye uygun değillermiş meğer, ama annemlerin komşularla olan tohum kardeşliği, deneme- yanılma ile gerçekleşmiş bir zinzir. Mesela o çok sevdiği ve “Sedat’ın tohumu” dediği, “tezluk” yani kırk günlük fasulye ki, karadeniz’de genellikle fasulyelere “pakla” denir, turşusu, yemeği, deni ve verimi bol ve güzel olan bir çeşit beyaz fasulye. Annem, tohumu kimden alıyorsa o tohumun adı da aldığı insanlar oluyor. Bir de “Esmanın tohumu” dediği de Anastan gelmiş, geniş yapraklı ve tam kızartmalık fasulyeymiş. Hem kılçıksız ve hem de deni fazla iri olmayan ama etli fasulye. “Sonanın tohumu” dediği, Suna ablanın kızının, “abla sen bir gör bu fasulyenin verimini, bak daha bırakır mısın?” dediği, eğri ve telsiz fasulyeymiş. Annem, Asuman için o eğri fasulyelerin tohumlarından ayrı bir kenara koyuyor, ona verecek. Benim getirdiğim tohumlardan sadece siyah denli olanı tanıyamadı annem. “Bu nerdendi?” diye bana sorunca, “Benim geçen sene getirdiğim fasulyelerden anne” dedim, güldü, “bittek bu iyiydi ama rengi gara, bunun denini sevmeysunuz ki” deyiverdi. “Bana bir daha tohum getirme” derken ki refleksi de, kendi tohumlarına aşinalığından kafasının karışmasına bir tepkiydi zaten. Meğer, fasulye sadece tazelik değil, aynı zaman da den olarak ta yemek yapılınca siyah fasulyeden kuru fasulye olunca beğenmiyormuş çocuklar, bu yüzden de o tohum pek muteber olmuyordu işte ama bunu yalnızca anneler anlayabiliyor demek ki!</div>
<br />
<br />
<div>Karadenizli yaşlı kadınlar biliyor tohumların önemini ve değerini tabi. Herhangi bir yere giderken ya da bağ bahçe işleri ile uğraşılırken rastlanınca yol boyunca da soruluyor, “ne ekiyorsun, ne dikiyorsun?” diye. Kim ne dikiyorsa, diktiği tohumun özelliklerini söylüyor, eğer o tohum için iyi bir referans veriliyorsa onun tohumundan alınıyor. Fasulye mevsimin de de toplanan ürünler, ya da bahçede görülünce verimi, dikkat çekiyorsa bu kez de, “Bana bundan tohum vereceksin ha” diye tembihleniyor. O fasulyeden tohum alınıp, ekiliyor. Komşuların birbirleri ile olan tohum alış verişleri de bölge de en iyi ürünün yıldan yıla devamını sağlayabiliyor. Annem, bazılarının tohuma gereken önemi vermediğini, tohum dikim zamanın da daha iyi anladıklarını ifade ederken, “insana tohum bir defa verilir, aynı tohumdan aynı insana her yıl yıl tohum verilmez. Bir tohum verilmişse ondan sonraki tohumları o tohumu alanın hazırlaması lazım, ama iyi tohum vermişim, &#160;bana gelip, ‘Abla, bize verdiğin tohumlardan tohum edemedik, gelen toplamış, giden toplamış bize tohum kalmamış, yine aynı tohumdan ver bana’ denmesi, ayıptır. Tohum önemlidir. Her insana da tohum verilmez. Bizim Kıymet, benden tohum istedi. Verdim, bende ona dedim ki ne tohumu var sen de ver bana bakayım, bana o beyaz mısır tohumu gösterdi, yok istemem dedim. O Gürcistan’dan gelen tohum, istemem ondan. Bir sene diktim, iyi bir şey değildi, lezzeti yoktu” diyor. Tamam çarşıdan pazardan da fasulyeler alınıyor ama kalıcı olan fasulyeler, tohumu ile bölgeye uyumu sağlamış fasulyelerden şaşılmıyor. Annemin özenle hazırladığı fasulye tohumlarını tamamladık. En çok da benim sevdiğim hamsi tavası gibi kızartmalık fasulyeleri nazlatıyor annem, ne de olsa ben kolay beğenebilen biri değilim, ne yemek ne de sebze tabi!<img src="/images/upload/thm_1.JPG" alt="taze fasulye tohumu" width="400" height="282" align="right" /></div>
<br />
<br />
<div>Bahçelere Salatalık (Karadeniz de genel olarak bostan denir), domates, Fasulye, kabak, lahana, soğan &#160;ve mısır da ekiliyor. Annem, Mısır ekim zamanı için “Hacı deden ludurup zamanı derdi, bizim April’in (Nisan) 24’ü, ( Miladi takvime göre 7 Mayıs demek) geldi mi tarlaya mısır ekilme zamanıdır. Biz de April 25’inde mısır ekeriz ama biz hala ekmedik” diyerek, geç kaldığımızı ima ediyor. Mısır ekilecek alan hazır tabi ama bu sefer denemek için ziraat mısırı ekilecek. Ama bizim yerli mısır da ayrıca ekilecek tabi. Geçen yıl ablamda görünce annem sırf denemek için bu yıl belli bir kısıma ekilmek üzere Ziraat mısırına razı oldu yoksa dışarıdan gelen tüm tohumlara genelde karşı çıkıyor. Ben de ona hak veriyorum. Annem, televizyondan tohumların genleri ile oynandığını filan duyunca iyice huylanmış, o nedenle de ben de olsam ona tohum getiren olursa biraz daha dikkat kesiliyor tohum olayına. Salatalık için getirdiğim fideler de aynı durumu yaşamıştık ve annem;</div>
<br />
<br />
<div>“Dışarıdan gelen salatalık &#160;asmaları hemen kuruyor oysa bizim &#160;bostanlar (salatalık) güze kadar ürün veriyor. Dışarıdan gelen tohumlar, bizim buralara göre değil, belki onlar seralar içindir. Bir de onlar çok verse de bizimkiler gibi ne kokusu ne de dayanıklılığı yok. Onun için dışarıdan mümkün mertebe tohum ya da fide getirmemeye bak. Biz hem tohumunu ekiyoruz kendi sebzemizin tüm tohumu bizde var, biber, domates, salatalık hepsi de var. Başka tohuma gerek yok”</div>
<br />]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/cevre-ve-yasam/annemin-tohumlari-h367.html</guid>
      <pubDate>Mon, 12 May 2014 01:00:47 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/annemin_tohumlari_h367.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hanifta, cennet meyvesi!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/hanifta-cennet-meyvesi-h366.html</link>
      <description><![CDATA[Ama onlara biz Karadenizliler, “yabani ot” muamelesi yapmayız. Onlar, yani Haniftalar, Allah’ın insanlara baharla birlikte sunduğu ilk meyvedir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;Karadenizliler, “Hanifta” dendiğin de hemen anlar, tanır bilirler tadını, kokusunu, bitkisini, nereler de yetişip, yetişmediğini. Öyle bir tohumu veya düzenli bir bahçesi de yoktur Haniftanın. O kafasına göre, tutunabileceği bir güneşli açık alan bulunca kendi kendine alır başını gider. Kendine has kökleme ile gezinir, toprağa tutunur ve öbek öbek kendiliğinden çoğalır Karadeniz de. Nisan ayı ortasında sahillerde olgunlaşan Haniftalar, Haziran aylarında yayla yollarının kenarlarında bile bulunabilir. Hanif kelimesi Arapça’da “tertemiz, arı duru, pak” anlamına geliyor, Hanifta da tam da bu tanımlara uyan adeta bir cennet meyvesi işte!</p>

<div><img align="right" alt="" height="300" src="/images/upload/hanifta_26.jpg" width="400" /></div>

<div><br />
<br />
<br />
Hani bir şeyler biter şurada denir ya, onun için öylesi bir güzellik değil, tutunacağı birazcık toprak olsun, kayalıkların arasında bile bulur kendine bir yaşam alanı. Belki birçokları ona Dağ çileği derken, onu biraz böylesi kayalarla içiçe görmüş olmaktan böyle bir isimlendirmeye gitmişler ama yok o sadece kayalıklarla dolu alanlarda değil, dümdüz fındık bahçelerin de de, yol kenarlarındaki duvarların aralıklarında ya da duvarların üzerlerin de de vardır, ya da fındık ocaklarının çevresini sararlar. Ama onlara biz Karadenizliler, “yabani ot” muamelesi yapmayız. Onlar, yani Haniftalar, Allah’ın insanlara baharla birlikte sunduğu ilk meyvedir.</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Çocukluğun, kentlerin beton binalarında yaşanmadığı yıllarda bizler, Hanifta toplayarak baharın geldiğine tanıklık ederdik. İlk cemrenin suya, ikinci cemre havaya ve üçüncü cemre de mart ayının ilk haftasında toprağa düşünce çiçek veriyor Haniftalar ve nisan ayının ortasında da olgunlaşıp, sahilden yukarıya doğru olgunlaşıyor. “Yaban çileği” dense bile, şimdinin bağ ve bahçeler de üretilen çileklerinin minyon tipine bile benzemiyor.<br />
<br />
<br />
Tadı ve hoş kokusu ile tarımı yapılan çilekten çok farklı bir lezzeti vardır Haniftanın. Hanifta, kendi köklerinden uzayan iplik gibi asmasına dizilerek kolye diye boyunlara bile takılırdı. Olgun yumru meyvesi ezilmesin diye bir tedbir de aynı zaman da o kendi bağcığına dizilmesi Hanifta’nın. Güneşe bakan fındıklıklar da daha fazla bulunur. Her köy de nerede Hanifta vardır, nerelerde yoktur aşağı yukarı tüm Karadenizli çocuklar bunu bilir, bilmeyenler de büyüklerinin yönlendirmesi ile zaten bir yerden hanifta toplayınca sonraki yıllarda o edindiği tecrübe ile aynı yerlerde hanifta zamanını bekler.</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Hanifta bahçelerinin sahibi vardır belki ama o meyvenin sahipliği olmaz. Kim nerede hanifta varsa, kendi rızkı kadar zaten haniftalardan nasiplenir. Ama her yer de de bulunmadığından toplaması bir hayli zahmetlidir! Yeğenlerim gelmiş Bayburt’tan, ama daha önce Saliha abladan duymuştum, “Mahmut amcanın çağılın duvarları hanifta doluydu, bir goşa aldım, yedim” dediğin de ben de niyetlendiydim, oraya gidip hanifta toplayacaktım. Yıllar olmuş, haniftayı tadımlıktan öte yiyememiştim. Ama duydum ki Bayburt’tan gelen yeğenlerim, bahsedilen yerde bir tane hanifta bırakmamış, amcamlara da ikram etmişlerdi. Onları yolcu ettikten sonra eşim, oğlum ve kardeşimle ellerimize birer tas alıp, ikindiden sonra çıktık hanifta toplamaya.<br />
<br />
<br />
<br />
Bir saatte ömrümün en fazla haniftasını bir arada gördüğüm bereketli bir hasılat oldu. Hem bolca yedik hem konu komşuya dağıttık. Sonraki gün kardeşim yine aynı yerden bu kez Recep ayı başlangıcı diye oruç tutan annem için iftariyelik hanifta toplamıştı, onlardan da bolca yiyebildik. Fazlasını babam ve annem reçel yaptılar. &nbsp;Çocukluğumuz da Haniftaları toplayıp getirdiğimiz de nenem bize tas ve şeker verir, onları kaşıkla ezdirir sonra da belki o tadın daha fazla olması için azıcık da su koyarak öylece birlikte yerdik. Tadına doyum olmazdı tabi.</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div><img align="left" alt="" height="267" src="/images/upload/hanifta_2.JPG" width="400" /></div>

<p></p>

<div>Biraz internette araştırayım dedim, genellikle Hanifta için “dağ çileği”, “yabani çilek” ifadeleri ile açıklanıyor ama birçok yer de mesela kocayemişle karıştırılıyor.<br />
<br />
Kocayemişi, hanifta veya dağ çileği ve yaban çileği gibi anlatanlar ve görsel olarak da paylaşanlar var.<br />
<br />
<br />
Oysa Hanifta’ya Yabani çilek denmesi bile bana göre o mucizevi meyveye hakaret olur. O bir cennet meyvesi, sade, doğal ve hormonsuz hoş kokulu bir bahar mucizesi. Kocayemişle de uzaktan ya da yakından bir ilgisi de yok. Ne görsel olarak ne de meyvenin görüntüsü ve bitkisi olarak da birbirleri ile bir yakınlıkları yok. Topladığımız haniftaların fotoğraflarını sosyal paylaşım sitelerin de yayınlayınca bile özellikle haniftayı yakından tanıyan ve bilenler, yorumlarıyla haniftaya olan özlemlerini dile getirdiler.</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Öte yandan <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Hanif">Vikipedi, özgür ansiklopedi de</a> Hanif (Arapça: حنيف) kelimesi tertemiz, arıduru, pak anlamlarına gelmektedir. Kur'an'da bu kelime insanın, Allah'ın yanı sıra başka bir güç ve hakikat kaynağı tanımadan, sadece bir olan Allah'ın yoluna en saf ve duru olarak kendisini teslim etmesi olarak tanımlanır. Hanif, bir Kur'an kavramı olarak tanımlandığında 'evrenlerin tek hakimi olan yaratıcıya duru olarak inanıp güvenen' anlamı taşır. Böylece başka ilahların varlığını reddeden kişi aynı zamanda kendi kişiliğini bulmuş ve şeytanlardan korunmuş olur. Bu kelime Kuran'da Allah'ın peygamberleri içinde ilk olarak İbrahim için kullanılmış ve her şeyi yaratan bir yaratıcı inancının nasıl gerçekleştiğini onun şahsında net olarak özetler. Sadece bir olan Allah'a inanmak aynı zamandan diğer tanrıları kabul etmemeyi zorunlu kılar. Bu nedenle kaynaklara göre, Kur'an henüz insanlara ulaşmadan önce tek tanrı inancını taşıyan kişilere Arapça hanif adı verilirdi. Bu kişiler İbrahim peygamberin yolunda oldukları için bu isimle anılırlardı. &nbsp;Saf ve duru (Hanif) olarak inanmak ve yaşamak ve bu şekilde tek olan Allah'a ve onun Kuran'da gösterdiği yolda yürümek yani yaşamaktır.<br />
<br />
<br />
<br />
Kuran'da bir olan Allah'ın yoluna saf ve duru olarak kendini adayan kişilere 'duru bir şekilde Allah'a teslimiyet gösteren' anlamında (hanifen müslima) denilmiştir. Ayrıca Allah yolunda teslimiyet gösterene Müslüman denilir. Müslüman kelimesi, saf ve temiz (Hanif) kelimesiyle bu bakımdan yakınlık gösterir. Bir anlamda müslümanlık 'hakikatin kaynağı yalnızca bir olan Allah ve O'nun kitabıdır' demektir. &nbsp;Saf ve duru yaşam tarzı "haniflik", Allah'a şirk koşmamak demektir. Hanif olmak aynı zamanda insan ya da Âdem soyuna Allah tarafından çizilen yaşam biçimidir. İslam kelimesi, Türkçe, "teslim olmak" demektir. İnsanoğlu tek yaratıcıya olan bu teslimiyeti, İbrahim peygamber gibi, aklını ve duygularını kullanarak elde etmiştir. Yaratıcıya teslim olmak yani inanmak, akıl ve duygu aracılığı ile ve büyük bir güvenle olur.</div>

<p></p>

<p></p>

<div><img align="right" alt="hanifta" height="264" src="/images/upload/hanifta.JPG" width="400" /></div>

<p></p>

<div>Ayrıca yine <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87ilek">vikipedi de Çilek,</a>&nbsp;(<span style="color: rgb(34, 34, 34); font-family: arial, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 16.12px;">Fragaria vesca&nbsp;</span><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87ilek">)</a>, gülgiller (Rosaceae) familyası içinde yer alan bir bitki cinsi ve bu cins içinde yer alan türlerin meyvelerinin ortak adıdır. Dünyada, adlandırılmış 20'den fazla çilek türü vardır; ayrıca, çeşitli melezler ve kültivarlar da bulunur. Dünya çapında ticari olarak en çok yetiştirilen çilekler, bahçe çileği olarak adlandırılan Fragaria × ananassa melezinin kültivarlarıdır. Çilekler, değerli C vitamini kaynağıdır. İfadeleri ile anlatılıyor. (mka)</div>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/hanifta-cennet-meyvesi-h366.html</guid>
      <pubDate>Sat, 03 May 2014 03:10:53 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/10/hanifta_cennet_meyvesi_h366_4e5fe.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[TPAO, Enerji için seferber oldu]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/sizden-gelen/tpao-enerji-icin-seferber-oldu-h365.html</link>
      <description><![CDATA[Türkiye Petrolleri , son teknoloji ürünü cihazlarla  Denizler de ve karadan tüm Türkiye&#039;yi sismik yönden tarayıp, yeni petrol, doğalgaz ve jeotermal kaynakların tesbit edilmesi için adeta seferberlik başlattı. Barbaros Hayreddin Paşa sismik araştırma gemisi denizde,  3 farklı ekip de karada araştırmalar yapacak.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;Türkiye Petrolleri, karada ve denizde farklı yöntemler kullanarak yer altı enerji kaynaklarını saptamaya dönük dev bir seferberlik başlattı. Bu kapsamda Barbaros Hayreddin Paşa sismik araştırma gemisi denizde, 3 farklı ekip de karada araştırmalarına başlıyor. İleri sismik araştırma teknolojilerini kullanabilen Barbaros Hayreddin Paşa gemisi denizde 2 ve 3 boyutlu araştırmalar gerçekleştirerek olası petrol ve doğalgaz kaynakları için sondaj öncesi verileri toplayacak.<br />
&nbsp;</p>

<div>Türkiye Petrolleri ekipleri 2014 yılı boyunca 2 ve 3 boyutlu sismik veri toplama kapasitesine sahip olan Barbaros Hayreddin Paşa sismik araştırma gemisi ile başta Akdeniz olmak üzere Türkiye'nin uluslararası haklarının bulunduğu sularda sondaj öncesi sismik verileri toplayacak. Bu veriler ışığında olası petrol ve gaz yataklarının olduğu bölgelere sondaj çalışmaları yapılacak.</div>

<div><img align="left" alt="" height="225" src="/images/upload/akcakoca_1.jpeg" width="400" /></div>

<p></p>

<div>&nbsp;Karasal alanlar da sismik araştırmaları yapmak üzere 3 ayrı ekip, farklı noktalarda çalışmalarını sürdürecekler. Kara ekiplerinin biri enerji kaynağı dinamit olan sondaj ekipmanlı, iki tanesi de vibrolu araştırma teknolojisi kullanıyor. Toplamda 38 teknik, 127 yardımcı personel ve 98 adet araç ve iş makinesinden oluşan Sismik 1 ve Sismik 2 ekiplerinin Türkiye karasal alanında 2014 yılında 1277 km 2 boyutlu, 761 km 3 boyutlu sismik veri toplaması hedefleniyor. Sismik 3 ekibinin ise Türkiye Petrollerinin Türkiye dışındaki projelerinde görev yapması planlanıyor.&nbsp;</div>

<p></p>

<p></p>

<br>

<p></p>

<div>Ankara'da Enerji Bakanı Taner Yıldız ve Türkiye Petrolleri Genel Müdür Vekili Besim Şişman'ın da katıldığı törenle seferberliği başlatan Türkiye Petrolleri Arama Daire Başkanlığı Jeofizik Operasyonlar Müdürlüğü, 2014 yılı sismik ekipler saha faaliyetleri ile ilk kez bu kapsamda bir operasyona imza atıyor. Sismik araştırma ekibini uğurlama töreninde bir konuşma yapan Bakan Yıldız, son 10 yılda arama faaliyetlerinin 11 katına çıktığını belirtti. Geçen yıl Türkiye Petrolleri tarafından satın alınan Barbaros Hayrettin Paşa sismik gemisi ile de denizlerdeki aramaların 6 katına çıkarıldığını belirten Yıldız, “1934 yılından bu yana açılan yaklaşık 4 bin 500 kuyunun üçte biri son 11 yıl içerisinde sizlerin gayretleriyle açılmış oldu. 2002 yılında toplam 52 bin metre sondaj yapılmışken, bu, 2013 yılında 305 bin metreye çıkarıldı. Son 11 yılda 2,3 milyon metre sondaj yapılmış oldu. Arama ve üretim sektörünün son 11 yılda yaptığı yatırım tutarı 7,5 milyar dolara ulaştı. Bunun yarısı Türkiye Petrolleri tarafından, diğer yarısı özel şirketler tarafından yapıldı” dedi.&nbsp;</div>

<div><img align="right" alt="" height="225" src="/images/upload/bhp_2.jpeg" width="400" /></div>

<p></p>

<div>Uğurlayacakları sismik araştırma ekibinin birçok ilde petrol, doğal gaz ve jeotermal kaynak arayacağını ifade eden Yıldız, sismik arama için kullanılan araçlardan 15 tane daha aldıklarını, bunların da bir süre sonra arama çalışmalarına katılacağını söyledi. Yıldız, Barbaros Hayrettin Paşa'nın çalışmalarına ilişkin de geminin, Kıbrıs açıklarında, Antalya civarında sismik arama yaptığını bildirdi.</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Sismik araştırma araçlarının çevreye zarar vermeden, yere titreşim yayarak araştırma yaptığını belirten Türkiye Petrolleri Genel Müdür Vekili Besim Şişman ise medyada yer alan “petrol bulundu” söylemlerine ilişkin kamuoyunun, doğruluğu Türkiye Petrolleri veya Enerji Bakanlığı tarafından te’yit edilmeyen haberlere itibar etmemesini istedi. Şişman ayrıca, dünya petrol sanayisinin kullandığı en ileri teknolojileri kullanan ekiplerin bu dev çalışması, Türkiye'nin önümüzdeki dönemde daha çok gereksinim duyacağı enerji kaynaklarının temini bakımından büyük değer taşıyor dedi.</div>

<p></p>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/sizden-gelen/tpao-enerji-icin-seferber-oldu-h365.html</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Apr 2014 12:53:50 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/11/tpao_enerji_icin_seferber_oldu_h365_bb7aa.jpeg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Zülfe’den Kırklar’a]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/gezigozlem/zulfeden-kirklara-h364.html</link>
      <description><![CDATA[Meğer, Zilfo’nun zirvesinde duman gözüktüğün de sahillerde yağmur yağdığını anlatıyormuş ve orada yağmur oldukça da bizim yaylada da rüzgar esiyor. Yıllar yılı biz de hep Zilfo’nun tepesine bakar, ona göre aşağıda havanın nasıl olup olmadığını gözler olmuştuk ama Zülfe’ye çıkmak hiç nasip olmamıştı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;M. Kemal AYÇİÇEK &nbsp;- &nbsp;Ağustos 2013 &nbsp;<br />
&nbsp;</p>

<div>Yarım asır olmuştu tam, çocukluğumuz da annemin evden dışarı çıktıktan hemen sonra geriye dönüp, bize “aşşada yağmur var ha!” deyip, birazdan rüzgar çıkacağını haber vermesini anımsıyorum. Nerden almış haberi bilmiyoruz, ne gelen ne de giden var ama onun haberleştiği bir yer varmış meğer, işte orası Zilfo’nun (Zülfe) zirvesi. Çok eski yıllar, bundan 40 yıl öncesi mesela, o yıllarda yollar yok, şimdi ki gibi araçlar da fazla değil, kamyonlar var, zaten onlarla birkaç ev bir araya gelip, yaz başında yaylaya çıkıyor, yayladan dönünceye kadar da haber alacak bir telefon bile olmadığı yıllar işte. Bizim Zülfe dağına Zilfo deyişimiz, şivemiz nedeniyledir. Zülfe, yerine genellikle Zilfo dediğimiz için yazı boyunca da Zilfo olarak niteleyeceğim.</div>

<div><img align="right" alt="" height="267" src="/images/upload/zulfe_2.JPG" width="400" /></div>

<p></p>

<div>Onun için Annemin “aşşağı” dediği yer, memleket. yani Trabzon’un Araklı ilçesi. Yayla için Rahmetli dedemin annesinden ona intikal etmiş ev de Bayburt’un Pamuktaş köyünde ve biz yayla için oraya çıkıyoruz. Yaylalarla komşu bir köy burası, Çukur yayla hemen yanı başındaydı zaten. Annemin, “Aşşağı da yağmur yağıyor, birazdan rüzgar çıkacak” demesini o zamanlar anlayamıyoruz! Sonra, Annemin haber kaynağının Zilfo’nun zirvesi olduğunu sonraki yıllarda anlayabiliyoruz! Meğer, Zilfo’nun zirvesinde duman gözüktüğün de sahillerde yağmur yağdığını anlatıyormuş ve orada yağmur oldukça da bizim yaylada da rüzgar esiyor. Yıllar yılı biz de hep Zilfo’nun tepesine bakar, ona göre aşağıda havanın nasıl olup olmadığını gözler olmuştuk ama Zilfo’ya çıkmak hiç nasip olmamıştı.&nbsp;</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>İstanbul’dan Nuri, dede ocağına yeni bir ev yaptırıp, yaz aylarında orayı mesken tuttu. Bir de ısrarla davet edince &nbsp;Zekeriya’nın İstanbul’dan gelip, Bayburt’a gitmesi vesile oldu. Tabi, Nuri, Zilfo’yu su yolu yapmış, her yıl orada çekildiği fotoğraflarla bizi baya bir heveslendirmişti. Biz ya zaman sıkıntısından, ya ihmalden çocukluğumuz da bile çıkamadığımız Zilfo’ya işte onlarla birlikte iki araçla birlikte gitmeye karar verdik. Hazırlıklara geceden başlanmıştı, evde yiyecekler de hazırlanmıştı. Giysiler, ayakkabılar derken sabah erkenden kalkıp 2 bin 700 metre rakımlı Zilfo’ya biz de 1797 rakımlı Pamuktaş’tan gidiyoruz. Bir önceki gün, 2 bin 400 rakımlı Ziyaret tepesi (Karaburga)ne çıkmıştık ve Menge yaylasının sırta kadar da aynı yolu takip ettik. Karaburga’nın ters tarafına, Menge yaylasının içinden geçip, Zilfo’ya daha rahat yürüyebileceğimiz düzlüğe vardık. Zilfo, tam da Pamuktaş’ın kuzey üstünde ama buradan yürüyüşle Zilfo’ya tırmanış saatler alabilirdi. O nedenle biz araçların çıkabildiği yere kadar gitmeyi yeğledik, beraberimiz de bizden yaşlı insanlarda var.</div>

<p></p>

<p></p>

<div><img align="left" alt="" height="300" src="/images/upload/zulfe_3.JPG" width="400" /></div>

<p></p>

<div>Bu arada Bayburt’ta arazinin yüzde 45'ini oluşturan dağlık alanda; Pulur (2300 m), Otlukbeli (2520 m), Saruhan (2400 m), Çoşan (2963m), Kop (2600 m), ve Çavuşkıran (2850 m) dağları güney kesimde batıda doğuya doğru sıralanır. Kuzey kesimde ise; Zülfe (2750 m), Kemer (2856 m), Soğanlı (2750 m), Haldize (3000 m), Kırklar (3350 m) dağları mevcuttur. Çoruh nehrinin çizmiş bulunduğu yayın orta bölümündeki sahanın doğusunda ise; Kaledere tepesi (2500 m) ve Ziyaret tepesi (2400 m) yer alır. İldeki Kop ve Soğanlı dağlarında çok sayıda yaylalar mevcuttur. Çoruh nehri ise 3239 metre yükseklikteki Mescit dağından doğarak güneydoğudan il sınırlarına girmekte ve Çoruh vadisine girerek ili terk etmektedir. İlin Soğanlı dağları üzerinde Haldizen (Balıklı Göl) ve Göloba (Atlı Göl) gibi bazı krater gölleri de mevcuttur. Burada Kırklar dağı olarak diye sözü edilen yer değil bizim Zilfo’dan sonra gittiğimiz yer, Kırklar şehitliği’dir. Balahor yaylasından Yağmurdere’ye giden yol üzerinde ve sağ tarafa düşüyor.</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Araçlarımızdan biri arazili jeep olunca yaşlılarla yol yürümekte zorlanacak olanları o araca verip biz yürüyüşe başladık. Uzun zamandır yol yürümediğimiz için tabi o yayla havasında insanın uzun süre yürüyebilmesi de zor. Kırtıl dediğimiz çimen türünün yaygın olduğu çimenlerden yukarıya doğru tırmanırken ara sıra mola veriyoruz. Yeni yeni açmaya başlayan vargit çiçeklerinden otlanıyorum yol boyunca, bir saati aşkın yürüyüşten sonra ulaşıyorum Zilfo’ya. Bizden önce araçla çıkanlar da henüz tam zirveye varamamışlardı, onlara yetişiyoruz ve hep birlikte Zilfo’nun zirvesindeki korkuluklara çıkıyoruz.&nbsp;</div>

<p></p>

<p></p>

<div><img align="right" alt="" height="267" src="/images/upload/zulfe_1.JPG" width="400" /></div>

<p></p>

<div>Zülfe, yarım asırlık ömrüm de çoğu zaman görebildiğim ancak çıkmaya hiç fırsat bulamadığım bir yerdi. Yıllardır bizim Nuri’nin gezi fotoğrafları ile hep hayal eder olmuştum. Hatta “Hiç çıkamam” diye de düşünüp, kahırlandığım zamanlar bile olmuştu. Zilfo’nun şimdi zirvesindeyiz. Belki çıktığımız yer, rakım olarak iki bin &nbsp;700’ler ama oradan Bayburt ovalarına hakim bir görüntüyü yakalyıyorsunuz! Gözünüzün alabildiği çok uzaklardaki yerleri tanımaya çalışıyoruz. &nbsp;Köse, Kelkit, Aydıntepe, Kop dağı, hatta daha da ilerleri. Müthiş bir zevk ve heyecan yaşıyoruz, bunların kelimelerle anlatılması için henüz sözcükler yeterli değil diyebiliyorum. Bir kartal düşünün gökyüzün de ve o Kartal’ın gözüyle bir bakın gezilen yerlere, yukarıdan, tepeden bakmak işte öyle bir şey sanki. Şu dağcılığa gönül veren insanlar geliyor aklıma, Dünya’nın sayılı zirvelerine çıkmak için canları pahasına yol alıyorlar ya, onlara gıpta etmemek ne mümkün diyor insan!</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Çok fazla kalamıyoruz Zülfe’nin zirvesin de, çünkü o annemin “aşağı da yağmur var ha” dediği işareti alıyoruz uzaktan, gökyüzün de hava birden değişiveriyor. Bize doğru dumanın yaklaşmakta olduğunu görüyoruz ama buraya da her zaman çıkma imkanımız yok ya, köyden bizimle gelen yeğenlerimizle elele verip Bayburt Türküleri eşliğin de kısa bir horon oyunuyor, halay çekiyoruz. Ardından da dönüşe geçiyoruz, en az çıkış kadar da dönüşte yine o kırtıl çimenlerinin kaygan zeminin de ayaklarımızı özenle atmak ve düşmemekle mücadele ediyoruz. Araçları bıraktığımız Menge yaylasının hemen üstün de birazcık soluklanabiliyoruz, acıkmışız da ama yemeğe zaman harcamadan bir an önce sis bastırmadan Kırklar şehitliğine çıkmayı hedefliyoruz. Yanımıza aldığımız atıştırmalık kurabiyeler, pastalarla araçlara binip yollanıyoruz. Menge yaylasının içinden geçiyoruz, son yıllar da yaylalar eskisinden çok daha süslü ve birbirinden güzel binalarla keliflerden artık modern çatılarla kaplı evlerin hakim olduğu bir hale dönüşmüş, bu hemen hemen tüm yaylalar da dikkat çekiyor.</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div><img align="left" alt="" height="300" src="/images/upload/zulfe_5.JPG" width="400" /></div>

<p></p>

<div>Tornovi’nin dereye inip, Aholuların yaylasındaki şifalı maden suyundan alıp, Hacıveli’nin sırta atıyoruz. Buradan da Balahor yaylası ve ardından da Kırklar şehitliğinin bulunduğu yere geliyoruz. Daha önce olmayan bir araç yolu ile şehitliğin hemen altına kadar rahatça ulaşıyoruz ama burada sise yakalanıyoruz. Sert esen bir rüzgâr altında seri adımlarla çıkıyoruz şehitliğe. Burada rüyasında “Kırklar şehitliğine bir mescit yap” denilen Araklılı birinin yaptığı mescit var ama kapısı kapalı. Şehitlikte asılı Türk bayrağı var ama maalesef rüzgârla bir hayli aşınmış haldeydi. Şehitliğin fazla rüzgâr almayan bir bölümün de Yasin, zammı sureler ve Fatiha ve duayı da hızla yapıp, şehitliği geziyoruz. İnsan buraya tekrardan ama havanın açık olduğu bir günde gelmeyi arzuluyor. Hepimiz de fazlasıyla bir mateme bürünüyoruz, hüzünle ayrılıyoruz Kırklar şehitliğinden ve artık gün kararmaya döndüğünden de yolda artık yemek yiyemiyoruz! Araçlar da atıştırmalıklarla idare ediyor ve geriye dönüyoruz. Müthiş bir tempo ile iki ayrı etkinliği bir anda yapmış olmanın mutluluğunu yaşıyoruz.&nbsp;</div>

<div><img align="right" alt="" height="267" src="/images/upload/zulfe_6.JPG" width="400" /></div>

<p></p>

<div>Zülfe’ye Nasıl gidilir : &nbsp;En kısa yolu, Zülfe Bayburt’ta olmakla birlikte &nbsp;Trabzon- Araklı’dan Karadere vadisinden Salmankaş, Menge Yaylası’ndan, Diğer yandan Trabzon-Gümüşhane – Bayburt-Erzurum karayolu’ndan Akşar’dan Pamuktaş’a gidip, oradan çıkılabilir. Bayburt’tan da Bayburt- Araklı karayolu takip edilirse, hem Karaburga’ya ve Hem zilfo ve hem de Kırklar Şehitliğine rahatlıkla ulaşılabilir. Yolları gayet güzel, tabi asfalt değil!.</div>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/gezigozlem/zulfeden-kirklara-h364.html</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Apr 2014 02:31:40 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/11/zulfeden_kirklara_h364_979a0.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Karadeniz’i don vurdu!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/karadenizi-don-vurdu-h363.html</link>
      <description><![CDATA[Annem bu don olayını bana anlatırken, “Hani senin diktiğin Trabzon hurması vardı ya, yaprakları kurumuş, öyle kötüme (ağırıma) gitti ki” diyerek anlattı. Gece vakti, el fenerini alıp, hemen gidip baktım, gerçekten de yeni açmış yaprakları kurumuştu. Sabah olunca bahçedeki siyah dutlara ]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[&#160;M. Kemal AYÇİÇEK – Nisan 2014 <br />
<br />
<div>Tam da Mahalli İdareler seçimlerinin yapılacağı 30 Mart’a girerken, 29 Mart gece yarısı fırtına eşliğin de tipi şeklinde tüm Doğu Karadeniz’i de etkisi altına alan kar yağışı, iyi giden hava koşulları yüzünden yeşilini tazelemiş Karadeniz de ne var ne yok her şeyi olumsuz etkiledi. Seçim gününe kar ile uyanan Karadenizliler, aynı günün gecesi de tekrarlayan kar yağışı yüzünden don olayından nasibi aldı. Bir gece de yaşanan don olayı, başta bölge insanının başlıca geçim kaynağı ürünler Çay ve fındık olmak üzere, bölgedeki çiçek açmış hatta meyveye durmuş tüm ağaçları soldurdu.</div>
<div><img src="/images/upload/don_5.JPG" width="400" height="300" align="left" alt="" /></div>
<br />
<div>Evet Atasözlerimiz vardı, “Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır” diye, hatta bizim Havva’nın anlattığı da Hasan amcanın annesinden alıntıladığı bir söz daha vardı, “Korkma martın karından, kork april ‘in beşinden” diye. O April beş dediği de Nisan’ın 18’ine denk geliyordu. Hasan amca, Bursa’da yaşıyor ve yaz aylarında memlekete gelebiliyor, işte ona “Ne zaman geleceksin memlekete?” diye sorulduğun da , “Ben anamdan duymuşum, ‘korkma Mart’ın karından, kork april ’in beşinden’. O nedenle April beşinden (Nisan) önce gelmem memlekete” cevabını veriyormuş. Bunları bir yandan seçim sonuçlarını beklerken konuşuyoruz ama o sıra da yine kar yağmaya başlıyor. 30 Mart gecesi yağan kar da yapraklarını henüz açmış fındık dallarını yerlere eğiyor. Tabi o gece sıfır derecelere varan hava sıcaklığı da don etkisi ile özellikle 400 rakımdan daha yüksek olan her yeri etkiliyor. Sabahleyin, mesela Karatepe’den teyze oğlu İslam’a gelen telefon da oradaki komşuları, “Abi bu yıl fındığa gelmeseniz de olur, fındık yandı” diyor.&#160;</div>
<br />
<br />
<div>Karın ilk yağdığı gece fırtınalı havada çekiyorum birkaç kare fotoğraf fındık dallarına, amacım elbette gurbet ellerde yazın gelmesini iplerle çeken bölge hasreti çeken yakınlarımızla bu durumu paylaşmaktı. Don olur mu olmaz mı deniyordu ama aradan birkaç gün geçip de ağaçlardaki can erikleri, siyah dutlar ve armutlar dökülmeye başlayınca korkulan gerçek oldu. Annem bu don olayını bana anlatırken, “Hani senin diktiğin Trabzon hurması vardı ya, yaprakları kurumuş, öyle kötüme (ağırıma) gitti ki” diyerek anlattı. Gece vakti, el fenerini alıp, hemen gidip baktım, gerçekten de yeni açmış yaprakları kurumuştu. Sabah olunca bahçedeki siyah dutlara baktım onlar da donmuştu. Can erikleri, cargel armudu denilen meyveye durmuş armutlar, cevizler, çay, fındık, karayemiş ve çiçek açmış kirazlar, limon, portakallar da dondan etkilenmişlerdi. Telefonlar da sorulan sorular yüzünden dondan etkilenmiş her şeyi görmem gerekirdi. İstanbul’dan amcam aradığında yengemin ona telefon da bana sorması için bir şeyler söylediğini duyuyorum, Amcam, “Ha yengen diyor ki, mereğin önündeki tezluk armut ta donmuş mu diye soruyor?” Bakıyorum o armuda, “maalesef” diyorum, yengemin “oy dema la dema” diye oflanışını duyuyorum, amcamla başlıyoruz gülmeye! Yengemin o armutta çok hevesi varmış meğer ama yapacak bir şey yok, bu yıl armudu artık pazardan almak zorunda kalacaklar.</div>
<div><img src="/images/upload/don_4.JPG" width="400" height="300" align="right" alt="" /></div>
<br />
<div>Bir gün öncesin de yemyeşil olan Doğu Karadeniz, bir gün sonra o yeşilin üzerinin bembeyaz bir örtüye büründüğünü görüyorsunuz. Şakire ablam, “Mart karı zarar etmez, hemen kalkar” diyor gerçi ama o “hemen” dediği de üç gün sürüyor ama tabi don olayını kimse beklemiyordu! Serbest piyasalarda fındığın kilosu 5 lira 20 kuruşlardayken don olayının ortaya çıkmasıyla fiyatlar da anın da yükseliyor ve ben bu yazıyı yazarken 8 lira 75 kuruşları görüyor. Tabi bölge deki Ziraat odaları da hem fındık, hem çay ve hem de kivi üreticilerinin büyük şok yaşadıklarını ve bu mağduriyetlerinin karşılanması gerektiği konsun da haklı olarak Hükümetten taleplerde bulunan açıklamalarda bulunuyorlar. Evet, AK Parti Hükümeti, Mahalli İdareler seçimlerin de Karadeniz Bölgesi’nde Giresun, Sinop ve Zonguldak dışındaki her yerde seçimlerin galibi oldu. Hatta bu kar yağışı, AK Partililerle, &#160;CHP’li, MHP’li ve Saadet Partili vatandaşlar arasında çay ocakların da ya da kahvehaneler de şaka yollu konuşmalara da konu oluyor. Konuşmalar da şu ifadeler geçiyor;</div>
<div>“ Millet kar beyazını görünce o karı ‘AK’ diye algıladı ve gitti oyunu AK Parti’ye verdi, şimdi AK Parti’de her halde bunun karşılığı olarak don dan etkilenen bölge insanını düşünür ve gereğini de yapar. Hükümetin bu olaydaki mağduriyeti gidermesi beklenir. Karadeniz bunu çoktan hak etti, hem doğal bir afettir yaşanan sonuçta, Devlet bu olaya seyirci kalmamalı”.&#160;</div>
<div><img src="/images/upload/don_3.JPG" width="400" height="300" align="left" alt="" /></div>
<br />
<div>İşin şaka yanı bir tarafa yaz mevsimlerin de çay ve fındık için bölgeye gelen özellikle gurbetteki Karadenizlilerin de moralini bozdu bu don olayı. Onlar da farklı bir kaygıya yol açmış ve farklı bir bakış açıları var. Konuştuğum insanlar da şunları dile getiriyorlar;</div>
<br />
<div>&#160;“Çay ve fındık aslın da bahanemizdir, az veya çok ürünün olmasını bahane edip, çocukları öyle götürebiliyorduk memlekete. Şimdi bu durumu bahane edip, onları memlekete götürmekte sıkıntı çekeceğiz, kaygımız bu. Bu zamanda gençler, Sıla-i Rahim’den anlamıyorlar. Sıla-i Rahim; Akraba ve yakınları ziyaret etme, hallerini ve hatırlarını sorma, gönüllerini alma anlamın da bir İslam ahlâkı terimidir. Ölmüş büyüklerin, ecdadın mezarlarını ziyaret edip, onlara dua ikramıdır. Çocuklar, memleketin havasından suyundan, gelenek ve göreneğinden mahrum olmasın, toprağını, evini, ocağını unutmasın istiyoruz. Onlar da pek heves olmuyor, şimdi karşımıza bu don olayını çıkarır, ‘zaten fındık yok, zaten çay yok, kivi yok, ne diye gidelim’ derler, al başına belayı işte”</div>
<br />]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/karadenizi-don-vurdu-h363.html</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Apr 2014 02:20:52 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/karadenizi_don_vurdu_h363.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Horoz mağarası ve Pontus Hazinesi!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/horoz-magarasi-ve-pontus-hazinesi-h362.html</link>
      <description><![CDATA[Ama bizim Horoz Mağarası kazısı, resmi bir kazıydı. Çağlayanlı Mehmet Şeremet, İstanbul’da Yunanlılardan aldığını belirttiği bir define haritası ile Trabzon’un Araklı ilçesine bağlı Kalecik mahallesi’nde bulunan Horoz Mağarası’nda define aramak için izin alıyor. Beraberinde de  Kalecik, Araklı, Samayer ve Arsin’den yörenin insanları vardı. 1985 yılıydı. O dönem Trabzon Kültür ve Turizm Müdürlüğü veriyor Define arama izinlerini.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>&nbsp;M. Kemal AYÇİÇEK</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<div>“Umut fakirin ekmeği” derler ya, her halde bu lafın en çok uyduğu alandır Define arayışları. Bir çok kez dinlemişsinizdir ya da duymuşsunuzdur mutlaka, “Şurada define varmış!”, “Şuradan define çıkmış” ya insanların kolay kolay ulaşamayacağı yerler için de hep o umut sözcüğü “define” dile getirilir. Konu edindiğimiz yıllar öncesine dayanan yaşanmış bir olay. Horoz mağarasın da, 4 tonluk bir umut, Pontus hazinesi arayışı. Elde bir harita varmış, çok uğraştıysam da göremediğim ama mesleki açıdan heyecan vereceği için hatta biraz da lojistik destek verdiğim bir define aramasıydı. Doğu Karadeniz’de yaygın olan kanaat, Yunan, Rum ve Ermeniler ve Ruslar buraları terk ederken, ağırlık yapıp zaman kaybettireceğini düşündükleri, değerli eşyalarını 'daha sonra alırız' düşüncesiyle toprağa gömmüş ve bunların yerini gösteren haritaları çizmişlerdir. Defineciler de Onun için genellikle de “elimiz de harita var” diyerek, yola çıkarlar. Bu öykü de işte tam da bu düşünceyle başlamıştı.<img alt="defineciler, pontus hazinesini arıyor" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/hrzmgr.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 400px; height: 600px;" /></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Ekonomik krizlerin zirve yaptığı ve hele de dış borçların altındaki ülkemiz de define arayışları, Devlet tarafından belli bir düzen için de yürütülmesi için izinlere de bağlanarak yapılabiliyor. Elbette resmi kazıların yanı sıra çıkarılacak definenin yüzde kırkını Devlet’e vermemek için gizli yapılan define kazıları da vardır. Ama bizim Horoz Mağarası kazısı, resmi bir kazıydı. Çağlayanlı Mehmet Şeremet, İstanbul’da Yunanlılardan aldığını belirttiği bir define haritası ile Trabzon’un Araklı ilçesine bağlı Kalecik mahallesi’nde bulunan Horoz Mağarası’nda define aramak için izin alıyor. Beraberinde de &nbsp;Kalecik, Araklı, Samayer ve Arsin’den yörenin insanları vardı.M. Kemal Atar, Hasan Özderya(Şimdi ki Araklı Artaş Tuğla Fabrikası yönetim kurulu başkanı), Ali Satır, Muti Hasançebi, Yunus Balçın, Cemil Öksüz, Rahim Şenel, Ali Koç, Cemal Bilgin Süleyman Karaca (Arsin Cumhuriyet savcısı) ortaklardandı ve &nbsp;1985 yılıydı. O dönem Trabzon Kültür ve Turizm Müdürlüğü veriyor Define arama izinlerini. Müdür Volkan Canalioğlu. Önce kazma ve küreklerle toprak kısımda aramalar başladı, bir yandan Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nden ve Araklı Mal müdürlüğünden birer görevli ve jandarmalar da koruyucu olarak kazıyı izliyor.<br />
<br />
<br />
<img align="left" alt="" height="300" src="/images/upload/hmgr_pnts_1.JPG" width="400" /></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Define kazılarında her gün yeni bir gelişme olabilir umuduyla da her gün define kazısına uğruyor, bir gelişme olup olmadığını, 4 tonluk Pontus hazinesinin ne zaman çıkabileceğini gözlemlemeye çalışıyorum. Aynı anda Anadolu Ajansı ve birkaç gazetenin de farklı (müstear) isimlerle muhabirliğini yapıyorum. Şimdi ki gibi dijital medya devri değil, siyah beyaz filmlerimiz var. Günler geçiyor ama hiçbir sonuç çıkmıyor. Resmi izin bir aylıktı ve ay bitti ama defineciler, “tam defineye yaklaştık ki süre bitti, bu sürenin uzaması lazım” diyor. Tekrar müracaat ediliyor, zar zor izin yenileniyor ve artık çalışmalarda toprak zemin bitiyor, sıra kayaların oyulmasına geliyor. Horoz Mağarası, o geçen bir aylık süre de meşhur oluyor. Adeta tüm Türkiye, gözlerini Araklı’dan gelecek define haberine kilitliyor! Tabi Horoz mağarasının taş zemininde önce çekiç ve murçlarla çalışıyorlar, yetmiyor artık kompresörlerle kayaları deliyorlar ve adım adım 4 Tonluk Pontus hazinesine doğru yol alıyoruz açıklamaları yapıyorlar. Ben de definecilerin en uyanıklarından aldığım bilgileri, gün aşırı haberleştirip, çalıştığım kurumlara veriyorum. Ama defineciler, öyle inançlılar ki, define olmadığına inansam da aleyhte bir yazı yazmamaya, sırf definecilerin umutlarını kırmamak adına dikkat ediyorum. Hem benim de işime geliyordu bu durum, sürekli haberler yapıyorum. Yazdığım haberler de bir gazete de çıkmasa bile bir başkasında mutlaka çıkıyordu nasılsa!</div>

<p><img alt="Muti hasançebi,ortak listesini inceliyor" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/aarsiv_837.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: left; width: 400px; height: 266px;" /></p>

<p></p>

<div>Horoz Mağarası definecileri, önceleri sadece bir miktar define aradıklarını söylerken, işin büyümesi, her geçen gün ziyaretçilerin de artması ile bu işi hissedarlığa dönüştürdü. Arama ekibinde çalıştıracak gönüllü elemanlara bile “hisse” karşılığı iş yaptırılır hale geldi. Gün geçtikçe artan arama ekibinin yemek ve içmek için masrafları da haliyle artmış oldu. Bu kez, kumanya getirme karşılığında bile “Hisse”ler verilir oldu. Definecilik alemin de işaretler vardır, bizim horoz mağarası’nda da işaretler çıkmaya başlamıştı! O işaret dilini bilenler, ardı ardına işaretleri yorumluyor, ha bugün ha yarın çıkacak umuduyla da hissedar sayısı çığ gibi büyüyordu. Öyle ki &nbsp;Araklı’dan, Yomra’dan, ve Arsin’den de akla hayale gelmedik bürokratlar da dahildi hissedarlara . Öyle ki Arsin’de görev yapan bir Cumhuriyet Savcısı bile Horoz Mağarası hissedarları arasına katılmıştı ama resmi arama süresinde verilen ikinci ayında sonuna gelinmiş, ama horoz mağarasından bir sikke bile çıkmamıştı. İşte o zaman aranan definenin “4 Tonluk Pontus hazinesi” olduğu ileri sürülerek, araya bir yığın aracılar da konarak aslında iki seferden fazla uzatılmayan resmi kazı için üçüncü ay için de resmi izin alınmıştı. Hissedar sayısı 500’ü geçmişti. Defineciler arasında hır-gür de çıkmaya başlamış, zaman zaman işe sonradan dahil olup, çok fazla para harcayan hissedarlarla onlara hisseleri veren insanlar arasında kavga boyutuna varan tartışmalar çıkmaya başlamıştı. Ama resmi kazı olduğu için görev yapan jandarmalar sayesinde büyük kavgalar önleniyordu. Kazı çalışmaları devam eden Horoz mağarası, tam da Rize- Trabzon devlet Karayolu’nun tam altına kadar dayanmış, bu kez kayaları delmek için kompresörler de yetmemiş, mağara için de dinamitler atılmaya başlanmıştı. Tabi karayolu trafiğe kapatılarak yapılıyordu bu dinamit atışları.<br />
<br />
<br />
<img align="right" alt="" height="300" src="/images/upload/hmgr_pnts_5.JPG" width="400" /></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Hani yukarıda kendimden “lojistik &nbsp;anlam da yardımcı oluyordum” dediğim de o resmi izinlerin alınmasından definecilerin yanın da olmaktan ibaretti. Ha burada “sana da hisse vermişler miydi?” diye sorarsanız evet, olumsuz haber yapıp, bu kazıyı durdurmayayım diye açıkça bana söyleyemiyorlardı ama araya koydukları bazı isimlerle “iki hisse de ona” diye haber gönderiyorlardı! Tabi, benim öyle bir hisse kaygım yoktu çünkü ben zaten yaptığım haberlerle hissemi çalıştığım kurumlardan alıyordum. Bir ara muhabiri olduğum büyük gazete (Hürriyet)deki şefim, “Yeter, bir daha bana define haberi getirme” diye fırça attı, ben de “tamam” dedim. &nbsp;Ama Anadolu Ajansı’nın da muhabirliğini yaptığım için oraya verdiğim haber, bir sonraki gün o büyük gazetenin üçüncü sayfasında manşet olunca, fırça atan şefim arayıp, “Getir, lanet olsun, getir ver o haberlerini” dediğinde çok mutlu olmuştum! Meğer, o ajansa verdiğim haberler yüzünden yukarılardan eleştiri almıştı. Her geçen gün Horoz Mağarası’nın çevresi meraklı vatandaşlar tarafından dolmaya başlandı, defineciler artık seyirci yoğunluğundan bıkar olmuş, neredeyse iş yapamaz hale gelmişlerdi. Koca bir kalabalık oluşuyor, artan hissedar sayısından da doğan giderler artık karşılanamaz hale geliyordu.&nbsp;</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Horoz Mağarası’nda 4 tonluk(!) Pontus hazinesi aranıyordu aranmasına da güya işaretlerin dilinden anlayan Defineciler, artık metre vermeye başlamışlardı. Önce üç metre dendi, sonra iki, sonra bir derken, bu sefer de “Yanlış yöne gitmişiz, tüh, onca emeğimiz boşa gitti” türünden kıvırmalara başlayınca, onlara inanmış ve epeyce masraf etmiş insanların sabırsızlıkları da ayyuka çıkmıştı. Sinirler geriliyor, “çıktım hissedarlıktan, lanet olsun” da denemiyordu! Umut, artık umutsuzluğa dönüşmeye başlamıştı. Çalışma, ortaya çıkan kavgalar yüzünden durduruluyordu ve kazıya başlayan asıl isimler, ortalıktan kayboluyordu! İylesine bir heyecan oluşmuştu ki, artık “çıktı, çıkacak” denen define, çıkmasa bile sırf Horoz Mağarası’nda kazılan yeri görebilmek bile meraklılara define bulunmuşçasına bir sevinç yaşatıyordu. Benim haberler deki ısrarımın bir yanı da “reklamın iyisi kötüsü olmaz”dan yola çıkarak, Araklı’nın Ankara’dan duyulmasını sağlamaktı(!) Nitekim, Horoz Mağarası’nın ünü Ankara’da da heyecan yaratmıştı. Başbakan gezisini izlemek için Ankara’dan gelen biri aa muhabiri, iki bayan muhabir, benim adımı duyunca, “Hım, sen şu Horoz mağarasını yazansın, tanıyoruz seni ismen” diye bu olayın sonucunu dinlemişlerdi.<img align="left" alt="" height="253" src="/images/upload/hmgr_pnts_2.jpg" width="400" /></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Horoz Mağarası’nda kavgalar artık büyüdü, aramalarda horoz işareti de çıkmıştı çıkmasına ama bir sonraki işaret denile denile artık alınan resmi kazı süresi yine sona geliyordu. Hem yapılan çalışmalardaki o dinamit patlatmalar, çevrede binaların camlarının kırılmasına yol açmaya başlamış, iş çığırından çıkmaya başlamıştı. Define kazmaya başlayan ekip, ortalıkta görünmez olmuş, sonradan hissedar olanlar işi ele almış ve definecibaşı olmuşlardı. Kendi akıllarına göre kazıya yön vermeye başlamışlar, heni Kemal Sunal’ın bir filmi repliği vardırya, “Cenazenin başı kıbleye gelecek, yok yok hortuma gelecek” diye, işte Horoz Mağarası’ndaki iş de o noktaya gelmişti. Sinirleri gerili hissedarlar, bir birleriyle kavgaya tutuşuyor, hatta olay neredeyse silah çekilir noktaya varıyordu. Üç ay boyunca yapılan onca arama, heyecan, sırf hayatında hiç define kazısı görmemiş ama Horoz Mağarası’nda ki 4 tonluk Pontus hazinesi kazısında bunu yaşamış meraklı insanları mutlu etmişti. Define çıkmadı tabi, “Resmi süremiz doldu” dense de aslında Karayolları 10. Bölge Müdürlüğü’nün “ Define kazısı adı altın da atılan dinamitlerden Rize- Trabzon Devlet karayolu çökebilir” uyarısı ile sonlandırılmış oldu.&nbsp;</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Defineciler, daha sonraları aslında elde bir harita olmadığını sadece bir duyum üzerine böyle bir işe giriştiklerini ama umulanın üzerinde dikkat çekip, seyirci toplanınca da geri adım atamadıklarını sonradan itiraf edip, “o günler, güzel anılarımızla doluydu” diye gülerek anlatıyorlar. Anlayacağınız bizim defineciler, öyle usta defineciler değillerdi. Bir çay ocağında sohbet ederlerken duydukları bir hikâye üzerine işe koyulmuşlardı. Nerden bilebilirlerdi öylesi bir medyatik olabileceklerini ve de bu işin çok fazla büyüyebileceğini. Tabi ki de son zamanlara doğru o hissedar olayının define arayışına belki de zorunlu olarak sokulması, o arayıştaki masrafları karşılayacak bir sermayeye kavuşmaktı(!) Ancak, göz önünde de herhangi bir resmi define kazısı görmemiş binlerce işini gücünü bırakıp, define olayını gözlemlemek isteyen meraklılar, olayın başlangıcındaki belki de masum bir kazıyı, olduğunun çok üzerindeki bir beklentiye dönüştürmüştü.</div>

<p></p>

<div><img align="right" alt="" height="300" src="/images/upload/hmgr_pnts_3.JPG" width="268" /></div>

<div>Definecilik, aslında çok büyük bir risk almaktır.</div>

<p></p>

<div>Definecilik aslında bilgi gerektirir ve işaretlerin anlamlarını bilmeyi gerektirir. Mesela , Define işareti bir tür şifreleme yöntemidir. Saklanan varlıkları, değerleri herhangi bir tehlikeye karşı korumak ve sonrada gelip almaya yarayan şifreleme düzeneği ile birlikte bir çeşit anlatım ve bir dildir. Bunlar oyma kabartma ve boyalama şeklinde günümüze kadar ulaşmıştır. Kayalara yapılan her figürün motifin mutlaka bir anlamı vardır. anlamsız manasız hiç bir emek sarf edilemez. Ancak her kaya damgası da define için değildir. Yapılan bazı figürler Horoz, Yılan, K. Ayı, B. Ayı , &nbsp;Pegasus, &nbsp;Kaplumbağa, &nbsp;Akrep, Aslan, Avcı, Kartal, Domuz, Keçi, Köpek, Kupa, Kılıç, Balt a, Baston, Deve, Dirgen, El, Eğer, İbrik, Geyik, Karaca, Salyangoz, Güvercin, Tavus kuşu, Doğan, Şahin, Zincir , Çarık, Çiçek, Gül, Papatya, Hamile kadın ,Çıplak kadın, Üzüm, Üçgen, Tabanca, Tüfek, Kertenkele, Güneş, Boğa, Koç Ejderha, &nbsp;Balık, Tavuk, Kuğu, Haç, &nbsp;Ayak, ok, &nbsp;W, &nbsp;V, &nbsp;L, &nbsp;oymalar vs.) hepsi yıldız sisteminde bir sıra ile bulunan ve yönleri ana yolları gösteren bir sistemdir. Bunları bilmeden Definenin yerini bulmazsınız. Ancak resimleri, heykelleri işaretleri tahrip eder zarar verirsiniz…</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Defineci Kimdir, Nasıl Olmalıdır: Önceden saklanmış hazineleri bulmaya çalışan insandır. Bu işin başarılması için mutlaka bir eğitim alması gerekir, eğitimsiz defineci yarardan çok zarar verecektir. Bilinçsiz defineci neyi nerede ve nasıl arayacağını bilmez. &nbsp; Definecilikte sıkı kurallar vardır;</div>

<p><img alt="defineciler, müze müdüründen süreyi uzatmasını istiyor" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/arsiva_664.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: left; width: 400px; height: 245px;" /></p>

<p></p>

<div>1-Sözü doğru olmalıdır. 2- Tecrübelerini paylaşma işini bir görev saymalı. 3- Çözemediği işaretleri korumalı, kırmamalıdır. 4- Yasal sınırları aşmamalı, kaçak kazı yapmamalıdır. 5- Tarihi bilgisi üst seviyede olmalı. 6- Bu alanda kullanacağı teknolojiyi iyi tanımalıdır. 7- Nefsine düşkün tamahkâr olmamalıdır. 8- Definecilik bir geçim kaynağı olarak görmemeli, &nbsp;Bir hobi şeklinde yapmalıdır. 9- Tarihi izleri korumalı, müze ve yetkili mercilerle temas halinde olmalıdır. 10-Bir defineci bir arkeolog kadar bilgili ve becerikli olmalıdır. 11- Yapacağı işleri bir plan dahilinde yapmalıdır. 12- Her bulduğu veriyi kayıt etmeli, sonrada yorumlamalıdır.</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>&nbsp;Definecilikte Ekip: &nbsp;Define yalnız aranmaz ve yalnız araştırma yapılamadığı gibi, hiç mi hiç kaçak kazı yapılmaz. Araştırma ve gözlem için bir ekibe ihtiyaç duyulur. Ekip: tarih, elektronik ve arkeolojik bilgisi olanlardan kurulmalıdır. &nbsp;Ekip içindeki şahıslarda olması gereken unsurlar. Tamahkar olmamalı, İspiyoncu olmamalı, Bilgiyi paylaşmasını bilmeli, İnançlı olmalı, Uzlaşmacı olmalı,, Güvenilir ve emin, insan olmalı, Yalan söylememeli, Gözü tok eli açık olmalı. Bu unsurları taşıyan insanların bir araya gelmeleri halinde zor olan şeylerin üstesinden erken gelinecektir. Sakın tanımadığınız hakkında yeterli araştırma yapmadığınız insanlarla yol çıkmayın para tatlıdır canınızdan olabilirsiniz.&nbsp;</div>

<p></p>

<div>&nbsp;Günümüz Koşulların da Definecinin Kullanması Gereken Araç ve Gereçler:&nbsp;</div>

<p></p>

<p></p>

<div>&nbsp;Alan tarama cihazı, Nokta tespit cihazı, Kazma-Kürek, Balyoz-Murç-Keski İp – 5×5 cm kalınlığın da 40 cm boyunda kazıklar, Emniyet şapkası, Kalın sicim ip, Gaz maskesi, &nbsp;Muhtelif boylarda çapa, Mala, Fırça, El arabası, Makara sistemi ve kova, Elek, El feneri, Pusula. &nbsp;Bu araç ve gereçleri dikkatli şekilde kullanmanız durumunda hem can güvenliğiniz hem de kazınızın sağlıklı bir şekilde ilerler.</div>

<p></p>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/horoz-magarasi-ve-pontus-hazinesi-h362.html</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Mar 2014 03:17:12 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/10/horoz_magarasi_ve_pontus_hazinesi_h362_3af0c.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Batum’un güzel camisi]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/kultur/batumun-guzel-camisi-h361.html</link>
      <description><![CDATA[Oysa Batum, bugünün fiziki şartlarıyla ve argümanları ile değerlendirilecek bir şehir değil, bunu bize en güzel anlatan yer, Batum merkez camisidir. Batum Valide Sultan Camii de denilen Merkez orta Camii’nin (Hamşioğlu) Aslan Bey&#039;in iki Laz ustaya 1866 yılında yaptırdığı  özellikle ahşap iç mekanları ile büyüleyici bir mekan.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div>M. Kemal AYÇİÇEK - Batum&nbsp;</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Birileri kalkar “çirkin cami mi var” diyebilir haklı olarak, ben o anlam da güzellik ya da çirkinlik anlamındaki güzelliği kastetmiyorum zaten, güzel dediğim daha çok benim kuşağım ve üzerinin anlayabileceği bir ruhani kavram anlamındaki güzellik! Bizim ülkemiz de şöyle 40 ya da 50 yıl öncesinin camilerini bilenleri kastediyorum. Hani içine girdiğiniz de sizi kaplayan bir ruh hali olurdu ya, mana âlemine sizi görsel anlamda bile taşıyabilen bir büyülenmişlik hali, biraz hayranlık biraz da o mabedin inşaasından bugüne gelişine tanıklık ettiği insanların bıraktığı buruk bir havası. İşte Batum’daki camiye girdiğimde aynı duyguları yaşadım. Yıllar öncesine gittim.&nbsp;</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Sanki yabancıymışız gibi bir başka ülkenin insanlarıymışız gibi, sanki Batum’da yaşayanlar, bizden çok da farklı insanlarmış gibi kendini dev aynasında görmenin alemi yok. Birileri Batum’a giden insanlar, sadece kadın, fuhuş, kumar, içki veya benzin ve mazot için gidiyormuş gibi, Sarp sınır kapısındaki kimlikle geçişlerdeki önce bir liralık ücretlerin on beş liraya çıkarılmış olmasını bile az bularak, gençlerin uyuşturucu ve kötü alışkanlıkları edinmek için buraya gidişinin önüne geçilmesi gerektiğini ileri sürüyor. Şimdiler de “paralel yapı” diye isimlendirilen çevrelerin yayın organlarında Batum, tu-ka-ka ilan edilebiliyor. Oysa Batum, bugünün fiziki şartlarıyla ve argümanları ile değerlendirilecek bir şehir değil, bunu bize en güzel anlatan yer, Batum merkez camisidir. Batum Valide Sultan Camii de denilen Merkez orta Camii’nin (Hamşioğlu) Aslan Bey'in iki Laz ustaya 1866 yılında yaptırdığı özellikle ahşap iç mekanları ile büyüleyici bir mekan.&nbsp;<img align="left" alt="" height="267" src="/images/upload/batum_ortacami1.JPG" width="400" /></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Batum, günümüzde Türkiye’de sanki sadece kumar, fuhuş, içki ve ucuz akaryakıt için gidilen bir yermiş gibi lanse edilerek, bir çok senaryolarla kara propagandaya alet ediliyor. Sanki o coğrafyadaki insanlar, gerçekten o kara propagandaları hak edecek derece de kültürsüz insanların yaşadığı bir yer. Kültür farklılığı olabilir, Dünya’ya bakış açısı farklı olabilir ama oradaki tüm insanlar da en az bizim kadar inançlı insanlar. İnanç farklılığı var diye birkaç kötü örnek vererek Batum ve Acara’yı tümden yermek, sadece oradaki insanlara değil Dünya’ya at gözlüğü ile bakan insanların işi olabilir. Bırakın Dünya’nın sayılı Arberetum parkını (Botanik bahçesi), bırakın Batum teleferiğini, bırakın geçmiş tüm medeniyetlerin mimari kültürünü Batum’a gitmek için sadece Batum'un sembollerinden Khimshiashvili (Hamşioğlu) Aslan Bey'in İki Laz ustaya yaptırdığı camii Batum Orta Camii görmek bile Batum’a gitmeye değer. Avlusundan, mihrabına, Minberi, son cemaat yeri, medresesi ve işlemeleri her bireri apayrı birer sanat şaheseri gibi. Sade, abartısız ve otantik.&nbsp;</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Birkaç kez gittiğim halde Batum’un orta camisine gidememiştim ve içimde bir ukde olarak kalmıştı. Son gidişim de özellikle burayı görmekti hedefim. Avlusundan içeriye adımımı atınca farklı ülkelerden de bir çok ziyaretçinin olduğu dikkatimi çekti. İçerisine girdim, cami ziyaretlerinde şükür namazı denen namaz kılınır, bu caminin hakkını vermedir bir nevi. O cami, sizin de mümin oluşunuza şahitlik etsin diye de yorumlanabilir. Bu sizin maneviyatınızla ilgili bir olaydır. Namaz kılmadan çıkarsanız sonra “keşke” dedirtir size vicdanınız, biraz da onun sesini dinlemek içindir. İçeri de çocukları ile namaz kılanlarda vardı zaten. Çok büyük camiler görenler için mütevazi bir cami sayılabilir tabi ama Batum Orta camisi, beni kırk yıl öncesine, bizim köyün eski camisinin uhrevi dünyasına götürdü. Çok camiler gezdim, ama inanın burada çok farklı duygular yaşadım. Bu belki, farklı bir ülke de bir cami gezisindendir diye düşündüm ama değildi, o duygu değil, bu farklı bir şey. Gerçekten inancın samimiyetinin abartısız yansıması gibi algılayabilirsiniz.<img align="right" alt="" height="267" src="/images/upload/batum_ortacami12.JPG" width="400" /></div>

<p></p>

<p></p>

<div>&nbsp;Hani İnsanların “Müslüman” dendiğin de, Allah’la kul arasına Molla, Cüppeli, Efendi, Hoca, Hacı, Cemaat, Himmetçi, bilmem neci gibi bir yığın zırva ve kavramın sokularak, beyinlerinin karıştırıldığı değil de sade bir Müslüman olarak, ibadetine birilerinin vasıtalığının hiçliğini hissettiği bir duyguya bürünülen bir ruh halinde olmaklı bir durumdayım. Batum Orta caminin mistik havasının etkisi altındayım. Dışarı da beni bekleyenler var, hem de sabırsızlandıklarını da anlıyorum ama caminin hem alt ve hem de üst cemaat yerlerini de gezmeden edemezdim. Üst cemaat yeri de ferah ve oraya geçerken ki bölmedeki medrese de, bizim daha çok iç Anadolu’da kerpiçle yapılmış ve kireçle sıvanmış eski binalarımızı hatırlattı. İmam evi de dahil bir küçük külliye niteliğindeki cami de kendimce gerektiği kadar durup, fotoğraflar da çektim. Buraya gelmeden de orta camiyi veya Batum Merkez camini az çok biliyordum, fotoğraflarını da görmüştüm ama onlar, ziyaretimde görüp hissettiğim duyguların binde birini bile verememişti. Sonra da yine caminin zaten Türk mahallesi diye bilinen Osmanlı mimarisini yansıtan evlerinde bulunduğu sokağın diğer tarafındaki hem lokantalar ve hem de pasta hanelerin de yemek yiyerek, nefis çayı içince de keyfim büsbütün yerine geliverdi. Onun için gezinin tamamında değil ama Batum’um Merkez ve Orta camisini özel bir yazı yad etmek istedim.</div>

<p></p>

<p></p>

<div>&nbsp;Cami de bulunan ziyaretçilerle konuşma fırsatım olmadı. Batum’da camiyi bulmak veya camiye gitmek için özel bir çabaya da gerek yok aslında. Zaten Batum şehrinin en güzel yeri liman ve çevresi ve Batum Orta camisi de minaresi sayesin de hem teleferik, hem özgürlük meydanı hem de liman çevresinden her yerden rahatlıkla görülebiliyor. Batum’da adres sormaya da gerek yok zaten, şehre girdiğiniz de en geniş cadde sizi Liman’a götürüyor, çok katlı binalar olsa da şehre gerçek kimliğini veren tarihi ve mimarisi ile zaten dikkat çeken tüm eserler, Posta hane, kiliseler ve minare uzaktan da olsa sizi kendine çekiyor. Siz istediğiniz kadar mimarisi ile ünlü camiler gezmiş olun, Ankara’da Hacı Bayram veli camiinden tutun, İstanbul’daki Valide Sultan camiine, Sultan Ahmet, Süleymaniye, Sokullu Mehmet paşa, Piyale paşa, Trabzon’da İskender paşa camileri olsun Batum’daki Orta Caminin manevi havası bana çok daha farklı geldi.<img align="left" alt="" height="267" src="/images/upload/batum_ortacami16.JPG" width="400" /></div>

<p></p>

<p></p>

<div>&nbsp;Batum’u daha yakından tanımak isteyenler için Vikipeki (Özgür Ansiklopedi) de&nbsp;yer alan Batum başlığındaki şu bilgilere de ulaşabilir;</div>

<p></p>

<p></p>

<div>&nbsp;" Batum’un eski Yunan kolonisi olarak Batis adıyla kurulduğunu sanılır. Kent, ortaçağa değin Gürcü krallıklarının ve prensliklerinin yönetimlerinde kaldı. İlkçağ'da Pers İmparatorluğu'nun egemenlik sınırı içinde "Bathys" diye anılan kent, önce Pontos Krallığı'nın daha sonra ise Romalıların eline geçti. Ortaçağda Gürcistan'a bağlandı. XIII. yy'da Moğol egemenliğine girdi. 1564'te Kanuni Sultan Süleyman döneminde Osmanlılar tarafından fethedildi. Lazistan Sancağı'nın merkezi oldu. 314 senelik Osmanlı egemenliğinden sonra, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Rusya’nın işgaline uğradı. Ayastefanos Antlaşması ve Berlin Antlaşması ile şehir Rusya'ya bırakıldı. Birinci Dünya Savaşı sırasında Rusya'nın bölgeden çekilmesiyle şehir Brest-Litovsk Antlaşması uyarınca tekrar Osmanlı Devleti’ne geri verildi ve bağımsız bir sancak merkezi oldu. Mondros Mütarekesi uyarınca önce İngilizlere, sonra Gürcistan'a bırakıldı. 1918 yılında kurulan Demokratik Gürcistan Cumhuriyeti sınırları içinde kaldı. Misak-ı Milli sınırları içerisinde sayıldığı için, Akif Sümer, Ahmet Fevzi Erdem, Ali Rıza Acara, İmamzade Edip Dinç ve Hahutzade Ahmet Nuri Efendi, Birinci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Batum milletvekilleri olarak katıldılar. Demokratik Gürcistan Cumhuriyeti sınırları içinde kalan Artvin ve Ardahan geri alınırken, 7 Mart 1921'de Batum da alındı, Fakat 16 Mart 1921 tarihinde imzalanan Moskova Antlaşması gereğince Bolşevik ordularının ele geçirdiği Gürcistan’a bırakıldı. Ancak cepheye antlaşma ile ilgili haber ulaşmadığı için 20 Mart'ta 11. Kızıl Ordu'ya bağlı süvari alayı, TBMM Ordusu birliklerine saldırdı ve bir kısımını esir aldı. Kent, 16 Temmuz 1921'de kurulan Acara Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin yönetim merkezi oldu. Moskova Antlaşması'nın teyidini sağlayan Kars Antlaşması sonucunda Sovyet Gürcistanı'na bırakılması onandı. Yapılan antlaşmaya göre Acaristan özerk cumhuriyetinin özerkliği Türkiye devletinin garantörlüğü altındadır. Batum (Acaristan) Rusya'ya verilirken bazı kurallara uyma zorunluluğu ile bırakıldı. Bunlardan en önemli maddesi: Batum (Acaristan) sınırları içindeki halkın etnik kimliğine, dini kimliğine kesinlikle müdahale edilmeyeceğidir. Bu kurallara uyulmaması halinde ise Türkiye Cumhuriyeti Devletinin müdahale hakkı vardır. Gürcistan’ın 1991’de bağımsızlığını ilan etmesinden sonra Acara özerk cumhuriyeti yönetiminin başına Aslan Abaşidze geldi ve Batum’da ikamet ederek bölgeyi bir diktatör olarak yönetti. Mayıs 2004’te Abaşidze iktidarı, merkezi yönetimin desteğindeki halk hareketiyle son buldu. Türkiye’de yaptığı havalimanlarıyla tanınan TAV’ın yeniden inşa ettiği uluslararası Batum Havalimanı 2007 yılında açıldı. Batum, Mahincauri istasyonundan başlayan demiryoluyla da Tiflis’e bağlanır. Sarp Sınır Kapısı’ndan Gürcistan’a açılan karayolu Batum kentinden geçer. THY 2008 yılından itibaren İstanbul-Batum uçuşlarını başlatmıştır. Türkiye vatandaşları pasaport ve vize aranmaksızın Batum Havaalanı'na inerek Hopa ilçesine gelebilmektedirler. Ayrıca Trabzon'dan her gün Batum'a karayoluyla otobüs seferleri düzenlemektedir. Batum önemli bir liman kentidir. Aynı zamanda önemli bir tatil merkezi olan kent, botanik bahçeleri ve tropik bitkileri bakımından zengindir. Liman tarafından binilen bir teleferik hattı da mevcuttur. Şehrin görülmeye değer yerleri arasında<img align="right" alt="" height="267" src="/images/upload/batum_ortacami21.JPG" width="400" />Osmanlı döneminden kalma Orta Cami adlı cami, Acara Devlet Müzesi, Batum Botanik Bahçesi, İsa'nın 12 havarisinden Aziz Matthias’ın anıt mezarını barındıran Roma döneminden kalma Apsaros kalesi, 20. Yüz yılda yapılmasına karşın Gürcü Mimari karakterini yansıtan Eski Postane Binası, Karadeniz kıyısındaki Batum Devlet Parkı, Akvaryum ve sirk sayılabilir”.&nbsp;</div>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/kultur/batumun-guzel-camisi-h361.html</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Feb 2014 02:01:24 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/10/batumun_guzel_camisi_h361_b6fc1.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Atmaca, el üstünde]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/aktuel/atmaca-el-ustunde-h360.html</link>
      <description><![CDATA[Biz üç kişi gördük ama biraz daha yanaşınca meğer dört kişilermiş sohbet edenler. Fakat, sohbetçiler içindekilerden biri El Üstündeki Atmaca. Tıpkı sıradan ve emsal bir arkadaş gibi o sohbetin bir parçası. Konuşulanları anlıyor mu anlamıyor mu elbette bilemeyiz ama, halinden memnun olduğunu el üstündeki duruşuyla gösteriyordu!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal"><strong>M. Kemal&nbsp; AYÇİÇEK /Rize</strong><o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal">Karadeniz sahil yolundan Batum’a giderken çayını sevdiğim bir yer vardı, bir defa çay içtiğimde damağımda bir buruk tad bırakmış, nefis bir çaydı. İşte o aydan sonra o yoldan hem giderken ve hem de dönerken işim çok acele değilse uğrar çayımı içerim. Rize- Hopa yolundan giderken Çayeli’ni geçince zaten yol kenarındadır. Söğütlü köyü, burada da o bahsettiğim güzel çay. Ama sadece çayımı, değil tabi ki de. bir de o köyün Atmacacıları vardır.<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;<img align="left" alt="" height="249" src="/images/upload/atmaca_12.JPG" width="400" /></o:p></p>

<p class="MsoNormal">Hemen bir cep şeklinde Söğütlü köyüne girişteki bir bank üzerine oturmuş emsaldaşlarım keyifli bir sohbettelerdi. Aracı park edip yanlarına yanaştık. Biz üç kişi gördük ama biraz daha yanaşınca meğer dört kişilermiş sohbet edenler. Fakat, sohbetçiler içindekilerden biri El Üstündeki Atmaca. Tıpkı sıradan ve emsal bir arkadaş gibi o sohbetin bir parçası. Konuşulanları anlıyor mu anlamıyor mu elbette bilemeyiz ama, halinden memnun olduğunu el üstündeki duruşuyla gösteriyordu!<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal">O yol kenarına dizilmiş banklar da Söğütlü köyünün aslında misafirperverliğinin bir göstergesi gibidir adeta, siz o banklarda da otursanız çayınız o banklara gelir. Orada asıl olan her şeyin tabi doğasında seyrediyor olmasıdır. Söğütlü köylüleri de o tabiliğin birer parçası gibidir. Konukseverdir ve sizin yabancı ya da daha doğru bir ifade ile yolcu oluşunuzu anlarlar. Gelen- geçen tanınır kısaca. El üstündeki Atmaca, bizi yabancı görünce çıkaramadı tabi, ne de olsa ilk kez karşılaşıyoruz ve tabi ki de ürker gibi yaptı. Baktı ki elinin üzerinde durduğu sevdalısı, pek önemsemedi o da tepki vermedi. Gözleri ile bizi izledi, fotoğraf çekerken biraz da naz yapar gibi pozlar da vermedi değil, şımarmış gibi de yapmadı. Paçasına iliştirilmiş zilli tıngırdattı birkaç kez. Gayet uslu ve sohbete su katmama kararlılığında olanı biteni izledi. Sanırım zaten hangi canlı olursa olsun kendisinden söz edildiğinin farkına varır ve bunu anlamış gibi de tepki verir! O Atmaca da aynını yaptı!<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal">Orada Atmaca sahibi olmanın bir ayrıcalığı var ve Atmaca sahibi olmak, el üstünde tutulan Atmaca’nın mahareti ile bağlantılı tabi. Sohbetler de hani eskilerde çok olan silah üzerinde yapılan konuşmaların yerini almış burada Atmaca hikâyeleri. Tamam, Atmaca bir avcı ama onun sahibi de en az onun kadar avcı sayılıyor. Fakat, hani o “Avcı hikayeleri” denen türden değil bu Avcıların anlattıkları, çünkü bir Atmaca’nın neyi nasıl ve ne kadar yapabileceğini orada az çok hemen yediden yetmişe herkes biliyor. Genellikle bu Atmaca kültürü, Rize’yi geçince başlıyor, Çayeli, Pazar, Hemşin, Ardeşen, Çamlıhemşin, Fındıklı, Arhavi, Hopa, Kemal Paşa, Borçka, Şavşat, Artvin’e varıncaya kadar uzanıyor. Daha önceki uğradıklarımda bir kaç tane Atmacaları ellerinin üzerinde çay içen insanlara da rastlamıştım. Atmacalar, el üstünde bir birlerine kur yapar gibiydiler. Atmaca’nın dişisi erkeklerden daha büyük ve ağırlık olarak ta fazla ve kanat genişlikleri de daha büyükçe oluyor. Zaten Atmacalar, genellikle bıldırcın avlamak için besleniyor ve bir güzel hobi ve kültür geleneği adına da böyle el üstünde taşınıyor.<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;<img align="right" alt="" height="276" src="/images/upload/atmaca_11.JPG" width="400" /></o:p></p>

<p class="MsoNormal">Atmaca’nın özgür, hızlı ve kıvrak ataklarını kendileriyle özdeşleştirmiş olmalılar ki atmaca sahipleri, bırakın onların etinin yenmesini onlara öf bile denmesinin bir bedelinin olabileceğini gösteriyor!. O kadar özenilen ve de büyük saygı duyulan aslında Atmaca’nın avcılığından çok bizatihi kendisi. Gururlu, alımlı, yakışıklı, akıllı ve Doğu Karadeniz’de ekosistemin birer parçaları gibiler. Bu yüzden de en az insanlar gibi bir değere layık görülüyor ve el üstünde tutuluyorlar. Bilimsel anlam da zaten “ Canlılar, bulundukları ekosistemde yani çevrede yaşamlarını sürdürebilmek için bu çevreye ve çevre şartlarına uyum sağlamak zorundadırlar. Bu nedenle canlılar her ekosistemde yaşayamazlar. Canlıların bir ekosistemde yaşayabilmeleri için özelliklerinin o ekosisteme uygun olması gerekir” denir. Karadenizli için Hamsi ne ise, Doğu Karadeniz’de de sonu&nbsp; Hamsi gibi&nbsp; olmasa da Atmaca ile ilişkisi o derece yakındır. Düşünsenize bir Atmacanız var ve siz onun ardından günlerce gidebiliyorsunuz, sizi arkasından koşturuyor. Latince adı Accipitrinae olan Atmaca, göçer bir kuş da aynı zaman da. Fakat, Karadeniz’de çay bahçelerine atılan suni gübreler ekosisteme zarar verdiği gibi Atmaca’ya da zarar veriyor. Bir yandan da Hes inşaatları ile bölgede iyice sıklaşan elektrik dağıtım iletim hatları, göçer olan Atmacalar için de adeta birer tuzak niteliği taşıyor.<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;<img align="left" alt="" height="273" src="/images/upload/atmaca_13.JPG" width="400" /></o:p></p>

<p class="MsoNormal">“Atmacayı vurdular bir avuç kanı için” diye türkü çağrılsa da aslında bunun Atmaca avı gibi bir olayla alakası yok. Karadeniz de sevilen ve gönül verilen her ne varsa bunlar, sevda ve aşk gibi olaylarda kullanılan temel öğeler olurlar. Karadeniz kültüründe insanın ilgilendiği her şey, dilinde ve türkülerin de bir şekilde yer alır. Bu kimi zaman bıldırcın olur, kimi zaman hamsi, kimi zaman mısır, çay, fındık veya Atmaca. Atmaca, eti için değil, bıldırcın gibi kuş avlamak için avcılıkta kullanılan bir hayvandır. Yavru Atmacalar daha iyi eğitildikleri için tercih edilir. Beslenir ve bir hobi aracı olarak yol arkadaşı gibi kabul edilir ve el üstünde tutulur. O yüzden de insan nasıl sevdiği ile her yerde birlikte olmak isterse Atmacalar da Doğu Karadeniz’de insanların gittiği her yerde, gezmelerin de de onlarla birlikte olur, kahvehane de de çay ocaklarında da Atmacaları ellerinden bırakmazlar. Atmaca Türküsü de bakın bir aşk için biraz da dramatize edilerek Türkü de yer almıştır, Atmaca kullanılarak sevdalıya mesaj yollanmaktadır.<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal">“ Atmacayı vurdular<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal">Bir avuç kanı içün<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal">Gel edalim sevdalık <o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal">Babanın canı içün<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal">Gadirga yok diyular<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal">Nereye gideyular<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal">Benim ufak gülümü<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal">Ellere veriyular<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal">Gidemiyum yaylıya<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal">Yol yok mudur karadan<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal">Sevdalık edenleri<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal">Ayırmasın Yaradan<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal">Haydi gidelim Sis'e<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal">Sis'in yolları çise<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal">Ne dedim de darıldın<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal">Niye gelmiyun bize<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal">Burası derin orman<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal">Görünmeyelim aman<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal">Senin gibi güzelin<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal">Canım yoluna kurban<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal">Gadirganın başına<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal">Dolu yağayır dolu<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal">Seni gavurun gızı<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal">Dursak bile ne olur”<o:p></o:p></p>

<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>

<p class="MsoNormal">Not: Türkü de ki bazı ifadeler, kelimeler &nbsp;yanlış gibi algılanabilir ama o dildeki şive farkındandır. Mesela “Gadirganın” denilen “Kadirga”dır vs. gibi.<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/aktuel/atmaca-el-ustunde-h360.html</guid>
      <pubDate>Sat, 08 Feb 2014 00:00:00 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/10/atmaca_el_ustunde_h360_d77c1.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Doktorum Çatak!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/saglik/doktorum-catak-h359.html</link>
      <description><![CDATA[Artık Ankara suyolu oluyor onlar için, filmler, tahliller ve ciğerlere operasyon. Akciğerinden o sözü edilen kitleden bir kavanoz dolusu alınıyor, patolojik tahliller için ardından Dr. Kavukçu buna, “Şimdi git, sigara, kahve ve egzoz dumanından uzak dur, temiz hava da ol, ciğerlerin de hala lekeler var unutma” diyor. Dikleniyor Dr.Kavukçu’ya, “Sigara, kahve tamam da ben egzoz dumanından nasıl uzak duracağım, nereye gideceğim, temiz hava nerde var?” diyerek, hani biraz olsun Doktordan taviz koparmak istiyor ama olmuyor. Dr. Kavukçu ona, “Git yaylalara, bilirim ben Karadeniz’i, yaylalar hep temiz hava” diyerek Ali Asım’a taviz vermiyor! “Bir ay sonra da kontrole gel” diye de arkasından tembihliyor.


]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<div><strong>M. Kemal AYÇİÇEK&nbsp;</strong></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Yıllar yılı aynı yolları her gün üşenmeden gidip dönüyor. Sabahın erken saatlerinde tek başına yola giriyor, ikindi vakti de hiç aksatmadan tekrar evine geri dönüyor. Ondaki zor kimseler de yok! Sanırsınız ki “otomobil sürme manyağı” ama değil, onun zoru daha başka. Bir iki derken arkası gelmeyen gitmeler ve gittiği yerden geri gelmeler. Tam yedi yıl sürdürdü bu alışkanlığını(!) sonra o gidişleri her günden artık hafta da bir güne indirdi, malum hayat şartları…</div>

<p></p>

<div><img align="left" alt="" height="300" src="/images/upload/dr_catak_2.JPG" width="400" /></div>

<div>Sıradan arkadaş sohbetlerinde rastlamışsınızdır mutlaka, tanıdıklarınızın veya onların çok yakınlarından birinin çok aniden, kimsenin anlamlandıramadığı çok kısa bir sürede Kanser hastalığı yüzünden vefat ettiği konuşmalarına. Kimse başına çağın vebası olarak nitelenen böylesi illet bir hastalığın insanlara neler yaşattığının farkına bile varamıyor. Hele o hasta denilen insan biraz da kendini gizliyor, o hastalıkla cebelleşirken, sağına, soluna, en yakınlarına bile söylemekten çekinip, kendine bir Dünya kuruyor! İşte yazıya girerken söz ettiğim Ali Asım, onlardan biriydi. Biriydi diyorum çünkü o Hasta haneler de eşinin arasından sekerek, kimi zaman eşine yetişemediğin de kollarını iki yana açıp hiddetle “azman” diye bağırıp, merdivenlere çökerek, eşini protesto ettiği çok anıları olmuştur. Ter, kan için de kalarak hem de, yıllarca Hasta hane kapılarından medet ummuşlardı.</div>

<p></p>

<div>Aslında ayaklarındaki ağrılar yüzünden önce ortopedi kliniklerinden başlamışlardı işe sonra ortopedi de yapılan tahlillerin sonunda verilen tedavinin işe yaramaması, ardından kana karışan bir iltihabın iç hastalıklarının alanı olarak oraya yönlendirilmesi ile sürüyor. Çekilen filmler, yapılan tahliller il sınırlarını aşıp Ankara’ya kadar uzatıyor işi. Film sonuçları ona “ciğerinde kitle” var denilerek, adını bile anmak istemediği “Kanser’in edeplicesi”nin söylendiğini anlatıyor Ali Asım. Trabzon’dan Ankara’ya gidip, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbn-i Sina Hastanesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı’nda Prof. Dr. Şevket KAVUKÇU’ dan allem edip, kellem edip randevu alıyor. Tabi, önün de “azman” dediği eşiyle birlikte.<img align="right" alt="" height="300" src="/images/upload/dr_catak_1.JPG" width="400" /></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Artık Ankara suyolu oluyor onlar için, filmler, tahliller ve ciğerlere operasyon. Akciğerinden o sözü edilen kitleden bir kavanoz dolusu alınıyor, patolojik tahliller için ardından Dr. Kavukçu buna, “Şimdi git, sigara, kahve ve egzoz dumanından uzak dur, temiz hava da ol, ciğerlerin de hala lekeler var unutma” diyor. Dikleniyor Dr.Kavukçu’ya, “Sigara, kahve tamam da ben egzoz dumanından nasıl uzak duracağım, nereye gideceğim, temiz hava nerde var?” diyerek, hani biraz olsun Doktordan taviz koparmak istiyor ama olmuyor. Dr. Kavukçu ona, “Git yaylalara, bilirim ben Karadeniz’i, yaylalar hep temiz hava” diyerek Ali Asım’a taviz vermiyor! “Bir ay sonra da kontrole gel” diye de arkasından tembihliyor.</div>

<p></p>

<p></p>

<div>İşte Ali Asım, Trabzon’a döndüğü günün sonrasında başlıyor Araklı’nın Çatak diye bilinen yerleşime gitmeye. Her gün bıkıp usanmadan gidiyor bir ay boyunca Çatak’a ve otuz kadar aynı doktorun hastası ile bu kez kontrol için gidiyor Ankara’ya, Azman da yanında tabi. Yine filmler çekiliyor, sıra buna geliyor, Dr. Kavukçu bir filme bakıyor bir Ali Asım’a bakıyor, sonra da “sen ne yaptın bir ay boyunca neredeydin?” diye soruyor. Ali Asım, buradan sonrasını şöyle anlatıyor;</div>

<p></p>

<p></p>

<div>“Bana öyle sorunca eyvah hapı yuttum sandım, titremeye başladım, dizlerimin bağı çözüldü. Bir anda odadan kaçmak geldi içimden ama doktorun suratı çok ciddi, ben durumun çok vahim olduğunu sanıyorum. Meğer, o benle kontrole gelen herkesin filmleri bozuk çıkarken benim filmim temiz çıkmış, doktor onun için bana ne yaptığımı soruyor. Rahatladım, anlattım. Benim doktorum Çatak dedim ona, çünkü kimselere söylemeden her gün gittiğim yer bizim Çatak’tı işte. Oranın havası ciğerlerime bayram ettirdi. Oradan dönünce de 2002 yılından itibaren tam yedi yıl boyunca her gün hiç aksatmadan çıktım 45 kilometrelik yoldan Çatağa. Çatak’tan taş çatlasın Tilkibeli’ne kadar çıkıyorum, Tilkibeli’ni üste atınca nefesim darlanıyor, geri dönüyorum. Bizim kitle iyi huylusundanmış tabi. Ama bana “erken yakaladık” dediler. O yedi yıldan sonra artık hafta da bir gün çıkabiliyorum Çatak’a. İki-üç saat kalıyorum, Mollamahmudun suyu yani diğer bir deyimle Cevizin suyunda abdest alıp, namazımı kılıyorum, yemeğimi yiyorum, çayımı içiyorum geri dönüyorum. Ama şimdi ki sağlığımı kesinlikle Çatak ve havasına borçluyum. Kendimi şanslı hissediyorum, keşke tüm hastaların da aynı imkanı ve fırsatı olabilse. Çekmeyen bilmez, bu hastalık moral, sağlıklı bünye ve temiz hava bir de çevrende insanların konuşmalarına kulak tıkamayı gerektiriyor. Allah, tüm hastalarımıza şifalar versin”&nbsp;<img align="left" alt="" height="195" src="/images/upload/dr_catak_3.JPG" width="300" /></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Bir Çatak gezisine ben de eşlik ediyorum Ali Asım’ın, yol boyunca tanımadığı insan yok neredeyse, kimine kendisi selam veriyor, kimi yerler de ona el sallıyorlar. Çatak, Trabzon’un araklı ilçesinden Pazarcık Turizm Merkezi’nin hemen altında bir dere çatması olan yer. Tarihi İpek yolu güzergâhında bulunan ve eskilerde yaylacılık yapılırken hanları ile de bilinen bir konaklama yeri. Buradaki hanlarda bir gece de ben kalmıştım, kaldığımız hanın her iki yakasından akan derelerin sesini hiç unutamıyorum. Müthiş bir duyguydu ve yol yürümüşlüğün verdiği yorgunluğuma ilaç gibi gelmişti. Hanlar, şimdi otel odalarına dönüşmüş olsa da eski nostaljisini koruyor hala Çatak.</div>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/saglik/doktorum-catak-h359.html</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Feb 2014 00:05:19 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2020/05/doktorum_catak_h359_a877d.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Beyaz da yakışır karadeniz'e]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/foto-haber/beyaz-da-yakisir-karadenize-h358.html</link>
      <description><![CDATA[Gelenler bilir de gelemeyenler de gördükleri fotoğraflarla sınırlı tanıyabilir Karadeniz’i öyle değil mi?

Peki Karadeniz’e yeşilliği yakıştırıyorsunuz da ya beyazı. Karla kaplandığında Karadeniz, beyaza bürünmüşken güzel değil mi?

Karadeniz’den yayın yaparken biz genellikle gurbetlerdeki insanlarımızın hasretine bir dirhem de olsa merhem olma çabasındayız. 

Fotoğraflarla da olsa, belki gerçekte gidenlerin olduğu kadar belki memleketine hiç gelememiş olanları da düşünerek fotoğraf çekiyor ve yayınlıyoruz.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<br />
<strong>Necati AYÇİÇEK /Foto Haber</strong><br />
<br />
<br />
<br />
<img src="/images/upload/catak_3(3).jpg" width="600" height="450" align="middle" alt="" />&#160;<br />
Karadeniz dendiğinde aklınıza gelen yeşilin her tonudur şüphesiz. Öyle ya Karadeniz hep yeşillikleri ile dillere destan olmuş bir yalancı cennetidir Dünya’nın. Beyaz da yakışır Karadeniz’e konulu detaylı<a href="http://www.karadenizolay.com/beyaz-da-yakisir-karadenize-resimleri,141.html"> fotoğraflara ulaşmak için tıklayınız</a>
<p class="MsoNormal"><o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/foto-haber/beyaz-da-yakisir-karadenize-h358.html</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Feb 2014 04:54:42 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/beyaz_da_yakisir_karadenize_h358.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Pamuktaş’tan Karaburga’ya]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/gezigozlem/pamuktastan-karaburgaya-h357.html</link>
      <description><![CDATA[Karaburga’nın en uç noktasındayız ama hava artık, “gidin şimdi, yeter” der gibi oluyor. Nuri, “Tamam, bize bu kadar müsaade vardı” diyerek, dönmemiz gerektiğini söylemeden önce de beyaz bulutların Soğanlı dağlarından görüntüsü ve giderek hızını artırarak esen rüzgar bunu anlatıyordu! Fotoğraflarımızı çektikten sonra geriye dönüşe geçtik, iyi ki yürüyüş için ayakkabılarımızı almıştık, yoksa o kayaların üzerinden kısa zaman da geçebilmemiz ve aracımızın yanına varmamız çok zor olacaktı. Bir de acıkmışız ki sormayın, kayalar]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; line-height: 21.33333396911621px; vertical-align: baseline; color: rgb(0, 0, 0); letter-spacing: normal; orphans: auto; text-align: justify; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: auto; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px;"><b>M. Kemal AYÇİÇEK / Bayburt</b></div>

<div style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; line-height: 21.33333396911621px; vertical-align: baseline; color: rgb(0, 0, 0); letter-spacing: normal; orphans: auto; text-align: justify; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: auto; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px;">&nbsp;
<p>Çocukluğumuzun geçtiği yollar yok, eskiler de kalmış &nbsp;saatlerce yürümekte bile zorlandığımız yolları şimdi arabalarla kısa zamanda aşıyoruz. Mihmandarımız Nuri, Karaburga gezimizi o planladı akşamleyin. Sabah erken kalkmamız gerektiğini söylediğin de ben gün ortası gibi algılıyordum meğer gerçekten de sabah erken kalkmak varmış ama olsundu o kadar. Hem bizim yıllarca Yaylacılık yaptığımız, havasını suyunu hiç unutmasak ta yaz aylarında artık birer misafir diye yıllar sonra gidebildiğimiz Pamuktaş’ta, saatlerce uyumaya da gerek yoktu. Havasından olacak, çok kısa uyku bile sizi dinç tutmaya yetiyor.</p>
</div>

<p><br style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: normal; line-height: 21.33333396911621px; orphans: auto; text-align: justify; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: auto; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px;" />
&nbsp;</p>

<div style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; line-height: 21.33333396911621px; vertical-align: baseline; color: rgb(0, 0, 0); letter-spacing: normal; orphans: auto; text-align: justify; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: auto; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px;">Sabah kahvaltısını kuşluk vakti yapıyoruz ama günlerden de Cuma. Namaz kılmadan köyden çıksak olmazdı, hem yıllar sonra belki hiç görmediğimiz insanları görmesek olmazdı. Aysun’un seralarından topladığı sebzelerle takviyeli, köy yumurtalı ve tabi ki de &nbsp;sofraların baş tacı kuymakla donattığı &nbsp; kahvaltıyı yapıp dışarıya çıktığımız da günün güzel geçeceği belli oluyordu. Daha evin baş tarafındaki kuşburnuların olmuşlarından üç-beş tane yememişken Cuma salası verildi. Bu Cuma namazı için hazırlıklı olun anlamındaydı. Biz makinaları kontrol edip, şarjlarına baktıktan sonra Karaburga’da üzerimize alacağımız giysileri ve ayakkabıları, orada yemek için de azıklarımızı hazırlayıp araca koyduk. Ama Mustafa (okumuş) amca geldi, “öğlen yemeğine bize bekliyoruz” teklifinde bulundu. Büyük bir mahcubiyetle, ezile büzüle bu daveti geri çevirmek zorunda kaldık. Mustafa amca haklı olarak çok alındı ama hava şartları öylesi bir daveti kaldırmıyordu. Gideceğimiz yer, sıradan bir tepe değildi ama bunu anlatmakta zorlandık açıkçası.
<p></p>
</div>

<div style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; line-height: 21.33333396911621px; vertical-align: baseline; color: rgb(0, 0, 0); letter-spacing: normal; orphans: auto; text-align: justify; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: auto; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px;"><img align="right" alt="" height="300" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/karaburga_2.JPG" style="margin: 10px; padding: 0px; border: 0px; font-family: inherit; font-size: inherit; font-style: inherit; font-variant: inherit; font-weight: inherit; line-height: inherit; vertical-align: baseline;" width="400" />
<p></p>
</div>

<div style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; line-height: 21.33333396911621px; vertical-align: baseline; color: rgb(0, 0, 0); letter-spacing: normal; orphans: auto; text-align: justify; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: auto; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px;">Abdestleri de evde alıp, camiye geçtik. Artık eve dönmeyecek ve oradan da direk Karaburga’ya hareket edecektik. Nitekim öyle de yaptık. Cuma namazını eski bir arkadaşım Davut Aygün’le yan yana kıldım, iyi ki de kılmışız. O son görüşmemiz oldu. Ben bu yazıyı yazmadan iki hafta önce Davut ağabeyin kalp krizinden vefat ettiğini öğrendim. Cuma namazının ardından Pamuktaş köylüleri, (çoğu yaz mevsimi için gelmiş) ile selamlaşıp, bir iki soluk muhabbetten sonra yola koyulduk. Bizim hafız Zekeriya, mihmandar Nuri ve bizim Müco. Nuri’nin dört çekeri ile gidiyoruz, ahbunlar, Taşlıova, çayırlar derken birden geçtik Çukur yaylaya. Yolumuz o kadar uzun değil gibi ama Nuri, çok aceleci. Hav gün gibi, bir anormallik yok aslında ama “siz bilmezsiniz, bozar bu hava” diyor ama söylenenlere ben pek inanmıyorum. Yaylayı çıkarken keçi sürüsünün ortasından geçiyoruz. Zilfo’ya çıkılan boğazı da geçip, Hatun yurt’u düzledik. Esertaş’tan zaten Karaburga göründü. Uzaktan bakıldığın da birer insan görünümündeki şehitlik işareti olarak dikili taş yapılar, Karaburga’nın sıradan bir yer olmadığını gösteriyordu.Yolların patika olduğu zamanlardaydı, yayla yolculuğumuz sırasında yorgunluk ve bitkinlikten hani insanın takadi kalmaz ya yürümeye işte öyle zamanlar da ağabeyimin beni bu Karaburga'daki kaya yığınları ile hızlandırma gayretlerini görecektiniz. Biz Çavdar yaylasından yukarıya (yayla) veya aşağıya (Araklı) gidip gelirken, beraberimiz de büyükbaş hayvanlar da olurdu. Onların adımına uyardık. Akşam karanlık çökmeye başladığın da Karaburga'nın şehitliklerini ve ziyaret yerlerini gösteren kaya yığınları, tam dağın üzerinde birer insanı andırırdı.O nedenle de Ağabeyimin o Karaburga'nın tepelerindeki o kayaları gösterip, "Hızlı gitmezsek o adamlar bizim önümüzü keser", veya "Aha da ayılar bizi gözetliyor, sen yine yürüme bakalım, sonra ne olacak", ya da, "Bak şu Devler, bizi gözetliyor, çabuk olmazsak başımıza iş gelir" derdi. Tabi ilk söylediklerinde biraz korkmuştum ama sonraki gidişlerimiz de aynı kayaların hep aynı yerlerde olduğunu dikkat kesilince anladım, sonra sözlerinin fazla tesiri kalmadı.</div>

<p><br style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: normal; line-height: 21.33333396911621px; orphans: auto; text-align: justify; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: auto; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px;" />
&nbsp;</p>

<div style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; line-height: 21.33333396911621px; vertical-align: baseline; color: rgb(0, 0, 0); letter-spacing: normal; orphans: auto; text-align: justify; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: auto; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px;">Menge’nin sırttaki şehitliği geçip, Somarova yaylasının tam üzerinden geçip, Karaburga’ya vardık. Tabi araçla gidilebilen kısmına kadar varıp, aracı park ettikten sonra yaya olarak zirveye bir hayli yürüyüşten sonra varabildik. İki bin 500 rakımlı bir yer Karaburga. Tam kuzey karşısında Çavdar yaylası ve Araklı- Bayburt yolunu bağlayan Salmankaş tünelinin Bayburt’a çıkış noktası, Armutlu köyü ve Salmangaş geçidi var. Salmankaş’a bakan yüzün de Somarova yaylası, az ilerisin de Menge yaylası, tam karşı da sola düşen yakada Aholiların yaylası ve Hacıveli şehitliği ve Güneye bakan kısmın da da &nbsp;Alaca köyü (menge), Pınargözü (Kilhons) ve Bayburt ovası. Batı kısmın da &nbsp;Çukur yayla, Pamuktaş (Ermene), Akşar (Balahor) Kırkpınar (Çıphınıs) &nbsp;ve ovalar. Bir kartal gibi hissediyor insan kendini burada ve Erzurum, Erzincan, Gümüşhane hatta Tunceli dağlarını görebiliyorsunuz. Orada dinlenme molası veriyoruz. Geçmişte yaşanmış savaş izleri, parçalanmış kayalardan belli ediyor kendini aslında. Yeni nesil pek bilmiyor ama biz çocukken köy büyüklerinin toplanıp Karaburga’ya çeşitli vesilelerle çıktığını hatırlıyorum. Mesela yağmur duası için gidildiği de oluyordu, şehitleri anma kuran ve dua için de gidiliyordu. Sadece onlar için de değil mesela psikolojik kaynaklı &nbsp;hastalıklı insanlar için de şifa bulma ümidi ile gidildiğini hatırlıyorum. Nede olsa hani bir söz vardır ya, inanırsınız inanmazsınız “Niyet hayır, akıbet hayır” diye. İşte o hayırlı bir niyet ile gidilip, buralar da dua ediliyor olmasından insanların şifa buluyor olmalarını ben hiçbir zaman küçümsemedim. Kaldı ki zaten Karaburga, bir diğer adı ile de ziyaret aynı zaman da. O yörede hem doğal bir kale ve bu yüzden de şehitlerin çok fazla olduğu bir mekan olma özelliği taşıyor. Karaburga hz’lerinin Türbesi de bu Karaburga’nın hemen alt tarafında bulunan Alaca (menge) köyünde bulunuyor.
<p></p>
</div>

<div style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; line-height: 21.33333396911621px; vertical-align: baseline; color: rgb(0, 0, 0); letter-spacing: normal; orphans: auto; text-align: justify; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: auto; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px;"><img align="left" alt="" height="300" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/karaburga_1.JPG" style="margin: 10px; padding: 0px; border: 0px; font-family: inherit; font-size: inherit; font-style: inherit; font-variant: inherit; font-weight: inherit; line-height: inherit; vertical-align: baseline;" width="400" />
<p></p>
</div>

<div style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; line-height: 21.33333396911621px; vertical-align: baseline; color: rgb(0, 0, 0); letter-spacing: normal; orphans: auto; text-align: justify; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: auto; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px;">Bayburt, Türkiye’de pek çok ilde bulunmayan manevi &nbsp;öncü şahsiyetlerin, velilerin türbelerinin de bulunduğu illerimizin önde gelenleri arasındadır. Bakmayın şimdi siz öyle günümüz nüfus sayımlarındaki Bayburt nüfusunun az görülüyor olmasına. Karaburga’nın en uç noktasındayız ama hava artık, “gidin şimdi, yeter” der gibi oluyor. Nuri, “Tamam, bize bu kadar müsaade vardı” diyerek, dönmemiz gerektiğini söylemeden önce de beyaz bulutların Soğanlı dağlarından görüntüsü ve giderek hızını artırarak esen rüzgar bunu anlatıyordu! Fotoğraflarımızı çektikten sonra geriye dönüşe geçtik, iyi ki yürüyüş için ayakkabılarımızı almıştık, yoksa o kayaların üzerinden kısa zaman da geçebilmemiz ve aracımızın yanına varmamız çok zor olacaktı. Bir de acıkmışız ki sormayın, kayalar arasında yürürken ilk defa orada gördüğüm fodul beyaz ve kırmızı ahududu ,böğürtlen, kuşburnu, horoz gagalarından otlandık ama yine de yemek yemek için sığınabileceğimiz bir yer aradık. Bulduk bir yer tam oturduk yemeğe, şiddetli rüzgar burasının “uygun bir yer değil” der gibi esince, apar topar daha aşağıda bir yere kaçarak orada alelacele karnımızı doyurduk. Araca bininceye kadar zaten sis geldi kapattı her tarafı artık göz gözü görmez oldu. Demek havanın çok güzel olması, bir anda böylesine değişmeyeceği anlamına gelmiyormuş, tecrübenin konuştuğu denir ya işte öyle bir olayı yaşadık. Ama nefis bir gündü, mükemmel bir duyguydu Karaburga’yı görmek ve yaşamak. Keşke her yıl tekrar tekrar gidebilsek demeden edemiyor insan Karaburga’ya.</div>

<p><br style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: normal; line-height: 21.33333396911621px; orphans: auto; text-align: justify; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: auto; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px;" />
&nbsp;</p>

<div style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; line-height: 21.33333396911621px; vertical-align: baseline; color: rgb(0, 0, 0); letter-spacing: normal; orphans: auto; text-align: justify; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: auto; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px;"><strong>Nasıl gidilir:</strong> &nbsp;En kolay ulaşımı Araklı- Bayburt karayolundan Salmankaş geçidini aşıp, Menge yaylası ve Somarova yaylasından ulaşılabilir. Gümüşhane-Erzurum yolundan Akşar’dan Pamuktaş’a saparak gidilebilir. Ayrıca Bayburt’tan Alaca köyüne gidilip, oradan da çıkılabilir.<img align="right" alt="" height="300" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/karaburga_3.JPG" style="margin: 10px; padding: 0px; border: 0px; font-family: inherit; font-size: inherit; font-style: inherit; font-variant: inherit; font-weight: inherit; line-height: inherit; vertical-align: baseline;" width="400" /></div>

<p><br style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: normal; line-height: 21.33333396911621px; orphans: auto; text-align: justify; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: auto; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px;" />
&nbsp;</p>

<div style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; line-height: 21.33333396911621px; vertical-align: baseline; color: rgb(0, 0, 0); letter-spacing: normal; orphans: auto; text-align: justify; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: auto; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px;">Bayburt’tan Manevi öncü ve velilerden söz etmiştim yukarıda, haksız olmadığımı ifade etmek adına da Bayburt’ta bilinen Şahsiyet, Veli, Türbe ve yatırları da eklemeliyim yazıma;
<p></p>
</div>

<p><b>Bayburt'ta Ziyaret Edilmesi Gereken&nbsp; Türbeler</b><br style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: 700; letter-spacing: normal; line-height: 21.33333396911621px; orphans: auto; text-align: justify; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: auto; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px" />
&nbsp;</p>

<div style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; line-height: 21.33333396911621px; vertical-align: baseline; color: rgb(0, 0, 0); letter-spacing: normal; orphans: auto; text-align: justify; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: auto; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px;">-Erenli (Duduzar Tepesinde) Üç Hisarlı Kale karşısında Sahabe-i Kiram Abdulvehhab Gazi Türbesi
<p>-Erenli (Duduzar) Köyü Mahalle içinde Abdulvehhab Gazinin halefi Tabiin Seyyid Battal Gazi Makamı</p>

<p>-Erenli (Duduzar) Abdulvehhab Gazi Türbesinin yanında Tabiin Bey Böğrek (Bamsi) ile yedi adet Sahabe-i Kiram mevcuttur.</p>

<p>-Erenli (Duduzar) Tek çiçek tepesinde Ahlat Şahı Burhanettin Veli</p>

<p>-Seydi Yakup Köyünde Sahebe-i Kiram Eyüp Sultan Soyundan Yakup Bin Ensarrıyyi Türbesi</p>

<p>&nbsp;-Kava cık Köyünde Sahabe-i Kiram Abdullah el-seyyid-i Halil Hz. Türbesi</p>

<p>-Çayır özü Köyünde Sahabe-i Kiram Seydi Halim bin Hatip Hz. Türbesi</p>

<p>-Karşı geçit Köyünde Sahabe-i Kiram’lardan Zeyd bin Harise ile Zeyd bin Sabit. Ayrıca 9 adet Sahabe-i Kiram</p>

<p>-Şehit Osman Tepesinde 5 adet Sahabe-i Kiram</p>

<p>-Masat Köyünde Dede Korkut Türbesinin yanında Kazan han Veli ve Maksut Efe Türbeleri</p>

<p>-Iğdır Köyünde Veli Salih Hz.</p>

<p>&nbsp;-Demirözü Yakup abdal Köyünde Sahabe-i Kiram Yakup bin Ubade ile üçler-beşler türbeleri</p>

<p>-Yerlice Köyünde Sahabe-i Kiramdan Üzeyir ile beş adet yatır</p>

<p>-Polatlı Köyünde Yediler</p>

<p>-Demirözü Serenli Köyünde Kırklar ve Karali veli Hz. Türbeleri</p>

<p>-Demirözü ilçesinde Mesaiki izamdan Ah-e Emir Ahmed (Muhammed) Hz.</p>

<p>-Balca Köyünde Hz. Ali’nin oğlu Muhammed Hanefi Hz. Türbesi</p>

<p>-Merkez Ulu Cami önünde Kırk Çeşmeler yanında Şeyhuniyye-Meşihad Sad-Rüş Şeria El Kebir-i Hz. Türbesi (Mevlana Hz. Nin Öğretmen Arkadaşı)</p>

<p>-Aydıntepe Aşağı Kırzı Köyünde M.Muhammed Ekmelüddin Baberti (Bayburdi) Hz. Leri Türbesi -Aydıntepe Müsennifatı Kiram Osman Veli Hz.</p>

<p>-<img align="left" alt="" height="300" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/karaburga_6.JPG" style="margin: 10px; padding: 0px; border: 0px; font-family: inherit; font-size: inherit; font-style: inherit; font-variant: inherit; font-weight: inherit; line-height: inherit; vertical-align: baseline;" width="400" /></p>

<p>-Aydıntepe Alaca Köyünde Karaburga Hz. Türbesi</p>

<p>-Bayburt Merkez İmaret tepesinde şeyhuniyye Meşihad Necmeddini Kilan-i Ekber-i Hz. Türbesi</p>

<p>&nbsp;- Bayburt Merkez İmaret tepesinde Müsennifati Kiram Evliya Çelebi Ali</p>

<p>- Bayburt Merkez İmaret tepesinde Veli Veysel Gavs-i Necip Hz. leri Türbesi</p>

<p>- Bayburt Merkez İmaret tepesinde Şair Zihni türbesi</p>

<p>-Veli şaban mahallesinde Şaban Veli Hz. Türbesi</p>

<p>-Üç Hisarlı Sur altında (Bayburt Kalesi) Evladı Nebevi Danişmendi Efrüddin (Efrudin) Hükümdar Hz. leri Türbesi</p>

<p>-Üç Hisarlı Sur altında (Bayburt Kalesi) Müsannifati Kiram’dan Ali Efe (alğo) Hz. ile Mine Hatun türbesi</p>

<p>&nbsp;-Üç Hisarlı Sur altında (Bayburt Kalesi) Karamanoğlu Pir Ahmed Hz. Türbesi</p>

<p>-Uzun gazi Mahallesinde Müsennifati Kiram’dan Evladı Nebevi Şehit Ali Hz. Türbesi</p>

<p>&nbsp;-Tuzcu zade mahallesinde Ahmed-i Zincan-i Hz.Türbesi</p>

<p>-Tuzcu zade mahallesinde II.Abdulhamid Hanın damadı Damat Ali Efendi Hz. türbesi</p>

<p>-Tuzcu zade Mahallesi Galler mevkiinde Arap Baba Hz. türbesi</p>

<p>-Şeyh hayran mahallesinde Müsennifati Kiram Hayran Veli Hz. türbesi</p>

<p>-Oruç beyli Köyünde Veli İrşad-i Hz. leri</p>

<p>&nbsp;-Oruç beyli Köyünde Veli Ağlar Hz.leri</p>

<p>&nbsp;-Oruç beyli Köyünde Veli Ahmed Hz.leri</p>

<p>&nbsp;-Kale ardı Mahallesinde Seyyid Sadat-ı Kiram, Zevi, İhtiram Çağırkan Hz. Türbesi</p>

<p>&nbsp;- Kale ardı Mahallesinde Veli Ahmed Efendi Hz. Türbesi</p>

<p>&nbsp;-Kale ardı Mahallesinde Veli Şaban Efendi Hz. Türbesi</p>

<p>-Kale ardı Mahallesinde Veli Mehmet Naim Efendi Hz. Türbesi</p>

<p>&nbsp;-Gökçe dere Beldesinde Akkoyunlu Fahreddin Kutluğ Beyi Türbesi</p>

<p>-Çayır yolu Beldesinde Akkoyunlu Sancaktar Beyi Uzun Hasan türbesi</p>

<p>&nbsp;-Çayır yolu Beldesinde Şair Hacı Goca Efendi</p>

<p>-Akşar Beldesinde Oslu Osman Hz. Türbesi</p>

<p>-Kop Köyünde Veli Ahmed Hz. leri Türbesi</p>

<p>-Zahit Mahallesinde Zahidi Geylani Hz. Türbesi</p>

<p>-Zahit Mahallesinde Sultan Fahriye Hatun Hz. leri Türbesi</p>

<p>-Zahit mahallesinde Veli Hasan Efendi Hz. leri Türbesi</p>

<p>-Ozan su Köyünde Şair Celali Veli Türbesi</p>

<p>-Gümüşsu Köyünde (Kitap-Siz) Veli Mustafa Hz. leri Türbesi</p>

<p>-Aker Zade Ahmed Efendi ile Kumbasar Zade Fahreddin Efendi</p>

<p>&nbsp;-Saruhan Köyünde Hasan Hüseyin Dile balta</p>

<p>-Merkez Ulu Camii yanında Horasan-ı, Meşaik-i İzamdan Haydar Han (Hakan-i) Hz. leri türbesi</p>

<p><b>ŞAİRLER</b></p>

<p>&nbsp;Burhan-i, Hicran-i, Hilm-i, Şaşkun-i, Revay-i, Ruhi, Esnan-i, Cihan-i, Zarif-i, Coşkun-i, Aman-i, Zelil-i, Mehmed Çağlayan<br />
<br />
Not; Karaburga'da çekilen daha fazla fotoğraf görmek istiyorsanız<a href="http://www.karadenizolay.com/karaburga-resimleri,140.html"> buraya tıklayabilirsiniz</a></p>
</div>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/gezigozlem/pamuktastan-karaburgaya-h357.html</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Feb 2014 08:12:02 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/10/pamuktastan_karaburgaya_h357_12fc0.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Defineyi kazanla götürmüşler!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/aktuel/defineyi-kazanla-goturmusler-h356.html</link>
      <description><![CDATA[Hiç kimse görmemişti ama oradan bir gömünün alındığı belliydi. Orası yani o kazanın alındığı yer, tam da Kalecik kalesi’nden yukarıya doğru çıkan patika yolun sağ tarafında bulunan mezarlığa çıkmadan yolun altındaydı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;M. Kemal AYÇİÇEK<br />
&nbsp;</p>

<div>Türkiye’de PPK’nun son toplantısının ardından faizlerin yükseltilmesi, sıkı para politikalarının habercisi olunca bu ülkenin parasızlık günlerinde defineciler ve petrol aramaları ile hep umutlar yeşertilir. Bizim bulmamız önemli değildir ama her hangi bir yerde bir define bulunması bile, kimilerimizin mutlu olmasına yeter de artar bile. Hem define, nasılsa toprak atında çürüyüp, kaybolup gideceğine gün yüzüne çıkarılınca hem devlet ve hem de bulan insanlar kazanıyor! Ülkemiz zenginleşiyor, biz de haliyle zengin olacak ülkenin vatandaşları haline gelmenin sevincini yaşıyor oluyoruz! İşte böyle bir ortam beni yıllar öncesine götürdü. Yaşadığım birkaç define olayını yazmak istedim. Dolmuştayım, arka koltuktaki iki kişinin muhabbeti ilgimi çekti.</div>

<div><img align="left" alt="" height="255" src="/images/upload/define_2.jpg" width="400" /></div>

<div>- La Galecukte(kalecik) altın bulmuşlar duydun mi?</div>

<p></p>

<div>- Yok duymadum, neresin de, &nbsp;kim bulmiş&nbsp;</div>

<p></p>

<p></p>

<div>- Ben da bilmeyrum da oyle duydum</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Sonrasının zaten önemi yoktu konuşmalarının, ben alacağımı almıştım. Hiç oralıklı da olmadım. Bir gün sonrasında giderdim bahsedilen yere varsa zaten öyle bir söylenti bulurdum ben yerini diye düşündüm. Öyle de yaptım. Bir sonraki gün gittim Kalecik’e. Yolda gördüğüm birine sordum, var mı öyle bir define bulma olayı gibi haberi yokmuş. Yol kenarındaki bir bakkala gidip sordum,”öyle diydi uşaklar he, Zanayer yolunun kenarındaymış, gidup bakmadum” dedi. Hemen yan taraftaki kahvehaneye gidip bir çay içtim. Sonra da orta yaşlarda olan birkaç kişi ile konuşup, tam olarak nerede altın bulunduğunu görmek için onlarla birlikte çıktık. Zaten Trabzon- Rize Devlet karayolunun yüz metre yukarısında bir patika yolunun hemen altındaydı bahsedilen yer.&nbsp;</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Birlikte gittiğimiz arkadaşlarla yeni kazılmış ama hani Bayburt’lunun Karadeniz’i anlatırken kullandığı bir cümle vardır “Emmimgilin kazanıynan kırk, kırkbuçuk” diye bahsettiği o hedik kazanı veya bizim köylerdeki yal kazanı dediğimiz en büyük kazan gibi bir şey çıkarılmış oradan, hem kenarlarda altın renginde çok ufak parıltıları da gördük. Hiç kimse görmemişti ama oradan bir gömünün alındığı belliydi. Orası yani o kazanın alındığı yer, tam da Kalecik kalesi’nden yukarıya doğru çıkan patika yolun sağ tarafında bulunan mezarlığa çıkmadan yolun altındaydı. Fundalık bir yer ama tam tıraf altında kalıyordu. O birlikte gittiğimiz insanlar, bu yoldan sürekli gidip geldiklerini ama böyle bir şeyin burada hem de fazla derin olmayan bir yerden alınmış olmasına akıl erdiremiyorlardı.<img align="right" alt="" height="400" src="/images/upload/define_4.jpg" width="251" /></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Sonra bir çok fotoğraf çektim ama o zaman ki makinalar şimdiki makinalar gibi değil hem filmlerimiz siyah beyazdı. Sürekli dolmuşla gidip geldiğim için aslında Kalecik sağlık ocağı önünde yabancı plakalı park halinde bir karavan dikkatimi çekmişti. Ama plakaları tanımıyoruz o zamanlar ama yabancı oluşu ve karavanı da seviyor olmamdan aklıma takıldı. O yanımdakilere söylemedim ama o günden sonra zaten o karavan da kaybolmuştu. Çevrede o dönemler de Yanbolu deresi kenarındaki bir tarihi köprünün ayaklarında resmi bir kazının yürütülüyor olduğunu öğrendim. Yine o zaman o resmi kazıyı gösterip, aslında o kazı yapanların kalecikteki altını aldığından tutun, karavanlarla bölgeye turist adı altında gelip bölgede dedelerinin haritaları ile altın arayanlar olduğu duyumlarını fazlasıyla alıyorduk.</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Artık defineci hafiyeliğine koyulmuştum. Nerde bir kazma sesi duysam belki define arıyorlardır deyip, üşenmeden o sesin geldiği yerlere kadar gidiyordum. Sürekli kahve sohbetlerine kulak kesiliyor, kim nerde define arıyorsa oraya yöneliyordum. Bir gün Arsin’in Fındıklı (Foşa)köyünde geceleri define kazısı yapıldığını duyunca bunu söyleyen arkadaşla birlikte gece yarısı buraya çıktık. Yanbolu deresinden yukarıya doğru çıktık, Örnek köyü yolunun yakınlarında fındıklığın içinde bir ışıkla toprak kazanları gördük. Biz normal bir halmiş gibi gidip fotoğraf çekecektik güya ama daha adamlara yaklaşmamıza bile fırsat vermeden bizim yanlarımıza gittiğimiz gören o kazıcılar, havaya mı üzerimize mi yoksa rast gelemi silahla iki-üç el ateş açtı. Tabi baktık ki papuç pahalı, gerisin geriye kaçtık. Ben de zaten gece karanlığın da flaşım ufak, adamlara çaktırmadan nasıl fotoğraf çekebileceğimi düşünüp duruyordum. Tabi bizim masumane diye düşündüğümüz şey belki de resmi kazılardı ama resmi kazı olsa gece yarısı adamların fındıklıkta ne işi vardı? Bunu akıl edememiştik!</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Türkiye’de ne zaman Ekonomik kriz varsa o zamanlar hep çıkar bu Defineciler ortaya, bir bakarsınız “Bulmuşlar, kaçırmışlar” denirken, hep kamuoyuna yansıyan sikkeler olur. O yıllar, 1984’lü yıllardı. Araklı’nın o define bulunduğuna inandığımız yer tam da yaya yolu olarak düşünürseniz ki eski yıllarda o yol, Kalecik kalesi ile Buzluca Kalesi başta olmak üzere, (Samayer ) Zanayer- Canayer) Gümüşhane’nin Dumanlı köyü, yani 7 mahallesi ile ünlü Santa’nın da yoludur. Santa da bir zanaatkâr yeridir. Bir çok kilise kalıntısının bulunduğu yerlerin ulaşım ayağı sayılabilecek bir öneme sahiptir. Tabi o Kalecik’ten çıkarılıp götürüldüğüne inandığımız definenin akıbetinden haberimiz yok. Tam o sıralar da bir başka söylenti de Araklı- Bayburt karayolunun Ejderhanın gölü ve Hıdırlez mağarasının 300 metre yukarısın da yol kenarındaki bir kayanın alt kısmında Hz. Ali’nin mührü diye söylenen kayaların altından define alındığı şeklinde bir haber yayıldı. Tabi o yılların iletişimini dikkate aldığınız da bugün ki gibi bir haber alma ağı da yok. O nedenle şimdiler de olduğu gibi haberleri anında çek etme yani doğrulama veya takip etme fırsatınız da olmuyor. O duyumun ardından on gün kadar sonra Kapıkule sınır kapısından geçerken 60 kilo define yakalandığı ve bunun da Araklı’da o Hz. Ali’nin mührünün altından çıkarılan define olduğu söylentileri kulaktan kulağa dolaşıp durdu.<img align="left" alt="" height="253" src="/images/upload/define_5.jpg" width="400" /></div>

<p></p>

<p></p>

<div>O Hz. Ali’nin mührünün oradan, veya o Arsin’ın fındıklı köyündeki bize silah çeken definecilerin ne bulup bulmadığını bilmiyorum ama o Kalecik’teki yerden hem de büyükçe bir definenin alındığına adım gibi inanıyorum. Çünkü o fazla kazma işi de olmayan ve orada duran sanki bir büyük kazanın çıkarılmış olduğu yeri belki iki gün sonra görmüştüm. Yani yağmur yağmamıştı ve o çukurdaki madeni işaretler, oraya gittiğimiz arkadaşlarla da bir definenin alınmış olduğuna inanmamızı sağladı. Tabi defineciler, aslında ağzı sıkı olan insanlardır ve bunun reklamını yapmazlardı. Fakat oradan alınan definenin bizim yerli definecilerimizden daha çok o karavanla ilgili olduğu kanaatim yıllar geçse de hala değişmedi. O zamanlar şimdi ki gibi define aramalarında kullanılan detektör gibi &nbsp;cihazlar, alet ve edevatlar da bizim ülkemiz de henüz yoktu, yani doların yasaklı olduğu yıllardı ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) dağılmamış, soğuk savaş yıllarıydı. Bu olayı o zaman da muhabir olarak görev yaptığım gazetemiz Kuzeyhaber’de yayınlamıştık.&nbsp;</div>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/aktuel/defineyi-kazanla-goturmusler-h356.html</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jan 2014 04:13:13 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/10/defineyi_kazanla_goturmusler_h356_ef4b0.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Denizi gözlüyorlar]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/cevre-ve-yasam/denizi-gozluyorlar-h355.html</link>
      <description><![CDATA[Tabi arkadaşlarımızla birlikte gözümüze kestirdiğimiz bir kukulina, yani karabatak’ı takip edip, onun tam denize daldığı sırada biz de nefesimizi tutar ve beklerdik, arkadaşlar arasında hangimizin nefesi karabatak’ın denizden çıkışına kadar sürecek diye, bu sırada nefesi yetmeyen arkadaşların çaktırmadan nefes ilaveleri yaptıklarını da yakalardık ve gülüşür, güya eğlendirdik böylece işte.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;M. Kemal AYÇİÇEK&nbsp;</p>

<div>Biz onları daha çok da denize ara sıra batıp çıkarken görüyoruz. Çocukken adını Kukalına diye bilirdik, sonraları öğrendik onların göçer kuşlardan Karabatak olduklarını. Şive farkından dolayı da Kukarina da deniyordu Trabzon ve Rize yörelerinde ama lıteratürlerdeki adı cormorant karabatak. (Phalacrocorax). Balıkla beslenen, gagası uzun ve sivri, siyah tüylü bir deniz kuşu oysa ama sadece bir kuş mu? Değilmiş meğer, o aslında bir balık avcısı ama biz bunu hem bilmiyor ve hem de pek yararlanamıyorduk! Suya dalarak balık avlar, yakaladıkları balıkları yutmak için yüzeye çıkarlar.</div>

<p></p>

<div>Gelişen teknolojilerle birlikte Denizlerde ne var ne yok diye bakmadan, koca koca balıkçı tekneleri ve balıkçı gemileri ile deniz tabanını bile birer tarak gibi temizleyebilen trollerle yapılan bilinçsiz ve kontrolsüz balık avcılığı, ne yazık ki denizlerimiz de balık nesillerinin yok olmasına yol açtı. Denizlerimiz aynı denizlerdi ama insanlar olarak aynı kalamadık. Az ile yetinmeyip, hep daha fazlası denerek adeta denizleri kurutacak kadar gözü kara olduk maalesef. Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemiz de balık sıkıntısı yaşar olduk. Denizler de gördüğümüz o karabataklar da eskiden olduğu kadar gözükmez oldular. Bir yandan martılar bir yandan karabataklar veya bizim bildiğimiz isimleriyle kukalınalar, bile denizi gözler hale geldi. Onlar da deniz kenarlarındaki ağaçlarda toplanıp, denizdeki balık hareketlerine odaklanıp bekleşiyorlar. Beslenmek için denizi gözlüyorlar artık!</div>

<p></p>

<div><img align="right" alt="" height="242" src="/images/upload/karabatak_17.jpg" width="400" /></div>

<div>Çocukluğumuz da onların etinin yenmez olduğunu duymuştuk büyüklerimiz den, o nedenle de kuş lastiklerimiz varken bile onlara taş bile atmazdık. Sadece onların suya batıp, çıkışlarını nefeslerimizi tutarak güya onlarla yarışır gibi yapar ama her seferin de de kaybederdik. Tabi arkadaşlarımızla birlikte gözümüze kestirdiğimiz bir kukulina, yani karabatak’ı takip edip, onun tam denize daldığı sırada biz de nefesimizi tutar ve beklerdik, arkadaşlar arasında hangimizin nefesi karabatak’ın denizden çıkışına kadar sürecek diye, bu sırada nefesi yetmeyen arkadaşların çaktırmadan nefes ilaveleri yaptıklarını da yakalardık ve gülüşür, güya eğlendirdik böylece işte. Ama Onlar, denize daldıklarında meğer sekiz dakika suyun altında kalabiliyorlarmış. Bunu o zamanlar bilmiyorduk tabi. Hem şimdi ki gibi bir teknoloji de yok, gördüğümüz o ördeğe benzettiklerimizin Karabatak olduğunu bile çok sonraları öğrenebildik zira.</div>

<p></p>

<div>Çamburnu’ndaki ağaçlar da topluca denizi seyrederken rastlayınca seyre koyuldum Kukulina’ları. Konuşuyorlar kendi dillerince sonra birden denize doğru hareket ediyorlar, deniz teğet hamleler yapıp, ardından tekrar geri dönüp aynı ağaçlardaki yerlerini alıyorlar. Yani deniz de sürekli beklemiyor, uzaktan da olsa balık hareketini gördükleri andan uçuyor, varsa bulabildikleri balıkları avlayıp, geri dönüyorlar. Birkaç fotoğraf çekip döndüm. Meğer o karabataklar, farklı ülkeler de birer avcı olarak balıkçıların en büyük avcıları. Mesela Çin’de Karabataklar, küçük balıkçıların balık avlamak için kullandıkları birer av aleti görevi yapıyorlar. Hani bizim Atmaca ile kuş avlayan avcılarımız gibi Çinliler de bu Kukulinalar ile balık avcılığı yapıyorlar. Karabatakların uzun boyunlarını birer iple bağlıyor, suya bırakıyorlar. Karabatak suyun için de bir balık yakalayınca da onu kayığa çıkarıp, boğazını sıkıp, balığı düşürmesini sağlıyorlar. Karabataklar, boyunlarına bağlanan ip yüzünden yakaladıkları büyük balıkları yutamıyor, böylece de balıkçı, istediği balık avını el değmeden rahatlıkla avlamış oluyor. Güzel iş ama değil mi?<img align="left" alt="" height="248" src="/images/upload/karabatak_6.jpg" width="400" /></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Leyleksiler takımının, Karabatakgiller ailesinden perde ayaklı, dalıcı bir kuş türü. Deniz, göl ve nehir kıyılarında koloni halde yaşayan karabatakların üst gagalarının ucu kıvrık olup, suya dalarak avladıkları balıklarla beslenirler. İyi uçar, iyi yüzer ve su altında sekiz dakika kadar kalabilirler. Su kenarlarında yüksek yamaçlara veya ağaç tepelerine yosun ve dallardan koni biçimli yuvalar yaparlar. Ancak avlanmak için suya dalarlar. Sudan çıktıktan sonra tüylerini kurutmak için, uzun süre kanatlarını açık tutarlar. 30 kadar türü vardır. Bu büyük siyah kuş 77-94 cm büyüklüğünde ve 121-149 cm kanat açıklığına sahiptir boyun da olanları da görülür. Türlerin çoğu siyah, maden parıltılı tüylüdür. Üreme mevsimlerinde çoğu türün baş, boyun ve bacaklarında beyaz lekeler belirir. Göçücü, gezginci ve kalıcı olanları mevcuttur. Dünya’da “Neredeyse tehdit altındaki türler” kategorisinde uyarı yapılan Karabatakların neslinin tehlikeye girebilecek türler arasında sayılıyor. Karabatak Familyası: Karabatakgiller (Phalacrocoraicidae). Yaşadığı yerler: Deniz, göl ve nehir kıyılarında toplu halde. Özellikleri: &nbsp;Uzun gagalı, uzun boyunlu, perde ayaklı, dalıcı bir kuş. Dalarak yakaladığı balıklarla beslenir. Çoğu siyahımtrak tüylüdür. Çeşitleri: 30 kadar türü vardır.</div>

<p></p>

<p></p>

<div>&nbsp;Etleri yenir mi yenmez mi diye yapılan tartışmalara baktım, “Yaratılışında vahşet ve bayağılık olmayan, iğrenç görülmeyen hayvanların etleri din ölçüleri içinde helaldır, yenebilir. Tavuk kaz, ördek, zürafa, deve kuşu, bağırtlan kuşu, güvercin, bıldırcın, koyun, keçi, deve, sığır, manda, ekin kargası, tavus, kırlangıç, baykuş, tavşan ve turna gibi hayvanlar bu kısım eti yenen havanlardandır. Serçe ve sığırcık kuşlarını yemekte de bir sakınca yoktur” deniliyor.</div>

<p><br />
Not: İlişikteki video da Çin'de karabataklarla yapılan balık avcılığı gösteriliyor</p>

<p>&nbsp;
<p>&nbsp;
<p></p>
</p>
</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/cevre-ve-yasam/denizi-gozluyorlar-h355.html</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Jan 2014 00:28:37 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/10/denizi_gozluyorlar_h355_b4a3d.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Angunalar ve onlara dost çocuklar]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/angunalar-ve-onlara-dost-cocuklar-h354.html</link>
      <description><![CDATA[Ben de yıllar önce görmüştüm, ilk gördüğümüz de biz de yılan sanmıştık ama bize de büyüklerimiz onun Anguna olduğunu söylemişlerdi ve biz de hep Anguna olarak bilmiştik. Hem zaten literatürlerde de adı bizim bildiğimizden de farklı değilmiş. Literatürdeki adına  Anguis fragilis, deniyor. Yani “Yılanımsı kertenkele” veya “Yavaş solucan”. Yılana benziyor ama yılandan daha kısa ve de daha ağır hareket ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>&nbsp;M. Kemal AYÇİÇEK&nbsp;</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Yaz mevsiminin tam ortasındayız. Fındık ayı ile Ramazan çakışmış yine, 36 yıl öncesin de de aynını yaşamıştık ama o zamanlar Dedem de Nenem de hayattalardı. &nbsp;Biraz ağırdan alıp, güneşli havalarda fındık ayını bizim Necati’nin &nbsp;“Biz fındığı iş olarak değil eğlence olarak görür ve ona göre fındık toplarız, siz bize uyun, karışmayın” deyimine uyarak, ağabeyimle birlikte onlara göre davranıyoruz. Gerçi bizim çocukluk yıllarımız da da aynı mantık vardı ama dedem disiplinli çalışmayı severdi. Hem onun dediği gibi bir fındık ayı geçirir hem de eğlencemizi eksik etmezdik!</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Trabzon’un Araklı ilçesindeki Yiğitözü (Zanike) köyündeyiz. Havalar biraz da kurak gidince Fındık altına dökülmüş, fındık dallarından daha çok yerde belli aralıklarla dizilip yerden topluyoruz fındığı. Fındık yerden toplanınca da çocukların katkısı daha fazla olur tabi fındığı dallarından toplamakla kıyaslandığında. Çocukların çalışması ise onların eğlenmesi ile alakalı tabi. Hal böyle olunca da ben yıllar önce bizim çocukluk yıllarımızda bize masallar anlatan Şakire ablamla fındık toplamayı severdik, onun masalları bitmedi. O da masallarını annesinden, babasından kendi çocukluk yıllarında anlatılanlardan öğrenmiş, okullu değiller o zamanlar. Ben de aynı taktiği uyguluyorum yeğenlerimle birlikte fındık toplarken, onların bilmediği ama benim Şakire ablamdan öğrendiğim masalları biraz da güncelleyerek anlatınca çocuklarla güle oynaya fındık topluyoruz.</div>

<p></p>

<div><img alt="anguna" src="/images/upload/Anguna_13.jpg" style="float: right; width: 400px; height: 300px;" /></div>

<div>Bir fındık ocağının çevresine iyice sokulmuştuk ki Yunus, “Ahan Habur da bir şey var!” deyip, irkildi. Bir den panik yaptı, Yunus’un ufak kardeşi Bedirhan, “Nerde” deyip hemen ağabeyinin o ilk durduğu yere baktı, o da aynı tepkiyi verdi bir an, yüzü kızardı hemen ve “Yılan” dedi.. Belli ki görmedikleri bir şey görmüşlerdi, bende bakayım dedim. Oturarak yerden fındık toplarken ayaklandık tabi. Yunus ve Bedirhan’ın gördüğü ama “yılan” sandıkları &nbsp;şey, aslında bir Anguna idi. Ben de yıllar önce görmüştüm, ilk gördüğümüz de biz de yılan sanmıştık ama bize de büyüklerimiz onun Anguna olduğunu söylemişlerdi ve biz de hep Anguna olarak bilmiştik. Hem zaten literatürlerde de adı bizim bildiğimizden de farklı değilmiş. Literatürdeki adına &nbsp;Anguis fragilis, deniyor. Yani “Yılanımsı kertenkele” veya “Yavaş solucan”. Yılana benziyor ama yılandan daha kısa ve de daha ağır hareket ediyor.&nbsp;</div>

<p></p>

<div>Bizim çocukluğumuz da da Anguna gördüğümüz zaman onunla oynamak isterdik. Ben de çocukların hem daha yakından tanıması ve hem de fotoğraf çekebilmek için fındık toplamaya biraz ara verdik. Yunus’tan bir kova getirmesini istedim, getirdi kovaya koyduk Anguna’yı. Tabi ne yer ne içer bilmiyoruz, çocuklar kendilerince beslemeye kalktılar ekmek kırıntıları ile hatta belki susuz kalmıştır diye su bile verdiler ama olmadı Anguna’ya hiçbir şey ne yedirip nede içirebildiler. Anguna ile biraz zaman geçirmek için o anda yanımızda olmayan amca çocuklarına da bunu bir soluk hemen haber verdiler tabi, onlar da Anguna görmek için koştu geldiler. Bir süre kovadan çıkarmadan Anguna’yı izledikten sonra Bedirhan, “Dur bir elime alayım” diyerek kovaya elini uzattı ama ağabeyi, “zehirler belki bırak” diye kardeşini uyardı ama Bedirhan, bir şeyi kafasına koyduysa mutlaka yapan bir çocuk. Anguna’yı kuyruğundan tutup eline aldı ve dedesi ve babaannesine, babasına ve çevresindeki çocuklara bunu bir güzel dolaştırıp gösterdi. Sonra da Anguna’yı bulduğu fındık ocağının içine bıraktılar.</div>

<p></p>

<div><img align="middle" alt="" height="375" src="/images/upload/Anguna_1.jpg" width="500" /></div>

<div>O gün akşama kadar Anguna muhabbeti hiç bitmedi. Akşam olunca da mahalledeki diğer çocuklar da duydu tabi Bedirhan’ın Anguna’yı eline aldığını, onlar da iyice meraklandı. Zaten bir çoğu şehirlerde olan çocuklar ve Anguna’yı bırakın şehirler de hayvanat bahçelerinde bile görme fırsatları yok. Bir gün sonra yine aynı fındıklıkta bu kez de daha uzun ve kuyruğu diğerine nazaran daha da fazla yılanı andıran bir Anguna’ya daha rastladık. Bu kez artık mahalle deki çocuklara da haber vererek, o Anguna’yı evlerin yanına çıkarıp, orada bir süre oynadılar. Oynamak derken tabi Anguna’ya herkes dokunamıyor, Bedirhan korkmuyor, cesaretli ama ağabeyi Yunus ikinci gün bulunan Anguna’yı, Ümit Yaşar’ın kardeşi Muhammet de eline alınca tutabildi. Zaten Muhammet’in ağabeyi Ümit hiç dokunamadı bile. Bir de Muhammet’in ablası Zeynep, biraz da irkilerek tutmaya çalıştı o kadar. Fakat, Bedirhan ve Muhammet, Anguna’yı yerde sürünürken bile ellerine alabildiler. Çocukların Anguna ile oynamasını ben de yakından izliyorum tabi, olur ya Anguna’yı bizim çocukken yaptığımız gibi kedilere verebilirlerdi. Biz Anguna’yı kedilere verdiğimiz de kediler de onlarla oynardı ama o Anguna bir daha doğaya salınmazdı. Belki Bilgehan da olsaydı o da Anguna da korkmazdı kim bilir? Hüseyin, Yusuf, Rafet, Mehmet, Utku, Furkan, Günay, Benginur, Metehan ve Akif sadece uzaktan seyredebildiler o kadar. O Anguna’yı beton olan araba yolunun üzerine bırakmışlardı, bir araç sesi duyulunca araç ezmesin diye yoldan aldılar. Bir süre daha Anguna’yı beslemek için çaba sarfettiler ama olmadı, hayvana bir şey yediremediler. Daha sonra da hep birlikte Anguna’yı bulduğumuz yere bıraktı ve sonra da onun üzerinden sohbet edip, gülüştü ve mutlu oldular.</div>

<div><img align="right" alt="" height="300" src="/images/upload/Anguna_17.jpg" width="400" /></div>

<p></p>

<div>Nesli tükenen hayvanlar arasında olduğu için mesela İngiltere’de 1981 yılında çıkan bir yasa ile &nbsp;kasıtlı öldürme, yaralama, satılması yasak Anguna’nın.Yılanların göz kapakları var ama mesela Anguna’nın kertenkele gibi göz kapakları bulunmuyor ve gözleri daha küçük. Yılanımsı kertenkele, köryılan, yavaş solucan, kör solucan veya &nbsp;denen bizim Anguna dediğimiz &nbsp;literatürdeki adı ile Anguis fragilis, şöyle anlatılıyor;</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div><strong>&nbsp; Anguis fragilis /Yılanımsı Kertenkele/ yavaş solucan/Anguna/ kör solucan/ kör yılan&nbsp;</strong><br />
<br />
&nbsp;</div>

<p></p>

<p></p>

<div>&nbsp;Genel Özellikler: Genel görünümleri yılana benzediğinden dolayı "yılanımsı kertenkele" denir. Ama gözkapaklarının olmamasıyla yılanlardan kolayca ayrılabilirler. Sırt bölgesinin rengi genel olarak grimsi, kahverengi, kırmızımsı ya da sarımsı olabilir. Vücudu örten pulların alt tabakası kemi olduğundan parlak görünüşlü olurlar ve bu durum onların yılanlar kadar hızlı hareket etmesini engeller. Sırtta ayrıca boylamasına uzanan ince siyah bir şerit bulunur. Yaşlı erkeklerin mavi benekleri de olabilir. &nbsp;Vücudun yan tarafları kırmızımsı kahverengi ya da siyahımsı olabilir. Karın bölgesi grimsi olur. Ovovivipardırlar. Yani yavru annede, yumurtanın içinde gelişir ama anneden besin almadan. Anne sadece yumurtayı taşımış oluyor. Dişiler bir defada 5-26 kadar yarı gelişmiş yavru doğurabilirler. Yavrular bir kese içinde dışarıya bırakılırlar. Eylül'den Nisan ayına kadar olan zamanda kış uykusuna yatarlar. Genel olarak böcekler ve yumuşak vücutlu küçük omurgasız hayvanlarla beslenirler. Kuyrukları vücudun 2/3'ü kadar olur. Boyları 30 ile 50 cm kadar olabilir. İnsanları ısırmazlar. &nbsp;Habitat: Kısa boylu bitkilerin olduğu yerlerde, daha çok nemli ortamlar da, çayırlıklarda, ormanlık yerlerde taşların altında ya da yumuşak toprağın içinde yaşarlar. Yüksekliği 2000 metreye kadar olan yerlerde bulunabilirler. &nbsp; Türkiye'deki Dağılım: İç Anadolu'nun kuzeyinde, Marmara Bölgesinde ve Karadeniz sahillerinde habitatın uygun olduğu yerlerde yaşarlar.</div>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/angunalar-ve-onlara-dost-cocuklar-h354.html</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Jan 2014 04:53:04 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/10/angunalar_ve_onlara_dost_cocuklar_h354_ba690.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Karadeniz'de  Kurvaziyer ortaklığı]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/kultur/karadenizde-kurvaziyer-ortakligi-h353.html</link>
      <description><![CDATA[Başkan M.Suat Hacısalihoğlu Karadeniz Kurvaziyer Platformu Kuruluş imza töreni sonunda yaptığı değerlendirmede hedeflerinin belli olduğunu, bundan sonrada bu doğrultuda çalışmaları sürdüreceklerini söyledi. Karadeniz'e kıyısı olan dört ülkeden liman şehirlerinin bir iyi niyet protokolü imzalamış olduğunu vurguladı. Bu protokoldeki esas amacın belirtildiği gibi birlikte ortak çalışma ile bölgeyi tanıtmak olduğuna işaret etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Trabzon Ticaret ve Sanayi&#160; Odası Başkanı Hacısalihoğlu, Karadeniz  Kurvaziyer Platformu'nun Karadeniz havzasını tüm dünyaya tanıtacağını, bu  havzada ki kurvaziyer gemi ve turist sayısının artırılacağını belirterek  platforma üye ülkelerin ve şehirlerin bu işbirliğinden çok karlı çıkacağını  söyledi.</p>
<p>&#160;ORTAK TANITIM</p>
<p>Başkan M.Suat Hacısalihoğlu Karadeniz Kurvaziyer Platformu Kuruluş imza  töreni sonunda yaptığı değerlendirmede hedeflerinin belli olduğunu, bundan  sonrada bu doğrultuda çalışmaları sürdüreceklerini söyledi. Karadeniz'e kıyısı  olan dört ülkeden liman şehirlerinin bir iyi niyet protokolü imzalamış olduğunu  vurguladı. Bu protokoldeki esas amacın belirtildiği gibi birlikte ortak çalışma  ile bölgeyi tanıtmak olduğuna işaret etti.</p>
<p>&#160;ABD'DE DE KARADENİZ TANITILACAK</p>
<p>&#160;Hacısalihoğlu, önümüzdeki Mart ayında Amerika Birleşik Devletleri 'nin  Miami şehrinde kurvaziyer fuarı düzenlendiğini, Trabzon'un bu fuara katıldığını  kaydederek Karadeniz Kurvaziyer Platformu'nun da tanıtımının orada yapılacağını  aktardı.</p>
<p>ALTI AY SONRA BATUM PLATFORMA EV SAHİPLİĞİ YAPACAK</p>
<p>Karadeniz Kurvaziyer Platformu'nun tarafları Türkiye, Gürcistan, Rusya  Federasyonu ve Ukrayna olmak üzere dört ülkeden Trabzon, Batum, Sochi ve Yalta  şehirlerinin altı ayda bir toplanmasının öngörüldüğünü, alfabetik sıraya göre  bundan sonraki toplantı yerinin Gürcistan'ın Batum şehrinde  gerçekleştirileceğini söyledi. Hacısalihoğlu, Karadeniz Kurvaziyer Platformunun  dünyaya tanıtımının gerçekleştirilmesi amacıyla iki yılda bir zirve  düzenlemesinde yarar olduğunu belirterek tarafların bu doğrultuda  çalışacaklarını aktardı.</p>
<p>&#160;</p>
<p>&#160;GÜRCİSTAN ACARA ÖZERK BÖLGESİ TSO BAŞKANI TAMAZ SAHAVADZE</p>
<p>Gürcistan'ın Acara Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Tamaz Shavadze Kurvaziyer  turizminde bölgemiz ve Batum şehrinin büyük bir rol oynadığını ifade etti.  Turizmin Karadeniz'de büyük bir geleceği olduğunu düşündüklerini kaydetti.  Sahavadze, " Batum 'un bu gelişmelerde büyük bir rol oynaması gerektiğini  düşünüyoruz. Bu toplantıda Acara Özerk Cumhuriyeti Turizm Genel Müdürü ve  Yardımcısı da katılmıştır. Bu toplantıya güzel bir işbirliği adımı olarak  sevinerek katıldık."dedi.<img src="/images/upload/krvzr_2.jpg" width="400" height="267" align="left" alt="" /></p>
<p>UKRAYNA KIRIM ÖZERK BÖLGESİTSO BAŞKANI OLEKSANDR PETROVİÇ BASOV</p>
<p>Kırım Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Oleksandr Petroviç Basov Karadeniz'e  kıyısı olan ülkelerin Kurvaziyer turizminden çok verimli sonuçlar elde edeceğine  inandığını söyledi. Ülkeleri, şehirleri ve dostlukları denizin birbirine  bağladığını aktardı. Kırım bölgesinin 2020 yılına kadar gelişme stratejisinin  belirlendiğini kaydederek, " Bu doğrultuda yürütülen çalışmalarda her yıl  turizmin gelişmekte olduğunu görmekteyiz. Özellikle Kurvaziyer turizminde çok  fazla gelişme oluyor. Karadeniz bölgesine gelen turistlerin daha çok Kurvaziyeri  tercih ettiğini gördük."dedi.</p>
<p>TRABZON LİMAN İŞLETME MÜDÜRÜ MUZAFFER ERMİŞ</p>
<p>1976 yılından beri Trabzon Limanı'nın kurvaziyer turizmine ev sahipliği  yaptığını belirten Trabzon Liman İşletme Müdürü Muzaffer Ermiş, iki gemi ile  başlayan yıllık seferlerin 27 gemiye çıktığını dile getirdi. Burada Karadeniz'e  kıyısı olan ülkelere bir görev düştüğünü ifade eden Ermiş," Konuyla ilgili  ülkelerin bakanlıklarının Türkiye Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme  Bakanlığı'na biraz baskı yapması gerekmektedir. Ege ve Akdeniz'e gelen  kurvaziyer gemilerinin Karadeniz'e çıkma arzuları vardır. Zira boğaz geçişi  ücretlerinin yüksek olması dolayısıyla Karadeniz'e çıkmak istememektedirler. Bu  sorunu kısmen çözebilirsek Karadeniz'de çok daha fazla kurvaziyer gemisinin  olacağını düşünüyorum. Karadeniz'deki tüm kurvaziyer gemileri Trabzon limanına  uğrak yapmaktadır.Ama bu kurvaziyer gemilerinin çok büyük oranda İstanbul'dan  hareketle ring yapmaktadır. Uçakla gelen turistler İstanbul'dan kruz gemilerine  binerek İstanbul, Samsun, Trabzon, Batum, Sochi, Yalta, Sinop ve tekrar  İstanbul'da turu sonlandırmaktadırlar."dedi. Sochi Limanının yük trafiğine  kapatılarak modernize edildiğine vurgu yapan Ermiş, mükemmel bir kurvaziyer  limanı olduğunu dile getirdi. Kurvaziyer konusunda Trabzon limanının çok engin  bir tecrübeye sahip olduğunu belirterek, tecrübelerini bütün platform üyeleri  ile paylaşmaya hazır olduğunu sözlerine ekledi. "Gideceği yönü bilmeyen kaptana  hiçbir rüzgar fayda etmez" sözünü anımsatan Ermiş, şöyle konuştu: " Bu  platformda bir yön belirlenmiştir. Bunun sonuçlarını işbirliği halinde  karşılıklı kazanacağız. Karadeniz Kurvaziyer Platformu'nu hayata geçiren Trabzon  Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı M. Suat Hacısalihoğlu'na çok teşekkür ediyorum..  Aynı zamanda Türkiye Kruvazör Birliği Yürütme Kurulu Üyesiyim. Akdeniz ve Eğe  havzası Karadeniz'e göre daha ulaşımı kolay deniz yoludur. Atina'da yapılan  Blaksea Cruise Poseidon formuna katıldık. Karadeniz Havzasının kurvaziyer  konusunda çok dikkati çekici gelişmelere sahne olacağı ifade edilmişti. Tarihi  ipek yolunun Karadeniz'e açılan başta Trabzon olmak üzere diğer Karadeniz'e  kıyısı olan ülkelerin şehirlerinin çok büyük bir gizem taşıdığı vurgulanmıştı."<br />
<img src="/images/upload/krvzr_4.jpg" width="400" height="233" align="right" alt="" /></p>
<p>TURSAB KARADENİZ BÖLGESEL YÜRÜTME KURULU BAŞKANI SUAT GÜRKÖK</p>
<p>Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB) Karadeniz Bölgesel Yürütme Kurulu  Başkanı Suat Gürkök kurvaziyer turizminin gün geçtikçe potansiyeli artan bir  turizm çeşidi ve her yaşa uygun olduğunu söyledi. Kurvaziyer gemilerinin  Karadeniz'de arttığını ileri yıllarda yılda 40'a ulaşacağını düşündüğünü  belirtti. Bu destinasyonun kurulmasının gerekli olduğuna inandığını kaydederek,  gerekli hazırlıkların tam anlamıyla tamamlanmasının önemine işaret etti.</p>
<p>&#160;TRABZON KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRÜ İSMAİL KANSIZ</p>
<p>Trabzon Kültür ve Turizm Müdürü İsmail Kansız Karadeniz'in kıyısındaki  ülkeler ve şehirler arasındaki bu işbirliğinin çok güzel sonuçlar doğuracağına  inandığını vurguladı. Trabzon'un 5 bin yıllık bir kent olduğunu Bizans, Roma,  Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin bütün eserleri görkemleri ile  ayakta turistlerin ziyaretlerine hazır olduğunu bildirdi. İşbirliğinin kültürel  ve turizm alanında çok faydalı olacağını dile getirdi. Toplantının sonunda,  katılımcılara Karadeniz Kurvaziyer Platformu plaketi katılımcılara düzenlenen  törenle takdim edildi&#160;</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/kultur/karadenizde-kurvaziyer-ortakligi-h353.html</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Jan 2014 13:45:28 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/karadenizde_kurvaziyer_ortakligi_h353.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sochi Olimpiyatları, çok konuşulacak!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/spor/sochi-olimpiyatlari-cok-konusulacak-h352.html</link>
      <description><![CDATA[Tüm tepkilere karşın 2014 Kış Olimpiyatları için Sochi’ye 50 milyar doların üzerindeki yatırımın yapılmasını sağlayan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, sık sık da Sochi’yi ziyaret ederek, yapılan çalışmaları an be an takip ederek, eşsiz bir iklim kuşağında karlı zirvelerin yanın da yamaçları ve  denizin bir arada olduğu bir atmosferde eşsiz bir olimpiyat için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadı. ]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<br />
<strong>Necati AYÇİÇEK</strong><br />
<br />
&#160;Rusya Federasyonu’nun Sochi kentinde 7- 23 Şubat 2014 kış olimpiyat oyunları ve &#160;aynı yer de 7-16 Mart 2014 tarihlerinde yapılacak Paralimpik kış oyunları için geri sayım başladı. Sochi’de çok sıkı güvenlik önlemleri alınırken, bu olimpiyatlara Çerkezlerin itirazı var. Sochi kış olimpiyat oyunlarına 80 ülkeden 5 bin 500’ün üzerinde sporcu, paralimpik oyunlar da ise 44 ülkeden bin 350 sporcu yarışacak. Olimpiyatları izlemek için 12 bin gazeteci ve foto muhabiri akredite olurken, olimpiyatları Dünya’da 3 milyar insanın televizyonlardan izlemesi bekleniyor. Çevre örgütlerinin de UNESCO’nun koruması altındaki Kafkasya Biyosfer Rezerv Alanına zarar veren yapılaşmaya itiraz ettiği olimpiyatlar da 25 bin gönüllü görev alacak. Hiçbir masraftan kaçınılmayan olimpiyatlar, şüphesiz ki hem kısa zamanda yapılan tesisler, hem olimpiyatların etkinlik alanı ve hem de göz kamaştıran doğası ile çok konuşulacak.
<p>&#160;<img src="/images/upload/soch55.jpg" width="400" height="253" align="left" alt="" /></p>
<div>&#160;Tüm tepkilere karşın 2014 Kış Olimpiyatları için Sochi’ye 50 milyar doların üzerindeki yatırımın yapılmasını sağlayan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, sık sık da Sochi’yi ziyaret ederek, yapılan çalışmaları an be an takip ederek, eşsiz bir iklim kuşağında karlı zirvelerin yanın da yamaçları ve &#160;denizin bir arada olduğu bir atmosferde eşsiz bir olimpiyat için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadı. Adeta oluk gibi paranın akıltıldığı ve masraftan kaçınılmadığı Sochi 2014 Kış olimpiyatları, Devlet başkanı Putin’in de bu tarz sporlara olan yakın ilgisi ve sempatisi nedeniyle de çok fazla önemsendi. Gelişmiş inşaat teknolojileri ve çevre koruması ile hareket ve ulaşımın tam entegrasyonla sağlandığı altyapı kompakt spor tesisleri ve olimpiyat kenti ile Sochi Kış Oyunlarının en modern yarışları olarak tarihe geçmesini sağlayacak. Dijital platformların oluşturulması için bilgi alışverişini hızla sağlayacak sistemlerin devreye girdiği Olimpiyatlar için “Kızıl Çayır” Krasnaya Polyana, gerçek adıyla Kbaada, tam anlamıyla yeni bir modern şehir haline getirildi. &#160;
<p><b>Sochi’de sıkı güvenlik </b></p>
<p>&#160;Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in talimatıyla kentte ve çevresinde sıkı güvenlik önlemleri alındı. Sochi'ye girişlere sınırlama getirilirken, Abhazya sınırı da güvenlik koridoruna alındı. Sochi'nin plaka numarasını taşımayan araçların şehre girişi yasaklandı. Buna göre, Sochi'nin girişinde kurulan güvenlik noktalarında araçlar tek tek kontrol edilirken, diğer şehirlerden gelen ziyaretçiler, araçlarını bırakarak toplu taşıma sistemini kullanmaya yönlendiriliyor. Olimpiyat oyunları süresinde Sochi'de sadece resmi taşıtlar, yerel plakalılar ile önceden izin verilmiş araçlar trafiğe çıkabilecek. Sochi’ye gelen herkesin akreditasyon yaptırmasını öngörülürken, otelde konaklıyorsa otel yönetiminden, kendi imkanlarıyla bir evde, ya da yakınının yanında kalıyor ise kayıt merkezlerinden en geç üç gün içinde geçici oturum belgesi alması sağlanıyor. Sochi'de silah ve her türlü benzer malzeme satışı yasaklandı. Putin'in imzaladığı güvenlik önlemleri 21 Mart’ta kadar devam edecek. &#160;</p>
<p>&#160;<img src="/images/upload/soch58.jpg" width="400" height="267" align="right" alt="" /></p>
<p><b>&#160;Rusya Gümrükleri uyarısı</b></p>
<p>&#160;</p>
<p>&#160;&#160;Rusya Federal Gümrük Servisi (FTS), bu konuklar için özel olarak bir “sporseverler kılavuzu” yayınladı. Kılavuzda bazı mal türlerinin Rusya sınırından geçirilmesi ile ilgili kurallar anlatılıyor. &#160;Uçakla yolculuk yapıyorsanız, ağırlığı 50 kiloyu aşmayan ve toplam bedeli l0 bin avroyu geçmeyen kişisel eşyaları gümrük vergisi ödemeden sınırdan geçirebilirsiniz. Araba ya da trenle yolculuk yapanlar için daha sıkı kurallar getirildi. Yanlarında taşıyacakları eşyaların bedeli, sadece l,5 bin avroyla sınırlandırıldı. Yanında bulundurulabilecek nakit para ve yol çekleri, 10 bin dolarla sınırlandırıldı. &#160;Kılavuzda, sigara tiryakileri ve alkol severler için de bilgiler var. 18 yaş üstü yabancı vatandaşlar, vergi ödemeden Rusya’ya en fazla 3 litre alkol ve 200 sigara ya da 50 puro geçirmeye hakkı var. &#160;Etkili ve psikotrop maddeleri içeren ilaçları getirenler de dikkatli olmalı. Örneğin av tüfeği gibi silah taşıyanlara yönelik de özel kurallar uygulanıyor. Etkili ilaçlar ve silahın mutlaka beyan edilmesi gerekir. İlaçları Rusya’ya sokabilmek için doktorun raporuna, silah için ise içişleri organlarından ilgili ruhsata ihtiyaç var. &#160;</p>
<p>&#160;</p>
<p>&#160;Rusya’dan çıkışlarda uygulanan gümrük kuralları ise; &#160; Soçi Olimpiyatları hakkında hatıralık olarak bir tablo veya bronz bir heykelcilik satın aldınız. Bu tür eşyaları sınırdan geçirdiğinizde gümrük görevlileri, satın aldığınız tablo ve heykelciklerin devletin koruması altında bulunan kültür mirası olmadığını doğrulayan belgeyi göstermenizi isteyebilir. Böyle bir belge olarak mağaza fişi gösterilebilir. Fişin yokluğu, gümrükte uzun sürecek incelemelere yol açabilir. Bu nedenle hatıralık eşyaları özel kişilerden almamanız tavsiye edilir. Soyu tükenme tehlikesi olan hayvanlar ve bitkileri Rusya’dan çıkarmak için ilgili makamların müsaadesi gerekir. Siyah havyar hariç gıda maddelerinin götürülmesi sınırlı değil. Havyara gelince bir kişi en fazla 250 gram alabilir. Kırmızı havyar ise makul miktarlarda çıkarılabilir. &#160;Rusya Federal Gümrük Servisi, tatsız olayların spor bayramını gölgelememesi için bireylerin tüm gümrük kurallarına uymaya davet ediyor.</p>
<p>&#160;</p>
<p>&#160;Öte yandan Dünya Çerkes Birliği eski başkan yardımcısı ve Adıgey Parlamentosu milletvekili Muhdin Çermit, ““Gerçekçi olalım. Evet bir trajedi ve kan vardı ama dünyada kan dökülmemiş bir toprak yok. O halde Çerkeslerin 19. yüzyıldaki Kafkasya savaşındaki trajedisiyle Soçi Olimpiyatları niçin irtibatlandırılsın ki? Kimse kimsenin kemikleri üzerinde dans etmiyor. Olayları mantıklı değerlendirmeliyiz. Olimpiyatlar insanları birleştiren bir spor oyunudur. Günümüzde bundan daha önemli ne olabilir? Ulusal renkler olimpiyatın kültürel kısmını süsler. Şu an Kuban’da yaşayan tüm halklara saygımız var. Ama bu bölgenin yerli halkının Çerkesler olduğu da tarihi bir gerçek.” diye konuştu.</p>
<p>&#160;</p>
</div>
<div>&#160;Rusya Federasyonu’nun Karadeniz kıyısındaki Sochi kentinde düzenlenen 2014 Kış olimpiyatları, başta Almanya cumhurbaşkanı Joachim Gauck &#160;olmak üzere &#160;ABD Devlet başkanı Hüseyin Barac Obama, Litvanya Devlet Başkanı Dalia Grybauskaite, Estonya Devlet Başkanı Thomas Hendrik İlves, Avrupa Komisyonu başkan yardımcısı, AB hukuk meseleleri komiseri Viviane Reding de Olimpiyatlara katılmayacak. Reding, Rusya’daki azınlıklara yönelik baskılardan ötürü Soçi’ye gitmeyeceğini açıkladı.&#160;</div>
<div>ABD Milli Güvenlik Konseyi basın sekreteri Caitlin Hayden dün ‘Amerika Birleşik Devletleri Rusya’nın Volgograd şehrinde meydana gelen terör eylemlerini kınıyor; ölenlerin yakınlarına başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyor’ açıklamasında bulundu. Amerika hükümetinin 2014 Soçi Olimpiyatları ve hazırlık döneminde güvenliğinin sağlanması için Rusya’ya yardıma hazır olduğunun da altını çizen Hayden, “Sporcular, seyirciler ve diğer katılımcılarının güvenliğinin sağlanması için daha sıkı bir işbirliği olasılığını memnuniyetle karşılarız” dedi.</div>
<div>&#160;</div>
<div>ABD Milli Olimpiyat Komitesi de, Olimpiyatlarda sporcuların güvenliğinin garanti edilmesi için hem Rusya hem de Amerika yönetimiyle ortak çalışma düşüncesinde olduklarını açıkladı. ABD Milli Olimpiyat Komitesi resmi temsilcisi Patrik Sandusky şunları söyledi: “Oyunların nerede yapıldığına bağlı olmaksızın, heyetimizin güvenliği bizim için önceliktir. Önceki Olimpiyatlarda olduğu gibi, ev sahibi ülke komitesi, ABD dışişleri ve güvenlik organlarıyla sıkı bir işbirliği içinde olacağız” diye konuştu.&#160;
<p>&#160;<img src="/images/upload/soch35.png" width="400" height="300" align="left" alt="" /></p>
</div>
<div><b>Çerkezler neden 2014 Sochi Kış olimpiyatlarına karşı çıkıyor</b>
<p>&#160;</p>
</div>
<div>&#160;“Soci 2014 olimpiyatlarına karşı durmak için 14 sebep” &#160;Başlıklı makale  	de <a href="http://www.nosochi2014.com">nosochi2014</a> adlı web sitesin de&#160; &#160;şu görüşlere yer veriliyor;
<p>&#160;“2014 Soçi Olimpiyatları, Çerkes Soykırımı’nın 150. yıldönümünde oluyor. Soçi’yi Ruslar için bu denli kutlu bir yılda Kış Olimpiyatları alanı olarak seçmek, Rusya İmparatorluğu’nun Çerkes Halkı’na yaptığı zulmün ve sistematik katliamının daimi merasiminin temsilidir. Soykırım kurbanlarının toplu mezarları üzerine Olimpik Köy inşası, yapılan bu vahşeti fiilen belleklerden silme çabasını sembolize etmektedir! &#160; &#160; &#160; Halen Rusya tarafından tanınmamış, uygar dünyadan ise saklanmakta olan Çerkes Soykırımı, Çerkesya yerli halkının kasten yok edilmesine yönelik bir girişimdi. Soçi’de inşa edilen olimpik stadyumlar ve olimpik köy soykırım sırasında acımasızca katledilen Çerkeslerin toplu mezarları üzerinde yükselmektedir. &#160;Ruslar tarafından işgal edildikten sonra adını orada Rus kuvvetlerince akıtılan Çerkes kanından alan “Kızıl Çayır” Krasnaya Polyana, gerçek adıyla Kbaada, &#160;2014 Kış Olimpiyat Oyunları’nın merkezi olarak seçilen bu yer, 21 Mayıs 1864 tarihinde o zamanki tüm Çerkes nüfusunun %50’si, 1.5 milyon erkek, kadın, çocuğun hayatını kaybettiği ve Kafkas-Rus Savaşları sonunda Rusların zaferlerini kutladıkları yerdir. &#160;Çerkesya’nın başkenti Soçi, 1 milyondan fazla &#160;Çerkes’in sürgün noktasıdır. Bugün kalan nüfusunun yaklaşık %90’ı anavatanından uzakta yaşayan Çerkesler, dünyanın en büyük oransal diasporasına sahip milletidir. Çerkeslerin anavatanlarına dönüş hakkı yoktur. &#160;Tüm dünyadaki Çerkesler 2014 Olimpiyatları’nın Soçi’de yapılmasına karşı çıkmaktadır. Bugün hala Çerkesya halkı devasa stadyumlar, altın madalyalar ve Olimpiyat kutlamalardan çok daha önemli olan temel insan onuru, hak ve hürriyetlerinden yoksun bırakılmıştır. &#160;Rusya Devleti Başbakan Yardımcısı Dimitri Kozak verdiği demeçte, “Kafkasya’ya hiçbir yatırım yapılmayacağını” kamuoyuna duyurmuştur. Rusya milyarlarca doları, Kuzey Kafkasya’nın altyapısını onarmak ve ekonomisini düzeltmek yerine olimpik stadyum inşa etmek için harcamaktadır. Bunun yerli halka hiçbir ekonomik getirisi olmayacaktır. &#160;Olimpiyat öncesi bugün bölgede, protestocular gözaltına alınmakta, sesini çıkarmaktan çekinmeden düşüncelerini savunanlar ortadan kaybolmakta ve bölgede yaşayanlar rızaları alınmadan ve kendilerine verilen cüzi bir tazminatla zorla yerlerinden edilmektedirler. &#160;Soçi bölgesi doğal ekosistemi, bir çevre felaketiyle karşı karşıyadır. Soçi müsabakaları, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan ve koruma altında bulunan “Kafkasya Doğal Rezervleri” için koruyucu kemer niteliğinde bu yerde tesis edilecektir. Kuzey Kafkasya’da yaşayan Çerkesler etnik olarak Ruslarla aynı haklara sahip değildir. &#160;Rusya, Olimpiyatlar çerçevesinde yaptığı hiçbir halkla ilişkiler çalışmasında Soçi’nin yerli halkı Çerkeslerin varlığını kabul etmemiştir. Moskova Soçi’nin gerçek tarihi ile ilgili olarak tüm dünya kamuoyunu aldatmaktadır. Rusya Federasyonu sınırları içinde ve Diaspora’da yaşayan Çerkeslerin hiçbiri istedikleri zaman Soçi kentini özgürce ziyaret edememektedirler. Kaldı ki, Olimpiyatlara Soçi’nin yerli halkı Çerkesler hariç herkes davet edilmiştir. &#160;Antik tarihi M.Ö. 10,000 yılına kadar dayanan arkeolojik alanlar, tarihsel değerine hiçbir saygı gösterilmeksizin, Olimpik buluşma yeri yaratmak için kasten yok edilmektedir. Amacı barışı ve uluslar arası işbirliğini spor yoluyla yükseltmek olan Olimpiyatların Rusya gibi riyakar bir ülkede yapılması ahlaka aykırıdır. Rusya diğer dünya halklarına yapılan soykırımları tanımasına rağmen, kendisinin Çerkeslere karşı işlediği soykırımı yok saymayı hala sürdürmektedir.”</p>
<p>&#160;</p>
<p><b>&#160;Çerkesler ya da çerkezler &#160;kimdir?</b></p>
<p>&#160;</p>
<p>&#160;&#160;M.Ö. 5. yüzyıldan itibaren Kafkasya'yı gezip gören ve eserlerinde buradan bahseden Heredot, Hellenikus, F.Arrivan, Strabon, Romalı Pliny gibi antik dönem seyyah ve tariçiler ile Ruslar, Gürcüler, Tatarlar ve Araplar; Kuzey Kafkasya'nın otokton (yerli) hakları için Kas, Kask, Kasog, Kasogi, Sirkas, Kerkes, Kerakes gibi isimler kullanmışlardır . Bu tanımlamalar, zamanla batı söylemi ile Cirkas, Cirkassi, Cirkasyen ve nihayet Arapların kullandığı Şerakise, Çerakise gibi ifadelerinden hareketle “ÇERKES” sözcüğüne dönüşmüş ve literatüre geçmiştir. “Çerkes” kavramı, Kafkasya'da yaşamakta olan haklardan herhangi birisinin doğrudan adı değildir. Orada her halk, kendi tarihi adıyla yaşar ve adıyla bir cumhuriyete sahiptir. Çeçenler Çeçenistan'da, Abhazlar Abhazya'da, Osetler Osetya'da, Adıgeler Adıgey'de, Dağıstanlılar Dağıstan'da yaşar . “Çerkes” ismi, dar anlamda Kuzeybatı Kafkas kökenli Adıge-Abaza-Ubıh gruplarını, en dar anlamda ise sadece Adıge grubuna mensup boyları kapsamaktadır. Osmanlı'dan günümüze kadar olan literatürlerde, göçler ve sürgünler sonucunda Kafkasya'dan gelen tüm göçmenler bir üst kimlik olarak ‘Çerkes' adıyla tanımlanmıştır.</p>
</div>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/spor/sochi-olimpiyatlari-cok-konusulacak-h352.html</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jan 2014 00:04:08 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/sochi_olimpiyatlari_cok_konusulacak_h352.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaban hayvanlar aç kalmasın]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/sizden-gelen/yaban-hayvanlar-ac-kalmasin-h351.html</link>
      <description><![CDATA[Yoğun geçen kış şartlarında yaban hayvanlarının popülasyonlarının desteklenmesi için doğal ortamda yemlenmesi konusunda Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından ülke genelinde başlatılan kampanya kapsamında Doğa Koruma ve Milli Parklar XII. Bölge Müdürlüğü Rize Şube Müdürlüğü tarafından yaban hayatı yemleme çalışmaları devam ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div>Yoğun geçen kış şartlarında yaban hayvanlarının popülasyonlarının desteklenmesi için doğal ortamda yemlenmesi konusunda Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından ülke genelinde başlatılan kampanya kapsamında Doğa Koruma ve Milli Parklar XII. Bölge Müdürlüğü Rize Şube Müdürlüğü tarafından yaban hayatı yemleme çalışmaları devam ediyor.</div>

<br>

<br>

<div>Rize Merkez Tevfik İleri Anadolu Lisesi öğrencileri ile beraber gerçekleştirilen yemleme faaliyetine DKMP XII. Bölge Müdürü &nbsp;Mustafa BULUT, Bölge Müdür Yardımcısı Cüneyt ALOĞLU, Avcılık ve Yaban Hayatı Şube Müdürü Rıza KAMİL, Kaçkar Dağları Milli Parkı Müdürü Sinan AYTAN, Rize Şube Müdürü &nbsp;Miktat ÖZYANIK, Rize İl Milli Eğitim Müdürlüğü Şube Müdürü Selçuk TORPİL, Rize Merkez Tevfik İleri Anadolu Lisesi Müdürü Adnan BAŞ, Rize Şube Müdürlüğü teknik personeli ile Rize Merkez Tevfik İleri Anadolu Lisesinden yaklaşık 80 kişilik öğrenci ve öğretmen gurubu katılım sağladı.</div>

<p><img align="right" alt="" height="225" src="/images/upload/ybn_2_1.jpg" width="400" /></p>

<br>

<div>Faaliyet sonunda bir açıklama yapan Doğa Koruma ve Milli Parklar &nbsp;XII. Bölge Müdürü Mustafa BULUT; “Yapılan yemleme çalışmalarının çetin geçen kış şartlarında yaban hayvanlarının beslenebilmesi için önemli olduğunu, bu faaliyetin geleceğimizin teminatı olan gençlerimizle gerçekleştirmenin hem onlara doğa ve yaban hayatı sevgisini aşılamak adına hem de topluma örnek olma adına önemli olduğunu” vurguladı.</div>

<br>

<div>Rize Şube Müdürlüğü tarafından, 2013-2014 kış sezonunda toplam &nbsp;5 ton yem &nbsp;bırakılmasının hedeflendiğini &nbsp;şu ana kadar 3 ton 650 kg yemin yaban hayvanlarının beslenmesi için bırakıldığını, Bölge Müdürlüğümüz genelinde ise 2013-2014 kış sezonunda toplam &nbsp;43 ton 573 kg yem &nbsp;bırakılmasının hedeflendiğini &nbsp;şuana kadar 19 ton 570 kg yemin yaban hayvanlarının beslenmesi için bırakıldığını belirten &nbsp;BULUT, &nbsp;kış şartlarına göre bu miktarın arttırılması ile ilgili İl &nbsp;Şube Müdürlüklerimiz tarafından gerekli hazırlıkların yapıldığını belirtti.&nbsp;</div>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/sizden-gelen/yaban-hayvanlar-ac-kalmasin-h351.html</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Jan 2014 15:57:40 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/11/yaban_hayvanlar_ac_kalmasin_h351_6e1c4.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hamsi, gurbetlerin ayağına gitti]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/sizden-gelen/hamsi-gurbetlerin-ayagina-gitti-h350.html</link>
      <description><![CDATA[İstanbul&#039;da Esenler Dörtyol Meydanı, 5. kez düzenlenen Hamsi ve Horon Festivali’ne ev sahipliği yaptı. Birbirinden renkli görüntülere sahne olan festivalde, vatandaşlar bir yandan ekmek arası hamsilerini yiyerek, diğer yandan da kemençe ve tulum eşliğinde horon tepti. Hamsi ve Horon Festivali, gurbetteki hemşehrilerin yaşadıkları Esenler&#039;de kaynaşmasını sağladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div>&nbsp;
<p class="MsoNormal"><strong><span calibri="" style="font-family:">ŞENER MENGENE/İstanbul</span></strong><span calibri="" style="font-family:"><o:p></o:p></span></p>
</div>

<div>İstanbul'da Esenler Dörtyol Meydanı, 5. kez düzenlenen Hamsi ve Horon Festivali’ne ev sahipliği yaptı. Birbirinden renkli görüntülere sahne olan festivalde, vatandaşlar bir yandan ekmek arası hamsilerini yiyerek, diğer yandan da kemençe ve tulum eşliğinde oynayarak, &nbsp;İsmail Türüt’ün sahne Show’uyla doyasıya eğlendi</div>

<div>Esenler Rizeliler Derneği, &nbsp;bu yıl da Karadeniz kültürünün yaşatılmasına katkı sunmak amacıyla Esenler Belediyesinin katkılarıyla “Hamsi ve Horon Festivali” düzenledi.</div>

<div>Esenler Dörtyol Meydanı’nda gerçekleşen festivale, &nbsp;AK Parti Milletvekili Osman Aşkın Bak, MHP Milletvekili Durmuş Ali Torlak, Esenler Kaymakamı Yüksel Ünal, Esenler Belediye Başkanı Mehmet Tevfik Göksu, Esenler Rizeliler Dernek Başkanı Önder Yılmaz Mengene, &nbsp;AK Parti İlçe Başkanı Umut Özkan, CHP İlçe Başkanı Halil Özden, MHP İlçe Başkanı Ahmet Fidan, Saadet Partisi İlçe Başkanı Tuğrul Yalçınkaya, Esenler Belediye Başkan Yardımcısı Orhan Oğuz Türk, STK Başkan ve temsilcileri, Ulusal ve Yerel Basın mensupları ve çok sayıda vatandaş katıldı.Renkli ve coşkulu görüntülere sahne olan festivalde, kemençe ve tulum eşliğinde horonların çekilmesi ve Karadeniz’e özgü halk oyunlarının sergilenmesiyle başladı.&nbsp;</div>

<p></p>

<div><b>ÇAYKUR ÜCRETSİZ ÇAY İKRAM ETTİ</b></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Bir taraftan hamsi ikramı yapılırken, diğer taraftan ÇAYKUR Tırın’da ve Karali Çay standında ücretsiz çay ikramı yapıldı. Esenler Rizeliler Derneğinin bir diğer önemli programı kan ver hayat kurtar- İnsanımız için kan bağışında bulun, kan bağışı kampanyası ise Kızılay işbirliği yoğun bir ilgi ile gerçekleşti.</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Açılış konuşmasını yapan Esenler Rizeliler Derneği Başkanı Önder Yılmaz Mengene;</div>

<p></p>

<div>" Sayın milletvekillerim, Sayın Kaymakamım, Sayın&nbsp;Esenler Belediye Başkanım, davetimize icabet ederek bugün aramızda olan çok değerli belediye başkanlarım,&nbsp;Siyasi partilerimizin değerli ilçe başkanları ve yöneticileri, kıymetli muhtarlarımız, sivil toplum kuruluşlarımızın&nbsp;Değerli başkanları ve temsilcileri, &nbsp;basınımızın güzide mensupları, kıymetli Esenlerliler ve İstanbul’un dört bir&nbsp;yanından Festivalimize katılan Sevgili Rizeli hemşerilerim, hanımefendiler beyefendiler; Esenler Belediyemizle&nbsp;ortaklaşa düzenlediğimiz 5. Hamsive Horon Festivalimize hepiniz Hoşgeldiniz Safalar getirdiniz.</div>

<p></p>

<div><b>RİZEYE SEVDAMIZ TÜRKÜLERİMİZE VE ŞİİRLERİMİZE YANSIYOR</b></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Rize’ye olan sevdamızı türkülerimizle ve şiirlerimizle ifade ediyoruz. Bir şiirimizde ne güzel ifade ediyor şairimiz;</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Yağmur yağar bir yandan</div>

<p></p>

<div>Gemi gelir limandan</div>

<div>Her şeyi unuturum</div>

<div>Rize çıkmaz aklumdan</div>

<p></p>

<div>Rize’nin yağmuru bol, güneşi ise oldukça nazlıdır. Yurdumuzun en seçkin doğal güzelliklerini bağrında toplamış&nbsp;olan Rizemiz, aynı zamanda dağlarının görkemi ile, Karadeniz’e kısa aralıklarla akan coşkun ırmaklarıyla&nbsp;Türküsünü söyler. Orada yeşil, bazen ağaç olur, bazen asma olur, bazen çimen olur, bazen ise çay olur; tırmanır&nbsp;Yamaçlara göklere; gider Fadime’nin gözünde renk olur. Orada mavi, denize inmiş bir gök saltanatıdır.Türlü değişimleriyle denge olur, uyum olur. Ve yine orada: İnsanların en gözü pek olanı, en çalışkanı ve en dik&nbsp;duranı doğar.</div>

<p></p>

<p></p>

<div><b>RİZE DÜNYA LİDERİ YETİŞTİRİYOR</b></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Rize Dünya Liderleri Yetiştirir. Rize Dünya ya Lider Yetiştirir. Bizlerde Karadenizin çoksusunu hamsinin enerjisini&nbsp;Yağmurun bereketini Esenlerimize kazandırmak adına; Esenler Rizeliler Derneği’ni kurduk. Hem doğduğumuz&nbsp;yeri hem de doyduğumuz yeri memleketimiz olarak gören bizler, &nbsp;yaşadığımız yer olan Esenler’ de bir takım&nbsp;faaliyetler yaparak fayda sağlamak hem de Rizemizi temsil etmek adına çalışmalar yaptık ve yapmaya da&nbsp;devam ediyoruz. Bu bağlamda kurulduğumuz günden bu yana Esenler de dernekçilik adına birçok yeniliğe&nbsp;imza attık. Hemşerilerimizi bir araya getirmek için kahvaltı buluşmaları, seminerler, piknikler düzenlemenin&nbsp;yanı sıra; her yıl düzenli olarak Kan Bağışı Kampanyaları, Aşure Dağıtım Programları, Ramazan İftar Etkinlikleri&nbsp;düzenledik.</div>

<p></p>

<div><img align="right" alt="" height="214" src="/images/upload/esnlr_hmsi_3_1.jpg" width="400" /></div>

<p></p>

<div><b>ESENLERİN TANITIMINA KATKI SAĞLIYORUZ</b></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Bunların yanında Esenler Rizeliler Derneği ile özdeşleşmiş olan ve şuan da yapmakta olduğumuz&nbsp;</div>

<p></p>

<div>Hamsi ve Horon etkinliğimizi geleneksel hale getirdik. Bu yıl 5.sini düzenlediğimiz Hamsi ve Horon Festivalimiz;&nbsp;her yıl ulusal yazılı ve görsel basında yer alarak Esenlerimizin tanıtımında önemli rol oynamaktadır. Esenler&nbsp;Rizeliler Derneği olarak bundan sonra da Esenlerimizin yararına olan faaliyetler yapmaya ve bu zihniyette&nbsp;yapılanları da desteklemeye devam edeceğiz.</div>

<p></p>

<p></p>

<div><b>5.YILIMIZDA 5 YILDIZLI FESTİVAL YAPIYORUZ</b></div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>5.yılımızda 5 yıldızlı bir festival yapmak adına aylardır Yönetim&nbsp;Kurulumuzla beraber çalışmalar yapmaktayız.&nbsp;Bu çalışmalar kapsamında bizler desteklerini esirgemeyen değerli Belediye Başkanımız Sayın Mehmet Tevfik&nbsp;Göksu’ya Huzurlarınızda: şahsım, yönetim kurulum ve tüm Rizeliler adına teşekkür ediyorum.</div>

<p></p>

<p></p>

<div><b>SPONSORLARA TEŞEKKÜR</b></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Belediyemizin yanı sıra festivalimize destek sağlayan değerli sponsorlarımız: &nbsp;&nbsp;Cihantürkİnşaata, &nbsp;Kahvecioğlu İnşaata, İmza Asansöre, Gündoğdu Aliminyuma, Kardeşler Makinaya,Gimaş&nbsp;Gıdaya, Avek Otomotive, &nbsp;Aderans İnşaata, Dilek Pastanesine, Mengeneler Dironi Cafeye, Nagel Makinaya,Karali&nbsp;Çaya, Üçel Helvaya, Buzdağı Sularına ve ÇAYKUR’a ;katkılarından dolayı teşekkür ediyoruz. Ayrıca derneğimize&nbsp;her daim maddi ve manevi katkılarını esirgemeyen kıymetli hemşerimiz Belediye Başkan Yardımcımız Sayın&nbsp;Orhan Oğuz Türk ’e yine şahsım ve yönetim kurulum adına teşekkür ediyorum. Kıymetli misafirler; sözlerimi&nbsp;tamamlarken son olarak hepinizi en kalbi duygularımla tekrar selamlıyor, katılımlarınızdan dolayı hepinize ayrı&nbsp;ayrı teşekkürlerimi sunuyor iyi eğlenceler diliyorum.</div>

<p></p>

<div>Festivalde konuşan Esenler Belediye Başkanı Mehmet Tevfik Göksu, Hamsi ve Horon Festivalinin geleneksel&nbsp;hale geldiğini söyledi. 2 yıl öncesine kadar Esenler’in böyle festivaller yapacak imkânı olmadığını belirten Belediye&nbsp;Başkan Göksu, Dörtyol Meydanı’nda yapılan düzenlemelerle birlikte meydanın büyüdüğünü ve artık festivallere ev&nbsp;sahipliği yaptığını vurguladı. Dörtyol Meydanı’nın Esenler’e yeni bir nefes ve soluk kazandırdığını söyleyen&nbsp;Göksu, yerel seçimlerden sonra meydanın daha da büyüyeceğini ifade etti. Esenler Kaymakamı Yüksel Ünal, Ak&nbsp;Parti İstanbul Milletvekili Osman Aşkın Bak, MHP İstanbul Milletvekili Durmuş Ali Torlak birer konuşma yaptı.
<p></p>
</div>

<div><b><img align="left" alt="" height="297" src="/images/upload/esnlr_hmsi_4_1.jpg" width="400" /></b></div>

<div><b>RİZE BİRLİĞİ VE DİRLİĞİ TEMSİL EDER</b></div>

<p></p>

<div>Hamsi ve Horon Festivali’ni, Rizeliler Derneği’yle birlikte düzenlediklerini söyleyen Göksu, “Rize bu ülkenin&nbsp;harcıdır. Rize bu ülkenin birliğini ve dirliğini temsil eder. Bugün nasıl dünya enerjisini Türkiye’den alıyorsa, Türkiye&nbsp;de enerjisini Rize’den almaktadır” dedi. “Karadenizli kardeşlerimizin bu ülkenin birliğine ve dirliğine her şeyden&nbsp;önce Esenler’in heyecanına ne kattığını çok iyi biliyoruz” diyen Göksu, Hamsi ve Horon Festivali gibi çeşitli&nbsp;festivallere ev sahipliği yapmaya devam edeceklerini dile getirdi.</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div><b>KÜLTÜREL ZENGİNLİKLERİMİZ</b></div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Göksu’dan sonra konuşan Esenler Kaymakamı Yüksel Ünal ise; Karadeniz’in sadece hamsi ve horondan ibaret&nbsp;değil, aynı zamanda çayıyla, mısır ekmeğiyle ve lahanasıyla meşhur olduğunu söyleyerek, “Bunlar bizim kültürel&nbsp;Zenginliklerimizdir” dedi. Esenlerde yaklaşık 593 derneğin olduğunu belirten Ünal, “Bu tören şunu gösterdi; &nbsp;</div>

<p></p>

<div>Demek ki bu dernekler, faaliyetlerini meydanda sergilemeli ve sizlerin önünde kültürlerini göstermeli, tanıtmalı.&nbsp;</div>

<div>Özellikle Rizeliler Derneği’nin çıtayı biraz daha yukarı çektiğini görüyoruz. Darısı diğer derneklerimize” dedi.Törende konuşan MHP Milletvekili Ali Torlak da “Siyasi partiler zaman gelir fikirlerinde çatışabilirler. &nbsp;Bizler farklı fikir söyleyebiliriz. Ama bu devletin birliği ve beraberliği için siyasi partilerin hepsi emin olun hep el eleydiler ve bundan da asla vazgeçmeyeceklerdir” dedi. Torlak, festivalde emeği geçen herkese teşekkür etti.</div>

<p></p>

<div><b>TÜRKİYE’NİN GERÇEK MANZARASI BU</b></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Festivalde olmaktan mutlu duyduğunu belirten AK Parti Milletvekili Osman Aşkın Bak ise; “Biraz evvel horonu izlerken katılımcıların heyecanını coşkusunu, birlik ve beraberliğini görünce işte Türkiye’nin gerçek manzarası bu dedim. Çünkü Türkiye birliğiyle beraberliğiyle geleceğe doğru emin adımlarla ilerliyor” dedi.</div>

<p></p>

<div>Aşkın Bak, “Bu tablon Türkiye’nin ihtiyacı olan, birlik ve beraberliğin gerekli olduğunu gösteren bir tablo. Bu güzel tabloyu her zaman görmek istiyoruz” dedi.</div>

<div><img align="right" alt="" height="225" src="/images/upload/esnlr_hmsi_2_1.jpg" width="400" /></div>

<div>&nbsp;
<p><b>PROTOKOLDEN BALIK- EKMEK İKRAMI</b></p>
</div>

<p></p>

<div>Yapılan konuşmaların ardından Belediye Başkanı Göksu, beraberindeki protokol üyeleri ile birlikte tonlarca hamsinin pişirildiği 20 metre uzunluğundaki mangalın başına geçerek, hamsileri ekmek arası yaparak vatandaşlara ikram etti. Mangalın önünde uzun kuyruklar oluşturan vatandaşlar, hamsiye büyük ilgi gösterdi.</div>

<p></p>

<p></p>

<div><b>TÜRÜT ESENLER’İ COŞTURTU</b></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Hamsi ikramının ardından kaldığı yerden devam eden festival, Yerel sanatçı Erol Şahinden sonra, Karadeniz müziğinin sevilen ismi İsmail Türüt’ün sahne almasıyla daha da hareketlendi. Sahneye alkışlar eşliğinde çıkan Karadenizli sanatçı Türüt, söylediği Karadeniz türküleriyle festivale katılanları coşturarak, herkese keyifli dakikalar yaşattı. Şarkı aralarında yaptığı esprilerle de dikkat çeken Türüt, vatandaşlardan büyük ilgi gördü. Esenler Belediye Başkanı M. Tevfik Göksu, İsmail Türüt’e sahnede çiçek takdim ederek festivale verdiği destekten dolayı teşekkür etti. Konser ile, 10 ton hamsinin 3 saatte tüketildiği festivalde kapanış ise tulum ile oldu.&nbsp;</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div><b>TULUM İLE KAPANIŞ MUHTEŞEM OLDU</b></div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Tulum Üstadı Hüseyin Yeşilırmak, tarafından çalınan tulum ile alanda bir kez daha büyük bir horon halkası kuruldu ve horonun ardından seneye 6. buluşmak üzere 5. Hamsi ve Horon Festivali sona erdi.</div>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/sizden-gelen/hamsi-gurbetlerin-ayagina-gitti-h350.html</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Jan 2014 22:09:24 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/10/hamsi_gurbetlerin_ayagina_gitti_h350_5ce1d.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Rize'de Domuzlar,köylere indi!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/cevre-ve-yasam/rizede-domuzlarkoylere-indi-h349.html</link>
      <description><![CDATA[Rize'nin  Çayeli ilçesine bağlı Ormancik Köyü'ndeki evine kamera yerleştiren Gafur Bahadır Mahmutoğlu, 11 Ocak 2014'te  saatler tam gündönümünü gösterdiği sıralarda köydeki kamera görüntülerine baktı. Yaban domuzları, ıssız evinin önüne gelmiş ve yiyecek arayışındalar.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<br />
<div>Rize'nin &#160;Çayeli ilçesine bağlı Ormancik Köyü'ndeki evine kamera yerleştiren Gafur Bahadır Mahmutoğlu, Aslında İstanbul'da oturuyor.Fakat köydeki evine de kamera yerleştirmiş ve İstanbul'dan zaman zaman kameraları izleyipözlem gideriyor. Yine kamera karşısına geçip 11 Ocak 2014'teki görüntülere bakarken, &#160;saatler tam gündönümünü gösterdiği sıralarda köydeki kamera görüntülerinde yaban domuzlarının süpriz ziyareti ile karşılaştı. &#160;Yaban domuzları, ıssız evinin önüne gelmiş ve yiyecek arayışındalar.<img src="/images/upload/rdmz_2_1.jpg" width="400" height="244" align="right" alt="" /></div>
<div>Altı dakikalık görüntüleri sosyal paylaşım sitesi Facebook sayfasında yayınlayan Gafur Bahadır Mahmutoğlu'nun arkadaşları bu olayı &#160;hem paylaşıp hem de yorumlayarak birbirleri ile eğleniyorlar!</div>
<br />
<div>Gafur Bahadır Mahmutoğlu, videoyu "MAHMUTOĞLU MAHALLESİ MİSAFİR AĞIRLIYOR :))" başlığı ile yayınladı.işte o videoaya gelen yorumlar;</div>
<br />
<div>"Nilay Naz Erdoğan: Abi ya inanmiyorum :((( dag evindenmi bu goruntuler</div>
<div>Halil İbrahim Yakut: Gafur arkadaşların gelmiş:)</div>
<div>Celal Özgür: Domuz çiflipi gibi abi yaa</div>
<div>Orçn Berrin Mahmutoğlu: Güzel beğendim:)</div>
<div>Gafur Bahadır Mahmutoğlu :Bu cevap orçin'e KÇMNKNR</div>
<div>Gafur Bahadır Mahmutoğlu: Halil İbrahim Yakut İBOCAN SENDE BENİM ARKADAŞIMSIN :))</div>
<div>Halil İbrahim Yakut: Hacı abi derin yerden vurdun:)</div>
<div>Ismail Atış: Vuuu kapaklar fena olmuş abi :)))</div>
<div>Halil İbrahim Yakut: Kapağın alasını yaparımda borçluyuz adama bişey diyemiyorum:)</div>
<div>Orçn Berrin Mahmutoğlu: Hoşunamı gitti İsmail:))(((</div>
<div>Halil İbrahim Yakut: Aferim dünür</div>
<div>Ismail Atış: Vay dünürler sizi :))))</div>
<div>Volkan Çamli: Tanrı misafiri Gafur abi&#160;</div>
<div>Mustafa Dereci: misafirlerin baya kalabalikmis ailece ziyrete gelmisler</div>
<div>Dursun Küçük: Gaffur kardeş sana helal olsun safari yapmışsın tebrikler bu arada kandilin mübarek olsun alllaha emanet ol...</div>
<div>Ramazan Eryüksel: Abi bu domuzları bahçendemi besliyorsun"</div>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/cevre-ve-yasam/rizede-domuzlarkoylere-indi-h349.html</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Jan 2014 23:33:02 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/rizede_domuzlarkoylere_indi_h349.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[TBMM'ye Bir önerim var!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/kultur/tbmmye-bir-onerim-var-h348.html</link>
      <description><![CDATA[Amacımız sizlerden gelecek görüş ve öneriler doğrultusunda TBMM Genel Sekreterliği olarak topluma ve diğer kurumlara örnek çalışmalar yapmaktır. TBMM web sitesi yenilendi ve İngilizce, Fransızca, Almanca, Arapça, İspanyolca, Çince, Rusça ve Kazakça olarak yayına geçildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<strong>Şule Yüksel Erbaş/Ankara </strong>
<p></p>
<p>&#160;</p>
<p>TBMM Genel Sekreteri Dr. İrfan Neziroğlu, Twitter'dan yaptığı açıklamalarla  TBMM'de yaptıkları çalışmaları açıkladı. Genel Sekreter Neziroğlu, "Genel  Kuruldaki gündem dışı konuşmalar gibi yoğun twitter gündemi arasında birkaç  hususu sizlerle paylaşmak istedim" dedi.</p>
<p>TBMM Genel Sekreteri Dr. İrfan Neziroğlu'nun Twitter'deki paylaşımları;</p>
<p>"Geçen 2 yılda TBMM'de güzel şeyler yaptık. Iphone ve Android tlf için TBMM  Mobil uygulamasını indirenlerin sayısı 50 bini geçti. TBMM Mobil uygulaması ile  Meclis TV dahil yasama ve denetime ilişkin bütün gelişmeleri takip  edebilirsiniz. Meclis artık cebinizde. @TBMMresmi ve @TBMMGenelKurulu  hesaplarından TBMM'yi anlık olarak takip edebilirsiniz. Takipçi sayımız 320bini  geçti. Halk Günü uygulaması ile her Cumartesi 11:00-16:00 arası her saat başı  rehber eşliğinde Meclisi gezebilisinz. Bekliyoruz. <a href="http://www.tbmm.gov.tr">Web sayfamızı</a> 8 dile çevirdik (İngilizce,  Fransızca, Almanca, Arapça, İspanyolca, Çince, Rusça ve Kazakça). <a href="http://global.tbmm.gov.tr/docs/constitution_en.pdf%20…">Anayasa </a>ve  TBMM İçtüzüğünü <a href="http://global.tbmm.gov.tr/docs/rules_of_procedure_en.pdf%20…">İngilizce</a>'ye  çevirdik Web sayfamızdan vatandaşlarımızın görüşlerini almaya başladık  Önerilerinizi bekliyoruz. Görme engelli vatandaşlarımız için web sayfamıza  yasama ve denetim süreçlerini anlatan ses kayıtları koyduk<img src="/images/upload/Tbmmgn_in_1_1.jpg" width="400" height="208" align="right" alt="" /></p>
<p>&#160;TBMM Genel Sekreteri Dr.İrfan Neziroğlu, ayrıca Bilgi edinme talepleri,  Dilekçe komisyonuna elektronik başvuru, insan Hakları İnceleme Komisyonu,Kadın  erkek fırsat eşitliği komisyonu ve kamu Denetçiliği kurumu'na da "Bir önerim  var" sayfası ile kolaylıkla ulaşılabileceğini kaydetti.</p>
<p><a href="http://www.tbmm.gov.tr/bironerimvar/">Bir Önerim Var</a></p>
<p>Merhaba, Amacımız sizlerden gelecek görüş ve öneriler doğrultusunda TBMM  Genel Sekreterliği olarak topluma ve diğer kurumlara örnek çalışmalar yapmaktır.  Aşağıda yer alan proje ve faaliyetler hakkında görüş ve önerilerinizi  bekliyoruz. Gerçekleştirilen proje ve faaliyetlere ilişkin özet bilgilere TC  Kimlik numaranız ile sisteme kayıt olduktan sonra ulaşabilir, altındaki alanı  doldurarak projeye ilişkin düşüncelerinizi bizimle paylaşabilirsiniz. Listede  yer alan projeler dışında bir konuda görüş veya öneri bildirmek için "Yeni Bir  Önerim Var" başlığını seçiniz. Görüş ve önerilerinizin doğru adrese ulaşması son  derece önemlidir. Bu sebeple proje ve faaliyetlere ilişkin önerileriniz için en  doğru adres bu sayfa olmakla birlikte diğer konularda aşağıda bulunan ilgili  linkleri ziyaret edebilirsiniz.</p>
<p>&#160;<a href="http://www.tbmm.gov.tr/bilgiedinme/bilgiedinme-index.htm">Bilgi  Edinme Talebi </a></p>
<p><a href="https://edilekce.tbmm.gov.tr/Login.aspx">Dilekçe Komisyonu'na  Elektronik Başvuru</a></p>
<p>&#160;<a href="http://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/iletisim.htm">İnsan  Haklarını İnceleme Komisyonu İletişim Adresi </a></p>
<p><a href="http://www.tbmm.gov.tr/komisyon/kefe/iletisim.htm">Kadın Erkek  Fırsat Eşitliği Komisyonu İletişim Adresi</a></p>
<p><a href="http://www.ombudsman.gov.tr/">Kamu Denetçiliği Kurumu'na Elektronik  Başvuru</a></p>
<p><a href="mailto:www@tbmm.gov.tr">Web Sitesi Yöneticilerine Eposta</a></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/kultur/tbmmye-bir-onerim-var-h348.html</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Jan 2014 00:20:38 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/tbmmye_bir_onerim_var_h348.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Osmaneli,Osmanlı evleri ile diriliyor]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/sizden-gelen/osmaneliosmanli-evleri-ile-diriliyor-h347.html</link>
      <description><![CDATA[Bilecik’teki Tarihi Osmanlı Evleri Turizme Açılıyor.Osmanlı’nın ilk kurulduğu yer olan Bilecik’in Osmaneli ilçesine gelecek olan turistler, Osmanlı evlerinde konaklayacak]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[&#160; <br />
<div>Osmanlı evleri, fırsata dönüştürülüyor.Bilecik’teki Tarihi Osmanlı Evleri Turizme Açılıyor.Osmanlı’nın ilk kurulduğu yer olan Bilecik’in Osmaneli ilçesine gelecek olan turistler, Osmanlı evlerinde konaklayacak ve tarihi caddelerde yürüyecek.&#160;</div>
<br />
<div>Osmaneli Belediyesi ve Kaymakamlığı’nın yapım ve restorasyonunu tamamladığı tarihi Osmanlı evleri, Bilecik Belediyeler Birliği’nin organizasyonu ve Bursa Eskişehir Bilecik Kalkınma Ajansı’nın (BEBKA) mali desteğiyle yürütülen “Bilecik Dünya Turizm Destinasyonu” projesi kapsamında turizme kazandırılıyor. Doğal güzelliklerinin yanı sıra, Roma, Bizans ve Selçuklu dönemlerine ait birçok tarihi kalıntının da bulunduğu Osmaneli’ndeki tarihi Osmanlı evlerinin turizme kazandırılması için gerekli tanıtım çalışmalarını Marka Kent Bilecik ekibi yürütüyor.<br />
<br />
<img src="/images/upload/osmanelievleri_1.jpg" width="400" height="267" align="right" alt="" /><br />
Tarihi evlerin tespit edilmesi ve profesyonel fotoğrafçılar tarafından oyuncularla fotoğraflanmasıyla startı verilen çalışmalar, web sitesinin oluşturulması, paket turların hazırlanması afiş ve billboard çalışmaları ile devam edecek. Projenin saha çalışmalarını yürüten Sami İşleker, “Osmaneli’ndeki tarihi Osmanlı evlerinin bilinirliğinin artması için çok geniş kapsamlı çalışmalar yürütüyoruz. Çalışmamızın ilk ayağını tarihi mekanların fotoğraflanması oluşturdu. Türkiye’nin önde gelen fotoğrafçılarıyla oyuncular kullanarak gerçekleştirdiğimiz çekimler, projeye verdiğimiz önemin en güzel örneğidir. Bundan sonraki çalışmalarımızla birlikte tarihi Osmanlı evlerinin bilinirliği daha da artacak ve burası turistlerin çok önemli bir uğrak yeri haline gelecek.” dedi. Son dönemde Osmanlı tarihi ve kültürüne olan ilginin ve merakın gerek Türkiye, gerekse dünyada artış gösterdiğine dikkat çeken Marka Kent Bilecik Ekibi Koordinatörü Yrd. Doç. Dr. Metin Çelik ise, 19,yy sivil mimarisi olarak adlandırdığı Osmanlı evleri için saklı hazine tanımlamasında bulundu. Osmaneli ilçesindeki tarihi Osmanlı evlerinin turizme kazandırılması için çok titiz bir çalışma yürüttüklerini belirten Çelik, “Yaptığımız işin ne derece önemli olduğunun farkındayız. Uzun yıllar dünya siyasetine yön veren Osmanlı’ya olan ilgi ve merak günden güne artmaktadır. Bizler bunun farkındayız ve burada adeta saklı hazine gibi duran Osmanlı tarihinden izler taşıyan evleri gün yüzüne çıkartmak ve turizme kazandırmak için çok önemli projeler hayata geçiriyoruz. Çalışmalarımız ilerledikçe bilinirlik artacak ve turistler gelmeye başlayacak.” şeklinde konuştu. Sürdürülen tanıtım çalışmalarıyla birlikte ilçeye gelecek olan turistlerin eksiksiz hizmet alabilmesi için bazı tarihi evler otele dönüştürüldü ve ilçe de bir de butik otel açıldı. &#160;</div>
<br />
<div>Osmaneli’nde Bizans dönemine ait su kemerleri, mezarlar, tümülüsler, Selçuklu dönemine ait gözetleme kuleleri, Mimar Sinan tarafından yapılmış Taşköprü kalıntısı, yapılış tarihleri 450-500 yılları arasında değişen iki cami ve 124 adet 19. yüz yıldan kalma Osmanlı evleri bulunuyor.&#160;</div>
<br />
<br />
<div>Oktay Öztürk</div>
<br />]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/sizden-gelen/osmaneliosmanli-evleri-ile-diriliyor-h347.html</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Jan 2014 10:48:01 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/osmaneliosmanli_evleri_ile_diriliyor_h347.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sarıkamış’ta, “Türkiye Şehitleriyle yürüyor”!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/gundem/sarikamista-turkiye-sehitleriyle-yuruyor-h346.html</link>
      <description><![CDATA[Sarıkamış harekatı ile ilgili bir çok oturumlar yapıldı, bir yığın yazılar yayınlandı. Ancak, hep tartışma odağında kayıp şehit rakamları oldu. Hala da net bir rakam üzerinde bir ittifak olabilmiş değildir.Askerin hâli pek feci olmaya başladı. Bir gün ihtiyatta bulunduğumuz köyden, ileri hattı teslim almaya giderken askerin arasında bilinen pancar, yemlik, kuzukulağı gibi otları yemek için her biri bir yana dağılıverdiler. Dağılan askeri toplayıp mevziye götürmek için bir hayli zahmet çektim. Gerçekten ot yemek mecburiyetindeydik. ]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[“Sarıkamış Harekâtı’nın 99. yıl dönümü etkinlikleri kapsamında “Türkiye  Şehitleriyle Yürüyor Anma Yürüyüşü” düzenlendi. Yürüyüşe 7’den 70’e Türkiye’nin  81 ilinden gelen vatandaşlar katıldı. Sarıkamış Harekâtı’nın 99. yıl dönümü  etkinlikleri kapsamında düzenlenen “Türkiye Şehitleriyle Yürüyor Anma Yürüyüşü”  saat 10. 30’da Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın da katılımıyla  başladı. Binlerce vatandaş Sarıkamış Harekâtı sırasında donarak şehit düşen 90  bin Mehmetçiği anmak için yürüyüşün başlangıç noktası olan Kızılçubuk mevkiinde  toplandı. Kur'an-ı Kerim tilaveti ve dualar edilmesinin ardından yürüyüşe  geçildi. Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Dağcılık Topluluğu ve Tarih Topluluğu  da 40 öğrenciyle programa katıldı.” deniyor gelen mail de.Fotoğraflar da  beraberin de tabi.
<p></p>
<p>&#160;</p>
<p>Sarıkamış harekatı ile ilgili bir çok oturumlar yapıldı, bir yığın yazılar  yayınlandı. Ancak, hep tartışma odağında kayıp şehit rakamları oldu. Hala da net  bir rakam üzerinde bir ittifak olabilmiş değildir.</p>
<p>&#160;</p>
<p>&#160;Genel Kurmay Başkanlığı’nın web sitesinde fotoğraf ağırlıklı yayın da  konu; “Sarıkamış Harekâtı Şehitlerini Anma Etkinliklerinin 99'uncu Yıldönümü  Töreni 03- 05 Ocak 2014 tarihleri arasında, Kara Kuvvetleri Komutanı, Deniz  Kuvvetleri Komutanı, Hava Kuvvetleri Komutanı, Jandarma Genel Komutanı, Askerî  ve Sivil Temsilcilerin katılımı ile icra edilmiştir.Tören kapsamında; 03 Ocak  2014 tarihinde Kars'ta Şehit ve Gazi Ailelerine yemek, 04 Ocak 2014 tarihinde  Kardan Heykeller ve Resim Sergisi, 05 Ocak 2014 tarihinde Sarıkamış Bölgesinde,  Kızılçubuk-Yukarı Sarıkamış Şehitliği arasındaki 8,4 km lik anma yürüyüşü ve  Solo Türk gösterisi etkinlikleri yapılmıştır” şeklinde yer alıyor.</p>
<p>&#160;</p>
<p>&#160;Askeri Tarih Araştırmaları Dergisi’nde yer alan bilgiler, bir çok  hastalığın salgın olarak kol gezdiği Sarıkamış Harekatı sırasındaki kayıpların  neden net bir rakamla ifade edilemeyişine de aslında ışık tutuyor. Alev Keskin  ve Fatma İlhan’ın, “BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NDA DOĞU CEPHESİ’NDE SALGIN HASTALIKLAR  VE SALGIN HASTALIKLARA KARŞI ALINAN TEDBİRLER” konu başlığı ile yaptığı  araştırma da; 1. Savaş Döneminde Cephede Görülen Hastalıklara Genel Bir Bakış  Ordu 22 Aralık 1914’te taarruza başladığın da, kış şartlarının olumsuzluğu ve  yokluklar, iyi giyinmemiş, iyi beslenmemiş ve uzun yürüyüşlerle yorulmuş olan  askeri yıpratmıştır. (Sağlam, 1941: 9-10.) Savaşın ve coğrafi durumun yarattığı  olumsuz koşulların yanı sıra genel anlamda yaşanan yokluk ve beslenme  yetersizliği de hastalıkların temel sebebini oluşturmuştur. Harekât sırasında  askerin iaşesi önemli bir sorun olmuş, istenilen kalorinin temini mümkün  olmamıştır. Bu durum askerlerin günden güne zayıflamasına, sık sık hasta  olmasına, âdeta hastaneden çıkmış gibi bir hâl almasına sebep olmuştur. Oysa  askerin kışa ve düşmana direnebilmesi için üç binden fazla kalori sağlayacak  ekmek, et, yağ, kuru sebze gibi kuvvetli gıdaya ihtiyacı vardır. (Kuntman, 2009:  107-108.) Özellikle vitaminsizliğin yol açtığı iskorbüt hastalığı sebebiyle  büyük sıkıntı çeken askerler, bu duruma bir çare olarak çevrede buldukları her  türlü bitkiyi yemek zorunda kalmıştır. (Kuntman, 2009: 100.)</p>
<p>&#160;</p>
<p>Yedek subay olarak Doğu Cephesi’nde görev yapan Faik (Tonguç) Bey, anılarında  durumu şöyle ifade etmektedir: “... Yolların çamur deryası hâline gelmesi ve  taşıtların azlığı yüzünden bölükler ciddi bir açlık tehlikesiyle karşı karşıya  bulunuyordu; 150 dirheme (480 g) inmiş olan asker tayını bile verilmez oldu.  Subaylara verilen de kuru peksimet, ara sıra gelen bir parçacık etten ibaretti.  Bu böyle devam edebilse yine memnun olacaktık, zaman oluyordu ki bunu da  bulamıyorduk. Askerin hâli pek feci olmaya başladı. Bir gün ihtiyatta  bulunduğumuz köyden, ileri hattı teslim almaya giderken askerin arasında bilinen  pancar, yemlik, kuzukulağı gibi otları yemek için her biri bir yana  dağılıverdiler. Dağılan askeri toplayıp mevziye götürmek için bir hayli zahmet  çektim. Gerçekten ot yemek mecburiyetindeydik. Açlık hiçbir şeye benzemiyordu.  Açlık sağlam yapılı bu köylü çocuklarını zayıf, cılız bir hâle getiriyordu;  dayanma güçleri düşüyor, yürürken şurada burada yığılıp kalıyorlardı. Biz takım  subaylarının durumu da askerlerden pek farklı değildi...” (Tonguç, 1999: 47-48.)  Doğu Cephesi’nde bulunan 31’inci Tümendeki zayıf askerlere içirilmek üzere  kuvvet ilacı olarak alkollü pekmez gönderilmişse de bunun içimi zor olduğu için  bu yöntem işe yaramamıştır. (Kuntman, 2009: 107-108.) Yine coğrafi şartlar ve  dondurucu soğuklara karşı askerin dayanıklılığını artırmak amacıyla sıhhiye  depolarındaki alkollere şeker, zencefil ve karanfil ilavesiyle yapılan  likörlerden de birliklere ve istasyonlara gönderilmiştir. (ATASE, Kls: 2430, Dos:  89, Fih: 1-15.)<img src="/images/upload/tsy_1.jpg" width="400" height="208" align="right" alt="" /></p>
<p>&#160;</p>
<p>Dr. M. Derviş Bey de anılarında; Nisan 1915’te her gün düzenli olarak vizite  yaparak hastalarla meşgul olduğunu ve Tümen Başhekimliğinden askerlere verilen  yiyeceklerin kalorisinin ve aylık ilaç gelir gider cetvellerinin istendiğini  belirtmiştir. Dr. M. Derviş Bey, cephede askerin düştüğü durumu şu şekilde ifade  etmiştir: “Köşk siperlerinde (27 Ocak 1916) Tümenden askerlere gıda olarak ekmek  yerine buğday gönderilmişti. Levazım, işin kolayını bulmuştu. Fakat ateş  hattındaki askerlerin bunu yenir bir şekle sokmak için ne kadar zahmet  çekeceklerini düşünmemişti. Bu sebepten zavallı askerler öbek öbek toplanıp  saman ateşi üzerinde kavurga yapıyor, aç midelerinin feryadını dindirmeye  çalışıyorlardı. Kavurga, çerez olarak biraz yenir; ancak sabah akşam yemek  yerine nasıl geçerdi? Nitekim birkaç gün sonra hemen hepsinde ishal başladı.  Zayıf ve hasta düştüler. Durumu hemen Tümen Başhekimine yazdım ve ayrıca kavurga  denilen maddenin temin ettiği kalorinin miktarını tayinden aciz olduğumu  bildirdim. Sonra bu usulden vazgeçildi.” (Kuntman, 2009: 106.)</p>
<p>&#160;</p>
<p>Genel olarak Doğu Cephesi’nde lekeli tifo, hummayı racia, tifo,dizanteri,  kolera,çiçek,sıtma, yılancık, tetanos ve donuk yaygın olmakla birlikte kızıl,  kızamık, kuş palazı, veba, göz hastalıkları, nezleyi müstevliye (grip), cilt  hastalıkları, Asya kolerası gibi hastalıklar da görülmüştür.Salgın  hastalıklardan lekeli tifo, Birinci Dünya Savaşı’nda Doğu Cephesi’nde Türk  ordusunu ve sıhhiye hizmetlerini olumsuz etkilemiştir. Lekeli tifo, Birinci  Dünya Savaşı öncesinde de Doğu illerinde sıklıkla görülmekte ve özellikle kış  aylarında salgın şeklinde yayılmaktaydı. Seferberliğin ilanıyla birlikte Erzurum  ve civarına çok sayıda asker sevk edilmiştir. Askerler yolda hiçbir yerde  temizlenemediğinden bit salgını başlamış, ulaştıkları birliklerinde de bitten  temizlenme olanaklarına sahip olamamışlardır. Köylerde kalan bu askerlerin  halkla temasta bulunmaları dolayısıyla bölgede mevcut olumsuz şartların da  etkisiyle bit yoluyla bulaşan lekeli tifo yayılmıştır. Savaşın başından itibaren  şiddetli muharebelerin olduğu üç haftalık dönemde tutulan istatistiklerde lekeli  tifodan 357 musap, 138 vefat olduğu belirtilmiştir. Bu veriler önemli bir  salgının mevcudiyetini göstermiştir.</p>
<p>&#160;</p>
<p>&#160;Asıl facia Sarıkamış Muharebesi’nden (22 Aralık 1914-19 Ocak 1915)  sonra yaşanmıştır. Ordunun büyük bir kısmının yok olmasıyla sonuçlanan bu  muharebelerden sonra Erzurum ve çevresindeki köyler hasta, zayıf ve bitkin  askerlerle dolmuş; hastaneler ihtiyaca cevap veremeyecek duruma gelmiştir. Hatta  doktorlar ve sağlık memurları da lekeli tifoya yakalanmışlardır. Nitekim Sahra  Sıhhiye Genel Müfettişi Süleyman Numan Bey de lekeli tifoya yakalanan  hastalardan biridir. Savaş ve hastalık ortamında kesin ve net bir istatistik  tutulmasının mümkün olmamasına rağmen verilen bilgilerden hastalığın ciddi  boyutlara ulaşmış olduğu tespit edilmiş; hatta halk arasında da salgın şeklini  aldığı görülmüştür. (Sağlam, 1941: 12.) Erzurum’dan sonra Erzincan’da da  hastalık şiddetli bir salgın hâlini almış ve hastaneler dolmuştur. Ulukışla’ya  kadar menzil ana hattı ile Erzurum - Kiğı - Palu - Maden - Diyarbakır ve Erzurum  - Erzincan - Harput - Diyarbakır yollarında ve civar köylerde hastalık  yayılmıştır Mart başlarında hastalık hafiflemeye başlamış olsa da halk arasında  etkisini sürdürmüştür. (Sağlam, 1941: 77-79.)</p>
<p>&#160;</p>
<p>&#160;Dr. M. Derviş Bey, 28 Ocak 1915 tarihine ait anılarında köydeki bütün  ahırların hastalarla ve samanlıkların da ölülerle dolu olduğunu ifade ederek  satırlarına şu şekilde devam etmiştir: “... Bizim Samikale (Erzurum Narman  ilçesine bağlı bir köyü) samanlıklarından bir hayli ölü topladık. Bu amaçla ara  sıra geziyor ve temizlik yaptırıyordum. Bir gün yine bir samanlığa uğradım.  Burada rast geldiğim manzara beni dehşet içinde bıraktı. İki üç asker;  karavanalarını bir ölünün dizleri üzerine koymuşlar, karşı karşıya geçmiş öylece  yemeklerini yiyorlardı. Beni görünce hiç aldırmadılar, yemelerine devam ettiler.  Ben de görmezlikten gelerek dışarı çıktım. Biraz sonra cenazeyi kaldırttım.  Askerlerimiz artık kanıksamışlardı. Ölüden, ölümden kesinlikle ürkmüyorlardı. Ne  yapsınlar! Zavallılar o kadar bitlenmişlerdi ki kırmakla kaynatmakla başa  çıkamıyorlar, bu nedenle rahat yüzü görmüyorlardı. O kadar ki doğrudan doğruya  bitlerin saldırısına uğrayıp ölenler de vardı. Kısacası bitsiz yer kalmamıştı. O  da ancak ölülerdi. Çünkü insan ölüp de cesedi soğuyunca bitler derhâl kaçıyordu.  … Birinci Dünya Savaşı sırasında 3’üncü Orduda bölgenin iklim şartlarına bağlı  olarak pek çok kısmi donuk ve donarak ölümler de görülmüştür. Donuklar en çok  kışa rastlayan askerî harekât sırasında meydana gelmiştir. (Sağlam, 1941:  125-126.) Sarıkamış Muharebeleri sırasında birçok subay ve er, soğuktan donarak  ölmüştür. Birçoğunun el ve ayakları donmuş veya sakat kalmıştır. Geri  dönebilenlerse zayıf düştükleri için kolaylıkla çeşitli hastalıklara  yakalanmışlardır. (Sağlam, 1941: 11.)</p>
<p>&#160;</p>
<p>Sarıkamış Kuşatma Harekâtı, şiddetli bir kışın hüküm sürdüğü geniş bir alanda  yapılmıştır. Birlikler -30, -40 dereceye varan soğukta 50-60 cm karın üzerinde  sürekli hareket hâlinde bulunduklarından meskûn yerlerden yararlanamamışlardır.  Özellikle, 10’uncu Kolordunun Allahüekber Dağları’nı geçişinde, 32’nci Tümenin  Bardız güneyinde ve 9’uncu Kolordunun Sarıkamış dolaylarında yaptığı  muharebelerde donmalar nedeniyle çok ağır kayıplar verilmiştir. Yalnızca,  11’inci Kolordu bölgesinde 10.000, muharebe hatları gerisinde donma ve hastalık  nedeniyle 20.000 olmak üzere kayıpların toplamı 60.000 eri bulmuştur.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Dr. M. Derviş Bey de anılarında bölgede askerî harekât sırasında  yaşadıklarını anlatırken ayağında tiftik çorap, üzerinde kalçın ve onun üzerinde  de Rus lastiği olduğu hâlde parmaklarının yine de üşüdüğünü yazmıştır. Nitekim  aynı hava şartlarında askerlerin durumunu şu sözlerle ifade etmiştir: “Alayın  geçtiği yol üzerinde idik. Biraz daha ilerledik. Bazı askerlerin kucaklarında  silahları olduğu hâlde kıvrılarak yattıklarını, karın kefen gibi üzerlerini  örttüğünü; yalnız ayakkabı, kaput, kabalak gibi bazı eşyalarının dışarıda  kaldığını gördük. Bunların önünden azap duyarak geçtik.” (Kuntman, 2009: 86-87.)</p>
<p>&#160;</p>
<p>Tespit edilmiş olan 17.304 kısmi donuk ve 1287 donarak ölme vakası, bu  iklimde orduyu etkileyen sebepler arasında donukların da önemli bir yer  tuttuğunu göstermektedir. Donuk vakasının çok sayıda görülmesinde, iklim ile  birlikte askerin kış şartlarına uygun şekilde giydirilememiş olmasının büyük  etkisi olmuştur. (Sağlam, 1941: 126.) Bu yazıyı hazırlarken “Sarıkamış’ta kaç  kişi şehit oldu?” diye sorduğum Bulut Yılmaz ile Sinan Keskin, “Doksan bin”  dediler.Ama  bu rakam bana hep abartılı gelmiştir. Babam da “Ben 15 bin diye duymuştum babamdan”dedi.Ben de kimi  kaynaklarda 35 bin rakamını okumuştum ama net bir rakam verilemeyişi, içinde  bulunulan savaş, kıtlık, salgın hastalıklar ve aşırı soğuklar yüzünden olmalı.  Tüm Şehitlerimize Allah’dan rahmet niyaz ediyorum. Mekanları cennet olsun.<a href="http://www.tsk.tr/9_yayinlar/9_1_askeri_tarih_arastirmalari_dergisi/pdf/21.pdf"><strong>yazının ayrıntılı haline ulaşmak için tıklayınız.</strong><br />
</a><br />
<br />
<br />
<strong>Öte yandan</strong>, Sarıkamış Şehitleri ile ilgili olarak Enver Paşa'nın torunu Osman  Mayatepek, Ankara'da dha'dan Tahsin Güner ve Aynur Tattersall'a yaptığı açıklama  da "90 bin asker donarak şehit oldu" ifadelerini yalanladı.</p>
<p></p>
<p><strong><br />
'90 bin askerin donarak öldüğü yalan'<br />
<br type="_moz" />
</strong></p>
<p><br />
Enver Paşa'nın torunu Osman Mayatepek, "En acıklı olan nokta ise temcit pilavı  gibi pişirilip sürekli karşımıza çıkarılan '90 bin askerimiz donarak öldü'  yalanıdır. Sarıkamış tamamen bir Vatan müdafaasıdır ve kaçınılmazdır" dedi.</p>
<p>"Sarıkamış şehitlerini anmak için yapılan tören Türk milletinin kahramanları  için yapabildiği fedakarlıkların canlı bir örneğidir" diyen Mayatepek, "10 bin  kişi eksi 9 derecede, Sarıkamış Şehitliği'ne yürüyüp saygı duruşunda bulunup,  şehitlerimiz için dua etmiştir. Devlet ciddiyetiyle de fevkalade uyum gösteren  bu yürüyüşe Gençlik ve Spor Bakanı, Kuvvet Komutanları, Kars Valisi ve  milletvekillerinin de katılması herhalde Mehmet Akif Ersoy' un duasını bir kere  daha gönüllere bahş etmiştir. Bundan evvel yapılan benzer bazı törenler, ister  istemez amaç 'Şahsi reklam mı, Sarıkamış sırf araç mı?' diye düşündürmüştür. Bir  magazinsel hava içinde tarihin çarpıtılıp, gazete sayfalarını süsleme çabaları,  kanaatimce şehitlerin saygısına hakarettir. En acıklı olan nokta ise temcit  pilavı gibi pişirilip sürekli karşımıza çıkarılan '90 bin askerimiz donarak  öldü' yalanıdır. Bunun mimarı ise kendi beceriksizliğini örtmek için 9. Kolordu  Kurmay Başkanı Şerif Bey'in 1922 senesinde yayınladığı ve tamamen bir uydurma  olan hatıratıdır" dedi.</p>
<p><strong><br />
&#160;SARIKAMIŞ TAMAMEN BİR 'VATAN MÜDAFAASIDIR' VE KAÇINILMAZDIR</strong></p>
<p><br />
Mayatepek şöyle devam etti: "Özet olarak, Harbiye Nazırı Enver Paşa ve Erkanı  Harbiye Başkanı General Bronsart Schellendorf tarafından, Noel dönemine  rastlayacak ve Rusları sürpriz bir karşı hücum ile mağlup etmeye yönelik bir  teşebbüstür. Maalesef basının bir bölümü bile, genel olarak, ciddi araştırmalar  yapmadan veya 'magazin' havasında bazı şahıslar gibi tarihi çarpıtıp gazete  sayfalarını süsleme çabası içindedir. 98 sene geçmiş olmasına rağmen Sarıkamış  hala gerektiği gibi değerlendirilmemiştir. Bilhassa 1920'den itibaren siyasi  çekişme malzemesi olmuştur. Amaç nettir: Rus orduları Batı cephesinde Almanlar  ile harp içindedir. Bizim cephede ise çok az sayıda (100 bin civarı) asker  kalmıştır. Rus ordusunun bir kısmı Sarıkamış civarındadır ve yanlış  cephelenmiştir. İlk Rus saldırıları Kasım'da (1914) Köprüköy ve Azap  Muhabereleriyle başlamıştır. Burada 3. Ordu komutanı Hasan İzzet Paşa büyük bir  hata yapıyor ve Rusları yenmesine rağmen takip edip son darbeyi vurmak yerine,  orduyu 15 km geriye çekiyor. Yani savaşı kazanan taraf kaçan düşmanı  kovalayamıyor, geri çekiliyor. Hatta Rusları takip etse Sarıkamış'a ihtiyaç  olmazdı. Ruslar Erzurum'a gelmişler, sen onlarla Köprüköy ve Azap'da savaşıp  yenmişsin ve Sarıkamış'a çekilmeye zorlamışsın ama taarruz edip tamamen mağlup  etmek yerine geri çekiliyorsun".</p>
<p><strong><br />
&#160;ENVER PAŞA'NIN EMİRLERİNİ YERİNE GETİRSEYDİ SARIKAMIŞ ZAFERLE&#160;BİTERDİ</strong></p>
<p><br />
"Enver Paşa'nın emirleri yerine getirilseydi Sarıkamış zaferle biterdi" diyen  Mayatepek, "Bir de hep iklim şartlarından bahsetmeye bayılırlar. Hava soğuktu  falan. Bu bir savaş ve nerede, ne zaman ve hangi şartlar altında gerekiyorsa  savaşacaksın. Şayet komutanlar Enver Paşa'nın emirlerini yerine getirseydi  Sarıkamış zafer ile biterdi" diye vurguladı.</p>
<p><strong>BU HATA SARIKAMIŞ FELAKETİNE SEBEP OLAN EN BÜYÜK NEDENDİR<br />
<br type="_moz" />
</strong></p>
<p>" Mayatepek şöyle devam etti; "1- 9 Kolordu Rus cephesini arkadan  çevirecekti. 2- 10 Kolordu ise 24 Aralık'ta Bardız bölgesinde olup, 9 Kolordu  ile birleşip Rusları çevirecekti. Maalesef gerçekleşen ise çok farklıydı: 1- 10  Kolordu Hafız Hakkı Paşa komutasında Bardıza gitmesi gerekirken, Rus  birliklerinin peşine takılıp Koşur istikametine yöneldi (30 ve 31 Tümenler).  Yalnız 32 Tümen Bardız'a ilerledi. 25 Aralık' da ve Sarıkamış'ın batısında Rus  Ordusu'nun arkasına düşmesi gereken 10 Kolordu, tamamen Haffız Hakkı'nın "zafer  kazanma ihtirası ile yolu 75km uzattığı yetmezmiş gibi, Allahuekber dağlarını  geçmeye mecbur kalmış ve fırtına ve tipiye yakalanıp çok büyük zayiat vermiştir  ve zamanında Sarıkamış' a intikal etmemiştir. 2- 9 Kolordu ise 3. Ordu ile 24  Aralık' da Bardız da birleşir. Cephe arkasındaki Rus birliklerine taarruz etmek  için Kötek yönüne gitmesi ve Rus ihtiyat kuvvetlerine taarruz edip Sarıkamış'a  iltihak etmesi gerekiyordu. Maalesef yine evdeki hesap çarşıya uymamıştır. Bu  sapmanın başlıca sebebi Hafız Hakkı (10 Kolordu) Paşa'nın 25 Aralık tarihinde  Sarıkamış'da olacağı varsayımı ile Enver Paşa'nın, 10 Kolordu yalnız kalmasın  diye yönünü Kötek'ten, Sarıkamış'a çevirmesi olmuştur. Netice olarak 10 Kolordu  yüzde 80 zayiatla bitkin bir şekilde ancak 29 Aralık'ta Sarıkamış'a  gelebilmiştir. Bütün bu hataların ve Enver Paşa'nın emrine uymamanın neticesi  olarak: 9 Kolordu'nun kuzeybatıdan, 10 Kolordu'nun kuzeydoğudan taarruz etmesi  gereken (25/26 Aralık geceleri )Sarıkamış, bu taarruz gerçekleşmeyince Rus  takviye kuvvetleri tarafından güçlendirilmiş ve maalesef savunma yapmak da bile  zorlanacak olan Ruslar demiryolu ile nakliye avantajıyla 31 Aralık' da taarruz  edecek duruma gelmiştir. Netice: Sarıkamış Harekatı son derece iyi hazırlanmış  bir plandı. Kış aylarında yapılması hatadır masalına gelince; baskın niteliği  taşıyan her askeri harekatın düşmanın beklemediği yerde ve zaman'da olması  zaruridir. Bizim akıl hocaları bugün ne kadar böyle bir mevsimde harekat  yapılmazdı diyorsa, emin olun Ruslar' a o zaman aynı şeyi düşünüyordu.  Alternatif olarak Ruslara herhalde "yahu şu kara kış da harp etmeyelim, bahar  gelsin, çiçekler açsın, bir mangal ziyafeti yapıp, bir güzel savaşalım" diye bir  alternatif düşünmek ancak Charlie Chaplin filmlerinde olabilirdi."</p>
<p><strong><br />
&#160;RUS GENERALİN İTİRAFI<br />
<br type="_moz" />
</strong></p>
<p>&#160;Mayatepek, "Rus General Maslovski, (Türkler 23 bin şehit vermiştir  diyen) Türk Ordusu, Enver Paşa'nın emirleri doğrultusunda hareket etseydi  Sarıkamış düşerdi diye itiraf etmiştir. Hatta General Michaelevski harekatın bir  kuşatma planı olduğunu anlayınca geri çekilme emri vermiştir. Şayet başarılı  olunsaydı Kafkaslara kadar önümüz açılıyordu. Azerbaycan ile birleştiğin andan  itibaren ikmal derdi kalmıyor ve tabii' ki petrol kaynaklarına sahip oluyorsun.  Genel değerlendirmeyi Sayın Nevzat Kösoğlu ( Şehit Enver Paşa) çok güzel  yapmıştır: "Komutanlar Enver Paşa'ya ayak uyduramadılar. Plana uymayan bu  komutanlarda Enver Paşa hakkında olumsuz propagandayı yapan komutanlardır.  Sarıkamış bir vatan müdafaasıdır. Şehit sayısı ile siyaset yapmak alçaklıktır.  Çanakkale'de 250 bin şehit verdik. Hiç kimse hesap soruyor mu? Yok." Herhalde  bir savaş kazanılınca 'şehit' kaybedilince "ölü olunuyor diye bitiriyor Nevzat  bey. Rakamlar ise tam bir palavra. En şiddetli dönemde<a href="http://haber.dha.com.tr/osman-mayatepek-sarikamista-90-bin-askerimizin-donarak-oldugu-yalan_578014.html">...<strong>.  yazının devamı için tıklayınız</strong></a></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/gundem/sarikamista-turkiye-sehitleriyle-yuruyor-h346.html</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jan 2014 14:14:20 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/sarikamista_turkiye_sehitleriyle_yuruyor_h346.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“İninize gireceğiz, ininize, didik didik edeceğiz“ ]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/siyaset/ininize-girecegiz-ininize-didik-didik-edecegiz-h345.html</link>
      <description><![CDATA[Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, çok badireler atlattıklarını, çok tuzakları boşa çıkardıklarını, nice tehlikelere göğüs gerdiklerini ama milletten aldıkları emaneti yere düşürmediklerini belirtti.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[&#160;<span style="font-family: Arial, sans-serif; font-size: 10.5pt; line-height: 107%;">Erdoğan, Ordu'da yapımı tamamlanan bazı yatırımların açılışı dolayısıyla Cumhuriyet Meydanı'nda düzenlenen törendeki konuşmasında, Ordu'nun büyükşehir statüsüne kavuştuğunu belirterek, bunun vatandaşlara sağlayacağı katkıları anlattı.</span><span class="apple-converted-space" style="font-family: Arial, sans-serif; font-size: 10.5pt; line-height: 107%;">&#160;</span>
<p class="MsoNormal">"Benim Genel Başkan Yardımcımla ilgili, son derece iffetli bir insanla ilgili ahlaksız bir filmden kare alıyorlar, onu servis ediyorlar. Bu alçaklıktır, bu şerefsizliktir, bu namuzsuzluktur, ahlaksızlıkdır, hem 'dindarım' diyeceksin, hem de gözünü kırpmadan, üstelik de en iğrenç biçimde masum insanlara iftira atacaksın, yazıklar olsun" değerlendirmesini yapan Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Türkiye'ye büyük tuzak kurduklarını ve komplolar hazırladıklarını belirten Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">"Açık açık ifade ediyorum, bu tuzak, bu komplo, yurt dışında pişirilmiş Türkiye'deki taşeronlar tarafından, maşalar tarafından servis edilmiştir. Ortada çok açık bir ihanet var, biz bu ihanetin, bu ajanlık faaliyetinin hesabını soracağız. Bu ihanetin hesabını hukuk yoluyla, sandık yoluyla soracağız. Hiç kimse hiçbir çevre, hiçbir karanlık merkez benim ülkede ameliyat yapamaz. Geçti o günler. Şimdi bakıyorum da bazıları bir araya gelerek kendilerine göre bir ittifak içine giriyorlar, kirli ittifak. CHP, MHP, TÜSİAD bakıyorsunuz böyle bir koalisyonun içindeler. Biz CHP ile MHP'yi siyasette tanıyoruz da TÜSİAD'ı da tanımıştık zaten biliyoruz ama şimdi son zamanlarda yine bir heyecan onları da kapladı. Bakın ne yaparsanız yapın sermaye bu ülkede dürüst çalıştığı sürece kazanır, dürüst çalışmadığı sürece her zaman bizi karşısında bulur. Vergisini yerinde ödeyecek, benim işçi kardeşim vergisini kaynağında ödüyor. Ama sermaye vatandaşımdan KDV'yi alıyor, bunu ödemiyor, ondan sonra ağlamaya başlıyor. Şu ahlaksızlığa bakın böyle bir şey olabilir mi?"<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">"Ne yaparsanız yapın, bu dine zerre kadar zarar veremeyeceksiniz. Bu din azizdir, kitabımız korunmuştur. Bu alçaklıkları yapanları, bunlara sahip çıkanları, bunlara kol kanat gerenleri, tek tek bulacak hukuk önüne çıkaracağız. Devlette parellel bir yapı olamaz, paralel bir yapı kurmak isteyenler, devletin kurumları içerisine sinenler şunu bilesiniz ki istediğiniz kadar oralara yerleşin, ininize gireceğiz, ininize, didik didik edeceğiz ve devletin içindeki bu örgütleri teşhir edeceğiz. Bugüne kadar çetelerle nasıl mücadele ettiysek, uluslararası merkezlerin taşeronu örgütleriyle de aynı şekilde mücadele edeceğiz. Bizim Allah'a verilecek bir borcumuz var, başka kimseye yok. Söylüyorum ya biz kefenimizle yola çıktık, vakti saati geldiğinde sahibine teslim ederiz. Bir tek geri adım atmayacağız, asla ve asla diz çökmeyeceğiz. Allah bize yeter, millet bize yeter. Sizin hayır dualarınızla biz bu tuzağı da bozacağız. Bu tezfahı da Allah'ın izniyle yerle bir edeceğiz."<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>&#160;</o:p></p>
<p class="MsoNormal">Çok kirli bir ittifak kurulduğunu yineleyen Başbakan Erdoğan, "Şimdi gazetelere, televizyonlara, sermaye çevrelerine, sermaye örgütlerine bakın. Yurt dışındaki, yurt içindeki o malum çevrelere bakın. Bunlar geçmişte bir araya asla gelemezlerdi. Kuruluşlar, çevreler, şu anda Hükümete karşı, milli iradeye, demokrasiye karşı ortak hareket ediyorlar. Darbe dönemlerinde kurulan ittifak bir kez daha kuruldu. Vesayet dönemlerinde kurulan ittifak bir kez daha kuruldu. Millet bu oyunu bozar, bozacak, defalarca bu tuzakları alt üst ettiniz, inanıyorum ki yine bozacaksınız" diye konuştu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>&#160;</o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu ittifakların, tuzakların büyük Türkiye yürüyüşünü engelleyemeyeceğini bildiren Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>&#160;</o:p></p>
<p class="MsoNormal">"2023'e hep birlikte yürüyeceğiz. 2023 Türkiyesini hep birlikte inşa edeceğiz. Türkiye'ye vesayetten kurtaracağız, karanlık örgütlerden temizleyeceğiz. İleri demokrasiyle, kardeşlikle, özgürlükle, tam bağımsızlıkla yeni Türkiye'yi birlikte inşa edeceğiz. Büyüyen Türkiye'den rahatsız olanların, bu komploları düzenleyenlerin inşallah hevesleri kursaklarında kalacak. Biz hizmet için geldik. Biz geride eser bırakmak için, şu gök kubbede hoş bir seda bırakmak için geldik. Bakın sadece son 3 ay içinde 11 şehrimize yaklaşık 11,5 milyar liralık eser ve yatırımı milletimizin hizmetine sunduk. 5,5 milyar lirayla tamamladığımız Marmaray'ı, asrın projesini hizmete açtık. İstanbul Boğazı'nın 62 metre derinliğinde dünyanın bir numarası bir tünel inşa ettik. Şimdi oradan trenler gidiyor. Asya ile Avrupa'yı bir birine bağladık. İnşallah Londra ile Pekin artık birleşiyor. Şu anda ortalama günde Marmaray'da gidip gelenlerin sayısı 300 bin. Şimdi yeni bir adım daha attık, onun biraz daha güneyinde bir tünel daha yapıyoruz, yine boğazın altında. Oradan da otomobiller gelip gidecek. İki tüp üst, üste. Bir de üçüncü köprüyü kuruyoruz, Yavuz Sultan Selim Köprüsü. Beş tane karşılıklı geçit. Zaten bunların çıldırması bundan. Bunların hakkı teslim etmek gibi bir dertleri yok. İşte biz bunlara rağmen bunları yapacağız."<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>&#160;<img src="/images/upload/rte_ordu_2_1.jpg" width="400" height="268" align="right" alt="" /></o:p></p>
<p class="MsoNormal">"3 milyar liralık yatırımları hizmete açtık"<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>&#160;</o:p></p>
<p class="MsoNormal">Başbakan Erdoğan, Ankara'da Orman ve Su İşleri Bakanlığının 3 milyar liralık yatırımlarını hizmete açtıklarını hatırlatarak, "Son 3 ay içinde 20 katrilyon liralık yatırımı milletimizle, ülkemizle buluşturduk" dedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>&#160;</o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bugün toplu açılış törenleriyle Ordu ve ilçelerinde tamamlanan tüm yatırımları hizmete aldıklarını belirten Erdoğan, açılışını yapacağı eserleri anlattı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>&#160;</o:p></p>
<p class="MsoNormal">Toplamda 632 milyon liralık yatırımı bugün Ordu'ya kazandırdıklarını dile getiren Erdoğan, hizmetlerin hayırlı olmasını diledi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>&#160;</o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ordu'ya bir söz verdiğini ve 750 bin nüfusu yakalaması durumunda Büyükşehir yapacaklarını söylediğini anımsatan Erdoğan, "Siz 750 bini aştınız biz de Ordu ilimizi büyükşehir yaptık. Şu anda artık Ordu Büyükşehir Belediyesi. Dolayısıyla Ordu'nun en ücra köşesine artık Büyükşehir Belediyesi olarak hizmet vereceğiz. Yani 30 Mart'ta Ordu mülki sınırların tamamında oy kullanacak. Hem ilçesi için hem de büyükşehir belediyesi için kullanacak" diye konuştu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>&#160;</o:p></p>
<p class="MsoNormal">Artık İl Genel Meclisi olmayacağını, tek meclisin Büyükşehir Belediye Meclisi olacağını anlatan Erdoğan, köylerin artık mahalle olarak hizmet alacağını kaydetti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>&#160;</o:p></p>
<p class="MsoNormal">Erdoğan, şöyle devam etti:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>&#160;</o:p></p>
<p class="MsoNormal">"Ne vardı eskiden köyde? Sadece muhtar, ihtiyar meclisi. Oranın herhangi bir aracı gereci yok. Sadece kaymakamlık o da her yere ulaşabiliyor muydu, ulaşamıyordu. Ama şimdi ilçe belediyesi tüm mahallelerine ulaşacak. Büyükşehir belediyesi ulaşacak ve böylece modern bir Ordu'yu inşallah mülki sınırların tamamında kurmuş olacağız. 'Efendim ama bu nasıl olur?' Sakın bunu söylemeyin. Bunu CHP'nin Genel Müdürü söylüyor, varsın o söylemeye devam etsin. Onlara siz şunu söyleyin, 'İstanbula bak, nasıl olduğunu görürsün. Kocaeli'ne bak, nasıl olduğunu görürsün.' Bu iki ilimizin mülki sınırları belediyenin sınırlarıdır. Kardeşlerim, önce inanacaksın, azmedeceksin, o zaman neticeyi alırsın. İman öyle bir şeydir ki tekeden bile süt çıkartır. Olaya böyle bakacaksın. Büyükşehir Ordu inşallah tüm Türkiye'ye büyük ders verecek. Samsun Büyükşehir, Ordu Büyükşehir, Trabzon Büyükşehir Karadeniz'de 3 tane büyükşehirimiz oldu böylece."<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>&#160;</o:p></p>
<p class="MsoNormal">Başbakan Erdoğan, 2 dönem Ordu, son dönem İstanbul milletvekili Enver Yılmaz ile Ordu'da bu sıçramayı gerçekleştireceklerine inandığını belirterek, "Gece gündüz demeden koşacağız, el ele vererek koşacağız ve Ordu'nun modern bir şehir haline nasıl geldiğini, geleceğini göstereceğiz" dedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>&#160;</o:p></p>
<p class="MsoNormal">"Dik duracağız, dik duruyoruz ama dikleşmeyeceğiz"<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>&#160;</o:p></p>
<p class="MsoNormal">"Sizden bir gayreti istiyoruz. Bir duanız bizim için çok önemli" diyen Erdoğan, "Rabbim kardeşliğimizi daim etsin, birliğimizi beraberliğimizi daim etsin. Hep söylüyorum, bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız hep birlikte Türkiye olacağız" ifadesini kullandı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>&#160;</o:p></p>
<p class="MsoNormal">Başbakan Erdoğan, "Dik dur eğilme, bu millet seninle" sloganları üzerine, "Dik duracağız, dik duruyoruz ama dikleşmeyeceğiz. İnşallah bu yolu böyle devam ettireceğiz" dedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>&#160;</o:p></p>
<p class="MsoNormal">Erdoğan, "Ben imam hatipli kardeşlerime, yavrularıma teşekkür ediyorum, başarılar diliyorum. Diğer meslek lisesi mensuplarına, diğer düz, ilk, orta, lise bütün yavrularımıza, eğitim camiamızın tüm mensuplarına, üniversiteli gençlerimize, dayanışma içinde, birlik beraberlik içerisinde aydınlık yarınların Türkiyesi için el ele, omuz omuza teröre üniversitelerimizin kapısını asla açmadan sevgiye dayalı olarak yarınlara yürümenizi istiyorum" diye konuştu.<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/siyaset/ininize-girecegiz-ininize-didik-didik-edecegiz-h345.html</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Dec 2013 02:03:58 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/ininize_girecegiz_ininize_didik_didik_edecegiz_h345.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Katar&#039;ın Hücumbot&#039;u Türkiye&#039;den]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/sizden-gelen/katar-in-hucumbot-u-turkiye-den-h344.html</link>
      <description><![CDATA[Katar Emirliği Silahlı Kuvvetleri ile imzalanmış bulunan 3 adet ONUK MRTP16 Süratli Müdahale Botu ve 3 adet ONUK MRTP34 Karakol/Hücum Botu inşası sözleşmesi kapsamında, tam yükte 65 knot hıza sahip 3 adet ONUK MRTP16 botlarının teslimleri yapılmış olup, başarıyla Katar Deniz Kuvvetlerinde görevlerini yapmaktadırlar. 3 adet ONUK MRTP34’ün ilki olan THAT ASSUARY (Q-31)’in teslimi sonrasında halen inşaları devam eden diğer iki ONUK MRTP34 botunun da önümüzdeki yıl içerisinde dörder ay arayla teslimi planlanmıştır.

]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;Katar Emirliği'ne Sınıfının İlk Gemisi ONUK MRTP34 Yonca-Onuk'tan</p>

<div>Yonca-Onuk A. Ortaklığı tarafından Katar Emirliği Deniz Kuvvetleri için inşa edilmiş ve sınıfının ilk gemisi olan ileri kompozit ONUK MRTP34 Yüksek Hızlı Hücumbotun Katarlı ve Ülkemizin üst düzey askeri/sivil yetkililerinin katılımıyla 24 Aralık 2013 Salı günü saat 14:30’da yapılacak hizmete girme töreni ile teslimini yapılıyor.</div>

<p></p>

<div>42 knots üzerinde sürate sahip 36,80 metre tam boyda 21 personeli ile yaklaşık 3 gün lojistik destek almadan harekat yapma özelliğine sahip bota Katar Emirliği Bahriyesince ilk İslami deniz zaferi olan THAT ASSUARY (Q-31) adı verildi.</div>

<p></p>

<div><img align="right" alt="" height="228" src="/images/upload/onuk_mrtp34.jpg" width="400" /></div>

<div>Bugün itibariyle Türkiye ve 7 ülkede 130’un üzerinde ONUK MRTP yüksek hızlı ileri kompozit hücumbot görev yapiyor.<br />
Yonca-Onuk Ortaklığı'ndan yapılan açıklama da;<br />
"Tasarımı ve üretimi tamamen Türk mühendis ve işçisinin eseri olan botlarımızın yabancı ülke deniz güçleri tarafından üstün teknolojileri değerlendirilerek seçilmesi kuruluşumuzun ve Türk savunma sanayinin geldiği düzeyin net bir kanıtıdır. ONUK MRTP Hücumbotları 50m ye kadar yüksek hızlı hücumbot konusunda dünya teknoloji lideri kabul edilmektedir.&nbsp;</div>

<p></p>

<div>2008 yılında ihraç edilen ONUK MRTP33 (Sokhumi) ile Türkiye’yi dünyada “Kendi tasarımı, kendi üretimi bir savaş gemisine kendi tasarımı, kendi üretimi silah ve sistemleri takabilen” çok seyrek sayıdaki ülkeler sınıfına sokarken Yonca-Onuk bu özellikte bir gemiyi ihraç eden ilk Türk tersanesi olmuştur. Liman ve ASELSAN A.Ş ürünü Muhafız 30mm Top sistemi ile atışlı seyir deneyimleri Kasım 2013 ayında tamamlanan THAT ASSUARY (Q-31)’in Ortaklığımız bu geleneğinin bir devamı ve ASELSAN A.Ş. ile devam eden stratejik ortaklığımızın dünya çapında yeni bir başarısıdır.&nbsp;</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Katar Emirliği Silahlı Kuvvetleri ile imzalanmış bulunan 3 adet ONUK MRTP16 Süratli Müdahale Botu ve 3 adet ONUK MRTP34 Karakol/Hücum Botu inşası sözleşmesi kapsamında, tam yükte 65 knot hıza sahip 3 adet ONUK MRTP16 botlarının teslimleri yapılmış olup, başarıyla Katar Deniz Kuvvetlerinde görevlerini yapmaktadırlar. 3 adet ONUK MRTP34’ün ilki olan THAT ASSUARY (Q-31)’in teslimi sonrasında halen inşaları devam eden diğer iki ONUK MRTP34 botunun da önümüzdeki yıl içerisinde dörder ay arayla teslimi planlanmıştır.</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Ortaklığımızca dizayn ve inşa edilen, ONUK MRTP serisi bütün platformlar, Det Norske Veritas klas ve sertifikasyon kurallarına uygun olarak dizayn ve inşa edilmektedir. Aynı zamanda tersanemiz, Milli Savunma Bakanlığı tarafından AQAP-2120 NATO Üretim Kalite sertifikası, gizlilik dereceli Tesis Güvenlik sertifikası ve Bureau Veritas’dan alınan ‘’ISO 14001:2004 Çevre Sağlığı ile OHSAS 18001:2007 İş Sağlığı ve Güvenliği sertifikalarına sahip bulunmaktadır.</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Savunma Sanayi Müsteşarlığımızın ve yerli savunma sanayi firmalarının katkılarıyla Ortaklığımız bu güne kadar olduğu gibi bundan sonra da ülkemiz ve dost yabancı Deniz Kuvvetleri için çalışmalarını sürdürmeğe devam edecektir." denildi.</div>

<p>&nbsp;
<p>&nbsp;
<p></p>
</p>
</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/sizden-gelen/katar-in-hucumbot-u-turkiye-den-h344.html</guid>
      <pubDate>Thu, 19 Dec 2013 21:22:49 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/10/katar_in_hucumbot_u_turkiye_den_h344_7fef2.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Berbat Sülo, donarak göçtü bu alemden!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/foto-haber/berbat-sulo-donarak-goctu-bu-alemden-h343.html</link>
      <description><![CDATA[Trabzon’da adını tam olarak bilenler azdır ama kime sorsanız derler ya hani, İşte  “Berbat sülo” dendiğinde de hemen akla gelen ve tanınan bir simaydı o]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;Trabzon’da adını tam olarak bilenler azdır ama kime sorsanız derler ya hani, İşte &nbsp;“Berbat sülo” dendiğinde de hemen akla gelen ve tanınan bir simaydı o. Hiç kimseye zararı yoktu kendinden başka! Bir giydiğini bir daha giymezdi!</p>

<p></p>

<p>Siz Dünyanın en güzel elbisesini, iskarpinini verseniz bile zaten üzerinde bir giysi varsa bir ikincisini kabullenemezdi, almazdı da. Ayakları çoğunlukla çıplaktı. Dünya malında gözü yoktu. Onu yakından tanıyanlar, onun ne kadar gururlu, dürüst ve aslında kendince de hijyenik olduğunu bilirlerdi. Bakmayın öyle tırnaklarının uzamışlığına, Manikür Pedikür gibi alışkanlıkları yoktu!<br />
<br />
<br />
Hem zaten heveslilerinden de değil, kendiyle tam barışıktı! O halini görüp ona ‘Şöyle’ bakanlara o kendisi gülerdi.<img align="right" alt="" height="249" src="/images/upload/br_slo7 .jpg" width="400" /> Bu Dünya’nın fazla bir akıl gerektirmediğine kanaat getirmiş olmalıydı ki, bizim “Akıllı” diye bildiğimiz bir çok insandan çok daha akıllıydı ama o bunu, kendince layık insanlara gösterirdi! Sokaklar onun eviydi, uzun yıllar Meydan Parkı’nda bir kulübede kalmıştı ama Meydan parkı çevresiyle düzenlenince işte evinden oluvermişti! Çömlekçi de, Moloz’da, bir bakmışsınız Değirmendere de bir köşe de inzivadadır! İhtiyacı belki bir lokma ekmek ama olmazsa olmazları sigarası ve birasıydı.<br />
<br />
<br />
Siz ona kağıt para verseniz onu kabul etmezdi, hele öyle 50 ve veya 100 lira gibi paralara alerjisi vardı. O, bir bilemedin iki liraya tav olur, fazlasını almazdı! O Trabzon’un otuz-kırk yıl öncesinin delikanlılarındandı. Yakından tanıyanlar, onu “zamanının çok kalender delikanlılarındandı” &nbsp;diye anlatıyor. Ve ;“Hem yakışıklı hem üzerine bakımlı, güçlü, kuvvetli, dürüst bir insandı. Sonra ‘Kafayı üşüttü’ dediler, ‘hayata küstü’ dediler, ‘Ailesini terketti’ dediler, ama kimse tam olarak Berbat Sülo’nun hayat hikayesini tam olarak bilmiyor” diyorlar. Berbat Sülo, lakaplı Süleyman Albayrak, gecelemek için sığındığı Trabzon Otogarı’nda soğuktan donmuş halde bulundu.</p>

<p></p>

<p>&nbsp;Son yıllarda “üşüdüm” derdi, ona verilen kalın giysileri kabullenmezdi. Onun kendine has bir hali vardı, sanki cinleri ile konuşurdu durmadan, birilerine kızardı güya, sonra gülerdi kendi kendine. Ona kimin hangi gözle baktığını iyi anlar, ona saygı gösterenlerin lafını dinlerdi. Son dönemlerde çokça lafını ettiği o soğuklar, aldı canını! Bu alemden göçtü Berbat Sülo, tüm sevenlerinin başı sağolsun! Allah, rahmetini esirgemesin! Murat Menteş'in "Ruhi Mücerret"İn de bir deyimi vardır, "“Bir insan acıdan delirdiğinde, diğerleri onun acısını değil, deliliğini görürler". sanki berbat sülo gibi nicelerini anlatır!</p>

<div>Hakkında neler yazılıyor;</div>

<p></p>

<div>Lakabı Berbat olan ama bence kalbi çok temiz olan bir insan daha aramızdan ayrıldı allah mekanını cennet etsin...Bu yalan dünyanın tüm nimetlerine küsüp kendinden başkasına zarar vermeden aramızdan ayrılıp gitti berbat sülo elindeki plastik çay bardağını çok özleyeceğiz....(semih koz)<br />
<br />
-Aslında rize olup sürekli ailesinden kaçıp trabzonla bütünleşen adam berbat sülo. Başımız sağolsun (Özdoğan Yüksel)</div>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/foto-haber/berbat-sulo-donarak-goctu-bu-alemden-h343.html</guid>
      <pubDate>Sat, 14 Dec 2013 16:49:11 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/11/berbat_sulo_donarak_goctu_bu_alemden_h343_33529.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Baksı, ödül getirdi]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/kultur/baksi-odul-getirdi-h342.html</link>
      <description><![CDATA[Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Kültür Komisyonu&#039;nun Paris&#039;te yaptığı oylama sonucunda Avrupa&#039;nın en prestijli müze ödülünü kazanan Baksı Müzesi, yarışmanın sembolü olan Joan Miro&#039;nun bronz heykelciğini 1 yıl boyunca Bayburt&#039;ta sergileyecek.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;Bayburt’un bayraktar köyündeki Baksı Müzesi, 2104 yılı için &nbsp;"Yılın Müzesi" ödülüne layık görüldü. Baksı Müzesi, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi tarafından 2014 yılı için verilen "EMYA Yılın Müzesi Ödülü"nü aldı. 3 Aralık 2013 tarihinde Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Kültür Komisyonu'nun Paris'te yaptığı oylama sonucunda Avrupa'nın en prestijli müze ödülünü kazanan Baksı Müzesi, yarışmanın sembolü olan Joan Miro'nun bronz heykelciğini 1 yıl boyunca Bayburt'ta sergileyecek.</p>

<div>Müze ödülü raportörü, Vesna Marjanovic, "Müze, yönetimi ve düzenlediği etkinlikler ile, Avrupa Konseyi Faro Sözleşmesi'nin kültürel mirasın yaşatılmasına yönelik prensiplerinin, yerelde nasıl uygulanabileceğini gösteren çok etkileyici ve ilham verici bir model sunuyor." dedi.<img align="right" alt="" height="258" src="/images/upload/Baksi_2_1.jpg" width="400" /></div>

<p></p>

<div>Avrupa Konseyi desteğiyle 1977 yılında kurulan EMYA, Avrupa müzelerinin başarısını ödüllendirmeyi ve yaratıcı modelleri desteklemeyi amaçlıyor. Avrupa Konseyi'nin 47 üye ülkesinden müzelerin başvurabileceği yarışmada, şu ana kadar Liverpool Müzesi (İngiltere), Guggenheim Bilbao Müzesi (İspanya), Salzburg Müzesi (Avusturya), Danimarka Ulusal Müzesi (Danimarka) gibi pek çok önemli müze "Yılın Müzesi Ödülü” nü aldı.</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Nasıl Gidilir; Bayburt Karadeniz bölgesini Doğu Anadolu'ya bağlayan tarihi İpek Yolu üzerinde bulunuyor. Gümüşhane ile Erzurum arasında konumlanan Bayburt'a ulaşım esas olarak karayolu ile sağlanıyor. Erzurum ve Trabzon havalimanları ise Türkiye'nin dört bir yanından Bayburt'a ulaşımı kolaylaştırıyor. Bayburt Erzurum havalimanına 1,5 saat, Trabzon Havalimanı'na 2,5 saat mesafede bulunuyor. Trabzon’dan Rize İkizdere ve Övit dağını geçip, İspir-Bayburt yolundan da gidilebilir ki bana göre en güzel güzergah da burası olabilir.</div>

<p></p>

<p></p>

<div><strong>&nbsp;Biz uzaktan görebildik</strong></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Yıldırım Çayı kenarının sağ tarafından Kaleardı’nı geçince zaten, Bayburt- Çaykara-Of &nbsp;yolundan sapıyorsunuz İspir yoluna, başka yol da olmayınca Bayburt Mezbahasını da geçiyorsunuz. Tek şeritli yol boyunca dümdüz arazilerden geçiyorsunuz. Adabaşı, Ballıkaya, Arslandede, Çakırbağ köylerinden geçip 40 kilometre yol aldıktan sonra Çoruh nehrinin üzerinden geçen köprüden sağa dönüp, ayrılıyorsunuz Bayburt- İspir yolundan ve 5 kilometre sonra da Baksı Müzesi’nin bulunduğu Bayraktar köyüne varıyorsunuz.<img align="left" alt="" height="229" src="/images/upload/Baksi_3_1.jpg" width="400" /></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Aslında şöyle bir zaman ayırıp Baksı Müzesini de yakından görmek ve de gezmek isterdim ama olmadı, yetişmemiz gereken bir tören vardı ve biz bu müzeyi İspir yolundan, yani karşı taraftan görebildik.</div>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/kultur/baksi-odul-getirdi-h342.html</guid>
      <pubDate>Wed, 04 Dec 2013 15:14:14 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/12/baksi_odul_getirdi_h342_e7ff1.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Ne O Ne de Bu olmayan” Bir Gençlik ]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/kultur/ne-o-ne-de-bu-olmayan-bir-genclik-h341.html</link>
      <description><![CDATA[SEKAM tarafından gerçekleştirilen ‘Türkiye Gençlik Raporu: Gençliğin Özellikleri, Sorunları, Kimlikleri ve Beklentileri’ adlı çalışma 30 Kasım 2013 Cumartesi günü İTO Üniversitesi Eminönü Yerleşkesi'nde yapılan bir sunumla kamuoyuna açıklandı.Araştırmada kendilerini “İslamcı, Ülkücü, Muhafazakâr, Liberal, Sosyal demokrat, Milliyetçi, Sosyalist, Atatürkçü, Dindar, Müslüman, Komünist, Ateist, Kemalist, Laik, Devrimci, Demokrat, Feminist, İlerici” olarak tanımlayan gruplara yöneltilen çeşitli sorulara cevaplar arandı. Araştırmada gençlere sorulan sorularda]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNoSpacing"><b>SEKAM, TÜRKİYE’NİN EN KAPSAMLI ‘GENÇLİK  ARAŞTIRMASI’NIN SONUÇLARINI AÇIKLADI </b></p>
<p class="MsoNoSpacing">&#160;</p>
<p class="MsoNoSpacing">Türkiye’de son yıllarda gerçekleştirilen en son ve en  kapsamlı gençlik araştırması olan <b>‘Türkiye Gençlik Raporu: Gençliğin  Özellikleri, Sorunları, Kimlikleri ve Beklentileri’</b> başlıklı çalışmanın  sonuçları açıklandı. Bundan önce gerçekleştirdiği “Aile araştırması” ile büyük  yankı uyandıran <b>Sosyal, Ekonomik ve Kültürel Araştırmalar Merkezi (SEKAM)</b>  tarafından Türkiye genelinde 81 ilde, 5541 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen  bu çalışma, son yıllarda yapılmış en kapsamlı ‘gençlik araştırması’ olma  özelliğini taşıyor.</p>
<p class="MsoNoSpacing">&#160;</p>
<p class="MsoNoSpacing"><b>SEKAM</b> tarafından gerçekleştirilen <b>‘Türkiye  Gençlik Raporu: Gençliğin Özellikleri, Sorunları, Kimlikleri ve Beklentileri’ </b>adlı çalışma <b>30 Kasım 2013 Cumartesi günü İTO Üniversitesi Eminönü  Yerleşkesi</b>'nde yapılan bir sunumla kamuoyuna açıklandı.&#160;</p>
<p class="MsoNoSpacing">TÜİK’in 2012 yılı verilerine göre 75 milyona yaklaşan  Türkiye nüfusunun yaklaşık 19 milyonu yani yüzde 25’i 15-29 yaş grubunda bulunan  gençlerden oluşuyor. Bu da Türkiye bağlamında, mevcut gençliğin özelliklerini,  sorunlarını ve beklentilerini tespit etmenin; hem mevcut şartlara ilişkin  değerlendirmeler yapabilmek ve hem de geleceğin Türkiye’si hakkında tahminlerde  bulunmak açısından ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye genelinde 81  ilde, 5541 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen çalışma, bu açıdan, Türkiye’nin  geleceğini oluşturan gençlere yönelik politikaların şekillenmesinde önemli  doneler sunan bir çalışma özelliği taşıyor.</p>
<p class="MsoNoSpacing"><b>SEKAM Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Can</b>’ın  öncülüğünde gerçekleştirilen araştırmanın, <b>Proje Yöneticiliğini ise Prof. Dr.  Celalettin Vatandaş </b>üstlendi.<b> </b>&#160;Araştırma Türkiye’deki gençlik  profiline dair önemli tespitleri ortaya koyuyor. &#160;<br />
<!--[endif]--></p>
<p class="MsoNoSpacing">&#160;</p>
<p class="MsoNoSpacing"><b> <span style="font-size: 10pt; font-family: Arial, sans-serif; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;"> “NE O NE DE&#160;BU OLAMAYAN” BİR &#160;GENÇLİK<span class="apple-converted-space">&#160;</span></span></b></p>
<p class="MsoNoSpacing">Araştırmada kendilerini “İslamcı, Ülkücü, Muhafazakâr,  Liberal, Sosyal demokrat, Milliyetçi, Sosyalist, Atatürkçü, Dindar, Müslüman,  Komünist, Ateist, Kemalist, Laik, Devrimci, Demokrat, Feminist, İlerici” olarak  tanımlayan gruplara yöneltilen çeşitli sorulara cevaplar arandı. Araştırmada  gençlere sorulan sorularda bekâr/nişanlı/evli/dul olmaları durumuna göre de  ayrım yapıldı.&#160;<!--[endif]--></p>
<p class="MsoNoSpacing">&#160;</p>
<p class="MsoNoSpacing">Araştırmada ilk olarak gençlerin kendilerini  gelenek-modern ekseninde nasıl konumlandırdıkları sorgulandı. Alınan cevaplara  göre gençlerin dörtte üçü kendisini <i>biraz modern biraz geleneksel</i> olarak  tanımlıyorlar. Gençlerin modernlik ve geleneksellik arasındaki bu tercihleri bir  arafta kalmanın, “kimlik krizi” yaşadıklarının göstergesidir.&#160; &#160;</p>
<p class="MsoNoSpacing">Bununla birlikte Müslüman  kimliğin %39 gibi bir oranla birinci sırada yer almış olması, üst kimliğin  Müslümanlık üzerine inşa edilebilme şansının daha yüksek olduğunu ortaya  koymaktadır.</p>
<p class="MsoNoSpacing">&#160;</p>
<p class="MsoNoSpacing"><b>GENÇLERİN ÇOĞU ANADİLDE  EĞİTİMİ DESTEKLİYOR </b></p>
<p class="MsoNoSpacing">&#160;</p>
<p class="MsoNoSpacing">Farklı kimlikleri benimsemiş  gençler arasında, “<i>Herkes kendi anadilinde eğitim alabilmelidir”</i> yargı  cümlesini % 56’lık bir oranla onaylayanların, onaylamayanlardan daha fazla  olduğu görülmektedir. Dolayısıyla gençlerin Türkiye’nin kangrenleşmiş bu  sorununa, çözüm arayıcı bir yaklaşım sergilemeleri, çok olumlu, ümit verici bir  durum olarak değerlendirilmektedir.<br />
<br />
&#160;<img src="/images/upload/sekam_2.jpg" width="400" height="180" align="right" alt="" /><br />
<!--[endif]--></p>
<p class="MsoNoSpacing"><br />
<b>KAMUDA BAŞÖRTÜSÜ TAKILMASI GENÇLERE GÖRE SORUN OLMAKTAN ÇIKTI </b></p>
<p class="MsoNoSpacing">&#160;Kamuda çalışanların  başörtüsü takmalarına izin verilmesini gençler yaklaşık %70 gibi bir çoğunlukla  olumlu karşılıyor ve destekliyor. Bu konuda Ülkücülerin%16’sinin,  Muhafazakârların%12’sinin, Dindarların%13’ünün, İslamcıların%13’ünün ve  Müslümanların%21’inin kamuda çalışanların başörtüsü takmalarına izin verilmesine  karşı çıkmaları ise dikkat çekici bir başka veri olmuştur.&#160; <br />
<br />
<!--[endif]--></p>
<p class="MsoNoSpacing">&#160;</p>
<p class="MsoNoSpacing"><b>GENÇLERİN MESLEK SORUNU  EĞİTİM VE MESLEK </b></p>
<p class="MsoNoSpacing">Gençlerin %60’ı, dini, siyasi ve ideolojik kimliğe bağlı  olmaksızın Türkiye’nin en önemli sorununun terör olduğuna inanıyor. Gençlere  göre, Türkiye’nin ikinci derecede önemli sorunu, ise sırasıyla yüzde 33’le  işsizlik ve eğitim oldu.<br />
<!--[endif]--></p>
<p class="MsoNoSpacing"><i>&#160;</i></p>
<p class="MsoNoSpacing">&#160;</p>
<p class="MsoNoSpacing">Sorun olarak görülen diğer seçenekler ise; %17 ile  ahlaki yozlaşma, %14’le meslek edinme, %12 ile iş bulamama ve %7 ile aile  tarafından anlaşılamamak olarak sıralandı.</p>
<p class="MsoNoSpacing">Araştırmanın önemli bir diğer bulgusu ise gençlerin  benimsedikleri siyasi, ideolojik ve dini kimlik, her ne olursa olsun, toplumda %  1’in altında bir oranla irtica gibi bir sorun ve tehlikenin var olmadığına  inanmaları oldu.</p>
<p class="MsoNoSpacing">&#160;</p>
<p class="MsoNoSpacing">Gençliğin, en azından bir kısmının, eğitimi önemsemesi  ve Türkiye’deki ahlaki yozlaşmanın farkında olması ve bunu ciddi bir sorun  olarak görmesi, önemli bir olgu olarak görülebilir.&#160;</p>
<p class="MsoNoSpacing">&#160;</p>
<p class="MsoNoSpacing"><b>GENÇLER AİLEYİ ÖNEMSİYOR </b></p>
<p class="MsoNoSpacing">Gençlerin aile değerleri ile  düşüncelerini öğrenmek amacıyla sorulan sorulara verdikleri cevaplarda da dikkat  çekici sonuçlar elde edildi. Gençlerin, % 88’i, aile kurumunu önemsediklerini  ifade ederlerken, aile kurumunun geleneksel işlev ve önemini de kabul ediyor  gözüktü. Çocuk yapmada evliliği en üst düzeyde önemsemeyen gruplar arasında  %29,6 ile kendilerini Ateist olarak niteleyenler birinci %17,4 &#160;ile Komünist  olarak niteleyenler ikinci sırada gelirken, bu konuda dikkat çekici ve  düşündürücü bir başka nokta ise, kendilerini Dindar, İslamcı, Müslüman ve Ülkücü  olarak tanımlayanların yaklaşık %7-%8’i, çocuk yapmak için evlenmeyi şart olarak  görmemesi ve yaklaşık %3’nün de, bu konuda kararsız olmaları oldu.<br />
<!--[endif]--></p>
<p class="MsoNoSpacing">&#160;</p>
<p class="MsoNoSpacing"><b>GENÇLERİN % 75’İ KIZLI ERKEKLİ YAŞAMAYA KARŞI </b></p>
<p class="MsoNoSpacing">Araştırmada çarpıcı bir sonuç  ise son günlerde gündemi işgal eden kızlı-erkekli aynı evde yaşama sorusuna  verilen cevapta görüldü. Gençlerin yaklaşık % 25’lik bir kesimi, siyasi,  ideolojik ve dini kimlikleri her ne olursa olsun, söz konusu görüşe katılıyor ve  yaklaşık % 18’lik bir kesimi de kararsız kalmaktadır. Bu görüşe en yüksek oran  da katılanlar %46’lık oranla Ateistler ve %49’luk oranla Komünistler oldu.</p>
<p class="MsoNoSpacing">&#160;</p>
<p class="MsoNoSpacing">Ancak araştırmada şaşırtıcı  olan, <b>”</b> <b>genç bir kız ile erkek istedikleri şartta aynı evde  yaşayabilirler”</b> yargı cümlesini, kendisini Dindar, İslamcı, Müslüman ve  Ülkücü olarak niteleyenlerin %20-%24’nün onaylamaları ve aynı konuda bu kimlik  mensuplarının %23-%16’sinin da kararsız kalmış olmaları oldu. Araştırmadaki  veriler dikkatle incelendiğinde gençlerin siyasi görüşü her ne olursa olsun,  kızlı erkekli birlikte yaşamaya %51-%75 aralığında karşı olduğu görülmektedir.</p>
<p class="MsoNoSpacing">&#160;<br />
<!--[endif]--></p>
<p class="MsoNoSpacing">&#160;</p>
<p class="MsoNoSpacing"><b>ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN KIZLI ERKEKLİ AYNI EVDE  KALMASINA GENÇLER NASIL BAKIYOR? </b></p>
<p class="MsoNoSpacing">Genel anlamda gençlerin, üniversite öğrencileri ile  üniversite öğrencisi olmayanlara bakışlarının farklı olduğunu, belirli bir  kesimin, bu durumu genel anlamda gençlere uygun bulmadığını, ancak,&#160;  üniversiteli gençler için uygun bulduğunu ortaya koyuyor. Bir başka ifadeyle,  kızlı erkekli aynı evlerde yaşamak, üniversite öğrencileri için, izafi olarak  daha yüksek oranda normal bir durum olarak görülüyor.&#160; Konuya ilişkin tablolar  incelendiğinde, neredeyse hemen her konuda üniversite öğrencilerine daha geniş  bir özgürlük alanının tanındığı gerçeği ile karşılaşıyoruz.</p>
<p class="MsoNoSpacing">Gençlerin “Üniversite öğrencilerinin kız-erkek aynı  evlerde yaşamaları kendilerinden başka hiç kimseyi ilgilendirmez.” sorusuna  verdikleri cevaplar incelendiğinde,&#160; aynı evde birlikte yaşamayı, &#160;araştırmaya  katılan gençlerin %51’nin onaylamadığı, %13,2’sinin kararsız kaldığı ve  %35,8’inin ise onayladığı görülüyor. Üniversiteli gençlerin kızlı erkekli aynı  evde yaşamalarını onaylayan gençlik kesiminin yaklaşık %36 düzeyinde olması,  aile değerleri ile ilgili başlı başına ciddî bir tehlike, hattâ tehdit olarak  kabul ediliyor. Konuya ilişkin yaygın ve geçerli toplumsal değerler dikkate  alındığında, %13’lük kararsız kesimin de, herhangi bir tedbir alınmadığı  takdirde, belli bir zaman sonra aynı evde birlikte yaşamayı onaylamaya dâhil  olmaları mümkündür. Bu durumda, gençlerin konu hakkında hemen hemen yarı yarıya  bölünmüş olduklarını söyleyebiliriz.</p>
<p class="MsoNoSpacing">&#160;</p>
<p class="MsoNoSpacing">&#160;Eşcinsellik konusuna  gençlerin %10-20’si, bireysel tercih-kimseyi ilgilendirmez biçiminde, %30-%40’i  onaylamıyorum ama beni ilgilendirmez şeklinde cevap verdi. Buna karşın Dindar,  İslamcı, Müslüman ve Ülkücü kimlik mensuplarının %13-%17’si,&#160; bireysel  tercih-kimseyi ilgilendirmez biçiminde; %32-%35’i, onaylamıyorum ama beni  ilgilendirmez biçiminde ve %1,4-%1,7’si, kararsızım/bilemiyorum biçiminde  değerlendirmeleri, ciddi bir zihniyet kayması &#160;&#160;&#160;&#160; ve kimlik krizi yaşandığını  göstermektedir.</p>
<p class="MsoNoSpacing">&#160;</p>
<p class="MsoNoSpacing"><b>ATEİSLERİN YÜZDE KAÇI  ALLAH’A İNANIYOR, YÜZDE KAÇI NAMAZ KILIYOR? </b></p>
<p class="MsoNoSpacing">Genel olarak gençler,  birbirinden çok farklı, siyasi, ideolojik ve dini kimliği benimsemiş olmalarına  rağmen, ortalama %95-%100 gibi bir düzeyde Allah’ın varlığına inanmaktadır.  Ancak ilginç olan kendisini <b>Ateist olarak niteleyenler arasında, Allah’ın  varlığına kesinlikle inananların oranı %61,</b> inanmayanların oranı ise %17,6  olarak çıkması oldu. İkinci derecede şaşırtıcı olan durum ise <b>Komünist  kimliği benimsemiş olanların Allah’ın varlığına %92,5 gibi çok yüksek oranda  inanmaları olarak görüldü. Ayrıca Ateistlerin % 13,3’nün düzenli, %33,6’sının  ise ara sıra namaz kılması araştırmanın en dikkat çekici verilerinden biri oldu. </b><br />
<!--[endif]--></p>
<p class="MsoNoSpacing">&#160;</p>
<p class="MsoNoSpacing"><b>SEKÜLER BİR GENÇLİK Mİ  GELİYOR? </b></p>
<p class="MsoNoSpacing">Dini, ideolojik ve siyasi kimlik mensuplarında  karşılaşılan ilginç verilerden biri de laiklikle ilgili soruda ortaya çıktı.&#160;  Dindar kimliğini benimseyenlerin %77’si, İslamcı kimliğini benimseyenlerin  %76’si, Ülkücü kimliğini benimseyenlerin %78’i ve Müslüman kimlik  mensuplarının%76’sinin laikliğin, önemli ve değerli olduğuna inandığı tespit  edildi.</p>
<p class="MsoNoSpacing"><br />
<!--[endif]--></p>
<p class="MsoNoSpacing">&#160;</p>
<p class="MsoNoSpacing"><b>BABASINA BİLE GÜVENMEYEN BİR GENÇLİK</b></p>
<p class="MsoNoSpacing">SEKAM’ın yaptığı gençlik araştırmasında dikkat çeken bir  konu da, genel bir değerlendirme ile her üç gençten ikisinin, insanlara ilişkin  bir güven sorunu yaşaması oldu. Gençlerin %68’inin insanlara güvenmediği,  insanları güvenilir bulmadığı ortaya çıktı. Bu konuda güven duyguları görece en  yüksek olanlar, Ateistler, Dindarlar, Ülkücüler, Muhafazakârlar, İslamcılar ve  Komünistler olarak tespit edildi. Güven noktasında gençlikte en ciddi sorun ise  babaya güven konusunda ortaya çıktı. Genel olarak gençlerin %36’sı babaya  güvenilemeyeceğini ve %21’lik bir kesimi de bu konuda kararsız kaldığını ifade  ediyor. Tedbir alınmadığı taktirde, gelecekte babaya bile güvenmeyeceklerin  oranının, %57 gibi bir düzeye yükselebilme ihtimali mevcuttur. Araştırmaya  katılan gençlerin yüzde 46’sı siyasetçilere güvenmezken, siyasetçilere  güvenenlerin oranı yüzde 25 civarında kalıyor.&#160;</p>
<p class="MsoNoSpacing"><b>GENÇLER EN ÇOK ORDUYA EN AZ MEDYAYA GÜVENİYOR</b></p>
<p class="MsoNoSpacing">SEKAM’ın araştırmasında gençlere <b>“Türkiye’nin  geleceği açısından en güvendiğiniz kurum hangisidir”</b> sorusu da yöneltildi.  Gençler en güvenilir kurum olarak % 31 oranında Ordu’yu, % 21 oranında Meclis’i  ve % 18 oranında Hükümet’i görüyor. Ülkenin birlik ve geleceği açısından en az  güvenilir olarak gördükleri kurumların başında ise medya geliyor. Gençlerin %  1’i Medya’ya güvenirken, % 3’ü Siyasi partiler’e, % 3’ü Diyanet’e , % 6’si Sivil  Toplum Örgütleri’ne ve % 7’si Cumhurbaşkanı’na güveniyor.<br />
<!--[endif]--></p>
<p class="MsoNoSpacing">&#160;&#160;<!--[endif]--></p>
<p class="MsoNoSpacing">&#160;</p>
<p class="MsoNoSpacing"><b>GENÇLERİN AB KONUSUNDA KAFASI KARIŞIK&#160; </b></p>
<table class="MsoTableGrid" border="1" cellspacing="0" cellpadding="0" width="680" style="border-collapse: collapse; border: medium none; margin-left: 5.4pt">
    <tbody>
        <tr>
            <td width="95" style="width:70.9pt;border:none;padding:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt">&#160;</td>
            <td width="57" style="width:42.5pt;border:none;padding:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt">&#160;</td>
            <td width="101" style="width:75.5pt;border:none;padding:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt">&#160;</td>
            <td width="49" style="width:36.6pt;border:none;padding:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt">&#160;</td>
            <td width="22" style="width:16.6pt;border:none;padding:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt">&#160;</td>
            <td width="51" style="width:38.3pt;border:none;padding:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt">&#160;</td>
            <td width="20" style="width:15.25pt;border:none;padding:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt">&#160;</td>
            <td width="41" style="width:30.9pt;border:none;padding:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt">&#160;</td>
            <td width="61" style="width:45.7pt;border:none;padding:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt">&#160;</td>
            <td width="20" style="width:15.25pt;border:none;padding:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt">&#160;</td>
            <td width="79" style="width:59.35pt;border:none;padding:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt">&#160;</td>
            <td width="20" style="width:15.25pt;border:none;padding:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt">&#160;</td>
            <td width="64" style="width:48.2pt;border:none;padding:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt">&#160;</td>
        </tr>
    </tbody>
</table>
<p class="MsoNoSpacing">Gençlik araştırmasında ortaya çıkan sonuçlardan bir  tanesi de gençlerin AB’ye olan bakışı. Türkiye’nin AB’ye üyeliği hakkında  sorulan sorulara verilen cevaplara bakıldığında gençlerin AB konusunda  kafalarının karışık olduğu görülmektedir. Katılımcıların % 12’si Türkiye mutlaka  AB üyesi olmalı görüşündeyken, % 26’sı olursa iyi olur, % 26’sı olsa da olur  olmasa da, % 12’sinin ise üyelik şartlarını yerine getirsin ama olmasın  görüşünde olduğu saptandı. Bu sonuçlar, gençlerin Türkiye’nin AB üyeliği ile  ilgili görüşlerinin iki ana eksene bölündüğünü göstermektedir.&#160;</p>
<p class="MsoNoSpacing">&#160;</p>
<p class="MsoNoSpacing"><b>GENÇLER MODAYI TÜKETİM KÖLELİĞİ OLARAK GÖRÜYOR </b></p>
<p class="MsoNoSpacing">Araştırmada <b>‘gençliğin tüketim ile ilişkisi’</b>  bağlamında modanın anlamı soruldu. Gençlerin büyük bir çoğunluğunun modayla  ilgili olduğu ama bu ilginin tutku düzeyinde olmadığı saptandı. Araştırma  sonuçlarına göre, gençlerin %23’ü modayı bir tüketim köleliği olarak görüyor ve  gençlerin yaklaşık % 66’sı gibi büyük bir çoğunluğu bir ürün satın alırken  markasından ziyade öncellikle ürünün kalitesine bakıyor.<br />
<!--[endif]--></p>
<p class="MsoNoSpacing">&#160;</p>
<p class="MsoNoSpacing"><b>GENÇLER BOŞ ZAMANINI NASIL DEĞERLENDİRİYOR?</b></p>
<p class="MsoNoSpacing">SEKAM araştırmasında gençlik ve boş zaman başlığı  altında; gençlerin boş zaman faaliyetleri, boş zaman ile cep telefonu, kitap,  televizyon ve gazete ilişkisi saptanmaya çalışıldı. Elde edilen sonuçlara göre,  iş, okul, beslenme, temizlik, uyuma gibi zorunlu sorumluluk ve faaliyetlerinin  dışında, gençlerin % 9’unun herhangi bir boş zamanı yokken % 58’lik bir kesimin  günde yaklaşık 3 saat boş zamanı var.&#160; Gençlerin % 24’ü aileleriyle birlikte  bulunarak, % 18’i arkadaşlarıyla sohbet ederek, % 13’ü gezerek, % 11’i  internette dolaşarak, % 10’u kitap okuyarak, % 9’u televizyon izleyerek-sinemaya  giderek, % 5’i müzik dinleyerek, % 6’sı telefonla konuşup mesajlaşarak ve % 4’ü  de spor yaparak boş zamanlarını değerlendiriyor.&#160; Gençlerin boş zamanlarını  değerlendirme noktasında elde edilen sonuçların gösterdiğine göre gençlikte  ciddi bir bireyselleşme olduğu dikkat çekiyor.<br />
<!--[endif]--></p>
<p class="MsoNoSpacing">&#160;</p>
<p class="MsoNoSpacing">&#160;</p>
<p class="MsoNoSpacing"><b>GENÇLER İNTERNETİ CHATLEŞMEK İÇİN KULLANIYOR </b></p>
<p class="MsoNoSpacing">Araştırmada gençliğin internetle olan ilişkisi de tespit  edildi. Gençlerin yaklaşık olarak % 43’ü interneti her gün kullanıyor,&#160; % 28’i  de interneti birkaç günde bir kullanıyor. İnternet gençlerin % 44’ü tarafından  chatleşme tarzında birbirleriyle iletişim kurmak için kullanılırken, interneti  bilgi edinmek ve ödev yapmak için kullanan gençlerin oranı % 25 olarak karşımıza  çıkıyor.<br />
<!--[endif]--></p>
<p class="MsoNoSpacing">&#160;</p>
<p class="MsoNoSpacing">&#160;</p>
<p class="MsoNoSpacing"><b>GENÇLER YAKIN TARİHİ BİLMİYOR </b></p>
<p class="MsoNoSpacing">Araştırmaya katılanlara gençlik ve bilgi başlığı  altında; <b>Atatürk’ün ölüm tarihi, 27 Mayıs ihtilalinin tarihi, TBMM’nin ilk  açılış tarihi, Cumhuriyet’in ilan tarihi, ilk cumhurbaşkanının seçilme tarihi</b>  gibi sorular soruldu. Alınan cevaplar, gençlerin yakın dönem tarihsel  gelişmelerle ilgili şaşkınlık uyandıracak düzeyde ilgisiz ve bilgisiz olduğunu  ortaya koymaktadır.</p>
<p class="MsoNoSpacing">Araştırmada en çok doğru cevap verilen Atatürk’ün ölüm  tarihiyle ilgili soruya gençler %70 oranında doğru tahmin vermiş olsalar bile,  %19,4’ü bu soruyu cevaplamamayı tercih etmiş olması dikkat çekici bulundu.&#160;  Fakat ilginçtir herkesin bildiği ve kolaylıkla hatırlayabileceği varsayılan  Cumhuriyetin ilan tarihiyle ilgili soruya araştırmaya katılan gençlerin %21,9’u  cevap vermemiş, %5,8’i bilmiyorum demiş, %11,4’de 1911-1920 seçeneğini  işaretledi. 1921-1930 seçeneğini işaretleyerek doğru cevabı vermiş olan  gençlerin oranı %58,7 oldu. Buna göre gençlerin %47,3’ü ya Cumhuriyetin ilan  tarihini bilmiyor ya da böyle bir konu zihninde yer almıyor.</p>
<p class="MsoNormal" style="vertical-align:baseline"><span style="font-size: 11.0pt; font-family: Calibri,sans-serif">&#160;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="vertical-align:baseline"><b>SEKAM HAKKINDA </b></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left:35.4pt;vertical-align:baseline"><b>&#160;</b></p>
<p class="MsoNormal" style="vertical-align:baseline">SOSYAL,&#160; EKONOMİK, KÜLTÜREL  ARAŞTIRMALAR MERKEZİ (SEKAM) , Türkiye’nin toplumsal düzeyde karşı karşıya  bulunduğu sorunlara çözüm seçenekleri oluşturmak amacıyla araştırmalar yürüten,  bu araştırma sonuçlarından hareketle çözüm önerileri üreten ve uygulamaya dönük  katkılar sunmayı amaçlayan bir <b>stratejik düşünce üretim merkezidir</b>. SEKAM,  çalışmalarını yürütürken yaşanan dünyayı, kendi geçmişini ve değerlerini de  dikkate almakta, bir bilgi geleneği oluşturma ihtiyacının önündeki engelleri  ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda kurumumuzun şu ana  kadar gerçekleştirdiği yayınlanmış çalışmalar şunlardır:</p>
<p class="MsoNormal" style="vertical-align:baseline">&#160;</p>
<p class="MsoListParagraphCxSpFirst" style="text-indent: -18.0pt; vertical-align: baseline"><span style="font-family: Symbol">·<span style="font-size: 7pt; font-family: 'Times New Roman';">&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; </span></span><b>Türkiye’de Aile: Ailenin Yapısal Özellikleri, İşlevleri ve  Değişimi araştırması</b></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-indent: -18.0pt; vertical-align: baseline"><span style="font-family: Symbol">·<span style="font-size: 7pt; font-family: 'Times New Roman';">&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; </span></span><b>“Kalpsiz Bir Dünyada Aileyi Yeniden Keşfetmek” paneli ve panel  kitabı</b></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-indent: -18.0pt; vertical-align: baseline"><span style="font-family: Symbol">·<span style="font-size: 7pt; font-family: 'Times New Roman';">&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; </span></span><b>“Savrulan Dünyada Aile” sempozyumu ve sempozyum kitabı</b></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-indent: -18.0pt; vertical-align: baseline"><span style="font-family: Symbol">·<span style="font-size: 7pt; font-family: 'Times New Roman';">&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; </span></span><b>Aile Yaşam Döngüsü ve Tüketim araştırması </b></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-indent: -18.0pt; vertical-align: baseline"><span style="font-family: Symbol">·<span style="font-size: 7pt; font-family: 'Times New Roman';">&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; </span></span><b>Anayasa Raporu: Hak ve Hakikatin Işığında, Fıtrat Eksenli </b></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-indent: -18.0pt; vertical-align: baseline"><span style="font-family: Symbol">·<span style="font-size: 7pt; font-family: 'Times New Roman';">&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; </span></span><b>‘Türkiye Gençlik Raporu: Gençliğin Özellikleri, Sorunları,  Kimlikleri ve Beklentileri’</b></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-indent: -18.0pt; vertical-align: baseline"><span style="font-family: Symbol">·<span style="font-size: 7pt; font-family: 'Times New Roman';">&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; </span></span><b>Üniversite Öğrencilerinin Yaşam Tarzı ve Toplumsal Değerler  raporu</b></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpLast" style="text-indent: -18.0pt; vertical-align: baseline"><span style="font-family: Symbol">·<span style="font-size: 7pt; font-family: 'Times New Roman';">&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; </span></span><b>Kadın araştırması</b></p>
<p class="MsoNormal" style="vertical-align:baseline">&#160;</p>
<p class="MsoNormal" style="vertical-align:baseline">&#160;</p>
<p class="MsoNoSpacing">&#160;</p>
<p class="MsoNoSpacing"></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/kultur/ne-o-ne-de-bu-olmayan-bir-genclik-h341.html</guid>
      <pubDate>Sun, 01 Dec 2013 21:38:43 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/ne_o_ne_de_bu_olmayan_bir_genclik_h341.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kervan Yolu’ndan Bayburt’a]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/kervan-yolundan-bayburta-h340.html</link>
      <description><![CDATA[Burası Sürmene (humurgan)-Bayburt kervan yolu, atlarla yolculuk yapılıyor. Bir gelen kervan 20- 30 at ile geliyor, burada yüklerini yıkıyor ama aynı handa Kürtler de yük indiriyor. Handa siz kalacaksınız- biz kalacağız derken burada büyük bir kavga oluyor, Kürtlere biraz daha aşağıdaki düzlüğü gösteriyorlar ve onlar oraya iniyor. Buranın adı öylece ‘kavga düzü’ diye anılıyor. Zamanla Kürtlerle yine burada barış yapılıp, kahveler içilince]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;M. Kemal AYÇİÇEK&nbsp;</p>

<div>Karadenizolay.com (Özel)-İstanbul’dan izinli gelmiş ve zaman kaybetmeksizin de Bayburt’a gidip, dönecek kayınbiraderim Zekeriya, anne ve babasını da birlikte götürmek istiyor. Ama iki oğlu Fatih ve Onur Melih’e, “Siz gelmiyor musunuz?” dediğin de, &nbsp;bu geziye gönüllü değillermiş gibi ayak sürüp “Bizi aşar” cevabını veriyorlardı. Tepem atıverdi, sırf dede ve nineleri ile belki eski dost ve akraba ziyaretine “burun kırma” gibi algıladım, “Tamam, bırak onları ben geleyim bari” deyiverdim. &nbsp;Yola koyulduğumuz da, öğlen ezanları henüz okunmamış, gökyüzü çok bulutlu, tepelerde sis gözüküyor ve zaten yer yer de yaz yağmuru serpiliyordu.</div>

<p></p>

<div>Kayınpederim yola çıktığımız da aracın ön tarafındaydı ama bir süre sonra “sen fotoğraf çekiyorsun” diyerek yerini bana bırakıp, arka koltuğa kayınvalidemin yanına oturdu. Kayınvalidemin, Allah’ın hikmeti, okur yazar değildir ama sezgi ve öngörüsü, mantık ve Dünya’yı algısı her zaman takdire değerdir.O yüzden de bu tür gezilerde onların sözünü önemserim. Gülerek bana, hani ‘kızım sana diyorum gelinim sen anla’ dercesine laf attı. ”Her zaman gittiğimiz yoldan gitmeyelim, değişik yerden gidelim haa” deyince hemen anladım, ne de olsa copilotum ya, Kara Dere’den yukarıya giderken “Zeki, dal şu köprüden Dulköy’e” diyerek rotayı kafamda çizdim. Zekeriya, önce biraz tedirgin olduysa da, “vardır bir bildiği” dercesine gülerek, “Peki ağabeyciğim, sen ne dersen öyle gideriz” dedi ve saptı Dulköy’e. İlk defa gidiyorum ben de bu yollardan. Yıldızlıdan Küçük Dere köprüsüne inip, oradan Sürmene, Köprübaşı, Beşköy, Yılmazlar güzergâhına geçtik.<img align="right" alt="" height="300" src="/images/upload/kervanyolu_7.jpg" width="400" /></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Benim amacım, 22 yıl önce rahmetli Adnan Kahveci’nin Maliye ve Gümrük bakanlığı döneminde birlikte çıktığımız Kahvedüzü’nden geçmekti. O güzergâh, hem daha bakir bir bölge, daha farklı bir yayla gidişi olurdu. Nitekim tam Köprübaşı’na girmeden “Kahvedüzü” tabelası ile bir yönlendirme vardı ama biz oradan gitmemiştik. Beşköy Beldesi üzerinden Yılmazlar köyünden geçerek gittik. Yolun acemisi olunca biraz zorlandık, o zorlanma da aracın yol ile kavgası tabi. Kervan Yoluna çıkarken yer yer beton olmasına rağmen yukarılara çıktıkça toprak yol, biraz da yük araçlarının tahribi ile kasisler, bizim Zekeriya’yı azcık sinirlendiriyor. O da haliyle içten içe, “Nasıl girdim ben bu yollara, nasıl uydum sana” demiyor ama adım gibi bunu hissediyorum tabi. Kayınpederimin sol bacağı o sıra biraz sakat o nedenle yol boyunca sık sık molalar verebiliyoruz ve bende bol bol fotoğraf çekebiliyorum. Avulot hanları ile &nbsp;Kahvedüzü arasından bağlanıyoruz Kervan Yolu’na. Kahvedüzüne vardığımız da gereksiz yere yolu uzattığımızı öğreniyoruz. Meğer, Küçük Dere’den yukarıya hem daha düzgün yoldan ve kısa mesafeden çıkabilirmişiz. Sanki biraz yolu uzattık diye ‘üzülme’ numarası yapıp, aslında iyi ki de farklı bir güzergâhtan gidişimize seviniyorum. Yol boyunca gördüğümüz ağaçlar, konaklar, köy evleri ve manzaraları yolun uzamasına fazlasıyla değerdi!<img align="left" alt="" height="267" src="/images/upload/kervanyolu_5.jpg" width="400" /></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Hey had, Kahvedüzü Hanlarındaki sohbette uyanıyorum, yol boyunca dikilmiş “Kervan yolu” yazılı tabelaların ne demek istediğini. Araklı-Sürmene-Köprübaşı Kaymakamlıkları ile Belediyeleri el ele verip tarihi kervan yolunu günümüze taşımak istiyorlar. Araklı –Sürmene- Köprübaşı – Ağaçbaşı - Madur Dağı –Aydıntepe- Bayburt arasında bulunan mevcut antik kervan yolunun tanınır kılınarak eko turizme kazandırılması için Doğal ve Tarihi Değerleri Koruma Derneği tarafından hazırlanıyor "KERVAN YOLU" projesi. Yrd. Doç. Dr. Coşkun Erüz’in danışmanlığında ki &nbsp;bu projeye Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı (DOKA) destek veriyor. Projenin interaktif web haritaları ise K.T.Ü. GISLab Ar-Ge Laboratuvarın da hazırlanıyor. (TR90/11/K0A01/104) numara ile &nbsp;"KERVAN YOLU" PROJESİ 2011 yılı "Turizme Yönelik Küçük Ölçekli Altyapı Mali Destek Programı" kapsamında uygulamaya konuluyor. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’n de bahsi geçen kervan yolu üzerindeki otantik yapı han, çeşme, cami ve mimarinin korunması, eko-turizme kazandırılması, Endemik bitki ve kuş gözlem terasları ile doğal ve tarihi kervan yolunun günümüze uyarlanmasına çalışılıyor. Tabi o yol güzergahlarını gösteren güzelim “Kervan yolu” tabelalarının maalesef kendini bilmezlerce kurşunlarla hedef olarak görülüp, delik deşik edilmiş olmasını kınıyorum.</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Kahvedüzü, eski tabiri ile Kavgadüzü hanlarında mola veriyoruz. Kendi köyümüzden sürekli seyrettiğimiz yerdeyiz ama hava sisli olunca buradan köyümüzü görmek istiyoruz ama olmuyor! Hava muhalefet ediyor. Lakabı “Palanın yeri” olarak geçen Mercan tesisleri, 1312 metre rakımlı &nbsp;Kahvedüzü’nün en güzel mekanı. Kervan yolu üzerindeki han, doğa ile uyumlu bir motifte, gözde ve gönülde etkileyici mimarisi ve sadeliği sergiliyor. O Pala denilen Aslan Bayraktar’ın kavurması meşhurmuş, biz de tadalım diyoruz, siparişimizi verince de sağa sola bakınıyoruz. Duvarda asılı bir fotoğrafta bende varım.<img align="middle" alt="" height="150" src="/images/upload/kervanyolu_8.jpg" width="200" /> O 22 yıl önce rahmetli Adnan kahveci ile geldiğimiz de burada kuymak yemiş ve bir de fotoğraf çektirmişiz meğer. O sıralar, şimdi ki gibi dijital makinalar yok, filmlerden baskı yapılıyor. Ben bu fotoğrafın farkında bile değildim, sürpriz oldu, müthiş hislerle mutlu oldum. Biz nefis kavurmamızı yerken Pala Aslan Bayraktar’la da sohbet ediyoruz. Kahvedüzü’nün aslında “Kavga düzü” olduğunu söylüyor. Orada yaşamış 108 yaşındaki Ahmet Hoşoğlu’ndan duyduğu şekliyle bize Kahvedüzü’ndeki bir olayı aktarıyor;</div>

<p></p>

<div><img align="right" alt="" height="300" src="/images/upload/kervanyolu_3.jpg" width="400" /></div>

<div>“Burası Sürmene (humurgan)-Bayburt kervan yolu, atlarla yolculuk yapılıyor. Bir gelen kervan 20- 30 at ile geliyor, burada yüklerini yıkıyor ama aynı handa Kürtler de yük indiriyor. Handa siz kalacaksınız- biz kalacağız derken burada büyük bir kavga oluyor, Kürtlere biraz daha aşağıdaki düzlüğü gösteriyorlar ve onlar oraya iniyor. Buranın adı öylece ‘kavga düzü’ diye anılıyor. Zamanla Kürtlerle yine burada barış yapılıp, kahveler içilince de adı ‘Kahvedüzü’ne çevriliyor. Şimdi az aşağıda Kürt düzü vardır, orası onlarındır ve vakıftır. Burası tarihi kervan yoludur ve kervan yolları da tepelerden ve kış mevsimleri de dikkate alındığında karın en az olabileceği yerlerden geçmiştir. Şimdi bu tarihi kervan yolumuz, bir proje kapsamında yeniden imar ediliyor. Bundan büyük mutluluk duyuyoruz”</div>

<p></p>

<div>Kahvedüzü’ndeki bu gösterişi ve manzarası mükemmel olan hanın odalarını geziyorum. Aynı anda 25 kişinin konaklayabileceği bir ahşap mekanın bir gözü kıraathane, yemek salonu bir gözü bakkal olarak diğer odalar da yine eski han kültüründe konaklama için kullanılıyor. Kahvedüzü hanlarından ayrılıp, Çomakdüzü’nden yine kervan yolu tabelalarından ayrılmadan yolumuza devam ediyoruz. Soğuksu hanlarını geçip, Harmantepe şehitliğine geldiğimiz de burada birer Fatiha okuyup, Ağaçbaşı yaylasına doğru yol alıyoruz. Yol boyunca elbette Madur Dağı hep önümüzde tüm heybeti ile duruyor. Gerçi biz Araklı- Sürmene arasında ki Aşağı Çavuşlu (Kumanit) -Zeytinlik(Halanik) ten başlayıp, Alacataşlar, Yukarı Çavuşlu, Hayrat Hanları, Kirazlık(Pedros) hanları, İskodonoz, Zernava Tepesi, Gelin Kayaları, Yağlı Kaldırım, Cinani Hanları, Ayluka-Ambardüzü , Avulot Hanlarından sonra bu tarihi kervan yoluna kavuştuk ama sonrasında &nbsp;Kahve (Kava) düzü Hanları, Soğuksu Hanları, Ebeler Hanları, Kangeller, Harman &nbsp;Yaylası (Harman Tepe &nbsp;Şehitliği), Ağaçbaşı Turba Bataklığı ve hanları, &nbsp;Seslikaya Hanları, Mincana Boğazı, Sulak Hanı, Köşk (Coşk) Hanları, Taşlı Hanları’nda yine bir mola verdik. Burada bir han’a uğrayıp çay içmek istedik ama hava yağışlıydı ve o handa 3 kişi vardı. Kocaman dev soba çok güzel yanıyordu ama çay olmayınca yola devam ettik. Hava kararmıştı ve yağmur yağıyordu. Kaymakam Konağı ve Düzü’nden &nbsp;Aşot Geçidi ve şehitliği, Limonsuyu Hanları’na gelince burada çay molası verdik. Yayla çocuklarının ağırlıklı olduğu bir çayevinde demlik çayı içiyoruz. Fena halde bir rüzgar esiyor, hava soğuk ama burada akşam namazını da molamıza ekliyoruz. Bandiğe Hanını geçtikten sonra Kemer Geçidi’nin oralardı sanıyorum yol çalışması yaparken devrilmiş bir tanker görüyoruz, belki birileri vardır diye bakınıyoruz ama yoktu bu kaza sanırım maddi hasarla atlatılmıştı. Yolumuza devam edip ardından da Bayburt’un Aydıntepe ilçesine ulaştık.&nbsp;</div>

<p></p>

<div><img align="left" alt="" height="300" src="/images/upload/kervanyolu_6.jpg" width="400" /></div>

<div>Aydıntepe’den biz Bayburt’a değil de Yukarı Kirzi, Çatıksu derken niyetimiz Bayburt-Gümüşhane karayoluna geçip oradan Pamuktaş’a varmaktı ama yolu kaybediyoruz. İyi ki de kaybediyoruz, Pınargözü’nde (Kilhons) bir köprü girişinde yatsı namazından sonrasında bir tilkinin fotoğrafını çekiyoruz. Tam o sıra makine ile parmaklarım arasında bir anlaşmazlık var, deklanşör istediğim gibi cevap vermiyordu ama ona rağmen sanki benim tek kare fotoğraf çekmem için bana poz veren Tilki’ye saygı duyuyorum! Zaten bu fotoğrafta yorgunluğumuza değiyor. Alaca’dan (Menge) Pamuktaş’a gecenin yarısına doğru varabiliyoruz. Kayın pederim ve kayınvalideme “nasıldı yolculuk” diye soruyorum, “Yorulduk belki biraz ama İyi idi, çok iyi.Bu yollardan biz yaya olarak inmiştik, Karadere’de heyelan olduğunda, bu yolu kullanmıştık ama belki 50 yıl olmuştu, anılarımız tazelendi. O zaman biz de kervan sayılabilecek kalabalıkta akraba birden bu yolları hayvanlarla yürümüştük. Çok güzel oldu, çok.” diye gülümseyerek derken, mutluluklarının yüzlerindeki yansımalarından gerçek olduğunu anlıyorum!</div>

<p></p>

<div>Bırakır mıyım öyle yakasını kervan yolunu öğrenmişken, Bayburt’tan döndükten hemen sonraki gün o gidemediğim Kervan yolu’nu bu kez güzel bir bayram günün de ailece iki araçla &nbsp;birlikte bu kez gidemediğim güzergahtan yeniliyorum. Araklı Küçükdere sapağından dalıyoruz vadiye.Yol boyunca vadinin her iki yakasındaki müthiş manzara ve kestaneliklerden geçerken yollara dökülmüş kestanelerden de nasipleniyoruz.Aşağı Çavuşlu’dan girerek, &nbsp;(Kumanit) -Zeytinlik(Halanik) ten başlayıp, Alacataşlar, Yukarı Çavuşlu, Hayrat Hanları, Kirazlık(Pedros) hanları, İskodonoz, Zernava Tepesi, Gelin Kayaları, Yağlı Kaldırım, Cinani Hanları, Ayluka-Ambardüzü , Avulot Hanları, Kahvedüzü’ne vardığımız da her yer gün güneşlik. Daha önce sis yüzünden göremediğim vadileri seyre doyulmuyor.<img align="right" alt="" height="267" src="/images/upload/kervanyolu_9.jpg" width="400" /> Buradan da &nbsp;Çomakdüzü’ne çıkıp, güzel bir izgara keyfi yapıp, tamamlıyoruz Kervan Yolu gezimizi.Tabi herkes mest oluyor, eve döndüğümüz de birlikte gidemediğimiz aile büyüklerimizin “Alacağımız olsun bir kervan yolu gezisi” sitemlerine, anında “ne demek, tabi ki de başımız, gözümüzle beraber” cevabını vererek! Hani her isteyenin keyifle gidebileceği ve gidince de göz ve ruhunu dinlendirebileceği bu güzergah, Trabzon’un Uzungöl ve Sumela Manastırı, Hıdırnebi, Pazarcık, &nbsp;Balahor, Sultan Murat veya &nbsp;Haçkalı baba, kayabaşı, Sisdağı, Honefter, Acısu, Çakırgöl, Camiboğazı Zigana dağı gibi Turizm değerlerinin yanında adından &nbsp;sıkça söz ettirecek önemli bir eko-turizm,tarihi, mimarisi, konakları, doğası, kuş gözlemi, endemik bitki çeşitliliği ve en önemlisi de 2000 rakımlı Ağaçbaşı Turba Bataklığı ile kültür ve yayla turizmindeki yükselen değer olacak. &nbsp;</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Not:</div>

<p></p>

<div>Nasıl gidilir; Kervan yolu’ndan Kahvedüzüne gitmek için yaz aylarında Sürmene Balık pazarı &nbsp;yanındaki meydan manavının önünden sabahları &nbsp;saat 08.00’de ve akşamları saat 14.00’te kalkan Minibüslerin yayladan karşılık seferleri de sabahları saat &nbsp;07.30 ve akşam saat 15.00’te gerçekleşiyor. Özel otomobillerle her zaman ulaşım mümkün. Güncel bilgi almak ve belki kavurma yemek içinse Pala Aslan Bayraktar’ın cep telefonu: 0538 6514798&nbsp;</div>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/kervan-yolundan-bayburta-h340.html</guid>
      <pubDate>Sun, 01 Dec 2013 00:12:21 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/11/kervan_yolundan_bayburta_h340_3523a.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Vesayetler dönemi artık geride kalmıştır”]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/gundem/vesayetler-donemi-artik-geride-kalmistir-h339.html</link>
      <description><![CDATA[Başbakan Erdoğan, "Şunu artık herkesin bilmesi lazım. Türkiye'de iktidarlara artık sermaye rota çizemez. Türkiye'de siyasete medya odakları, güç odakları, lobiler, çeteler istikamet çizemez. Milli iradenin, sizin Araklı'daki kardeşlerimin, çizdiği istikamettir bizim istikametimiz. Devlete, millete, milletin hükümetine medya artık yön veremez"]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<br />
<br />
<div>Trabzon'da iki günlük ziyarette bulunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Trabzon, Vakfıkebir ve Araklı'da Toplu açılışlar yaptı. Trabzon'da Akyazı'daki Deniz Dolgu sahasında da Akyazı Stadyumu ve Spor Tesisleri’nin temelini attı. Başbakan Erdoğan'ın Rusya dönüşü programı, oldukça yoğundu.Başbakan Erdoğan, Öğretmenler günü mesajını da Trabzon'da yayınladı.</div>
<br />
<div>Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Cumartesi günü &#160;Atatürk Alanı’nda toplu açılış ve Trabzonlular’a hitap etti.. Ardından Türkiye Ziraat Odaları Birliği tarafından düzenlenen toplantıya katılan olan Erdoğan, akşam da Trabzon Valiliği'nin Akçaabat İlçesi'ndeki akşam yemeğinde sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ile buluştu. Başbakan Erdoğan, pazar günü de Akyazı Sahili’nde dolgu sahası üzerinde 40 bin seyirci kapasiteli stadyum ve spor tesisinin temelini attı<img src="/images/upload/akyazi_1_1.jpg" width="400" height="260" align="left" alt="" />. Ardından Vakfıkebir ve Araklı ilçelerinde toplu açılış törenlerine katılarak, buralarda da halka hitap etti.&#160;</div>
<br />
<div>Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Araklı'daki toplu açılış törenin de "Biz mazlumun yanındayız, biz Mısır halkının yanındayız, biz Rabiatül Adeviyye'de olanların yanındayız. Biz onlarla beraber yürüyeceğiz. Biz darbecilere hiçbir zaman saygı duymadık, bundan sonra da saygı duymayacağız. Biz milletin iradesine saygı duyacağız, bu ülkemizde de böyle, dünyada da böyle" dedi.</div>
<br />
<br />
<div>Başbakan Erdoğan, Trabzon'un Araklı ilçesinde yapımı tamamlanan bazı eserlerin toplu açılış töreninde yaptığı konuşmada, şehre gelişinde toplam 593 trilyon liralık yatırımların açılışını gerçekleştirdiklerini belirtti.</div>
<br />
<br />
<div>Trabzon'a yakışacak eserlerin yapımında emeği geçenleri kutlayan Erdoğan, Türkiye'nin çok hızlı bir şekilde değiştiğini, hedeflerine doğru emin adımlarla kararlı bir şekilde ilerlediğini söyledi.</div>
<br />
<br />
<div>"Bunun sebebi sizsiniz, siz bize dua ettiniz, arkamızda dimdik durdunuz, bize 'Yürüyün' dediniz ve biz de yürüdük" diyen Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:</div>
<br />
<br />
<div>"Sizden aldığımız destekle, sizin çizdiğiniz istikamette bu yola çıktık. Sizin bize verdiğiniz emaneti hamdolsun layıkı veçhiyle, biz de ona layık olmaya çalıştık. Bugünlere böyle geldik, üzerimizdeki emanetin sizin emanetiniz olduğunu hiç ama hiç unutmadık. Sizin verdiğiniz yetkiyle, sizin yüklediğiniz vazifeyle bu yolculuğumuza devam ettik, bunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmadık. Biz kendisini lobilerin, çetelerin, sermayenin, medyanın aynasında değil, milletin aynasında sigaya çeken bir iktidar olduk. Biz böyle bir kadroyuz. Yola çıkarken ne dedik? Dedik ki 'Biz milletimize efendi olmaya değil, hizmetkâr olmaya geliyoruz' dedik. Biz şunu biliyorduk, halka hizmet Hakk'a hizmettir, bunu biliyorduk. Bizim aynamız sırlı camlardan oluşan aynalar değildir, bizim aynamız milletin aynasıdır. Biz millete bakar orada muhasebemizi yaparız. Ama diğerleri sırlı aynalara bakar ve orada kendilerini aldatırlar, farkımız bu. Kim ne derse desin ama millet ne derse biz onu yaparız, o şekilde de yola devam ederiz."</div>
<br />
<br />
<div>“VESAYETLER DÖNEMİ ARTIK GERİDE KALMIŞTIR”</div>
<br />
<br />
<div>Milletin sözünü hep emir telakki ettiklerini dile getiren Erdoğan, yola da öyle devam ettiklerini belirtti. Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:</div>
<br />
<br />
<div>"Şunu artık herkesin bilmesi lazım. Türkiye'de iktidarlara artık sermaye rota çizemez. Türkiye'de siyasete medya odakları, güç odakları, lobiler, çeteler istikamet çizemez. Milli iradenin, sizin Araklı'daki kardeşlerimin, çizdiği istikamettir bizim istikametimiz. Devlete, millete, milletin hükümetine medya artık yön veremez. Medyanın, sermayenin, çetelerin emir, talimatıyla o hükümetlerin kurulduğu, yıkıldığı dönem artık geride kalmıştır. Vesayetler dönemi artık geride kalmıştır. Sesi çok çıkanın güçlü olduğu, daha çok bağıranın, yakanın, yıkanın, terör estirenin güçlü olduğu dönemler geride kalmıştır."</div>
<br />
<br />
<div>“DARBECİLERE NİYE 'DARBECİ' DİYEMEDİNİZ”</div>
<br />
<br />
<div>Türkiye'nin bir hukuk devleti olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Türkiye, milli iradenin, sandığın sözünün geçtiği bir ülkedir. Biz diğer ülkelere benzemeyiz" diye konuştu.</div>
<br />
<br />
<div>Mısır'daki askeri darbeyi hatırlatan Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:</div>
<br />
<br />
<div>"Türkiye'den başka bunun bir darbe olduğunu söyleyen çıktı mı? Batı dünyası sessiz kaldı, hiçbir şey söylemedi. Hani demokrattınız, niye konuşmadınız? Darbecilere niye 'Darbeci' diyemediniz. Ama biz dedik. Niye? Çünkü biz bir ecdadın torunuyduk ve bizim ecdadımız bize dik durmayı, omurgalı durmayı öğretti. Eğilip bükülmeyi bize ecdadımız hiçbir zaman öğretmedi. İstiklal şairimiz ne diyordu? 'Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem, gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem. Biri ecdadıma saldırsa boğarım, boğmazsam da hiç olmazsa da yolumdan kovarım.' Biz buyuz ve bizim ecdadımız bize bunu öğretti. Biz de bu yolda böyle yürüdük, bundan sonra da böyle yürüyeceğiz.</div>
<br />
<br />
<div>Darbeci bizim büyükelçimizi Mısır'ın dışına çıkarıyormuş, hayırlı olsun. Biz de onun maslahatgüzarını 'Hadi sana da güle güle' dedik, onu çıkardık. Devletlerarasında duygular konuşursa kaybeden duygusuyla hareket eden olur. Biz duygumuzla hareket etmiyoruz. Biz eğer milli iradeye saygınız varsa diyoruz ki 'Ordunun yeri bellidir. Sen dış düşmana karşı görev yaparsın. Milli iradeye dayatma yapamazsın.' 3 bin 500 Mısırlı kardeşimizin acaba katili olarak anılmak mı iyidir yoksa mazlumun yanında olmak mı iyidir? Biz mazlumun yanındayız, biz Mısır halkının yanındayız, biz Rabiatül Adeviyye'de olanların yanındayız. Biz onlarla beraber yürüyeceğiz. Biz darbecilere hiçbir zaman saygı duymadık bundan sonra da saygı duymayacağız. Biz milletin iradesine saygı duyacağız, bu ülkemizde de böyle dünyada da böyle. Onun için burada hassas olacağız."</div>
<br />
<br />
<div>“NE OLDU ÜLKE YIKILDI MI, BÖLÜNDÜ MÜ, PARÇALANDI MI?”</div>
<br />
<br />
<div>Özgürlükleri genişletmenin kendi görevleri olduğunu ve 11 yıldır bunu yaptıklarını belirten Erdoğan, milletin ihtiyaçların karşılamanın ve demokrasinin standardını yükseltmenin de görevleri olduğunu ve hep bunu yapacaklarını söyledi.</div>
<br />
<br />
<div>Son olarak 26 maddelik Anayasa paketinde yine bunu yaptıklarını ve milletin kendilerine yüzde 58 oranında destek vererek, yürümelerini sağladıklarını ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:</div>
<br />
<br />
<div>"Ardından 26 maddelik bir paket daha. Bunun bir kısmı idariydi, bunları hemen hallettik. Burada ne vardı? Başörtülü kardeşlerimizin devlet dairelerinde artık çalışabilmeleri vardı. Şimdi çalışıyor mu? Çalışıyor. Artık başörtülü olarak öğretmenlerimiz de görev yapabiliyor mu? Yapılabiliyor. Ne oldu ülke yıkıldı mı, ülke bölündü mü, parçalandı mı? Hak iade edildi. Bu bir lütuf değildir, o bacılarımızın o kardeşlerimizin hakkının kendilerine verilmesidir. Biz bunu gerçekleştirdiğimiz için Allah'a 'hamdolsun' diyoruz. Üniversitelerde kızlarımız ne çileler çektiler. Kimler çektirdi bu çileleri biliyorsunuz. Ana muhalefet partisi CHP her zaman bunun baş aktörü oldu. Bir tane başörtülüyü, çarşaflıyı görse 'bizim size saygımız var'. Hatta bir önceki seçimde gittiler rozetler taktılar. Ondan sonra arabadan attılar, dışarı bıraktılar. Samimiyet yok, bunlar dürüst değiller."</div>
<br />
<br />
<div>“KIZIMI KİMSEYE DUYURMADAN ARAKLI'DA OKUTTUM”</div>
<br />
<br />
<div>Erdoğan, Türkiye'de artık her şeyin rayına oturduğunu, artık halkın sahibine teslim edildiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:</div>
<br />
<br />
<div>"Artık üniversitelerde katsayı var mı? Yok. Artık başı kapalı da başı açık da meslek liseli de normal liseli de aynı şartlarda imtihana giriyor. Nereyi kazanırsa oraya gidiyorlar. Bundan daha güzel ne olabilir. Bütün yavrularımızın ayaklarına kelepçeleri taktılar ondan sonra da 'yürü' dediler. Nasıl yürüsün. Benim kendi çocuklarım bu ülkede katsayı engeline takıldı. Başörtü engeline takıldı. Öz yurdunda, öz vatanında parya muamelesi gördü. Ama şimdi onlar artık geride kaldı. Benim kızım imam hatip okuyamamayla karşı karşıya kaldı. Ey gidi günler. Ben kızımı Araklı'ya gönderdim, kimseye duyurmadan burada okuttum. İlk defa açıklıyorum... Burayı bitirdikten sonra da yurt dışına gönderdim, gitti Amerika'da okudu. Ondan sonra İngiltere'de mastırını yaptı. Bak demek ki başörtülü de okuyabiliyormuş."</div>
<br />
<br />
<div>“ÜLKEYİ, MUASIR MEDENİYETLER SEVİYESİNİN ÜZERİNE ÇIKARACAĞIZ”</div>
<br />
<br />
<div>El ele, omuz omuza verip Türkiye'yi muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkartacaklarını, bu konuda kimsenin endişesinin olmaması gerektiğini ifade eden Erdoğan, "Belli kesimlere, belli çevrelere, o çıkar çevrelerine hiç bir zaman kalkıp da ekstra şeyler devredemeyiz. Sizin hakkınız asla onlara gidemez. Belli kitlelere değil, biz 76 milyona hitap ediyoruz. Belli bölgelere değil, biz 780 bin kilometrekareye hitap ediyoruz" diye konuştu.</div>
<br />
<br />
<div>“TÜRKİYE'Yİ NORMALLEŞTİRİYORUZ, KARDEŞLİĞİ PEKİŞTİRİYORUZ”<img src="/images/upload/Basbakan_arakli_1.jpg" width="400" height="267" align="right" alt="" /></div>
<br />
<br />
<div>Başbakan Erdoğan, Diyarbakır ziyaretiyle ilgili olarak, "Sayın Barzani geldi, Şivan geldi ve onun yanında da o sıkıntılı haline rağmen İbrahim Tatlıses geldi ve orada milletin birliğini, beraberliği konuştuk. Beraber olduk ve 400 çifti beraberce evlendirdik. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız olarak bunları gerçekleştirdik. Niye? Biz darda kalanın, zorda kalanın hep yanında olduk. Böyle yürüdük, böyle yürüyoruz, böyle yürüyeceğiz" ifadelerini kullandı.</div>
<br />
<br />
<div>"Biz 76 milyonun tamamını bir görmeye devam edeceğiz" diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:</div>
<br />
<br />
<div>"Dikkat edin birinden alıp diğerine vermiyoruz. Türk'ten alıp Kürt'e vermiyoruz, Kürt'ten alıp Gürcü'ye, Gürcü'den alıp Laz'a vermiyoruz. Herkese insan olmaktan, can olmaktan kaynaklanan hakkını teslim ediyoruz, hakları eşitliyoruz. Türkiye'yi normalleştiriyoruz, kardeşliği pekiştiriyoruz. Başörtülüyü başı açıktan, Sünni’yi Alevi'den, Kürt'ü Türk'ten üstün görmüyoruz. Bir elin parmakları, bir ağacın dalları gibi hepsine, birbirine kardeş muamelesi yapıyoruz. Bizim hakkımızda ortaya atılan iftiralara, ithamlara asla kulak asmayın. Biz, siz ne derseniz onu yapar, sizin sakındığınızdan biz de sakınırız. Büyük devlet refleksiyle büyük hedefler istikametinde büyük adımlar atarız. Anayasa'nın, yasaların, meşru sınırların, sizin değerlerinizin dışında hiçbir adım atmayız."</div>
<br />
<br />
<div>“NİYET HAYIR, AKIBET HAYIR”</div>
<br />
<br />
<div>Başbakan Erdoğan, tek gayelerinin kardeşliği hâkim kılmak olduğunu ifade ederek, şunları söyledi:</div>
<br />
<br />
<div>"Allah'ın izniyle sizin desteğinizle, Araklı'nın desteğiyle bugüne kadar önemli mesafeler kat ettik. İnşallah bu süreci de devam ettireceğiz. Kardeşler, bir yıldır Türkiye'ye hâkim olan bahar iklimini inşallah geleceğimizin tamamına hâkim kılacağız. Biz yola ne diyerek çıktık? 'Niyet hayır, akıbet hayır' dedik. Kardeşlerim, biz bu yolun zorluklarını da biliyorduk. Onun için Âşık Veysel'in diliyle ne dedik, 'uzun ince bir yoldayız gidiyoruz gündüz gece.' Gideceğiz gündüz gece. Ama kavi bir inançla gideceğiz. Çünkü bizim niyetimiz hayır. 'Bunun sonucu da hayır olacak' diyorum."</div>
<br />
<br />
<div>Araklı'dan kendilerine destek isteyen Erdoğan, tören alanındaki vatandaşlara, "30 Mart'ta Araklı bizimle yürümeye evet mi? Farkı yükselterek artırarak yürümeye evet mi" diye sordu. Alandakilerin "evet" demesi üzerine, Erdoğan, "Size can kurban" ifadesini kullandı.</div>
<br />
<br />
<div>“BİZE DUR DURAK YOK”</div>
<br />
<br />
<div>"Trabzon arkamızdaysa, Araklı arkamızdaysa bize dur durak yok" diyen Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:</div>
<br />
<br />
<div>"Artık Araklı, büyükşehir belediyesi Trabzon'un bir ilçesi olacak. Bundan sonra Araklı daha güzel olacak. Trabzon büyük imkânlarıyla artık Araklı'nın yanında olacak. Altyapı, üstyapısıyla tüm kanalizasyon, arıtma suyu bütün bunlarla beraber arıtılmış sularla derelerimiz inşallah pırıl pırıl olacak. Daha farklı, güzel Araklı için inşallah 30 Mart, büyükşehir Trabzon'da farklı bir Araklı. Bunun umudu içerisindeyiz. İşte dünkü Trabzon da bunu gösteriyor. Allah muhabbetimizi eksik etmesin. Uhuvvetimizi daim etsin. Rabbim kardeşliğimizi daim etsin. Onun için diyorum ki, tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet."</div>
<br />
<br />
<div>Araklı ilçesi sahil mevkiinde düzenlenen toplu açılış törenine, Başbakan Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Salih Kapusuz, Trabzon Valisi Abdil Celil Öz, milletvekilleri ve öteki ilgililer katıldı.</div>
<br />
<br />
<div>Başbakan Erdoğan, konuşmasının ardından Araklı'da 41 derslik, 9 lojman, Bayram Halil Devlet Hastanesi ek binası, İl Özel İdaresi tarafından yapılan yol ve içme suyu projelerinin içinde bulunduğu projelerin açılışını gerçekleştirdi.</div>
<br />
<br />
<div>Törende Başbakan Erdoğan, Bayburt-Araklı kara yolunun 30. kilometresinde Salmankaş Yaylası'nda yapımı devam eden Salmankaş geçit tünelinde bekleyen Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım'a video konferans yöntemiyle bağlandı.</div>
<br />
<div>Öğretmenler günü kutlaması</div>
<div>“Ülkelerin ve toplumların en önemli gücü, en büyük zenginliği, nitelikli, iyi eğitimli, çalışkan, yeniliklere ve rekabete açık insan kaynağıdır.</div>
<br />
<div>Öğretmenlerimiz, nitelikli insan kaynaklarının oluşmasında, gelişmesinde ve yetişmesinde; dolayısıyla geleceği inşa etmek noktasında en büyük paya sahiptirler.</div>
<br />
<div>Bu yönüyle, öğretmenlerimizin her birine şükran ve minnet borcumuz vardır.</div>
<br />
<div>Keza, çocuklarımız, eğitim hayatına adım attıklarında, aile dışından ilk olarak öğretmenleriyle güçlü duygusal bağlar kurmakta, öğretmenlerimizi adeta aileden biri gibi görmekte, kendilerine yaşam boyu saygı ve hürmet göstermektedirler.</div>
<br />
<div>Öğretmenlerimiz; asli görevleri olan eğitim-öğretim faaliyetlerinin yanı sıra vatan, millet, insan ve doğa sevgisi, dürüstlük, çalışkanlık, özgüven gibi insanî ve evrensel değerleri aşılayarak bizleri hayata ve geleceğe hazırlamakta, toplumumuzun şekillenmesinde önemli bir rol üstlenmektedir.</div>
<br />
<div>Bugün okul sıralarında oturan yavrularımız, geleceğin siyasetçileri, bürokratları, bilim adamları, sanatçıları olacak; geleceğin modern Türkiye’sini inşa edecek ve yöneteceklerdir.</div>
<br />
<div>Dolaysıyla müreffeh ve her yönden gelişmiş bir Türkiye, ancak eğitime ve öğretmenlerimize verdiğimiz değer nispetinde tesis edilebilir.</div>
<br />
<div>Bu itibarla Hükümet olarak göreve geldiğimiz günden beri öğretmenlerimizi, mali durumlarında iyileştirmeler yapmak suretiyle hak ettikleri hayat standartlarına ulaştırmanın gayreti içinde olduk. Öğretmenlik mesleğine kariyer basamakları sistemi getirerek meslek içerisinde yükselmenin ve ilerlemenin önünü açtık.</div>
<br />
<div>Eğitim-öğretim hizmetleri için ayırdığımız kaynakları her geçen yıl artırdık; yapımını tamamladığımız modern okul binalarıyla, teknoloji sınıflarıyla, FATİH projesi gibi atılımlarla eğitim sisteminde değişimin ve gelişimin öncüsü olduk.</div>
<br />
<div>11 yılda, Cumhuriyet tarihinin rekoruna imza atarak, yaklaşık 400 bin kadrolu öğretmen ataması yaparak, eğitim ordumuzu daha da güçlendirdik.</div>
<br />
<div>Önümüzdeki dönemde gerçekleştireceğimiz öğretmen atamalarıyla, inanıyorum ki, muasır medeniyetlerin üzerine çıkma hedefimize her zamankinden daha da yakınlaşacağız.</div>
<br />
<div>Bu süreçte öğretmenlerimizin özlük haklarında iyileştirmeler yapmaya devam edecek, öğretmenlerimizin huzur ve refah içinde görev yapmalarına katkıda bulunmayı sürdüreceğiz.</div>
<br />
<div>Bu düşüncelerle sevgili öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutluyor, başta Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Hakk’ın rahmetine kavuşan tüm öğretmenlerimizi saygı ve şükranla yâd ediyorum.</div>
<br />
<div>Mukaddes görevlerini aşkla ve şevkle ifa eden değerli öğretmenlerimize başarılar temenni ediyor, emekli öğretmenlerimize sağlıklı ve uzun ömürler diliyor, tüm vatandaşlarımı sevgiyle selamlıyorum.”</div>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/gundem/vesayetler-donemi-artik-geride-kalmistir-h339.html</guid>
      <pubDate>Mon, 25 Nov 2013 12:33:11 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/vesayetler_donemi_artik_geride_kalmistir_h339.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Rus gence bakan Gülsüm Ana'ya ev verdiler]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/sizden-gelen/rus-gence-bakan-gulsum-anaya-ev-verdiler-h337.html</link>
      <description><![CDATA[Antalya’da felç ve hafızasını kaybetmiş Rus gencine bakan Gülsüm Kabadayı’ya bir firma tarafından ev bağışlandı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[&#160;Antalya’da felç ve hafızasını kaybetmiş Rus gencine bakan Gülsüm Kabadayı’ya bir firma tarafından ev bağışlandı. Rönesans Holding tarafından hediye edilen evin anahtar teslimi töreninde, &#160;AK Parti Antalya Milletvekili Gökçen Özdoğan Enç, Rus milletvekilleri Dmitriy Savelyev ve Olga Kazakova, Rönesans Holding adına İnşaat Bölüm Başkanı Avni Akvardar, Rusya 1. kanalının ünlü suncusu Andrey Malahov ve Rus milletvekili yardımcısı Ramin Gasymov katıldı. &#160; &#160;<img src="/images/upload/gulsumana_1.jpg" width="300" height="155" align="right" alt="" /> &#160;Rönesans Holding adına İnşaat Bölümü Başkanı Avni Akvardar, Gülsüm Ana'nın, Rus ve Türk halkını birbirine yakınlaştırdığını ve ön yargılardan arındırdığını söyledi. Bugün Gülsüm anayı ve Umut'u tüm dünyanın tanıdığını ifade eden Akvardar, '' Onun gerçek ailesini de bilmiyoruz. Onu sahiplenen Gülsüm anaya teşekkür ediyoruz. O bu sahiplenme ile umutların sönmeyeceğini gösterdi. <a href="http://turkrus.com/63187-ronesans-insaattan-guzel-jest-rus-genci-umuta-bakan-gulsum-anaya-ev-aldilar-xh.aspx">Yazının devamı için tıklayınız</a>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/sizden-gelen/rus-gence-bakan-gulsum-anaya-ev-verdiler-h337.html</guid>
      <pubDate>Fri, 08 Nov 2013 22:29:12 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/rus_gence_bakan_gulsum_anaya_ev_verdiler_h337.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ne bakıyorsun, tanımadın mı?]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/foto-haber/ne-bakiyorsun-tanimadin-mi-h336.html</link>
      <description><![CDATA[Şadırvan musluğunun başında bir yerli çocuk, su içmek istiyor ama çok ağır hareket ediyor. Yanına aynı boyda ve aynı yaşlardaki yabancı Arap bir turist çocuk geliyor, izin istiyor kendi dilin de su tasını almak için, bu girişimi fayda etmiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;Bursa Yeşil Camii, Bursa’da ilk dönem Osmanlı mimarisinin önemli örnekleri arasında yer alan bir tarihi eser. Cami içinde güzel bir şadırvan var, Şadırvanın tek parçadan yapılmış fıskiyesi göz alıcı bir inceliği sergiliyor. Şadırvanlar, genel de Osmanlı cami mimarisinin temel öğelerindendir ve oymacılık, hat, mermer işçiliği gibi sanatlarla bütünleşip, camileri süslerler. Tıpkı Yeşil Cami de ki şadırvan gibi. Şadırvan musluğunun başında bir yerli çocuk, su içmek istiyor ama çok ağır hareket ediyor. Yanına aynı boyda ve aynı yaşlardaki yabancı Arap bir turist çocuk geliyor, izin istiyor kendi dilin de su tasını almak için, bu girişimi fayda etmiyor.<br />
<br />
<img align="middle" alt="" height="480" src="/images/upload/trst_6.jpg" width="640" /><br />
<br />
Belli ki çok susamış, ama su tasını alamıyor. &nbsp;Biraz bekliyor, bakıyor ki çocuğun su tasını bırakacağı yok, bir şeyler söylüyor ama bizimkisi söylenenlerden de bir şey anlamıyor, tam o sırada da turist çocuk tutup elinden alıyor tası, o an göz göze geliyorlar. Arap çocuk, “ Ne bakıyorsun tanımadın mı?” der gibi! Bizimkisi şaşkınlığını atamıyor üzerinden, hem karşısındaki çocuğun dilinden de bir şey anlamıyor, kenara çekiliyor ve turist çocuğu seyrediyor sadece. Bir şey söylemek ister gibi oluyorlar ama olmuyor, turist Arap çocuk suyunu içiyor ve ayrılıyor. Bizim yerli çocuk bir süre daha şaşkınlığını sürdürüyor. Arap çocuk ayrılınca da kendisi gideriyor susuzluğunu! (mka)</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/foto-haber/ne-bakiyorsun-tanimadin-mi-h336.html</guid>
      <pubDate>Fri, 08 Nov 2013 14:18:01 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/11/ne_bakiyorsun_tanimadin_mi_h336_bf4eb.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[On yavrulu bir anne!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/on-yavrulu-bir-anne-h335.html</link>
      <description><![CDATA[Tabi evlerde yayılmış “Domuz ve yavruları” haberi kısa sürede yayılmış ama biz “köpek ve yavruları” diye düzeltince de hemen köpek ve yavruları mahallenin ilgisini çekmişti. Annem, “Bu Ramazan günü açtır o hayvan” diyerek, yarı kambur halde, yıllarca önce bizim evde biz yokken bir köpeğimiz varmış ve annem oradan kalma bilgisi ile hemen bir köpek yalı hazırlayıp, tencereyi elimize tutuşturdu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<div>M. Kemal AYÇİÇEK</div>

<p></p>

<div>İstanbul’dan dönerken çocuklarının anne ve babasına verilmek üzere bana verdikleri telefon hatlarını tam gece yarısı teslim etmek için zile bastığımda amcam henüz yatmıştı. Kapıyı yengem açtı, selam kelamdan sonra , “sizin çaylıkta bir domuz yavrulamış, tam görememiş ama amcam&nbsp;söyledi. Nasıl fındık toplayacağız” diye kaygılarını anlatırken bile sesi titriyordu. Yengem, çok etkilenmiş olmalıydı ki gecenin o vakti, benden domuz ve yavrularının çaresine bakılmasını istiyordu. Bana da ilginç geldi tabi, “Sabah ola hayır ola yenge bakarız bir çaresine” dedim, ayrıldım.</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Fındık ayı başlamış, zaten kuraklık yüzünden de kimi fındıklıklar da fındıklar dallarından dökülüyormuş, hem de Ramazan ayı tam da fındık ayı ile birleşince bizim çocuklar bu işi bayram sonrasına bırakmayı düşünüyor ama babam, “Konu-komşu fındığa başlamış, millet neredeyse harman atacak biz hala oyalanıyoruz” diye sitemler edip, tek başına fındıklığa iniyor. O Fındıklığa inmeye hazırlanırken biz de dayımın büyük oğlu Yakup abi, kendi ağabeyim ve kardeşimle birlikte o gece yarısı bize söylenen çaylıktaki domuz ve yavrularını görmeye gidiyoruz. Babam biraz da sitem yüklü bir ton da bize duyuracak şekilde, “Domuz yavrularını görmeye eliniz boş mu gidiyorsunuz, saldırabilir hayvan, rahatsız etmeyin bari, domuzlar gider zamanla” diyor, biz de tedbir alıyoruz!</div>

<p></p>

<div><img align="right" alt="" height="300" src="/images/upload/kyvr_4_1.jpg" width="450" /></div>

<div>Bize söylenen yer tam olarak çaylıktaki eski su gölünün olduğu yer, yani kızılağacın altı. Eskiden köyde her evde suyun olmadığı dönemler de yemek ve içmek için değil ama genel amaçlı kullanımlar için evin su ihtiyacını istemlilerle karşıladığımız göldü orası. Fakat evlere su gelince artık göl kurumuş, toprakla dolmuş ama hemen üst kısmındaki kızılağaç yüzünden de göl bir sığınak haline gelmişti. İşte o bize söylenen “Domuz ve yavruları” da buradalardı. Fakat, yeni doğum yapmış ve sayısı da oldukça fazla olan yavrularının yanına eli boş gitmek, olası bir saldırıya karşı kendimizi korumak için yanımıza orak, sopa gibi şeylerde aldık. Ağır adımlarla göle yaklaştık, dört ayrı tarafından gözetleyerek göle yaklaştık. Ben tam da yengemlerin arazisine yakın taraftayım, Yakup abi önce, “Geyik yavrusu bunlar” dedi, hayvanın sırtını görünce uzaktan, ben biraz daha yaklaşınca görebildiğim kısımdaki ayakların köpek ayağına benzediğini farkettim, “Köpek ve yavruları” dedim. Nitekim, karşılıklı teşhislerden sonra daha bir cesaretle tam yuvanın yanına kadar gittik ki, gerçekten de bir köpek ve tam on tane yavrusu, o kızılağacın altında, gölden geri kalan kuytu dar bir yerdelerdi. O korku ve paniğe sebep olan “Domuz ve yavruları” söylentisi, yerini sevince bıraktı tabi, haberi yengem de duyunca mahalle birden rahatladı.</div>

<p></p>

<div>Çok iyi anlamam köpeklerden ama bana kurt köpeği kırması gibi geldi. Ancak İri ırk köpekler bir batında 10-12 yavru doğurabilirlerdi. Yavrularının hiç birinin gözleri açık değildi ve anne, içgüdüsel olarak eniklerini emziriyordu. Enikler, daracık bir yerde annelerinin memelerini bulabilmek için birbirlerinin üzerine çıkıyor, ne yaptıklarından habersizce onlarda içgüdüsel davranış sergiliyor, biz de artık her gün düzenli olarak köpek ve yavrularını görmeye gidiyorduk. Tabi evlerde yayılmış “Domuz ve yavruları” haberi kısa sürede yayılmış ama biz “köpek ve yavruları” diye düzeltince de hemen köpek ve yavruları mahallenin ilgisini çekmişti. Annem, “Bu Ramazan günü açtır o hayvan” diyerek, yarı kambur halde, yıllarca önce bizim evde biz yokken bir köpeğimiz varmış ve annem oradan kalma bilgisi ile hemen bir köpek yalı hazırlayıp, tencereyi elimize tutuşturdu. “Götürün bir leğende su ve bu yalı köpeğin yuvasının yanına bırakın, sevaptır” diyerek, o on yavrulu anneyi de korumaya almış oldu! Babam ilk başlarda bize sitemkar sözler etse de sonrasında o da birkaç gün sonra bizim zorlama ısrarımızla o köpek yavrularını görmeye gitti, dönerken de, “Allah’ın hikmeti, on tane yavru. Annelerin hakkı ödenmez” diyerek, doğruca eve gidip, köpeğe bu kez de kendisi yal hazırlayıp, yuvaya gönderdi. Sonra da, “Bu köpek bizim mereğe yanaştı bir gün ben de onu uzaklaştırdım, demek ki doğuracakmış, ben onu anlayamadım. Bu o köpek” dedi.</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Alman kurdu kırması gibi olan köpek bizim mahallede zaman zaman görülen bir köpekti ama bir kapısı yoktu. Sahipsizdi, ya yavru iken alınmış ama yaz bitince İstanbul’a dönen bir ailenin köpeğiydi ki bu köpeğin sahipsiz olması bize pek mantıklı gelmiyordu ama sahipsizdi ki bizim çaylıktaki su gölünü yuva yapmıştı. Bir gece çok fazla yağmur yağınca köpeğin yuvasını su basmış, o gece anne köpek yavrularını daha açık bir alana taşımıştı ama yavruların gözleri hala açılmamıştı. Aradan birkaç gün daha geçtikten sonra köpek yavrularını bu kez tam da çaylıkta kesimi yapılmış çayların üstünde kesilmemiş çayların altına taşımıştı. Artık yavruların sesi, çayların arasından geliyordu. Birkaç gün sonra da eniklerin gözleri açılmış, artık anne yavrularını sadece geceleri emzirmek üzere çayların altına geliyor, onun dışında yavruların ve köpeğin yalını da oraya taşıyorduk. Zaman zaman mahallenin hayvan sever çocuklarından Hüseyin ve Furkan’da köpeğe yal getiriyorlarmış. Tabi sadece onlar da değil, Hamzacan, Hakan utku, Akif, Rafet, Mehmet, Günay, Zinnet, mualla, mahir, say sayabildiğin kadar!</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Artık bizde fındığa başlamıştık ve köpek yavruları bizim sigara molalarımızda ağabeyimle kaçamak yaptığımız yer olmuştu. Hasan ve çocukları Yunus ve Bedirhan geldikten sonra köpek ve yavrularının bakımını adeta Hasan devraldı. Biz hazır yal götürmekten anlıyorduk sadece ama Hasan öyle değil, o kemikleri keserle kırıyor, dövüyor, sonra onları ateşte bir tencerede pişiriyor, sonra eniklerin yanmaması için de açık kaplara soğutarak döküyor ve enikleri besliyordu. Yal götürüldüğün de anne bunu anlıyor ve yuvadan gayet sakince uzaklaşıyor, eniklere yal verildikten sonra tekrar geri dönüyordu ama bunu genellikle gündüzleri avlanıp, geceleri yapıyordu. Aradan kısa bir süre daha geçtikten sonra yavruların havlamalarını evden duyar olduk, çaylıktaki oyunları, birbirleri ile kavgalarını duyuyorduk! Asıl yuvalarına bir daha geri dönmediler zaten, çaylıkların altı hem anne ve hem de eniklerin doğal yuvası olmuştu.<img align="left" alt="" height="300" src="/images/upload/kyvr_3_1.jpg" width="400" /></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Bir gün yine Hasan, çocukları ile hazırladığı yalı eniklere götürdü ama çaylıkta yavrular düzgün beslenemiyorlar diye de onları evin tam alt tarafındaki fındıklığa kadar getirdik, burada beslemeye başladık. Yavrular, henüz süt emiyordu ama biz onlara daha farklı çorbalar hazırlıyorduk, nede olsa bir anne on yavruyu tam besleyemez diye elimizden ne geliyorsa onlar için seferber olmuştuk. Hatta fındıklıktaki sultani incirlerin olmuşlarını ezerek önlerine koyduğumuzda incirim şerbetini yalıyorlardı. Bir gün Furkan, “Köpek kaybolmuş, yavrular yalnız kalmış, yavrulardan 5 tanesini de bir şey parçalamış” diye söylemiş Hüseyin’e, Hüseyin’den de mahalleye yayılmış bu söylenti. Fakat biz yavrulara bakıyoruz, sayılarında eksilme yok, ama köpek ortalıkta gözükmüyor. Tabi Furkan ve Hüseyin, köpek ve yavrularını ilk yuvada gördükleri için o yağmurdan sonra köpeğin yavruları yukarıya taşıdığından haberleri yok, yuvayı da boş görünce böyle bir söylentiye sebep oldular. Sonra “Köpeğin sol ayağı kopmuş” diye bir söylenti yayıldı, kaynak yine Furkan’dı! Birkaç gün sonra anne köpeğin sol arka ayağının üzerinden bir otomobilin geçtiğini ve bacağını parçaladığını, köpeğin topallayarak yuvanın çevresinde görüldüğü söylendi. Biz gündüzleri avlanmaya gidiyor ve geceleri geliyor yavruların yanına diye biliyoruz. Her gece geliyor, yavrularını havlayarak çağırıyor, bir araya topluyor, hatta gece yarıları onlara havlama dersleri de veriyor, sesini duyuyoruz!</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Eniklere incir molasından sonra bu kez bizim kel temel diye isimlendirdiğimiz fındıklıkta yavrularla oynuyoruz. Daha çok küçükler ama komutlardan anlıyorlar ve “gel bakim, gel bakim” dendiğinde geliyorlar. Biraz koşturunca tabi nefes nefese kalıyorlar. On yavrudan 6 tanesi erkek ve 4 tanesi de dişiydi. Bir kaç gün de fındıklıklarda özel yemeklerini verip, yavrularla oynadık. Bu sanki aklımızda olmayan ama meğer vedalaşma günümüzmüş! Köy muhtarı da oğlu Furkan’la geldi o fındıklıktaki eniklerin beslenme saatin de, her biri ayrı birer marifet sergiliyor, sanki birbirlerinin önüne geçmeye çalışıyor ve kendini sevdirme gayretine düşüyorlardı. Çocuklar onlara bayılıyor, bizlerde çocukları bahane ederek aslında çocuklar gibi mutlu oluyorduk onlarla ama tabi çocuklara çaktırmıyoruz güya. Köpek yavrularının eve çok yakın olmalarından seslerini duyan, kalçasına yeni protez takıldıktan sonra eve dönen annemin o yavruları görme isteğini yerine getiriyoruz. Bir tekne içinde yavruları alıp, Necati’nin çardağının altına götürüyoruz. Burada Babam ve annem birlikte enikleri seviyor, onlarla biraz gönül eğledikten sonra tekrar enikleri fındıklığa götürüyoruz.&nbsp;</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Ancak annenin yaralı olması, on yavruya bakamayacağı gibi bir kanaat oluşturuyor bizim evde. Meğer, Annem, babama, “Gidin bir hayvan barınağı bulun bari, bu yavrular ortada kalmasın, Devletin haberi olsun” diyormuş, babam bizden habersiz Belediyeye gidip, köpek yavrularının alınmasını, annelerinin bir veterinerce tedavi edilmesini bile istemiş. Belediye, köy muhtarını çağırmış, muhtar bir barınak aramış ama bir çare bulamamışlar. Bizim Hasan, Bayburt’ta öğretmen ve göreve döneceği için tüm bunları duyunca bir akşamüzeri bir çuval alıp, yavruları bu çuvala dolduruyor. Çocukları Yunus ve Bedirhan, babalarının ne yapmak istediğini anlıyorlar ve o çuvala birkaç kez hamle de yapıyorlar, çuvalın ağzını açıp, enikleri serbest bırakmayı deniyorlar ama olmuyor! Babalarına ters düşmemek adına, eniklerin bu bilinmez yolculuğuna birlikte çıkıyorlar. Otomobile binince Hasan, bana da “hadi sen da” diyor. Birlikte gidiyoruz. Hasan, annelerini de alıp gitmek istemesine rağmen anneyi bulamıyoruz! Enikleri korunaklı ve şenlikli bir yere bırakıyoruz! O sırada bir de yağmur başlıyor, bir iki saat sonra tekrar enikleri bıraktığımız yere geri dönüyoruz ki, enikler yağmurdan ıslanmış, bu kez daha korunaklı bir yere bırakıyoruz. Eve moralsiz bir şekilde dönüyoruz. Ama Hasan, Bayburt’a dönüyor.</div>

<p></p>

<div><img align="right" alt="" height="300" src="/images/upload/kyvr_5_1.jpg" width="400" /></div>

<div>Evin üst tarafındaki harmanın hemen kenarındaki fındıklıkta kurulu çadırda tek kalıyorum. Gece saat 00.55’te, çadırda kafamı koyduğum yerden bir inilti duyuyorum, ağlamaklı, sanki iç çeken bir insan sesi gibi geliyor bana, çadırın sürgülerini açıyorum, tam önümde bir gölge. Arka sol bacağı askıda, öndeki elektrik direğindeki lambanın yüzüme vurduğu, köpeğin bir siluet gibi önümden evin başına doğru gidişini görüyorum, çıkıyorum çadırdan köpeğin arkasından koşuyorum, “Sarıbaş, Sarıbaş” diye sesleniyorum ama dönüp bana bakmıyor, hiçbir şey yokmuş gibi gidiyor, olgun bir insan gibi bana kendini gösteriyor! Hafifçe yağmur yağıyor. Tekrar çadıra dönüyorum, üzerimi giyiyorum ve bir çuval alıp, otomobile atlayıp koyuluyorum yola. Amacım, köpeğin yavrularını bıraktığımız yerden alıp, geri getirmek! Biz, aileden köyde kimse kalmıyor, herkes İstanbul’a, Ankara’ya, Bayburt’a dönüyor ve ananın bacağı yaralı, yavrularına bakamaz, bu nedenle güya o yavruları daha güzel beslenip, büyüyebilecekleri bir ortama bırakmıştık ama o yaralı anne, bana sanki, “Git ve yavrularımı sen bana getir, biliyorsun nerde olduklarını” dercesine emir vermişti. Gittim, yavruları en son bıraktığımız yeri, etrafını, o semti gezip, “Gelsin bakayım, gelsin bakayım” diye bağırarak seslenmeme rağmen hiçbir yerden bir ses alamadım. Yavrular, bıraktığımız yerde yoktu! Demek ki köpeklerden anlayan birisi, yavruları görünce anlamış bunların cins köpek olduklarını ve hepsini birden almıştı!Yarım saat aradım tüm çevreyi ama bulamadım, geriye döndüm, tekrar çadıra girip yattım, on dakika sonra yine aynı ses ve iniltiler. Sanki bana, “Ne yaptın, ne oldu benim yavrular?” der gibiydi. Ben de olabildiğince ciddi bir sesle, çadırın içinden, “sende gördün, gittim ve baktım yavrularına, ama bulamadım. Bizim iyi insanlar, onları almış, yavruların emin ellerde merak etme sen, rahat ol. Sen kendine iyi bak. Bulamadım, özür dilerim” dedim ve o ses ve iniltiler gitti.</div>

<p></p>

<div>Sonraki günlerde o yavruları bıraktığımız yere her gün gittim, belki bir iz bulurum diye olmadı, babam, kardeşlerim de gitmişler ama yavruları bir daha göremedik. Yaralı anne, birkaç gece yarısı o yuvasının olduğu yerde dahil mahalle de yanık yanık inledi, havladı bir süre sonra bıraktı. Aradan bir ay geçtikten sonra o yaralı anneyi yine bizim mahalle de sık sık görmeye başladım. Kardeşimin Ankara’dan getirdiği bir Alman kurdu vardı, onun yavrularıydı bunlar. Bir de erkek kardeşi vardı, o da bizim mahalle de. Muhtemelen zaten yavrular da onun yavrularıydı. O yaralı anne, o erkek Alman kurdu ile takılıyor hala, dün akşam da yolun kenarında yatarken gördüm. Göz göze geldiğimiz de sanki bana hala bir şeyler söylüyor gibi oluyor, ses çıkarmıyor ama gözleri ile anlatmak istediklerini ben çok iyi anlıyorum! Arka sol bacağı, bilekten kurumuş ve hala öylece asılı halde geziniyor. Ama bir asillik var o köpekte, bunu tüm duruşuyla, vakarı ve olgunluğu ile anlatıyor! Müthiş bir hayvan, o, on yavrulu anne.</div>

<p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/on-yavrulu-bir-anne-h335.html</guid>
      <pubDate>Thu, 07 Nov 2013 00:00:00 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/11/on_yavrulu_bir_anne_h335_16a5a.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Teleferik’ten Batum’a bakış]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/gezigozlem/teleferikten-batuma-bakis-h334.html</link>
      <description><![CDATA[Sınırdan geçer geçmez Gürcü tarafın sınır kapısı ciddiyetinin daha fazla olduğunu fark ettim, yani onlar sınır kapısının varlığını daha önemsiyordu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>M. Kemal&nbsp; AYÇİÇEK / Batumi /Batum</strong></p>

<p></p>

<p><br />
Gürcistan Anayasa'nın cumhurbaşkanlarının görev süresini iki dönemle sınırlaması nedeniyle Batı yanlısı Mihail Saakaşvili devrinin sona erdiği, yirmi üç adaydan eski Eğitim Bakanı Georgi Margvelaşvil’nin ilk turda Gürcistan’ın yeni Cumhurbaşkanı seçildiği gün biz de Batum’daydık. Farklı bir ülkede seçim günü görmek, bahanemiz oldu. Batum, her geçen gün gelişen kent olma özelliğine bir de teleferik ilave edince, daha da cezbedici hale geldi. Hal böyle olunca insan ister istemez neden Rize, Trabzon ve Giresun’da bu tür bir yatırım yapılamadığını sorgular oluyor.</p>

<p><br />
Sınırdan geçer geçmez Gürcü tarafın sınır kapısı ciddiyetinin daha fazla olduğunu fark ettim, yani onlar sınır kapısının varlığını daha önemsiyordu. Sonrasında sınırdan geçişin pasaportsuz olması nedeniyle Türk vatandaşlarının çokluğundan bir ülke sınırından geçtiğimin farkına varmadım, ta ki binaların mimarilerini, bahçe düzenlemelerinin farklılığı ve yollardaki arabaların Mercedes ve Lada otomobillerin sıklığını görene kadar.</p>

<p><img align="right" alt="" height="267" src="/images/upload/btm_tlfrk3.jpg" width="400" /><br />
Komünizm den kalan binalar sizi ikinci Dünya savaşı filmlerinin içine çeker gibi oluyor zaman zaman. Yanımda oturan ağabeyim daha önce sık sık ziyaret ettiği için o farklı şeylere bakıyor ben ise mimarinin o yarı yıkık virane ama kullanılmaya devam eden savaş dönemi binalarındaki yaşanan hayatlarla ilgili hayallere dalıyorum. Batum’a doğru ilerlerken Türkiye sınırının tersine Karadeniz sahili özelliğinden yavaş yavaş kopuyorken, daha geniş ovaların hâkim olduğunun fevkine varıyorum. Batum’a vardığımızda sağ tarafımızda eski kırık dökük evler ve caddeler, sol tarafımızda (deniz tarafında) ise planlanmış modern eski ya da yeni büyük binalar göze çarpıyor.</p>

<p><br />
Şehirdeki çalışan nüfusun yoğunluğunu 50 yaş üstü daha çok kadınların oluşturduğunu fark ettim. Daha çok kadınların esnaf ve tezgâhtar olarak çalıştığı marketler, bakkallar, bizim tekel bayileri gibi büfeler… Velhasıl tembel bir erkek kesim olduğu kesin. Batum’un içinden kalkan ve şehiri tepeden gören bir konuma ulaşan teleferik sistemi ile kuşbakışı baktık o karmaşık kente. Bitki örtüsü ve yeşilliği bizim memlekete benziyordu. Ama mimarisi kiliseleri, Hristiyan mezarlıkları ve etraftaki Gürcüce sesler farklı bir ilkede olduğun hissini vermeye yetiyordu.<br />
<br />
Chavchavadze Caddesi ile Gogebashvili caddesinin birleştiği Batum’u yani Batumi’yi Karadeniz’e paralel olarak adeta ikiye bölen, şehrin mecburiyet caddesi sayılabilir. Şehrin tüm sokaklarının bağlandığı ana caddesi. Chavchavadze Caddesi ile Gogebashvili caddesinin birleştiği kavşakta kurulu teleferik istasyonu. Batum Limanını teğet geçen Gogebashvili caddesinin üzerinden geçerek yükseliyorsunuz Batum’un üzerinden teleferikle, şehre hakim tepenin zirvesine. Zaten liman kenarına inşa edilmiş Cablecar, teleferik ana binasına girince bilet gişesinden yetişkinler için gidiş-dönüş dahil 3 Lari, (Türk lirası ile 3 lira 75 kuruş)10 yaşından küçükler için de 1,5 lari (Türk lirası ile 1 lira 850 kuruş) gibi bir ücretle, Altı kişilik gruplar halinde biniyorsunuz kabinlere ve on dakikalık bir yolculukla Batum’da harika bir telesefari yapabiliyorsunuz.</p>

<p><img align="left" alt="" height="267" src="/images/upload/btm_tlfrk4.jpg" width="400" /><br />
Teleferikle çıkılan seyir tepesindeki teras da dilediğiniz kadar vakit geçirebiliyorsunuz. Batum’un her tarafını rahatlıkla görebileceğiniz seyir tepesinden Çoruh Nehri’nin Karadeniz’e döküldüğü havzadan, Doğu’da Arberetum ve Kobuleti ile Batum’un çevresindeki yerleşim yerlerini de görebiliyorsunuz. Teleferikle seyir halindeyken de Batum’un mezarlıklarını ve arka bahçelerinin üzerinden bir kartal gibi adeta süzülüyorsunuz. Seyir terasında sıcak ve soğuk içecekleri bulabileceğiniz küçük bir işletme var. Batum’da Eylül ayından itibaren teleferiğin faaliyete geçmesi, özellikle de doğa severler için bulunmaz bir fırsat oldu. Özellikle Gürcü genç kızlar, belki de facebook’ta yayınlamak üzere bol bol Batum fonunda poz verip, fotoğraf çekiliyorlar. Dilediğiniz zaman geri dönüşü yine aynı teleferikle, yine on dakikalık bir yolculukla tamamlayabiliyorsunuz..<br />
<br />
Türkiye ile Gürcistan arasındaki iyi komşuluk, her iki ülke insanlarının gümrüklerden rahatlıkla ve kolayca geçebileceği bir sistemle bütünlenmiş olunca, ilk başlarda kimlikle geçişler de sadece 1 liralık ücretler alınması, akaryakıtta sınır olmaması, özellikle Türkiye tarafından Gürcistan tarafına araçla ve yaya geçişlerde problemlere yol açmıştı. Zamanla yapılan düzenlemelerle şimdi 15 liraya yükseltilen kimlikli geçiş ve akaryakıttaki sınırlamalar, gümrük kapılarında geçişleri oldukça rahatlattı. Günü birlik geçişler için Sigara ve içkiye konan sınırlamalardan sonra şimdi de her türlü Bal için de sınırlama getirildi. Son olarak Türkiye Gümrük kısmında görev yapan Gümrük Muhafaza Memurları, Gürcistan’dan Türkiye’ye getirilecek bal için kilosuna 120 lira vergi konduğunu belirterek, getirilen bal ne olursa olsun el konuluyor.<br />
<img align="right" alt="" height="267" src="/images/upload/btm_tlfrk2.jpg" width="400" /><br />
Türkiye – Gürcistan sınırında her iki tarafın hem polis ve hem de Gümrük İdareleri’nin artık sanki bir bütün haldeki seri çalışması, bu iki ülke arasındaki geçişleri de rutine bağlamış gibi. Kapılarda beklemeden rahatlıkla geçebiliyorsunuz. Gümrüklerde alınan tedbirler, araç giriş çıkışlarını da rahatlatmış, yaya olarak rahatça gidip, gelebiliyorsunuz! Farklı bir ülkeye değil de sanki aynı ülkedeki farklı iller arası seyahat edebiliyorsunuz!&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/gezigozlem/teleferikten-batuma-bakis-h334.html</guid>
      <pubDate>Sun, 03 Nov 2013 02:39:20 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/10/teleferikten_batuma_bakis_h334_c1f57.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Batum&#039;un kızları ve kadınlar!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/foto-haber/batum-un-kizlari-ve-kadinlar-h333.html</link>
      <description><![CDATA[Bu ülke Türkiye ve işte Cumhuriyet&#039;in 90. yıl dönümü kutlanırken, şimdi TBMM&#039;ye başörtüleri ile girecek üç milletvekili için çeşitli provakasyon senaryoları yapıyorlar. Hala evet hala bunu yapıyorlar!Tarihe not düşme adına, Batum&#039;da]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye &nbsp;Cumhuriyeti'nin 90. yıl dönümü kutlanıyor. Bayram diye ama yıllardır bu ülkede kadınların giysileri hep belli kalıplarla ifade edilegeldi. Kimileri &nbsp;inancı gereği başını örtünce, "tu-ka-ka" ilan edildi. "Bu ülkede Başörtüsü siyasi semboldür" dendi. TBMM'de, seçilmiş başörtülü bir milletvekili (Merve Kavakçı) yemin ettirilmedi. Hatta TBMM Genel Kurulu'ndan "Bu kadına haddini bildirin" denilerek, TBMM'den dışarı atıldı. Güya Cumhuriyet'ti bu ülke de.Törenlerdeki konuşmalarda hep halkın duyguları okşandı ama reelde o halkın giyim ve kuşamına hep laf edildi.İnancından dolayı başını örtüyor diye bu ülkede kızlarımız, üniversitelerde okuyamadılar. "ikna odaları" oluşturularak, başını örten kızlarımıza baskılar yapıldı. üniversite kapılarından nice genç kız, geri çevrildi. Başlarına peruk takmadan tutun, bonelere, kılıklardan kılıklara sokuldular. Oysa onların bir inancı vardı ve o inanç gereği başlarını örtüyorlardı. Olmadı, o başlarını örttükleri yaşmak, yazma, çömber veya başörtüsünün bağlanma şekline bakarak bile "siyasal bir sime" manası çıkardılar! Psikolojik baskılar, tehditlerle başını örten kızlarımızın eğitim ve öğrenimine karşı çıktılar.<img align="right" alt="" height="300" src="/images/upload/btm _1.jpg" width="400" />&nbsp;Oysa başını örten de o örtüye karşı çıkan da bu ülkenin insanlarıydı! Birbirlerini anlamadılar, anladılarsa da yanlış anladılar. Bir türlü birbirlerine ısınamadı, uzlaşamadı, anlaşamadılar! Zorla başörtülerini çekip çıkardılar, dövdüler, sövdüler ve zulmettiler. Bu ülkenin, yani Türkiye Cumhuriyeti'nin insanları, bunu birbirlerine yaptılar. Yıllarca hep tartıştılar, başörtüsünü bir inanç takısı değil, siyasal bir örtülenme diye algıladılar. Bunu böyle algılayanlar, güya Bu ülkeye &nbsp;"Şeriat gelir, gelebilir, gelmesin" kaygıları ile yaptılar.Başı açık kadınlar "medeni" diye saydılar, başını kapayanlara "köylü" muamelesi yaptılar! "Köylü Milletin efendisidir" dediler, duvarlara yazdılar ama okullarda o başı örtülü "köylü kızları" okutmadılar. Bir yığın gerekçe ile buna karşı çıktılar hem de bir yandan da "Okuma- yazma seferberliği" ilan edip, güya köylü kadınları da halk eğitim Merkezleri aracılığı ile okurüyazar yapmaya çalıştılar. Gerçekte okumak isteyen başı örtülü öğrencilere fırsat vermediler ama o kızların annelerini, ninelerini "gelin size diploma vereceğiz" diye de kurslara tabi tuttular. Bu ülke Türkiye ve işte Cumhuriyet'in 90. yıl dönümü kutlanırken, şimdi TBMM'ye başörtüleri ile girecek üç milletvekili için çeşitli provakasyon senaryoları yapıyorlar. Hala evet hala bunu yapıyorlar!Tarihe not düşme adına, Batum'da çekilen bu fotoğrafı, poz veren Batum'un kızlarını ve Batum'un çekimini yapan bir çarşaflı turistin fotoğrafını, "hepsi bir arada olabilir, ne var bunda!?" diye de yayınlıyoruz. Batum'un kızları ve kadınlar diye...Gerek var mı kaygılara veya olmayacak vehimlere, hıh?</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/foto-haber/batum-un-kizlari-ve-kadinlar-h333.html</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Oct 2013 01:40:22 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/10/batum_un_kizlari_ve_kadinlar_h333_b58d3.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tilkiler, kedi gibi!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/foto-haber/tilkiler-kedi-gibi-h332.html</link>
      <description><![CDATA[Mustafa Baytürk’te , “Kapıdan ayrılmıyorlar, ne zaman karşılaşsak sanki bizim haneden birileri gibi artık birbirimize alıştık. Onlar bizden korkmuyor, biz de onlardan rahatsızlık duymuyoruz.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;Bu sıralar bizim de nasibimiz Tilki fotoğrafları oldu. Biliyorsunuz Tilkiler, kuyruklarının gösterişli oluşu, güya daha güzel gözükmek için kürklerde kullanılırdı. Kürkleri için hayvanları avlamak, en gözde avcılıktan biridir. Kürk ticaretiyle ilgilenen avcılar tuzaklar kurarak kunduz, mink, misk sıçanı, tilki, porsuk, kakım, vaşak, susamuru, rakun ve kurt gibi kürklü hayvanları avlarlar. Kanada'da kürk hayvanı avı hâlâ önemli bir sanayi dalıdır. Bu tür avcılık bazı hayvan türlerinin soyunun azalmasına yol açtığı için 20. yüzyılda kişi ve kuruluşların eleştirilerini gündeme getirmiştir. Bugün satılan kürklerin çoğu özel çiftliklerde yetiştirilen hayvanlardan elde ediliyor, çünkü doğada avlanacak hayvan bırakmadılar! <img align="middle" alt="" height="321" src="/images/upload/z_tilki_6.jpg" width="480" />Trabzon’un Araklı ilçesine bağlı Zuvas yaylası’ndayız, akşam yemeğini yedikten sonra sofra atıklarını evin ön kısmına atınca, sanki ev kedileri gibi yabani tilkilerin biri gitti diğeri geldi evin önüne. Üstelik bizi görüyorlar da ama kaçmıyorlar! Biz de bol bol fotoğraflarını çekiyoruz tabi. Aslında güzel hayvanlar, yakından tanıyamadık onları belki ama tanısak yeriymiş! Kürkleri için değil, hareketli oluşları, hani akıllı ve kurnaz olmaları gibi sebepler yüzünden. Çünkü bir bakıyorsunuz, evin önüne tekrar tekrar gidip gelirken bile, gidip geldikleri yolu hep değiştiriyor ve sizi şaşırtıyorlar. Bir yarım saat seyrettik pencereden, pek öyle yabani hayvanlar gibi gözükmediler. Hatta hani ge pisis pisi diye kedileri çağırıyorduk ya, Tilkileri de öylesine “hadi gelsin bakayım, gelsin bakayım” diye de nazlatı verdik. Bu onların da hoşuna gitmedi değil tabi. Her ne kadar yabani hayvan olsalar da aynı dünyayı paylaştığımız halde bir ‘Yabani’liklerini görmedik. Silah yok değil ama neden avlansın? Zaten konuk olduğumuz ev sahibi Mustafa Baytürk’te , “Kapıdan ayrılmıyorlar, ne zaman karşılaşsak sanki bizim haneden birileri gibi artık birbirimize alıştık. Onlar bizden korkmuyor, biz de onlardan rahatsızlık duymuyoruz. Güzel hayvanlar, Mevlam onları yaratırken de özenerek yaratmış, hamd olsun” diyor.(mka)</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/foto-haber/tilkiler-kedi-gibi-h332.html</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Oct 2013 02:10:51 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/12/tilkiler_kedi_gibi_h332_c4149.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Muhtarlara,çevre yetkisi!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/cevre-ve-yasam/muhtarlaracevre-yetkisi-h331.html</link>
      <description><![CDATA[Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Türkiye Muhtarlar Konfederasyonu arasında imzalanan protokolle Türkiye genelindeki 53 bin muhtara çevre konularında eğitim verilerek, muhtarlar fahri çevre denetim yetkilisi de olmuş olacak.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[&#160;Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Türkiye Muhtarlar Konfederasyonu arasında  imzalanan protokolle Türkiye genelindeki 53 bin muhtara çevre konularında eğitim  verilerek, muhtarlar fahri çevre denetim yetkilisi de olmuş olacak.<span class="Apple-converted-space">&#160;</span><br style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Verdana, sans-serif; font-size: 12px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: normal; line-height: normal; orphans: auto; text-align: start; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: auto; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px;" />
&#160;
<div style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Verdana, sans-serif; font-size: 12px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: normal; line-height: normal; orphans: auto; text-align: start; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: auto; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px;">Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar ile Türkiye Muhtarlar  	Konfederasyonu Genel Başkanı Hüseyin Akdeniz'in imza koyduğu protokole göre,  	çöplerin kaynağında ayrı toplanması, atık yağların çevreye verdiği zarar,  	geri dönüşüm gibi konularda muhtarlar eğitim alacak.</div>
<br style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Verdana, sans-serif; font-size: 12px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: normal; line-height: normal; orphans: auto; text-align: start; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: auto; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px;" />
&#160;
<div style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Verdana, sans-serif; font-size: 12px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: normal; line-height: normal; orphans: auto; text-align: start; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: auto; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px;">Bakan Bayraktar, yaptığı konuşmada, günümüzde birçok teknolojik imkanın  	insanlığın hizmetine sunulduğunu ancak bir yandan da çevreden bir şeyler  	kaybolduğunu söyledi.</div>
<br style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Verdana, sans-serif; font-size: 12px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: normal; line-height: normal; orphans: auto; text-align: start; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: auto; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px;" />
&#160;
<div style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Verdana, sans-serif; font-size: 12px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: normal; line-height: normal; orphans: auto; text-align: start; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: auto; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px;">Artık daha fazla tüketen ve daha hızlı yaşayan bir toplum haline gelindiğini  	belirten Bakan Bayraktar, bunun sonucu olarak su, toprak, hava, deniz ve  	doğal kaynaklar üzerindeki baskının sürekli artığını vurguladı.</div>
<br style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Verdana, sans-serif; font-size: 12px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: normal; line-height: normal; orphans: auto; text-align: start; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: auto; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px;" />
&#160;
<div style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Verdana, sans-serif; font-size: 12px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: normal; line-height: normal; orphans: auto; text-align: start; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: auto; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px;">Bakan Bayraktar, çevrenin sürdürülebilir kullanımı için tedbir alınması  	gerektiğini ve kirlenmeye karşı birlikte mücadele edilmesi gerektiğine  	işaret ederek, şöyle konuştu:<img src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/mtr_1_1.jpg" width="400" height="159" align="right" alt="" /></div>
<br style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Verdana, sans-serif; font-size: 12px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: normal; line-height: normal; orphans: auto; text-align: start; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: auto; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px;" />
&#160;
<div style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Verdana, sans-serif; font-size: 12px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: normal; line-height: normal; orphans: auto; text-align: start; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: auto; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px;">"Dünyamız kirletilecek kadar küçük, temizlenemeyecek kadar büyüktür. Çevre,  	çevrecilik ve çevreye duyarlılık bir fantezi değil, hayatın değişmez  	gerçeğidir. Bakanlık olarak görevimiz, çevreyi korumak adına yapılan  	çalışmaların yanı sıra çevrenin korunması amacıyla halkın bilinçlendirilmesi  	ve eğitilmesidir. Protokol sayesinde çevre konusunda toplumun  	bilgilendirilmesi, çevre bilincinin artırılması, tabiatın korunarak  	tahribatın engellenmesi ve ayrıca yeşil alanların korunması ve  	çoğaltılmasıyla kamuoyunun bilgilendirilmesine yönelik çalışmalar hız  	kazanacaktır."</div>
<br style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Verdana, sans-serif; font-size: 12px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: normal; line-height: normal; orphans: auto; text-align: start; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: auto; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px;" />
&#160;
<div style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Verdana, sans-serif; font-size: 12px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: normal; line-height: normal; orphans: auto; text-align: start; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: auto; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px;">Her türlü çevre problemiyle mücadele konusunda adımlar atmaya kararlılıkla  	devam edeceklerine dikkati çeken Bakan Bayraktar, sürdürülebilir çevre ve  	kaliteli bir hayat sunmayı hedeflediklerini anlattı.</div>
<div style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Verdana, sans-serif; font-size: 12px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: normal; line-height: normal; orphans: auto; text-align: start; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: auto; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px;"><br />
&#160;</div>
&#160;
<div style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Verdana, sans-serif; font-size: 12px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: normal; line-height: normal; orphans: auto; text-align: start; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: auto; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px;">Bakan Bayraktar, Büyükşehir Yasası'ndaki düzenlemeyle muhtarların çok daha  	önem kazanacağını ifade ederek, "Çevreyi korumak için çaba sarf etmekteyiz.  	Fakat bu yetmez. Herkes kendisine düşen sorumlulukla ve çevre duyarlılığıyla  	hareket etmelidir" dedi.</div>
<br style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Verdana, sans-serif; font-size: 12px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: normal; line-height: normal; orphans: auto; text-align: start; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: auto; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px;" />
&#160;
<div style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Verdana, sans-serif; font-size: 12px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: normal; line-height: normal; orphans: auto; text-align: start; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: auto; word-spacing: 0px; -webkit-text-stroke-width: 0px;">Eğitimin ardından sertifikalandırılacak muhtarlar, köy ve mahallelerinde  	toplantılar düzenleyerek vatandaşı çevre konusunda bilgilendirecek. Aynı  	zamanda "fahri denetim elemanı" olarak görev yapacak muhtarlar, çevreyi  	kirletenleri Bakanlığa ve ilgili yerlere şikayet edecek.<br />
&#160;
<div>
<div>
<div><strong>İlk etapta 250 muhtar eğitime çağrılacak</strong></div>
<div><br />
&#160;</div>
<div>Kasımda başlayacak uygulamayla, ilk etapta 250 muhtar eğitimlere  				çağrılacak. Bir haftalık eğitimler, daha sonra aşama aşama diğer  				muhtarlara da verilecek.</div>
<div><br />
&#160;</div>
<div>Eğitimin ardından sertifikalandırılacak muhtarlar, köy ve  				mahallelerinde toplantılar düzenleyerek vatandaşı çevre  				konusunda bilgilendirecek. Aynı zamanda "fahri denetim elemanı"  				olarak görev yapacak muhtarlar, çevreyi kirletenleri Bakanlığa  				ve ilgili yerlere şikayet edecek.</div>
<div><br />
&#160;</div>
<div>Yüzme eğitimi de almışlardı</div>
<div><br />
&#160;</div>
<div>Bakanlık, geçen ekim ayında da çevre bilinci oluşturmak amacıyla  				kıyı illerindeki muhtarlara yönelik "'Yüzme Öğrenelim Temiz  				Denizlerimizde Yüzelim" projesini hayata geçirmişti.</div>
<div><br />
&#160;</div>
<div>Bu çerçevede, yapılan başvurular arasından çevre konusunda  				duyarlı ve başarılı çalışmaları bulunan, yüzme bilmeyen 28 köy  				muhtarı belirlenmiş, muhtarlara yönelik Antalya'da yüzme eğitimi  				düzenlenmişti. Muhtarlar, bir otelde Türkiye Yüzme Federasyonuna  				bağlı profesyonel ekiplerden 5 gün yüzme dersi almıştı.</div>
<div><br />
&#160;</div>
<div>Köy muhtarlarına ayrıca Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğünden uzman  				bir ekip tarafından verilen seminerlerde, denizlerin ekolojik ve  				ekonomik önemi, deniz kirliliğinin önlenmesi ile denizlerin  				korunması gibi konularda bilgi verilmişti.</div>
</div>
</div>
</div>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/cevre-ve-yasam/muhtarlaracevre-yetkisi-h331.html</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Oct 2013 14:19:19 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/muhtarlaracevre_yetkisi_h331.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Trabzon’un Fethi de korsana düştü!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/aktuel/trabzonun-fethi-de-korsana-dustu-h330.html</link>
      <description><![CDATA[Fakat benim zoruma giden, Fatih’in Trabzon’a girişini resmettiğim eserin korsanlarca “İstanbul’un Fethi” diye bağırılarak satılması. O tablodaki surlar, Zağnos burçlarıdır. Orası Ortahisar’dır. Bari Trabzon’un Fethi diye bağırıp satsalardı!”]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;<br />
&nbsp;</p>

<div>Necati AYÇİÇEK</div>

<p></p>

<div>KTÜ Fatih Eğitim Fakültesi ,Güzel Sanatlar Bölümü Öğretim Görevlisi Şakir Şeyıhoğlu’nun Trabzon Tarih Müzesi için 2008 yılında yaptığı Fatih’in Trabzon Fethi Tablosu da korsana düştü. Eser Sahibi Şeyıhoğlu, &nbsp;kendi eserinin korsanını bir öğrencisinin kendisine hediye etmesinden sonra haberdar oldu. Şakir Şeyıhoğlu, “Fatih Sultan Mehmed Han’ın Trabzon’a girişini temsil eden tablo, İstanbul’da korsanlarca İstanbul’un Fethi diye satılıyormuş, ona üzüldüm” diyor.<img align="right" alt="" height="197" src="/images/upload/tf_2.jpg" width="300" /></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Trabzon Tarih Müzesi için Trabzon’un tarihi ile ilgili 20 Temsili Resim hazırladığını ve bunlardan birinin de &nbsp;“Fatih’in Trabzon’a girişi” adlı tablo olduğunu belirten KTÜ Fatih Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Bölümü Öğretim Görevlisi Şakir Şeyıhoğlu, tablonun daha hazırlandığı Trabzon Tarih Müzesi’nde yerini almadan korsana düşmüş olmasından elbette rahatsız oldu. Ancak, onu en fazla üzen, geceli gündüzlü iki ay çalışarak hazırladığı Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon’a girişi tablosunun, İstanbul’da korsanlarca “istanbul’un Fethi” adı altında satıyor olmalarıydı. Bir öğrencisinin kendisine hediye ettiği kendi eserinin korsanının en küçük boyunun 5 lira ile daha büyük boyutlarının daha fazla bir ücretle satıldığını öğrendiğini belirten Şeyıhoğlu, “Kaça satılıp satılmadığında değilim. Eserimi Facebook’ta yayınlamıştım, sanırım oradan almış bunu korsanlar ve ticaretini yapıyorlar. Sonra kaldırdım fotoğrafı ama demek ki korsanlar erken davranmışlar, tabloyu gerçek boyutları ile yayınlamadım ama çok iyi olmasa da bunu satacak kadar netleştirmişler. Fakat benim zoruma giden, Fatih’in Trabzon’a girişini resmettiğim eserin korsanlarca “İstanbul’un Fethi” diye bağırılarak satılması. O tablodaki surlar, Zağnos burçlarıdır. Orası Ortahisar’dır. Bari Trabzon’un Fethi diye bağırıp satsalardı!” diyerek gülüyor.<br />
<br />
<img align="middle" alt="" height="320" src="/images/upload/tf_3.jpg" width="480" /><br />
(Fatih Sultan Mehmed Han'ın Trabzon'a girişi-1461)</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Şeyıhoğlu, İstanbul’dan gelen bir öğrencisinin kendisine getirdiği Fatih’in Trabzon’a girişini sembolize eden tablonun korsanını “Habu bana ders olsun” dercesine çalışma odasındaki masasının başucuna astı. Şakir Şeyıhoğlu, “İki ay gecelerim gündüzlerime karıştı. Kitaplar, internet, bir yığın tarihi doküman taradım sırf Fatih Sultan Mehmed Han’ın 1461’de Trabzon’a nerden, kaç kişilik ordu ile gelip, nasıl girdiğini olabildiğince gerçekçi yansıtmaya özen gösterdim. Onca emeğimin karşılığında bir eser ortaya çıktı ve bunu da &nbsp;Facebook’tan arkadaşlarıma paylaştım. İyi ki çözünülürlüğünü düşük paylaşmıştım, yoksa Orjinali korsana düşecekti. Bunu görünce paylaştığım fotoğrafları sildim ama demek ki korsanlar benden uyanık çıktılar. Ne yapayım, İstanbul’a gidip, korsanların peşine mi düşeyim! Türkiye’de korsan işi başlı başına bir olay, önlenemiyor” dedi.</div>

<p></p>

<div>(na-mka)</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/aktuel/trabzonun-fethi-de-korsana-dustu-h330.html</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Oct 2013 01:43:59 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/11/trabzonun_fethi_de_korsana_dustu_h330_8d8e1.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Trabzon’dan Kobuleti’ye]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/gezigozlem/trabzondan-kobuletiye-h329.html</link>
      <description><![CDATA[Batum ve Kobuleti’yi kadın ve kumar için tercih edenlerin bir yığın hikayelerini duyuyorsunuz buralarda, bar ve kafeler de hesaplara itiraz edip diklenen, efelenen ve çok da dayak yiyenlerin haddi hesabı yok! Daha önce kimlikle geçişler 1 lira iken aynı belgeyi bizim memurlar dolduruyorlardı, şimdi aynı geçişler 15 lira olunca o belgeyi kendiniz dolduruyorsunuz! Bu yüzden de bizim tarafta kuyruk kalmamış, bürokrasi devreden çıkmış, Gürcistan’a geçişler eziyet olmaktan çıkmış, bir eğlenceye dönüşmüş kısaca.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>M. Kemal AYÇİÇEK – Ağustos 2013<br />
<br />
Türkiye – Gürcistan sınırındaki Sarp sınır kapısının önündeki alan, yine tıklık tıklım dolu, araç kuyruğu bu kez yine uzun ancak daha önce, kimlikle geçiş bürosu önünde kimsecikler yok. Demek ki, 1 lira yerine 15 liralık geçiş işe yaramış, hem kimlik kuyruğu kalkmış hem de bizim tarafta, yani Türk Gümrüğü’nde bekleme kalmamış, o bekleyiş şimdi Sarpi’ye yani Gürcistan Gümrük kısmına kaymış, Gürcistanlı polisler, kuyruktaki herkesin küçük- büyük demeden fotoğrafını çekip, kontrollerini aynı şekilde sürdürüyorlar. Zaman zaman fırsat buldukça gidiyorum komşu Gürcistan’a. Bu gidişler, bizim ilden ile gidişler gibi oldu nitekim! Kobuleti de Acara!nın Antalyası olan bir şehir, hem daha doğal, bakir.<img align="right" alt="" height="200" src="/images/upload/trbz_kble1.jpg" width="300" /></p>

<div><br />
<br />
Yine bir Ağustos günün de Batum ve Kobuleti’ye gitmeye karar verdiğimiz de ağabeyim, “Aslında Batum’a gideceğine bizim Pazarcık’a gidip, bir et yemek daha iyi olurdu” deyiverdi. Ama biz bunu Ankara’da konuşmuştuk, Batum’a bu kez kendi aracımızla gidecektik. Ergün ve Şule vardı gerçi ağabeyim o an bizimle değildi. Sarp sınır kapısında bu kez araç kuyruğunda üç saat bekledik. O sırada karşı tarafa bakıyorum. Aslında Gürcistan’la sınır çizilirken aynı köy, ortadan ikiye bölünmüş, bizim tarafa Sarp, Gürcistan tarafına ise Sarpi denmiş. O Sarpi’de sahil yüzen insanlarla dolu, bizim sahilimizde de kayalarla dolgu var ve kumsalımız yok! O tarafta yüzen insanları bizim Sarp’ta Gürcistan’a geçecek insanlar da seyrediyor. İnsan ister istemez, bu iki ülke arasında bir fark arasa, o an karşınızdaki manzara, yani sahildeki görüntüler bu farkı ortaya koyuyor dersiniz! Bir tarafta insanlar, kumsaldaki şezlonglarda uzanıp güneşlenirken, bizim tarafta da Gürcistan’a geçmek için kuyruklarda bekleşen insanlar! Aynı deniz bizde de var ama bizim sahilimiz kaya dolgularıyla kapatılmış, kumsalımız yok!
<p></p>

<p><br />
Daha önce kimlikle geçişler 1 lira iken aynı belgeyi bizim memurlar dolduruyorlardı, şimdi aynı geçişler 15 lira olunca o belgeyi kendiniz dolduruyorsunuz! Bu yüzden de bizim tarafta kuyruk kalmamış, bürokrasi devreden çıkmış, Gürcistan’a geçişler eziyet olmaktan çıkmış, bir eğlenceye dönüşmüş kısaca. Fakat bu kez o kuyruklar, Gürcistan tarafına kaymış, orada Gürcü polisi hem kimlik ve belge kontrolü yaparken bir de fotoğrafınızı çekiyor. Gürcü Gümrüğü’nde Kadın memurların erkek memurlardan çok iş yaptığını, erittikleri kuyruklardan da rahatlıkla anlayabiliyorsunuz! Batum, Trans Kafkasya Demiryolunun ve Bakü petrol boru hattının son bulduğu önemli liman ve ticaret merkezi. Türkiye sınırına 20 kilometre uzaklıkta ve su tropikal iklimin olduğu bölgede bol meyve ve çay yetişiyor. Petrol rafinerisi ve gemi yapımcılığıyla da tanınmıştır. Türkiye’yi karayoluyla Gürcistan ile Azerbaycan’a ve Orta Asya cumhuriyetlerine bağlayan Sarp Sınır Kapısı Batum’a açılıyor. Gürcistan'ın Karadeniz kıyısında, Acara Özerk Cumhuriyeti'nin yönetim merkezi olan liman kenti, aynı zaman da Batum.</p>

<p></p>

<p><img align="left" alt="" height="200" src="/images/upload/trbz_kble6.jpg" width="300" /> Bizim Bayburt’un Mescit dağların da doğup, Erzurum’un İspir ve Artvin’in Yusufeli ve Borçka ilçelerinden geçip Gürcistan' ın Batum kentinden Karadeniz’e dökülen ülkemizin en derin ve hızlı akan Çoruh Nehri, 410 kilometrelik kısmı Ülkemiz sınırları içerisinde, 21 kilometrelik kısmı ise Gürcistan sınırları içerisinde Çoruh’un. Zaten Gürcistan tarafına geçince Çoruh nehrinin yayıldığı dümdüz vahadan geçip, ulaşıyorsunuz Batum’a. Uzunca bir köprü ile geçiyorsunuz Çoruh Nehrini ve o nehrin getirdiği bereketli topraklarla oluşmuş vahayı.</p>

<p>Kendi aracınızla geçince daha bir farkına varıyorsunuz trafikteki başıboşluğu. Herkesin kafasına göre gittiği adeta bir trafik düzensizliğine, sık sık kontrol noktası oluşturmuş trafik polisleri de çare olamıyor! Bir yıl öncesinde 100 lira verip 94 lari almışken bu kez bizim 100 liramıza karşı 84 lari alabiliyoruz. Yani bir yılda Gürcistan lari’si, bizim paramız karşısında 10 Lari değer kazanmış! Batum’dan Kobuleti’ye geçerken Yol kenarındaki bir fidan satıcısına uğruyorum, farklı bir bitkilere bakmak için elimi uzattığım bir fidan için satıcı uzaktan önce 6 lari diyor, sonra aynı satıcı yanıma geliyor ve “sen Türk?” diye soruyor, “Evet” diyorum, aynı fidan için bu kez “10 lari!” diyor, bende şaşıyorum. Tartışmıyorum, bu anlayışı diğer alışverişlerde de farkediyorum! Kendi vatandaşlarına daha ucuza verdikleri malı sizin Türk olduğunuzu öğrenince size daha pahalı satmaya kalkıyorlar. Buna bir de Batum ve Kobuleti arasında kestane balında rastladım. Batum’da Kestane balı 25 Lari, Kaboleti de 16 lari! Batum’la Kobuleti arası 29 kilometre ve biraz virajlı yollarla varıyorsunuz Kaboleti’ye. Özellikle gece alemi için Batum’a gidenler yüzünden Batum’da piyasanın çok yükseldiği, o yüzden daha çok Kobuleti’ye gidildiğini anlıyorum. Ama ben zaten her Batum’a gidişim de Kobuleti’ye geçiyorum, orasını daha doğal ve yapmacıklıktan uzak, ham olarak gördüğümden belki. İnsanları da daha doğal!<img align="right" alt="" height="211" src="/images/upload/trbz_kble4.jpg" width="300" /></p>

<p><br />
Batum’da da Kobuleti’ de de kadınların her yerde önde olduğunu görüyorsunuz. Yaşlı kadınlar mesela Gümrük kapısında bile temizlik görevlisi olarak karşınıza çıkabiliyor, Batum’da ve Kobuleti’ de de bir bakıyorsunuz her hangi bir tezgah başında da yaşlı kadınlar var. Sigara ve içki fiyatları da işyerinden diğer bir işyerine değişebiliyor. Belli bir standart yok! Gece kulüplerinde de aynı şey biraz da abartılı olarak karşınıza çıkarsa şaşırmayın! Batum ve Kobuleti’yi kadın ve kumar için tercih edenlerin bir yığın hikayelerini duyuyorsunuz buralarda, bar ve kafeler de hesaplara itiraz edip diklenen, efelenen ve çok da dayak yiyenlerin haddi hesabı yok! Belki de o tarz dalaşmalar yüzünden biraz da sanki Batum’da Türklere karşı o yüksek ücretli “istemezük” anlayışı yaygınlaşıyor! Adamlar kendi ağızlarından da söylüyorlar bunu zaten, “Türklerin burada yaptıklarını görseniz, Türklüğünüzden bile utanırsınız!” diye. Biraz detaya inildiğin de, Batum’da Türklere bakış, biraz bizdeki “parlayan atlar” veya “bağını koparmış bir yaban” gibi oluyor! Artvin, Rize, Giresun, Ordu ve Trabzon’lulara bakışla, diğer illerden gidenlere bakış farklı oluyor. Galiba aynı bölgeden oluş, aynı kültüre yakınlık etkili biraz.</p>

<p><br />
Kobuleti’ye giderken araçların plakalarına da bakıyorum, gerçi orada taksilerde ucuz ama Kobuleti yolunda eskilere oranla bizim Türk plakalı araçları daha fazla görüyorum. Bu da gece alemleri için Batum’un Kobuleti tarafına geçildiğinin bir göstergesi bana göre. Zaten Kobuleti de genç kız ve kadınların geceleri turları, İzmir’in Kordon boyunu aratmıyor! Gürcistan’ın Başkenti Tiflis, Batum’a 400 kilometre değil de daha yakın olsaymış, demek ki Tiflis’te su yolu olacaktı! Önceki gidişlerimden farklı olarak bu kez dikkatimi çeken Batum’da daha fazla Alman turistler oluyor. Almanya’dan gelen erkekler de kafelerde ve birahanelerde dikkat çekecek kadar artış gösteriyor. Gürcistan’a Almanya’nın desteğini biliyoruz ama önceden olmadığı kadar fazla Alman turiste rastlayınca ister istemez insanın , “Onlarda bizden öğrendi” diyesi geliyor! Tabi Batum’daki gökdelen inşaatlarının çok büyük bir hızla şehrin siluetinde değişikliğe yol açtığını görmemek mümkün değil. O Alman erkeklerin de o inşaatlarda çalışan işçiler değil de mühendisler olabileceğini de düşünüyorum ama o kadar da ‘Sap’ Mühendis olabileceğini sanmıyorum!<img align="left" alt="" height="200" src="/images/upload/trbz_kble5.jpg" width="300" /></p>

<p><br />
Dikkatimi çeken bir değişim de önceleri kafe veya gece kulüplerinde erkekler oynar, bir dam arardı şimdi bunu kadınlar devralmış. Bir bakıyorsunuz müzik başlayınca hemen kadınlar piste fırlayıp, birbirlerine sarılıp, çevre gözlemi yapıyorlar! Masalar daha çok gece yarısına doğru doluyor. Kobuleti’den erken dönüyoruz yine Batum’a. Sahildeki bir kafede biraz dinlendikten sonra dönüşe geçiyoruz. Artık Türk mahallesini bir önceki gezimden bildiğim için doğruca buraya gidiyoruz. Zaten hemen Batum’daki o tarihi cami de orada ve dilediğiniz kadar lokanta ve restoran da var. Restoranlar, pasta hane ve işyerleri genellikle bizim Artvinlilerin elinde ve hem çayı ve hem de yemekleri, farklı bir ülkede olduğunuzu size hissettirmiyor. Yemek ücretleri de Gürcistan’ı değil ama Türkiye’deki yemek ücretlerini aratmıyor! Anlayacağınız, talep yoğun olunca sanırım orada da fiyatlar biraz yüksek tutuluyor!. Restoranların isimleri de zaten Türkçe, sadece çalışan elemanlar Gürcü ve Türkçe bilenlerden oluşuyor.<img align="right" alt="" height="200" src="/images/upload/trbz_kble3.jpg" width="300" /> Önceden günübirlik gidiş dönüşlerde Duty Free denen gümrük mağazalarında da yapılan alış verişlere sınırlama getirilmiş, daha az litre içki ve sigara alabiliyorsunuz. Akaryakıt fiyatlarında da pek değişiklik olmamış, lpg 170 lari, benzin 215 lari. Tabi akaryakıt için getirilen kısıtlamaya rağmen aynı aracın ayda 4 kez depo doldurma hakkı, Batum’a araçla gidiş dönüşü pek etkilememişe benziyor. Dönüşü gece yarısı yapıyoruz, Sarp sınır kapısındaki araç yoğunluğu ve kuyruğu hiç değişmemiş, ancak sabaha karşı gidilirse kuyruk çilesi çekilmiyormuş! Batum’a sadece bizim erkekler de gitmiyor artık, düzenlenen turlarla mesela Rize’de Orta Cami’nin hemen arkasındaki bir afişte yazdığı şekliyle 25 liraya, Trabzon’dan 30 - 50 liraya ev hanımları da farklı bir ülke kültürünü tanımak için çocuklarıyla Batum’a gider oldu.&nbsp;</p>
</div>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/gezigozlem/trabzondan-kobuletiye-h329.html</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Oct 2013 01:42:38 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/11/trabzondan_kobuletiye_h329_04ab5.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tuvallerde Trabzon Tarihini anlatıyor]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/tuvallerde-trabzon-tarihini-anlatiyor-h328.html</link>
      <description><![CDATA[ KTÜ Resim Bölümü öğretim üyesi Şakir Şeyhoğlu, Trabzon Tarihi Müzesi için yaptığı yirmi tabloyu anlatırken, heyecanlanıyor. Tuvallere attığı her fırçayı hesaplıyor, Trabzon tarihini, bir kadının elişi diye bilinen tığ ile dantel örmesi gibi o da fırçasını aynı hassasiyetle kullanıyor. Eserleri, Trabzon tarihinin bir özeti gibi tablolarda yerini alıyor.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<br />
<br />
M. Kemal AYÇİÇEK- Trabzon<br />
<br />
Soyadının “Şeyhoğlu” olması değil onu Trabzon tarihini Tuvaller de anlatmaya  iten, “Neden Osmanlı tarihinin önemli simgeleri, yabancı ressamlarca  anlatıldı?”ya takmış o. KTÜ Resim Bölümü öğretim üyesi Şakir Şeyhoğlu, Trabzon  Tarihi Müzesi için yaptığı yirmi tabloyu anlatırken, heyecanlanıyor. Tuvallere  attığı her fırçayı hesaplıyor, Trabzon tarihini, bir kadının elişi diye bilinen  tığ ile dantel örmesi gibi o da fırçasını aynı hassasiyetle kullanıyor.  Eserleri, Trabzon tarihinin bir özeti gibi tablolarda yerini alıyor.
<p></p>
<p><img src="/images/upload/ss_trbzn2.jpg" width="200" height="171" align="left" alt="" /><br />
KTÜ Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi, Fatih Eğitim Fakültesi  “Trabzon Tarihi ve Coğrafyasının Tuvale Aktarımı” adı altında yürütülen bir  Proje aslında Öğretim üyesi Şakir Şeyhoğlu’nun tabloları. Kardeşi Şuayıp Şeyıhoğlu'nun eşi Yard. Doç. Dr.  Ayşegül Şeyhoğlu’nun yürütücüsü olduğu bu proje kapsamında geçmiş Tuvalinin  başına Şakir hoca. Türkiye’de ve Dünya’da Fatih Sultan Mehmet Han’ın 1461  tarihindeki Trabzon’un Fethi’nin yeterli ve gerekli ilgi ve bilginin olmayışının  eksikliğini öğrencilik yıllarından beri hissettiğini belirtiyor Şakir hoca ve  ardından, “Her ne kadar Cumhuriyetten sonra Türkiye’de anıt yapımına, önemli  şahsiyetlerin heykellerinin dikilmesine önem verilmişse de bu iş için Avrupa’dan  sanatçılar getirilmiş, Türk tarihin de önemli olan kişi ve olaylar, yabancı  ressamlarca resmedilmeye çalışılmıştır. Mesela “Fatih Sultan Mehmet Han’ın  portresi” İtalyan Ressam Centille Bellini tarafından, “ İstanbul’un Fethi” yine  İtalyan Zonaro tarafından, Anıtkabir’deki “Çanakkale Savaşları” Rus ressamlar  tarafından resmedilmiştir. Türk tarihinde önemli bir mekan ve dönüm noktası olan  Trabzon’un Fethi ve tarihi de layıkıyla resmedilmeliydi, bunda gecikilmişti.  Onun için Trabzon ve tarihini tuvale aktarmaya çalışıyoruz” diyor.</p>
<p><img src="/images/upload/ss_trbzn4.jpg" width="300" height="191" align="right" alt="" /></p>
<div><br />
&#160;Fatih Eğitim Fakültesi’nde Şuayıp Şeyhoğlu ile aynı çalışma odasında,  karşılarında tuvalleri ve tabloları ile karşılaşıyoruz Şakir Şeyhoğlu ile. Bir  Resim Öğretmeni değil de sanki bir tarihçi ile sohbet ediyoruz. Tablolarını tek  tek gösteriyor, hangi tablolar da yaptığı değişiklikleri, tablolarındaki  sahnelerin nasıl bir dökümasyon taramasından geçirildikten sonra şekillendiğini,  bir tablo için zaman mefhumunu dikkate almaksızın aylarca nasıl çalıştığını  anlatırken, “Tarihin yalansız(!)” anlatımına ne kadar önem verdiğinin de altını  çiziyor Şakir Şeyhoğlu. Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMU) Resim İş Eğitimi  Bölümü, Resim Anabilim Dalından 1992 yılında birincilikle mezun oluyor. Ardından  Trabzon ve Gümüşhane illerinde 5,5 yıl Resim- iş öğretmeni olarak görev  yaptıktan sonra da 1998 Yılında KTÜ Fatih Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Bölümü  Resim iş Öğretmenliği Programında Öğretim Görevlisi olarak halen görev yaparken,  Desen, Karikatür, suluboya, pastel boya ve yağlıboya teknikleriyle pek çok  çalışma yapıyor. Şakir hoca, Trabzon Tarih Müzesi’nde yer alacak “Trabzonlu  kadınlar ve musiki” tablosunu anlatırken, Trabzon’un da bir saray kültürünün var  olduğunu, tablodaki perdelerin altındaki dantellerin motiflerini öğrenirken  zorlandığını anlatırken gülüyor, “Ama şimdi isteyen kadınlara o motifleri  verebilirim” diyor. Tam o sırada yanına gelen öğrencilerine de, “Resim yapmayı  abartmayın, o kadar zor bir iş değil, kendinize güvenin ve kafanızdaki  tasarınıza odaklanın” uyarısında bulunup gönderiyor.</div>
<p><img src="/images/upload/ss_trbzn3.jpg" width="300" height="199" align="left" alt="" /><br />
Trabzon şehrinin tarihi ve coğrafi yapısını yağlı boya tekniği ile tuvale  aktararak görselleştirmekle, tarihten bugüne stratejik önem taşıyan Trabzon’u  genç nesillere anlatımını kolaylaştırmaya da çalıştıklarını ifade ediyor Şakir  hoca ve ardından okuduğu bir kitaptan söz ediyor ve şunları anlatıyor;<br />
“Araştırma yapıyorum mesela 1916’da muhacirlik döneminde, Gümüşhane’den gelen  Harşit vadisi’nin denize ulaştığı Tirebolu’da halk derenin kenarına yığılıyor,  karşıya geçecek ama köprü yok. Tabi o sırada da insan denen yamyamlar var, o  dereyi karşıya geçirmek için insanlardan bir kayık parası kadar para istiyorlar.  Kısa bir süre önce Amasya’daydım, Orada da Osmanlı vardı, Burada da var ama  nedense bizim dereler üzerine bir köprü yok! Sanki bu bölgede Osmanlı’nın izi  yok, sanki Trabzon’a kadar ordular, insanlar havadan gelmişler! İnsanlarımız da  tarih bilincini oluşturmak, sahip olunan değerlerin nasıl bir sıkıntı ve  gayretten sonra kent, coğrafyası, kültür ve tarihini yorumlayan tablolar o  nedenle eksikliktir. Bu bizim hatamız, işte bunu giderme çabasındayız”...</p>
<p><br />
Trabzon Tarih Müzesi’nde yer alacak eserlerini tek tek anlatan Şakir Şeyhoğlu,  Osmanlı ordusunun 1461’de Zigana’dan Trabzon’a gelişini resmettiği “Trabzon’un  Fethi-1”, Osmanlı Ordusunun Zağnos burçlarında “Trabzon’un Fethi -2”, Fatih  Sultan Mehmet Han’ın Trabzon’a girişi “Trabzon’un Fethi -3” ,Osmanlı donanması  Dönüş Hazırlığın da “Trabzon’un Fethi -4”. “Fatih Sultan Mehmet Han”ın portresi,  Trabzon’da 1512-1520 yıllarında valilik yapan “Yavuz Sultan Selim” in Portresi,  Trabzon’da doğan “Kanuni Sultan Süleyman”’ın Portesi, “Yavuz Sultan Selim’in  Kutaisi seferi- 1512-1520”. 17.yy’da “Trabzon Bedesteni ve çarşı”, 1928’de  Trabzon’u ziyareti sırasında “Mustafa Kemal Atatürk’ün Trabzon Atatürk  Köşkü’ndeki portresi” , 1916 yıllarındaki “Trabzon’da Rus işgali ve muhacirlik”,  23 Haziran 1916’daki “Trabzon Sultan Murat yaylası. Osmanlı- Rus savaşı”,  “Kanuni Sultan Süleyman’ın Trabzon’da çocukluk yılları”, 1810 yılındaki  “Trabzon’da Rus çıkartması ve Sargana savaşı”nı anlatan tablo,” İpek Yolu’nda  Değirmendere köprüsü”, “Trabzon Limanı”. 1640 yılında “Evliya Çelebi’nin Trabzon  ziyareti”, “Trabzonlu kadınlar ve Musiki”, “Trabzonlu Milis kuvvetlerinin  Osmanlı Ordusu ile Ruslara karşı verdiği mücadele” ve 24 Şubat 1918’de  “Trabzon’un düşman işgalinden kurtuluşu” gibi 20 tabloyu tamamladı.</p>
<p><img src="/images/upload/ss_trbzn5.jpg" width="300" height="189" align="right" alt="" /><br />
Ressam Öğretim Görevlisi Şakir Şeyıhoğlu, Evliya Çelebi’nin Trabzon ziyareti  tablosundan bahsederken, Evliya Çelebi’nin Akçaabat’ta yediği patlıcan incirini  unutamadığını, İpek yolu ve Değirmendere Köprü tablosundan söz ederken o dönemde  kullanılan develerin özelliklerine varan bilgiler de veriyor. Tarihi tabloların  yapılmasında kaynak sorunu yaşadıklarını ifade eden Şeyıhoğlu, tarihi belleği  sadece araştırıp, okuyarak geliştirmenin zorluklarından söz ederken, “Yeterli  müzemiz yok. Çanakkale savaşında askerimizin dört farklı elbisesi var mesela,  Osmanlı’dan kalan o dönemlerin giysisi, kostümü, zamanın ruhunu elde edecek  doneler maalesef yok veya biz ulaşamıyoruz. Zaman zaman yabancı kaynaklardan  daha iyi görsel elde edebiliyoruz, tarihi hafızamıza maalesef yabancılar da  olduğu kadar rahat ulaşamıyoruz. Bu büyük eksikliğimiz” diye sözlerini  tamamlıyor.</p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/tuvallerde-trabzon-tarihini-anlatiyor-h328.html</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Oct 2013 15:40:20 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/tuvallerde_trabzon_tarihini_anlatiyor_h328.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[KTÜ'de ilk tanışma!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/sizden-gelen/ktude-ilk-tanisma-h327.html</link>
      <description><![CDATA[Karadeniz Teknik Üniversitesi İletişim Kulübü 2013-2014 eğitim öğrenim dönemin de üniversiteye yeni katılan öğrenciler için tanışma etkiliği düzenledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[&#160;Karadeniz Teknik Üniversitesi İletişim Kulübü 2013-2014 eğitim öğrenim dönemin de üniversiteye yeni katılan öğrenciler için tanışma etkiliği düzenledi. <br />
<br />
<div>Karadeniz Teknik Üniversitesi İletişim Kulübü 2013-2014 eğitim öğrenim dönemin de üniversiteye yeni katılan öğrenciler için İletişim Fakültesi organizasyon alanında tanışma etkinliği düzenledi. Etkinliğe İletişim Fakültesi Dekanı Yardımcı Erdem Taşdemir'in yanı sıra bir çok akademisyen ve çok sayıda öğrenci katıldı. Etkinliğin açılış konuşmasını İletişim Kulübü Başkanı Turgut Yıldırım gerçekleştirdi.<br />
<img src="/images/upload/ktu_tns.JPG" width="400" height="199" align="right" alt="" /><br />
Düzenlenen kokteyl alanın da tanışma fırsatı bulan öğrenciler horon, kolbastı gibi yöresel oyunlar ile doyasıya eğlendi. Üniversite ve kulüp tanıtımının yapılması, kişisel gelişime katkı sağlayan etkinlikler ve sürpriz hediyelerin verilmesiyle toplu fotoğraf çekiminin ardından etkinlik sona erdi.</div>
<br />
<div>Karadeniz Teknik Üniversitesin'de şenliklerin iptal edilmesini fırsata çeviren İletişim Kulübü'nün 2013-2014 dönemi etkinlik planı ise şu şekilde:</div>
<br />
<div>1- 4 Ekim Yük Filimi Gösterimi</div>
<br />
<div>2- 31 Ekim Kariyer Tüyoları</div>
<br />
<div>3- 9 Kasım Oğuzhan Uğur Konseri</div>
<br />
<div>4- 7 Mart iletişim Ödülleri Gecesi</div>
<br />
<div>İletişim Kulübü 2008 yılında çalışmalarına başlayan ulusal ve yerel kapsamda faaliyetlerini sürdüren ve bu alan da Gala, filim gösterimi, konser, iletişim zirveleri, eğitim gibi bir çok etkinlik düzenleyen, sosyal sorumluluk bilinci ile üyelerinin ve üniversite öğrencilerin kişisel gelişimlerine katkı sağlamak için çalışmalar sürdüren bir sivil toplum kuruluşudur. İletişim Kulübü çalışmalarında vizyon olarak daha bilinçli bir toplum, pozitif ayrımcılığa evet, nefret söylemlerine karşı mücadele ve kişisel gelişime katkı sağlamayı hedeflemektedir.<br />
<br />
(<span style="font-family: Arial, sans-serif; font-size: 13px; font-weight: bold; line-height: 19.0625px; white-space: nowrap;">Aytaç Burak Dereli- KTÜ)</span></div>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/sizden-gelen/ktude-ilk-tanisma-h327.html</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Oct 2013 00:32:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/ktude_ilk_tanisma_h327.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tilki, pozunu verip gitti!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/foto-haber/tilki-pozunu-verip-gitti-h326.html</link>
      <description><![CDATA[Belli ki gözleri kamaşmış ve yol bulup gidemiyor. Tedirgin halde bize bakıyor, biz de ona tabi. Bu arada ben de makinayı çıkarıyorum, fotoğraf çekmeye çalışıyorum ama o sıralar fotoğraf makinam da bir sıkıntı var ve parmaklarımla uyumlu değil, bir kaç deneme yapıyorum, olmuyor! Bir kaç kez flaş patlıyor ama fotoğrafı alamıyorum. Son bir kare, işte bu pozu veriyor bu Tilki, &#039;Çek ve defol, git&#039; dercesine. Bu tek pozu verdikten sonra artık gidebileceği yola karar veriyor ve köprünün üzerinden geçip gidiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;Gecenin bir vakti, bilmediğimiz yollardan gidiyoruz. zaman zaman bir köprüye rastladığımızda duruyor ve etrafa bakıyoruz. tanıdık bir ev veya bir yol ya da belki hatırlayabileceğimiz bir işarete rastlarız diye ama yok. Tam o sırada aracın navigasyon cihazını da devreye sokuyoruz ama yine yok, navigasyon da tanımıyor o yolları. Gittiğimiz yollar toprak. Bir köprüye geldiğimizde Pınargözü ile Alaca köyü arasındaki bir köprü bu, bir Tilki, aracın farlarına yakalanıyor. Belli ki gözleri kamaşmış ve yol bulup gidemiyor.Tedirgin halde bize bakıyor, biz de ona tabi. bu arada ben de makinayı çıkarıyorum, fotoğraf çekmeye çalışıyorum ama o sıralar fotoğraf makinamda bir sıkıntı var ve parmaklarımla uyumlu değil, bir kaç deneme yapıyorum, olmuyor! Bir kaç kez flaş patlıyor ama fotoğrafı alamıyorum. son bir kare, işte bu pozu veriyor bu Tilki,<img align="absMiddle" alt="" height="416" src="/images/upload/Tilki_1.JPG" width="600" /> 'Çek ve defol, git'dercesine.Bu tek pozu verdikten sonra artık gidebileceği yola karar veriyor ve köprünün üzerinden geçip gidiyor. Alaca köyü'nün eski adı Menge.Pınargözü ise Kilhos.Bayburt'un köyleri.O Tilki'nin geçtiği köprüden geçmiyoruz, tam aksine devam ediyoruz yolumuza ve sonunda bizde gitmek istediğimiz yolu buluyoruz. Aslında adını bildiğimiz ama çok küçükken gittiğimiz bir köydü Alacaköyü.Allah'tan yolda gördüğümüz ve yolu sorduğumuz insanlar bize 'Alaca köyü' değil de , 'Menge burası' dediler, öylece bulduk yolumuzu, yok 'Alaca köyü' deselerdi, bizim ne o köyü ve ne de gideceğimiz köyü bulmamız mümkün değildi. Şimdi yeni açıklanan "Demokrasi Paketi"nde eski köy isimlerinin geri getirilmesinin önünün açılmasının ne kadar önemli olduğunu şimdi çok daha iyi anlıyorum. Sizce de öyle değil mi? (mka)</p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/foto-haber/tilki-pozunu-verip-gitti-h326.html</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Oct 2013 00:29:50 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/12/tilki_pozunu_verip_gitti_h326_ef543.jpg" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzungöl, panayıra dönmüş!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/uzungol-panayira-donmus-h325.html</link>
      <description><![CDATA[Arap Turistlerin gelmesiyle belki şimdi tam bir panayıra dönmüş, o eskinin sadeliği, sessizliği, o ‘cennet’ hali, bin bir çeşit işletmenin esiri haline gelmiş, o sadelik ve güzellik şimdi sadece fotoğraflarda kalmış denebilir!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<div>M. Kemal AYÇİÇEK&nbsp;</div>

<p></p>

<div>Uzaktaki insanlar, güzel fotoğraflarıyla bir yalancı “cennet” derler ya Uzungöl için, haklılardır. Hani bir atasözümüz vardır, ‘Davulun sesi uzaktan hoş gelir’ diye, bizim Uzungöl’ün de fotoğrafları şimdi o atasözümüze döndü ne yazık ki. Uzungöl, Arap Turistlerin gelmesiyle belki şimdi tam bir panayıra dönmüş, o eskinin sadeliği, sessizliği, o ‘cennet’ hali, bin bir çeşit işletmenin esiri haline gelmiş, o sadelik ve güzellik şimdi sadece fotoğraflarda kalmış denebilir!<img align="left" alt="" height="267" src="/images/upload/Uzungöl_5.JPG" width="400" /></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Yıllarca önce Trabzon’da şimdiki Valilik binasının hemen önündeki meydanda Fuar kurulurdu, o fuarda görmüştüm ilk kez çekilişleri. Vat 69’lu ilk sigaralığı da orada kazanmıştım. Ne mutlu olmuştum! Sonra dönme dolaplar, en büyük yenilikleriydi Fuarların. Onların daha büyüğü de panayırlardı. Şimdi Uzungöl, Yamaç paraşütünden tutun, Karting veya go kart, Atv denilen o dört tekerlekli motosiklet azmanı, bisiklet, fayton derken at gezintilerine, deniz bisikleti, atış poligonu gibi bir yığın etkinliğin buluştuğu yer halini almış. Fayton, İstanbul’da adalardaki ulaşım aracı, hem gezme ve hem de ulaşım için kullanılıyordu ama şimdi Uzungöl’de de Fayton keyfi sürebiliyorsunuz hem de belli bir alanda turu 40 liraya.<img align="right" alt="" height="267" src="/images/upload/Uzungöl_3.JPG" width="400" /></div>

<p></p>

<div>Yamaç paraşütü ile gezinmek isterseniz göl üzerinden süzülmesinin on dakikası 200 liraya, bisiklet binecekseniz on dakikası 5 liraya, deniz bisikletine binmek isterseniz yarım saati 25 liraya, ATV’lere binecekseniz dört turu 10 liraya, karting yapmak isterseniz 5 dakikası 10 liraya, bunları yapabilirsiniz. Bir Arap şeyhi, go kart denilen flatforma geldi. Yanında oğlu ve torunu var. Belli ki o torununa karting zevki yaşatmak istiyor. Karting önündeki sandalyelerde oturdu. Oğlu da yanına geldi ama oğlu o şeyhin yanında esas duruşta duruyor. Önce sıra bekliyorlar bir süre, sıra onlara gelince şeyh tornmunu gösteriyor, karting görevlisine, o görevli bakıyor ki o torun daha tıfıl, ufak bir çocuk, onun araçlara binmesine izin vermiyor. Arap şeyhi önce olayı kavramaya çalışıyor, ‘Parasını veriyorum, nasıl binemez’ der gibi ama karting görevlisi, belli yaş sınırında olanlara izin vermediklerini izah ediyor, bu sefer o şeyh kendi oğlunu gösteriyor, yani tornunun babasını, ‘ onunla binsin’ diyor ama karting görevlisi, ‘olmaz’ diyor ve buna izin vermiyor. Arap şeyhi, sinirleniyor ve yerinden kalkıyor, hani ‘küsmüş’ edasında, biraz da ‘senin go kartına ben’ dercesine uzaklaşıyor.</div>

<p></p>

<div>Uzungöl’ün başlangıç hikâyesini bilenler bilir, “inan” tesislerinin sahibi Dursun Ali İnan, o tesisin inşaatına başladığında bunu babasına şikâyet etmişlerdi orada yaşayan uzungöl ahalisi, “senin oğlun delirmiş, Almanya’da kazandığı parayı burada heba ediyor, gel oğluna engel ol” diye mektuplar yazmışlardı. Uzungöl’ü Dünya’nın çekim merkezi yapan o insanın başı sağ, onun düşlediği Uzungöl, bugün panayırları aratmayan Uzungöl değildi elbette ama eşik aşılmış, para hırsı, insana saygının önüne geçmiş ve kapitalizmin o vahşi yüzü, burada da nüksetmiş ve ‘para getiren her şey mubah’ mantığına Uzungöl’de esir olmuş durumda. Şimdilik belki bisikletler ses çıkarmıyor ama ATV’lerde, karting’de gürültü yapıyor! Göl uzaktan bakıldığında hala o eski manzara fotoğrafını veriyor ama yakıdan baktığınızda göl içindeki adacıkları görüyorsunuz! O çevresine örülmüş taş duvarların önüne dikilmiş ağaçlar büyümüş, taş duvarları kapatmış ama doğallık, yerini suni bir yeşilliğe bırakmış artık!<img align="right" alt="" height="267" src="/images/upload/Uzungöl_4.JPG" width="400" /></div>

<p></p>

<div>Bahreyn, Kuveyt, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve kısaca Arap Yarımadası’ndan gelen ziyaretçiler çoğunlukta Uzungöl’de, sanıldığının aksine İran veya Iraklılar yok. O Kara çarşaflılar, Arap Yarım Adası’ndan gelen turistler. Elbette gelenler Arap olunca onların zevklerine yönelik eğlence alanları da çeşitlendirilmiş, sinemanın bile son teknolojisi Uzungöl’de yerini almış durumda. Hani tatilinizi sessiz ve sakin, kafa dinleme anlamında düşünebildiğiniz Uzungöl, şimdilerde daha çok genç ve maceraperest tipleri cezbedecek, adrenalin denilen yüksek ritimli bir tatil beldesi haline gelmiş durumda. Bir tane mısır 2 lira, balın kilosu 130 milyon lira gibi uçuk fiyatlarla da karşılaşabileceğiniz, bölge gerçeklerinin çok üzerinde bir ticari mantığın hüküm sürdüğü bir turizm merkezi mi olur? Olmuş işte, Uzungöl maalesef, o eski sakin ve huzur ortamı diye bilinen bir yer olmaktan çıkmış, tamamen ticari kaygıların ön plana çıktığı bir merkez haline gelmiş. Eğlence tabi ki de tatil de olmalı ama Uzungöl’de bu biraz ileri gitmiş, o eski fotoğraflardaki dinginliği aratır haldeki bir merkez oluvermiş.<img align="left" alt="" height="267" src="/images/upload/Uzungöl_2.JPG" width="400" /></div>

<p></p>

<div>Bu durumunu az çok tahmin edebildiğimden olacak uzun yıllardır gitmemiştim Uzungöl’e ama şu son gidişim ki, her bir gidişimde bir önceki halini arar buldum Uzungöl’ü. Her şeyi Araplara bağlamanın bir âlemi de yok ama bizim insanımız maalesef, her alanda hep bindiği dalı kesmenin daha cazip olduğunu sanıyor. Bu gidişle, Uzungöl’ün artık o eski yıllarda çekilmiş, temiz doğası, doğal yeşili ve Uzungöl’ün müdahalesiz halini hep o eski fotoğraflarda görebileceğiz! Yoksa her geçen gün Uzungöl, maalesef panayır mantığına bürünmüş işletmecilik mantığının etkisi altında var olan tüm değerlerini de kaybetmiş olacak. O zaman da çok geç olacak ama bize yazılar, nasihatler fayda etmiyor! Adam bir tavuk döner salonu açıyor, ne faturası var, ne fişi var, çay bir lira ama ne fiş var ne denetim var. Turizm iyi de o turizme hizmet ettiği sanılan tesislerin durumu ne âlemde bunları kimse denetlemeyecek mi? Her kes kafasına göre bir işletme mantığı ile mi Uzungöl’de hizmet verecek? Arapların nasılsa parası vardır ve parası olana her şey de mubah mantığı uzungöl için ne kadar doğru bir mantıktır?</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Doğası, manzarası hala bakir Uzungöl’un ama uzaktan bakıldığında artık. Uzungöl’ün hemen çevresindeki yaplaşma, çevre düzenlemelerinin önüne geçmiş ve neredeyse artık nefes alamaz hale gelmiş konumda. Uzungöl, yaylalarına varıncaya kadar hala bir çekim merkezi ama göl manzarasını görebileceğiniz uzaklıktan böyle, gölün yakınlarının çok sıkışmış hali sizi oraya gittiğinize pişman edebiliyor. Hele trafik sıkışıklığı, başlı başına ayrı bir sorun artık. Tıkış tıkış araçlarla artık Uzungöl’de adım<img align="right" alt="" height="267" src="/images/upload/Uzungöl_6.JPG" width="400" /> atılamıyor! &nbsp;Bu gidişle Uzungöl, Arapların da artık gitmek için can attığı yer değil, belki gelmemek için daha çok bahanelerinin olduğu bir merkez halini alacak ve gaz gelen yerden artık tavuğu da esirger hale geleceğiz. Uzungöl’ün başlangıcını biliyoruz, dününü ve bugününü de görünce insan yazılarında uyarılardan da vazgeçemiyor. Şimdilik kalın sağlıcakla.</div>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/arinuk-haber/uzungol-panayira-donmus-h325.html</guid>
      <pubDate>Sun, 29 Sep 2013 01:50:16 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/11/uzungol_panayira_donmus_h325_3cb04.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Devlet, çocuklarını dikizliyor!]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/gezigozlem/devlet-cocuklarini-dikizliyor-h324.html</link>
      <description><![CDATA[Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bağlı Kırşehir Erkek Yetiştirme Yurdu’ndan 12’si öğrenci, 2 yönetici ve bir de araç sürücüsü toplam 15 kişilik bir grup, Trabzon’da beş gün kaldı. Trabzon Valiliği’nin Bahçecik’teki ‘Sevgi Evleri’nde konakladılar.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;<br />
&nbsp;</p>

<div>M. Kemal AYÇİÇEK&nbsp;</div>

<p></p>

<div>Kırşehir’den &nbsp;Trabzon’a beş günlük bir kamp (tatil) amacıyla gelmişlerdi, onlar Devlet himayesindeki gençlerdi. Onlarla iki gün gezdim. Onlar Devletin çocuklarıydı, onlara gezilerinde eşlik etmek, zaman ayırmak benim için de güzel bir bahane oldu. Fındık ayının yoğun günleriydi, soluklanmış oldum. &nbsp;O iki günde nereleri gezdik, gezdiğimiz yerleri ve diyalogları aktarayım istedim. Gezimizin ilk gününde program dışına çıktık ama bir de deniz kazasını ucuz atlattık! Ama yaşam bu, hiç ummadığınız bir anda sorunlarla da karşılaşabilirsiniz, çok güzel bir gününüz sona ererken telaşta edebilirsiniz, bunlar hayatın olağan halleri.&nbsp;<img align="left" alt="" height="267" src="/images/upload/d_cocuklari_4.JPG" width="400" /></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bağlı Kırşehir Erkek Yetiştirme Yurdu’ndan 12’si öğrenci, 2 yönetici ve bir de araç sürücüsü toplam 15 kişilik bir grup, Trabzon’da beş gün kaldı. Trabzon Valiliği’nin Bahçecik’teki ‘Sevgi Evleri’nde konakladılar. Çok güzel yapılar, güzel manzara, sıcak yemekleri, yatakhaneleri, Plazma TV’li oturma salonu, dolapları, yatakları her şeyleri pırıl pırıldı.12-18 yaş grubunda olan gençler, kurum içinde belli kıstaslara göre seçilmiş, kiminin yurt içinde davranışları, kiminin derslerdeki başarı durumu. &nbsp;Yine kurum içinde karşılıklı değişim programı kapsamında yurdun değişik illerinde kamp adını verdikleri gezi yapıyorlar.<img align="right" alt="" height="267" src="/images/upload/d_cocuklari_1.JPG" width="400" /></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Sabah erken saatlerde grupla tek tek tanıştık. Kırşehir Erkek Yetiştirme Yurdu’nun yine aynı kurumdan yetişmiş Müdür yardımcısı Mehmet Özdaş, yanında öğretmen Ömer bey ile birlikte oturdu. Bir minibüstü aracımız. İlk gün Trabzon’un Esiroğlu Beldesi’ndeki Atasu barajı, ardından da &nbsp;Maçka İlçesi’nde bulunan Sümela Meryemana Manastırı, Hamsi köy ve Zigana dağına çıktık. Yola çıkarken Müdür yardımcısı Mehmet Özdaş’ın gruptaki gençlere, ”Bakın yanımızda bir gazeteci var her türlü davranışınıza dikkat edin” uyarısını duydum. O andan itibaren de ‘Devlet’te çocuk olmak’ nasıl bir şey diye de tüm gençleri tek tek gözlemlemeye başladım. Oysa ben daha gezinin başında gençlerin uyarılmasıyla zaten rahatsız olmuştum! Hem gezi hem de bu gezide gençlerin gönüllerince rahat olamayıp, davranışlarına dikkat edecek olmalarına sebep olmuş olmaktan rahatsızlık duydum. Kendimi o gençlerden birinin yerine koydum, içimden ‘Hay senin yaptırdığının gezi’nin ben’ dedim tabi. Her halde o gençler de aynısını zaten söylemişlerdir!</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Trabzon’dan Maçka’ya doğru yöneldiğimiz de Mehmet beyin zaman zaman bazı isimleri söyleyip, ikaz etmesi ardından da, ‘ Yaptığınız her şeyi görüyorum, haberiniz olsun bak’ diye kimin kime takıldığını, zaman zaman da ayağa kalkıp, aracın arka tarafına doğru gidip, geldiğini görüyorum. Ben aslında zaten aynı kurumda yetişmişliğin bir hüneri sanıyorum bu durumu ama yok meğer bizim Mehmet bey, aracın dikiz aynasından aracın arka koltuklarında ne olup olmadığını dikizliyormuş! Bunu o gün sonunda geziden dönüşte anlayabildim. Ara sıra Mehmet bey’in, “nasılız” sorusuna koro halin de ,”iyiyiz” cevabı geliyor. Yol kenarında satılan fındıklardan iki kilo fındık &nbsp;aldık araçta yensin diye, yendi de ama bir ara o fındıklar yüzünden arka tarafta bir tartışma oldu. Tam olarak ne olduğunu anlayamadım, araçta biraz ters hava esti! Belli bir süre sessizlik oldu, ardından bir balık çiftliğine varıp, yetiştirilen balıkları görünce o sert hava dağıldı. Sümela Manastırına çıkıncaya kadar bol bol fotoğraf çekip, iyi vakit geçirdik.</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Sümela Manastırı, Milli Park içinde olduğu için araçla girişte bir ücret, manastır önünde de giriş ücretlerini ödemeden, Devlet’in Çocukları sayesinde ücretsiz geçtik! Manastır’dan öylesine bir ilgi ile çıktık. Öğlen yemeği molası verilecekti Sümela’dayken ama Hamsiköy’de karar kıldık. Hamsiköy’e vardığımızda lokantalarda yemek için sadece sütlaç olduğunu, sütlaç dışında da başka bir yemek olmadığını öğrenince şok olduk! Oysa aynı Hamsiköy’de ne lokantalar vardı, şimdi Trabzon’da Değirmendere’de o lokantaların adı altında işletmecilik yapılıyor. Yemek için Hamsiköy’ün yukarısındaki Zigana dağı yolu üzerindeki dağ tesislerinde köfte molası verdik. Kırşehir’den gelmiş bu gençler, Karadeniz bölgesinin yemeklerine pek ilgi göstermediler. Zaman zaman ısrarcı da oldum ama mesela lahana sarmasını onlar yaprak sarması olursa yiyebilirlermiş, yaprak sarması da Karadeniz ters! Şükür ki gençler, köfteleri beğendi. Zigana tüneline çıkarken Trabzon il sınırlarından çıkıp Gümüşhane il sınırlarına geçtik. Bin 702 metre uzunluğundaki tüneli karşıya geçip, fotoğraf çektikten sonra da dönüşe geçtik. Dönüş yolunda madem gençler gezideler, hem deniz sezonu varken akşam deniz, köyde bir yemek ve ardından da semaver çayı sürprizi yapalım dedik, gençler buna bayıldı.&nbsp;<img align="left" alt="" height="267" src="/images/upload/d_cocuklari_3.JPG" width="400" /></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Gençlerin konakladığı Trabzon’un Bahçecik tepelerindeki sevgi evlerine gidip, gençlerin deniz malzemelerini alıp Araklı’ya gittik. Önce akşam yemeği için ekmek, ızgara için yeterince de tavuk alıp, &nbsp;Lebiderya denilen mevki de denize girdik, hava kararmıştı, bir ara adı Salih olan genç yanıma geldi, ‘az ilerde düştüm de karnımda biraz ağrı var, bir şey olur mu?’ diye sordu. Suyun içindeyiz, Salih’i biraz suyun üzerine çıkardım, o ağrının olduğu yere baktım, Salih’ten kan akıyordu, hep birlikte yarım saatlik deniz sefasını bitirip aceleyle çıktık denizden, Salih’i Hasta haneye götürdük. Salih meğer deniz de ayağı bir taşa takılıp düşmüş ve o düşüş sırasında da ya bir cam parçası veya keskin bir kayaya takılmış olmalı ki, karın alt bölgesinde on santimlik bir derin kesikle yaralanmıştı. Salih akıllılık edip gelip sormuş ve öylece olayın farkına varmışız, o ağrıya aldırmayıp, sessiz kalsaymış o deniz kazasını çok da ucuz atlatamazmışız meğer!<img align="right" alt="" height="267" src="/images/upload/d_cocuklari_5.JPG" width="400" /></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Hasta hane zaten bizim köyün hemen altındaydı. Salih’in tedavisini yaptırıp köye çıktığımız da bizim gençler, semaverleri yakıp, &nbsp;iki ızgarayı da zaten yakıp hazırlamışlardı. İki büyük sofra kurduk harmanda ve misafir Kırşehirli Devlet Çocuklarına Karadeniz köyünde bir akşam yemeği vermiş olduk. O gençler, bizim mahallenin gençleri ile kısa da olsa tanışıp, &nbsp;kaynaştılar. İncirler yeni olmuş, bol bol incir ikram ettik ama inciri de pek beğenmediler! Gezinin ilk gününü dolu dolu yaşayan gençlerden biri yanıma geldi, “sayende denize girdik abi, teşekkür ederim, mükemmel bir gündü” dedi. Gecenin ilerleyen saatlerine kadar da semaver çayımızı içip, bol bol sohbetten sonra misafirlerimizi gece yarısı uğurladık.</div>

<p></p>

<p></p>

<div>İkinci gün güzergâhımız Uzungöl</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Akşam köydeki mangal ve semaver, Kırşehirli gençlere iyi gelmiş olmalı ki, sabahın erken saatlerinde her birinin yüzü gülüyordu. Of’ta akaryakıt alırken o gençlerden biri gidip biri geliyor, “dondurma ister misin, benden!” diye soruyorlar, ikramda bulunmak istiyorlar ama ben dondurmayı, melezleştikten sonra pek sevemiyorum, istemedim de ama araca bindiğimiz de Ali Osman Eflatun’un emrivakisi ile zorunlu olarak ikram ettiği dondurmayı yedik. Zaten Hapsiyaş köprüsü de o dondurma yeme mesafesindeydi. Kiremitli köprüde denen bu yer, Solaklı vadisinin resepsiyonisti adeta. Vadiye yolu düşen her kimse Hapsiyaş köprüsünün heybetine kendini zaten kaptırıyor ve bu köprüde bir hatıra fotoğrafı çektiriyor. Zaten bu yüzden şimdi Kiremitli köprünün çevresinde hummalı bir peyzaj düzenlemeleri yapılıyor. Hapsiyaş köprüsü molasının ardından artık Uzungöl’e varıyoruz. Hava açık ve güzel bir sabah güneşi ile Uzungöl’ü farklı tepelerden seyrediyor ve bolca fotoğraf çekiyoruz. Ardından da Uzungöl’ün sağ yakasına düşen yaylaları da görelim diyoruz. Yükseldikçe sis bastırıyor, göz gözü görmüyor ama bulutların üzerinde Yaylaönü ve Şekersu yaylalarına çıkıyoruz. Geri dönüş sırasında ormanda ligarba, bir farklı deyişle likapa veya yaban mersini buluyoruz, tüm gençler araçtan iniyor, yolumuz üzerindeki yaban mersinlerinden kendileri toplayıp bu meyveyi ilk kez tadıyorlar. &nbsp;Uzungöl’e geri döndüğümüz de herkes acıkmıştı artık, ikindi vakitleri Kırşehirli gençler, topluca bir tavuk dönerciye giriyor ve burada yemeklerini yiyor. Yöneticiler burada fatura istiyor ama fatura yok, fiş veya benzeri bir belgede alamıyorlar. Bu tür kafileli gezilerde fatura önemli, biraz ısrardan sonra işletmeci, konu komşudan temin ettiği bir belge ile kafileden kurtuluyor!<img align="left" alt="" height="267" src="/images/upload/d_cocuklari_6.JPG" width="400" /></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Devletin çocukları, yemeğin ardından karting alanına gidiyor, boyu araca uygun olmayan küçüklere izin verilmiyor ama bir dadikalık avantajla iki grup, burada bir süre yarışıyor. İlk gruptaki gençler, karting sırasında normalden fazla kaza yapınca işletmeci birkaç tur dönmüş gençlerin önünü kesiyor ve paralarını geri iade ederek, araçlardan indiriyor. Kimi bisiklet turu yapıyor, kimi de langırt oynuyor, kimi silah atışlarında zamanını değerlendiriyor ve dönüşe geçiyoruz. Bu sırada Mehmet bey, kafiledeki gençlerden iki kişinin adını söylüyor ve, “bunlar en iyileri” diyor. Bakıyorum, Mehmet bey’in verdiği isimler, iki günlük gezi sırasında sesini hiç duymadığım isimler oluyor. Ağzı var ama dili yok olanlar demek ki, “iyi çocuklar” oluyor! Gezi boyunca 12 genç, zaman zaman gelen telefonlardakilere, “baba” diyor koro halinde, zaman zaman da “müdür baba” diye hitap ediyorlar Mehmet bey’e. Uzungöl’den ayrıldık, yolda tüm gençler uyku moduna geçti. Gençlerin Trabzon’daki son kamp günü, Akçakale’deki Mersin plajında gün boyu denizdi. Gezideki tüm gençlerden beş günlük Trabzon kamplarının bir yazısını istedim, “olur” dediler ve vedalaşıp ayrıldık. Kırşehir Yetiştirme yurdu gençlerinin bu gezimiz sırasındaki psikolojik hallerini bir başka yazımda aktaracağım. Şimdilik kalın sağlıcakla.</div>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/gezigozlem/devlet-cocuklarini-dikizliyor-h324.html</guid>
      <pubDate>Tue, 24 Sep 2013 00:30:47 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/11/devlet_cocuklarini_dikizliyor_h324_576a5.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ejderhanın gölü ve Hıdırlez mağarası]]></title>
      <link>https://www.karadenizolay.com/gezigozlem/ejderhanin-golu-ve-hidirlez-magarasi-h181.html</link>
      <description><![CDATA[Ama altımdaki kütük kaymaya başladı. Meğer o bir kütuk değil de topraktan çıkan bir ejderhaydı. Malları toparlayıp hemen oradan ayrıldık bir anda gök gürültüsü ve bir büyük yağmur ve tufan]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;www.karadenizolay.com (Özel)- Mayıs ayında başlanan Yayla yolculukları, kimi zaman iki kimi zaman üç gün sürebiliyordu. Yol yok şimdiki gibi sadece patika yollar, hani keçi yolları denir ya onlar gibi. Kimi yerlerde uçurumlardan geçilmesi gerekiyor. Yollar uzun, insanlar yorgun düşer ama her yıl yenilenen yayla yolculuklarında yeni yeni tanışıklıklar ve hikayeler, o yayla yolculuğunu hep özlemle hatırlatır insanlara..hele çocuklara..</p>

<p></p>

<div>Bir hafta öncesinden başlanır yayla yolculuğunun hazırlıkları. Ekmekler, çörekler, keteler hazırlanır yol boyunca erzak olsun diye, öyle ya iki veya üç gün boyunca yollarda olacaksınız. Buna da bir hazırlık gerekir, Varsa çarıklar dikilir, yoksa kuşaklar örülür, fistanlar, peştemallar, çislavet lastikler, veya kara lastikler alınır. Azık torbaları tutulur. Yola çıkacak köç (yaylaya gidecek insan, aile) konu komşularla o yolu birlikte alırlar. Hem şenlik olur ve hem de yol boyu olabilecek her hangi bir olumsuz durumun aşılması rahat olur. Birlikten kuvvet doğar ya.</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Sığırların süslemeleri bitmişse, cameşler paklanmışsa, eşekler , katırlar ve atlar &nbsp;da hasta değillerse o zaman erzaklar onlara yüklenir ve sabahın alaca karanlığında yola çıkılırdı. Yol boyunca kalınacak yerler bellidir zaten. Hanlarda yer varsa oralarda yoksa da yol boyundaki mağaralar da dinlenilirdi. Yoldaki hareket, tamamen birlikte götürülen hayvanlara bağlıydı.Öyle ya büyükbaş hayvanlardan eğer sizde cameş (manda) varsa, siz sadece sığırı olanlar gibi rahat gidemezsiniz yolda. Veya yaşlı sığırınız varsa genç hayvanları olanlarla da aynı hızla yürüyemezsiniz yolda. İnsanların yayla yolculuğunu belirleyen onların o andaki büyükbaş hayvanlarının yol performanslarıdır kısaca.</div>

<p></p>

<div>&nbsp;<img align="right" alt="" height="200" src="/images/upload/hidirlezmagarasi4.jpg" width="150" /></div>

<p></p>

<div>&nbsp;Kimi yolda direnir hayvanların, yorulur yatar, kalkmaz siz uğraşırsınız saatlerce. Kimi inat eder, yatar bi,r daha kalkmaz, kiminin ayakları vurur, tırnakları kırılır, yürüyemez ve siz beklersiniz. Yani yayla yolları sadece insanların arkadaşlıklarına değil hayvanlarla da sıkı dostluklar kurmanızı da sağlar.</div>

<p></p>

<div>Yollar boyunca nazlatacağınız bir gileniz (dana) veya bir kuzunuz veya sizi dinleyen ve anlayan, her sözünüze baş hareketleriyle onay veren sanki “haklısın” veya “tamam” “olur tabi öyle yapalım” der gibi bir akıllı sığır veya eşşek’le yol alınmaz mı? Bizim vardı, adları da insan adıydı “recep” ve “şaban”. Sanırım Recep, benden önceydi de ben şaban’ı tanımıştım. Onunla arkadaştık, beni dinler, bende inat etmez di ama bir başkası ona laf geçiremezdi. Bahsettiğim Eşek, Şaban’dı. Onun için gerçek hayatta da insanlar arasında bir çok “eşek” tanıdım ve hala da “eşek”lerle aram iyidir.</div>

<p></p>

<div>Şaban’ı amcam kesti</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Şaban, hani beni dinleyen ve seven ve benimde onu sevdiğim eşeğimizdi. O dönemlerde köydeki evimize de araba yolu değilde yine patika yolla çıkılırdı. Hele bizim çağılın hemen altında azıcık yağmur olunca da zalım çamuru dediğimiz çamur vardı ki, boş olsan da yürürken ayakların kayar, çoğu kez düştüğümüz de olmuştur. Bu arada eşekle suyu ben taşırdım, istemlilerde. Caminin altındaki çeşmeden alırdık suyu. Köy meydanına kadar gelen kamyonla çarşıdan kumanya gelir ve biz de o kumanyayı, un, şeker, buğday, zare (Öğütülecek veya öğütülmüş mısır unu), eşekle eve çıkarırdık.</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Ailemiz kalabalıktı ve alınan bir çuval un değil iki çuval olurdu. Şeker de aynı şekilde, 50 kiloluk çuvallarda olurdu. Bunları köy meydanından eşeğe yükler, onunla çıkarırdık. Eşek boş olduğunda da &nbsp;sırtına binerdim. Zaten, eşekle olan arkadaşlığımın en güzel yanı da buydu! Bir seferinde eşeğin semerinin &nbsp;bir tarafına bir çuval un, diğer tarafına da bir çuval un yüklemiştik ve eve çıkarırken o çağılın altından geçerken şaban’ın ayağı kaydı ve sırtındaki un çuvalının demir teller tarafındaki, dikenli demir teline takılıp yırtıldı. Yere biraz un döküldü. Yırtılan un çuvalının o kısmını önce tuttum, sonra fındık yaprağı ile kapadım ve eve çıktık.</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Un çuvalının yırtılmasını anlattım ama en küçük amcam Mahmut, o zamanlar 24 yaşlarında, bana eşeği düzgün sürmediğim için fırça attı sonra da şabanı yularından tuttuğu gibi meşeye götürdü. Tabi bende gittim ardından diğer amcamın oğlu ve kardeşimle. Meşedeki karayemiş ağacının altında amcam, &nbsp;“artık sen yaşlandın, bir un çuvalını bile taşıyamıyorsun demek ” diyerek Şaban’ın &nbsp;kafasını kesti. Yaşlanan eşeklerin kafası kesilirmiş demek ki. Kurban keser gibiydi. Çok kızdım ve öfkelendim ama yapacak bir şeyim yoktu. O Şaban, bizim son hizmetteki eşeğimiz olmuştu.</div>

<p></p>

<p></p>

<div><img alt="hıdırlez mağarası" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/yls.jpg" style="float: left; width: 600px; height: 315px; border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px;" /></div>

<p></p>

<div>Aradan biraz zaman geçmişti ve şaban’ın kesilmesi olayı konuşulurken amcamın büyük oğlu Hüseyin, Şaban’ın adının her anılmasında &nbsp;sık sık “rahmetli” diye araya girer, ve hala ona rahmet okur. Tabiî ki ben de çok etkilenmiştim. Ondan dolayı da nerde bir eşek görsem, sempatiyle bakar ve o hayvanları hep severim.Ağabeyimin oğlu Hakan Utku’nun Ziğana dağında gördüğü ve “fil” sandığı ve ama yanına zorla sokulup fotoğraf çektirdikten sonra da “eşek demek istemiştim” dediği, bizim şabandan ufak bir eşekti ama o benden şanslıydı. Çünkü, bizim o zamanlar ne bir fotoğraf makinamız vardı ve ne de fotoğraf çekenimiz. Onun için benim arkadaşım Şaban’la çekilmiş bir fotoğrafımın bulunmaması eksiğimdir!</div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<div>Sipa’yı nasıl sattık</div>

<p></p>

<div>Söz eşekten açılınca bir eşek anımı daha anlatmayı uygun gördüm. Fındık ayı gelmiş ama eşeğimiz de yok. Şaban’ı amcam kesmişti.Dedem beni yaylaya &nbsp;eşek almaya gönderdi.”babana söyle bir eşek alsın, sende al o eşeği gel”dedi, Gittim Yayla’ya. Yaylamız, Bayburt’un bir köyü idi. Babamla bir akşamüzeri gittik komşu köy Gondolot’a. Orada eşekler varmış, mallıkla sabah dağa çıkan eşeklere köy meydanında baktık ve bir tanesini &nbsp;600 liraya aldık.</div>

<p></p>

<div>Eşek değil daha yavru meğer. Ben sırtına bindiğimde beli büküldü hayvanın, çocuktum üstelik. Ama, babam sıkı pazarlıktan sonra satın almıştı bile.Sonra da amcamın oğlu ile sipa’yı iki günlük yürüyüşten sonra Araklı’daki köyümüze getirdik.Eşeği harman ilk gören babaannem oldu. Ama hemen anladı, dedemin kızacağını. Çünkü dedem, cambel diye bir arazimiz var ve burası en uzaktaki fındıklığımız. Buradan Fındık taşıyacak bir eşek almamızı istemişti ama babam, “nasılsa büyür” diyerek bu sipa’yı almıştı. Babaannem bana, “deden görmeden yarın sabah erkenden alın onu gidin kaşıkçı’ya satın, deden görmesin bunu çok kızar “dedi ama biz de yayladan geldik dedem de bunu gördü. Ve sordu, “nerde eşek getirdiniz mi?”&nbsp;</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Getirdiğimiz sipa’yı görür görmek dedem başladı bağırmaya, “sizin aldığınız eşeğin de, onu size satanın da” diye küfretmiyor ama biz onu anlıyoruz. Babama sayıp saydırıyor, tabi biz emir kulu olduğumuzdan bize bir şey demiyor. Hem dedem beni severdi ve bana bağırmazdı, bana kızsa da başkalarına bağırır bana fiske dokundurtmazdı. Bende dedemin gönlünü almaya çalıştım, eşeğin yapacağını biz yaparız dedim ve onu teselli etmeye çalıştım. Sonraki gün de üç arkadaş babaannemin dediği gibi Kaşıkçı’ya gidip, sipa’yı satlığa çıkardık.&nbsp;</div>

<p></p>

<p><img alt="sipa, eşşek" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/snrl2.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: left; width: 600px; height: 315px;" /></p>

<div>Bir dükkanın önünden geçerken adam bize baktı, “çocuklar satılık mı eşek” dedi. “evet” dedik, “getirin ona 400 lira vereyim” dedi. Olmazdı, biz eşeği 600 liraya almıştık ve iki gün de yol yürümüş getirmiştik. “olmaz amca” dedik, “o fiyata satamayız”. Gidip geliyoruz ama başka da kimse talip olmuyor sipaya. Yine aynı adam bu kez, “getirin çocuklar 350 lira vereyim” dedi. Ama biz “adam kesin alacak ama bizimle kafa buluyor olmalı, biraz daha gezelim bu adam alacak” dedik. Her geçişimizde adam 50 lira fiyat indiriyordu. Neyse gittik geldik, “bari 400 ver” dedik ama yok adam nuh diyor peygamber demiyor ve indikçe iniyordu. En son artık Pazar dağılıyor ve ortalıkta kimseler kalmıyordu, son kez adamın yanına gittik adam bizxe “satamadınız mı eşeği, getirin ona 250 lira vereyim” dedi. Baktık bir daha tur atar dönersek bu seferde 200’e iner, iyisimi hemen satalım sipayı dedik ve sattık. 250 liraya.Sonra eve döndüğümüzde dedeme anlattık bu durumu, “iyi yapmışsınız, babanın enayi parasıydı zaten, biraz akıllansın, o sipa o parayı bile etmezdi, iyi satmışsınız” dedi.o parada bize harçlık olarak kaldıydı.</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Eğer, göçünüz de bir eşeğiniz varsa o mıhmandarınızdır. En önde o gider. Sığırlar arkasına dizilir, sanki kıdem sırasıymış gibi en arkada da Cameşler ( mandalar) olurdu. Yol boyunca yükler Eşeklerin sırtında eğer eşek yoksa da sizin sırtınızda olurdu. Hem yaya ve hem güneş altında gidilen yollar, git git artık bitmez olurdu. Sadece hayvanlar değil siz de an olur ki bıkardınız, artık yürümeye mecaliniz bile kalmayabilir derecede yorulurdunuz.</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Yola Araklı’dan çıktıysanız, Dağbaşı (Çankaya) hanları ki (29 kilometre) ilk durak hanlarıdır.Gideceğiniz yolsa 110 kilometredir. O zaman, Karadere vadisinden yukarıya doğru, anas, bifara, dağbaşı, Sarı Mehmet hanları, Heyrat hanı, Gaydaros, Golaşa, Ayven, zimla, zimlakava, toroslu, çatak, pazarcık, bahçecik, salmangas hanları uğrak noktaları olur. Onca göç düşünün aynı anda yoldalarsa bu hanlarda yer bulamayanlar da Hıdırlez mağarası, Hazreti Alinin mührü (Burası yeni yol çalışmasında tahrip olmuş, o taştaki müdür de kaybolmuş), Ejderhanın gölü, Pamukgölü, Tilkibeli , Nebiyurt, &nbsp;Hatunyurt, Hacıveli, Mengenin sırt, Esertaş gibi yerler de dinlenme veya mola yerleriniz için işaretli yerlerdi.
<p></p>
</div>

<p></p>

<div>Ejder’in gölü
<p><img align="right" alt="" height="200" src="/images/upload/hidirlezmagarasi11.jpg" width="267" /></p>
</div>

<div>Trabzon’un Araklı ilçesi’nden Karadere vadisinden Bayburt yönüne &nbsp;gidildiğinde Çankaya’yı ve Erenler’i geçtikten sonra Hıdırlez mağarasına varmadan, köprünün hemen alt tarafında büyükçe iki kayanın tuttuğu suyun oluşturduğu göldür.Adı göl tabi, yoksa herkesin bildiği manada bir göl görüntüsü yok. Sadece Karadere üzerindeki derin bir köprü altı gölcüğü dense daha doğru olur. Burada hazreti Ali’nin at’ının ayak izinin bulunduğu söylenir.</div>

<p></p>

<div>Bu güzergah, eski ipek yolu güzergahıdır. Bunun için de hem ejderhanın gölünde ve hemde o gölün hemen yukarısında hazreti ali’ye atfedilen iki işaret vardır. Bunlardan biri ejder’in gölünün kenarındaki büyük kayadaki at izi diğeri de Biraz daha yukarda bir kayanın yere bakan kısmındaki düz ama ters olan kayadaki müdürdür. Dışardan gözükmez ve taşın altına girip bakmak gerekir. Fakat, şimdilerde bu izin bulunduğu kaya, yol yapımı sırasında &nbsp;parçalanmış ve kaybolmuştur. Daha önce de definecilerce bir çok kez burada kazı yapıldığı ve hatta bir miktar külçe altının alındığı ve Edirne’de bu altınların yurtdışına kaçırılırken yakalandığı anlatılır.</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Dedem yaşasaydı şimdi 105 yaşında olacaktı ama rahmetli oldu. Bir yolculuklarında yaşadıklarını anlatırken sözü bu ejderhanın gölüne getirdiydi. O zaman çocukmuş. Köyün ağaları ile bu yolculuktayken, kaybolan atları aramaya koyulmuş. Biz orada ejderha’nın var olup olmadığını, bunun bir efsane mi değil mi olduğunu merak ettiğimizi biliyordu. Ama dedem Hacı Muhammet, (hacı gadir) yalan söyleyen biri değildi. Onun için anlattıklarına itibar ederdim, şöyle diyordu;</div>

<p></p>

<div>“İkindi namazı zamanıydı. Biz namazı kılarken otlayan atlar kayboldu. Namaz kıldığımız sırada gözetleyemedik. Sonra hava kapalıydı. Sular olabildiğince coşkulu akıyordu. Ben, Ejderhanın gölünün kenarındaki kayalara çıkıp oradan bakayım dedim, daha geniş çevreye göz atmak için ama üzerinde bulunduğum kaya kıpırdadı. Benim kaya sandığım o şey, meğer ejderha imiş. Korkunç bir sesle kükrüyordu. Bağıracaktım ama sesim çıkmıyor, kaçacağım ama dizlerim titriyor ve adım atamıyorum. Saplanıp kaldım. Benim benzim soldu, gücüm takatim kalmadı. Bir ses verip de kurtarın beni diyemiyorum. Cemaat, aşağıda ama ben kimseye sesimi duyuramıyorum. Ejderhanın sırtındaydım. Kafasını görmedim ama sanki kafasını derenin içine sokmuş ve su mu alıyor. Sonra ne olduysa bir anda güç toplayıp, diğer kayanın üzerine atlayarak ordan uzaklaşmayı başardım. Anlattım gördüklerimi o zaman ki büyüklerime ama onlar buna pek ihtimal vermedi. Gittik baktık sonra oraya, o dev cüsseli yaratık yoktu. Ama o korkunç sesi, hala kulaklarımda her zaman çınlar”</div>

<p></p>

<div>Bir başka anısını da Cevizin suyu dediğimiz alanda yaşamıştı dedem, o da ejderha ile ilgiliydi. Orada da bir malları (sığırları) bayıra verdiklerini ifade ederek şunları söylüyordu; “sığırları toplamak için bir kütüğün üzerine çıkmıştım. Ama altımdaki kütük kaymaya başladı. Meğer o bir kütuk değil de topraktan çıkan bir ejderhaydı. Malları toparlayıp hemen oradan ayrıldık bir anda gök gürültüsü ve bir büyük yağmur ve tufan sel oldu, dere coştu ve ne varsa aldı silip süpürdü. O canavarda öylece sele kapıldı. Ejderhanın gözü, bir yeri görünce orada ya sel olur ya bir şey mutlaka olur”.&nbsp;</div>

<p></p>

<div>Bir başka olay da Bayburt’un Eski adıyla Ermene &nbsp;yeni adıyla Pamuktaş köyünde olduğu söylenir. Olayın görgü tanıkları, “Göldere’de öyle bir yağmur yağdı ki, Göldere de sel oldu. Göldere’nin sürüklediği bir canavar, öküz gibi ama &nbsp;boz renkli bir şeydi. Ayı olamazdı o da ejderha idi ve sel ejderhayı parçaladı götürdü. Çünkü, göldere önünde bir büyük kaya gibi suya direniyordu ama o sel, ne kadar kavak ağacı varsa hepsini söktü, o canavarı da aldı sürükledi, götürdü”</div>

<p></p>

<div>Babam Ali de Ejderha’nın gölü için, oradan geçerlerken Ejderha’nın gölüne kocaman taşlar attıklarını ifade ederek , “ taş atardık ve gölün dibinde bağlı olduğunu düşündüğümüz ejderhanın bağının güçlü olmasını dilerdik. Onun için taş atar, o bağın üzerine taş yığılmasını sağlardık ki oradan hiç çıkamasın” diyor ve Ejderhanın gözünün &nbsp;nazara yol açtığına inanıldığını söylüyor.&nbsp;</div>

<p></p>

<div>Şimdi bu hikayeyi ne kadar ciddiye alırım, o yıllar nereden bakarsanız 1914’lü yıllar. O tarihlerde şimdi ki çevresel kirlilik yok ve çevre olabildiğince de vahşi ve de bakımsız tabi. Yollar aynı şekilde. İnsan sirkülasyonu şimdiki gibi yoğun da değil ve tabiat şarları, belki farklı bir yabani hayvanı o şekilde göstermiştir. Belki de çocuk olunduğunda ve korkulu anda, korkutucu her ne ise o insana şekil olarak ta farklı gözükebilir öyle de gelebilir. Ama gölün ejderhanın gölü olmasının da bunda payı olabilir. Belki o dönemler, yollarda bıkkınlığa uğramış çocuklara bu tür hikayeler anlatılır ve onlarda bir merak uyandırılarak yola katlanmalarına katkı sunulmuş da olunabilir.</div>

<p></p>

<div>Hıdırlez mağarası</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Şimdi hemen mağara deyince siz sanırım bir kapısı olan ve içine girildiğin de de karanlık dehlizleri olan bir yer algıladınız. Yok, bu mağara öyle bir mağara değil. Korkutucu hiçbir yani yok. Zaten, adından da anlaşılacağı üzere “hıdırellez” Kış mevsiminin bitip yaz mevsimine geçildiğinin adı aslında. Bu da 6 Mayıs’tır.Vikipedi’deki tanım şöyle, “Hıdırellez Bayramı (Hıdrellez), Türk dünyasında kutlanan mevsimlik bayramlardan biridir. Ruz-ı Hızır (Hızır günü) olarak adlandırılan hıdrellez günü, Hızır ve İlyas’ın yer yüzünde buluştukları gün olduğu savıyla kutlanmaktadır.
<p>İslam coğrafyasına bakıldığında Hıdrellez gününün yoğunlukla Türkiye'de kutlanıldığı görülmektedir.Hıdırellez günü, Gregoryen takvimi (Miladi takvimi)ne göre 6 Mayıs, eskiden kullanılan Rumi takvim olarak da bilinen Jülyen takvimine göre 23 Nisan günü olmaktadır.6 Mayıs’tan 8 Kasım’a kadar olan süre Hızır Günleri adıyla yaz mevsimini, 8 Kasım’dan 6 Mayıs’a kadar olan süre ise Kasım Günleri adıyla kış mevsimini oluşturmaktadır. Bu yüzden 6 Mayıs günü kış mevsiminin bitip sıcak yaz günlerinin başladığını gösteriyor .”</p>
</div>

<p></p>

<p><img alt="" src="https://www.karadenizolay.com/images/upload/hdrlz2.jpg" style="border-width: 2px; border-style: solid; margin: 2px; float: right; width: 600px; height: 315px;" /></p>

<div>Bizim yörede de yayla yolculuğuna çıkılan ve hanlarda yer olmadığından sığınılacak kaya altı bir yer Hıdırlez mağarası. Orada köçler, (kalabalık farklı aileler) geceleme yapıyor, hayvanlarını sağıyor ve sütü, yaktıkları ateşlerde pişirip yiyorlar. Yüklere yaslanıp uyuyor ve bir sonraki güne burada uyanıp, yola koyuluyorlar. Hıdırlez mağarasında anısı olmayan sanırım günümüzdeki kuşaktır. Bizden önceki kuşaklar da olanlar, hıdırlez mağarasında konaklamış ve belki bir çok hikayeyi burada dinlemişlerdir. O dönemler de insanlar, yazım ve yazılımın dışında daha çok söylemlerle eğitilir ve günümüzden daha fazla sesli diyaloglar geliştirirlerdi. Bunu çocukluğumuzda bizlerde yaşadık ama o günlerdeki hikayeleri bugünün kuşaklarına ulaştıramadık.<img align="left" alt="" height="200" src="/images/upload/hidirlezmagarasi13.jpg" width="138" /></div>

<p></p>

<p></p>

<div>Bir büyük kabanın hemen altındaki Hıdırlez mağarasında yakılan ateşler, çocuklar için özellikle farklı bir ortam ve yayla yolculuğunun da en ilginç dinlenme yeri. Hayatta ev dışında kalmamış olan çocuklar değil sadece yetişkinler için de eğlenceli olabilen bir ortam orası. Düşünsenize, günboyu yol yürümüşsünüz ve akşam karanlığı çökmüş ve yarın tekrar yol yürüyeceksiniz ve siz o öyle bir ortamda bir mağarada, kayalıkların altında açık havada ateş ve o ateşte taze sağılan sığır, cameş veya koyun sütü ile akşam yemeği. Aslında çok cazip değil mi?</div>

<p></p>

<p></p>

<div>İşte o yayla yolculuklarındadır ki, büyük baş hayvanların yol boyunca yedikleri yeşillikler, sürekli kuru yemle besleniyor olmalarından bağırsaklarında bir hareket ve temizliğe yol açarken elbette yollarda sık sık dışkılarının sulu olmasına yol açar. Normalde dışkısını yapan hayvan bunu belli eder ama eğer o bağırsak temizliğine denk gelmişse onun zamanını sizde kestiremezsiniz. Bir anda boşaltır dışkısını ve siz de eğer hayvana yakınsanız sizin üzerinize de sıçrayabilir. Onun adına da yine yörede “mayısın ortası” denir. Yani hayvanın sulu dışkısının medenice adıdır “mayısın ortası”.</div>

<p></p>

<p></p>

<div>Günümüzde artık böylesine yayla yolculuklarının yerini araçlarla bir iki saatte gidilebilen yolculuklar aldı. Onun için de geçmişte, bizim çocukluk yıllarımızda yaşadığımız yayla yolculuklarını günümüzde yaşayanlar da çok azaldı. Yaşlılarımızdan dinlediğimiz yayla yolu hikayelerini ise bize yazmak düştü ama bir çok hikayeyi unuttuk bile.Ama elimden geldiği kadar o geçmişteki hikayelerden derleyebildiklerimi de elbette ki ilk fırsatta yazacağım.şimdilik kalın sağlıcakla.</div>

<p></p>
]]></content:encoded>
      <guid>https://www.karadenizolay.com/gezigozlem/ejderhanin-golu-ve-hidirlez-magarasi-h181.html</guid>
      <pubDate>Thu, 08 Aug 2013 15:23:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.karadenizolay.com/images/haberler/2018/10/ejderhanin_golu_ve_hidirlez_magarasi_h181_72317.JPG" type="image/jpeg"/>
      <author>karadenizolay</author>
    </item>
  </channel>
</rss>
