Bir yaşlı kadın..Karadeniz’deki köylerde yaşanılan evlere baktığınızda görürsünüz, hangi evde kimler var diye baktığınız da bir karı bir koca..mutlaka vardır çocukları, ama gurbettedirler çoğunlukla.onlar, birbirlerine omuz verip, birlikte yaşama tutunma gayretindedirler.televizyonlardan sadece haberleri belki bulabilirlerse de belgeselleri seyreder, o belgeseller üzerinden hayatın akışını izler, belki de kendilerini böylece güncellerler. Kimi zaman da telefonlardır onların cansuyu..
Hava güzel olunca bağda, bahçede veya ahırda olunca da zaten zor duydukları telefon zilinin farkına vardıklarında, telefona koşuncaya kadar telefon zilinin kesilmesi, ve o telefona yetişememiş olmaları bile büyük sıkıntı olur içlerinde..”bir telefon gelmişti, yetişemedim. Bir kere daha çaldırsaydı ne olurdu!” diyordu yaşlı kadın.. kimdi arayan, zaten her zaman aranılmıyor ama aranınca da çalan telefona yetişememiş olmanın verdiği eziklikle kendini sorguluyor. “kulaklarım duymuyor zaten, duydum telefonun zilini ve koştum ama tam telefonun yanına geldim ki sustu, bekledim biraz daha belki yeniden arar diye ama aramadı. Kimdi arayan, acaba Emine mi?, Ömer mi?, Bilgehan mı?Osman mı?, Hasan mı?, yunus mu?, Bedirhan mı?, Enes mi?, Fatih mi? yoksa Necmettin mi?, Müco mu? Mani mi? kimdi arayan? Gizem mi? Utku mu? Zekeriya mı? Necati mi? yoksa Onur mu?” diye tekrarlayıp duruyor, sayıyor gurbetteki tüm yakınlarını..
Çalan telefon cep telefonu değil ev telefonuydu. Sadece yola bakan bir odasında evin. Ahırdan duyulması zor, sadece evin kapısının önündeyseniz duyabilirsiniz. İnsan yaşlandıkça telefon zillerinin seslerinin sırf onlar, yaşlı insanlar duyamasınlar(!) diye kıstıklarını bile düşünüyor dur kim bilir. Onun için de sürekli telefon değiştirip, telefonun gelmemesini bile belki de telefonlara bağlayıp, sık sık telefonları da yeniliyorlar. “Yeni telefon aldık, onun zilinin sesi sanki daha iyi çıkıyor” diyor yaşlı kadın hafif tebessümle..Durup durup “kimdi acaba arayan, bir kere daha çaldırsaydı” diye iç geçirip, ne yaptıklarını anlatıyor ara ara yaşlı kadın. Evet, Bayram’da veya kandil akşamlarında sıra sıra aranıyorlar, o zaman telefonlar daha sık çalıyor ama kandiller geçip, bayramlar geçip de günler normale dönünce susuyor o telefonlar. Oysa yaşlı kadın da yaşlı Karadenizli koca da telefona bile hasret kalıyor, kalabiliyorlar..
Kimileri bir düzene oturtmuş, haftanın belli bir günü telefonla arama alışkanlığını vermişse o yaşlı anne ve babasına, o yaşlı anne de baba da o günün gelmesini iple çekiyorlar meğerse.. “Bir telefon nedir ki, onunda bekleyeni var” demeyin sakın, var bekleyenler işte başta Karadeniz deki tüm anne ve babalar bekliyor o gurbetten telefonları..O yaşlı kadın ”Hasan arardı, Emine arardı acaba aradılar da mı biz duymadık, acaba neden aramadılar. Acaba çocuklara bir şey mi oldu, neden aramadılar?” der, sonra bir torununun belki bir belki beş yıl önceki sözleriyle avunur dururlar. Hep bir umutla, belki alıştıkları tüm ailenin bir araya toplanacağı günün özlemi ve hasreti ile sabra sığınır dururlar.
Şehirlerde belki kaloriferli dairelerinde belki de doğalgazlı evlerinde yaşlı anne ve babalarını akıllarından çıkarmayan yine o anne ve babalara yaşça yakın olanlar düşünebilir sadece telefonun ne kadar önemli olduğunu ama onlar da unutunca işte Karadeniz de bekler anne ve babalar..Zamane çocukları belki akıl edemez köydeki dedeyi, neneyi telefonla aramayı ihmal da eder. Oysa en fazla sevilenlerdir o aramayan torunlar, yeğenler, çocuklar, gelinler ve evlatlar.
Karadenizin yaşlı insanlarını, hele köylerinde yetişmiş yaşlı insanlarını şehirlerde altın kafese koysanız en fazla tutabileceğiniz bir haftadır. Şehirdeki köşklerde, konaklarda ağırlasanız, o kaloriferli veya doğalgazlı lüks daireleriniz de bağlasanız duramaz, durduramazsınız. Onlar, siz isteseniz de istemeseniz de köydeki kırık dökükte olsa, sizin “burada da durulur mu, yaş mı yaşanır?” diyeceğiniz evlerde rahat eder, huzur bulur ve o gurbet telefonlarına razı olurlar. Kaç kişi bilirim öyle, anne ve babasını alıp, bir elini sıcak sudan soğuk suya değdirmemeye çabaladığı halde bunu başaramadıklarını. Karadeniz insanı, Karadeniz den başka yerde huzur bulamaz. O havayı, suyu, evinin kirini pasını belki çamurunu özler. Özlemlere bunun için katlanır!
“bir kere daha çaldırsaydı telefonu ne olurdu” diyor hala yaşlı kadın, üç beş kez tekrarladı bunu. Aklına ne gelse, ne desen, nasıl teselli etsen boş, olmuyor. Yaşlılık..”Kulaklarım biraz duyardı, şimdi çok zor duyabiliyorum” diyor bir yandan da..Zaten ender aranmayı beklediği telefonlara yetişememek, yetiştiği gelen telefonları tam anlamıyla duyamamak, canı istediğin de aramak, sesini duymak istediklerini arayamamak bir kader olmuş karadenizin yaşlı insanlarında. Siz istediğiniz kadar “internet var, cam var, görüntülü telefonlar” var diyin, o telefonlara gerçekten ihtiyacı olanların, onları kullanamıyor olmaları değil mi kader!
Bir telefon deyip geçmemek lazım. Hem de sadece bayram ve kandil de demeden..O telefonun çaldığında ister yaşlı erkek isterse Karadeniz kadını olsun, onun o telefona nasıl koştuğunu bir görebilseniz, cep telefonlarına özel notlar döşenir, anne ve babaların aranması için bir alarm bile kurarsınız kim bilir. Biliyorum, herkes anne ve babasını aramak ister, ister de zaman bulamaz(!), fırsatı olmaz(!) belki kimilerinin kontörü de yoktur(!) kim bilir. Hiçbir bahaneye sığınılmadan Karadenizli yaşlı anne ve babaların daha sıkça telefonlarla aranması temennim olur sadece. Bayram haftasındayız, bu vesile ile Kurban Bayramınız mübarek olsun. Kalın sağlıcakla
