M. Kemal AYÇİÇEK- 31 Ekim 2010
Türkiye garip bir ülke..çok basit belki davetliler dışında kimseyi pek ilgilendirmeyen Resepsiyon olaylarını bile abartıp, göklere çıkartmaktan, magazin haberleri, ülkenin gündemiymiş gibi sunmaktan bıkılmıyor. Resepsiyonlarla ilgili haberler de katılımcıların sorumluluk düzeyine göre ülkeyi derinden ilgilendirecek açıklamaları dışında bana göre sadece magazinsel haberlerdir. Bunların da sadece gazetelerin hafta sonu ilaveleri için önemi vardır. Dedikoduyu sevenler için konuşma malzemesi olsun diye o da..
Her 29 Ekim’de sanki rutin bayram merasimleri, havalar soğuk ve yağışlıysa kimilerinin törenlere katılan çocukların “üşüdüler” tepkileri, Ankara’dan İstanbul’dan Diyarbakır’dan resmi geçit törenleri, Türk Yıldızları adı verilen Dünyaca ünlü akrobasi gösterileri(hava yağışlı olunca bu yıl iptal edildi) ve verilen bayram mesajları. Cumhuriyet Bayramı, bu zorunlu törenlerle kutlanırken hep “coşkuyla kutlandı” ifadesi de rutin hal almıştır. Yıllardır hep beklerim bu bayramlarda vatandaşın gerçekten bir bayram mutluluğunu görmeyi. Kimse anlatmadan, kimse bir şey söylemeden gerçekten Cumhuriyet Bayramı’nın vatandaşlar tarafından “coşku” ile kutlandığını ne yazık ki hala görebilmiş değilim. Kaldı ki bu bayramın resepsiyonlarına sıra gelsin!
Kimi yerlerde kuru kuruya yapılan “Cumhuriyet Bayramının önemi” gibi paneller ve konferanslarla ilanından günümüze 87 yıldan beri hala vatandaşlara “Cumhuriyet” anlatılıyor ama bir türlü bu günü tüm yurtta Bayram olarak yaşayamıyoruz. Tamam bayraklar asılıyor bir güzel gelenek ve destek örneği ama ya bayramın bayramlığı? Cumhuriyet’e azcık saygısı olanların bu günün gerçekten bayram olmasını gölgeleyecek, önleyecek tavır ve davranışlardan kaçınması gerekmez mi? Cumhuriyet Bayramlarının gerçekten bayram olabilmesinde bu ülkede rol alan herkesin sorumluluk sahibi olması gerektiği kanaatindeyim. Bayramları bile kendi tekellerinde görme alışkanlığı olan bazı kesimler, bugüne kadar Cumhuriyet Bayramını vatandaştan bile esirgeyen(!), hatta koruyan(!) ve kollayan bir anlayışı kendilerine ilke edinmişlerdir. Yani Cumhuriyet bayramı sadece kendileri için bayram, halk ise o bayramda sadece birer figüran(!) kostümlerindeki kalabalık(!)tır öyle mi? Bunu görmüyor muyuz yıllardır? Böyle bayram anlayışı olur mu? Yoksa bu bayram sadece, hani son günlerde bazı yazarlarca tartışılan şu “Beyaz Türkler”in bayramı mıdır hı?Böyle Bayram olur mu?
Sakarya Valiliği’nin Cumhuriyet Bayramı Resepsiyonu davetiyesi’nde yer alan kıyafet uyarısında, “Davetiyede güvenlik numaralarının yanı sıra katılacak olanlara kıyafet zorunluluğu hatırlatıldı. Buna göre resepsiyona katılacak olanların mess dress, koyu renk elbise ve uzun etek giymeleri gerektiği” belirtilmiş. Yani “eğer geleceksen şöyle giyin de gel”deniyor? Vatandaş, bir davette ne giyilmesini bilmiyor ve ona akıl veriliyor. Siz olsanız böyle davete gider misiniz? Ben gitmem. Kaldı ki bu nasıl bayramdır ki hala insanların hür ve özgür olmadıkları belli kalıplarda olmaları isteniyor hiç öyle mantık olur mu? Zaten mantığın kabullenemediği böylesi durumlar yüzünden değil midir koskoca Türkiye’nin bu Cumhuriyet Resepsiyonlarındaki davet krizleri. Bir kesim zaten bu tür krizlere kilitlenmiş ve magazin haber yapabilmek için yırtınıyor. Kimileri de onlara sırf malzeme verebilmek için gidip-gitmeme gerekçeleri sunuyor ya da farklı argumanlara başvuruyor, öyle değil mi?
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Cumhuriyet Resepsiyon davetine Askerlerin , Merkez Orduevi'nde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner’in evsahipliğindeki resepsiyon nedeniyle katılmamasını ben farklı yorumluyorum.Türkiye, demokratikleştikçe asker de şimdiye kadar olduğu gibi daha çok vitrin yerine, kendiyle barışık ortamlarda olacaktır. İnsanları istemedikleri kıyafet ve görüntü içinde olmaya zorlamak da demokrasiye aykırı bir durum olmaz mı?
Askerlerin Çankaya Resepsiyonuna katılmayışını bir protesto olarak algılamıyorum. Normal bir Demokrasi’de olması gereken, askerin kendi garnizonunda bayram yapıyor olma hakkı olarak görüyorum. Fakat, tesadüf mü bilemem ama TSK ile CHP’nin sözbirliği yapmışcasına aynı davranışı sergiliyor olmuş olmasının da mutlaka mantıklı bir izaha ihtiyacı vardır. Bunu bilenler de cevaplandırırlarsa toplum için aydınlatıcı olur. Yoksa bayram şekeri elinden alınmış çocuklar gibi alınganlık yapma gibi bir algının oluşması da kaçınılmazdır. Aksi halde bu ülke herkesin babasının çiftliğinden büyük bir ülkedir!
CHP genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Çankaya Resepsiyonu yerine İstanbul’da Kadıköy’de ki partililerinin meşaleli yürüyüşün de, yani “Beyaz Türk”lerin yoğunluklu olduğu Bağdat caddesinde önce kucağına asker kıyafetiyle elinde Türk bayrağı olan bir çocuk veriliyor, sonra da “Cumhuriyetimizi kemirenlere yenilmeyeceğiz. Biz Türkiye’yiz, biz cumhuriyetiz. Ve hesabını soracağız cumhuriyet karşıtlarından. Bizi kimse bölemez. En büyük güç biziz ve biz halkız. Yaşasın Cumhuriyet, yaşasın Mustafa Kemal. Karanlıkları aydınlığa çıkarıncaya kadar tek yürek yürüyeceğiz” diye konuşuyor. Yani “biz bu ülkenin kamberiyiz” mi? demek istiyor!
lafla peynir gemisi yürüse iyi de işler sadece lafla yürümüyor öyle değil mi? Yukarda izah etmeye çalıştığım “Cumhuriyet bayramı bizim bayramımız” mantığı yatmıyor mu bu konuşmada? Ne yani “bizim bayramımız” derken !?? sahi siz kimsiniz?...Yani Resepsiyona askerin gitmemesini anlarım da CHP liderinin gitmemesini anlayamam(!) zaten benim anlamam da önemli değil zira nasılsa anlayanlar vardır bu ülke de öyle değil mi? Bu vesileyle Cumhuriyet bayramınızı gecikmeli olarak da olsa kutluyorum, yarınlarda bugünkü gibi değil de gerçekten bayramların tüm ülkede bayram olarak yaşanıldığı günler dileklerimle kalın sağlıcakla.
