Mustafa Kemal AYÇİÇEK – 10 Kasım 2008
Türkiye’nin gündem sıkıntısı vardı(!) zaten ve Can Dündar, sağ olsun bu sıkıntıya “Mustafa” adlı Atatürk belgeseli ile katkı sunmuş oldu. Yeni bir gündem, günlerdir konuşulur, tartışılır oldu. Yalçın Küçük, belgeseli izlemeden Mehmet Ali Brand’ı referans göstererek, eleştiriyor. Yani izleyenlerin eleştirmelerine tamam derim de belgeseli izleyemeyenlerin de eleştirmesi, şüphesiz ki bir ön yargıyı, peşin hükümlülüğün ta daniskası değilse nedir?
Arkadaşımın sarışın oğlu, babasından üç lira istemiş. İlköğretim ikinci sınıfa gidiyor. Trabzon’da Yavuz Selim İlköğretim okulu’nda. Bu çocuklara ‘“Mustafa”ya gideceğiz’ denilmiş ve bir gün öncesinden para istenmiş, belli ki topluca sinemaya gidecek öğrenciler. Arkadaşım, “ne yapacaksın üç lirayı” demiş, çocuk “sinemaya gideceğiz” demiş, almış babasından parayı. Sabah okula gitmiş ama sinemaya gidilmemiş. Çocuklara bu kez de “Mustafa, size göre bir film değil” denmiş ve biz de o çocuktan almışız bu haberi! Gördünüz mü “Mustafa”nın yaptırdığını!
Şimdi böylesi bir ortamın oluşmasına zemin hazırlayanlar, öğretmenleri gitmek-gitmemek arasında bıraktıracak böylesine peşin hükümlülük, bu toplumun huzuruna katkı mıdır? Can Dündar, bu “Mustafa”yı yapmadan önce de Atatürk belgeselleri yapan bir insan ama bakıyorsunuz bir belgeseline sahip çıkanlar, son versiyon belgesele adından da başlayarak karşı çıkıyor , Can Dündar’ı yerden yere vuruyorlar, ne hakla? Sanki, Can Dündar, bazı tarihçiler gibi olmayanları oldurmaya, uymayanları uydurmaya kalkışmış, kendi kafasından senaryo uydurmuş ve uyduruk bir belgesel yapmış gibi. Hala bir dayatma mantığı ve baskı, doğru olan bu mu?
Tartışılan “Mustafa” belgeseli, tam da Atatürk’ün ölüm yıldönümüne denk getirildi veya geldi. Biz, yıllarca bugünü “yas”lı ülkenin çocukları olarak törenlerde andık. İlk okulda ben de bir On Kasım şiirini okurken, Çiftekavak’ta tüm okulun öğrencilerini ağlatmayı başarmıştım. Siyah önlüklerimiz vardı üzerimiz de ama beyaz yakalıklarımızı sınıflarda bırakmıştık, tam bir matem içindeydik. O moral bozukluğunu tam bir hafta üzerimizden atamaz, onun etkisiyle derslere bile moralsiz girerdik. On Kasım’ları bize, daha ölümün anlamını bile bilmeden birer ağlama günü yaptıranlar, bizi sanki şimdilerde TV ekranlarından gördüğümüz İsrail’deki ağlama duvarlarının önündeki insanlara döndürmüşlerdi.
Ölüme gerçekten saygı duyulması, insanların ölüm hakkında bildikleri ile orantılı değil midir? İlla bir dayatma mantığına isyan edenler, zaten o gün yakalıklarını çıkarmış olsalar da, o hüzne bürünme numarasını ustaca yapmış olsalar da içlerinde bunu hissedemedikten sonra bu törenlerin ne anlamı var? Anma, saygının gereğiyken bunu saygısızlık boyutlarına taşıyan mantık günümüz de aşılmış olsa da hala bir takım takıntılı tavırlarını sürdürmede ısrar edenleri anlamakta zorlanıyoruz.
Ölü’ye saygıyı cami avlusuna kadar gidip, cenaze namazını bile kılmayarak ayakta durmakta gören zihniyet, ölüye rahmetten bir duayı esirgeyen anlayışın yazdığı tarih kitaplarıdır bugün Atatürk’ü anlamakta güçlük çektiren işte. Hakkıyla anılma yerine dayatılarak yaptırılmış anma törenlerinin neticesidir bugün ki önyargı geleneği. Bu kuşak artık tarihi sorgulayarak büyüyor. Geçmişte yazılan tüm yalanlar bir bir ortaya çıkarılıyor. Yalanın ortaya çıkmasıyla mahcup olanlar, eserin doğruluğuna, insaniliğine bakmaksızın vur abalıya yapıyorlar işte, olay budur. Yalancının mumunun yatsıya kadar yanmasıdır hadise.
Mustafa Kemal, benim de adım. O “Mustafa”nın da “Kemal”in de ne olduğunu herhalde benim kadar yakından bilenler vardır ama onlar belki bu adı, yılda birkaç kez hatırlarlarsa bunu ben her saniye yaşıyorum ve taşıyorum. İsimler üzerinden siyaset yapılmasın bu ülkede. İnançlar üzerinden de siyaset yapılmasın, cenazeler üzerinden de siyaset yapılmasın. Siyaseti yapanlar, “insan”ı esas alarak siyaset üretsin, insanların mutluluğuna, gelecek kaygılarının giderilmesine, güvenli ortamda, kendinden de çevresinden de emin olabileceği ortamların oluşması için siyaset yapılsın. Yoksa, bir belgesel üzerinden bile siyaset yaparak, bu ülkenin birlik ve bütünlüğünün sağlanmasına katkı sunulmaz.
Adı üzerinde zaten “Mustafa”, “başkomutan” değil ki savaşları ve cephedeki başarıları esas alınsın, “Atatürk” değil ki, kurduğu “cumhuriyet” sorgulansın, “gazi” değil ki savaşlardaki yaralanma sahneleri canlandırılsın, o insan “Mustafa”yı anlatmış, hepsi bu. Onca tartışmaya değer mi? Ama, bende kıskançlıkla kutluyorum Can Dündar’ı, adım “Mustafa” yı belgesel başlığı yaptığı için, bu ülkenin gündemini değiştirebildiği için, tebrik ediyor ve başarılarının devamını içtenlikle diliyorum. Bu ülkeyi zor şartlar altında kuran “Mustafa Kemal Atatürk”ü, saygıyla, şükranla ve rahmetle anıyorum. Kalın sağlıcakla.
Not: Bu yazım aynı zaman da www.karadenizolay.com , www.kuzeyhaber.com ve Trabzon’da Hizmet Gazetesi’nde yayınlanmaktadır.(mka)