(Yeni bir yazıya gerek duymadan bir yıl önceki yazımı aynen yazma yerine yeniden bilginize sunmak istedim.28 Temmuz 2008 mka)
Devlet’e saygı gerek
M. Kemal AYÇİÇEK – 7 şubat 2007
Vatandaş oy verip milletvekillerini yasama görevi yapmak üzere TBMM’ye gönderiyor. Bu meclis, gelişmiş ülkeleri de dikkate alarak ama milletin ruhuna ters olmayacak yasaları yaparken, Devlet’in vatandaşına en iyi hizmeti vermesini sağlamayı hedefliyor şüphesiz. Çıkarılan yasalar, Cumhurbaşkanınca da onaylandıktan sonra kanun olarak resmi gazetede yayınlanıp yürürlüğe giriyor. İyi de sonra ne oluyor, işte o sonrasında iş karışıyor!
Asıl sorumluluk kanunlar çıktıktan sonra vatandaşın sırtına biniyor. Yükümlülük o zaman vatandaşa kalıyor. Vatandaş, bu kanunları ne kadar iyi algılayıp içselleştirip de uyum sağlayabiliyorsa o zaman Devlet’te işler iyi yürüyor. Yok ama o kanunlar olduğu halde bunları dikkate almayıp, kendi makam ve mevkiini kanunlara aykırı kullanan kamu görevlileri oluyorsa o zamanda Devlet nezdinde dolayısıyla da vatandaşa saygısızlık oluyor. O zaman Devlet içinde, devlet imkanlarını kullanarak, aklınca kanun (hükmünde) yerine kendini ve veya arkadaşlarını da koyarak, işler yapmaya kalkan kamu görevlileri, devlete zarar verir hale gelince buna “derin devlet” denilir olmuş.
Şimdi konuşulan bu.. Derin devlet.. Oysa bu rejim kendi koruyucusudur, aslında devletin öyle özel, tüzel, gayrı resmi veya vehimli organizasyonlara ihtiyacı yok, olmamalıdır da! Buna Devlet mi gerek duymuş, sanmıyorum ama Devlet içinde bir makam ve mevkii edinen ve Devlet’in kendisine verdiği görevi beğenmeyen veya daha fazlasını olmak isteyen ama bunu elde edemeyenler, tabiri caizse belki de kendi kendine gelin-güvey durumu yaratarak, aslında Devlet’e saygısızlık yapıyorlar. Hani sofu softa kesiminde kendini dine adayarak ortaya çıkan bazı tipler vardır zaman zaman haber olurlar, ve kendilerini Mesih ilanına kadar vardırırlar ya aynı hesap.. Beridekiler de Devlet’i o kadar Devlet’ten kıskanır ve benimserler ki, işte sonunda Derin devlet olur çıkarlar(!) işin içinden.(kendilerince tabi).
Ha bir suru faili meçhullerle anneler babalar sokaklarda hak arar durur bu Hukuk Devlet’inde ama ne gezer! Hukuk üstünlüğünü tanıyan kim? Hele onlar, kendilerini yine Devlet imkanlarıyla gizlemeyi öylesine başarırlar ki, bundan kimselerin haberi olmaz! Hele asıl Devlet’in yöneticilerinin bile ruhu duymaz! Olaylar kendiliğinden olur, ondan sonra da sır olur kaybolur, kimse adını da koyamaz bu işlerin önü de arkası da alınmaz!
Oysa vatandaş Devlet’inden emin olarak, güven duyarak, vatandaşlığından gurur duyarak, her karış topağını kendi yurdu sanarak o’na bağlılığında kusur etmemeye özen gösterir. Devletine karşı milli, vicdanı hatta ruhi görevlerini aksatmamaya çalışır. Saf ve temiz yüreğiyle, elinden geldiğince her türlü fedakarlığı Devleti için yapar, canından, malından geçer ve minnetle, şükranla bu vatan toprağının bölünmez bütünlüğü için konan haklı haksız her türlü vergisini verir, o’na saygı duyarak, gönlünce ve seve seve, tüm içtenliğinle hem de..
Ama o güven duyduğu devlet’de kendi vergisiyle maaşlarını ödediği bir takım insanlar, o sade vatandaşın tüm ruhuyla güçlenmesini istediği Devlet’i olur olmaz zamanlar da tüm Dünya’ya karşı boyun büktürür hale getirmekte bir beis görmezler. Ardından da bunu sözde “Devlet için yaptık”la izah eder, bu millete yazık ederler..Sanki bu vatan için sadece onlar seferber olmuşlardır, sanki bu vatan için sadece onlar silah taşımışlardır, sanki bu vatanın sadece öz evlatları kendileridir, sanki Devlet onlarsız ayakta duramaz ve sanki sadece onlar nöbettedir.
Adamın birinin bir hülyası var, daha doğrusu sadece ve sadece bir tek emeli var, tek arzusu, yaşamının en anlamlı gayesi ve ideali, nedir biliyor musunuz? Beline ruhsatlı bir silah takıp, şöyle iskele caddesinden meydanın göbeğine kadar yakalanma korkusu olmadan, adam gibi yürüyerek çıkabilmek. Düşünebiliyor musunuz böyle bir vatandaşı..”ahhh” diyor, iç çekiyor ve o özlemle yanıp tutuşuyor! Çok çekmiş, ruhsatsız kaçak silah taşımaktan, bulundurma ruhsatı var ama o kesmiyor, “ o ne ki?” diye bir de aşağılıyor, bulundurmayı.İlla da “taşıma ruhsatlı olacak” diyor, ardından da “bu dünyadan göçeyim, gam yemem” diyor. Yanıp tutuştuğu şeye bakın..
Şimdi bir silahı taşıma ruhsatlı edinmek için bunca hayali olan saf vatandaşların olduğu ülkemizde, o silahı taşımayı hak edinmiş tuzu kuruların kim bilir ne hayalleri, ne emelleri vardır değil mi? Ama akıl işimi, belindeki silahla adamlık ya da kahramanlık hayalleriyle kalkıp bu ülkede her hangi bir durumdan vazife edinip de ülkenin adına kara lekeler sürdürecek eylemler de bulunmak? Hangi hakla, hangi mantıkla hem de bir Hukukun üstünlüğünün tartışılamayacağı bu ülke de? Var mı bunun mantığı? Böyle bir kafa, bu ülkeye yarardan çok zarar getirmez mi? Allah’tan cep telefonları, kameralar falan varda şimdiler de isteyen herkes istediği atı oynatamıyor, veya at oynatmaya kalkınca eskisi gibi oynatamıyor! Kalın sağlıcakla..
