Başbakan Erdoğan, 7 Ağustos 1919'da daha meclisin açılmadığını ve Cumhuriyetin ilan edilmediğini anımsatarak, şöyle devam etti:
''Erzurum Kongresi yapılıyor. Ve bir beyanname yayınlanıyor. Şu ifadelere özellikle dikkatlerinizi çekiyorum; 'Trabzon vilayeti ve Samsun Sancağı ile doğu vilayetleri adını taşıyan Erzurum, Sivas, Diyarbekir, Elaziz, Van, Bitlis vilayetleri ve bu çevrenin içindeki bağımsız livalar hiçbir sebeple, bahaneyle birbirinden ve Osmanlı camiasından ayrılmak imkânı tasavvur edilmeyen bir bütündür. Bu bölgeler halkı saadet ve felakette tam bir beraberliği kabul eder ve mukadderatı hakkında aynı hedefi amaç olarak alır. Bu çevrede yaşayan bütün İslam unsurları yürekleri birbirine karşı fedakârlık duyguları ile dolu birbirlerinin içtimai ve ırki özelliklerine saygılı öz kardaştırlar.' Evet, bu ifadeler, tekrar ediyorum, 7 Ağustos 1919 Erzurum Kongresi sonrasında yayınlanan beyannamede yer alıyor. Ardından 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi açılıyor. Mecliste sınırlarımız dâhilinde yer alan inanç bakımından, mezhep bakımından, ırk bakımından herkesi temsil eden mebuslar bulunuyor.''
Başbakan Erdoğan, hükümet olarak sivil toplumun, kanaat önderlerinin ve farklı toplum kesimlerinin katkı ve eleştirilerini rehber edinerek süreçleri işlettiklerini, demokratik katılım kanallarını açık tuttuklarını, en geniş mutabakat ve istişare ile hareket ettiklerini, uzlaşı ve diyaloğa büyük önem verdiklerini anlattı.
AK Partili olsun veya olmasın, kendileri gibi düşünsün veya düşünmesin, ileri demokrasi hedefine, hakkın ve hukukun üstünlüğüne inanan her kesimin enerjisini bir araya getirmenin gayreti içinde olduklarını, büyük bir demokratikleşme hamlesi başlattıklarını ifade eden Erdoğan, ''Âkil İnsanlar Heyeti''nin çok farklı kesimleri temsil ettiğini, farklı düşüncelerden oluştuğunu belirtti.
Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Etnik kökenler, inançlar, mezhepler, ideolojiler her ne olursa olsun, burada bulunan herkes bir sorunun var olduğunu ve acilen çözülmesi gerektiğini kabul ediyor. Bizim ortak paydamız da esasen budur. Biz Türkiye sevdalıları olarak, Türkiye'nin sorunları olduğuna ve bunların acilen çözülmesi gerektiğine inanan kişiler olarak buradayız. Türkiye'nin can alıcı, can yakıcı bir meselesinde her ne şekilde olursa olsun çözüm arayışlarının uzağında kalmak için hiçbir bahane geçerli olmaz. Kan akmaya devam ederken her bahane teferruattır. Terörün sebepleri, sonuçları, çözüm yöntemleri ve çözüm muhtevası konusunda herkes fikir ve değer dünyasına göre farklı perspektifler ortaya koyabilir ama hepimizin ittifak edebileceği konu, kanın durmasıdır, hakkın ve hukukun üstün tutulmasıdır, ileri demokrasinin hayat bulmasıdır.
Silahı, terörü, şiddeti, çatışmayı, ölümü değil demokrasiyi, hakkı, hukuku, siyaseti, hayatı önemseyen herkesin yapması gereken, taşın altına elini koymak, sorumluluk üstlenmek, yanlış gidişe 'dur' demektir. Bu salonda bulunan insanlar sadece âkil değil aynı zamanda cesurdur, yüreklidir, idealisttir, barışseverdir. Böyle bir tablonun oluşması, en başta Türkiye'yi yüreklendirmiş, milletimizi umutlandırmıştır. Çok farklı kesimlerden insanların bir arada bulunması, ortak bir fotoğraf vermesi, sorunun çözümüne ilişkin umutları daha da yeşertmiştir. Çözümün değil sorunun parçası olanların yaptıkları, yapacakları eleştiriler, bizim umudumuzu, irademizi, kararlılığımızı kesinlikle zayıflatmaz. Kanı, gözyaşını durdurmak, Türkiye'yi daha yaşanabilir bir ülke, birinci sınıf demokrasiye sahip bir ülke yapmak için birlikte çalışmak arzusundayız. Bu heyeti nasıl halis niyetlerle, samimi niyetlerle oluşturduysak, aynı halis, samimi niyetlerle toplumdaki algıyı da değiştirmek, toplumu çok daha sağlıklı şekilde bilgilendirmek durumundayız.''
Neler yapılacağı, nasıl bir yol izleneceği, hangi takvim çerçevesinde ilerleneceği konusunda bazı düşünceleri olduğunu ancak yolun ve yöntemin çizilmesi konusunda heyet ve heyetin istişarelerinin asıl belirleyici olacağını belirten Erdoğan, 7 coğrafi bölge için gruplandırma, her grup için bir başkan, bir başkanvekili ve bir sekreter belirlendiğini, bu yapı içindeki çalışmaların, izlenecek yolun, bugünkü ve sonraki toplantılarda çok daha net zemine kavuşacağını söyledi.
Erdoğan, bu tür bir heyete neden ihtiyaç duyulduğu, heyetten beklentilerinin ne olduğu, çözüm sürecindeki amacın, istikametin, yöntemin, bulunulan noktanın ne olduğu sorularına da en kısa sürede cevap vermek arzusunda olduklarını ifade etti.
“İSTANBUL'DA NE VARSA DİYARBAKIR'DA DA O OLACAK DEDİK”
Türkiye'nin terör ve şiddet nedeniyle 40 bine yakın insanını toprağa verdiğini kaydeden Erdoğan, ''Sorunun ekonomik, sosyal ve siyasi faturasıyla ilgili yapılan tahminleri biliyorsunuz. Bu sorun, sadece iç barışımızı, toplumsal bütünlüğümüzü, huzur ve esenliğimizi tehdit etmiyor, aynı zamanda bölgesel etkinliğimizi, 2023 hedeflerimizi, büyük zorluklarla sağladığımız güven ve istikrarı da riske atıyor. Çözümsüzlüğü çözüm görenlerin anlamadığı gerçek, bu yaklaşımın miadını doldurduğu, bu anlayışın artık sürdürülebilir olmadığıdır. Çözüme karşı olanların önerisi, açıkça ölümlerin devam etmesi, Türkiye'nin kan kaybetmeyi sürdürmesidir. Biz ülkemize ve milletimize bu faturayı ödetmek istemiyoruz. Her yıl belli sayıda şehit vermeyi, büyük bedeller ödemeyi sineye çeken, kabullenen bir anlayış, ne insanidir ne de vicdanidir'' diye konuştu.
Erdoğan, hükümetlerin, siyaset ve siyasetçilerin yapabileceklerinin belli ve sınırlı olduğuna dikkati çekerek, özellikle psikolojik havayı, sosyal dokuyu terörden arındırmak için herkesin sorumluluk üstenmesi gerektiğinin altını çizdi.
Başbakan Erdoğan, 10 yıl boyunca kararlılıkla, engelleyenlere, saldıranlara inat doğu ve güneydoğuya ''inanılmaz'' hizmetler götürdüklerini kaydederek, şöyle devam etti:
''İstanbul'da ne varsa Diyarbakır'da da o olacak dedik. Yol, baraj, konut, okul, üniversite, hastane, ambulans, havalimanı ne lazımsa onu bölgeye kazandırdık, kazandırıyoruz. Hükümet, devlet olarak, o bölgeyi şefkatle kucaklıyoruz. 10 yıl önce acaba 'Hakkâri’ye havalimanı gidecek' deselerdi inanır mıydınız? 'Iğdır'a havaalanı gidecek, orada da havaalanı yapılacak' veya 'Şırnak'a havalimanı yapılacak' deselerdi, inanır mıydınız? Iğdır'ı açtık. Yılsonu itibariyle de Şırnak ve Hakkâri’yi, Yüksekova'da yapılıyor, onları da açacağız.
Tehditlere rağmen, iş makineleri yakılmasına rağmen... Bir taraftan yakılıp yıkılıyor, öbür taraftan biz yine yapmaya devam ediyoruz. Son 10 yılda bölgeye yaptığımız yatırımların miktarı 40 milyar liraya yaklaştı. OHAL'i kaldırdık. Bölgeyi dolaşırken oradaki bütün kardeşlerimizin bize söylediği şuydu; 'Olağanüstü hali kaldırın, biz sizden başka bir şey istemiyoruz'. Biz OHAL'i kaldırdık. Hemen geldiğimiz ay kaldırdık. Devlet güvenlik mahkemelerine son verdik. Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğini sivilleştirdik. Emasya protokolünü kaldırdık. Doğu ve güneydoğuda günlük yaşamı kolaylaştıracak adımlar attık. Maddi ve manevi olarak yaraları sarmanın mücadelesi içinde olduk. İsimler, film, dizi, tiyatro üzerindeki dil yasaklarını kaldırdık. Farklı dil ve lehçelerde yayının, seçmeli eğitimin, savunma hakkının önünü açtık. Benzeri birçok adımları attık. En önemlisi, inkâr, ret ve asimilasyon politikalarına son vererek, büyük bir zihniyet devrimini gerçekleştirdik. Halkı küçümseyen, halkın değerlerini hor gören, farklılıkları reddeden, ötekileştiren, ayrıştıran anlayış bizimle birlikte yerle bir oldu. Kucaklayan, kabullenen, sahip çıkan, empati yapan bir anlayışı getirdik ama bunlar yetmiyor.''
“MİLLETİN FERTLERİ ARASINA BARİYERLER KOYMAK İSTEDİLER”
Başbakan Erdoğan konuşmasında, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş aşamasına da değindi.
Başbakan Erdoğan, Mustafa Kemal Atatürk'ün 24 Nisan 1920'de ilk meclisteki ilk hitabını hatırlatarak, şöyle konuştu:
''Gazi Mustafa Kemal, meclisin açılışının hemen ertesi günü, 24 Nisan 1920'de ilk meclisteki ilk hitabını yapıyor. Bu uzun ve tarihi konuşmanın kısa bir bölümünü de burada sizlerle paylaşmak istiyorum. Vatanımız olacak sınırları tarif ettikten sonra diyor ki Gazi Mustafa Kemal, 'Efendiler, bu sınır sadece askeri gerekçelerle çizilmiş bir sınır değildir, milli sınırdır. Fakat bu sınır içinde İslam unsuruna sahip yalnız bir milletin olduğu düşünülmesin. Bu sınır içinde Türk, Çerkez ve diğer İslam unsurları vardır. Bu sınır, karışık bir halde yaşayan, bütün amacını tam anlamıyla birleştirmiş olan kardeş unsurların milli sınırıdır'. Gazi Mustafa Kemal, bu sözleri söyleyince Genel Kurul'dan 'hepsi İslam’dır, kardeştir' sesleri yükseliyor. Bunun hemen ardından Gazi Mustafa Kemal, Müslüman olmayan unsurlara Müslümanlarla aynı hakların verileceğini, bunun da son derece tabi olduğunu ifade ediyor. 29 Ekim 1923'te Türkiye Cumhuriyeti bu ruh, bu öz, bu kardeşlik üzerine inşa ediliyor. Ne var ki sonraları, bu ahde vefa gösterilmiyor. Bu öz ve ruh çiğneniyor. Kardeşlik hukuku ihlal ediliyor. Kuruluştaki bu ruh, bu öz, bu kardeşlik hukuku ihlal edilince işte o zaman tek parti döneminde, maalesef o yaşadığımız sıkıntılar, toplumun hemen her kesimine yönelik acımasız bir zulüm dönemi başlıyor.''
Başbakan Erdoğan, ülkede bin yıllık birlikte yaşama kültürü, bir arada kardeşçe yaşamayı mümkün kılan bir sosyal yapı olduğunu ifade ederek, ''Bu kültürü, bu yapıyı bozmak, milletin fertleri arasına bariyerler koymak istediler. İmtiyazsız sınıfsız, kaynaşmış bir kitle inşa etmek diyorlardı buna. Ne var ki birileri bunu tek tip insan olarak anladı ve her türlü farklılığı inkâr ettiler'' dedi.
Bu ülkede, bu topraklarda aynı milletin fertleri olarak herkesin aynı zulmü iliklerine kadar yaşadığını dile getiren Başbakan Erdoğan, ''O anneler farklı olabildi, kimliklerimiz, etnik kökenlerimiz, mezheplerimiz farklı olabildi. Yapılan zulmün dönemleri, yapılan zulmün dereceleri farklı olabildi. Hepimiz aynı zalim zihniyet tarafından aynı zulümlere uğradık. Hepimizin kitapları yasaklandı. Hepimizin sesi kısılmak istendi. Hepimizin varlığı inkar edildi. Sadece etnik kökenler değil, inançlar, değerler dahi asimilasyona tabi tutuldu. Sadece dillerimizi değil, kelimelerimiz, tarihimiz, kavramlarımız dahi sakıncalı ilan edildi. Biz 10 yıldır işte bu örselenmiş duyguları tamir etmenin mücadelesi içindeyiz'' ifadelerini kullandı.
Başbakan Erdoğan, 10 yıldır Cumhuriyetin kuruluşundaki, Kurtuluş Savaşı'ndaki o ruhu, inancı, özü ve öz kardeşliği tesis etmenin mücadelesi içinde olduklarını belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Eksiklerimiz olabilir, hatalarımız olabilir ama niyetimiz yeni bir Türkiye, yeni Cumhuriyet kurmanın çabası değil, Türkiye'yi, Cumhuriyetimizi, özüyle ruh köküyle buluşturmanın gayreti içindeyiz. Dışlananların, zulüm görenlerin, inkâr edilenlerin olduğu değil, herkesin bir olduğu, birinci sınıf olduğu bir Türkiye inşa etmenin sevdası içindeyiz. Bin yıl boyunca olduğu gibi bugün de yarın da herkes kendi kimliğiyle kendi kültürü ve gelenekleriyle yaşamını devam ettirsin. Bin yıl boyunca olduğu gibi bugün de yarın da fikirler özgürce ifade edilsin. Herkesin birbirine saygı duyduğu bir özgürlük ortamı inşa edilsin. İnançlara, değerlere, dinlere ve duygulara kimse karışmasın. Yasaklar, kısıtlamalar olmasın. Bundan hiç kimse korkmasın. Kimse tedirgin olmasın. Bu, Cumhuriyetin, kardeşliğin güçlenmesidir. Birliğin ve beraberliğin pekişmesidir. Bu, istikbalimizi aydınlatacak, Türkiye'yi kalkındıracak, demokrasimizi birinci sınıfa yükseltecek yegâne yöntemdir.''
“10 YILDA HAYATİ ADIMLAR ATILDI”
Türkiye'nin son 10 yılda, ileri demokrasiye ulaşmak için hayati adımlar attığını ifade eden Başbakan Erdoğan, hayati reformlar gerçekleştirildiğini bildirdi.
Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''İleri demokrasi dediğimiz zaman bazı çevreler, 'nereden çıktı ileri demokrasi?' diyerek bizi tezyif etmeye kalktılar. Biz kendilerine 'istemeseniz de ileri demokrasi' dedik. Ayaklarımızı sabit tuttuk ve daha fazla yapabiliriz. Ama daha fazlasını işte bu meseleyi çözerek, bu meseleyi artık Türkiye'nin gündeminden çıkararak gerçekleştirebiliriz. Böyle bir Türkiye'de sadece imtiyazlılar, fitneciler ve Türkiye düşmanları kaybeder. Ama böyle bir Türkiye'de, Türkiye kazanır, hep birlikte millet kazanır.''
Acı ve korkuların üzerine gelecek inşa edilemeyeceğini dile getiren Başbakan Erdoğan, acılardan ders çıkarılması, korkulara, tehditlere karşı uyanık olunması gerektiğini vurguladı.
ÇÖZÜM SÜRECİ
Erdoğan, geleceğin karşılıklı güven üzerine inşa edileceğine dikkati çekerek, şöyle devam etti:
''Çözüm süreci adını verdiğimiz bu süreç, çok büyük hassasiyetle, büyük dikkatle, yaralı duyguları tamir etme, karşılıklı güven tesis etme, kardeşlik hukukunu yüceltme sürecidir. Çözüm süreci, silahı aradan çıkarma, sözü, düşünceyi, siyaseti devreye alma sürecidir. Çözüm süreci, tavizlerin verildiği, pazarlıkların yapıldığı, teröre karşı geri adımların atıldığı bir süreç değildir. Miadını doldurmuş, Türkiye'ye büyük zararlar vermiş, kan akıtmış, gözyaşı akıtmış terörün sonlandırılması sürecidir. Büyük Türkiye'nin, kalkınmış, huzurlu Türkiye'nin, kardeşliğimizin önündeki son engel terördür. Terörü sonlandırmak suretiyle Türkiye'yi de milletimizi de kardeşliğimizi de güçlendirmekten gayrı hiçbir gayemiz, hiçbir hedefimiz yoktur.''
“SİZLERDEN SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ İÇİN DESTEK BEKLİYORUZ”......haberin devamı için tıklayınız