, Test

Eminbeyin şansı

 M. Kemal AYÇİÇEK -30 Temmuz 2012 

Yeni kuşak değil ama bizim kuşakların kollarında saatler vardır, saatini kolunda göremeyen bizim kuşaklar, mutlaka kendinde bir eksiklik hisseder, tıpkı şimdilerde yeni kuşakların ellerindeki cep telefonları gibi. Bizim çocukluk yıllarımızdaki en önemli ve değerli aksesuarımız kol saatlerimizdi çünkü, biz o yıllarda saate verdiğimiz paraya acımazdık. 
Şimdi varsa şöyle orta kuşaktan bir tanıdığınız veya eğer siz de mesela kol saati taşıyorsanız en son saatinizi ne zaman aldınız, ya da o tanıdığınız her hangi birine sorun bakalım, kolundaki saat kaç yıllıktır mesela. Kol saatleri bizim göz ağrımızdı, o nedenle de öyle hadi yeni bir modeli çıktı hemen alalım gibi bir müsrifliğe prim vermezdik. Benim kolumdaki saat, tam otuz iki yıldan beri benimle beraber, denize de girsem, kaplıcaya da girsem çıkarmam, o kolumda olmadığı zaman uyuyamam bile..Çünkü, 32 yıllık ahbabım, dostum, sırdaşım. Ne yaptıysam her şeyimin en yakın şahidi, kısaca benim Dünya’daki Kirâmen Kâtibîn meleklerimden biri gibidir. Günahlarımı da sevaplarımı da en iyi bilendir.
Fındık ayı geldi ya bizim gurbetteki akrabalarımız, komşularımız, dostlarımız da Sila-i rahimdeler şimdilerde, bir de Ramazan ayı olunca gündüzlerden çok iftar sonrası muhabbetlerimiz sahura kadar uzuyor. Havalar da sıcak olunca mahallede kim var kim yok,  arabalara doluşup, soluğu denizde alıyoruz. Hem iyi bir serinleme, hem de sahura kadar iyi bir eğlence oluyor çocuklar için ama biz de tabi arada, çocukların bahanesi ile güya onlara mihmandarlık yapar görünüp, aslında biz de çocuklar gibi mutlu oluyoruz. Bir akşam erkekler doluşuyorsa arabalara bir sonraki akşam kadınlar ve kızları götürüyoruz denize böylece herkesin gönlü de olmuş oluyor. 
Tam kırk  yıl öncesinde daha çocukken Rize’nin Uzunköy(Redoz)ünde kamyon kasalara doluşurdu kadınlar, ellerinde fenerler ile böyle Ramazan gecelerinde giderlerdi denize, o zamandan kalmıştı aklımda, çok neşeli olurdu, herkesin mutluluğu, gündüzleri çay toplama işine yansırdı, şimdi ki gibi çay makasları yok, ellerle toplanan çaylarda daha bir şevkle çalışılırdı.
 Şimdi bizim Doğu Karadeniz de iş zamanı, çay bir yandan fındık bir yandan derken gündüzler baya bir yorgunluk oluyor, bunun da en güzel dinlencesi deniz sefaları oluyor işte. Taci abi, bizim Eminbey’i aradığında, “Gahuradayım(Yeşilce), on dakikaya gelirim” diyip, bizi tam 45 dakika beklettikten sonra yanımıza gelip, “siz gerçekten denize mi gidiyordunuz, ben şaka sanmıştım” diyip, nasılsa saat gecenin 22.30’u olmuş, bu saatten sonra da deniz gidilmez mantığı ile bize mani olmaya kalkınca, biz ona rağmen denize gittik. Tabi o da bizim arkamızdan yetişti ama deniz kenarında kendi çocuğuna, “sen denize girmeyeceksin” diye de bağırdı. Aslında onun kızgınlığı bize idi ama o bize engel olamayınca kendi oğluna bağırmayı, kendinin en tabi hakkı sandı.
Eminbey, normalde yüzmeyi pek sevmiyor, bu biraz yüzmeyi bilmemesinden biraz da  çocukluğunda denizde birkaç hoşnutsuzluk anısından kaynaklı, o zamandan beri de denize pek sıcak bakmayan bir yapısı var. Eminbey, deniz kenarındaki kayalıklara oturdu, biz denize girdik, bir haylı zaman sonra Eminbey, “yetmedimi hadi çıkın denizden sahur zamanı oldu” diye sık sık söylenir oldu. Tam denizden çıkarken kolumda saatin olmadığını fark ettim, “saatim kaybolmuş” dedim. Eminbey buna, derin bir “ooooohhh” diyerek cevap verdi.ardından da , “ne has oldu sana, ben size denize gitmeyin demedim mi, beni dinlemediniz bak ohhh, ne iyi oldu” diye de ekledi.Bu sefer biz o denizdeki on sekiz kişi, koyulduk saati aramaya, bir yarım saat gecenin karanlığında denizde saat aradık ama bulamadık tabi. Üzerimizi giyerken bir baktım ki saat, elbiselerin yanında. Fakat saat çıkarma gibi bir alışkanlığım olmadığından o Eminbey’in oğluna bağırdığı sırada bende sinirlenmiş ve saati çıkarmışım farkında olmadan. Tabi saat bulununca Eminbey’in  çektiği “oooohhh” lafı, havada kaldı.
Bir sonraki akşam yine denize gittik tabi ama bu sefer daha da kalabalık halde, her denize gidişimiz de İstanbul’dan yeni gelenler de ekleniyor, sayı habire artıyor. Saati kolumdan çıkarmadan girdim bu sefer denize, fakat deniz de tutturmuşlar bir deve güreşi, gruplar halinde deve güreşi oyunu oynanıyor. Ara sıra mola veriyoruz, bu molalarda saatten söz ediyoruz, artık benim saat iyice göze batıyor, o sırada Refik abi, “bu saat mi o kolundaki” diye işaret ediyor, tekrar denize giriyoruz derken orada gerçekten saatim denizde kayboluyor. Tam denizden çıkarken, “bu sefer gerçekten kayboldu” diyorum, Eminbey, hem gülüyor hem de daha bir derinden “ohhhhhhhhhhhh” diyor ve rahatlıyor. Biraz arıyoruz saati ama önceki gece gibi çok ısrarcı da olmuyoruz, ben saatten ümidimi kesiyorum, bizim çocuklar, “sana bir saat alırız” diye teselli ediyorlar beni, gülüşüyor ve denizden çıkıyoruz.
Taci ağabeyler de sahura kadar çay içiyoruz.Trabzonlu boksör Selçuk Aydın’ın ABD’deki Meksika asıllı ABD'li Robert Guerrero ile WBC Welterweight Dünya Şampiyonluk boks maçını izleyeceğiz, Yıllar önceleri Muhammed Ali’nin boks maçlarını izlerdik sabaha karşı, nostalji olsun o günleri tekrar bu kez Selçuk Aydın’la yad edelim diyoruz ve bekliyoruz. Maçı izliyoruz büyük bir heyecanla ama mağlup oluyoruz tabi. Fakat Taci abi, Selçuk Aydın’ın son raundlar da kendi istediği gibi yumruk atamamasına sinirleniyor, bağırıyor, dövünüyor ama olmuyor. Moralimiz bozuluyor, ama kızgınız ikimizde, “Taci abi, bu kızgınlıkla bizi deniz paklar” diyorum, ve akşam girdiğimiz yerde tekrar denize gidiyoruz. Deniz gözlüğü ve paletleri alıp ben dalıyorum, Taci abi kenarlarda bense saati düşürdüğümü tahmin ettiğim yerlerde arıyorum saati, yarım saat sonra da buluyorum tabi. Benim saati bulmam Selçuk Aydın’ın yenilgisinden bozulan moralimizi düzeltiyor ve eve dönüyoruz. 
Eve döndüğümüz de annem kolumda saati görünce,“buldunuz hemi, koca denizde saat bulunur mu oğlum, sen cinli misin?”diye sorudu, güldüm. Taci abi, “saati bulduğumuzu Eminbey’e sakın söyleme, kolunda görünce bakalım ne yapacak” diyor. Öte yandan meğer Eminbey, iftara gittiği arkadaşlarına benim saatimi kaybetmiş olmamı  anlatırken “Bir ohhh çektim, meğer saati arabadaymış oooohhum boşa gitmişti ama sonraki akşam öyle bir  derinden oooohhh çektim ki, tam yüreğim rahat etti” demiş.. Şimdi garibim Eminbey, koskoca deniz de saati bulduğumu öğrenince ne kadar canı sıkılacak bunu yaşayarak göreceğiz. O saat benim İstanbul’da ilk girdiğim işteki bir haftalık emeğimin karşılığı idi. Tanıdık bir saatçiden  8 bin liraya almıştım ve o gün bugün de kolumdan çıkarmamışım. Kolum hareket ettikçe kurulan ve pili olmayan zahmetsiz  bir saat bizim ramazan eğlencemiz oldu. Kolumdaki saatin ekonomik ömrü yirmi yılmış, ama ben onu tamirlerle ömrüne ömür katmış oldum tabi.  Kalın sağlıcakla.
YORUM EKLE

Test