, Test

Adab-ı Muaşeret nedir?

(İslam Hukuku dersleri)

Not: konuyu baştan okumak için tıklayın

2- Ahlak kuralları

Genel bir tanımlama ile ahlak, bir toplum da iyilik ve kötülük hakkın da oluşan değer yargılarına göre yapılması ve yapılmaması gereken davranışlara ilişkin kuralların toplamından ibarettir.

Bu kurallar da din ve hukuk kuralları gibi insan davranışlarını düzenleyici bir niteliğe sahiptir. Ahlak, Objektif ve sübjektif olmak üzere ikiye ayrılır.

Objektif Ahlak, insanın diğer fertlere karşı olan ödevlerini bildirir. Buna toplumsal (İctimai) ahlak adı verilir.

Sübjektif Ahlak ise, insanın kendi nefsine karşı olan ödevlerini ele alır. (10)

Hukuk kuralları ile ahlak kuralları arasın da sıkı bir bağ vardır.

Bir toplumun genel ahlak kurallarına uygun olmayan kanunlar sürekli olamazlar.

Hukukun özellikle kanunun maddi yaptırımı devlet zoru ise, manevi yaptırımı da maşeri vicdan ve ahlaktır.

Kanun koyucu, bir hukuk kuralı koyarken ahlak kurallarını göz önüne almak zorundadır. Devlet yaptırımına bağlanmış ahlak kurallarının hukuku oluşturduğunu ileri sürenler de vardır.(11)

Hugo Grotius (ö.1648)’un tabi hukuk nazariyesi(12), tabii hukuk ile ahlakı aynı şey olarak gösterecek kadar birbirine karıştırmıştır.

Christian Thomasius (ö.1728) ise, tabii hukuku tamamıyla ahlaktan ayırmaya çalışmıştır. Ona göre hukuk kuralları, yapılması gereken ve diğer insanlara karşı görevlerimizin neler olduğunu gösterir.

Dolayısıyla hukukun esasını “Kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma” düsturu teşkil eder.

Ahlak kuralları ise, kendimize karşı olan görevlerimizi tespit eder. Buna göre ahlakın esası da , “kendine karşı öyle hareket et ki bu, başkalarından kendilerine karşı yapmalarını istediğin şey olsun” düsturudur.(13)

Ahlak, vicdanımızı idare etmesi gereken ve dış davranışlarımızdan kendisini gösteren mutlak ve genel prensipleri verir.

Hukuk ise, dış fiillerimizle uğraşır; iç fiillerimizle de ancak toplumun veya fertlerin açıkça zararına yol açan bir tecavüz halini aldığı zaman meşgul olur.

Yani Hukuk, niyet ve düşünce alanın da kalan iç fiillerimizle ilgilenmez.(14)

Medeni kanunumuzla Borçlar kanunumuzun bazı maddeleri, ahlakın hukuk düzeni üzerindeki etkisini gösterir.(15)

Ceza kanunumuzun ahlaka aykırı olan bir takım fiilleri suç sayması, ahlakın kamu hukuku alanın da da etkisi bulunduğunu açıkça belirtmektedir.

Hem dince hem de ahlakça kınanan adam öldürme, hırsızlık, zina, ırza geçme, iftira ve yalanca şahitlik, Türk Ceza Kanununca da yasaklanmıştır.(16)

3- Görgü Kuralları

Fertlerin birbirleriyle karşılaştıkları zaman nasıl davranacaklarını; konuşma, oturup kalkma, giyinme, yeme ve içme yöntemlerini;

Topluluklar da tören, düğün ve bayramlar da nasıl hareket edeceklerini gösteren kurallara görgü kuralları (Adab-ı muaşeret) adı verilir.

Hukuk kurallarından tamamıyla ayrılması çok güç olan bu görgü kuralları, din ve ahlak kurallarıyla da karışırlar.

Prensip itibarıyla hukuk kuralları akli nedenlere, ahlakı esaslara ve din kuralları da kutsal öğretilere dayandıkları halde, toplumsal görgü kurallarının bunlara benzer dayanakları yoktur.

Onlar, çoğunlukla bir moda veya fantezi niteliği taşırlar.

Bıyık ve sakal bırakma, ya da bunları kesme, zaman ve ortama göre değişiklikler gösteren giyim - kuşam biçimleri, görgü kurallarına bağlı şeylerdir.(17)

4- Hukuk kuralları

Kişilerin doğrudan doğruya dış ilişkilerini düzenleyen ve genellikle devletin maddi gücü ile desteklenen kurallar toplamına hukuk kuralları denilmektedir.

Toplum hayatını düzenleyen hukuk kurallarını din, ahlak ve görgü kurallarından ayırmak güçtür.

Bütün bu kurallar arasın da karşılıklı etkiler söz konusudur.

Bir kısım din ve ahlak kuralları, belli bir zaman da ve belli bir çevrede hukuk kuralları olarak kabul edildikleri halde, bazı hukuk kuralları da zamanla dini veya ahlaki prensipler halini alabilir.

Bazen de herhangi bir hükmü birlikte paylaşabilirler. Söz gelişi, hırsızlık ve adam öldürme gibi kimi fiiller hem din, hem ahlak hem de hukukça yasaklanmıştır.

Öteki toplumsal düzen kurallarıyla hukuk kuralları arasın da, özellikle yaptırım bakımından önemli ayrılıklar vardır. Bütün toplumsal hayat kurallarının bir yaptırımı vardır; yani bu kurallara uyulmaması en azından toplumun tepkisine yol açar.

Fakat hukuk kurallarının yerine getirilmemesi halin de devletin maddi gücü kendisini gösterir ve bu kurallara uyulmasını sağlar.

Toplumun huzur, sükun, güvenlik ve barış içinde yaşamasını yakından ilgilendiren hukuk kuralları, devletin zorla yaptırma gücü ile desteklenmekte olup özellikle bu nitelikleriyle öteki toplumsal hayat kurallarından ayrılırlar.

Bununla birlikte bazı hukuk kurallarının devletin maddi desteğinden yoksun olduğu da görülmektedir. Söz gelimi, nişanlılık, veya evlenme vaadiyle yapılan hukuki bir anlaşma olduğu halde, nişanlılardan biri bundan vazgeçerse onu evlenmeye zorlayacak hukuki bir yaptırım yoktur.(18)

Teokratik veya yarı teokratik hukuk düzenlerin de din, ahlak ve hukuk kurallarının birbiriyle olan ilişkileri içiçe giren dairelerle gösterilmektedir.

Modern ve laik hukuk düzenlerin de sözkonusu kuralların birbirleriyle olan ilişkileri ise kesişen daireler biçimin de ifade edilmektedir.

Hukuk kurallarının unsurlarını da düzenleyicilik, emredicilik, yasaklayıcılık ve yaptırım teşkil eder. Bu itibarla hukuk kuralları sınırlayıcı bir karakter taşırlar.

Zira bu kurallarla yönetilen bir toplum da kişiler hak ve ödevlerinin dışına çıkamazlar, başkalarının hak ve menfaatlerine de saygılı olmak zorun da kalılrlar. Esasen herkesin alabildiğine hür olduğu bir toplum düzeni düşünülemez.

Fransız düşünürü Bossuet (ö.1704)’ nin deyişi ile “herkesin istediğini yapabileceği bir yerde, hiç kimse istediğini yapamaz. Baş olmayan yerde herkes baş olur.Herkesin baş olduğu yerde de herkes köledir”(19)

Devam edecek...

YORUM EKLE

Test