karadenizolay
2009-06-01 13:08:38

Mayınlar temizlensin de nasılı o kadar önemli değil

M. Kemal AYÇİÇEK (Denizin Getirdikleri)

mkaycicek@yandex.com (ayçiçek m.kemal) 01 Haziran 2009, 13:08

 Türkiye de iki haftadan bu yana tartışılan ve hatta TBMM’den tekrar alt komisyona yeniden görüşülmek üzere geri gönderilen Mayın yasasına muhalefet haklı itirazda bulundu. Haklı diyorum, çünkü yarım asırlık döşeli mayınların nasıl temizlenmesi değil o temizlenen arazinin nasıl kullanılacağı ile ilgili belirsizlikler yüzünden uzadı tartışmalar. Elbette tartışılmalı ve kamuoyu da ne olacağını açıkça bilmeliydi.
İktidar partisi, AK Parti, Meclis çoğunluğuna bakarak ve de güvenerek, belki milletvekillerinin de detaylı olarak ne olup bittiğini bilmeden çıkaracağı yasa tasarısının neler içerdiğini kimse de tam olarak bilemiyordu. Yangından mal kaçırırcasına adeta bu işi savma sayılabilecek bir girişim, daha makul ve de mantıklı bir çalışma ile belki bu hafta yeniden gelecek gündeme. Ta 1955 yılından itibaren Türkiye’nin Suriye ve Irak sınırında 550 kilometrelik bir alanda döşeli mayınların çıkarılması söz konusu ediliyor. Tabi önemli bir olay ve bu işin nasıl yaparsanız yapın mutlaka alternatif düşüncelere yol açacak boyutları da vardır.
İkibinüç yılında yolum düştü, Şırnak’a kadar gittim karayolundan. Bir otomobille gidiyoruz. Hava sıcak oldukça ve uçsuz bucaksız bir düz yol, Mardin’den Nusaybin yoluna inince, otoban değil belki ama bizim sadece ABD filmlerinde gördüğümüz şu uzun şerit gibi inişli çıkışlı yol, akaryakıt kamyonlarından sızan mazottan simsiyah olmuş, sıfırlanmış asfalt ve o asfalttan yükselen sıcaklık. İster istemez sadece yola bakamıyorsunuz, zaman zaman gözlerinizi dinlendirmek için çevreye de göz atıyorsunuz. Tel örgünün hemen öbür yakası Suriye ve Suriye tarafındaki petrol kuyularını görüyorsunuz. İster istemez hayıflanıyorsunuz, Suriye’nin o alanda sizden ilerde olmuş olması ve sizin tarafta sadece tel örgüler ve hudut karakollarının nöbet kulübeleri dikkatinizi çekiyor.Sanki, Suriye, Türkiye’den ilerde ve serbest bir ülke havası verirken sınırda Türkiye, bir kapalı karakol havasındaki ülkeyi andırıyor.
Gözünüzün alabildiği boş araziler dikkatimizi çekiyor ama önceden bir bilgimiz yok ki arazinin neden boş tutulduğuna bir anlam veremiyoruz. Yanımda bir banka müdürü yakınımda var ama oda bilmiyor. Geziye aceleyle çıkmışız, gittiğimiz bölge hakkında en ufak bir bilgimiz yok, terör olaylarından başka. Halkın kültüründen de haberimiz yok. Ama yollarda edindiğimiz tecrübe, sadece kimsenin verdiği bir şeyi almayacağımız ve çeşmelerden normal su içmemeye dikkat etmemiz gerektiğinden başka bir şey de değil, bir de tabi hava kararmadan gitmemiz gereken yere ulaşmaya özen göstermemiz. Zaten o yüzden sürat yaptık ve Nusaybin’de de aşırı hız yüzünden de trafik cezası yedik. Ama yinede tabi gün kararmadan değil gece yarısı bir eskort eşliğinde Cizre’ye ulaşabildik.
Aynı yolu bir gün arayla yeniden geri dönerken aynı manzarayı tekrar tekrar düşündük ama kimseyle rahatça konuşamadığımız için de tabi yine o arazilerin mayınlı alanlar olduğundan haberimiz olmadı. O güzelim arazilerin otlarına bile heves etmiştim, o zaman da sık sık annem aklıma gelmiş, yanımda olsaydı annem “bu çayırları niye biçmezler la” derdi diye aklımdan geçirirdim. İşte o araziler, çok değil yüz metre ilerisinde petrol kuyuları harıl harıl çalışırken bizim tarafta bir derin sessizlikten başka bir şey gözükmüyordu. Oysa aynı arazi, karşının devamı yanı. Orada varsa o petrol bizim tarafta da olmaması mümkün değil. Biz buradan nasıl anlatırsak anlatalım, insanın gözle görmesi bile algılamasına yetmiyor.
Şimdi o alanların mayınlardan temizlenmesi işi için günlerdir tartışmalar yapılıyor. Elbette önemli bir konu ve elbette çok boyutlu bir olay. O arazilerin temizlenmesi şart. Zaten muhalefetteki partilere “temizlenmesin” demiyor, ama bu işin nasıl yapılması konusunda tartışmalar var. Yani, o beşyüz elli kilometrelik alanın mayınlardan temizlenmesine kimse karşı çıkmıyor. İster bizim askerimiz ister profesyonel mayın temizlik şirketleri, ister bu işte teknolojinin en son teçhizat ve donanımına sahip olduğu iddia edilen İsrailliler temizlesin, o işin sadece bir boyutu. Bir de bu arazinin mayınlardan temizlendikten sonraki işletimiyle alakalı tartışmalar var ki, orası daha da ayrı bir sorun. Şimdi yıllar önce o arazilerden boşaltılan bölge halkı, toprak sahiplerinin “bizim ecdad toprağımız, biz işletelim” derse, buna hakları yok mu? Elbette var. O insanlar, yani mayınlar gerekçe gösterilerek o arazilerden göç ettirilmiş insanların adil bir şekilde gönüllerinin alınması gerekir. Bedel ödeyen o insanlar, o topraklardan edilirken bin bir cefaya katlanmışlarsa bugün o topraklar refah sağlayacaksa önce o insanlara sağlaması da anlaşılabilir. Ama , o alanlarda organik tarım yapılacak denirse de o zaman o yapılacak olan tarımda gerekirse yine o toprakların sahiplerine öncelik verilmelidir. 
Tabi iş sadece bu kadar yüzeysel de olmayabilir. Biz sadece görünen kısmıyla alakalı görüş belirtiyoruz ve işin iç yüzü konusunda bilgimiz de yok. Sadece insanız ve zahire göre hükmetmekten başka bir amacımız da olamaz.Ama kamuoyunun da tam olarak aydınlatılması gerekir diye düşünüyoruz. Sadece TBMM üyeleri ile değil, Türk Milletinin vicdanının rahat edebileceği bir çözümün TBMM tarafından üretilmesi gerekir. Biz Milletvekillerine o yetkiyi vermişiz ve onların bizi de tatmin edecek kanaatleri oluşursa, buna milletinde itiraz etmesi mümkün değildir. Mayınlar, mutlaka bir haritaya göre yerleştirilmişlerdir de aradan yıllar geçmiş. Toprak, kendi içindeki o mayınları mutlaka haritalarındaki yerlerinden de oynatmıştır. Riskli bir iş tabi, kolay değil. Ama, nasıl olursa olsun mutlaka o alanların mayınlardan temizlenmesi gerekir. Ve üzerinde “rant” düşüncesi bırakmayacak bir temiz yöntemle sorunun çözümü tek dileğimizdir. Kalın sağlıcakla.
 
Not: Bu yazım aynı zamanda www.karadenizolay.com , www.kuzeyhaber.com ve Hizmet Gazetesi’nde yayınlanmaktadır.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.